Yazılar

Panik atağa karşı ne yapmalı!

Panik atağa karşı ne yapmalı!

Birdenbire başlıyor, giderek alevleniyor, kısa sürede de şiddeti en yüksek düzeye ulaşıyor! Ortada tehlikeli bir durum olmamasına rağmen kişi bir anda; göğüs ağrısı, nefes alamama, boğulur gibi olma, çarpıntı ve titreme ve gibi belirtilerle ‘kalp krizi geçiriyorum’ ya da ‘ölüyorum’ sanarak yoğun korku ve kaygıya kapılıyor. Pek çok kişide acil serviste noktalanan bu durumun adı; panik atak! Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Merve Çukurova, tek seferde geçirilen panik atağın psikiyatrik bir hastalık olmadığını belirterek, bazı basit önlemlerle panik atağın üstesinden gelmenin mümkün olabildiğini vurguluyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Merve Çukurova, panik atağın 13 belirtisini sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

“Boğulacak gibi oldum”, “Kalp krizi geçiriyorum sandım”, “Nefes alamadım”… Pek çoğumuzun arkadaşlarımızdan duyduğu ya da kendimizin bizzat yaşadığı bu durumun adı; panik atak! Günümüzde giderek yaygınlaşan panik atağın, kişinin kendini ‘tehlikede’ ya da stresli hissettiği anlarda ortaya çıkan bir durum olduğunu belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Merve Çukurova “Panik atak tipik olarak beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan, aniden başlayan, yoğun bir kaygı hali, huzursuzluk ile kendini gösteren, zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde bırakan, yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleridir. Panik atak başladığı andan itibaren giderek şiddetlenir, kısa sürede şiddeti en yüksek düzeye ulaşır ve genellikle 10-30 dakika içinde yatışmakla birlikte daha uzun sürebilir. Panik atağın sıklık ve şiddeti kişiden kişiye değişkenlik gösterir” diyor.

Pause Dergi

Dr. Merve Çukurova

Vücudun verdiği doğal bir tepki!

Panik atağın aslında, evrimsel olarak tehlike anlarında hayatta kalma mekanizmasının devreye girerek, bedenin kendini korumak üzere verdiği doğal bir tepki silsilesi olduğunu söyleyen Dr. Merve Çukurova şöyle konuşuyor: “Panik atakların genellikle yakın bir kişinin ölümü, sevilen bir kişiden ayrılma ya da ayrılık tehdidi, hastalık, iş değiştirme, gebelik, göç, evlilik, mezuniyet gibi stres verici yaşam olayları sırasında veya sonrasında başladığı görülmektedir. Normalde yaşam tehdidi olan tehlikeli bir durumda sempatik sistem devreye girer ve ‘kaç ya da savaş yanıtı’ verilir, beden kendini kaçmak veya savaşmak üzere düzenler. Kalpten kaslara daha çok kan pompalanır bunu çarpıntı olarak hissederiz, daha fazla oksijen alabilmek için daha çok nefes alıp vermeye başlarız, göz bebeklerimiz büyür, ağzımız kurur. Hepimiz için tanıdık olan bu tepkiler tehlikeli durumlarda bizi harekete geçirerek o durumdan çıkmamız için uyarıcı ve koruyucuyken, ortada bir tehlike yokken yaşandığında işler değişiyor. Bu durumda panik atak ve panik bozukluk kavramları ortaya çıkıyor.”

Panik atak hastalık değil ama!

Panik atağın aksine panik bozukluğun psikiyatrik bir rahatsızlık olduğunu vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Dr. Merve Çukurova “Panik bozukluk; kişinin bir sonraki panik atağının ne zaman olacağı konusunda yoğun bir beklenti anksiyetesi yaşamasıyla karakterize bir psikiyatrik rahatsızlıktır. Panik bozuklukta da; nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı gibi yakınmalar nedeniyle kişiler kalp krizi geçirdiklerini, ölebileceklerini düşünürler. Bu hastalar acil servislere, daha sonra da sıklıkla kardiyoloji, dahiliye, nöroloji gibi bölümlere başvurabilirler. Her seferinde yeniden incelemeler yapılmasına ve hiçbir olumsuz sonuç bulunmamasına rağmen bu durum bir türlü düzelmez, hastanın şikayetlerini açıklayabilecek herhangi bedensel bir hastalık saptanamaz” diyor.

Pause Dergi

Panik bozukluk olursa!

Panik bozukluk hastalarının büyük bir kısmının; yalnız başına evde kalamadığını, sokağa yalnız çıkamadığını, toplu taşıma araçlarına, asansöre binemediklerini, trafiğe girmekten kaçındıklarını, dar sokak ya da köprülerden geçemediklerini, pazar yeri, büyük mağazalar gibi kalabalık yerlere ya hiç giremeyip ya da ancak yanlarında birisi ile yoğun bir endişe ve rahatsızlık duyarak gidebildiklerini belirten Dr. Merve Çukurova şu bilgileri veriyor: “Gerektiğinde hızlıca acil yardım alabilmek için; bütün günlerini hastane bahçesinde geçirmeyi ya da güzergahlarını muayenehane, eczane ve acil servis bulunan yerlerden seçmeyi tercih edebilirler. Panik bozukluk tedavisi mümkün olan bir hastalıktır, etkin bir ilaç tedavisi ve psikoterapi yöntemleri ile hastaların yakınmalarının önemli ölçüde yatıştırılması mümkündür. Ancak kesinlikle doktor kontrolünde olmadıkça sakinleştirici, kalp, tansiyon, çarpıntı ilacı alınmamalı, ilacın dozu doktorun bilgisi olmadan artırılıp azaltılmamalı, kişi kendini iyi hissetse bile doktorundan habersiz ilacı kesmemelidir.”

13 soruda test edin!

Psikiyatri Uzmanı Dr. Merve Çukurova, aşağıdaki belirtilerden en az 4 tanesinin birdenbire başlayacak ve 10 dakika içinde en yüksek düzeye ulaşacak şekilde kişide var olmasının, kişinin panik atak durumu ile karşı karşıya kaldığını gösterdiğini söylüyor.

  • Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması,
  • Terleme,
  • Titreme ya da sarsılma,
  • Nefes darlığı ya da boğulur gibi olma hissi,
  • Soluğun kesilmesi,
  • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma hissi
  • Bulantı ya da karın ağrısı,
  • Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma,
  • Gerçekdışılık, benliğinden kopma, kendine ve çevreye yabancılaşma hisleri
  • Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu,
  • Ölüm korkusu,
  • Uyuşma ya da karıncalanmalar,
  • Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları.

Pause Dergi

 Panik Atağa Karşı 5 Etkili Öneri!

Dr. Merve Çukurova, panik atağı önlemek için şu önerilerde bulunuyor;

  • Anksiyeteyi artıracağından çay, kahve, kolalı içecekler, çikolata gibi kafeinli yiyecek ve içeceklerden uzak durun.
  • Stresi azaltmak için yürüyüş, spor gibi düzenli fiziksel egzersizler yapın.
  • Nefes- kas gevşemesi egzersizleri uygulayın.
  • Panik atağın başlayacağını hissettiğinizde, başa çıkma tekniği olarak solunum denetimi yöntemleri uygulayın. En az 5 saniye süreyle burnunuzdan nefes alıp, bu nefesi 5 saniye tutup, yine en az 5 saniye süreyle sanki ıslık çalıyormuş gibi dudaklarınızı büzerek nefes vermek bu yöntemlerden birisi. Bunu 5 kez tekrarlayın.
  • Panik atak sırasında kese kağıdı, naylon poşet veya kağıt torbaya nefes alıp verme gibi yöntemlerin sıkça sorulduğunu belirten Dr. Merve Çukurova bu yöntemlerle ilgili şöyle konuşuyor: “Panik atak sırasında kişi daha sık ve derin nefes alıp verdiğinden, kandaki oksijen seviyesi artıp, karbondioksit seviyesi hızla düşer. Bu nedenle baş dönmesi, uyuşma, karıncalanma, bayılma hissi gibi semptomlar oluşur. Atak sırasında solunum kontrol edilemediğinde, eğer altta yatan kronik bir hastalık yoksa kağıt torbaya nefes alıp vermek, karbondioksit düzeyinin düşmesini engelleyip yeterli oksijen alımına imkan verdiği için fayda sağlayabilir. Ancak bu yöntem uzun süre ve kontrolsüzce uygulandığında kandaki karbondioksit seviyesi yükseleceğinden bu işlemi uzun süre yapmamak gerekir. Naylon poşet ise yeterli oksijen alımını engelleyeceği için kullanılmamalıdır.”

Bipolar nasıl anlaşılır ve nasıl tedavi gerekir!

Bipolar nasıl anlaşılır ve nasıl tedavi gerekir!

Bazen kendinizi değersiz, aşırı halsiz, keyifsiz; bazen aşırı özgüvenli, enerjik, coşkulu hissediyor, nedensiz yere kahkahalar atarken ya da gözyaşlarınız boşalırken buluyor musunuz? Uyku düzeniniz, iştahınız hatta bütçeniz bu ruh halinize göre değişiyor mu? Ya da çevrenizde bu tür davranışlarına anlam vermekte zorlandığınız kişiler mi var? Acıbadem Taksim Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Levent Turhan, toplumda yaygın görülen bipolar duygulanım bozukluğunu, “kişinin nedensiz olarak bu tür davranışlarda bulunmasına ve yaşam kalitesinde oldukça ciddi sorunlara yol açan, duygularının şiddetini kontrol edemediği, mesleki ya da kişiler arası iletişimde büyük zorluklar yaşatan ruhsal bir hastalık” olarak tanımlıyor. İki türü bulunan bipolar bozukluğun; bir döneminde taşkınlık (mani), diğer döneminde ise çökkünlük (depresyon) yaşandığı için “manik-depresif bozukluk” ya da “iki uçlu bozukluk” olarak da adlandırıldığını belirten Dr. Levent Turhan, hastalığın tedavisinin ise mümkün olduğunu vurguluyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Levent Turhan, bipolar duygulanım bozukluğunu test edebileceğiniz 10 soru hazırladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Levent Turhan

Bazen ‘aşırı’ mutsuz, bazen ‘aşırı’ mutlu musunuz?

Sağlıklı insanlar bazen mutlu bazen mutsuz ya da öfkeli hissederler. Duygulardaki bu değişiklik aşırı olmadığında ve kişinin mesleki/ sosyal hayatını güçleştirmediğinde normal kabul ediliyor. Dr. Levent Turhan “Ancak aşırı mutsuzluk 2 haftadan, öfke ya da aşırı neşe 4 günden uzun sürüyorsa ve yaşadıklarınızla uyumsuzsa, örneğin; çok kötü bir haber aldığınızda bile çok mutlu oluyor veya çok iyi bir haber aldığınızda bile üzülüyorsanız bipolar duygulanım bozukluğu olabilir.” diyor.

Kendinizi bazen ‘aşırı’ halsiz ya da ‘aşırı’ enerjik mi hissediyorsunuz?

Halsizlik, enerji azlığı ya da aşırı enerjik hissetme gün içinde yaptığımız aktivitelere göre değişiyor. Gün içinde çok yorulduğumuzda halsiz hissedebiliriz. Ya da uzun bir dinlenme döneminden sonra enerjik hissedebiliriz. Ancak bipolar duygulanım bozukluğu hastaları depresif dönemde sürekli uyumalarına rağmen halsiz hissederken, hareketleri yavaşlar ve günün çoğunu yataktan çıkmadan geçirirler. Çok az yemek yer ya da hiç yemezler.

Mani döneminde ise çok az dinlenmelerine rağmen sürekli aşırı enerjiktirler, sürekli hareket ederler, neredeyse hiç oturmazlar, çok basit bir şeye sinirlenip fiziksel şiddet uygulayabilirler.

Riskli davranışlarda mı bulunuyorsunuz?

Dr. Levent Turhan “Hayatta bazen küçük riskler alırız. Bu risklerin sonucunu hesaplarız ve kayıplar tahammül edilebilecek düzeyde ise risk alırız. Ancak bipolar duygulanım bozukluğu olan kişiler atak dönemlerinde hızlı araba sürmek, madde kullanmak, aşırı para harcamak gibi hesaplamadan normal ölçüde alınabilecek risklerden daha büyük riskler alır.” diyor.

Gereksiz kahkahalar atıyor ya da hiç konuşmuyor musunuz?

Bipolar duygulanım bozukluğu hastaların çevrelerine olan davranışları atak dönemine göre değişir. Mani döneminde her zamankinden çok daha fazla konuşurken, konudan konuya atlar, gülünmeyecek şeylere güler, kendi kendine konuşabilir ya da kahkaha atabilirler. Depresyon döneminde ise içine kapanıp çok daha az konuşurlar, insanlarla iletişimleri azalır.

Düşüncelerinizi kontrol etmekte zorlanıyor musunuz?

Bipolar duygulanım bozukluğunda hastalar düşüncelerini kontrol etmekte zorlanırlar. Mani ataklarında çok hızlı düşünürken depresyon atağında ise çok yavaş düşünür hatta düşünmekte zorlanabilir.

Gerçek dışı davranışlarda mı bulunuyorsunuz?

Bipolar duygulanım bozukluğu hastaları gerçekte var olmayan şeyleri gördüğünü ya da duyduğunu söyleyebilirler. Kendilerinin peygamber, evliya, ya da çok önemli bir kişi olduklarına inanmak gibi gerçek dışı inanışları olabilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Aklınızdan ölme ya da intihar fikri mi geçiyor?

Psikiyatri Uzmanı Dr. Levent Turhan “Bipolar duygulanım bozukluğu hastalarında intihar ve ölüm düşüncesi hem depresyon hem de mani döneminde görülebilir. Depresyon atağında kişilerde; aşırı mutsuzluk, eskiden keyif aldığı aktivitelerden keyif alamama, ağlama eğilimi, iştah/ kilo kaybı ya da artışı, uykusuzluk ya da uyku artışı, hareketlerin yavaşlaması, konuşma miktarında azalma, değersizlik, suçluluk düşünceleri, konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, cinsel isteksizlik, ölüm ya da  intihar düşünceleri olabilir” diyor.

Çok uykusuz hissediyor ya da uykuyu inkar mı ediyorsunuz?

Hem mani döneminde hem de depresyon döneminde uykusuzluk görülebilir. Mani döneminde özellikle uyku gereksiniminde azalma, hatta uyku ihtiyacını inkar etme hali bile gözlemlenebilir.

İştahınızda değişiklik var mı?

Hem mani hem depresyon döneminde iştah artışı ya da azalması görülebilir. Bütün taşkınlık belirtilerinin açığa çıktığı mani döneminde iştah artışı da dikkat çeker.

Dikkatiniz dağınık mı?

Hem depresyon hem mani döneminde dikkat dağınıklığı görülebilir. Dikkatinizi; günlük yoğun koşuşturmacanız ya da sorumluluklarınızın potansiyelinizin üzerinde olması nedeniyle toparlayamayabilirsiniz. Ancak dikkat dağınıklığınız süreklilik arz ediyorsa ve herhangi geçerli bir nedeni olmadan sürekli konsantrasyon bozukluğu yaşıyorsanız bipolar duygulanım bozukluğunu da akla getirmekte fayda var.

 Bu 10 maddeden 2 ila 4’ü varsa…

Acıbadem Taksim Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Levent Turhan “Bu 10 maddelik listeden 2 ila 4 tanesi kişide varsa ve bu durum 4 günden uzun süre devam ediyorsa, bipolar duygulanım bozukluğu yaşandığına işaret ediyor olabilir. Bu nedenle profesyonel bir destek almaktan çekinmemelisiniz.” diyor.

Tedavisi mümkün, ama!

Bipolar bozukluk ataklarının ilaç tedavisi ve psikoterapinin birarada uygulanmasıyla engellenebileceğini ancak stres ve mevsim değişikliği gibi faktörlerle nüks edebileceğini belirten Dr. Levent Turhan, “Örneğin; sonbahar/kış mevsiminde depresyon tetiklenirken, ilkbahar/ yaz aylarında ise genellikle mani atağı (taşkınlık ve coşku) görülüyor” diyor. Bipolar bozuklukta iş kaybı, boşanma, maddi kayıplar gibi önemli sorunlar yaşanabildiğini, atak gelmediğinde ise genellikle kişinin normal bir hayat sürdüğünü ya da çok az belirti olduğunu söyleyen Dr. Levent Turhan “Hastalık korkutucu görünse de iyi bir tedaviyle bu olumsuz durumlar engellenip, kişi yaşamına normal olarak devam edebilir.” diyor.

Patolojik yalancılıkla ile başa çıkmanın yolları

Patolojik yalancılıkla ile başa çıkmanın yolları

Bazı insanlar diğerlerinden daha sık yalan söylese de, bu genellikle bir zihinsel sağlık durumunun işareti olmuyor. Ancak patolojik yalan yani yalan söyleme hastalığının farklı bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Yalan söyleme hastalığı (mitomani) kişilik bozukluğu gibi, altta yatan bir zihinsel sağlık durumunun bir işareti olabiliyor. Yalan söyleme hastalığı “Patolojik yalan”; antisosyal, narsisistik ve histrionik kişilik bozuklukları dahil olmak üzere çeşitli kişilik bozukluğunun bir belirtisi olarak görülüyor. Borderline kişilik bozukluğu gibi diğer durumlar da sık sık yalan söylemeye yol açabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uz. Dr. Seda Yavuz, yalan söyleme hastalığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Seda Yavuz

Başka psikiyatrik rahatsızlıkların belirtisi olabilir

Yalan söyleme hastalığı yani patolojik yalan, yalan söylemenin alışkanlık haline gelmesi durumudur. Psikiyatride mitomani olarak adlandırılır. Bu belirtiye sahip kişilere mitoman denir. Yalan söyleme hastalığı yani “Patolojik yalan” kendi başına bir hastalık değildir, başka psikiyatrik rahatsızlıkların belirtisi olabilmektedir. Bazı kişilik bozuklukları, dürtü kontrol bozuklukları, anksiyete bozuklukları veya depresyon görülen psikiyatri hastalarında yalan söyleme davranışı görülebilir.

Kendileri de yalanlarına inanmaya başlar

Patolojik yalancı, hikayelerini genellikle insanları etkileyeceğine inandığı bir şekilde süsleyen kişidir. Patolojik bir yalancı, normal bir yalancıdan farklı olabilir, çünkü patolojik bir yalancı, söylediği yalanın -en azından toplum içinde- doğru olduğuna inanır ve rolü yapar. Patolojik olarak yalan söyleyen insanlar, günlük olağan iletişimlerinde yalana başvurabilirler ve çoğunlukla bu yalanlara ihtiyaç duyarlar. Yalanlar ve abartmalar olmadan konuşmalarını sürdüremezler. Birey o yalanların içinde kendine hayali bir dünya oluşturur ve söyledikleri yalanlara inanmaya başlarlar.

Yalan makinesi testinden geçebilirler

Bu belirtiye sahip kişiler genellikle odak noktası olmak isterler. Dikkatleri üzerine çekmek için yoğun bir istek ve arzu duyan kişi bunu başarabilmek adına olayları inanılmayacak derecede büyütmeye, abartmaya, dramatize etmeye başlar. Bunu sağlamak için de mecburen yalana başvurur. Patolojik yalancılar genellikle kendilerini doğruyu söylediklerine ikna ederler ve bu da yalan makinesi testlerini ve diğer sorgulamaları değiştirebilir. Bir yalanı yakalandığında, patolojik yalancılar düşmanca davranmaya veya yalan söyledikleri gerçeğini göz ardı etmeye çalışırlar.

Hasta yakınlarının da desteklenmesi gerekiyor

Kişiler “yalan söyleme” şikayetiyle çok nadiren doktora başvururlar. Daha sıklıkla karşılaşılan, kişilerin mecburen tedaviye gelmesi veya getirilmesi ve eşlik eden diğer belirtiler konuşulurken ortaya çıkmasıdır. Mitomani tedavisinde dikkat edilmesi gereken en önemli unsurlardan biri yalan söyleme davranışının başka bir psikiyatrik hastalığın belirtisi olup olmadığı eğer eşlik eden bir ruhsal rahatsızlık varsa buna yönelik; antidepresan, antipsikotik veya sakinleştirici ilaçlar kullanılabilir. Mitomanik kişilerin tedavisinde psikoterapi oldukça önemlidir. Ayrıca teşhis sonrası hasta yakınlarının da psikolojik yönden desteklenmesi gerekir.

Yargılamadan destek almaya yönlendirilmeli

Mitomaninin terapisinde kişilerin kötülük yapma amacıyla değil; psikolojik bir dürtüyle yalan söylediği kabul edilerek, fark edilen yalanlara kızgınlıkla veya suçlamayla tepki gösterilmemelidir. Mitomanik kişilerin yalan söylediği fark edildiğinde, konuşma daha fazla devam ettirilmeden, o noktada sona erdirilebilir. Bu davranış esnasında, yalan söylemeye devam edildiği takdirde, kendisiyle konuşulmayacağı belirtilebilir. Bu gibi negatif pekiştirme davranışlarıyla kişilere doğruyu söyleme alıştırılabilir. Mitomani hastalarıyla yalan konusunda konuşulurken destekleyici olunması faydalıdır. Kendilerine başkalarını etkilemelerine gerek olmadığı hatırlatılabilir. Yargılamadan veya utandırmadan, kişilere bu durumla alakalı profesyonel yardım alınması teşvik edilebilir.

Patolojik yalancı ile başa çıkmak için bunlara dikkat edin;

  1. Öfkelenmemeye çalışın. Ne kadar sinir bozucu bir durum olursa olsun, patolojik bir yalancıyla karşılaştığınızda öfkenizin sizi yenmesine izin vermemek önemlidir.
  2. Bu durumun sizinle ilgili olmadığını unutmayın.
  3. Yardımcı ve destek olmaya çalışın.
  4. Tıbbi yardım almasını önerin.

Pandemi yalnızlık hissini artırdı!

Pandemi yalnızlık hissini artırdı!

Son iki yıldır tüm dünyayla birlikte ülkemizi de derinden etkileyen Covid-19 pandemisi yalnızlık hissini hızla artırıyor. Özellikle Omicron varyantının çok yüksek bulaş riski taşıması ve bu nedenle çok hızlı yayılması hemen her yaş grubunda sosyal izolasyonu zorulu kılıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay “Yalnızlık, hemen herkesin hayatı boyunca en az bir dönem deneyimlediği, acı veren, sosyal ilişkilerinden mahrum bırakan, pek de istenmeyen bir süreç. Pandemi ile birlikte yaklaşık iki yıldır hayatımızda çok daha fazla hissediliyor. İnsan, hayatta kalabilmek için sosyalleşmeye ve ilişki kurmaya gereksinim duyan bir canlı türü. Bilimsel araştırmalar, iletişim eksikliği/yoksunluğu ve sosyal ilişkilerden uzak kalmanın beden ve ruh sağlığını olumsuz etkilediğini ortaya koyuyor. Yalnızlık, beyinden kalp damar hastalıklarına, depresyondan anksiyete bozukluklarına ve demansa dek birçok soruna yol açabiliyor” diyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay, yalnızlık duygusu ile baş etmede etkili olabilecek 6 önerisini sıraladı, uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Büşra Sübay

Duygularınızı fark edin

“Yalnız hissediyor olabilirsiniz. Yalnızlık; hüzün, acı, kaybolmuş gibi hissetme, hiçlik, çaresizlik, ve yabancılaşma gibi pek çok farklı duyguyu barındırabilir. Yaşadığımız tüm duyguların geçici olduğunu, her daim bizimle kalamayacaklarını unutmayın” diyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay sözlerine şöyle devam ediyor: “Yalnızlık sizde hangi duyguyu barındırıyor, ilk adımı bu duygunuzu keşfetmekle atabilirsiniz. Biliyoruz ki, duygular biz onlara kulak verip fark ettiğimizde, bize olan etkisini azaltmaya başlarlar. Bu duyguları keşfetmek için kendimize odaklanmalıyız. Belki duyguları yazıya dökmeyi deneyebilirsiniz.”

Sevdiklerinizle iletişimi koparmayın

Yalnızlık, sosyal ilişkilerden mahrumiyeti barındırır. Bazen anlaşılmadığımızı düşündüğümüz bir ilişkinin bitişi bu mahremiyete sürükleyebilir, bazen de yalnızlığın getirdiği boşluktaymış gibi hissetme nedeniyle insanlardan uzak kalmak yeğlenir. Yalnızlık daha da artar. Aslında oluşan kısır döngü, daha önceden iletişim kurduğunuzda mutlu hissettiğiniz kişilerle birlikte vakit geçirmeyi deneyerek kırılabilir. Bu nedenle sevdiklerinizle mutlaka iletişimde olun; pandemi sürecinde görüntülü konuşmalar yapmak hem size, hem de sevdiklerinize iyi gelecektir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Gerçek ihtiyacınızı belirleyin

Gerçekten neye ihtiyacınız var? Kendinize bu soruyu sorun. Bazen rahatsızlık verici duygularımızla başa çıkmak için, ihtiyaç olmadığı halde alışveriş yapmak, aç değilken yemek yemek gibi, rahatsızlık veren duyguyu bastıracak eylemler yaparız. Yalnızlık hissettiğimizde, içimizdeki o boşluğu başka şeylerle doldurmak yerine o duyguyu hissetmek, kendimizi anlamamıza ve gerçekten neye ihtiyacımız olduğunu keşfetmeye yarayacaktır. Bu ihtiyaçların tek bir basit formülü olmadığı gibi, kendi ihtiyaçlarımız zamana ve duruma göre değişiklik gösterebilir. Bir ebeveyn nasıl ki çocuğunun ihtiyaçlarını karşılamak için çocuğunu takip eder (Aç mı, susadı mı? Uykusu mu geldi?), biz de kendimizi takip etmeliyiz. Bazen sevdiğimiz birisinin kaybı bizde üzüntü ve yalnızlık hislerini yaratabilir. Bu durumda kaybımızla ilgili hissettiklerimizi ifade edebileceğimiz bir alan yaratmak ihtiyacımızı karşılayacaktır.

Ortak noktalara sahip insanlarla temasa geçin

Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay “Kendimizi zaman zaman hiç bir yere ait değilmiş gibi hissedebiliriz. Sanki kimse bizim sürecimizi, , iletişim kurabilecek insanları bulmak imkansız değil. Bu adım, aidiyet hissinin artmasına yardımcı olacaktır. Ortak ilgi alanlarına sahip olma potansiyeli olan etkinliklere, kulüp veya toplantılara katılabilirsiniz” diyor.

Rutinler oluşturun

Ortak noktanızın olduğu kişilerle yapılan rutin toplantı/etkinliklere katılın. Sevdiğiniz, size iyi geldiğini bildiğiniz şeyleri düzenli olarak yapmaya çalışın. Birlikte oluşturulan rutinler aidiyet duygusunu artıracağından, yalnızlığın getirdiği rahatsızlığı azaltacaktır.

Doğada gezintiye çıkın

Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay “Doğayla olan ilişkinin, aslında kendimize ulaşmamıza yardımcı olduğunu biliyoruz. Doğadayken şehir hayatının koşuşturmacasında bizi yalnızlığa iten o tempodan uzak kalmak, kendimizle olan yakınlığımızı artıracak ve kendi ihtiyaçlarımızı fark etmemiz kolaylaşacaktır” diyor.