Yazılar

Çocuğunuzu ve kendinizi bu kanserden korumanız mümkün!

Çocuğunuzu ve kendinizi bu kanserden korumanız mümkün!

Virüs bulaşması sonucu oluşan ancak bu virüse karşı geliştirilen aşı sayesinde korunmanın da  mümkün olduğu tek kanser türü olan Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri, dünyada her yıl yaklaşık 600 bin kadının kapısını çalıyor. Cinsel yolla bulaşan HPV (Human Papilloma Virüs)’nin yol açtığı Rahim Ağzı Kanseri’nin HPV aşısı ile önlenebildiğini belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Faruk Köse buna karşın gerek toplumsal farkındalığın az olması gerekse doğru sanılan yanlış bilgiler nedeniyle yeterince önlem alınamadığını vurguluyor. Anne ve babaların hem çocuklarına hem de kendilerine HPV aşısı yaptırmaları gerektiğini belirten Prof. Dr. M. Faruk Köse Ocak ayı Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada HPV aşıları hakkında doğru sanılan 8 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. M. Faruk Köse

Prof. Dr. M. Faruk Köse

  1. Erkeklere HPV aşısı yapılması gerekmez!: YANLIŞ!

DOĞRUSU: HPV virüsü erkeklerde siğil oluşumuna ve tedavi edilmezse penis ya da anal kanserlere yol açabilir. Ayrıca cinsel yolla bulaşan bu virüste erkeklerin taşıyıcı konumunda bulunmalarından dolayı da HPV aşısı olmaları önemlidir. Kızlarda ve erkeklerde HPV aşısının 15 yaşına kadar toplam 2 doz, 15 yaşından sonra ise toplam 3 doz yaptırılması gerekir.

  1. İleri yaşta fayda sağlamaz!: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bilimsel çalışmalar; HPV aşılarının kadınlarda ve erkeklerde ileri yaşlarda yapılması durumunda da etkili koruma sağladığını göstermektedir. Kadınlarda üst yaş sınırı bulunmazken, erkekler 45 yaşına kadar HPV aşısı yaptırabilir.

  1. Aşılar güvenli değildir, aşıya bağlı felçler ve ölümler vardır!: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dünya Sağlık Örgütü aşıları ‘aşırı güvenli’ olarak tanımlamıştır. Aşılara bağlı hastalıklar, felçler, ölümler kesinlikle yoktur. Çünkü aşı içerisinde canlı veya öldürülmüş mikrop bulundurmaz. Bu nedenle aşıya bağlı herhangi bir hastalık veya kanser oluşmaz.

  1. Doğal enfeksiyon aşıdan daha koruyucudur!: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Doğal enfeksiyonun koruyucu olmadığı kanıtlanmıştır. HPV servikal çatlaklardan ortalama 30-120 dakika içinde tabandaki hücrelere ulaşır ve hücre içerisine girerek enfekte eder. Dolaşımda bulunmadığından immün sistemden saklanarak antikor cevabı oluşturulamaz.

  1. HPV aşısı tedavi edicidir!: YANLIŞ!

DOĞRUSU: HPV aşısı korunmak için yapılır; mevcut HPV enfeksiyonunu tedavi etmez. Ancak HPV virüsü her zaman kansere yol açar gibi bir düşünceye kapılmamak gerekir. Çünkü virüs alındıktan sonra bağışıklık sistemi tarafından iki yıl içinde büyük oranda temizlenir. Tekrar alınma riskine karşı HPV enfeksiyonu geçirmiş olsun ya da olmasın herkese yapılmalıdır.

Pause Sağlık

  1. Aşı yaptırmadan önce smear veya HPV testi yaptırılmalıdır!: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Faruk Köse “Aşılama öncesi smear alınması veya HPV DNA testi yapılması kesinlikle gerekli değildir. Smear bozuk veya parça alınıp rahim ağzı kanseri öncüsü olan hücresel değişiklikleri gösteren CIN bozukluğu (Servikal Intraepitelyal Neoplazi) çıkan kadınlarda şiddetle HPV aşıları tavsiye edilmektedir. Hastalığın tekrar etme riskini azaltır” diyor.

  1. Gebe olduğu bilinmeden aşı yapılmışsa gebelik sonlandırılmalıdır!: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yeterli bilimsel çalışma olmadığından HPV aşıları gebelik döneminde yapılmamalıdır ancak gebe olduğu bilinmeden aşı yapılmışsa gebeliği sonlandırmak kesinlikle gerekmez. Çalışmalar, aşılanmış gebe kadınların bebeklerinde doğumsal özürlü artışı göstermemiştir. Lohusalıkta güvenle yapılabilir.

Aşı genital siğillere karşı korumaz!: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. M. Faruk Köse, “HPV’nin 200’den fazla tipi vardır ve yüksek riskli tiplerden 15’inin kanserle ilişkisi bulunmuştur. Bunlar içerisinde tip 16 ve tip 18 bütün kanserlerin yüzde 80’inden sorumludur. İkili, dörtlü ve dokuzlu HPV aşıları vardır. HPV aşıları içerisinde bulundurdukları tiplere karşı yüzde 100 koruma sağlar. Örneğin; dörtlü ve dokuzlu aşı, hem erkekte hem de kadında genital bölgede siğil oluşumuna yol açan tip 6 ve tip 11’e karşı da korur” diyor.

Konservenin tadına bakmak bile felç edebilir!

Konservenin tadına bakmak bile felç edebilir!

Sonbaharın devam ettiği şu günlerde evlerde konserve hazırlama telaşı sürüyor. Sterilizasyon işleminin önemine işaret eden uzmanlar, konserve yapılacak sebze ve meyvelerin çok iyi yıkanmasını, bozulmamış hammaddenin kullanılmasını tavsiye ediyor. Gıda güvenliği açısından evlerde konserve yapılmasının pek güvenli olmadığına dikkat çeken Gıda Mühendisi Selen Akbulut, tekniğine uygun işlem basamakları gerçekleştirilmeden yapılacak konservenin felç, hatta ölüme sebebiyet verebileceğini söylüyor. Akbulut, kapaklar yeni, kavanozlar ise tek porsiyonluk olmalı hatırlatmasında bulunuyor…

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Gıda Teknolojileri Programı Öğr. Gör. Selen Akbulut, konservenin günümüzde neredeyse her evde üretimi yapılan bir ürün halini aldığını söyledi.

Gıda güvenliği açısından evlerde konserve yapılmasının pek güvenli olmadığını ifade eden Gıda Mühendisi Akbulut, “Konserve, tekniğine uygun işlem basamakları gerçekleştirilmezse felç ve hatta ölüme sebebiyet veren çok riskli bir ürün olabiliyor.” uyarısını yaptı.

Akbulut, konserve hazırlarken uyulması gereken başlıca konular şöyle sıraladı:

– İyi nitelikte, bozulmamış bir hammaddenin kullanılması çok önemli.

– Gerekli ayıklama / sınıflandırma ve üzerindeki kirlilik unsurlarını uzaklaştırmak için etkin bir yıkama yapılması şart.

– Kullanılan tüm alet ekipmanlar sıcak su ile yıkanmalı.

Öğr. Gör. Selen Akbulut

Kapaklar yeni, kavanozlar tek porsiyonluk olmalı!

– Tüm konserveler için yeni kapak kullanılması şart. Kullanılmış bir kapak tekrar vakum sağlayamayacağı için riskli bir ürün oluşturmuş oluruz.

– Kavanoz içleri de yine kaynar su ile steril edilmeli.

– Hazırlanan konserve malzemesi sıcak dolum ile kavanoza doldurulup ağzı sıkı bir şekilde kapatılmalı.

– Konserveyi açıldıktan sonra tüketmek önemli. Bu nedenle büyük değil tek porsiyonluk kavanozlar tercih edilebilir.

– Konserveler serin, kuru ve direkt olarak güneş ışığı almayan bir yerde saklanmalı.”

Konserve en riskli ürünler kategorisinde

Konservelerin gıda mikrobiyolojisi açısından en riskli ürünler kategorisinde değerlendirilebildiğine dikkat çeken Akbulut, şunları kaydetti:

“Konservelerde risk oluşturan mikroorganizma, Clostridium botulinum olarak bilinen mutlak anerobik (sadece oksijensiz ortamda gelişim gösteren) karakterli, intoksikasyona neden olan bir patojendir. Bu mikroorganizma uygun ortam koşulları sağlandığında nörotoksin niteliğindeki toksinini sentezler. Toksinli gıdanın tüketiminden sonraki 18-36 saat arasında ortaya çıkar.”

Felç ve ölüm ile sonuçlanabiliyor

Zehirlenme belirtilerine de değinen Akbulut, “Erken belirtileri; belirgin halsizlik, zayıflık ve baş dönmesidir. Bulanık görme ve çift görme, ağız kuruluğu, konuşma ve yutkunmada zorluk, kalp atımında azalma, tansiyon düşüklüğü, nefes alıp vermede zorluk, bulantı, kusma ve kabızlık genel belirtileri arasında yer alır. Bu toksinin çok düşük gramları bile kişilerde felç ve ölüm ile sonuçlanabilir. Şüphe ettiğimiz konservenin tadına bakmak bile felç edebilir.” dedi.

Kapak 3 ileri 1 geri tekniği ile kapatılmalı

Sağlıklı bir konserve için taze sebze ve meyveler kullanılması gerektiğini belirten Akbulut, “Her bir konserve kavanozu için yeni bir kapak kullanılması şarttır. Konserve edeceğimiz malzemeye çok iyi nitelikte bir ısıl işlem (kaynatma) uygulanmalı. Sıcak dolum ile kapağı 3 ileri 1 geri tekniğine göre kapatmamız gerekir. Ayrıca kesinlikle bombaj (Gaz yapan mikroorganizmalar sonucu konserve kutularının altında veya üstünde oluşan şişkinlik) yapmış ve vakumu bozulmuş konservelerin tadına dahi bakmadan imha edilmesi gıda güvenliği ve tüketici sağlığı bakımından elzemdir.” dedi.

Selen Akbulut, tüm meyve-sebzelerden gerekli şartlar sağlandığında konserve yapılabileceğini hatırlatarak, “Ancak ısıl işlemde niteliğini kaybetmemesi ve tat-doku uyumu konserve üretiminde önemli parametreler olduğu için bu uyuma dikkat ederek lezzetli konserveler elde edilebilir.” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Yapay zeka ile cilt kanserine önlem

Yapay zeka ile cilt kanserine önlem

Benler doğuştan ya da sonradan oluşabiliyor. Sonradan oluşan benlere güneş hasarı, ergenlik ve hamilelik gibi hormonal değişimler sebep olabiliyor. Genellikle iyi huylu olan benler özellikle 40 yaşından sonra oluşmuşsa cilt kanseri açısından risk taşıyabiliyor. Benlerin düzenli olarak kontrol edilmesi cilt kanseri riski taşıyan benlerin erken tespitini ve tedavisini mümkün kılıyor. Ben ve cilt taramaları günümüzde ileri teknoloji kullanılarak dijital olarak yapılabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Tuğba Kevser Uzunçakmak, benlerin düzenli takibinin önemi ve yapay zeka ile dijital dermatoskopi yöntemi taraması hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Tuğba Kevser Uzunçakmak

40 yaşından sonra çıkan benlere dikkat edilmeli

Benler deriye, saçlara ve hatta gözlere dahi renk veren melanosit isimli hücrelerin iyi huylu çoğalması ve birlikte yuvalar yapması sonucu oluşan iyi huylu lezyonlardır. Yerleşim yerleri ve çıkış zamanlarına göre farklı sınıflandırmalar mevcuttur. Benler kimi hastalarda doğumsal olarak bulunabildiği gibi yaşam boyunca; ailesel özellikler, hormonların etkisi, güneş maruziyeti ve bağışıklık durumuna göre ilk 35-40 yaşta da çıkabilir. 40 yaş sonrası yeni çıkan benlerde mutlaka dikkatli olunmalıdır. Deri kanserleri içerisinden genellikle en tehlikeli alt tip olarak bilinen melanomlu hastalarda olguların yaklaşık %30’unun bu benler üzerinden geliştiği bildirilmiştir. Melanoma dönüşme riski genel olarak doğumsal olmayan edinsel benlerde daha sık olmakla birlikte dev çapta (40 cm’den büyük) doğumsal beni olan bireylerde de ilk 10 yaşta dahi görülebilmektedir. Cilt kanseri gibi kötü huylu hastalıkları erken bir aşamada tespit etmek için cildin düzenli ve kapsamlı bir şekilde değişiklik olup olmadığını kontrol etmek önemlidir. Erken evrelerde cilt kanseri kolayca tedavi edilebilir.

Beyaz tenli, renkli gözlü ve çok sayıda beni olanlar risk altında

Melanom ile ilgili yapılan epidemiyolojik çalışmalarda melanomun sarışın-kızıl saçlı, beyaz tenli, mavi-yeşil gözlü bireylerde, çilleri olan kişilerde, vücudunda 50 den fazla beni olan bireylerde daha sık görüldüğü belirtilmiştir. Özellikle çocukluk çağında yoğun güneş yanığı-maruziyeti öyküsü olan,  ailesinde veya kendisinde deri kanseri veya atipik ben öyküsü olan, kseroderma pigmantozum gibi güneşe hassasiyet ile seyreden çeşitli genetik hastalıklarda ve çeşitli sebepler bağışıklığı zayıflamış bireylerde daha sık gözlenmiştir. İç organlara yayılım riski olan melanoma erken tanı konulur ve tam cerrahi çıkarımı sağlanırsa hastalarda sağ kalım belirgin uzamakta ve kemoterapi veya redyoterapi gibi tedavilere gerek kalmamaktadır. Bu yüzden bu özelliklere sahip bireylerde belli aralıklarla saçlı deriden genital bölgeye kadar tüm vücut muayenesi çok önemlidir.

Ben takibi ileri teknoloji kullanılarak yapılabiliyor

Ben taraması vücuttaki benlerin yapıları hakkında fikir sahibi olabilmek için belli aralıklara incelenmesidir. Bu incelemeler dermatoskop adını verdiğimiz el cihazları ile veya bilgisayarlı (dijital) dermatoskoplarla benlerin 10-100 kat büyütülerek değerlendirilmesine dayanır. El cihazlarında kayıt telefon veya tablet uyumlu aparatlarla yapılabilirken dijital sistemlerde kayıt bilgisayar üzerindedir. Dijital dermatoskop, dermatoskopun yüksek çözünürlüklü bir bilgisayara entegre edilmiş halidir. El cihazları ile oldukça net görüntü ve hızlı muayene sağlanabilmekle birlikte belli aralıklarla takip edilmesi gereken ve yüksek risk taşıyan kişilerde ben takipleri tercihen dijital dermatoskoplarla yapılır. Dijital dermatoskopi taramasında çıplak gözle görülemeyecek pigmente lezyon ve et benlerinin detaylı yakın görüntüleri elde edilmektedir.

Dijital dermatoskopi ile ben haritası çıkarılıyor

Dijital dermatoskopide ben haritalamada vücuttaki bütün benler belli bir uzaklıktan ve farklı yönlerden gövde ön ve arka, yüz, kol ve bacakların ön ve arka yüzleri, saçlı deri, el ve ayak tabanı gibi her alan kaydedilir ve sonrasında işaretlenerek tek tek incelenir. Bu haritalama sonrası bütün benlerin mikroskobik kaydı alınır ve büyütülerek incelenir ve o gün tarihli kayıt altına alınır. Benlerin yapısına göre, dermatoloji uzmanının uygun göreceği aralıklarla değişim açısından takibi yapılır. Dijital olarak kaydedilen benler hastanın düzenli olarak yaptırdığı taramalarda karşılaştırılarak yapay zeka ile şüpheli değişiklikler ve oluşumlar tespit edilmektedir.

Şüpheli benler yapay zeka teknoloji ile erken teşhis edilebiliyor

Ben taraması veya tüm vücut taraması cilt kanseri riski taşıyan hastalar için hayati önem arz etmekle birlikte toplumda her bireyin belli aralıklarla yaptırması gereken bir muayene türüdür. Saçlı deri, sırt veya genital bölge gibi kişinin kendi takip edemediği alanlarda olası değişikliklerin erken tespiti açısından her bireyin hiç değilse senelik tüm vücut dermatolojik tarama yaptırması ve varsa benlerinin dijital dermatoskopi ile incelenmesi, şüpheli durumların tespiti ve erken müdahelesi son derece önemlidir. Erken teşhis kanser de dahil bütün hastalıklar için tedavi şansını artırmaktadır.

Vegan yaşam çocuk gelişimini olumsuz etkiler mi?

Vegan yaşam çocuk gelişimini olumsuz etkiler mi?

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Sultan Kaba, vegan beslenme hakkında bilgiler verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Sultan Kaba

Çocukların vegan yetiştirilmesi konusu tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de insanları ikiye bölüyor. Vegan beslemek sağlık açısından doğru mu?

Besin alerjisi gibi tıbbi zorunluklar olmadığı sürece çok katı kısıtlamaların olduğu hiçbir yasaklı beslenme modelini desteklemiyorum. Vegan beslenmenin çocukluk çağında büyüme ve gelişme üzerine etkilerinin uzun dönemde güvenli olduğuna dair bilimsel kanıtlar yok. Kaldı ki önermemiz için klasik beslenme modeline üstünlüğünün kanıtlanmış olması gerekir.

Vegan beslenmek çocukların gelişimini, boy uzamasını vb. faktörleri etkileyebilir mi?

Kesinlikle, etkileyebilir. Çocukluk çağının yetişkin dönemden en önemli farklarından biri vücut büyümesinin ve beyin gelişiminin hızlı olmasıdır. Büyüme konusunda genetik, beslenme ve hormonların rolü çok büyük. Vegan beslenme şekli özellikle protein ve mikronutrientlerin eksikliği konusunda yüksek risklidir. Protein eksikliği direkt büyüme geriliğine yol açabileceği gibi, vitamin ve mineral eksikliklerinin de katkısıyla büyümede gerekli hormonların yapımında ve etkisinde de azalmaya yol açarak sağlıklı büyümeyi aksatabilir.

Vegan beslenen bir çocuğun gelişimi ideal boy kilo eğrisinin altında kalıyorsa yeterli beslenmiyor diyebilir miyiz? Bu durumda vegan beslenmeyi kesmek gerekir mi?

Beslenme yetersizlikleri büyüme geriliği olan çocuklarda en sık karşılaştığımız nedenlerden biri. Öncelikle vegan beslenme bir yaşam biçimi.  Karşımızda bir çocuk olduğunu düşünürsek anne babaların çocuk adına, hem uygulamada zorluklar taşıyan,  hem de çocuğun vücut sağlığı üzerine olumsuz sonuçları olabilecek bir yaşam biçimine karar vermelerini doğru bulmuyorum.

Ancak yine de bu konuda ısrar söz konusu ise, vegan beslenme biçimini benimseyen ailelerin çocuklarının sağlık kontrollerinin daha sıkı bir şekilde yapılması gerekir.  Vegan beslenen çocuklarda kalsiyum, B12, çinko ve demir eksikliği riskleri artmıştır. Bu takviyelerin ilaç şeklinde sürekli alınması gerekir ki, hiç pratik değil.  Biz yetişkinler için de ilaç uyumu en büyük zorluklardan biri iken çocukların sürekli ilaç kullanmaya uyum sağlamaları hiç inandırıcı değil. Evet, vegan beslenmeyi kesmek gerekebilir.

Bir çocuğun ek gıdaya geçiş döneminde ve sonrasında beslenme rutini nasıl olmalı?

İlk 6 ay kesinlikle sadece anne sütü ile beslenmeli. Anne de gebeliğin başından itibaren ve emzirdiği sürece dengeli ve yeterli beslenmeli. Mikronutrient eksiklikleri giderilmelidir. 6 aylık olduktan sonra tamamlayıcı beslenmeye başlanmalı ancak anne sütü 2 yaşa kadar sürdürülmelidir. Anne sütüne ek olarak, güvenli ve temiz gıdalar çocuğun verdiği tepkiler ve  çiğneme becerisi göz önüne alınarak, miktar  ve çeşitlilik  açısından  kademeli bir şekilde arttırılmalıdır. Çocukluk çağı beslenmesinde 4 ana besin (ekmek ve tahıl grubu – sebze meyve grubu – et grubu – süt grubu)   mutlaka yer almalıdır. Öncelikle kahvaltı vazgeçilmez öğün olmalıdır. Gece uzun süren açlık sonrası beynin ihtiyacı olan ilk enerji kaynağı kahvaltı öğünü ile sağlanmalıdır. Kahvaltıda yumurta, gün içinde ara öğünlerde yoğurt çocukların sevdiği ve anne açısından hazırlanması kolay besinlerdir.

Doğru beslenme davranışı geliştirmek istiyorsak çocuklar hazırlanan besinlerin tamamının tüketilmesine zorlanmamalı, beslenmeyi öven davranışlardan da kaçınılmalıdır.

Çocukların ihtiyacı olan besinler sadece bitki bazlı gıdalardan alınabilir mi yoksa çocuğun et ve süt ürünlerine de ihtiyacı var mıdır?

Sadece bitkisel kaynaklarla dengeli beslenme sağlayamayız. Hayvansal ürünlere kesinlikle ihtiyaçları var. Örneğin demir hem baklagillerde hem et ürünlerinde var gibi bir savunmayla karşılaşabiliyoruz. Ancak, vitamin minerallerin biyoyararlanım dediğimiz bir süreci var.  Baklagille bağırsağa gelen demir, kırmızı et ile bağırsağa gelen demir kadar iyi emilemeyebilir.

Anne sütü ile beslenen bebeklerde de anne sütünün içeriğinin demir ve B12 vitamininden zengin olması, bizim dışardan ilaç şeklinde vermemize göre daha etkin olacaktır.

Mesela çocuk inek sütü yerine sadece badem, soya, yulaf vs sütü tükettiğinde yeterli kalsiyumu almış olur mu ya da gerekli kalsiyumu alması için ille de inek sütü, peyniri, yoğurdu mu tüketmesi gerekir?

Özellikle de kalsiyum konusu çok önemli. Bitki bazlı sütlerde kalsiyum yok denecek düzeyde. Kalsiyum beyin gelişimi, kemik sağlamlığı, büyüme hususunda çok gerekli. Kesinlikle hayvansal kaynaklara ihtiyaç var. Yumurta, balık, et ve süt ürünlerinin yerini hiçbir bitkisel kaynak alamaz.

Ancak süt ya da yoğurt ya da peynir konusunda üçünden biri arasında tercih yapılabilir. Çocukluk çağında 3 yaştan ergenlik dönemine kadar ortalama 600 mg/gün gibi kalsiyuma gereksinim duyulur. Ergenlikte bu ihtiyaç iki katına çıkar.  Yeterli kalsiyum alımı için günde 2-3 porsiyon süt ürünü tüketilmelidir. (Bir bardak süt ve yoğurtta 300 mg, bir kibrit kutusu peynirde 200 mg kalsiyum vardır)

Et tüketmeyen, doğumundan itibaren vegan beslenen çocuklarda ileriki yıllarda sağlık sorunları görülme riski daha mı fazla?

Her ne kadar vegan beslenmede kalp sağlığı üzerine olumlu etkilerden bahsedilse de yasaklı beslenme modellerinde besin eksikliklerinin sonuçları da korkunçtur. Potansiyel eksiklikler açısından denetleme ve eksikliklerin düzenli olarak takviye edilmesi her zaman uygulanamayacağı için özellikle kemik sağlığı ve beyin sağlığı üzerine olumsuz etkileri çok muhtemeldir. Ders başarısı ve sosyoentellektüel kapasitede kayıplar da yine maalesef olabilir.

Çocukların henüz kendi tercihlerini yapamayacak yaşlarda vegan ya da et yiyen diye ayrılması doğru mu?

Ben yanlış buluyorum. Klasik beslenme şekline üstün olduğu kanıtlanmamış ve yasaklardan oluşan bir beslenme biçimi,  özellikle çocukların yasaklara karşı çok direnç gösterip tam tersi davranışları göstermeye eğilimli olduklarını düşünürsek,  kişilik gelişimlerini de etkileyebilir.

Ergenlik döneminden sonra çocuk kendi isterse böyle bir tercih yapacaktır. Çocukluk döneminde yönlendirme yapmaktan kaçınılmalıdır.

Ebeveynlerinin beslenme şekli hem çocukluk döneminde hem de çocuk yetişkin olduğunda besin tercihleri üzerinde etkili olmaktadır. Bu açıdan da çocuk büyüyünce hayvansal ürünler tüketmeyi doğru bulsa bile, çocukluk döneminde ailede uygulanan vegan beslenme tutumundan dolayı, damak tadı gelişmemiş olmadığı için hayvansal gıdaları yiyemeyebilir.

Ekonomik krizle psikolojik mücadele

Ekonomik krizle psikolojik mücadele

Son zamanlarda cevabını bilemediğimiz sorularla belirsizlikler içerisindeyiz. ‘’Kazandığım para ile geçimimi sağlayabilecek miyim? İhtiyaçlarımı rahatlıkla karşılayabilecek miyim? Keyif alanlarıma yer ayırabilecek miyim? ’’ gibi cevabını aradığımız belirsiz düşüncelere yoğun bir şekilde maruz kalmaktayız.  İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloji Uzmanı Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan, ekonomik kaygı hakkında açıklamalarda bulundu.

Kişiler olumlu ya da olumsuz fark etmeksizin yeni bir durumla karşılaştıklarında kaygı belirtileri gösterebilirler. Kaygı duygusu, dışarıdan gelen tehdidin tam olarak ne olduğunun bilinmemesi ve geleceğe yönelik sınırların belirsiz olmasından kaynaklı hissettiğimiz bir duygudur. Buradan baktığımızda kişilerin algıladıkları ekonomik durumlarının ve yaşadıkları ülkenin ekonomik dalgalanmalarının, ruh sağlıkları üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu söylenilebilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan 

Ekonomik dalgalanmalar kişilerin yaşamlarını olumsuz etkiliyor

Hayat aslında belirsizlikler üzerine kuruludur. Bu belirsizlikler ister olumlu olsun ister olumsuz, belirsiz olan her durum kişilerde bir takım olumsuz duyguları tetikleyebilir. Belirli düzeyde hissedilen kaygı aslında sağlıklı bir duygudur. Bizi motive eder, tehlikelere karşı kendimizi ve çevremizdekileri korumamıza ve önlemler alarak hayatta kalmamıza yardımcı olur. Örneğin; bu durumda kaygı kişiyi çalışmaya, planlamaya, sorgulamaya, gelişmeye ve birikim yapmaya itebilirken daha yoğun hissedilen kaygı ise kişinin yaşamdan aldığı doyumu olumsuz yönde etkileyebilecek düşünce ve davranışlara itebilir. Dolayısıyla hissedilen kaygının yoğunluğu ve kişinin günlük hayatındaki işlevselliği üzerindeki etkisinin, ruh sağlığı üzerinde belirleyeci bir faktör olduğu söylenebilir. Rutinler kişilerin olumsuz duygularla baş edebilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Kişiler içinde bulundukları belirsizliği gün içindeki rutinleriyle farkında olarak ya da farkında olmadan belirli hale getirirler. Örneğin, sabah belli saatlerde uyanmak, işe gitmek, işten sonra dışarıda bir şeyler içmek ya da yemek yemek, spor yapmak, sosyal aktivitelerde bulunmak, belirli zamanlarda seyahat etmek, alışveriş yapmak, hobileriyle ilgilenmek gibi tüm bu aktiviteler kişilerin hayatındaki motivasyonel rutinler arasında yer alabilir. Kişilerin yaşamlarındaki bazı faktörler mevcut rutinleri üzerinde engelleyici ya da bozucu rol oynayabilmektedir. Ne yazık ki günümüzde gerek Pandemi koşulları gerekse mevcut ekonomik dalgalanmalar, kişilerin günlük rutinlerini gerçekleştirebilmesini zorlaştırabilmekte hatta rutinleri üzerinde bozucu etkiye neden olabilmektedir.

Kişilerin güvende hissetmeleri güçleşiyor

Mevcut durumu Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinden yola çıkarak değerlendirmenin önemli olduğunu düşünüyorum. İnsanın en temel ihtiyacı fizyolojik gereksinimlerini karşılamak ve kendisini güvende hissetmektir. Ekonomik dalgalanmalar bireyin yeme, içme, giyinme gibi fizyolojik gereksinimlerinin karşılanmasını zorlaştırabilmekte dolayısıyla da bireyin kendisini güvende hissetmesini güçleştirmektedir. Temel iki ihtiyacının karşılanmasında güçlük yaşayan bireyler ihtiyaç hiyerarşisinin ait olma, sevme, sevgi hissetme, aileyle birlikte olma bir gruba ait olma, özgüven, benlik saygısı, başkaları tarafından saygı duyulması, başkalarına saygı duyması ve kendini gerçekleştirme gibi hiyerarşinin üst basamaklarına çıkmakta güçlük yaşayabilmektedirler. Örneğin, mutfak masraflarını karşılamakta güçlük yaşayan bir bireyin kendisini geliştirmek için bir kursa gitmesini, aktivitelere katılmasını, hobiler edinmesi güçleşir. Bu durum zamanla kişilerin yaşamdan aldıkları doyumu düşürerek ruhsal problemlere yol açabilmektedir. Rutinler gibi tutarlılıkta kişiyi güvende hissettirir. Ekonomide ki tutarsızlıklar kişilerin baş etme kapasitelerini zorlayarak ruhsal hastalıkların tetiklenmesine neden olabilmektedir. Ekonominin ne yönde ilerleyeceği konusunda tutarsızlığa maruz kalan bireyler adeta geçmişte yapamadıklarının ve gelecekteki belirsizliğin yasını tutarak yaşamlarına devam ederler. Bu durum kişilerin o ana odaklanabilmeleri konusunda güçlük oluşturabilmekte ve yaşamdan aldıkları doyumu azaltarak depresyon belirtilerine neden olabilir.

Yetişkinlerin yanı sıra ekonomik dalgalanmaların ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri yetişkinlerin yanısıra son zamanlarda sıklıkla gençlere de yansıdığı görülmektedir. Ergenlik dönemi bireyin kim olduğuna, ne yapacağına, nasıl bir hayata sahip olacağına, hedeflerine ve geleceğine dair sorgulamaların başladığı bir dönemdir. Ekonomideki belirsizlik ve tutarsızlıklar bu dönemde genç bireyin dünyanın güvenilir bir yer olduğuyla ilgili inançlarını sarsabilmekte ve bu inançlar doğrultusunda da genç birey hedeflerinden, gelecekte ne olmak istediği ya da ne yapmak istediğinden ziyade nasıl para kazanacağıyla ilgili düşüncelere örneğin; ’Okursam ne olacak? Nasıl olsa iş bulamayacağım. Kazandığım para istediklerimi yapabilmem için yeterli olmayacak. ‘gibi işlevsel olmayan olumsuz düşüncelere odaklanabilmektedirler. Bu düşünceler kişide umutsuzluk, çökkünlük, ilgisizlik ve isteksizlik gibi depresif belirtilere neden olabilmekte ve gelecekten duydukları kaygıyı arttırarak anksiyete belirtilerine yol açabilmektedir.

Ekonomik kaygıyla başa çıkmada neler yapılabilir?

Geçmişe ve geleceğe yönelik hatalı düşünceler yerine gerçekçi ve işlevsel düşüncelere odaklanın. Olumsuz duygular karşısında duygusal yeme ya da duyguları bastırma gibi işlevsel olmayan tutumlardan uzak durmak son derece önemlidir. Bu süreçte duygu ve düşünceleri ifade etmek, aile ya da yakın arkadaşlardan maddi veya manevi destek talep etmek, duygu paylaşımında bulunmak ve sevdiklerimizle vakit geçirmek gibi aktivitelerin olumsuz duygunun azalmasında önemli bir faktör olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte yeterince iyi uyumak, düzenli beslenmek, kişiyi rahatlatacak yoga, meditasyon ya da gevşeme egzersizleri gibi tekniklerden faydalanmak da işlevsel baş etme yöntemleri arasında yer almaktadır.

Ekonomik durumunuzu daha verimli bir şekilde yöneteceğiniz yolları değerlendirin

Ekonomideki belirsizlik ve tutarsızlıklar karşısında kişilerin ekonomik durumlarına göre yeniden planlama yapmaları oldukça önemlidir. Planlamalar başlangıçta kişide endişe ve ümitsizlik uyandırsa dahi özellikle öncelikli ödeme planlarının yapılması ve giderlerin yeniden değerlendirilmesi gibi çözüm arayışlarının kişiyi uzun vadede rahatlatabildiği görülmektedir.

Ya Hep Ya Hiç” yapmak yerine rutinlerinizi yeniden düzenleyin

Mevcut sürdürülebilir rutinlere mümkünse devam edebilirsiniz. Devam edilmesi maddi ya da manevi açıdan güçlük oluşturan rutinler yerine yeni rutinler oluşturmak kişilerin olumsuz duygu durumları üzerinde rahatlatıcı bir etki oluşturabilmektedir. Örneğin; maliyeti yüksek bir spor salonuna gitmekten tamamen vazgeçmek yerine ekonomik durumunuza uygun bir spor salonuna gitmek, evde spor yapmak ya da açık alanda yürüyüş yapmak gibi yeni rutinler oluşturmak kişilerin iyi olma halinde önemli bir rol oynamaktadır.