Ünlü isimler mutfakta hünerlerini sergiledi

Samsung Electronics Türkiye, Mutfak Sanatları Akademisi’nde düzenlediği keyifli bir organizasyonla misafirlerini ağırladı. Yemek yazarı Sedef İybar’ın şefliğinde gerçekleşen lezzet buluşmasında ünlü isimler mutfak becerilerini bu organizasyonda gösterdi. İş ve sanat dünyasından birçok ünlü ismin katıldığı etkinlikte kıyasıya bir yarış oldu. Misafirler arasında bulunan Demet Akbağ, yaptığı esprilerle davetlilere eğlenceli anlar yaşattı ve kahkahaların yükseldiği, lezzet ve sohbetin buluştuğu etkinlik keyifli bir akşama dönüştü.

Jolly Global lige çıkıyor

Jolly Global lige çıkıyor

Jolly yeni logosu, teknoloji yatırımları ve global oyuncu olmak yolunda ilk adımlarını yaptığı basın toplantısında anlattı. Jolly Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar, 2019 yılı için ciro bazında yüzde 35, misafir sayısında ise yüzde 15’lik büyüme oranı hedeflediklerini belirtti.  Goldman Sachs’ın şirket içinde azınlık hisse payını Ekim ayı içinde ek yatırımla arttırması Türkiye ve şirketimize güvenin göstergesi olduğunu söyleyen Vardar, “Goldman Sachs’tan aldığımız bu destek ile global arenadaki varlığımızı daha yukarılara taşıyarak, küresel düzeyde iddialı oyunculardan biri olmayı hedefliyoruz” dedi.

Mete Vardar,”2018’i zorluklara rağmen yüzde 25 büyüme ile kapatacağız. 2019 yılı hedefimiz ise yüzde 35’in üzerinde bir büyüme yakalamak. Bu büyüme oranları bizleri memnun ve motive ediyor. Jolly markası olarak bizleri mutlu eden bir diğer gelişme de, dünyanın en büyük yatırım banklarından olan Goldman Sachs‘ın şirketimiz içindeki azınlık hisse payını daha da artırması oldu. Bu sadece bizim için değil, Türkiye ve Türk turizmi için de çok önemli bir güvenin göstergesidir. Goldman Sachs’dan aldığımız bu destek ile global arenadaki varlığımız daha da yukarılara taşıyarak, küresel düzeyde iddialı oyunculardan biri olmayı hedefliyoruz. Yine bu vizyona uygun olarak logomuzu da yeniliyoruz. Artık Jolly olarak yolumuza devam edeceğiz. Yine en büyük önceliğimiz misafir memnuniyeti olacaktır” dedi.
“2019’dan beklentilerimiz çok daha yüksek”
Jolly büyüme hedeflerinden bahseden Vardar, “Bizim için 2018’in önemi, özellikle son senelerde siz de takip ediyorsunuz, teknoloji şirketimizin bir hazırlığı vardı. Bugün artık sonuçlandı. Geçen ay itibarıyla ilk fazını tamamladık. Jolly için yeni dönem yani 2019, büyüme hızımızda önemli gelişmelerin olacağı bir yıl olacak. 2019, özellikle iç pazarda, belki pazarın daralması olanağı gözüken bir senede, büyüme hedefimizi çok daha yukarılara çıkartarak devam ediyoruz. 2019’dan beklentilerimiz çok daha yüksek. Sizlerin de desteğiyle beraber İnşallah iyi bir sene olur. Tabii sadece Jolly için değil; İnşallah ülkemiz için de güzelliklerin, mutlulukların, hep konuşulduğu bir sene geçiririz.Yurt dışı turlar bizim için çok önemli. Tabii ki ana işimiz otel pazarlamak, otel satmak ama bir şirketin esas ruhunu, kalitesini belirleyen şey paket turlardır. Yurt dışı paketleri, kültür paketleri Çünkü gidilecek destinasyon, program, rehber, otel, ulaşım aracı gibi bir sürü unsurun beraber olduğu bir düzendir. O anlamda biz yurt dışı turlarında geri adım atmıyoruz. Önümüzdeki sene için yine büyüme hedefi koyduk. Türk turizmi hak ettiği yere yavaş yavaş geliyor diye düşünüyoruz. Ama bu bağlamda güvenlik çok önemli. İnşallah ülkemizde hiçbir olumsuzluğun konuşulmadığı bir dönem olur. Ülkemiz de gerçekten hak ettiği turizm değerlerine ulaşır diye düşünüyorum. Şu anda veriler de bu yönde devam ediyor” dedi.
‘Tatil lüks değil, ihtiyaçtır’
Tatilin herkes için bir ihtiyaç olduğunu lüks olmadığını ifade eden Vardar,”Tabii burada sadece ticaret yapan bir şirketin yönetim kurulu başkanı olarak değil, biz işimizi biraz da sosyal sorumluluk projesi olarak görüyoruz. Tatil gerçekten herkesin hakkı, bir lüks değil, bir ihtiyaç olarak düşünüyoruz. Hatta bence doktorların bile reçete yazması gereken bir şey olması gerektiğini düşünüyorum. Her sene bir hafta bir Türk misafirin kesinlikle tatil yapması lazım. Çünkü güzel geçen bir tatil hem iş hayatımızda hem ev hayatımızda hem sosyal ilişkilerimizde çok daha önemli bir yer alıyor. O yüzden iç pazar çok daha önemli bir öneme sahip. Bu anlamda bence Kültür ve Turizm Bakanlığı ile, TÜRSAB ile birlikte iç pazarla ilgili oluşabilecek bu daralmaya hep birlikte önlem almamız gereken bir dönem yaşadığımızı düşünüyorum. Çünkü biz tatili bir lüks ihtiyaç olarak öne koyarsak bu önümüzdeki senelerde çok daha farklı sıkıntılara sebep olabilir. O yüzden bu günlerde bu konunun çok daha ciddi anlamda ele alınması gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

“Mükemmeli Arayan Kadın”

Prof. Emre Alkin & Melda Kosif

“Mükemmeli Arayan Kadın”

 

–Hayat geldiği gibi ve olduğu kadar yaşanır..

–Başkasının dediği gibi olursam, onun tarif ettiği kadar büyürüm ya da müsaade ettiği kadar olurum… Olmaz böyle şey deyip! Onu da geçtim.

—Evrende kişiyi değerli kılan yaratımlarıdır. 

 

GİRİŞ :

Şahir ruhlu bir Ekonomi Profesörü. Aileden gelen özelliklerini; koyu çalışkanlık, iyi eğitim, çok genç yaşta profesör ünvanı almak şeklinde sıralamak mümkün. Enerjik yapısı ile çok çeşitli alanlarda başarılı bir şekilde varlık göstermek de şahsına münhasır yeteneklerinden. Sürekli anlatıyor, öğretiyor, yazıyor, çoğunlukla konuşuyor. Konuşmadığı zamanlarda en az konuştuğunda olduğu kadar başarıyla şarkılar söylüyor, enstrüman çalıyor. Uzun lafın kısası faklı bakış açısıyla üretiyor. Ortak işleri entelektüel süzgeçten alarak hayata geçiriyor. Dergimizin bu ay ki kapak konuğu sevgili Prof. Dr. Emre Alkin ve Cemiyet hayatının sevilen ismi Melda Kosif… İkili fikir ve sanatı, bu projede birleştirerek “ Mükemmeli Arayan Kadın” isimli kitaba imza attılar. Önümüzdeki haftalarda raflardaki yerini alacak bu keyifli çalışmanın detaylarını siz değerli Pause Citys dergi okuyucularımız için sorduk.

 

 

Şair ruhlu bir ekonomist desek yanlış olmaz her halde… Ne dersiniz, katılıyor musunuz? Emre Alkin: Şair ruhluyum diye bir iddiada bulunamam. Romantik olduğum söylenebilir. Sevgi dolu bir evde büyüdüm. Ara sıra hır gür çıkardı elbette. Ancak büyüdüğüm evdeki sıcaklığı başka bir yerde bulamadım. “Yuva” ile “ev” arasındaki farkı biliyorum diyebilirim. Yazılarımda “yuva” dediğim yerin sıcaklığını tarif etmeye çalışıyorum hep. Bazen sevgilinin kollarıdır, bazen ailenizden size kalmış bir eşyayı kullanmaktır, bazen sizi sevenlerin olduğu yerde bulunmanızdır. Sevildiğimiz yerde değil de, bizi sevmelerini istediğimiz yerlerde dolaşmaktan hoşlanıyoruz. Yazılarımda bunu da anlatıyorum. Fazla şairane olmadı sanırım.

 

Mükemmeli arayan kadın… Bu kitapta neler var?

Keyifli bir hikâye var. Okuyanlar hikâyede kendilerini bulurlar bulmazlar bilemem ama mutlaka yaşadıkları duygular olacaktır. Ben olmaları gerektiği gibi değil gerçekten oldukları gibi olsunlar diye uğraştım ve yazdım bu kitabı. Okuyanlar akılda kalan; içerisinde; popüler kültür, psikoloji, sosyoloji bulunan hoş bir hikâye diyorlar. Çok güzel bezemişsiniz deniliyor. Güzel vakit geçirmek için okunabilecek bir kitap.  Kimseye bir direktif vermek istemiyorum. Okudun hayatın değişecek asla böyle bir şey demiyorum. Herkesin hikayesi kendine ama 21. Yüz yılda baskılanmış olan toplumun derdine bir nebze çare bulabilmek, insanlara cesaret verebilmek ve açıkçası şuan ki gidişata karşı direnişte bulunabilmek için yazdığım bir kitap. Okurken akan bir hikâye, sonu ne olacak diye merak ediyoruz. Sonunda da şokun içerisine giriyoruz.

 

Melda Kosif Emre Alkin’in bir araya gelmesi nasıl oldu?

EMRE ALKİN: Melda Hanımın yıllardır sanatla ilgilendiğini biliyoruz. Mükemmeli arayan Kadın isimli kitap projem gündeme gelince farklılık olması için kendisiyle paylaşmak istedim. Yaptığı çalışmaları daha detaylı görünce; resim, heykel çalışmalarının yanında şiir yazabilen tarafı olduğunu öğrendim. Ben duyguları biriktirip yazıyorum. Bizler herhalde yaş ilerlediği için içimizden gelenleri filtre ederek, duyguları idareli kullanıyoruz. Melda Kosif; çağlayan gibi akan duyguları var.  İkimizi karşılaştırdığınız zaman Brüksel’e gidenler bilir. Bir park vardır Jarden de Bruxelles. Melda’nın duygularını ben bu parka benzetiyorum. Tüm doğal haliyle, vahşiliğiyle güzel bir bahçe var. Ben Emirgan Parkı gibiyim.  Çiçekler var ama illa bir düzenlemeye ihtiyaç var.  Hani derler ya buna bir nizam çekmek lazım… Dar alanda maksimumu verme çabası içerisinde… O ise geniş alanda maksimumu verebiliyor. Bu anlamda başarılı bir buluşma olduğunu düşünüyorum.

 

Melda Kosif teklif geldiğinde ne düşündünüz?

MELDA KOSİF: Emre beyin bana güvenmiş olması inanmış olması böyle bir değerli çalışmayı paylaşması çok mutlu etti. Ancak; illüstrasyon benim alanıma girmediği için İlk önce bir durakladım. Yağlı boya çalışmalarım var. Heykel yapıyorum ama hiçbir zaman illüstrasyon çalışmam olmadığı için yapabilir miyim diye bir düşündüm. Sonra bunun yaşamın getirdiği bir davet olduğunu varsayıp bu projeyi hayata geçirmek istedim. Kendimi denemek istedim. Emre bey, bana çok güvendi, yapabilirlik konusunda o desteği verdi. Kitabı okuyunca çok heyecanlandım. O heyecanla da kendimi bir anda bu serüvenin içinde buldum. Çizimle desteklenen kitapların daha çok ilgi görme olasılığı yüksek. Sonuçta resimler hikayeleri hem destekliyor, hem de okumanın yanı sıra insanların çizimler sayesinde hikayeler ile daha hızlı bağ kurmasına aracı oluyor.

 

Aşk kitaplarını, insan ilişkilerini size yazdıran bu duyguların ilham kaynağı nedir?

Emre Alkin: Yaşanmışlıklar ve bolca da gözlem diyelim. Annemin rahatsızlığı sebebiyle 12 yaşımdan 24 yaşıma kadar yanından ayrılmadım. İstanbul-Londra arasında gidip gelirken sürekli onu ve etrafını gözledim. Sevinçler, hayal kırıklıkları, duygusal iniş çıkışlar, sevgi, öfke vs. her şeyi gözlemledim. Dolayısıyla daha bu duyguları tam olarak tecrübe etmeden bilgi sahibi oldum diyebilirim. Ancak, bunları görüp de “aman bana değmesin” demedim. Hepsini kendim de yaşadım her insan gibi. Yine yanlışlarımdan çabuk dönmem için çocukluktaki gözlemlerim bana faydalı oldu diyebilirim.

 

Bir ekonomi profesörü olarak; kadın-erkek ilişkileri ve insanın iç dünyasına yönelik konularda yazmaya nasıl karar verdiniz?

Emre Alkin:  Ekonomideki arz talep davranışlarının önemli bir kısmı, tatmin-güç-beğeni-kibir-mücadele-azim-yenilgi-tekrarlama gibi kadın-erkek ilişkisinde hep yaşadığımız olguları barındırıyor. Bu sebeple, hayatı gözlemlerken doğal olarak ilişkileri de gözlemliyorsunuz. Bunları yazmaya karar vermem ise 21. Yüzyılda dünyanın her yerinde başlayan “öyle değil, böyle yapın” dayatmasına karşı gelmek arzusuydu. “Hayat geldiği gibi yaşanır” demek istedim.

 

Çok zengin bir alan çeşitliliğinde varlık gösterebiliyorsunuz. Zor olmuyor mu bu kadar alanda var olmak ve başarıyla ilerlemek? 

Emre Alkin: Evli olsaydım zor olurdu. Sürekli meşgul bir adamın eşi olmak kolay değil. Bugün çocuklarıma kaliteli vakit ayırabiliyorum. Çünkü önceden belirlenmiş zamanlarda oldukça paylaşımcı bir baba-oğul ilişkisi yaratabildim. Karı-Koca olmayabiliriz ama iyi anne ve baba olmayı başardık sanıyorum. Zaman ayırmadıkça çocuklara para ayırmanın bir alemi yok. Değerini anlamazlar. Ancak karşılarında müzikten spora, bilimden sanata kadar birçok konudan anlayan anne ve babayla beraber vakit geçirmeleri en önemli kazanç oluyor diyebilirim.

 

Daha açık bir soru sormak istiyorum. Bir profesör olarak alanınız dışında “aşk” hakkında yazmak zor gelmedi mi?

Emre Alkin: Aşk kitaplarını bırakın bir kenara, konferans vermek bile zor gelirdi. Elim ayağım bir birine dolaşırdı. Fakat insan sevdiklerini ellerinde kaybedince değişebiliyor.  Annemin vefatından sonra çok açıldım. Beni yukardan bir yerden seyrediyor, her dakika mercek altında gibi bir düşünceye kapıldım.  Lenny Kravitz – Thinking Of You diye bir şarkısı vardır. “Benden olmamı beklediğin ne varsa inan ki onun için çalışıyorum, didiniyorum, onu olmaya çalışıyorum” der. Her kes o şarkıyı Lenny’nin  sevgilisine yazdığını zanneder, halbuki vefat eden annesine yazmıştır. Ben de onun dediği gibi; annemin benden olmamı beklediği ne varsa yapabilmek için didindim. Sonra babam vefat etti. Bu sefer hiç kaçarım yok ikisi birden seyrediyor duygusunu yaşıyor oldum. O zaman bende açık şeffaf olmalıyım dedim. Bu düşünce şekli özellikle sahnede çok rahatlattı beni… Zaten sürekli seyredildiğimi düşündüğüm için; karşı tarafta çok kişinin seyretmesi fark etmiyor. Yukardan izleniyorum duygusu ifademi de düzeltti. Utangaçtım… “Bunu yazsam mı acaba? Şu sayfayı buraya alayım mı? Bunu yazmaman gerekiyor” diye sayfayı geri koyuyordum. Birçok şeyde böyle yaptım. Ben profesörüm derken; bir dakika dedim. Kendi korktuğun tuzağa kendin düşüyorsun. Sonra kendi kendime dedim ki; bu nasıl bir şey böyle? Profesörsün diye; başkasının dediği gibi olursam, O’nun tarif ettiği kadar büyürüm ya da müsaade ettiği kadar üretken olurum… Olmaz böyle şey deyip! Onu da geçtim. Ben Emre Alkin’im… Prof. Dr. Bu benim sanatımla alakalı,  geçtim oraları çok şükür… Ama çok kolay olmadı. Aşk kitabı da yazdım, risk yönetimi de ekonomi de.

 

Bu konuda ne kadar derinleşmeyi düşünüyorsunuz?

Emre Alkin; Bu konuyu Nirvana’ya çıkarmış; Alain De Botton gibi aşk üzerine, ilişkiler üzerine çok ciddi eserler ortaya koymuş ciddi isimler vardır. Sonra Japon yazarlar var geçmişten bu güne kadar gelmiş ismini sayamayacağım… Bunlar ciddi eserler olarak sayılıyor. Belli bir seviyeye ulaştıkları, çok satan listesine girdikleri için. İnsanların hayatlarına dokunmuşlar. Etki etmişler. Ben böyle bir hevesle çıkmadım ki yola… Birkaç kişinin fikrini değiştirebilirsem, duygularına dokunur da, daha mutlu olmalarını sağlarsam ne kadar güzel kendi adıma… Bazen o birinci kitabım “seve seve aldattım” ı okuyup, hocam “hayatım değişti sayenizde” diyenler var. İnanıyorum onlara ama bir bilim adamının aşk üzerine yazmasını layt olarak görenler de var. Yani demek istiyor ki; sen bir profesör olarak ancak tarih yazabilirsin…  Şimdi bu meydan okuma ile uğraşıyorum.  Çünkü ülkemizde bazı kalıpları aşamamış olanlar var. Sonuçta bir Üniversite de idari bir görevin var. Rektör yardımcılığı yapıyorum. Yeri geldiğinde Cumhurbaşkanlığına sunum yapıyorum, yeri geldiğinde bakanlarla konuşuyorum ama bir yandan şurada gördüğünüz üzere ekonomi, risk yönetimi üzerine kitaplarım var ama iki tane de aşk kitabım da var tuhaf bir kombinasyon oluyor. Müzik de var.  Bu arada Duman gurubu daha kurulurken, çatı olan gurubun sac ayağında bas gitaristtim. Böyle bir adamım ben ama bu Türk insanın kolay kabul edebileceği bir model değil.

 

Kitapta bu tarz durumlara kalıplaştırılmalara yer veriyor musunuz?  O da var. Toplumda bu durum  başka bir yara. Yanlış anlaşılma olmasın. Hanım efendilerin onları anlıyor gibi olmam sebebiyle gösterdikleri ilgi ve alakayı yanlış anlayıp bana karşı erkeklerden sertleşen insanlar da oluyor. Diyorum ki; arkadaş sen kadını kadın olarak alma, ben kadını da erkeği de insan olarak muamale ediyorum. İnsan olarak muamaele ettiğim için beni kıskanıyorsan o ayrı. O zaman seni psikologlarla tanıştırmam gerekir. Ama hayır bir meydan okuma duygusuyla kıskançlık gösteriyorsan buda tuhaf, kendini geliştirmen lazım. Benim; kadına her hangi bir şekilde ah kadın diye bir duyguyla baktığım yok. Çünkü annem; kadına insan olarak bakmayı öğretti bize. Bu önemli bir öğreti. Annelerin çok önemli bir görevi var. Erkek çocuk yetiştirmek kolay bir iş değil. Bir kadına nasıl davranılacağını anne öğretir. Hani güzel bir laf vardır; sana prenses gibi davranan bir erkek varsa annesi  kraliçe gibi bir kadındır diye.. Vallahi benim annem öyle kraliçe gibi bir kadındı. Kıskanacaklarsa annemi kıskanabilirler. Böyle bir anne tarafından yetiştildiğimiz için. Ben de kıskanılacak bir taraf olduğunu zannetmiyorum. İnsanlar kendilerini eksiklikleri ile yargılamasınlar. Bir de iyi olan taraflarını, fazla olan taraflarını artılarını görsünler.

Ne yapmalılar?   

Emre Alkin: Üretken, yaratıcı olmak çok önemli… Evrende kişiyi değerli kılan yaratımlarıdır. Kendi benliğinizle sizi barışık kılıyor ve daha değerli hale getiriyor. Kimsenin sizi değerli bulması önemli değil.  Siz kendinizi değerli bulmalısınız. Kendinizi sevmeniz için o yaratımlar o ifadeler çok önemli.

 

İnsanın kendiyle barışık olmasını nasıl tanımlıyorsunuz?

Elime fırsat geldi yapamadım. İşte potansiyelim vardı, ortaya çıkaramadım ve benzeri söylemleri kullanan insanların tamamı kendisi ile barışık olmayan insanlardır. Kendisine küsmüş ve eline gelen fırsatları tepmiş olan insanlar.  Sevmezler kendilerini ve başkalarının kendilerini sevmesini beklerler.  Oysaki insan kendini sevmezse başkaları onu nasıl sevsin? İnsan kendine fayda sağlayamıyorsa, başkası ona nasıl faydalı olsun? O yüzden insanın kendini sevmesi için yaratımlarında özgür olacak. Bugün ülkemiz özgürlükler konusunda sıkıntılı bir ülkedir ama dünyanın birçok ülkesi sıkıntılıdır. Bunun sebebi de retoriğin ağır basması, bilgisel, bilimsel ve sanatsal derinliklere artık kimsenin bakmamasıdır…  Mükemmeli Arayan Kadın kitabım; aslında artık insanların özgür yaşamadığını ve bunu sadece siyasi iktidarların sebep olmadığını, bizzat sokaktaki insanların buna sebep olduğunu anlatmaktadır. Bu şiir böyle yazılır mı?, Spor öyle yapılır mı? Böyle takı takılır mı diye? Özgür olmayan bireylerin de yaratımda bulunması çok mümkün değil. Mucizedir.

 

Mükemmeli Arayan Kadın kitabınızın diğer kitaplardan farklı tarafı nedir?

Ben tiyatroyu çok severim. Sinemayı da severim. Sinemada her şey büyütülerek önünüzde durur. Ön sırada izleyen de arka sıradan izleyende eşit görüşe sahiptir ama tiyatroda öyle değil.  Tiyatroda; jestler mimikler en arka sıralardan da görülsün diye biraz abartılı sunulur. Şaşırmalar olur. Performans ister. Tiyatroyu sevmemin sebebi de budur. Kitabımın ön sözünde de yazdım. Bende mahsus abarttım ki görülsün. İnsanlar kendi hallerini iyice görsünler ve bazen utansınlar, bazen de sevinsinler diye…  Utansınlar çünkü olduğunuz gibi olmaktan korktukları için. Korkmayın kardeşim..  İnsanların yapıştıracakları yaftadan utanacaklarına, kendi gibi olmadıklarında utanmalılar. Riskli kararlar vermekten korkup, mutsuz olacağı işlere imza atan insanlar var. Niye? Millet beni ayıplar diye. Kardeşim millet seni ayıplar da bir gün, iki gün ayıplar. Sen vaz geçip de başka bir yöne gitsen hayatın kurtulacak. Yani hayatının hikayesi farklı yazılacak ama sen onu yapmak yerine, toplum bana onu bunu der deyip, kendine göre o riskli kararı almayıp, kendini mutsuzluğa mahkum ediyorsan, asıl bundan utanmalılar. Kendi gibi olmalılar.

 

Sizce başarının sırrı ne?

Emre Alkin: Kabiliyetin nerede olduğunu keşfetmek, bunu merakla pekiştirmek ve çok çalışarak bilgiyle derinleştirmek. Tabii, sağın solun lafına aldırmamak da gerekiyor. Başkalarının sözlerini fazla önemserseniz, onların dediği kadar olursunuz.

Çizimlerinizle farklı bir tasarım projesi içindesiniz. Nedir bu hikayenin sizi harekete geçiren etkileyici tarafı?  Melda Kosif: Gerek müzik dinlerken şarkların sözleri, gerek kitap okurken kahramanları hayal eden, hikayeleri zihnimde canlandıran, renklendiren, resimleyen bir insanım. Bu kitap projesi bana geldiğinde; kitapta yer alacak bazı ana duyguları hayata geçirme şansı, fikri beni heyecanlandırdı.

 

Bu tarz içinde bulduğunuz farklı kitap çalışmalarınız oldu mu?

Melda Kosif: Çizim alanında olmadı. Emre Alkin Beyin “ Mükemmeli Arayan Kadın” kitabı bu anlamda ilk lakin, Metin Hara’ nın İYİLİĞİN BİLİM HALİ kitabına çok değerli arkadaşlarımla birlikte araştırmalarımızla, derlemelerle destek olduk. Ama başka bir kitabın çizim tarafında bir daha olmak ister misin diye sorsanız cevabım evet olur. O kadar keyifli ki!.. Yaratıcılığınızı farklı bir mecrada deneyimleyip yüzlerce insanın beğenisine sunma imkanı sağlıyor.

 

Yakın gelecekte planladığınız projeler var mı? 

Melda Kosif: Bildiğiniz gibi resim ve heykel çalışmalarım var. Ama kendimi kısıtlamayı çok sevmiyorum. O yüzden çok yakında heykeli farlı bir çalışma ile mumla buluşturdum. Daha evvelden yapılıp yapılmadığından emin değilim. Her yeni proje gibi bu proje de beni bu aralar çok heyecanlandırıyor. Umarım benim umduğum beğeniyi ve ilgiyi görür.

 

Siz de yoğunsunuz en başta bir anne olarak, çocukları büyütürken ilk öğretmen olmak zor bir “meslek” diyebiliriz aslında. O tarafta nasıl gidiyor?

Melda Kosif: Dediğiniz gibi annelik aslında herhangi bir meslekten çok daha zor. En nihayetinde canınızdan can bulan bir insana ilham, örnek olmaya çalışıyorsunuz. İnsan olmayı, doğru olmayı öğretip en iyisini yapmaya çalışıyorsunuz. Bende aslına bakarsanız ilk önceliğimi kızlarım diyen bir anneyim. Bütün işlerimi; gerek ofisteki işlerim, gerek devam ettiğim eğitimler, gerekse de sanatsal çalışmalarım olsun onların programları, ihtiyaçları çerçevesinde düzenlemeye bakıyorum. Onların ruhsal, duygusal gelişimleri tüm eğitimlerden çok daha önemli benim için.

 

İnsan aslında anne olana kadar keşfetmediği birçok yönü oluyor. Siz neleri keşfettiniz kendinizde?

Melda Kosif: Tek bir yönümü keşfettim demek çok zor. Aslında bende kızlarımla anneliği öğrendiğim için gün be gün yeni bir yanımı, yeni bir duyguyu keşfediyorum. Ama herhalde en önemlisi sevme kapasitemin sonsuz ve koşulsuz olabileceğini anne olana kadar hiç bilmiyordum.

 

Planlı biri misiniz? 

Melda Kosif: Belki de gereğinden fazla planlı bir insanım. Ama hayat size istediğiniz kadar plan yapsanız da sonuçta hayatın kendi akışında olduğunu öğretiyor.

 

En çok neye vakit ayırıyorsunuz?  

Melda Kosif: En mutlu olduğum insanlarla olmaya Ailemle birlikte olmak benim için en büyük öncelik. Zaman hızla akıp geçiyor.

 

Sizce başarının sırrı nedir? 

Melda Kosif: Başarı insanın kafasını yastığa koyduğunda iç huzur ve sağlığın en büyük öncelik olduğunun farkına varıp şükredebilmesidir.

 

FOTO: ERSİN AL

RÖP: EBRU ARZU ÇAĞDAŞ

 DESA’dan, CANlı tanıtım

 

Şimdiler de Erkenci kuş dizisi ile yıldızı parlayan genç oyuncu Can Yaman, DESA’nın reklam yüzü oldu. DESA, Can Yaman’ın başrolde yer aldığı, “DESA CANDIR” sloganıyla hayata geçirilen, DESA x CanYaman reklam kampanyasını çok özel bir davetle tanıttı. Bu etkinlikte ilk defa görücüye çıkan reklam filmi ve Can Yaman’a özel hazırlanan kapsül koleksiyon davetlilerden tam not aldı!

 

Türkiye’de deri modasına yön veren, sektörün öncü markası DESA, yeni reklam kampanyası için ekranın sevilen yüzü, başarılı oyuncu Can Yaman ile anlaştı. DESA’nın dinamik ve trendlere yön veren kimliğini oldukça keyifli bir kurguyla aktaran yeni reklam kampanyası Raffles İstanbul’da gerçekleşen bir davetle tanıtıldı.

Can Yaman’ın eşliğinde gerçekleşen bu organizasyon yoğun ilgi gördü. Öncelikle, DESA’nın Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Burak Çelet, bu keyifli kampanya ve iş birliğinin detaylarını davetlilerle paylaştı. Ardından sahneye çıkan Can Yaman da “Desa Candır” sloganlı kampanyanın yüzü olmaktan duyduğu mutluluğu ve heyecanı ifade etti.

Konuşmaların ardından, “Desa Candır”ın heyecan uyandıran reklam filmi, tüm versiyonlarıyla yayınlandı ve davete katılanlar bu kampanyayı herkesten önce izleme şansı buldular. Reklam filmin yanı sıra, davette yayınlanan, çekimlerin eğlenceli ve keyifli backstage görüntüleri de ilgiyle karşılandı.

Yayınların hemen ardından sahneye davet edilen DESA’nın Yönetim Kurulu Başkanı Melih Çelet, davetlilerle dünden bugüne DESA’nın hikayesini aktarırken, kampanyayla ilgili duygu ve düşüncelerini de paylaştı.

Burak Çelet, Can Yaman ve Melih Çelet’in tüm davetlilere teşekkürünün ardından, reklam iş birliğinin yanı sıra başarılı oyuncudan ilham alınarak tasarlanan kapsül koleksiyonu da organizasyon boyunca gelenlere tanıtıldı.

www.desa.com.tr

11 ŞAHİTLİ NİKAH

11 ŞAHİTLİ NİKAH
Fatih Eski Belediye Başkanı, 27. Dönem Ak Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Demir ve Şule Demir çiftinin oğlu Mehmet Cihat Demir ile Kadir Koçer ve Sibel Günaydın’ın kızı Gözen Koçer önceki akşam Hilton Bomonti Hotel’de gerçekleşen muhteşem nikah töreniyle bir ömür boyu mutluluğa evet dediler.
Siyaset, iş ve sanat dünyasından birçok ismin katıldığı törende, çiftin nikahını İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal kıyarken çiftin şahitliklerini ise TBMM Başkanı Binali Yıldırım, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, Eski Bakan Mehmet Müezzinoğlu, Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki, Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Vedat Demiröz, Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve Ak Parti İstanbul İl Başkanı Bayram Şenocak yaptı.
Bu özel günde gelin Gözen Koçer Vakko Couture ve Özem Keskin imzalı bir gelinlik tercih ederken müstakbel eşi Mehmet Cihat Demir tercihini Milimetric marka damatlıktan yana kullandı.
Balayını önce Maldivler ardından da Amerika’da geçirecek olan çifti mutlu günlerinde yalnız bırakmayanlar arasında, TBMM Başkanı Binali Yıldırım ve eşi Semiha Yıldırım, Vali Vasip Şahin, Egemen-Beyhan Bağış, Sancaktepe Belediye Başkanı İsmail Erdem, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ve eşi Ferda Demircan, İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu’nun eşi Hamdiye Soylu, Şile Belediye Başkanı Can Tabakoğlu, Fatih-Figen-Oğuz Kıral, Ceylan Çapa, Engin Altan-Neslişah Düzyatan, Nuri Develi, Melih-Beyza Yıldız, Pınar-Oğuzhan Erez, Damla Zırh gibi isimler yer alırken, yaklaşık iki bin davetlinin katıldığı muhteşem nikahla hayatlarını birleştiren çift törenin ardından tebrikleri kabul ettiler.

Mert Aslan’dan yeni koleksiyon

Mert Aslan’dan yeni koleksiyon

 

adL “Night Zoom Styled By Mert Aslan” 2018-19 Sonbahar-Kış “Orient Tuxedo” koleksiyon lansmanı Pera Palace Hotel’de gerçekleşti. adL Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Tasarım Direktörü Zehra Işık ile Mert Aslan’ın ev sahipliğinde gerçekleşen tanıtım davetine iş, sanat, moda ve sosyal yaşam dünyasından çok sayıda ünlü isim katıldı.

 

Ünlü stilist ve moda editörü Mert Aslan’ın geçmişten güç aldığı moda ikonlarından Nico, Betty Catroux ve Donatella Versace tarzı 2018-19 Sonbahar-Kış adL “Night Zoom Styled By Mert Aslan” koleksiyon lansmanı Pera Palace Hotel’de gerçekleşti. adL Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Tasarım Direktörü Zehra Işık ile Mert Aslan’ın ev sahipliğinde gerçekleşen tanıtım davetine iş, sanat, moda ve sosyal yaşam dünyasından çok sayıda ünlü isim katıldı. Ünlü stilist ve moda editörü Mert Aslan lansman daveti için “Bu bir moda editörü koleksiyonu. Tüm ilhamlarımı, ikonlarımı gözden geçirdim; ayrıca sezonun önemli trendlerini ve tabii ki çok sevdiğim tavırları bir araya getirdim. Orient Tuxedo koleksiyonuyla Fransız kadının tavrını doğunun oryantalizmiyle birleştirdik. Çok sevdiğim dostlarım bugün yanımdaydılar. Yeni heyecanımıza ortak olarak çok güzel yorumlarda bulundular. Keyifli bir gündü” dedi. adL Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Tasarım Direktörü Zehra Işık, “adL ’Night Zoom Styled By Mert Aslan’ koleksiyonu bu sezon geçmişin gücünden ilham alınarak hazırlandı. Kendi özel kodları dışında ve farklı bakış açısıyla sofistike bir koleksiyon oldu. Modanın etkileyici tarihinde bir yolculuk vaat eden koleksiyon, sezon trendleriyle harmanlanarak her kadının gardrobu için anahtar parçalar sunuyor. adL ’Night Zoom Styled By Mert Aslan’ da gece-gündüz her daim şıklık yine başrolde” dedi.

 

Her Gecenin açılışına bandaj ile katıldı

Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz’ın yıldızı Oktay Kaynarca, açılışı yapılan Her Gece adlı mekanın açılışına dostları ile birlikte katıldı. Ünlü oyuncu mekan çıkışı ayağındaki bandajı gören gazetecilere şu açıklamayı yaptı.  Kaynarca, “Arkadaşlar menisküsümde bir sorun var. Biraz böyle gezeceğim. Zor oluyor ama sabretmek gerek” dedi.

Herkül ile selfi yarışı

Mitolojide gücü simgeleyen Herkül ile “Gücü Keşfet” mottosuyla yola çıkan Samsung Galaxy Note9, Contemporary İstanbul’da buluştu.
Şehrin en değerli sanat etkinliklerinden biri olan Contemporary İstanbul ön izleme etkinliğinde Galeri Baraz standında sergilenen, sanatçı Emre Yusufi’nin “Divine Selfie” adını verdiği selfie çeken Herkül’ü tasfir eden eseri sanat severlerden büyük ilgi gördü.
Misafirler, Herkül heykelinin elinde bulunan Samsung Galaxy Note9’un S Pen kalemi ile, telefona dokunmadan kamerayı uzaktan kumanda ederek selfie çektiler.

Jolly Tur; Türkiye’nin dünyada da sesi olacaktır.

Markalar tüketicinin aklında yer edinmek için ciddi bir mücadele içindeler. Gündemler piyasalar ne olursa olsun köklü kuruluşlar geçmişteki başarılarının garantörlüğünde yoluna aynı artılarla devam edebilmekteler. Reklam kampanyalarını tüketici iç görülerine hitaben tespitlerle ve doğru nokta atışıyla gerçekleştirip, başarılı yönetsel taktiklerle varlıklarını sürdürmekteler. Bu durumda onların marka değerini arttırıp, tüketici ile kurdukları bağı kuvvetlendirmektedir. Brand Desk bölümümüzün bu ayki marka konuğu Jolly Tur.. Pazarda var olmanın ötesinde global platformlarda ülkemizin sesi olabilecek, yüzü olabilecek bir mücadelenin içinde olan jolly Tur’un Reklam pazarlama stratejilerini, globalleşme yönündeki hareketlerini Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar ve Pazarlama Direktörü Yasemin Develioğlu’na sorduk.
–İşimizi yalnızca ticari amaçlı değil aslında sosyal sorumluluk projesi gibi ele alıp; 30 seneyi aşkın süredir bunu yalnızca yönetim biçimi olarak değil tüm çalışanlarımızla benimseyerek misafirlerine de hissettiren bir markayız.
—Türkiye özellikle 2016 yılı gibi, hizmet sektöründe olumsuzlukların yaşandığı bir dönemde, dünyanın en büyük fonlarından bir tanesi olan Goldman Sachs bize ortaklık teklifiyle geldiler ve Jolly Tur’a yatırım yaptılar. 2019’da global anlamda dünyaya açılmış olacağız.
—Türkiye’de rekabet denildiğinde ne yazık ki, ilk akla gelen fiyat politikası oluyor. Fiyatın yanı sıra aslında kalitenin rekabet etmesi çok daha önemli… Biz şirket geneli itibariyle bu anlamda misafirimize fiyat avantajı sunarken, hizmet avantajı da sunuyoruz ve rekabet koşullarının da bu şekilde oluşmasını bekliyoruz.
— Jolly Tur 1.000’e yakın çalışma arkadaşıyla, acentalarıyla birlikte 5.000 kişiye istihdam sağlayan bir şirket haline geldi. Türkiye genelinde turizmin tanıtımına verdiğimiz destekle ve tatilin bir lüks değil, ihtiyaç olduğunu hissettirdiğimiz kampanyalarla büyüdük.
Röportajın devamı PAUSE citys Dergisinde

“Beni futboldan koparttılar”

Ümit Karan “Beni futboldan koparttılar”

–Bizim ülkede, sorun anlatan, sorun çıkaran” muamelesi görüyor.

–Ekranda olmaktan büyük keyif alıyorum. Yüzümün de ekranda yakıştığını düşünüyorum.

–Ben böyle bir kış görmedim. Donduk. Amerikalılar buna rağmen Avrupalılar gibi sosyal hayattan hiç kopmadılar.

–Ümit Karan diye biri varsa bu futbol sayesinde var.

–Allah vergisi yetenekli futbolcu dünyaya 5 yada 10 yılda bir gelir. Ama iyi bir çalışma ile onlarca Ronaldo yetiştirebilirsiniz.

–Kimseye yaranmak gibi derdim olmadığı için, rahat rahat fikirlerimi televizyondan futbol severlere anlattım.

99 numaralı formasıyla Galatasaray’da başarıdan başarıya koşan. Attığı goller ile hem Galatasaray’da hemde milli takımda adını tarihe yazdıran Ümit Karan, bu ayki kapak konuğumuz. Yaşadığı sıkıntılı günleri sabır ve mücadelesi ile bertaraf eden Karan, New York’ta kendi adını taşıyan futbol okulu, New York’taki hayatı ve futbol üzerine keyifli bir röportaj yaptık. PAUSE citys Dergi