Levent Uysal “Okumak ve okutmak amacıyla yola çıktık”

 Levent Uysal “Okumak ve okutmak amacıyla yola çıktık”

Geleceğimizi emanet edebileceğimiz;  bilgi de güçlü, öngörü ve iç görü sahibi, vizyon sahibi gençler yetiştirebilmek için adeta tüm varlığını adamış olan kıymetli Türk işadamı Levent Uysal bu ayki söyleşi konuğumuz… Eğitim öğretim alanındaki bugün ve yarınlara dönük bu büyük eğitim hassasiyetini  “baba mirasımız” diyerek tanımlayan Leven bey; bu alanda aileden devir aldığı genetik mirasını büyük yatırımlar yaparak başarıyla sürdürüyor.  Vakıf üniversiteleri arasında kendini kısa zamanda öne çıkaran  Nişantaşı Üniversitesi’ nin gelişim stratejisini, Nişantaşı Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı ve aynı zamanda Nişantaşı Eğitim Vakfı Kurucusu olan değerli Türk İşadamı Levent Uysal’a sorduk. Bu söyleşide eğitim prensiplerini, son dönemde üniversitede özellikle sağlık alanında gerçekleştirdiği büyük yatırımlarını ve özel hayatını konuştuk. Kendisi sorularımızı; tüm samimiyetiyle yanıtladı. Sizler için hazırladığımız bu değerli, samimi söyleşiyi keyifle okuyacak, merak ettiğiniz soruların yanıtlarını bu sohbette bulacaksınız. 

Sağlık alanında büyük yatırımlar yapıyorsunuz; Tıp Fakültesi ve Diş Hekimliği Fakültesi açılıyor… Bu fakültelerden bahseder misiniz, kimler olacak akademik kadrosunda?

Üniversitemiz, kurulduğu günden itibaren sağlık alanına büyük önem vermektedir. Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerinin akademik ve fiziki yapılanma çalışmaları çok uzun süreden beri devam ediyor. Hem temel bilimler hem de klinik bilimlerde etkin ve verimli bir eğitim sunmak adına çoğunluğu profesör ve doçentten oluşan dinamik bir akademik yapı oluşturduk. Bununla birlikte bilimsel üretkenliğin de yüksek seviyelerde gerçekleşmesini sağlamak için birçok uzman hekim ve doktoralı temel bilim insanını da kadromuza dâhil ettik. Öğretim elemanlarımıza sunduğumuz teşvik sistemiyle yüksek faktörlü uluslararası yayınlar, vaka çalışmaları, iç ve dış kaynaklı projeler geliştirmeye başladık. Bu fakülteler ile bilimsel üretkenliğin daha da artacağı kanaatindeyiz. Diğer taraftan Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerinde yurt dışı üniversite iş birlikleri yaptık. Bu iş birlikleri, öğrenme deneyimlerinin geliştirilmesi ve araştırma süreçlerine uluslararası düzeyde katılımının sağlanması noktasına büyük ölçüde fayda sağlayacak olup küresel platformlarda güçlü hekimlerin yetişmesine öncülük edecektir.

 Levent Uysal

Fakültelerin hastaneleri de olacak; onun çalışmalarından bahseder misiniz?

Hem Tıp hem de Diş Hekimliği Fakültesi, klinik uygulama alanlarıyla birlikte güçlü bir Temel Bilimler laboratuvar altyapısı gerektirmektedir. Her iki fakültede de Klinik öncesi güçlü bir Preklinik Eğitim vermeye dayanan bir model uygulayacağımız için Multidisipliner Uygulama Laboratuvarlarımızı tüm teknolojik imkanları ve sarf malzemeleri ile hazır hale getirdik. Hem eğitim hem de araştırma niteliği taşıyan bu laboratuvarlar, öğrencilerimize önemli bir uygulama deneyimi kazandıracaktır.

Tıp Fakültesi için tek çatı altında 200’den fazla yatağa sahip ve ileri robotik teknolojilerin yer aldığı Nişantaşı Üniversitesi Hastanesi’ni hayata geçiriyoruz. Gelişmiş teknolojik imkanlar ve uluslararası deneyime sahip branş hekimlerimizle, Küresel Sağlık Sektörünün gelecek vizyonunu hayata geçirmek; hatta bu vizyonu yönlendiren tıp fakültelerinden biri olmayı hedefliyoruz.

Nişantaşı Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Hastanesi’ni kuruyoruz. 7 gün 24 saat hizmet anlayışıyla faaliyetlerini sürdürecek olan Diş Hastanemizde, sağlık turizmine yönelik gereklilikler de dikkate alınarak günün teknolojisini kendi iş süreçlerine yansıtabilen kişiye özel tedavi sunabilecek başarılı bir kadro oluşturmayı hedefledik.

Teknoloji ve eğitim birbirinden ayrı düşünülemez, siz de dijital teknolojiye büyük yatırımlar yapıyorsunuz… Dijital teknolojide hangi noktaya geldiniz?

Üniversitemizde eğitim ile ilgili yeni trendler ve eğitim teknolojilerinin gelişimiyle gelenekselleşmiş öğrenim süreçlerini hızla başka bir forma taşımaya başladık. Bu dönüşüm yıllardır devam ediyor bizim için. Benim için temel prensip hiç değişmedi yıllardır: “Gelecekte ve dolayısıyla bugün her şey ve herkes değişmeli. Yoksa kimse ayakta kalamaz.” Bu manifesto doğrusu bizim için çok önemliydi. ‘Gelişmek için ne yapacağız ve elimizde ne var’ diye sorduk. ‘Geleceği kurmak için ne yapmamız gerektiği meselesinde eğitim elimizdeki tek biçim’ deyip şöyle yaptık:  Eğitim sistemi bugün bireyleri gözetmiyor, aktif ve efektif öğrenmeyi desteklemiyor, doğru ölçüm araçları geliştirmekte çok zorlanıyor.  Değişen dünyaya ve sosyal yapıya ayak uyduramıyor. Geleceğin ihtiyaçlarına cevap veren bireyler yetiştiremiyor ki en önemlisi bu. Eğitimin amacı nedir; özgür düşünen, katılımcı, yaratıcılığı hat safhada olan bireyler yetiştirmek. Eğitim yolu yordamı öğretir. Birey ve kolektif hafıza her şeyi bunun üzerine kurar. İşte bu anlamda geleceğin eğitim mimarisini oluşturmayı amaçlamak ilk adım olmalı.  Burada bizim okulumuz, bizim sistemimiz şunu yapmalı dedik: “Geleceğin ihtiyaçlarını öngören bir sistem kurmak lazım”

Bunun için sistemin özünde yapay zekâyı kullandık. Açıkça dedik ki; insani bilimler alanında ilerlemek istiyorsak yapay zeka, makine öğrenmesi gibi konulara hakim olmanız gerekecek. Senkron ve asenkron derslerimizin sayısını artırdık. Özel stüdyolarımızda sürekli olarak ders güncellemesi yapıyoruz. Yeni dersler yeni konular araştırıyoruz. Pandemi sonrasında ilk karşılaşacağımız konu fakirlik olacak dedik, buna çözüm üretecek tarım projeleri geliştirmeye başladık. ‘Sıfır açlık ve tabi ki sağlıklı yaşam’ kavramıyla içerikler oluşturduk. ‘Eğitimin kalitesi, toplumsal cinsiyet eşitliği ve sağlıklı su’ gibi özel kavramları içerikleştirdik. Öğrencilerimizin üniversite ve iş seçimlerini, start-up ve spinout seçimlerini bu doğrultuda yapılandırdık. Yeni sistemin tam göbeğinde yapay zekâ yer alacak

Eğitim sistemimiz içine artırılmış gerçeklik (Augmented Reality – AR) ve sanal gerçeklik (Virtual Reality – VR) gibi teknolojileri dahil ettik. Bu teknolojiler HTC Vive ve Oculus gibi cihazların yanı sıra akıllı telefonlara gelen gözlüklerle birlikte öğrencilerimiz hızla bunlara erişebilir hale geliyor. Ayrıca 3D öğrenme, online öğrenme, bizim üniversitemiz için heyecan verici bir alan oldu. Teknolojimizi sürekli olgunlaştırıyoruz ve bu olgunluğa ulaşmamızla birlikte, 3D öğrenme yaklaşımlarının, arttırılmış gerçeklik de dahil, online eğitim ürünleri geliştirmeye başladık.

Pandemi döneminde dijital eğitimin önemi daha çok ön plana çıktı. Bu dönem uyguladığınız eğitim modellerinden bahsedebilir misiniz? Levent Uysal

Biz salgın sonrasında eğitim için bazı temel kavramları merkeze aldık. Bunlar birer ilke: Hız, Dijitalleşme, Direnç, Esnek Akıl ve Etkileşim.

Bu kapsamda; 5.0 modelini temel alarak Eğitim 5.0, Toplum 5.0, İnsan 5.0; teknolojik gücü doğru yönetecek akıllı toplum felsefesine ulaşmanın anahtarlarıdır dedik. Geleceğin toplumunu yaratmanın temelini oluşturan, kişiselleştirilmiş eğitim, öğrenim esnekliği, sürekli gelişim, eleştirel düşünme ve problem çözme, veri yorumlama, öğrenci katılımlı müfredat, proje bazlı öğrenme ve en önemlisi de teknoloji ve eğitim birlikteliği dinamiklerine dayanan geleceğin eğitim modelidir dedik. Sınıf ortamında kullanılabilecek, tüm toplum odaklı insansız teknolojiler, yani yapay zekâ temelli tüm uygulamalar, Eğitim 5.0’ı destekler deyip, bunları geliştirdik. Öğrenmenin seviyeleri olacak ve öğrenciler öğrenim gerçekleştirdikçe bu seviyelerde ilerleyebilecek deyip, özel pedagojiler geliştirdik.

Yapay zekâ sayesinde öğrencilerin kendi araçlarını seçmesi için özgürlükleri var artık. Ders sayısını salgına rağmen artırdık. Öğrencilerin kendi kişiselleşmiş öğrenme süreçleri için gerekli olan araç-gereçleri keşfetmesi ve kullanabilmesi esas oldu. Onların öğrenmeyi de öğrenmesi ve öğrenmenin keyfine de varabilmesi esas alındı. Amacımız kendi öğrenme modellerini yaratabilmeleriydi ve “Harmanlanmış Eğitim Modeli” (Online ve offline bir arada, “BYOD (Bring Your Own Device)” (Kendi Eğitim Ekipmanını Kur”  ve “Flipped Classrooms” gibi unsurlar sisteme dahil edildi. Yapay zekâyı merkeze koyarak yakın gelecekte gelecekte savunma sanayi, otomotiv sektörü, biyoteknoloji, bilişim teknolojileri gibi alanlarda büyük değişimleri Nişantaşı Üniversitesi olarak yakalamak istedik. Hızlla blockchain yatırımları yapıyoruz. Daha Tıp Fakültesi ve Diş Hekimliği Fakültemiz kurulmadan Sağlık alanındaki teknolojileri ve nano teknoloji geliştirmeye başladık. Salgın esnasında geliştirdiği inovasyonlarla önemli adımlar attı üniversitemiz.

“Uygulamalı eğitim” prensibinizi açar mısınız?

 Benim kariyerim ve iş hayatım her daim teknoloji, inovasyon ve dijital dönüşüm ile iç içe devam etti. O yüzden uygulama benim için hayati. Benim vizyonumun temelinde bir işin uygulanabilir olması var. Bundan sonra da öyle olacak. Üniversitelerin, akademi ve iş dünyası arasında çok kritik bir noktada olduğuna inanıyorum. İş dünyası, akademik bilgiyi sektörel uygulamalara yansıtarak işleri/şirketleri geliştirmeye çalışırken, akademik dünya da bu bilgilerini güncel uygulamalar ve sektörlerdeki teknolojik/stratejik değişikliklerle güncellemeyi hedefliyor.

 

Üniversitelerle iş çevreleri arasındaki bağ yeterince kurulamadığında iki grup da bu hedeflerine ulaşmakta zorluk yaşıyor. Zorunlu staj programları, öğrencilerin iş hayatına daha kolay uyum göstermesini ve güçlü bağlantılar kurmasını sağlıyor. Staj zorunluluğu olmayan bölümlerdeki öğrencilerin iş çevreleri ile tanışması mezuniyet sonrasına kalabiliyor. Bu yüzden zorunlu staj kapsamının genişletilmesi tüm taraflar açısından faydalı olur. Üniversiteler eğitim döneminde öğrencilerin gerçekleştirdiği projeleri ve grup çalışmalarını iş dünyasına dair vakalar üzerine kurgularsa hem öğrenciler iş hayatına ısınmada verimli bir süreç yaşar hem de işverenler potansiyel çalışanlarını tanır, keşfeder. Bu anlamda staj programları, söyleşiler, konferanslar, kariyer etkinlikleri ve eğitimler; öğrencilerle temasta, üniversitelerle insan kaynakları arasında köprü oluşturacak.

Kurum, üniversite, öğrenci arasındaki iletişim ekosistemi artık bir seçim değil, gereklilik. Buna sürekli hem üniversite içi ve dışı hem de uluslararası iş birliği bağlantılarında Türkiye’de en önem veren vakıf üniversitelerinden biriyiz. Bu konuda kurullar çalışıyor, bu konuda somut adımlarımız var ve pek çok proje gerçekleştiriyoruz, sizler de biliyorsunuz. Diğer üniversite ağları ile diğer karar vericilerle, sivil toplum kuruluşları ile bir araya geleceğimiz işlere her zaman açığız. Dolayısıyla bunun da peşindeyiz. Bu iş birliklerini artırmak hedefindeyiz. Gençlere de tavsiyem bu, düşünün bugün dünyada bir üniversite, yüksek lisans veya doktora tercihi yaptığınızda sizi sadece akademik başarınızla değil, diğer tüm yönlerinizle, çalışma ve becerilerinizle değerlendiriyor kurumlar. Sivil toplum kuruluşları ile çalışmalarınız ve gönüllü çalışmalarınız da ayrı puanlama olarak ele alınmakta ve en az akademik başarı kadar etkili olmaktadır. Bu anlamda öğrencilerin de durumu farkında olması, demokrat bireyler yetiştirmek konusunda çok önemli, başta da söylediğim gibi bu gibi çalışmaları bir tercih değil bir mecburiyet olarak görüyorum.

 

Tüm bunların ışığında, öğrencilerimizi çalışma hayatına en donanımlı şekilde hazırlamak en büyük misyonlarımızdan biri. Amacımız öğrencilerimizin daha mezun olmadan iş bulabilmesi için ve sadece mezuniyet sonrası için değil eğitim hayatları boyunca deneyim kazanabilmeleri için sektörle birlikte çalışabilmeleri. Bunun için hem markaları hem de deneyim kazanmış isimleri kampüsümüze davet ediyor, öğrencilerimizin de aktif katılım sağlayacakları projeler üretiyoruz. Uygulamalı eğitim prensibimizin temelinde, teorik bilgiyi pratikle birleştirmek ve bilginin nasıl ve nerede kullanılacağı, nasıl geliştirilebileceği yetkinliğini öğrencilere kazandırmak var çünkü öğrencilerimizin teorik bilginin yanı sıra, sektörü anlamaları ve deneyimlemeleri gerekiyor ki üniversite sonrası yaşama hazır olabilsinler. Bu yüzden yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın farklı ülkelerinden kurumlarla ve üniversitelerle çeşitli iş ortaklıklarımız var. Öğrencilerimizin aktif katılımıyla birlikte üretilen pek çok projemiz, bu projelerle katılan yarışmalardan pek çok başarımız var. Kampüsümüzde sürekli olarak sektörle öğrencileri buluşturmak için etkinlikler düzenliyoruz. Bununla birlikte her öğrencimiz, 7 dönem dersten sonra son dönemlerinde zorunlu iş başında mesleki uygulamalar dersi alıyor. Bu ders kapsamında öğrencilerimiz staj yapıyorlar ve kazandıkları yetkinlik ve deneyimleri raporluyorlar, hocalarıyla tartışıyorlar. Bu şekilde öğrencilerimizin nerede güçlü ve nerede eksik olduklarını görme imkânları oluyor. Sektörde aktif olarak çalışan başarılı isimlerden dersler alabiliyorlar ve bilgilerini pratiğe dökme imkânları oluyor.

 

Uygulama merkezlerinizden örnekler verebilir misiniz?

Zaten yıllar önce başlattığımız uygulama süreçlerinin ne kadar önemli ve elzem olduğu, geldiğimiz bugünde kendini göstermekte. Tarımda dijital tarım uygulamaları var, artık sanayi kısmını geçtik. Otelcilikte dijital uygulamalar, deneyim pazarlaması; deneyimsel ortamlar yaratma meselesi ne kadar etkin görüyoruz. Telekom sektörü başlı başına bir dijital yapay zekâ laboratuvarları haline geldi adeta. Dolayısıyla biz de hem üniversitemizde hem de bağlı bulunduğumuz diğer faktörlerde sürekli olarak teknoloji gelişimine dayalı dijital iş ortaklıkları ve dijital projeler gerçekleştiriyoruz. Bunların sayısı artarak da devam edecek. Üniversitemiz içerisinde de start-up’ları destekleyen yapılarımız var, üniversitemiz zaten kendisi bir laboratuvar, sürekli olarak çeşitli üretimler gerçekleştiriyoruz. Bu gibi çalışmalara destek vererek, ön ayak olmaya devam edeceğiz.

 

Yerlileşme ve millileşme sürecine katkı sağlamak maksadı ile öğrencilerimizin projelerini değerlendirmek, geliştirmek ve onları desteklemek adına üniversite içi proje kültürün artırılmasını hedefleyen Proje Ofisi’nden oluşan 360°’lik bir İnovasyon Merkezimiz NishNova bulunmakta. NishNova Girişimcilik Ofisi, öğrencilerin işe dönüşebilecek fikirlerin geliştirilebilmesi için gerekli kaynakların sunulduğu Nişantaşı Üniversitesi Maslak 1453 NeoTech kampüsü içinde yer alan ortak çalışma alanından oluşan erken aşama kuluçka merkezi. Burada yapılan projelere pandemi ile ilk karşılaştığımız dönemde yaptığımız; maske, ve iki kişiye hizmet verebilen ve taşınabilen solunum cihazı gibi üretimlerin tümünü örnek verebiliriz. Bunun yanı sıra, bu merkezimizde uzman akademisyenler eşliğinde, günümüz ihtiyaçları gözetilerek kurgulanan; iletişim, medya, gastronomi, teknoloji ve dijital konularda pek çok eğitim sunuluyor ve bu eğitimlere bağlı projeler geliştirilmeye devam ediliyor.

 

Aynı zamanda değerli akademisyenlerimizin de projelerini hayata geçirmesine imkan sağlamaktayız. Geçen ay, değerli bir hocamız fonksiyonel granola projesini hayata geçirdi. Nörolojik hastalıklar, cilt hastalıkları, kanser, ülser, bağırsak hastalıkları, tansiyon, diyabet, karaciğer, böbrek, kemik erimesi gibi rahatsızlıkları engelleyici nitelikte ürünler ortaya çıkarıldı.

 

Geçtiğimiz günlerde duyurduğunuz Acun Medya Akademi sertifika programı çok konuşuldu. Neler olacak programda? Nasıl bir ilgi gördü?

Dünyada eğitim dönüşüyor. Artık kurumlar ve üniversiteler iş birliği içerisinde çalışmalı ve birlikte gençler için fayda üretmeliler. Bu vizyon ve hayal ile Acun Medya ile bu yolculuğa başladığımız için çok heyecanlıyız. Ezber bozan, yenilikçi programlarla Edu 5.0 anlayışımızı bu alana da taşıyacağız.

‘Hayalin İşin Olsun’ mottosuyla yola çıkılan akademide ‘Televizyon, Gastronomi ve Dijital’ alanlarda uzman isimler eğitim verecek. Kişilerin önceden eğitimleri olsun, olmasın, bireylerin seçtikleri bu sektörlerden herhangi birinde tam şekilde hazır hale gelmeleri amaçlanıyor.  Eğitimle, yurt içi ve yurt dışı stajlar ve beraberinde gelen iş imkânlarının bütünleştirilmesi hedefleniyor. Akademideki eğitimini tamamlayan kişiler, dünyada ve Türkiye’de geçerli Nişantaşı Üniversitesi onaylı Acunmedya Akademi Diploması’nı almaya hak kazanacak.

Eğitimin içeriğindeki bölümler de şu şekilde;

TELEVİZYON BÖLÜMÜ

– İleri Televizyonculuk Eğitimi

GASTRONOMİ BÖLÜMÜ

– Profesyonel aşçılık eğitimi

– Profesyonel Pastacılık ve Ekmekçilik Eğitimi

– Prochef Eğitimi

DİJİTAL BÖLÜMÜ

– Dijital İçerik ve Yayıncılık Eğitimi

– Sosyal Medya Reklamcılığı Eğitimi

– Google Reklamcılığı Eğitimi

– CRM ve Salesforce Eğitimi

Müthiş bir kampüs yaptınız… Nasıl bir hayat var bu kampüste?

2010 yılında 650 öğrenci ile ilk akademik yılımızı açmıştık. Şu anda Nişantaşı Üniversitesi Maslak 1453 NeoTech Kampüsümüzün öğrenci kapasitesi 68 bin, bünyemizden 40 bine yakın kayıtlı öğrenci var. 106 bin metrekare kapalı alanımızla birlikte, en büyük kapalı alanı olan kampüslerden biri yine burası. Bu dönem itibariyle 1000’in üstünde tekil dersimiz var ve bunların tamamı içinde bulunduğumuz şartlardan dolayı hem uzaktan canlı olarak işleniyor hem de hibrid eğitim kapsamında kampüse gelmek isteyen öğrencilerimizle yüz yüze işlenebiliyor.

Eğitim modelimizin de ana ilkesi olan teknoloji ve inan bütünlüğü, NeoTech kampüsümüzün de kurulum amacı. Nişantaşı Üniversitesi olarak hedefimiz, geleceği yalnızca görmekle kalmayan, geleceği oluşturacak, yönetecek bir nesil geliştirmek. Bunun için geleceğin eğitimine cevap olabilecek bir kampüs kurguladık. Sizi girişte karşılayacak robotlar, koridorlarda size yardımcı olacak dronelar, e-spor laboratuvarlarımız, 3D tasarım ve üretim laboratuvarlarımız, finans ve bilgisayar laboratuvarlarımız, birebir modellenmiş ameliyathanelerimiz, acil ilk yardım sınıflarımız, fiş hekimliği laboratuvarlarımız, TUBİTAK ve HAVELSAN ile işbirliği kapsamında yapılmış olan arkadan yansıtmalı 360 derece meydan kontrol simülatörümüzle ve diğer sivil havacılık laboratuvarlarımızla birlikte, teknolojiyi ve geleceği öğrencilerimizle buluşturan bir üniversiteyiz. Yani kampüsümüz sadece öğrencilerin gelip derslerini işleyip evlerine dönecekleri bir yer değil; burası bir fayda merkezi, öğrencilerimizin kendilerini gerçekleştirebilecekleri, kendilerine yeni şeyler katabilecekleri, ilgilendikleri her alanda eğitime ulaşabilecekleri ve sektördeki tüm yenilikleri anında takip edip deneyimleyebilecekleri bir yer. Aynı zamanda eğlenecekleri, sosyalleşecekleri, en önemlisi de ait hissedebilecekleri bir yer.

 

Eğitimde fırsat eşitliği önem verdiğiniz bir konu. Okulunuzdaki burs imkânlarından bahseder misiniz?

Bizim kuruluş hikayemiz, eğitimde fırsat eşitliği yaratmak üzeredir. Biz öğrencilere hayatlarında bir fırsat sunarak, kendilerini ileriye taşıyabilmelerine olanak sağlıyoruz. Üniversitemiz bünyesindeki neredeyse bütün öğrencilerimize belli bir oranda burs vererek, geleceğine katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Bölüm ayırt etmeksizin tüm programlarımızda öğrencilerimiz %100 ve %50 burslu eğitim almaktadır.

Bu nedenle eğitimde önceliğimiz daima insan mottosunu da burs olanaklarımızla destekmiş oluyoruz.

 

Babanız, Çukurova Üniversitesi’nin kurucularından Doç. Dr. Cevdet Uysal… Babanızdan nasıl bir miras devraldınız?

Babam 16 yıl boyunca Stuttgard Üniversitesinde çalışıp doçent olduktan sonra geri döndü Çukurova Üniversitesinin kurulum sürecinde, özelikle Ziraat Fakültesinin kurulma aşamasında büyük rol oynadı ve sonrasında orada dersler de vermeye devam etti. Bunun yanında, köy hizmetlerinde de görevler aldı. Çukurova Havzasındaki bütün büyük projelerde de imzası vardır. Sürekli arazide gezen, köy köy dolaşan, toprak analizleri yaparak köylüye en verimli şekilde nasıl ürün alacaklarını birebir öğreten bir adamdı. Herkesle iç içeydi, herkesçe tanınırdı. Kimseye kavgacı yaklaşmaz, yalan söylemezdi, kimseyi kandırmazdı, aklından bile geçirmezdi. Mutluluğu basit biriydi, bir ekmek ve bir gazete. Köylüler, babamın göz hakkı var diye ilk mahsullerinden getirirdi hep ona. Herkes ona müteşekkirdi. Babamdan dolayı akademisyenlere saygım sonsuz. Çok büyük emeklerin sonunda bulundukları yere geliyorlar, milyar dolarlar onların bilgisini, unvanını satın almaya yetmez. Parayı hiç önemsemedi, hiç para odaklı iş yapmadı. Önem verdiği ve bana hep söylediği şey şuydu; oku, çok iyi İngilizce öğren, oku, oku, ve daha çok oku.

Biz de onun bu mottosunu devam ettirmek; okumak ve okutmak, öğrenmek ve öğretmek amacıyla yola çıktık. Biz, onun bize bıraktıklarını nasıl bir adım daha öteye taşırız diye uğraşıyoruz. Onun adına bir ilkokul kurmak isteğiyle yola çıktık ancak süreç içerisinde ihtiyaçlara yönelik olarak yaşanan değişimlerle birlikte meslek yüksekokulu ve ardından da üniversite projelerine imza attık. Eğitimcinin, eğitimin, yatırımın; geleceğin soru ve sorunlarına yönelik çözüm üretecek şekilde kurgulanması gerektiğini düşünüyor; yarını takip eden değil, dünden öğrenerek geleceği kurgulayabilen ve yöneten konumda olması için gençlerimizi yetiştirmeye çalışıyoruz. Babamın mirasından yola çıkarak; değişimi takip eden ve değişime ayak uydurmaya çalışan değil; değişimi kurgulayıp buna liderlik edebilecek bir gençlik yaratmak, değişim refleksi olan, hayal gücü kasları gelişmiş bir okulculuk bir okulculuk sistemi kurgulama amacıyla ilerliyoruz. Özellikle kalıcılık ve sürdürülebilirlik önemli bir prensip burada. Yüzyıllar sonra bile süre gelen bir gelecek ve değer zinciri üretmek, yüzyıllar sonra bile teknoloji nereye eviriliyorsa, ihtiyaçlar nasıl şekil alabiliyorsa, bunlara cevap veren ve hatta bunları yöneten bir okul olmak en büyük amacımız. Geleceğin eğitiminde: öğrenme zamandan ve mekândan bağımsız hale gelecek, kişiselleştirilmiş eğitim önem kazanacak. Kişilerin, kendi başarı tanımlamalarını yapmaları ve kendi öğrenme araçlarını seçmeleri mümkün olacak. Biz, bu geleceğin eğitim anlayışını uygulayacak ve geliştirecek bir anlayışı miras olarak bırakmak istiyor, bunun için sistemimizi ve eğitim yöntemlerimizi kurguluyoruz.

Yakın zamanda yeni kitabınız çıktı; yeni kitap çalışmalarınız var mı gündemde?

Benim için kitaplar, yazdığım makaleler çok önemli. 5.0 Önde Başlamak kitabı oldukça ilgi gördü, çok memnunum. Ardı ardına kitaplar çalışıyorum. 1 yıl içinde 2 ayrı kitabın müjdesini de buradan veriyorum.

Bakın; Yüzyılın en önemli fütüristlerinden Michio Kaku, Geleceğin Fiziği kitabında bir anekdot veriyor: “Yapay zeka uzmanları soruyor: Kendi yarattığımız robotlar bize fıstık atarken, demir parmaklıkların ardında dans etmek zorunda kalacak mıyız?”

Bu oldukça kötümser bir görüş doğrusu! İnsanları harika ve fırsatlarla dolu bir gelecek bekliyor. Sadece bizim ona hazır olmamız gerekiyor. Okuyarak, gelişerek, üreterek…

Dünyanın, gençlerden istekleri değiştikçe, gençlerin de isteklerinin değişmesi zaten kaçınılamaz. Dünya düzeni değişiyor, aranan yetiler ve yeterlilikler değişiyor, meslekler değişiyor, ilişkiler değişiyor. Bu durumda, her bir jenerasyonun bakış açıları, istekleri, hayalleri aynı kalamaz. Hayallerimizi, geleceğimizi kuracak olan şey ise kesinlikle eğitim. Bu kitapta eğitimden yola çıkarak gelecek tahayyülümüzü anlatıyoruz. Eğitim 5.0, Gelecek 5.0, Toplum 5.0, İnsan 5.0… Artık 4.0’lar bitti, 5.0 evresindeyiz. Tüm bu 5.0 olgularının temelinde ise Eğitim 5.0 ve eğitimin geleceği var. Eğitimin geleceğini bu kitapta anlattık ve şunu söyledik: Geleceğin eğitimi, öğrencinin, okula uyum sağlamaya çalıştığı değil, öğrenimin, her öğrenciye kişisel olarak farklılaştırılmış bir sistem içinde uyum sağladığı bir yapıya geçişle mümkün olacak; öğrenme, kişiselleşecek ve öğrenci temelli hale gelecek; öğrenci, müfredatta daha fazla söz sahibi olacak ve kendini keşfedebilecek. Bunun için kültür önemli. Maneviyat önemli. Bu olmadığı sürece gerisi boş. Bilim ve teknolojinin günümüzdeki ivmelenme hızı, insanlık tarihinin tamamından daha fazladır. Beynimiz doğrusal bir algılama metoduna sahip olduğundan geometrik, logaritmik büyüme hızlarını ilk başta çok iyi algılayamaz. Lakin açıkça üstel bir hızla büyüyoruz ve bu kültürsüz olamaz. Kitapta bu gelişmeleri yorumluyoruz.

 

Bu kitabımda ve gelecek olan kitaplarımda daha pek çok konuyu çalışıyorum.. Özellikle yeni yetişen gençlerin geleceğe bakışında bir karamsarlık sezinliyoruz.  Gençlerin geleceği yorumlamasında da epistemolojik yani bilgi felsefesine ilişkin temel bir yanlışlığı söz konusu etmek lazım. Geleceği yorumlama kriterlerini ortaya koymadığımız için açıkçası hem zamansal olarak hatada bulunuyoruz hem önceki dönemle karşılaştırma şansımız olmuyor hem de üstüne olabilecek gelişmeleri tek boyutlu biraz da içeriksiz yönlendirme şansımız oluyor. En ciddi tartışma konularından biri gelecekle ilgili insanlar işsiz kalacak meselesi. Bu sürecin içerisinde 4.0’ı yaşıyoruz hatta 5.0 ütopyasını söz konusu ediyoruz. Ben de kitapta 5.0 kavramıyla yazmaya çalıştım.  Toplum, insan, teknoloji; 5.0 fakat yaşam 1.0 diye.

Gelecekle ilgili temel bir yargımız var. Sanki gelecek yekpare bir biçimde bütün her yere aynı şekilde gelecek diye. Hayır bu şekilde gelmeyecek. Nasıl ki 2021 yılında ülkelerin teknolojik ve sosyolojik düzeyi birbirinin aynı değilse gelecekte de bu böyle olacak.  Ülkeler ve toplumlar arasında farklılıklar olacak. Ülkemizin de gelecekte yer alması açısından geleceği konuşmanın çok önemli olduğunu düşündüğüm için özellikle bu kitap üzerinde durdum.

 Sizi biraz daha yakından tanımak isteriz… İki çocuğunuz var, onlarla neler yapmaktan hoşlanırsınız, özel hayatınızda nasıl vakit geçiriyorsunuz?

Geçmişte en büyük hobilerimden biri klasik arabalardı, şimdi teknolojiyle birlikte dronelara ilgi duymaya başladım, ayrıca gastronomiyle de ilgileniyorum ve yemek yapmayı çok seviyorum ancak bunların hiçbirinin çocuklarımla birlikte olmadan bir değeri yok. Onlarla birlikte yemek yapmak, drone kullanmak en büyük keyiflerimden. Çocuklarımın öğrenmeye ne kadar çok açık olduklarını görmek çok güzel. Onların öğrenme yetisi bizim hayal edebileceğimizden çok çok daha fazla, hiçbir şey unutmuyorlar ve doğruyu yanlışı çevrelerinden görüp kodluyorlar. Ben de onlara vereceğim her şeyde iyiyi ve doğruyu vermeyi önemsiyorum. Onlara yalnızca bilgi vermenin yeterli olmayacağını düşünüyorum ve bilgiye ulaşmayı, bilgiyle neler yapabileceklerini da onlara öğretmeye çalışıyorum. Elimden geldiğince araştırma ve merak içgüdülerini teşvik ediyorum. Mesela kızıma minik görevler vererek sorumluluk almasını sağlamaya çalışıyorum. Ekmeği ben kesiyorum, kırılmayacak bir tabağa koyuyorum, onun masaya götürmesini bekliyorum. Veya peçeteleri kızımın masaya koymasını istiyorum. Öyle güzel tasarımlar yapıyor, öyle özeniyor, yaratıcı ve farklı yöntemler üretiyor ki kendince… Ebeveyn olduğunda da kendi çocuğuna bunları öğreteceğini umuyorum. Bunun sonunda da onu motive ediyorum, teşekkür ediyorum. Özür de diliyorum gerektiğinde. Ayrıca çocuklarıma rakip değil, paydaş olma bilincini kazandırmaya çalışıyorum. Ancak birlikte olursak güçlü olur ve değer üretebiliriz diye düşünüyorum. Bu yüzden birlikte bir şeyler yapmak, grev ve sorumlulukları yerine getirme güdüsü kazandırmak çok önemli.

Ben de ondan çok şey öğreniyorum. Her gün, her an, her yaş grubundan bir şeyler öğreniyoruz. Bu öğretiler hayatlarımızı küçücük de olsa değiştiriyor veya bazen büyük değişimler yaratıyor, büyük faydalar kazanıyor, büyük faydalar üretiyoruz.

 

Nişantaşı Üniversitesi ile hayalleriniz gerçekleştirdiniz mi? İlerisi için neler hayal ediyorsunuz?

Çocukluğum, gençliğim hayal gücümü oluşturur. Kendimle ilgili şöyle düşünüyorum; Aslında eğitimci olmanın kendisi çok büyük bir rüya. Hayallere daldığınız bazen çokça uyandığınız ama her halükarda tekrar başlama enerjisini genç dimağlarda bulduğunuz özel bir hayal. Düşünün tüm dünya hızla artan bir ivmenin değişimi içerisindeyken eğitim sistemi tüm dünyada yüzlerce yıldır reforma uğramadı. Hala sanayi devriminden kalma bazı eğitim kodlarını kullandığımızı görüyoruz. Yalnızca yıllar içerisinde hatalı şekillere, sorunlu önermelere evrilen minik değişimleri görüyoruz o kadar. Sistem insanların öğrenme biçimleri anlamadan oluşturulmuş bir gariplik aslında. Çocuklarımıza okullara başlayana dek hayal güçlerini genişlet, resimler çiz, şarkılar söyle, oyunlar oyna, sosyalleş diyoruz sonra okula başlıyorlar tahta ve öğretmene dönmüş bir sırada oturuyorlar, kurşun kalemle sayısız düz çizgiler çizmeleri için onlara görevler veriyoruz. “Öğretmeni dinle, çok konuşma, sessiz ol!” diyoruz. Bu çok yanlış. Sonra bu simsiyah çizgiler için onları alkışlayıp, puanlar veriyoruz. Bu çocuklar nasıl başarılı olabilirler. Doğdukları andan itibaren sen farklısın, önemlisin dediğimiz çocuğumuzdan bir anda diğerleri gibi olmasını bekliyoruz. Ona kendi özgün değerini bulmasına yardım etmek yerine Mehmet’ten Ayşe’den daha iyi olmalısın yoksa kazanamazsın diyoruz. Ben bunu kabul etmiyorum. Benim hayalim bunu değiştirebilmek. Geleceğin dünyasına değer katmak için çalışmamız gerektiğini biliyoruz ama geleceğin insanı olan çocuklarımızla geleceği tanıştırmayı denemiyoruz. Üretsin, projeler içerisinde yer alsın, deneyimlesin, hayal kursun, tasarlasın. Teknoloji de gelecek de sadece ve sadece hayallere hizmet eder. Ben hep böyle düşündüm.

Araştırmada yenilikler konfersansı

 “Mirasım Türkiye” kampanyası büyüyerek devam ediyor

 “Mirasım Türkiye” kampanyası büyüyerek devam ediyor

Türkiye’nin zengin mirasını korumak ve  gelecek nesillere aktarabilmek için sürdürülebilir turizm bilincini yaymayı amaçlayan Jolly ve UNDP Tükiye yeni projelre imza attı.

Türkiye’nin en önemli önde gelen turizm firmalarından olan Jolly, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye ile iş birliği yaparak sürdürülebilir turizm alanında farkındalık artırmayı hedeflediğini duyurdu. Geçtiğimiz yıllarda Türkiye’nin zengin mirasını gelecek nesillere bırakmak için “Mirasım Türkiye” kampanyasını başlatan Jolly, duyurduğu bu yeni iş birliği ile sürdürülebilir turizm ile ilgili çalışmalarına devam edeceğini açıkladı.

“Ülkemizin geleceği çocuklarımıza sahip olduğumuz bu mirası her yönüyle öğretmek için çalışacağız”

Jolly Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar “Bugüne kadar Türkiye’nin bu zengin mirasının tanıtımı için çalıştık. Ama biliyoruz ki sahip olduğumuz doğal ve kültürel değerlerin gelecek nesillere aktarılması ve korunması için üzerimize düşen çok şey var. Bu sebeple UNDP ortaklığıyla sürdürülebilir turizm alanında farkındalık yaratmayı amaçlayan uzun soluklu bir yolculuğa başladık” diyerek bu yeni iş birliğini duyurdu.

UNDP Türkiye desteklediği projeler aracılığıyla Türkiye’de sürdürülebilir turizmi geliştirerek, turizmin toplum ve çevre üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmeyi, turizmin yerel ekonomiye, doğal ve kültürel mirasın korunmasına ve ev sahipleri ile ziyaretçilerin yaşam kalitelerinin iyileştirilmesine olan katkısını artırmayı hedefliyor.

UNDP Türkiye Programlardan Sorumlu Temsilci Yardımcısı Seher Alacacı Arıner projeye ilişkin yaptığı açıklamada, “UNDP Türkiye olarak Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşmak için turizmi kilit bir aktör olarak görüyor ve sürdürülebilir turizm anlayışının benimsenmesi yolunda yenilikçi yaklaşımlar ve güçlü ortaklıkları önemsiyor ve destekliyoruz. Bu amaç doğrultusunda Mirasım Türkiye çatısı altında kurduğumuz yeni iş birliği ile Türkiye’de çevresel ve kültürel değerlerin korunmasına ve yerel ekonomik kalkınmaya katkı sağlayacağımıza inanıyorum.” dedi.

Jolly ve UNDP Türkiye, Mirasım Türkiye kampanyası çerçevesinde sürdürülebilir turizm alanında yöre halkında, çocuklar ve ailelerinde farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. Proje ortakları birlikte yürütülecek bu faaliyetler kapsamında doğal ve kültürel değerlerin korunarak gelecek nesillere aktarılmasını ve böylece Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na katkı sunmayı hedefliyor.

Jolly Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Mert Vardar projenin hedeflerini “Biz Jolly olarak bu sorumluluğun bilinciyle ülkemizin doğal, tarihsel ve kültürel değerlerini tanıtmayı, bölgesel istihdamı artırmayı görev edindik. Son 3 senedir bu konuda ciddi yatırımlar yapıyoruz. Şimdi ise daha da heyecanlıyız. UNDP Türkiye ile sürdürülebilir turizm konusunda farkındalık yaratma ve sorumlu turist bilincinin oluşturulması için bir iş birliğine başlıyoruz. Şu an çevrimiçi olarak başlattığımız, pandemi koşullarının ortadan kalkmasıyla yüz yüze de çocuklarımıza erişeceğimiz eğitimler ve atölyeler düzenleyeceğiz. Hedefimiz 250.000 çocuğa sorumlu turist olma farkındalığını aşılamak” sözleriyle özetledi.

UNDP Türkiye Kapsayıcı ve Sürdürülebilir Büyüme Portföyü Yöneticisi Mustafa Ali Yurdupak ise Jolly ile yapılan iş birliği kapsamında şu şekilde konuştu; “30 yılı aşkın süredir turizm sektörünün öncü seyahat acentalarından birisi olan Jolly ile iş birliği yapmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Jolly ile sürdürülebilir turizm alanında farkındalık oluşturmak amacıyla uzun soluklu bir yolculuğa çıktık. Çevreye duyarlı bir turizm anlayışı ile hareket ederek ortak mirasımızı korumak ve gelecek nesillere aktarmak, sürdürülebilir turizm ilkelerinin benimsenmesi ve Küresel Amaçlar’a ulaşılması konusunda yürüteceğimiz çeşitli faaliyetler ile ülkemizde geniş çaplı bir farkındalık yaratabileceğimize inanıyorum”.

Mirasım Türkiye’nin herkesi sorumlu turist olmaya davet ettiği ve gelecek nesiller için daha iyi yarınlar bırakmaya davet ettiği reklam filminin de gösterimini yaptı. Jolly Pazarlama Direktörü Yasemin Develioğlu da “Çocuklarımızı ülkemizin zengin tarihi, kültür ve biyolojik zenginliliği konusunda eğiteceğiz. Sorumlu turist yetiştimek için çocuk yaştan başlanılması gerektiğine inanıyoruz. Bilmediğimizi sevemez, sevmediğimizi koruyamayız. O yüzden önce bu zengin mirası çocuklarımıza öğretip sevdireceğiz ki gelecekte sahip çıksınlar”.

UNDP Türkiye İletişim Bölüm Başkanı Dr. Faik Uyanık ise şunları söyledi: “UNDP olarak Türkiye’de sürdürülebilir turizm alanında uzun süredir sürdürdüğümüz çalışmalarımıza eklediğimiz bu yenilikçi ortaklık nedeniyle çok mutluyuz. Mirasım Türkiye projesinde faaliyetlerimizin önemli bir kısmı iletişim ve savunuculuk üzerine odaklanacak. Bireylerin turizm yoluyla yerel topluluklar ve gezegene olumsuz etkilerini ortadan kaldıracak tutum ve davranış değişikliğini sağlamak, en önemli amacımız.”

Annelik hayat boyu yapılan bir anlaşma

Annelik hayat boyu yapılan bir anlaşma

Sesiz ve derinden ilerleyen bir isim… Hollywood’da ünlü oyuncuları koçlarıyla çalıştı. Profesyonel oyuncular için düzenlen özel workshopların hepsine katıldı. Mesleki anlamda kendini sürekli yeniliyor. Bu süreçte geçmişten gelen resim yapma sanat yönünü de eş zamanlı besliyor, sürdürüyor.  “Sinema içinde bütün sanatları barındırıyor” diyor. Uzun bir aradan sonra ikinci sergisi yakında sevenleri ile buluşacak… Sergiden elde edeceği gelirle okul kütüphaneleri açmak istiyor.

Oyunculuk okulu hayalinde ve bilgi birikimlerinde olan yani işin sessiz ve derinden ilerleyen kısmı..  Bütün bunlar olurken; hayatın en güzel sanat olayını “çocuk yapmak, annelik” olarak tanımlıyor.  Çocukların gelişimini birebir gözlemlemek, anı yaşamak için televizyon ve sinemaya düzenli set çekim çalışmalarına ara veren sevgili Gülseven Yılmaz yeniden Türiye’de… Pause derginin bu ay ki kapak konuğu sevgili dostum Gülseven Yılmaz ile siz kıymetli okurlarımız için konuştuk. Sizler için çok keyifli bir söyleşi yaptık.

 Oyunculuk çocukluk hayaliniz olan bir meslek miydi?  Bir Rol modeliniz, ilham kaynağınız oldu mu? 

Evet oyunculuk çocukluk hayalimdi. Çok merak ederdim. İnsanlar televizyonun içine nasıl sığıyorlar, küçülüp mü giriliyor diye. Gerçek hayatta küçük küçük insanlar var ve bir tek onlar televizyonun içinde yasayabilirler zannediyordum. Orada da başka bir dünya olduğunu düşünüyordum. Babam haberleri hiç kaçırmazdı. Ben de haber spikerleri ne güzel konuşuyor diye onları dinlemeyi se verdim. Bir gün televizyonun içine girip orada olmak hayalim, isteğim hep olurdu.  Ben küçükken ilham aldığım biri olmadı.

En çok hangi tür filmleri seversiniz? Son zamanlarda bilim kurgu filmleri ve dizilerini seviyorum. Bazen çok kafamı yormak istemediğimde romantik komedi tarzında filmleri seçiyorum. Tamamen ruh halime göre film seyrediyorum.

Sitcom yaparken eğlenceli işler sürerken;  Acı Hayat, Doktorlar gibi çok uzun süreli dizilerde farklı rollere hayat verdiniz. Bu geçişlerde zorlandığınız mı? Bahseder misiniz? 

Eğlenceli isler yapmak çok daha zevkli. Sitcom tecrübem de var. Uzun süreceğine inandığım islerde çok ağır dramatik isler olmamasına özen gösterdim. Çok uzun saatler çalıştığımız için rollerimiz üstümüze yapışabiliyor bazen. Bu rollerden çıkamayan oyuncular da var. En çok kabadayı rollerinde oynayıp gerçek yaşamlarında da öyle davrananları bazen magazinciler bile yakalıyor. Tekliflerin senaryolarını okuduktan  sonra bu karakteri ben sevdim mi diye bakarım hep. Bu karakterin neresi ilginç, dizide bu karakteri nasıl yönlendirebiliriz sorularından sonra hislerime göre secim yaparım. Benim için komedi oynamak da kolay, drama da kolay.

Sonra stüdyo çekimlerine bir anda her şeye ara verdiniz? Neden? 

Aile kurmak istedim. Çocukları çok seviyordum ve çocuk yapmak istedim. Zirvede bıraktı derler ya hani benim için de benzer bir durum oldu. Şartlar çok ağırdı. Çok uzun saatler film çekimleri oluyordu. Senaryolar birbirinin tekrarı gibi olmaya başlamıştı. 18 tane dizi teklifi ve 8 tane başrol teklifi aldım doktorlar dizisinden sonra. Bu fırsatları değerlendir sonra çocuk yaparsın dediler. Sinema sektöründe yeterince tatmin olmuştum ben ve anne olmak istiyordum. Kadınların biyolojik saati vardır ya benimki çalıp duruyordu anlayacağınız. Tamamen isleri bırakmadım ama isteyerek hamile kalınca o  her zaman istediğim çocuğumu doğurmak için Amerika’ya gittim. 1 sene sonra yine dizi, sinema yaparım diye düşünüyordum. Ama insanın kendi bebeğini kucağına aldığında nasıl bir eşsiz mucize yaşadığınıza inanamıyorsunuz. Ayrıca; bebeği büyütmek, çocuk yetiştirmek çok zevkli geldi. O ağzından çıkan ilk kelimeler anne baba demesi bunları kaçırmak istemedim. Büyüdükten sonra değil, büyütürken daha çok şey verebilirim çocuğuma diye düşündüm. Çok önemli bir iş yapıyordum; annelik… Ben de çalışmayı her gelen teklifte erteledim. Anı yaşamak vardır ya ailemle anı yaşadım.

 Annelik size neler hissettirdi? Nası tanımlarsınız bu olay ve sonrasını?

İngilizcede çok sevdiğim bir laf var, annelik için onu söylemek istiyorum. Lifetime commitment, yani hayat boyu yapılan bir anlaşma, sözleşmedir annelik. Anne olunca sorumluluklarım arttı. Bebekken her kucağıma aldığımda göz  göze saatlerce bakışırdık. Hep duyarız ya uyurken bakardım diye, ben çocuklarıma uyanıkken daha çok bakardım. Çocuklarımın büyüdükçe her anini onlarla yasamak istedim, tadını çıkardım anlayacağınız.

Kaç çocuğunuz var? İsimleri nedir?

İki çocuğum var. Efe 8,5 yaşında ve Mars 3,5 yaşında.

İki erkek çocuk annesi olarak sorumluluklarınız büyük, çocuklarınızı yetiştirirken en çok neye dikkat ediyorsunuz?

Yaratıcılıklarının büyüdükçe köreltilmemesine dikkat ediyorum. Dadılara  hemen çocuk gelişimiyle ilgili benim çok beğendiğim kitapları veriyorum. Okullarını ve öğretmenleri ona göre seçiyorum. Hayal kuran, herkes gibi düşünmeyen, fark yaratacak saygı sevgi dolu çocuklar yetiştirmeye çalışıyorum.

Çocuklarınızla aile zamanını nasıl geçiriyorsunuz? Birlikte yapmayı en sevdiğiniz etkinlik nedir? 

Bisiklete binmek. Santa Monica da sahilde bisiklete binmek.

Çocuklarınızda sanata eğilim  var mı? Gözlemleriniz ne yönde size sinyal veriyor? Mesleki konuda anneye mi babaya mı çekmişler? 

Ahahaha çok güzel bir soru. Eşim  inşaat mühendisliği okumuş ama piyano çalıyor, Naile halaları otel sahibi ama seramik sanatıyla ilgileniyor. Bizim ailemizdeki tek sanatçı ben değilim yani. Efe gitar çalıyor ve çok yaratıcı bir çocuk.  Disney çocuğu yetiştiren ajanstan teklif geldi Efe ye ama ben çok erken yasta baslarsa psikolojik olarak etkilenir diye düşündüm. Mars çok çabuk moda giriyor sahne ve mikrofon seviyor.  YouTube kanalını çok istediler. Birlikte çok doğal videolar çekiyoruz, çocuklar bu çalışmalara bayılıyorlar. YouTube da olmayı seviyorlar. İlerleyen zamanlarda ne istiyorlarsa onu destekleriz. Severek yaptıkları isleri olsun.

Amerika’da çocuklarınızı büyütürken,  onların büyümesini birebir gözlemlediniz bu muhteşem bir hayat kazanımı… Peki kendi kişisel ve mesleksel gelişiminizi de farklı yönlerden destekleyen çalışmalar yaptınız mı? 

Elbette yaptım, profesyonel aktörlerin gittiği workshoplara gittim. Oyuncu koçlarıyla çalıştım. Stella Adler, Eric Morris tekniklerini öğrendim. Bradley Cooper in oyuncu koçu Anthony Meindl ile ve Halle Berry’nin oyuncu koçu Margie Haber’le çalıştım. George Clooney’in gittiği Beverly Hills playhouse sahne sanatları eğitimini de aldım. Bu stüdyoların profesyonel aktörler için özel sınıfları oluyor hepsine katildim. Neden yaptığıma gelince bizim işimiz spor yapmak gibi, kasları aktif tutmak lazım. Hem kendimi geliştirdim hem de bir gün bu bilgileri aktarabileceğim bir okul açarım diye düşünüyorum.

Sinema film sektörüyle alakalı orada en çok dikkatinizi ne çekti? 

Setlerdeki konfor. 8 saat çalışma kuralı. Büyük kameralar ve ışıkların araçtan indirilip çekim yerine kadar insan gücü yerine özel tekerlekli taşıyıcı küçük araçlar olması.

Yabancı oyunculardan en sevdikleriniz hangisi?

İşini askla yapan her meslekten herkesi seviyorum. Cate Blachett’ in bende ayrı bir yeri var.

Hollywood’un ünlü oyuncularından dostlarınız yakın arkadaşlarınız oldu. Biraz bahseder misiniz? 

Lion King, little Arthur filmlerinin yapımcı ve yönetmeni arkadaşım. Ev partilerinde bizi de hep davet ederler. Steve Tyler in yakın dostu benim de iyi arkadaşım.  Onların özel davetleri olur. Bu davetlerden birinde Sharon Stone, Leonardo di Caprio da vardı. Bu dünyaca ünlü isimlerle aynı ortamda bulunmak, sohbet etmek çok keyifli… Az sayıda ve ayni ortamda olduğunuz bu davetlerde herkese eşit davranmanız gerekiyor.  Bu benim tespitim. O zaman arkadaşınız gibi yakın davranıyorlar. Rahat olabiliyorlar. Sohbet ediyorsunuz. Arkadaşlık kurabiliyorsunuz. Bunun için de hayran gibi davranmamanız gerekiyor.

Oradaki yakın arkadaşlarınızdan birisi de ünlü şarkıcı Michael Jacakson’un menajeri?  Nasıl arkadaş oldunuz? Sizin görüşmelerinizle nasıl ilgilendi? Nasıl oldu bu hem iş hem dostluk kurulumu?

Evet Jeffre Phillips benim arkadaşlarımdan biri… Beni tanıdığı için mesleğimi de biliyor, ben orada neler yapabilirim diye konuşma konusu yapardı. İşinde çok başarılı bir menajer ve ayni zamanda yapımcı. Showreel vermiştim kendisine. Benden 3 şey çıkarabileceğini söyledi. Hiçbir şekilde audion a gitme dedi. Aksanın olduğu için verecekleri roller seni tatmin etmez ama sana yazılmış özel bir senaryo ile karşına George Clooney gibi birini koyup az bütçeli güzel bir romantik komedi yapabiliriz, bununla Hollywood a adim atmış olursun ve arkası gelir zaten dedi. En büyük iddiası hem Avrupalı, hem İspanyol hem de doğu kültürüne hitap edebilecek çok avantajlı bir yüzüm olduğunu söyledi. İyi bir başlangıçla yolumun çok açık olacağını belirtti. Showreelimi seyrettikten sonra bana çok iyi mi dans ediyorsun diye sordu ve bunu hiç unutmam. Çok şaşırmıştım çünkü gerçekten çok iyi dans ederim bu arada. Bunu çok kısa bir görüntüden anlamış olması,  ne kadar iyi gözlem yapabilen bir menajer olduğunun bir kanıtı bence… Sesi mi de beğeniyordu. Albüm yapalım diyordu.  Ve her gün hangi saatlerde ne zaman ne yapmalıyım? Ve trainer ve voice için kimlerle çalışacağıma, sahne kostümlerimde kimlerle çalışacağımın isimlerine kadar hazırladığı planlamayı benimle paylaştı. İlk defa bu kadar profesyonel bir teklifle karşılaştım. Her şey en ince detaylara kadar düşünülmüş olan planlamada, bir sene sonra çıkartacağımız albümle  nerede olacağımı, konser stratejilerimize kadar anlattı. “Bunu seçersen burada da yolun açık” dedi. Üçüncü seçenek de reality show yapabiliriz marka işbirlikleri çalışabiliriz dedi. Ben workshoplara gidiyordum, bana “değerli bir iş adamının eşisin ama mesleğini yapmak isteyen bütün dünyadan oyuncu olmak için Los Angeles’ a gelip şansını deneyen tüm oyuncuların sesi olursun, ilginç bir hayatin var” dedi. Ve bu çok dikkat çeker diye bayağı konuştu bizimle.  Görüşmelerimiz devam ederken tam o dönemde ikinci çocuğa hamile kalınca, Allah’ın bizim için başka planları varmış deyip teklifi rafa kaldırdım. Dostluğumuz devam ediyor.

Hollywood’dan teklifi aldınız. Teklifi geri çevirdiniz? Hatta bu konuda aile dostunuz Michael Jacakson’un menajeri bile sizi ikna edemedi. Neden? 

İkna etti aslında hatta biz planlar yaptık ama ben ikinci çocuğuma hamile kalınca teklifler öylece kaldı. Sanat yaratmak demek…  En büyük yaratım da çocuk yapmak bence…

Pandemi döneminde ülkemize dönüş yaptınız? Tüm dünyada bir kapanma oldu. Hayat eve sığar dedik. Bu dönemde neler yaptınız?

Mart 2020 de kapanma olduğunda pek çok şeyi sorgulamaya başladık. Los Angeles’ta günlük hayatimiz çok fazla dışarda akıştaydı. Ev ne kadar müstakil ve konforlu olursa olsun evde yasamayı çok seven insanlar değiliz. Her yaz zaten Türkiye’ye geliyorduk. Aile otelimiz Hilton Dalaman ve tekne de vakit geçiriyorduk. Yine haziranda geldik fakat USA da okullar açılmadı, restoranlar kapalı, her şey keyifsiz dolayısıyla kışı da burada geçirelim dedik. Bütün kış otel kapalıydı ama kendimize burada bir düzen kurduk. Bisiklete bindik, kapalı havuzda yüzdük, burada otele ait hayvanat bahçesi var her gün onlara gittik kuzular, tavşanlar, kopekler çocuklara çok iyi geldi. Çocukların hep istediği YouTube kanalımızı yayına başlattık. Ben ikinci resim sergim için eserler ürettim. Bizim için çok verimli geçiyor aslında.

Düzenli Spor yapar mısınız? Beslenmenize dikkat eder misiniz? 

Ah iste o konu… Haftada iki gün hocayla çalışıyorum, diğer günler kendim spor yapıyorum. Biz bu süreçte restaurantın birini açık tuttuk ve aşçı çalıştırdık. Bu konforlu ama çok kotu bir karardı. Çünkü;  kuzu incik, güllaç, içli köfte ne kadar özlediğim Türk yemeği varsa yedim. Los Angeles’a döndüğüm zaman bu yemekleri bulamayacağım diye akışa bıraktım umursamıyorum.

Sizi tekrar farklı roller de görmek mümkün olur mu? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Elbette… Bu sene iki teklif aldım ama İstanbul’da olmadığım için ve tabii pandemi nedeniyle değerlendirmedim. Sanat benim olmazsa olmazım. Kendimi sanatla ifade ediyorum.

Pandemi döneminde televizyon izlenme oranları çok arttı. Ülkemizde bu dönemde diziler de adeta bir birleriyle yarışıyor… Hollywood’dan edindiğiniz izlenimlerle değerlendirdiğinizde ne düşünüyorsunuz? 

Televizyon bence tamamen bitti. Hiçbir zaman benim çalıştığım dönem gibi olmayacak. Hala ayni konularda sabit duruyor Türk sineması. Hep yapılanlar üzerinde yani sürekli güvenli sularda gezildiği surece de gelişemeyecek. Tarihimiz, topraklarımız ve bir sürü köklerimizden gelen farklılıklarımız var. Biraz bunlara çalışılmalı. Topraklarımızda çok değerli insanlar yaşadı. Onların hikayelerine girilmeli diye düşünüyorum. Biz bilim kurgu yapamayız. Arkadaşlarının farklı düşüncelerine bile tahammülü yok insanların. Ama değerlerimizi iyi kullanıp fevkalade güzel işler yapabiliriz.

Beğendiğiniz dizler ve oyuncular var mı?

Snowpiercer gözdem su aralar.

Tekrar tekrar seyrettiğiniz dünya sinemalarından filmler var mıdır? İlk aklınıza gelen hangisidir?

Party filmi Peter Sellers… Her seferinde gülüyorum. İyi ki sordunuz çok uzun zamandır seyretmemiştim.

Sizi en çok ne motive eder?

Bilmediğim şeyleri deneyimlemek. Seyahat etmek gibi..

Yeni projelerinizden bahseder misiniz?

Yakında bir sergim olacak. Çok heyecanlıyım. Bir youtube kanalım var. Lifestyle yayın yapıyorum. Her şeyi kendim yaptığım için biraz zorlanıyorum. Yaparken öğreniyorum. Mesela bir videomda tripodun kamerayı koyduğum yerinindeki vida gevsek kalmış, kamera eğilmiş yavaş yavaş ama umursamıyorum onu da yayına koyuyorum. Daha samimi ve neler yaşıyorsak onlar var videolarımda. Hiçbir şeyi planlı çekmiyorum. Pandemide arkadaşlarımızla görüşemeyince kendime böyle bir iletişim kurdum belkide…

Buradaki amacınız nedir?

Gülseven Yılmaz Yotube kanalımda Her hafta 1 video yayınlamak, algoritma için gerekliymiş. Dedim ya bir taraftan da öğreniyorum diye. Seyahatlerim, yeme içme, kullandığım ürünler, çocuklarla yaptığımız aktiviteler, bazı konulardaki fikirlerimle ilgili konuşmalar da çekeceğim yakında, biraz oyunculuk tekniklerinden bahsedenim belki. Canim nasıl isterse öyle ilerliyor. Vlog gibi düşünebiliriz. Kanalım para kazanmaya başlayınca ihtiyacı olan çocukların eğitimine katkıda bulunmak ve okullara kütüphaneler yaptırmayı hedefliyorum.

Hayat felsefenizi nasıl tanımlıyorsunuz? 

Bugün güzelse, yarın zaten güzel olur. Her gün  bir şeyle  tatmin olmuş olarak günü bitirmeye çalışıyorum. Strese girmeden tabiki. Küçük mutluluklarım var benim, istediğim bütün büyük şeyleri başardım.

En çok ne hakkında endişelenirsiniz?

Eskiden çok endişelerim vardı. Çocuklar için en iyi okulu buldum mu? En doğru yerde mi yaşıyorum? Çok araştırmacı bir insanım ve bir insan niye çok araştırma yapar endişeden aslında. Daha

iyisini kaçırmamak için. Pandemi bana sunu öğretti; her ne oluyorsa iyidir. Herkesin doğrusu senin doğrunla eşleşmeyebilir. İsteklerim diğer insanlarınkinden farklı olabilir. Çok sorgulamadan ne istiyorsan yap. Küçük büyük şeyler çok fark etmez.

Başarıyı nasıl tanımlarsınız ve kendi başarınız nasıl ölçümler siniz?

Bir hedefe ulaşmak basaridir. Koyduğum her hedefe fazlasıyla ulaştım.

Hayatınızda yaşadığınız en iyi şey nedir?

Esim Mustafa’yı tanımak. Problem çözme biçimi, olaylara bakış açısı, pozitif yaklaşımı, sınırsız düşünme biçimi, sevgisi hayatıma renk katıyor. Bu hayattaki yaşadığım en iyi şey sevgili çocuklarımın babası kıymetli eşimi tanımak.

 Şimdilerde pek yapmıyoruz ama seyahat etmeyi sever misiniz? 

Bayılırım.  70 -80 ülke gördüm.  Seyahat benim terapim.

Şu anda en çok nerede olmak istersiniz?

Caffe luxxe  da kahve içmeyi çok özledim.

Hayattan aldığınız en önemli öğreti ne oldu? 

Genel doğrulardan uzak dur, kendi doğrularının pesine düş.

 Refik Anadol’ un çok ses getiren güncel sergisi için ne düşünüyorsunuz? Dijital gelişmeler sanatla bütünleşmeli mi? 

Sanatın girmediği yer çok sıkıcı olur. Sanat baktıkça baktırır bir çeşit büyü gibi. Dinlettirir, izlettirir. Dijital gelişmeler sanatla bütünleşmeli elbette. Sanatla her şey halka iner. Sanatla içiçe olan halk sanat yapmasa bile biz o şehirlerde o estetiği görürüz.

Sizce başarının sırrı nedir?

Hedefe giden yolu bulup ısrarla o yolda yürüdüğünüzde, yoldaki fırsatları iyi değerlendirdiğinizde, yolda sevmediğiniz şeyler olduğunda pes etmediğinizde başarılı olursunuz.

Anneler günü için ne mesaj vermek istersiniz okuyucularımıza?

Hayatımızda aldığımız tüm kararlar annelerimizden yıllarca aldığımız uyarılar üzerine kuruludur. Güzel öğretileri olan bütün annelerin anneler günü kutlu olsun.

Evlendiler

Evlendiler

FİBA Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Murat Özyeğin, 4 yıllık sevgilisi Yasemin Güçkan ile aile arasında yapılan bir törenle evlendi.

Yılbaşında romantik bir dağ evinde avukat sevgilisi Yasemin Güçkan’a evlenme teklifi eden ünlü iş adamı Murat Özyeğin, “evet” yanıtını aldıktan sonra evlilik hazırlıklarına başlamıştı. Hüsnü-Ayşen Özyeğin’in evinde, aile arasında yapılan bir törenle nikah masasını oturan çiftin bu anına sadece aile büyükleri, kardeşleri ve Murat Özyeğin’in üç çocuğu şahitlik etti. Pandemi nedeniyle büyük bir kutlama yerine küçük bir tören düzenleyen çiftin, yaz aylarında düğün yapmak istediği de gelen bilgiler arasında.

Zehra’dan gurbet kokan klip

Zehra’dan gurbet kokan klip

Cennetten Çiçek şarkısı ile hayatımıza giren Zehra, yeni şarkısı “Gurbet”e çekilen Retro klibi ile dikkatleri üzerine çekti.

Eski kameralardan çekilmiş görüntüleri Zehra’nın görüntüleri ile birleştiren yönetmen Selim Durak retro görüntülere sahip buram buram gurbetin koktuğu bir  klip çekti.  Klipte Almanya ve İstanbul’un eski görüntülerine yer verildi.

Cennetten Çiçek ile 8 ayda 200 milyonu geçip Türkiye Rekoru kıran Zehra, Türk sinemasına damga vuran Özdemir Erdoğan’ın nostaljik şarkısı Gurbet‘i coverladı, ve piyasaya sundu Poll prodüksiyon un sunduğu şarkının prodüktörlüğünü Erol Köse, aranjesini Alper Atakan yaptı, “Söyleyin Memleketten Bir Haber mi var” dizeleri ile hafızalara kazınan şarkı Kemal Sunal’ın Kapıcılar Kralı filminin ve birçok filmin de tema müziği olmuştu, bahsi geçen klip tüm mecralar ve televizyonlarda gösterimde…

 

Uzakdoğu’da bir Türk markası

Uzakdoğu’da bir Türk markası

Milli futbolcu Selçuk İnan eşi Cemre İnan, moda dünyasında kısa zamanda adını duyurarak,  ilk tasarımlarını Tokyo ve Paris pazarına sundu. Türkiye’de eğitimini tamamladıktan sonra Londra’da Central Saint Martinsde bir yıl ürün tasarımı ( product design ) eğitimi alan Cemre Hanım bu eğitimle kalmayıp, Chelsea College Art and Design Üniversitesi’nde iç mimarlık bölümünü tamamlayarak yurda döndü.  Rhodochrosite Studio markası ile moda dünyasına hızlı bir giriş yapan Cemre İnan, ilk koleksiyonunu Japonya’nın başkenti Tokyo ve modanın başkenti Paris’de moda severlerle buluşturdu.  Yaptığı gece kıyafetleri ile dikkat çeken marka Türkiye’de Beymen mağazalarında satışa çıkarken, pek yakında Harvey Nicholas mağazalarında da yer alacak.

Müslüm Gürses ölümünün 8. yılında mezarı başında anıldı

Arabesk müziğin unutulmaz ismi Müslüm Gürses, ölümünün 8’inci yılında, arkadaşları ve sevenleri tarafından Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki kabri başında anıldı.

Gürses’i anmak için Zincirlikuyu Mezarlığı’na saatler öncesinden gelen hayranları, merhum sanatçıya dua etti.

 

 

 

1 milyon dolarlık pasta

Ali Ağaoğlu, 67. yaşını ofisinde kestiği sürpriz pasta ile kutladı. Yanında çalışan bir personeli tarafından yaptırılan 1 milyon dolarlık pastayı gören Ağaoğlu:”Hayatımın en pahalı pastası oldu” diyerek kahkaha attı.

20. Vehbi Koç Ödülü Prof. Dr. Hüseyin Vural’ın

20. Vehbi Koç Ödülü Prof. Dr. Hüseyin Vural’ın

Vehbi Koç Vakfı tarafından, insanların yaşam kalitesinin artırılmasına katkıda bulunan kişi ve kurumları teşvik etmek amacıyla her yıl verilen ödül bu yıl Prof. Dr. Hüseyin Vural veridi.

Kültür, eğitim ve sağlık alanlarından birine verilen Vehbi Koç Ödülü, bu yıl eğitim alanındaki öncü nitelikteki çalışmalarından dolayı İlköğretim Okullarına Yardım (İLKYAR) Vakfı ve vakfın kurucusu Prof. Dr. Hüseyin Vural’a verildi.