Yazılar

Tuzun sağlığımız üzerinde etkisi nelerdir?

Tuzun sağlığımız üzerinde etkisi nelerdir?
Liv Hospital Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Ecder: “Gerek ülkemizde gerekse de dünyadaki birçok ülkede günlük alınan tuz miktarı çok yüksektir. Toplum sağlığı açısından tuzdan fakir beslenmenin büyük önemi vardır. Bu bilinç, çocukluk yaşlarından itibaren başlamalıdır. Tuz ile mücadele halk sağlığının korunması için temel hedeflerimizden biri olmalıdır.” diyerek tuzun insan sağlığı üzerine olan etkilerini anlattı.

Prof. Dr. Tevfik Ecder

Prof. Dr. Tevfik Ecder

Sodyum ve su dengesi önemlidir
“Tuz” veya “sofra tuzu” dendiğinde sodyum klorür anlaşılmaktadır. Sodyum, tüm canlıların yaşamlarındaki temel maddelerden biridir. Yaşamın devamı vücutta yeterli ve dengeli miktarda sodyum ve suyun varlığı ile mümkündür. Sodyum, bu yönü ile hayati önemi olan bir maddedir. Buna karşılık, sağlıklı bir insanın günlük sodyum ihtiyacını karşılamak için ek bir tuz alımına gerek yoktur.
Gıdalarla günlük sodyum ihtiyacı rahatlıkla sağlanabilir
Yiyeceklere değişik miktarlarda tuz katılması, bir ihtiyaç sonucunda değil, sadece damak zevki nedeniyledir. Fakat yiyeceklere ve içeceklere katılan tuzun insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu çok sayıda bilimsel çalışmada gösterilmiştir.

  • Kan basıncı yüksekliği olanlarda, şeker hastalarında, kalp yetersizliği olanlarda, kronik böbrek yetersizliği olan hastalarda fazla tuz alımının olumsuz etkileri bilinmektedir.
  • Sağlıklı bireylerin de fazla tuzlu beslenmesinin kalp ve damar sistemi üzerine olumsuz etkilerinin olduğu birçok araştırmada bildirilmiştir. Yapılan çalışmalarda günlük tuz alımının 6 gramın altında tutulmasının kalp ve damar hastalıklarından korunmada büyük öneminin olduğu görülmüştür.

Gerek ülkemizde, gerekse de dünyadaki birçok ülkede günlük alınan tuz miktarı çok yüksektir. Toplum sağlığı açısından tuzdan fakir beslenmenin büyük önemi vardır. Bu bilinç, çocukluk yaşlarından itibaren başlamalıdır. Tuz ile mücadele halk sağlığının korunması için temel hedeflerimizden biri olmalıdır.

Sağlıklı tuz tüketimi nasıl olmalıdır?
Gıdalara hiç tuz eklemesek bile günlük ihtiyacımız olan tuzu (sodyumu) normal besinlerden almamız mümkündür. Bu nedenle ek tuz kullanmamıza gerek yoktur. Gıdalara hiç tuz eklemeden ve tuzdan zengin besinleri (turşu, salamura ve konserve ürünler, şarküteri besinler gibi) hiç tüketmeden günde 6 gramın altına ancak ulaşılabilmektedir. Bu nedenle olabildiğince tuzdan ve tuzlu besinlerden uzak durmak hedeflenmelidir. Bol tuzlu beslenenlerin tuzdan fakir beslenmeye geçişi ilk haftalarda damak zevki açısından sorun oluştursa da, 4-6 haftalık bir sürede çoğunlukla tuzsuz diyete alışılmaktadır.

Tuzsuz diyetle beslenmenin insan sağlığına zararlı etkileri olabilir mi?

Tuzsuz diyet yapan bazı hastalarda kan tuz konsantrasyonda azalma (hiponatremi) ile karşılaşılmaktadır. Bunun nedeni, tuzdan fakir beslenmeden ziyade, çoğu kez beraberinde bazı diüretiklerin (idrar söktürücülerin) kullanılması ve aşırı sıvı alınmasıdır. Sağlıklı kişilerin tuzdan fakir beslenmesi ile kan tuz düzeyinde düşüş ya da başka bir sorun beklenmez.

Tuz tüketimini azaltmak için nelere dikkat edilmelidir?

Sofrada yemeklere eklenen tuzun dışında, yediğimiz pek çok ürün fazlasıyla tuz içermektedir. Yemeklere tuz eklemesek bile bu ürünlerden günlük ihtiyacımızın çok üzerinde tuz alma riski vardır. Bu konuda toplumdaki bilinci artırmaya çalışmalıyız ve satın aldığımız ürünlerin tuz içeriklerine bakmayı alışkanlık haline getirmeliyiz.  

Prof. Dr. Tevfik Ecder

Sağlığa etki açısından tuz çeşitleri arasında bir fark var mıdır?

Doğadaki çeşitli tuz kaynaklarından elde edilen tuzun rafine edilmesi sonucunda sodyum klorür dışındaki diğer elementler uzaklaştırılmakta ve sodyum klorür elde edilmektedir. Bunun yanında son yıllarda giderek artan sayıda “doğal tuz” adı altında çeşitli tuz ürünleri (kaya tuzu, Himalaya tuzu, deniz tuzu, okyanus tuzu gibi) ile karşılaşmaktayız. Bu ürünler rafine edilmeden yani doğadan elde edilmiş hali ile pazarlandığı için çok sayıda başka elementleri de içerebilmektedir. Fakat yine de içeriğinin büyük bölümünü sodyum klorür oluşturduğu için rafine tuzlardakine benzer şekilde sodyum almanın sakıncalarını beraberinde taşımaktadır. Bu tuzların içindeki diğer minerallerin varlığından dolayı, bu tuzların “yararlı” olduğunu düşünmek yanlıştır. Çünkü bu mineraller zaten diğer gıdalar ile yeterli düzeyde alınmaktadır. Bu mineralleri alma amacı ile bu tuzları tüketmek, beraberinde sodyum alınmasının sakıncalarını da getirecektir.

Her doğal tuz ürününün güvenli olmadığı bilinmelidir!
Yapılan bazı önemli bilimsel çalışmalarda bazı doğal tuz ürünlerinin bakır, kurşun, nikel, cıva, arsenik ve uranyum gibi vücut için toksik olabilecek bazı elementleri içerdiğini göstermiştir. Ayrıca bazı deniz tuzu ve okyanus tuzu ürünlerinde doğaya karışmış olan plastik maddeler gösterilmiştir. Bu nedenle her doğal tuz ürününün güvenli olmadığı da bilinmelidir.

Suni tuzlara dikkat!
Tuzsuz diyet yapmada zorlananlar için “suni tuz” adı altında sodyum içeriği azaltılmış ve bunun yerine potasyum ile desteklenmiş tuzlar da piyasada yer almaktadır. Bu tuzların kullanılmasının, kronik böbrek yetersizliği gibi potasyumun kısıtlanması gereken hastalıklarda ciddi sakıncaları olabilir. Bu konuda her hasta hekimine danışmalıdır. Ayrıca bu tuzların “tuz lezzeti” daha az olduğundan, aynı lezzete ulaşabilmek için aşırı tüketilme riski de vardır.

Tuzun iyotlu veya iyotsuz olarak alınmasının bir önemi var mıdır?

Tuzun iyotlu olarak kullanılması iyot eksikliğinden korunmak açısından yararlıdır. Fakat iyotlu tuz kullanmanın sakıncalı olduğu bazı tiroid hastalıkları vardır. Bu nedenle herkesin mutlaka iyotlu tuz kullanması gerektiği düşüncesi doğru değildir. Tiroid hastaları bu konuda ne yapmaları gerektiğini hekimlerine danışmalıdırlar.

Böbreklerimiz de özen istiyor

Böbreklerimiz de özen istiyor

Toplum olarak ilaç kullanma konusunda fazla bonkörüz. Başımız her ağrıdığında hemen ilaca başvurabiliyoruz. Hatta bunun çok daha fazlasını yapıp bizimle aynı hastalığı paylaşan ve kendisine çok iyi gelen ilacı öneren arkadaşımıza da hayır diyemiyoruz. Aslında en büyük hatayı da tam olarak burada yapıyoruz. Eğer siz bir böbrek hastalığına sahipseniz ilaç kullanımında hekime danışmadan herhangi bir ilaca başlamamalısınız. “Kronik böbrek hastalarında bazı ilaçların böbrek fonksiyonları üzerine koruyucu etkileri vardır evet ama yine de böbrek hastaları, hekimin onayı olmadan hiçbir ilacı ve destek ürününü asla kullanmamalıdır.” diyen Liv Hospital Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Ecder, böbrek hastalarının ilaç kullanımında nelere dikkat etmesi gerektiğini anlattı.

Liv Hospital

Prof. Dr. Tevfik Ecder

Böbrek hastalarında ilaç kullanırken nelere dikkat edilmelidir?

İlaçlar hastalıkların tedavisinde doğru olarak kullanıldığında yararlı olurken, bilinçsiz bir şekilde kullanıldığında çok tehlikeli olabilirler. Bu nedenle sadece hekim tarafından önerilen ilaçlar, hekimin önerdiği şekilde kullanılmalıdır. Kronik böbrek hastalarında bazı ilaçların böbrek fonksiyonları üzerine koruyucu etkileri vardır:

  • Hipertansiyonu (kan basıncı yüksekliği) olan kronik böbrek hastalarında antihipertansif (kan basıncını düşürücü) ilaçların böbrek yetersizliğin seyrini olumlu yönde değiştirdiği bilinmektedir.
  • Diyabeti (şeker hastalığı) olan kronik böbrek hastalarında kullanılan diyabet ilaçları da böbrek fonksiyonlarını koruyucu etki göstermektedir.

Bilinçsiz olarak kullanılan bazı ilaçlar böbrek fonksiyonlarının daha da kötüleşmesine neden olabilir.

Tansiyon ilaçlarının böbrekler üzerinde nasıl bir etkisi var?

Kronik böbrek hastalarında hipertansiyon (kan basıncı yüksekliği) sık karşılaşılan bir sorundur. Hipertansiyon kronik böbrek yetersizliğinin bir nedeni olabileceği gibi kronik böbrek hastalığına bağlı olarak da gelişebilir. Diğer bir deyişle, böbrek ve hipertansiyon arasındaki ilişki tavuk ve yumurta arasındaki ilişkiye benzetilebilir. Sebebi ne olursa olsun yüksek kan basıncının vücudumuzdaki tüm damarlar üzerine olumsuz etkileri vardır. Hipertansiyonu olan hastalarda koroner kalp hastalıkları, beyin damar hastalıkları ve kronik böbrek yetersizliği riski artar. Bu nedenle hipertansiyonu olan hastalarda yaşam tarzı değişiklikleri (tütün kullanmama, ideal kiloda olma ve tuzdan fakir beslenme gibi) ile ve gerektiğinde de kan basıncını düşürücü ilaçlarla kan basıncı kontrol altına alınmalıdır. Bütün antihipertansif ilaçların böbrekleri ve tüm damarları koruyucu etkileri vardır. Kronik böbrek hastalarında kan basıncının antihipertansif ilaçlarla 130/80 mm Hg’nın altına indirmesinin hem böbrek yetersizliğinin ilerlemesini yavaşlatıcı hem de kalp ve damar hastalığı riskini azaltıcı etkileri çok sayıda klinik çalışmada gösterilmiştir. Bu nedenle, tüm kronik böbrek hastaları hekimleri tarafından önerilmiş olan tansiyon düşürücü ilaçları düzenli olarak ve önerilen dozlarda kullanmalıdır. Ayrıca, tüm hastalar, hekiminin önerdiği sıklıkta kontrollerini yaptırmalıdırlar.

Diyabet ilaçlarının böbrekler üzerinde nasıl bir etkisi vardır?

Diyabet (şeker hastalığı), günümüzde giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Diyabetin artmasının temelindeki başlıca neden obezitenin (şişmanlığın) artışıdır. Diyabet, yeterince tedavi edilmezse tüm damarlarda zararlı etkiler göstererek damar sertliğinin hızlı bir şekilde ilerlemesine neden olur. Ayrıca diyabet kronik böbrek yetersizliğinin en sık görülen nedenidir. Diyabeti olan hastaların organlarının korunması için kan şekerinin kontrol altına alınması çok önemlidir. Bütün diyabet ilaçlarının böbrekleri ve tüm damarları koruyucu etkileri vardır. Son yıllarda kullanılmaya başlanan bazı yeni diyabet ilaçlarının böbrekleri ve kalbi daha da iyi bir şekilde koruduğu yapılan çalışmalarda kanıtlanmıştır.

Liv Hospital

Böbrekler için zararlı olabilecek ilaçlar hangileridir?

Halk arasında yaygın olarak kullanılan belirli ağrı kesiciler böbrekler için sakıncalı olabilirler. Bu ilaçların güçlü ağrı kesici özellikleri nedeni ile kullanımları çok yaygındır. Oysa bu ağrı kesicilerin sadece birkaç gün kullanılmaları bile böbrek fonksiyonlarını bozabilir.

Bazı antibiyotikler de böbrekler üzerinde zararlı etki gösterebilir. Böbrek hastalarında bir enfeksiyon durumunda kullanılabilecek antibiyotiğe karar verirken, antibiyotiğin böbrekler üzerine olan etkisi dikkate alınır. Ayrıca hastanın böbrek fonksiyonlarına göre ilacın dozu ayarlanır.

Doğal ürünlerin ve bitkilerin sakıncaları var mıdır?

Günümüzde “doğal” olduğu belirtilerek pazarlanan bazı ürünlerin ve bazı bitkilerin zararlarının olmadığı yönünden algılar vardır. Oysa bu ürünlerin bazılarının böbrek ve/veya karaciğer üzerine zararlı etkileri olabilir. Doğal ürünlerin “masum” olduğu algısı nedeni ile ne yazık ki kullanımları giderek artmakta ve bunlara bağlı böbrek yetersizliği giderek daha sık olarak görülmektedir. Ayrıca bu ürünler kullanılmakta olan bazı ilaçlarla etkileşebilir. Bu etkileşme, o ilacın kandaki miktarının artmasına veya azalmasına neden olabilir. Bunun sonucunda ilaçların yan etkileri artabilir ya da etkileri tamamen ortadan kalkabilir. Böbrek hastaları hekimin onayı olmadan hiçbir ilacı ve destek ürününü asla kullanmamalıdır.

Böbrek hastalığında kimler risk altında

Böbrek hastalığında kimler risk altında
Böbreklerimizi korumak için yaşam tarzımıza dikkat etmeliyiz diyen Liv Hospital Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Ecder; böbreklerimizin neden hastalandığı ve korumak için neler yapmamız gerektiğini anlattı.

Prof. Dr. Tevfik Ecder

 

 

 

Böbreklerimiz neden hastalanır?

Böbrek fonksiyonları çeşitli nedenlere bağlı olarak hızla bozulabilir. Bu duruma akut böbrek hasarı adı verilir. Bunun nedenleri arasında aşırı sıvı veya kan kayıpları, bazı ilaçlar ve bitkisel ürünler, çeşitli infeksiyon hastalıkları veya bazı sistemik hastalıklar yer alır. Akut böbrek hasarı, seyri altta yatan nedene bağlı olarak değişkenlik göstermekle birlikte, çoğunlukla tamamen iyileşebilen bir özelliğe sahiptir. Buna karşılık, kronik böbrek hastalığı ömür boyu süren ve zamanla böbrek fonksiyonlarında azalma riski taşıyan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Günümüzde çeşitli nedenlere bağlı olarak kronik böbrek hastalığında artış görmekteyiz. Özellikle gelişmiş toplumlarda yaşam süresinin uzaması nedeniyle kronik hastalıklar da artmaktadır. Kronik böbrek hastalığının en sık nedeni olan diyabetin artışı, kronik böbrek yetersizliği olan hastaların artmasına neden olmaktadır. Bunun en önemli nedeni şişmanlık (obezite) ve sağlıksız yaşam tarzıdır. Kronik böbrek yetersizliğinin ikinci sıklıktaki nedeni hipertansiyondur. Ayrıca kronik glomerülonefrit adı verilen böbreğin bazı iltihabi hastalıkları ve irsi (genetik) olan polikistik böbrek hastalığı da kronik böbrek yetersizliğine yol açabilir.

Kimlerde kronik böbrek hastalığı gelişme riski yüksektir?

Kronik böbrek hastalığı açısından risk altında olan kişiler fazla kilolu olanlar, yüksek tansiyonu olanlar, diyabetikler, sigara içenler ve ailesinde genetik böbrek hastalığı olanlardır. Yaş ilerledikçe damarlar yaşlandığı ve böbrek damarları da etkilendiği için ileri yaştakiler de kronik böbrek hastalığı açısından risk altındadır.

Böbreklerimizi korumak için neler yapmalıyız?

Böbreklerimiz kan damarlarından çok zengin organlardır. Bu nedenle kalp ve damar sistemimizi koruyucu tüm önlemlerin böbreklerimizi de koruyucu etkileri vardır. Bu konuda sağlıklı yaşam tarzının büyük önemi vardır. Bu amaçla alınması gereken önlemler sigara ve diğer tütün ürünlerini tüketmemek, tuz tüketimini azaltmak, düzenli egzersiz yapmak, ideal vücut ağırlığında olmak, yeterli sıvı almak, aşırı alkolden uzak durmak ve hekim tavsiyesi olmadan bilinçsiz ilaç kullanmamaktır.

Böbrek hastalığını erken dönemlerde nasıl tanıyabiliriz?
Kronik böbrek hastalıklarının çoğu kez ileri aşamalara kadar hiçbir şikâyete yol açmadığını bilmekteyiz. Bu nedenle hiçbir şikâyet olmasa bile düzenli olarak kan basıncı ölçümü yapmalı ve sağlık kontrollerinden geçilmelidir. Sağlık kontrollerinde bir böbrek hastalığının varlığını saptamak için çoğu kez basit tetkikler yeterli olmaktadır. Rutin olarak yapılan idrar tahlili ve kanda kreatinin tayini ile böbrek hastalığı olup olmadığını anlamak mümkündür. Bu tahlillerde bozukluk saptanan hastalarda daha ileri tetkiklere geçilerek böbrek hastalığının nedeni anlaşılabilmektedir. Böbrek hastalığının daha erken aşamalarda fark edilmesiyle, alınacak önlemler sayesinde hastalığın seyri olumlu yönde etkilenir.  Böbreklerimizi koruyan besinler, destek ürünleri veya ilaçlar nelerdir?

Böbreklerin korunması için özellikle yenmesi gereken bir besin maddesi ya da alınması gereken bir destek ürünü yoktur. Beslenme ile ilgili olarak dikkat edilmesi gereken en önemli hususlar tuz alımının olabildiğince azaltılması ve ideal vücut ağırlığının hedeflenmesidir. Diyabeti veya hipertansiyonu olan hastaların kan şekerinin ve kan basıncının kontrol altına alınması için verilen ilaçları kullanmaları böbreklerin ve diğer organların korunmasını sağlar.

Toplumda yanlış bir bilgi olarak tansiyon veya diyabet ilaçlarının böbreklere zarar verebileceği ile ilgili söylemler vardır. Ne yazık ki bu yanlış bilgi yüzünden bazı hastalar ilaçlarını kullanmayı bırakmaktadırlar. Bunun sonucunda da diyabet ve hipertansiyonun komplikasyonlarını daha fazla görmektedirler.

Tüm tansiyon ilaçlarının ve diyabet ilaçlarının böbrekleri, kalp ve damar sistemini ve diğer organları koruduğu ve bu ilaçları düzensiz alanlarda ya da hiç almayanlarda kronik böbrek yetersizliğinin daha hızlı ilerlediği ve kalp-damar hastalıklarının daha sık olduğu unutulmamalıdır.

saglık

Böbreklerimizin korunması için günde ne kadar su içmeliyiz?

Ne yazık ki bu konuda çok çelişkili bilgiler ve ciddi düzeyde bilgi kirlilikleri vardır. Halk arasında yanlış bir bilgi olarak bol miktarlarda su içmenin böbreklerin korunması için yapılması gereken en önemli davranış olduğu sanılmakta, bu yüzden de böbrek yetersizliğinin en önemli nedenleri olan diyabet ve hipertansiyon ile mücadele geri planda kalmaktadır. Oysa böbrek sağlığını korumak için sigara, tuz ve obezite ile mücadele çok daha önemlidir. Bu sayede hem kronik böbrek hastalıklarının daha iyi seyretmesi mümkün olur hem de bu hastalardaki en sık ölüm nedeni olan kalp ve damar hastalıklarının riski azalır.

“Su” yerine “sıvı” denmesi daha doğrudur çünkü içtiğimiz tüm sıvıların (çay, çorba, ayran vs.) içindeki su molekülleri bağırsaklardan emilerek böbreklerden su molekülleri olarak süzülecektir. Bu nedenle suyun kaynağının böbrekler açısından hiçbir önemi yoktur. Bir kişinin günlük alması gereken sıvı miktarı kişinin kilosuna ve günlük aktivitesine göre değişir. Yine de günlük pratikte bir rakam vermek için çoğu kez 2-2,5 litre civarında sıvı alınmasının makul bir miktar olduğu söylenebilir. Tekrarlayan taş hikâyesi olan veya tekrarlayan idrar yolu infeksiyonu hikâyesi olan kişilerin günlük sıvı alımı konusunda daha titiz davranmaları gerekir. Yeterli sıvı alınıp alınmadığının önemli bir göstergesi günlük idrar miktarıdır. Günde 2–2,5 litre civarında idrar çıkarılması genellikle yeterli sıvı alındığını düşündürür.

Böbreklerimiz için zararlı olabilecek ilaçlar nelerdir?

Toplumda, özellikle bazı ağrı kesicilerin yaygın ve bilinçsiz bir şekilde kullanılması böbrek fonksiyonlarındaki bozulmayı hızlandırmaktadır. Bunun dışında bazı antibiyotikler de böbrek fonksiyonlarını bozucu etki gösterebilir. Ayrıca bazı bitkisel ürünlerin de böbrekler ve karaciğer üzerine zararlı etkilerinin olabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle asla hekime danışmadan bir ilaç veya destek ürün kullanılmamalıdır.