17 yıl aradan sonra sahnelerde

17 yıl aradan sonra sahnelerde
Ünlü sanatçı Seren Serengil 17 yıl aradan sonra Ağaoğlu Maslak 1453’te bulunan Yeni Gazino’da sahne aldı

Serdar Ortaç’ın ardından sahnedeki yerini almadan önce basın mensuplarını kulisinde ağırlayan Seren Serengil, samimi açıklamalarıyla dikkat çekti. “17 yıl önce sahneyi bıraktım. Geçen hafta Batum’da ilk konserimi verdim, ikinci durağımda Yeni Gazino oldu. Bugüne kadar hep yüksek, kaliteli gazinolarda çalıştım. Hem müşteri kalitesi, hem mekanın güzelliği benim için çok önemliydi. 17 yıldır kafamdaki düşünce de bu şekildeydi. Hep güzel gazinoda çıkayım diyordum. Böyle güzel bir yerde çıkıyorum o nedenle çok mutluyum” diyerek duygularını dile getiren Seren Serengil kıyafetinin içinde nazar boncuğu taşıdığını söyledi.

“20 Soruda Ben” Serap Zincir

“20 Soruda Ben” Serap Zincir

1-Savurganlık yaptığınız olur mu? Hayatınızda havalı gösterişli ama “bu benim ilk savurganlığım” diyebileceğiniz ne var?

14 yaşındayken ailemi zor durumda bırakacak kadar çok beğendiğim markalı kıyafetler almıştım. İlk savurganlığım buydu.

2-Kendinle yüzleşir misin?

Her zaman yüzleşirim. Yüzleşmeden kendin olamazsın.

3-Keşke yapsaydım dediğiniz oldu mu? Ne için düşündünüz?

Keşke müziğe çok erken yaşta başlasaydım.

4-İnsanlar üzerinde nasıl bir etki bıraktığınızı düşünüyorsunuz?

Olumlu, güvenilir,  güç ve ilham verici.

5-Size bile garip gelen bir huyunuz var mı?

Her şeyi hissetmem…  Olacakları önceden sezmem.

6-Neyi romantik bulursunuz?

Ansızın yağan yağmuru ve eski güzel şarkıları

7-En çok neyi harcıyorsunuz: giysi, parfüm veya başka herhangi bir şey?

Giysi için daha çok harcama yapıyorum.

8-En büyük, en tuhaf korkunuz nedir?

Aklımı yitirmek, delirmek.

9-Sınırsızca yaptığınız bir şey var mı?

Müzik dinlemek ve şarkı yazmak

10-Ünlü biri olmak sizce nasıl bir durum?

Rahatsız edici ama özel hissettiren bir duygu.

serap zincir

11-Ünlülerin etkileyici olduğuna inanıyor musunuz?

Çok etkileyici oldukları için ünlüler zaten. Enerjileri ve auraları insanları kendilerine çekip hayran bırakıyor.

12-Aksanını iyi bildiğiniz başka hangi dilde konuşuyorsunuz?

İngilizce

13-Hayatta yedek planlarınız var mıdır?

Her zaman B’den Z’ye kadar yedek planlarım vardır.

14-Şu Anda sizinle ilgili; benim ve hiç kimsenin bilmediğim bir şeyi bana söyleyebilir misiniz?

Ajda Pekkan’a özel, O’nu anlatan bir şarkı yazdım, Bitirince kendisine dinleteceğim.

15- Süper gücünüz olsaydı ne yapmak isterdiniz?

Pandemiyi ve dünyadaki her türlü savaşı bitirmek isterdim.

16-Kahramanlarınız var mıdır?

Bir kahramanım var tabi. Adını açıklamayım…

17-Hayattaki altın kuralınız nedir?

Dürüst ve net olmak.

 18-Yemek yapar mısınız? Yapabildiğiniz en güzel yemek nedir?

Çok vakit ayıramasam da iyi yemek yaparım. Pilav ve tiramisu konusunda iddialıyım.

19-Hangi şehri sever ve yaşamak istersiniz? Ve neden?

Roma’yı çok seviyorum ve orada yaşamayı çok isterim. Büyülü ve güzel bir şehir çünkü, insanı içine çekip zaman yolculuğu yaptırıyor.

 20-En sevdiğiniz yâda maceralı tatili nerede geçirdiniz?

En sevdiğim maceralı tatili Güney Amerika’nın Suriname ülkesinde geçirdim. Kozmopolit, eğlenceli ve farklı yapısıyla birçok kültürü ve yaşam tarzını aynı anda görüp tecrübe etmek çok değişikti.

Alişan-Buse Varol boşanıyor

Alişan-Buse Varol boşanıyor

Bir süredir evliliklerinin üzerinde kara bulutlar dolaşan Alişan ve Buse Varol çifti boşanma kararı aldı. Çift, haberin henüz duyulmaması yasal işlemlere gizlilik içinde başladı ve avukatlarına dilekçe verdi.

Geçtiğimiz günlerde kızları Eliz’in birinci doğum gününü ayrı ayrı kutlayan Alişan ve Buse Varol’un boşanma aşamasında olduğu ortaya çıktı! Gizlilik içinde yasal işlemleri başlatan çift, haberin duyulmaması için azami özen gösterse de çifte yakın kaynaklar boşanmayı doğruladı.
2018 yılında evlenen ve bir yıl sonra oğulları Burak’ı, 2021’de de kızları Eliz’i kucaklarına alan Alişan ve Buse Varol’un bir süredir evliliklerinin üzerinde kara bulutların dolaştığı biliniyordu. Kızının otelde yapılan doğum gününe katılmayan Alişan, ertesi gün annesi Suzan Tektaş’ın evindeki kutlamaya giderek, krizin işaretini vermişti. Buse Varol da yaptığı açıklamayla “eve davet edilmediğini” söylemişti.
Buse Varol, bir süre önce Instagram hesabından Alişan’la birlikte tüm fotoğrafları silmiş, alyansını da çıkartmıştı.

Sezen Aksu’ya destek verdi

Sezen Aksu’ya destek verdi

Türk müziğinin başarılı kadın seslerinden Sertab Erener, önceki akşam Volkswagen Arena’da müzikseverlerle buluştu. Kerki Solfej’in kış konserleri kapsamında İstanbullulara unutulmaz bir akşam yaşatan Erener, kendisini dinlemeye gelenleri müzikal yolculuğa çıkardı.

Sertab Erener’in performansı öncesinde sahne alan Selin Geçit ve Pandami Music keyifli geçen akşamın açılışını yaptı. Sahnede dur durak bilmeyen performansıyla kendine hayran bırakan Sertab Erener, geçmişten günümüze hit olmuş şarkılarıyla akşam boyunca sevenlerini dansa kaldırdı.

“Sezen Aksu Bana Olağanüstü Bir Yol Açtı”

Sertab Erener: “Şimdi söyleyeceğim şarkı son albümümden canım Sezen Aksu’mun. Sezen hayattan da büyük bir kadın. Benden çok daha duygusal biridir o. Kendini hırpaladığı dönemler vardır ve son dönemde olanlar onu çok yaralıyor. Ama yine de o çok dengeli bir kadındır.” sözleriyle salonda alkış tufanı yaşattı.

Sözlerine: “Bana o kadar olağanüstü bir yol açtı ki onun hakkını hiçbir zaman ödeyemem. Onun şarkılarını söylüyor olmak çok çok gurur verici. Son albümümden sözleri Sezen Aksu’ya ait olan ‘Belki de Aşk Lazım Değildir’ şarkısını sizler için söylüyorum.” diyerek devam eden sanatçı Sezen Aksu şarkılarını seslendirdi.

‘Her Dem Yeşil’ Şarkılarıyla Gelecek Nesle Dokunacak

30 şarkıdan oluşan ve 3 yıl sürecek bir albüme başladığını belirten Erener: “Albümün adını ‘Her Dem Yeşil’ koydum çünkü albüm sizlerin sevdiğini düşündüğüm 30 hit şarkıyı bir araya getiriyor. Hepsini 2021-2022-2023 versiyonlarıyla yeni jenerasyonlara o şarkıları tanıtma ve devam ettirme amacıyla yaptım.” dedi. Her Dem Yeşil’den hayatta söylediği ilk Türkçe şarkısı olan ‘Sakin Ol’u hayranlarıyla hep birlikte söyledi.

Berrak Öztekin “Ciddi, dakik ve saygılıyım”

Berrak Öztekin “Ciddi, dakik ve saygılıyım”

Genç ve güzel bir oyuncu…  Kendisini; “Araf 4: Meryem” filmi ile 2020 yılında tanıdık. Filmde mesleğinin henüz başında olan genç bir öğretmeni canlandırmıştı. Şimdilerde önde gelen bir aksesuar markası So CHIC ‘in marka ve reklam yüzü olarak görüyoruz. Sevgili Berrak Öztekin ile eğitimini, hayatını, yeni iş birliğini ve geleceğe yönelik planlarını siz değerli okurlarımız için konuştuk.

Berrak Öztekin

 Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz? Bu kararı almanızda ne etkili oldu?

Tamamen çocukluk içgüdüsü hiç tereddüt etmedim zaten hep içimde vardı

İlk filminizde güzelliğiniz kadar oyunculuğunuzla da ilgi odağı olmuştunuz? Ne dersiniz?

Tamamen çocukluk içgüdüsü hiç tereddüt etmedim zaten hep içimde vardı

Berrak Öztekin

Oyunculuk konusunda yurtdışında eğitim aldığınızı biliyorum? Tarzınızı kime benzetiyorsunuz?

Londra mountview tiyatro sanatları akademisinde kamera önü ve mimik eğitimi aldım. İş etiği benim için çok önemli. Ciddi dakik ve saygılıyımdır. Her oyuncunun unique Olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla birini kendime benzetemiyorum. Türkan hanımın kanunları dönem ve içinde yaşadığı koşullar dolayısıyla şekillenmiş olduğunu düşünüyorum. Günümüzde her şey değişti başka bir dönemlerdeyiz benim bu şekilde kanunlarım ya da kurallarım yok

Beğendiğiniz oyuncular kimler yerli yabancı? En sevdiğiniz filmler oyunculuk yönünden?

Marian Cotillard, Rachel Weisz çok beğenirim…12 years a slave’s,once upon a time in america , inglourious basterds senaryoları ise ince ince nakış gibi işlenmiş filmlerdi..

Berrak Öztekin

Ülkemizde şu an sinema veya film sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu konuda dünya da neredeyiz? Maalesef üzülerek söylüyorum ki bir kısır döngü içindeyiz sektörün kesinlikle yeni yüzlere ihtiyacı var. Bununla beraber yapımcıların ve yönetmenlerin reyting kaygısını aşması gerekli. Bu alanda çok büyük bir pasta var. Türkiye’de sektör hızla büyüyor. Özellikle dijital platformlarla birlikte hak ettiğimiz yeri bulacağımıza inanıyorum.

Hayalinizde canlandırmak istediğiniz bir rol var mı?  Rolünüze hazırlanırken nasıl çalışırsınız?

Yellowstone dizisinde Beth Dutton karakterini canlandırmayı çok isterdim. Ben rolüme hazırlanırken önce karakteri içselleştiririm. Sonrasında mimik çalışırım.

Berrak Öztekin

Sizce iyi bir oyuncu olmak için ne yapmak gerekir?

Öncelikle eğitim ama bunun yanı sıra karaktere girebilmek için empati ve duygusal yönden güçlü olmak şart…

En yeni projenizden bahseder misiniz?

Şu anda So CHIC   takılarıyla iş birliğimiz var. Ayrıca dijital platformda kültür ve sanat programı var gündemimde…

Bu da bir iletişim dalı aslında marka yüzü olmak? Aksesuar kullanmayı sever miydiniz? Bu alandaki ilk denmeniz mi yoksa daha öncede benzer işleriniz oldu mu?

So CHIC    marka yüzü işbirliği benim bu alandaki İlk denemem oluyor. Doğrusu çok da hoşlandım. Aksesuar, takı kullanmayı da çok severim. Şu anda sadece So CHIC  marka takıları kullanıyorum Keyifli bir çalışma bundan sonra da bu tarz işbirliklerine devam etmek istiyorum…

Berrak Öztekin

aşların enerjisine inanır ısınız? Evinizde bu tarz taşlardan bulunduruyor musunuz?

Doğum taşım opal. Enerjisini seviyorum ve inanıyorum ama şöyle de bir tarafı var;

Opal taşının faydaları insan sağlığı noktasında oldukça büyük olduğu deneyimlenmiştir.  Sağladığı doğal şifa etkisi ve sunduğu faydaları üzerinden büyük bir öneme sahip olduğunu söylemek mümkündür. O yüzden her zaman üzerimde bulunduruyorum.

Kendinizi nasıl yenilersiniz?

Doğa ve hayvanlarla beraber olmayı çok seviyorum uzun yürüyüşler ve evdeki hayvan dostlarımla da kaliteli zaman geçirerek kendimi yeniliyorum. Enerji depolarımız şarj ediyorum.

Uyku, spor, beslenme konularında dikkatli misinizdir?

Evet hem de çok dikkatliyim. Beslenmeme çok dikkat ederim. Yediklerimin organik, doğal olması, yeşil ağırlıklı protein olması önemserim. Hazır yemeklerden uzak dururum ve asal fast food tarzı yiyecekler yemem. Uzun yürüyüşleri çok severim. Açık hava da mümkün olduğunca yürümeye çalışırım.

Tatil sever misiniz? Nerelere gidersiniz? Gideceğiniz yere nasıl karar verirsiniz? En sevdiğini tatil bölgesi neresidir? Kısa süren tatilleri severim. Gideceğim yerlere spontane karar veririm. Bozcaada’yı çok severim. Burası ile ilgili bir anım var diyemem ama Bozcaada’da geçirdiğim kalite zamanlar benim için unutulmaz.

 

 

Berrak Öztekin

Sizi sevenlerin beğenerek izleyen hayranlarınızın hakkınızda en çok neyi bilmesiniz isterdiniz?

İşimi çok severek yaptığımı beni seven ve takip edenlere sonsuz saygım olduğunun bilinmesini isterim

Duygusal bir insan mısınız?

Hayır. Ben mantık insanıyım

Yalnızlığı sever misiniz, korkar mısın?

Yalnızlığı severim. Şehir hayatında insanın yalnız kalmaya da ihtiyacı var olduğunu düşünüyorum. Korku konusunda bildiğim bir şey yok. Asla korkmam…

Sizi en çok ne mutlu eder?

Mesleğimde başarılı olmak öncelikle, sıcak bir yaz günü verdiği duygular da beni çok mutlu eder.  Güzel senaryolar olması ve tabi günün vaz geçilmezi bir fincan kahve beni çok mutlu eder…

Bu hayattaki olmazsa olmazınız nedir?

Annem, köpeğim, kedilerim, işimBerrak Öztekin

Sihirli bir değneğiniz olsa ne yapmak isterdiniz?

Sihirli değneğimle insanların doğa ile barışık, çocuklara, hayvanlara zarar verilmediği bir dünya sunmak isterdim.

İlerisi için planlarınız var mı? Mesela beş – on yıl sonra?

Uzun vadeli planlar yapmayı doğru bulmuyorum Akışta kalmayı tercih ediyorum tabi ki bu doğrultuda işimde ilerlemek istiyorum.

Sizce başarının sırrı?

Yaptığın işi sevmek, istikrar, asla vazgeçmemek…

Seçkin Pirim “Herkes sanatı hızla paraya çevirmek istiyor”

Seçkin Pirim “Herkes sanatı hızla paraya çevirmek istiyor”

Eserleri global boyutta büyük beğeni toplayan, tutkulu ve disiplinli tarzını yansıttığı işlerle dünya çapında hayranlık uyandıran ünlü Türk sanatçımız sevgili Seçkin Pirim; Pause Derginin bu ayki kapak konuğu oldu. Değerli Seçkin Pirim ile  “sanat benim hayatım” dediği yaşam öyküsünden, o her yerde konuşulan ve dünyada bir ilk olan ünlü moda dünya markası ile yaptığı, o hepimizin onur duyduğu işbirliğine, ülkemizdeki galerilerin durumundan, sanat piyasasına ve hatta özel hayatına kadar keyifle okuyacağınız sıcacık bir söyleşi hazırladık…  Keyifle okumalar dileriz.

Seçkin Pirim

Sanat sizin için nedir ve başlangıç hikâyeniz de şimdi düşündüğünüzde en ilginç olan,  çarpıcı olan ne?

Bütün hayatımdır… Bütün hayatım sanat… Hakikaten bir hayatım var bir yerinde de işte sanatla uğraşıyorum gibi bir şey değil bu; benim hayatımda sanat var bir kısmında da tatilim ve diğer şeyleri yaşıyorum… Tutku ve disiplinle yaşadığım bir hayattır..

Biraz da kader gibi dediniz, neden?

Yani düşününce; Kuzguncuk’ta olmak, orada o sanatçılarla daha okul çağından bile evvel o yaşta tanışmak, onların beni atölyeye almaları, her yaz bir yerde beni yetiştirmeleri hepsi planlı bir kurgunun gelişen parçaları gibi… Ondan sonra lise çağına gelmeden şansıma bakın ki Türkiye’de; “Güzel Sanatlar Lisesi” diye bir okul açıldı. Kurucularının çoğu da bizim atölyelerde çalışan sanatçılardı. Dediler ki; böyle bir lise açıldı, sen gitmek ister misin? Hiç istemez olur muyum? Hem de bayıla, bayıla… Düşünsenize liseye gidiyorsunuz, bir de yatılı… Çoğunlukla resim yapacaksınız dediler. Üff olaya bakar mısınız? Ondan sonra güzel sanatlar lisesi yetenek sınavına girdim. Kazandım. O zaman ah ne tatlı yaşanmışlıklar bunlar bir bilseniz… Bütün kuzguncuk beni sınava hazırlıyor. Desen çalıştırıyorlar, koşturuyorlar… Büyük şansa bakar mısınız?  Sınava girerken tabii bütün kuzguncuk ahalisi de benimle geldi. Dışarıda beklediler, çıkışta nasıl geçti, nasıl geçti diye sordular. Kazandım. Dört sene güzel sanatlar lisesinde resim okudum. Ama en başından hayalim ve tek isteğim sadece heykeltraş olmaktı.

Aslında hayat beni kendi akışı ile aldı ve buraya getirdi gibi oldu ama gerçekten sanat dışında severek yapacak başka hiç bir şeyi yoktu benim için… Akış var ama tabii ama size geleni nasıl kullandığınız önemli.

Seçkin Pirim

Yaşadığımız çağ hiç olmadığı kadar değişim dönüşüm çağı oldu. İçinde bulunduğumuz döneme baktığınızda anlamca birbirine uzak olan  “sanat ve teknoloji” yakınlaştı mı, bu açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında geçmiş sanat tarihine bakarsak; teknoloji ile sanat çok ayrı dünyalara ait gibi görünüyor olsa bile, aslında çok paralel ilerliyor. Yani şöyle; bana göre fotoğraf makinenin icadıyla sanat tarihi başladı. Çünkü kralın bir portresi yapılacak ise bir tane ressam geliyordu, çalışıyordu. Fotoğraf gibi yapıyor. Asılıyor bitiyordu. Sonra fotoğraf makinesi bulundu, ressamın bir ayda yaptığını bir saniyede yapıyor ve daha gerçekçi… İşte o zaman, o resmi yapan adam bence şu soruyu kendisine sordu ve dedi ki; ben acaba bu fotoğraf makinesinin yapamadığı neyi resmedebilirim diye düşündü. Belki o zaman rüyalarını resmetmeye başladı. Çünkü fotoğraf makinesi rüyaları çekemezdi. Bence sanat ve teknolojinin paralel ilerlemesi böyle başladı… İzimler, sürrealizmler gibi…  Bu arada teknolojik yeniliklerin hiç biri sanatçılar için icat edilmiş bir şeyler değil ama sanatçılar mutlaka bunları kullanma arzusu içine giriyorlar.

 Siz kullanıyor musunuz? 

Lazer makinesi kullanıyorum. Kâğıtları kesiyorum ama lazer makinası aslında tekstilde kalıp çıkarmak için üretilmiş bir makina… Ben onu satın aldığımda, satan adam bana sordu “ abi sen bunu ne yapacaksın tekstilci misin diye sordu” …  “ Yok tekstilci değilim heykeltraşım dedim. Sen ne yapacaksın bu makina senin işine yaramaz ki dedi. İşte yapıyorum bir şeyler kesip biçeceğim” dedim. Ondan sonra bir sene sonra filan tamire veya makinanın bakımı için geldiğinde bu işleri gördü. Sordu; “abi sen bu işleri nerede yapıyorsun” diye… İşte senin makinada deyince şok oldu. Abi bu işleri bizim makine bu işi mi yapıyor yaa?? ” dedi..  Şimdi sanatçı onu alıp hakikaten kendisi için işe yarar bir şekilde kullanıyor. Ben bu tekstil makinesini bir resimde kullandığım bir fırça ya da boya gibi medyum olarak bir malzeme gibi kullanıyorum. Teknoloji zaman verimini artırıyorsa Bunu reddetmenin de iyi bir şey olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla sanat ve teknoloji çok doğru orantılı ilerlediğini düşünüyorum. Tam tersi hakikaten sana gelen şeyi kabullenip kendi sanatını belki de bir adım ileriye öne taşımak için nasıl kullanabilirsin, nasıl bir yarar çevirebilirsin düşüncesi benim hoşuma gidiyor açıkçası teknoloji ile birlikte…

Seçkin Pirim

Heykellerinizde renkleri seçerken nasıl bir düşünce ile hareket ediyorsunuz?

Bu durum da benim hayatım ve bütün heykellerim de olduğu gibi kendi akışı ile oluyor. Hiçbir şeyi bir şey olsun diye yapmıyorum. Ya da etrafta sanatla ilgili bir moda var ben de yapayım diye de yapmadım.  Aynı bu heykeltraş olma sürecim gibi kendiliğinden aktı bütün yaptığım işler..   Bir ara renk kullandım. Sonra renk kalmadı ama materyal değiştirmeye başladım. O Louis Vuitton işimden sonra mermer hoşuma gitmeye başladı. Orası da mermer bir işti…

Büyük büyük eserler çalışıyorsunuz zaman zaman bunlar da akıştan mı?

Şimdi kuracağım cümle insanı irite edecek bir cümle gibi geliyor sipariş işler ama metni öyle değil. Onlar dış mekânda yapılan işler ve siparişlerden kastım şu; bir mekân var, siz de bir heykeliniz olsun istiyorsunuz o kadar… Genelde sipariş denildiğinde duyanlar şunu anlayabiliyorlar; işte bize kırmızı bir iş yapın, şurasını şöyle yapılsın filan kesinlikle öyle değil…  Sergilerde iki metrelik işler yapabiliyorum ama daha büyüklerini sergiler için kurgulamak hiç kolay değil. O yüzden bu anlamdaki siparişleri çok seviyorum. Çünkü hayatınızda bir imkân oluyor. En son bu Maldivler’ de ki iş; 45 metrelik bir çalışma…  Ben ne zaman herhangi bir sergide; kırk beş metrekarelik bir heykel yapabilirim ki… O yüzden böyle projeler beni çok heyecanlandırıyor…

Seçkin Pirim

Sanat ve Moda iş birliği? Louis Vuitton bildiğim kadarıyla ilk kez böyle bir çalışma yaptı. Bu iş birliği nasıl gelişti?

İstanbul’da bir mağaza açmaya karar verdikleri zaman bunu bir sanatçı ile tasarlamak istemişler… Karar onların… Dünya’da böyle çalışmalar yapıyorlar ama mağaza içinde ufak tefek çalışmalar ama “binayı teslim ettikleri” bir işbirliği onların da ilk defa yaptıkları bir çalışma. Bu kararı verdikten sonra; Louis Vuitton’un dâhil olduğu LVMH grubu bu işbirliği ile ilgili hangi sanatçı ile çalışabileceklerini incelemişler. On sanatçı seçmişler ve içlerinde benim ismim de var. İşlerimi çok beğenmişler ve normalde önerilen isimlerden örnek çalışma istenir. Aralarından beğendikleri varsa seçerler fakat hiçbir seçim süreci olmadan direkt benimle çalışmak istediler. Normalde düşüme, planlama ve inşaat haline getirmek bir yıl sürdü… Zoomdan her hafta toplantılar yaptık. O disiplin, o vizyon, o açıklık bayağı güzel bir süreç oldu. Ne yazık ki; biz de böyle değil yani kapalıyız.

Kapalıyız derken biraz açar mısınız?

Örneğin bizde bir sanatçıya bir iş bırakıyorlar ya da bir mimarla çalışmaya karar veriyorlar. Sonra mimardan daha çok işi verenler; orasını böyle yapalım, şurasını şöyle yapalım derler. O zaman niye mimar tutuyorsun ama bir dünya markası olan Louis Vuitton  da öyle değil.. Ben mermer istiyorum. Şımarıklık yapıyorsun değil mi?.. Onlar için o kadar büyük bir bütçe ki; mermerden iş yapılması ama onlar sanatçı ne istiyorsa kabul ediyoruz diyorlar.  Sonra binada teknik olarak mühendisler tarafından çözülmesi gereken bir sorun var. Mühendisler çözmeye çalışıyorlar ama olmuyor.. Ben de tasarımın bir yerini bir parça değiştirerek çözebiliyorum. Yardımcı olmak ve sorunu çözmek için düşüncemi önermek istedim.  Toplantıya katıldık CEO da bulunuyor görüşmelerde… Sırası gelip, konu açılınca ben sorunu çözebileceğimi belirttim. CEO “nasıl çözülecek?” dedi. Tasarımı birazcık değiştirebilirim dedim. CEO; “ Seçkin sen hiçbir şeyi değiştirmeyeceksin, o mühendisler senin için o işi çözecekler. Sen sanatçısın ve sanatçıya karışılmaz. Mühendisler gerekirse yeni baştan yapacak her şeyi ama onlar çözecekler.”  dedi. Ben bundan çok büyük ders aldım. Gerçekten…

Seçkin Pirim

Kimi zaman konuşarak anlatılamayan kurulamayan bağ; çoğu zaman sanatın evrensel dili ile kurulabiliyor. Ciddi bir etkileşim alanı açıyorsunuz.  Dolayısıyla sanatçıların uluslararası alanlarda olmaları, bu ilgiyi yakalamaları aslında bir noktada ülkeler arası yakınlaşmaya, markalaşmaya ve diplomatik ince bir üsluba da hizmet ediyor. Ne dersiniz? Katılıyor musunuz?

Sanatın diplomasisine inanıyorum. Önemsiyorum da… Çünkü o tarafım biraz milliyetçi benim… Louis Vuitton ile işbirliğimde bana ilk başta ”Bize bir cephe tasarlar mısınız?” diye sorduğunda ”Ben size bir cephe tasarlamak yerine içine girilebilen bir heykel yaparım.” demiştim. Çalışmamı Türkiye’den çıkan bir taşla yapmak istedim. Biraz ülkemizle de bir bağı olsun ama biraz geçmiş gelecek öyküsünde bağı olan bir ürün olsun diye arzu ettim. Taşlar Antalya’dan geldi, Demre’den çıktı. O kadar çok sordular ki bu taşları… Türkiye’de inanılmaz bir mermer var. Türkiye’den çıkan mermeri emin olun bir çoğunu İtalya alıyor. İtalya’da; İtalyan mermeri diye satıyorlar. Emin olun…

 Önyargı ile karşılaştığınız oluyor mu?

Ön yargı değil ama yanlış bir algı varsa onu değiştirmenin en güzel yolunun da bu olduğunu biliyorum. Çin’de Şangay’da bu diplomasiyi hissettim. “Türk müsünüz?” diye sordular. Ben de şaşırdım. Evet dedim.. Finlandiya’da kaldım… Neredensiniz diye soruyorlardı? Türküm dediğimde ama saçlarınız uzun… Ülkenizde böyle şeyler yasak diye biliyoruz nasıl saçlarınızı uzattınız diye sorduklarını biliyorum.  Bir başka sergimde ise ülkenizde halen deve ile mi geziyorsunuz? Diye sordular. Şaşırdığım ve şaşırttığım sergiler çok oldu…

Seçkin Pirim

Sanat piyasası, pazarlama ve yönetim süreçlerini yeterli buluyor musunuz?

Sanat piyasasında sanatçı mutlaka bir galeriyle ya da bir menajerle çalışır. Onların bu süreci iyi yönetiyor ve gereklerini öngörülü yapıyor olması lazım. Türkiye’de galerilerde de bir şöyle de bir şey var; çok dar düşünüyorlar.  Hala sanatçısına gerçek anlamda yatırım yapıp onu dünya pazarına çıkartma duygusu ile çalışan çok az galeri var ülkemizde… Herkes hızlıca bu işi paraya çevirmek istiyor. Ama mevzu para değil burada… Zaten bir şeyi başardığı zaman o para geliyor normal olarak ama bir galerinin de bir hayali olması lazım.. Dünya çapında bir sanatçı çıkarmak çok gurur verici bir şey olmalı.

Yeni projelerinizde neler var? Anlatır mısınız?

Yeni bir sergiye hazırlanıyorum… Açık alanda ve büyük işlerin olacağı beni de heyecanlandıran bir proje… Son dönemdir bütünde sergiler Amerika başata olmak üzere hep yurtdışında gerçekleşti. Türkiye’de yedi senedir sergi yapmadım. O yüzden de burada; işte bir mekân olsun, işleri yapayım asayım diye öylesine bir sergi istemiyordum burası için… Biraz kapsamlı biraz da başka bir ruhu olan bir sergi istiyordum. Bu öyle bir iş.

Seçkin Pirim

Nerede, nasıl bir iş?  

Türkiye’nin antik kentlerinden üçünde aynı anda açılacak ve bildiğin antik kentlerin içinde olacak bir dış mekan açık alan işi… Hem antik kenti gezip, hem de sergiyi gezmiş görmüş olacaksınız.

Nasıl işler var?

Öyle işler olacak ki antik kenti gezerken bazen karşınıza bir form çıkacak ama o da mermerden… Antik kentte mermerden, biliyorsunuz eski taşlar… O karşılaşmada diyeceksiniz ki acaba bu gerçekten üç bin yıl önceden kalma bir eser mi, yeni bir şey mi ikileminde kalacağınız türden çalışmalar hazırlıyorum. Bazen de; bir gideceksiniz antik tiyatronun ortasında uzaydan gelmiş gibi kıpkırmızı bir şeyle karşılaşacaksınız.  Uluslararası bir kısmı da var. Böyle bir çalışmaya hazırlanıyorum. Ona hazırlanıyorum. Çok az zaman var ama inşallah yaza tamamlamış olacağız…   İnşallah yedi senenin sonunda güzel bir iş çıkartacağız…

Seçkin Pirim

İşinizin dışında neler yaparsınız?

İşimin dışında da zevklerim var. Ama o keyif alacağım zamanları, zevklerimi de sanatla geçecek bir zaman üzerine planlıyorum. Yani yurtdışına bir tatil için gidiyorsam; mutlaka ya bir sergi veya bir müze vardır görmek istediğim. Onunla mutlaka birleştiriyorum. Seyahat etmeyi çok seviyorum.  Bir de ben eşimle ikimiz de motosikletle seyahat etmeyi çok severiz. Buradan motorla evden çıkıp İspanya’ya gidiyoruz. İnanılmaz keyifli… Yolda bütün müzeleri geziyoruz. Böyle kendime ayırdığım bir yılda bir 15 günüm var. Ama onda da mutlaka içinde sanat oluyor. Gezmediğim bütün heykel parklarına gidiyorum. Onu mutlaka denk getiriyorum.

Motor’um dışında bir de karavanım var… Bir karavanla bir motorla seyahat ediyoruz. Ben çok küçük yaşamayı severim. Minimal olmayı severim. Üç tane pantolonum vardır hepsi aynı. Eskidiğinde internetten alırım öyle çok eşya gereksiz çok tüketim sevmem… O yüzden bıraksalar karavanda yaşarım ev bile istemem ama çocuklar var ondan yapamıyoruz. Compact yaşamayı seviyorum. Onlarla seyahat etmeyi çok seviyorum. Çocuklar da çok seviyorlardı, bayılıyorlardı. Küçükken gün sayıyorlardı. Şimdi karavan furyası var etrafta ama biz her halde on yıl evvel yolda görünce durdurulan nadir ilk olanlardandık.

Beğendiğiniz sanatçılar kim desem ve bir isim belirtmenizi istesem?

Eduardo Chillida… İspanyol bir sanatçı var… Çok sevdiğim eskilerden bir sanatçı vardır. Eski… Halen onun bir yerde işini görsem nefesim tutulur. Çok severim çok beğenirim eserlerini tarzını… Bütün dünyaya mal olmuş bir sanatçı. O yüzden ben de; burada yetişmiş, burada okumuş, burada sanat öğrenmiş biri olarak dünyanın her yerinde heykellerimin olmasını, benim heykellerimin de birilerine ilham veriyor olması duygusu çok hoş geliyor.  Düşünsene Chillida heykelini görüyorum, Chillida’nın haberi yok bundan ama ben ölüyorum onun için ve onun motivasyonu ile ben gelip burada bir şeyler yapıyorum.. Chilida’nın dünyadan haberi yok. Ama birisi için bu duyguları yaşatmayı çok isterdim.

Seçkin Pirim

Ne hoşunuza gitmez?

Tavsiyeler hoşuma gitmez. Bakın şunu yapın bunu yapın gibi şeyleri hiç sevmem.. Geçenlerde Elon Musk’un bir konuşması vardı; “ nasıl başarılı olunur? “ diye… Madde anlatıyor… Şimdi sen bunları yapıp başarılı oldun diye tavsiye veriyorsun. E tamam al o zaman şu karşıdaki adam aynılarını yapsın bakalım başarılı olacak mı?  Öyle bir havalarla bir şeylerle olmuyor.  Senin bulunduğun ortam, senin bulunduğun doğduğun yer ve daha bin tane şey var. Böyle olmuyor.

Sosyal medya kullanıyor musunuz?

Evet ama sadece işlerimi göstermek üzere kullanmaya çalışıyorum… İyi bir kullanıcı mıyım? Değilim… Her gün post koymam lazım ama bazen bir bakıyorum bir ay boyunca hiçbir şey paylaşmadığım oluyor ama İnstagram üzerinden dünyada o kadar çok iş yaptım ki… O zaman bu mecra için daha fazla uğraşamam gerektiğine daha çok inandım. İşe yaradığını deneyimlemiş oldum ve hakikaten dünyanın her tarafına ulaştığınız bir mecradan bahsediyoruz. Meksika’nın köyünden mesaj atan adam var. Şimdi o adam benim heykelimi oturduğu yerden nerede görecek. Aynı şekilde ben de Meksika’nın bir köyünde heykel yapan bir sanatçıyı görüyorum. Nereden göreceğim başka türlü burada çalışıyorum mesela… Dikkatli kullandığın sürece bence çok faydalı… Kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum. Nasıl kullandığın önemli? Bugün teknolojiyi kötü yönde kullanırsanız  teknoloji iyi bir şey değildir dersin. Bu da öyle bir şey.. İyi bir şey için kullanırsanız ve mantıklı kullanırsan burası iyi bir mecra…

Kendinize bakar mısınız, beslenme spor…

Her gün “bugün yürüyüş yapacağım, spor yapacağım” diye kalkıyorum. Yapamıyorum ama başaracağım ama yine de dikkatli olduğum konular var. Mesela yediklerime çok dikkat ederim… Mesela dışardan bir şey yemem… Fast food filan ağzıma sürmem yani…

Sizce başarının sırrı nedir?

Başarı herkese göre farklı bir şey. Bir formülü yok ama beni bu noktaya getiren ne olabilir diye düşünürsem; birincisi disiplin. İkincisi ise bütün hayatımın sanat olması… Hakikaten bir hayatım var ama işte sanatla da uğraşıyorum gibi bir şey değil. Benim hayatımda sanat var ve küçük bir kısmında da; tatilim ve diğer şeyleri yaşıyorum… Tutku ve disiplin olmalı.

Cengiz Aktürk’ün ilk defilesi büyük ilgi gördü

Cengiz Aktürk’ün ilk defilesi büyük ilgi gördü

20 yılı aşkın süredir moda sektörünün sevilen isimlerinden biri olan Cengiz Aktürk ilk defilesini geçtiğimiz akşam Mandarin Oriental Bosphorus, İstanbul’da gerçekleştirdi.

Türkiye’nin en popüler noktalarında mağazalaşan ve yurtdışına da açılan Cengiz Aktürk büyük yankı uyandıran defile öncesinde şunları söyledi: “Türkiye’nin bir markasını daha dünyaya açmış olmaktan mutluyuz. Biz köklü bir markayız. Dünya modasını yakından takip ediyoruz. Koleksiyonumuzu çok başarılı bir tasarımcıya teslim ettik. Çok mutlu ve gururluyuz.’

Tasarımları ile adından sıklıkla söz ettiren tasarımcı Cihan Nacar’ın kreatif direktörlüğünü üstlendiği defilenin açılışını güzelliği ile göz dolduran top model Tülin Şahin yaparken, kapanış izleyicileri kendisine hayran bırakan Çağla Şikel ile oldu.

Hakan Altun; “Yaşasın aşk yaşasın arabesk”

Hakan Altun; “Yaşasın aşk yaşasın arabesk”

Jolly Joker Private, arabesk müziğin güçlü sesi Hakan Altun’u ağırladı.

Jolly Joker Private’da ikinci kez sahne alan ve yine günler öncesinde biletleri tükenen Hakan Altun konserinde sanatçı bundan böyle sloganımız “Yaşasın Aşk Yaşasın Arabesk” diyerek misafirlerine arabesk müziği ziyafeti yaşattı. Sanatçı kendine ait hit şarkıları dışında söylemekten keyif aldığı şarkılarını da seslendirerek konuklarına Jolly Joker Private’da unutulmaz bir gece yaşattı.

Kendall Jenner, Messika markasının yeni kampanya yüzü oldu

Kendall Jenner ve Valérie Messika, Maison’ın yeni kampanyasını çekmek için Güney Fransa’da bir araya geldi.

Fotoğraflar Chris Colls tarafından çekildi. Valérie Messika, modanın dinamikliğini her zaman sevmiştir. Yarattığı mücevherleri buna her sezon tanıklık ediyor; her duruma adapte olabilen mücevherler sayesinde markasını her zamankinden daha modern ve yenilikçi hale getirebiliyor. Marka dinamiğini en iyi yansıtabilicek ve benimseyecek bir yüz arayışı içerisinde iken, Valérie Messika’nın iç güdüleri onu Kendall Jenner’a sürükledi. Markaya kattığı benzersiz enerji, koleksiyonun enerjisi ile doğru orantılı. Kendall Jenner’in modellik kariyeri, 2010 yılında Teen Vogue dergisine kapak kızı olması ile beraber 14 yaşında başladı. Buna takiben, podyumların en çok aranan ve istenen yıldızı olarak dikkat çekti. 2017 yılında ”on yılın moda ikonu” olarak öne çıkarken Kendall, önde gelen tüm moda evleri tarafından aranan yüz olarak kariyerine devam ediyor. Kendall, hem podyumda hem de günlük hayatında Messika mücevherlerini tercih ediyor. Bununla birlikte Messika kadınının çabasız şıklığını, özgür ruhunu ve modernliğini somut bir örnek haline getiriyor.

Mustafa Koç mezarı başında anıldı

Mustafa Koç mezarı başında anıldı

21 Ocak 2016’da zamansız vedasıyla aramızdan ayrılan Mustafa V. Koç, vefatının yıl dönümünde Zincirlikuyu’da bulunan aile kabristanında düzenlenen törenle anıldı.

Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu, yaptığı konuşmada, “Mustafa Bey’i ebediyete uğurlayışımızın 6’ncı yıl dönümü münasebetiyle bir aradayız. Hayatı çok seven ve hayatına dokunduğu herkes tarafından da çok sevilen bir insanın ardından, daha dün gibi hatırladığımız anılarıyla aramıza bunca yılın nasıl girdiğine şaşırmamak elde değil… Kuşkusuz Mustafa Bey’i bu kadar erken kaybetmiş olmanın acısını hâlâ içimizde hissediyoruz. Ancak, kendisini rahmetle yâd ettiğimiz her zaman, yüzümüzde sevgi, saygı ve minnet dolu bir tebessüm de beliriyorsa, bu onun cömertçe paylaştığı pozitif enerjisiyle yüreklerimizde yaşadığının da bir göstergesidir. Mustafa Bey, vizyoner ve güçlü bir lider olduğu kadar, alçakgönüllü ve samimiydi de… Tertemiz bir kalbi vardı; aldığı her kararı vicdanıyla tarttı. İlham verici kişiliğiyle Koç Topluluğu’nun tarihinde iz bıraktı, geleceğine de ışık tutmayı sürdürecek. Kıymetli hatırasını hep birlikte yaşatacağız” dedi.