Yazılar

Yeni gelişmeler sayesinde daha erken tanı imkanı!

Günümüzde çoğumuzun dert yandığı ‘unutkanlık’ özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında 65 yaş üzerinde en sık görülen bunama nedeni olan Alzheimer hastalığının ilk sinyali olabiliyor.  Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, bugün dünya genelinde yaklaşık 55-57 milyon kişi demans ile mücadele ediyor ve bu kişilerin büyük çoğunluğunu Alzheimer hastaları oluşturuyor.  Her yıl yaklaşık 10 milyon yeni demans hastaları bildirilirken, uzmanlar bu sayının 2050 yılına kadar iki katından fazla artacağını öngörüyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, günlük yaşam aktivitelerini önleyecek düzeyde bilişsel gerilemeye neden olan Alzheimer hastalığında erken tanı ve tedavinin kritik bir öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Erken tanı ile tedavi sayesinde Alzheimer’ın ilerleme hızı yavaşlatılabilmektedir. Böylece, hem hastalığın yükü hem de bireylerin ve ailelerin karşılaştıkları zorluklar büyük oranda azaltılabilmektedir” diyor.  Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, erken tanı için unutkanlık günlük yaşamı etkilemeye başladığında, aynı sorular sık tekrarlandığında veya kişilik değişiklikleri fark edildiğinde hemen bir nöroloji uzmanına başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Prof. Dr. Neşe Tuncer

Prof. Dr. Neşe Tuncer

Risk 65 yaşından sonra daha çok artıyor!

Alzheimer, beyinde ilerleyici sinir hücresi kaybına yol açan nörodejeneratif bir hastalık ve demansın en sık görülen nedeni. Hafıza kaybı, zaman ve mekan karışıklığı, dil ile yürütücü işlevlerde bozulma ve günlük yaşam aktivitelerini etkileyen bilişsel gerilemeyle kendini gösteriyor. Türkiye’de net veriler olmasa da 600 binin üzerinde Alzheimer hastası olduğu belirtiliyor. Önemli bir nokta ise Alzheimer riskinin 65 yaşından sonra her beş yılda bir yaklaşık iki katına çıkması. Yani, toplum yaşlandıkça hasta sayısı artıyor. Ancak bu artış, hastalığın daha sık görülmesinden çok demografik yaşlanmadan kaynaklanıyor.

Beyindeki sinsi değişim 20 yıl önce başlıyor!

Alzheimer hastalığının temel patolojik mekanizması; beyinde amiloid-beta proteininin birikimi, tau proteininin anormal şekilde fosforillenerek yayılması, sinir hücrelerinde iletişimin bozulması, nöron kaybı ve kronik iltihabi süreçlerinden oluşuyor. Beyindeki bu patolojik değişiklikler hastalığın belirtileri ortaya çıkmadan 20 yıl kadar önce başlıyor, yani Alzheimer uzun bir ‘sessiz dönem’ geçirdikten sonra klinik sinyaller ile kendini gösteriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, “Örneğin, hastalık henüz belirti vermeden 20 yıl kadar önce amiloid–beta proteini beyinde birikmeye,  10 yıl öncesinde de tau proteini yumaklar şeklinde çoğalmaya ve yayılmaya başlamaktadır. Bu süreçlerin ardından Alzheimer hafif bilişsel bozulmayla ilk sinyallerini verirken, beş yıl sonrasında ise demans günlük yaşamı olumsuz etkileyecek düzeye ulaşmaktadır” diyor.

Genetik yatkınlık riski 15 kat artırabiliyor!

İleri yaş Alzheimer hastalığı için en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, bunun yanı sıra genetik yatkınlığın, özellikle APOE ε4 taşıyıcılığının da belirleyici rol oynadığını belirterek, “Bu genin bir kopyasına sahip kişilerde risk 3-4 kat, iki kopyasında ise 8-15 kata kadar çıkabilmektedir. Ancak aile öyküsü Alzheimer riskini anlamlı biçimde artırsa da hastalığın kesin olarak gelişeceği anlamına gelmemektedir” bilgisini veriyor. İleri yaş ve genetik yatkınlığın yanı sıra bazı hastalıklar, yaşam alışkanlıkları ile çevresel etkenler de Alzheimer riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor.  Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer,  bu etkenleri “orta yaş hipertansiyonu, diyabet, obezite, sigara kullanımı, yüksek kolesterol, işitme kaybı, sosyal izolasyon, depresyon ve kafa travmaları” olarak sıralıyor. Dünya lideri bilim insanlarından oluşan Lancet Komisyonu verilerine göre; bu değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrolü sayesinde Alzheimer ve diğer demans tablolarının yüzde 40-45 kadarı önlenebiliyor veya geciktirilebiliyor.

Erken tanı kritik bir öneme sahip!

Alzheimer hastalığına henüz demans evresine ulaşmadan önceki  ‘Hafif Bilişsel Bozukluk’ döneminde veya hastalık belirtileri henüz başlamadan önce sadece genetik yatkınlık taşıyan ve hastalık gelişimi beklenen bireylerde tanı konulması büyük önem taşıyor. Zira, bu erken aşamada hastalar günlük yaşam aktivitelerini bağımsız şekilde sürdürebiliyor. Yeni geliştirilen hastalık modifiye edici tedaviler de en çok faydayı (örneğin anti-amiloid antikorları) Alzheimer’ın erken evrelerinde, yani unutkanlık yeni başlamışken veya hafif bilişsel bozukluk aşamasında sağlıyorlar. Ayrıca, erken tanı hastaların ve ailelerinin bakım planlaması yapabilmelerine, hukuki ve sosyal düzenlemeler için zaman kazanmalarına ve risk faktörlerini daha etkin şekilde yönetebilmelerine olanak veriyor.

Yeni geliştirilen testlerle daha erken tanı imkanı!

Günümüzde Alzheimer hastalığının tanısında ayrıntılı klinik öykü, nöropsikolojik testler, laboratuvar tetkikleri ve beyin görüntüleme yöntemleri (MR, BT) kullanılıyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, son yıllarda kan testleri ve görüntüleme yöntemlerinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde Alzheimer hastalığına daha erken dönemde tanı konulabildiğini vurgulayarak, şöyle devam ediyor:  “Görüntüleme biyobelirteçleri olan amiloid ve tau PET yöntemleri Alzheimer’ın kesin tanısının erken dönemde konulmasını sağlamalarının yanı sıra yeni tedaviler için  hastalığın beyindeki yükünü doğrudan göstererek doğru hasta seçimi  yapılmasını da mümkün kılmaktadır. Bu yöntemlerle beyin omurilik sıvısında amiloid ve tau proteinlerinin ölçümü yapılarak erken dönemde tanı konulmaktadır. Bu sıvının analizi ayrıca Alzheimer hastalığı ile karışabilecek olan enfeksiyon ve otoimmün hastalıkların dışlanmasına da imkan tanımaktadır. Bunların yanı sıra son yıllarda kan testleri alanında da büyük ilerlemeler kaydedilmektedir. Kan biyobelirteçlerinin (örneğin p-tau217, Aβ42/40 oranı) kullanıldığı testler hem daha kolay uygulanabilen hem de daha invaziv yöntemler olarak erken tanıda yerini almaktadır”

Hastalığı yavaşlatmak ve hayatı kolaylaştırmak!

Alzheimer’ın tedavisinde tam bir kür henüz mümkün olmasa da semptomatik ilaçlar ve yaşam tarzı önlemleriyle ilerlemesi yavaşlatılabiliyor, hastanın fonksiyonelliğinin korunmasına destek sağlanıyor. Kolinesteraz inhibitörleri ve memantin gibi  tedaviler hafıza ve davranış semptomlarını hafifletirken, yeni geliştirilen antikor tedavileri ise beyindeki amiloid plaklarını temizleyerek bilişsel gerilemeyi yavaşlatabiliyor. Ancak bu tedaviler uygun hasta seçimini, düzenli MR takibini ve yan etkinin izlenmesini gerektiriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için bazı kurallara uyulmasının ise son derece önemli olduğuna işaret ederek, “Tedavi sürecinde hipertansiyon, diyabet ve kolesterol gibi eşlik eden hastalıkların iyi kontrol edilmeleri gerekmektedir. Ayrıca, hastaların ilaçlarını düzenli kullanılmaları, fiziksel ve zihinsel olarak aktif kalmaları, sağlıklı beslenmeleri (Akdeniz tipi diyet) ve sosyal yaşamlarını sürdürmeleri önerilmektedir. Düzenli egzersiz, işitme kaybının tedavisi, sigara ve aşırı alkolden uzak durmak, düzenli ve kaliteli uyku da hem beynin hem damarların sağlığını desteklemektedir” diye konuşuyor.

 Alzheimer’ın 10 erken sinyali!

 Alzheimer’ın 10 erken sinyali!

Günümüzde çoğumuzun dert yandığı  ‘unutkanlık’  özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de, aslında 65 yaş üzerinde en sık görülen bunama nedeni olan ‘Alzheimer hastalığının ilk uyarılarından biri de olabiliyor! Türkiye’de net veriler olmasa da 600 binin üzerinde Alzheimer hastası olduğu ve uzayan insan ömrüyle birlikte bu sayının 65 yaş üzerinde her beş yılda bir iki katına çıktığı belirtiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Demans ve Davranış Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer hastalığında erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığı uyarısında bulunarak, “Erken tanı sayesinde hastalığın ilerleme hızı belirli bir süre yavaşlatılabiliyor, hatta bazı tablolarda durdurulması bile mümkün olabiliyor. Alzheimer en sık unutkanlık gibi yakın bellek sorunlarıyla başlıyor. Hastalığın özelliği, önce yeni olaylar unutulurken eski yaşantıların detaylı bir şekilde hatırlanması. Bu durum hasta yakınlarını şaşırtabiliyor ve unutkanlığın gerçek olup olmadığının sorgulanmasına neden oluyor. Yıllar içinde hastanın belleğindeki bilgiler en yeniden en eskiye doğru bir bir siliniyor ve en eski anılar da kayboluyor. Dolayısıyla erken tanı için özellikle 65 yaş üzerindeki kişilerde oluşan  ‘unutkanlık’ sorununda zaman kaybetmeden konunun uzmanı bir nöroloji hekimine başvurmak gerekiyor” diyor.

Prof. Dr. Neşe Tuncer

Alzheimer’ın 10 erken sinyali!

Alzheimer hastalığına erken tanı konulması tedaviden etkin sonuç alınmasında büyük öneme sahip.  Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer’ın erken dönem belirtilerini şöyle sıralıyor:

·         Unutkanlık giderek artıyorsa ve günlük yaşamı artık etkiler hale geldiyse

  • Konuşmada bozulma varsa
  • Zaman ve yer algısında kayıp başladıysa
  • İç görü ve yargılamada bozulma varsa ve hastalık inkar ediliyorsa
  • İş planlama ve takipte zorluk başladıysa
  • Aynı soruları tekrar tekrar sorma, eşyaları yanlış yere koyma dikkat çeker hale geldiyse
  • Kişilik ve davranış değişikliği gözleniyorsa
  • Yol, yön bulma güçlüğü nedeniyle artık dışarı çıkmak zor oluyorsa
  • İçe kapanma, sosyal ortamlara girememe sorunu başladıysa
  • Hobi ve uğraşlardan vazgeçme olduysa

 

Beyindeki değişimler 20-30 yıl önce başlıyor

Alzheimer hastalığının nedenleriyle ilgili çok sayıda çalışma ve teori mevcut. Beyinde asetil kolin azalması bir neden olarak biliniyor. Yapılan çalışmalara göre; beynin kabuk kısmında hücre içi ve hücreler arasında anormal protein birikimi oluyor, buna bağlı olarak hücreler ölüyor ve hücreler arası bağlantılar geri dönüşümsüz kayboluyor. Bunun sonucunda beyinde hafızayla ilgili görev yapan aracı kimyasalların (asetil kolin) düzeyi azalıyor. Alzheimer hastalığında beyindeki bu değişimler belirtiler ortaya çıkmadan 20-30 yıl önce başlıyor. Dolayısıyla hastalık bulguları ilerledikten sonra tedavilerin faydası sınırlı kalıyor.

Aile öyküsü önemli bir risk faktörü

Beyindeki proteinlerin neden bazı kişilerde biriktiği tam olarak bilinmese de hastalığa yatkınlık oluşturan etkenler üzerine tıp dünyasının kapsamlı çalışmaları sürüyor. Alzheimer’de en önemli risk faktörünün ilerleyen yaş olduğu belirtiliyor. Bunun yanı sıra düşük eğitim düzeyi ve sedanter yaşam, ağır beyin travmalarına maruz kalmak, hipertansiyon ve diyabet gibi damar yapısını bozan hastalıkların kontrolsüz şekilde var olması, kadın cinsiyeti, tedavi edilmemiş depresyon, obezite, sigara ve alkol tüketimi, hatta hava kirliliği ve zehirli gazlar gibi pek çok etken hastalığın başlamasında etkili oluyor. Prof. Dr. Neşe Tuncer, aile öyküsünün Alzheimer’da önemli bir risk faktörü olabileceğine işaret ederek, Alzheimer hastalığının bazı ailesel formlarında hastalığa yakalanma riskinin normal popülasyona göre 3-4 kat fazla görülebileceği belirtiliyor. Üstelik ailesinde Alzheimer hastalığı olan kişilerde hastalık 65 yaş öncesinde başlayabiliyor ve bu tablo ‘erken başlangıçlı Alzheimer’ olarak nitelendiriliyor. Bu nedenle aile öyküsü olan kişilerde genetik araştırma yapılması önem taşıyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi

Yeni tedaviler umut veriyor!

Alzheimer hastalığının tedavisinde Amerika Birleşik Devletleri’nde onay alan, henüz Avrupa’da onay almamış bazı yeni ilaçlar mevcut. Amiloid aşıları olarak geçen bu moleküller beyinde biriken anormal proteinleri temizleyerek etkili oluyorlar. Bilim dünyası her gün bu tedavileri geliştiriyor; etkinliğini arttıran ve yan etkilerini azaltan formlar üzerinde çalışıyor. Çalışmaları yakından takip ettiklerini belirten Prof. Dr. Neşe Tuncer, “Yakın bir dönemde ülkemizde de hastalarımıza verebileceğimiz yeni tedaviler için umutluyuz.” diyor.

Hastalığın ilerleme hızı yavaşlatılabiliyor

Halihazırda kullanılan ilaç tedavisi ve yaşam alışkanlıklarında yapılan düzenlemelerle hastalığın ilerleme hızı yavaşlatılarak hastanın fonksiyonel kapasitesi artırılabiliyor. Demans ve Davranış Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, ancak tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için ilaç kullanımına mutlaka erken dönemde başlanması gerektiğine dikkat çekerek, “Özellikle, hastalığın bulgularını yavaşlatmakta etkili olduğu yapılan çalışmalarla kanıtlanmış olan ilaçların tedavisine erken dönemde başlandığında, tedavinin etkinliği daha uzun süreli oluyor. Erken teşhisin bir başka önemi ise bunamaya neden olan Alzheimer dışındaki tiroit hastalıkları, vitamin yetmezlikleri, depresyon ve diğer sistemik hastalıkların tedavi edilmesidir” bilgisini veriyor.

Bedensel ve zihinsel yöntemler önemli

Prof. Dr. Neşe Tuncer, ilaç tedavisinin yanı sıra bilişsel stimülasyon, hastanın zihinsel kapasitesinin arttırılmasına yönelik hobiler, faaliyetler, egzersizler, sosyalliğin arttırılması, fiziksel egzersiz programları, beslenme alışkanlıklarında yapılan düzenlemeler (yeşil sebze, meyve, tahıllardan zengin kolesterolden  fakir Akdeniz diyeti ile beslenme) gibi bedensel ve zihinsel yöntemlerin de hastalığın ilerlemesini önlemede etkili olduğunu belirtiyor.

Unutkanlık ve odaklanamama sorunu yaşayanlar dikkat!

Unutkanlık ve odaklanamama sorunu yaşayanlar dikkat!

Zihniniz eskisi kadar berrak değil mi? Unutkanlık sorunları yaşıyor, bir şeye odaklanamıyor musunuz? Üzerinizde hep bir keyifsizlik ve isteksizlik hissi mi var? Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, bu ve benzeri sorunlarla kendini gösteren beyin sisi/beyin sislenmesinin, özellikle Covid-19 sonrası çok sık görülür hale geldiğini belirterek “Nörolojik bir sorun olan beyin sisi, bir başka deyişle beyin sislenmesi kısaca zihin yorgunluğu olarak tanımlanabilir. Kafa karışıklığı, unutkanlık, odaklanamama, dikkatin ve konsantrasyonun sürdürülememesi, zihinsel işlevlerde eskiye göre yavaşlama ve problem çözme yetisinde güçlük gibi bilişsel belirtilerle kendini gösteren beyin sisi, bir hastalık değil bulgular bütünüdür. Başka bir deyişle farklı tıbbi durumlara veya hastalıklara eşlik eden zihinsel fonksiyon bozukluğudur” diyor. Yapılan araştırmalara göre, Covid-19 geçiren her 100 kişiden, hastalıktan sonra en az 30’unda beyin sislenmesi görüldüğünü, bu oranın 50’lere çıkabildiğini söyleyen Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, beyin sisi/beyin sislenmesi hakkında bilinmesi gereken 4 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Prof. Dr. Neşe Tuncer

Beyin sisi en çok bu bulgularla kendini gösteriyor!

Özellikle düşük enerji veya yorgunluk, huzursuzluk, kaygı, sinirlilik, depresyon, uyku bozukluğu (uykusuzluk veya aşırı uykululuk), baş ağrısı, zihin bulanıklığı, unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü, dikkat eksikliği, odaklanma güçlüğü, motivasyon kaybı, isteksizlik ve kafa karışıklığı beyin sisi/beyin sislenmesinin en çok görülen bulgularını oluşturuyor.

Beyin sisinin kalıcı olmaması için!

Beyin sisinin tedavisinin nedene göre yapıldığını belirten Prof. Dr. Neşe Tuncer şöyle konuşuyor: “Öncelikle beyin sisine neden olan durumların araştırılması, varsa hormon bozuklukları ve vitamin eksikliklerinin tedavi edilmesi gereklidir. Covid-19 enfeksiyonu sonrası görülen beyin sisini önlemenin tek yolu, Covid-19’dan korunmak ve aşı ile bağışıklık sağlamaktır! Ayrıca sağlıklı beslenme, günde en az 7-8 saat kesintisiz, kaliteli uyku, olumlu düşünmek, stresi azaltmak, varsa depresyonun tedavisi, günlük düzenli egzersiz, açık havada yürüyüş, zihni çalıştıracak ama aynı zamanda keyif verecek aktiviteler yapmak, bilgisayar ve cep telefonunda daha az zaman harcamak, gün içinde mola vermeyi ihmal etmemek zihin berraklığını kazanmayı sağlamanın başlıca yollarıdır. Covid-19 ağır geçmemiş ve beyinde kalıcı bir yapısal tahribat yapmamışsa veya altta yatan nörolojik bir hastalık yoksa beyin sisi geçici oluyor. Ancak ileri yaş ve önceden bunaması olan hastalarımızdaki zihinsel kötüleşme kalıcı da olabiliyor.”

Beyin sisine bu etkenler yol açabiliyor!

Beyin sisinin; özellikle depresyon, kaygı bozukluğu, kronik yorgunluk sendromu, uykusuzluk, stresli yaşam, tiroit hastalıkları, B12 vitamini eksikliği, hormonal bozukluklar, menopoz, ağır kalp, akciğer ve sistemik hastalıklar ile bazı ilaçların yan etkisi olarak görülen klinik bir durum olduğunu belirten Prof. Dr. Neşe Tuncer, görülme sıklığının özellikle son yıllarda Covid-19 pandemisi ve Uzamış Covid Sendromu ile birlikte ciddi ölçüde artış gösterdiğini söylüyor. Prof. Dr. Neşe Tuncer; yapılan araştırmalara göre, Covid-19 geçiren her 100 kişiden, hastalıktan sonra en az 30’unda beyin sislenmesi görüldüğünü, bu oranın 50’lere çıkabildiğini belirtiyor.

Pause Dergi

Uzamış Covid Sendromu’nun önemli bir göstergesi!

Beyin sisinin oluşmasında; kişinin bağışıklık mekanizmalarının virüse verdiği yanıt, hastalığın oluşturduğu iltihabi durum, damarsal faktörler ve beynin koruyucu sistemlerinin kırılması gibi pek çok neden üzerinde durulduğunu söyleyen Prof. Dr. Neşe Tuncer “Covid-19’u hafif bulgularla atlatan kişilerde de beyin sislenmesi görülebiliyor ve bazı şikayetler aylarca devam edebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımıyla Sars CoV-2 enfeksiyonu geçirdikten sonra ilk üç ay içinde ortaya çıkan ve en az iki ay süren, başka bir nedenle açıklanamayan bulguları tanımlayan Uzamış Covid Sendromu’nun önde gelen bulgularından biri beyin sislenmesidir. Uzamış Covid Sendromu’nda bulgular 4-12 hafta sürebilir hatta altı aya kadar uzayabildiği gösterilmiştir.” diyor.

‘Yaşlandım, unutkanlık normaldir’ demeyin! 

‘Yaşlandım, unutkanlık normaldir’ demeyin! 

Yaşlandım artık her şeyi çabuk unutuyorum… Günümüzde hemen hepimizin ortak sorunu olan ‘unutkanlık’ özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de, aslında ‘Alzheimer’ gibi son derece ciddi hastalığın ilk sinyallerinden biri olabiliyor! Alzheimer, 65 yaş üzerinde en sık görülen ve demansa neden olan ilerleyici nörodejeneratif bir hastalık. Hafızayı, davranışı, düşünmeyi ve sosyal yetenekleri bozarak, kişinin günlük yaşam aktiviteleri ile sosyal özerkliğine engel olacak düzeyde bir bilişsel gerilemeye neden oluyor. Üstelik günümüzde yaygınlığı gün geçtikçe artıyor; dünyada her 3 saniyede bir yeni Alzheimer tanısı konuyor. Ülkemizde net veriler olmasa da, 600 binin üzerinde Alzheimer hastası olduğu, bu sayının her geçen gün katlanarak arttığı ve tanı konulmamış çok sayıda hasta olduğu belirtiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer hastalığında erken tanı ve tedavinin son derece önemli olduğuna dikkat çekerek, “Günümüzde tam bir tedavisi olmasa da erken tanı ve tedavi sayesinde Alzheimer’ın ilerleme hızı belirli bir süre durdurulabiliyor veya yavaşlatılabiliyor. Verilen eğitimler ile hastalıkla baş etme donanımı kazanmak için hasta ve ailesine zaman kazandırılmış olunuyor. Dolayısıyla erken tanı için özellikle 65 yaş üzerindeki kişilerde oluşan  ‘unutkanlık’ sorunu yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak düşünülmeyip, zaman kaybetmeden bir nöroloji hekimine başvurmak büyük önem taşıyor.” diyor.

20-30 yıl önceden sinyal veriyor!

Alzheimer, beyinde anormal protein depolanması ve sinir hücre kaybı ile seyreden bir hastalık.  Beyindeki değişiklikler hastalığın bulgularının ortaya çıkmasından 20-30 yıl önce başlıyor. Günümüzde Alzheimer tanısını kesinleştiren, objektif olarak ölçebilen, normal veya patolojik biyolojik süreçleri tanımlayan veya tedavi yanıtını değerlendirebilen biyoişaretleyiciler yaygın olarak kullanılıyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, “Ülkemizde beyin omurilik sıvısında, hatta kanda bakılan amiloid ve tau protein düzeyleri, genetik yatkınlık ve geçişlilik tespiti için kandan test edilen ve Alzheimer’den sorumlu olan ApoE, APP, Presenilin, I ve II gibi genleri,  MRI ile beynin yapısal görüntülemelerinde saptanan ve küçülme analizi yapan volüm ölçüleri gibi yöntemler sayesinde,  henüz bulguların görülmediği hastalık öncesi dönemdeki riskli kişiler ile bulguların yeni başladığı hastalar yüksek doğrulukla saptanabiliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Neşe Tuncer

ERKEN DÖNEM BELİRTİLERİNE DİKKAT!

Alzheimer hastalığı iç görüyü erken dönemden itibaren bozabilen bir hastalık olduğu için hastalar çoğu zaman içinde bulundukları durumun farkında olamayabiliyor ve hekime gitmeyi reddedebiliyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, hasta yakınlarının Alzheimer’a yönelik belirtileri fark ettikleri zaman gecikmeden hekime başvuruyu sağlamalarının son derece önemli olduğuna dikkat çekiyor. Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer’ın erken belirtilerini şöyle sıralıyor:

Yakın geçmiş hatırlanmıyor

Sinsi ilerleyen bir hastalık olan Alzheimer sıklıkla yakın bellek kusurlarıyla başlıyor. Hastalık yeni bilgi öğrenmeye engel olup önce en yeni yaşanmışlıkların silinmesine neden oluyor. Yakın geçmişteki kişisel ve aktüel olaylar, bir gün önce yaşanılanlar unutulurken, eskiye ait yaşantılar ise hatırlanıyor. Hastalık ilerledikçe eski anılar da hafızadan siliniyor.

Eşyalar bulunamıyor, sorular tekrarlanıyor

Eşyaları uygunsuz yerlere koyma ve bulamama, aynı soruları tekrar tekrar sorma, kelime bulma güçlüğü ve konuşurken konuyu unutma sorunları da sık görülen erken dönem belirtilerinden.

Alışılagelmiş görevler yapılamıyor

Alışılagelen rutin işleri ve hobileri yapmakta güçlük (yemek yapma, araba kullanma, tamirat, dikiş dikme), bir işi başlatamama, yargılama ve karar vermede güçlük çekme ile konsantre olamama da hastalarda sıkça görülüyor.

Kişilik değişimi yaşanıyor

Nedensiz davranış ve duygu durum değişiklikleri de Alzheimer hastalığında sıklıkla görülen belirtileri oluşturuyor. İçe kapanma, depresyon ya da aşırı öfkelilik, ajitasyon nedensiz sinirlenme, bağırma, saldırganlık ya da şüphecilik (parasının çalındığını, öldürülmek için ilaç verildiğini, eşinin kendisini aldattığını düşünme) gibi davranış değişiklikleri ve psikiyatrik bulgular da sık oluşuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Zaman ve yer algısı bozuluyor

Yer ve zamanın farkında olamama gibi sorunlar yaşanıyor. Özellikle bilinen yollarda kaybolma, yön bulmakta güçlük yaşama da Alzheimer hastalığının tipik belirtilerini oluşturuyor.

Kişisel görünüşe ve çevreye ilgi azalıyor

Kişisel görünüşe ve başkalarına karşı kayıtsızlık gibi sorunlar yaşanıyor. Alzheimer ilerledikçe çevreye karşı ilgi azlığı gelişiyor, örneğin hasta hobilerini yapmada isteksiz olabiliyor, ev ile ilgili sorumluluklarından vazgeçiyor.

Tedaviyle hastalığın bulguları yavaşlatılıyor

Alzheimer hastalığında erken tanı büyük önem taşıyor. Günümüzde kullanılan ve hastalığın bulgularını yavaşlatmakta etkili olduğu kanıtlanmış semptomatik tedavilerden özellikle asetil kolin esteraz inhibitörlerinin etkinliği, sinir hücresi kaybı çok artmadan erken dönemde başlanırsa, daha uzun süreli oluyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, erken dönemde  tanımlanan Alzheimer’da, hastalığın bulgularını arttıracak olan atherosklerotik riskler, vitamin eksiklikleri, tiroit hastalıkları ve depresyon gibi diğer faktörlerin kontrol altına alınabildiğine işaret ederek, “Ayrıca hastaya bilimsel olarak faydalılığı kanıtlanmış uygun beslenme, bilişsel stimülasyon, uyaranların arttırılmasının yanı sıra bedensel ve zihinsel egzersiz yöntemleri öğretiliyor. Hasta ve ailesine hastalıkla baş etme ile mücadele etme donanımı kazanmak için zaman kazandırılmış olunuyor. Hastalık bulguları ilerledikten sonra ise tedavilerin faydası sınırlı olarak kalıyor.” diyor.

İlaç çalışmaları umut veriyor

Dünyada ve ülkemizde kullanılan iki grup ilaç dışında, Alzheimer tedavisine yönelik farklı ilaçlar üzerine çalışmalar halen devam ediyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, bu ilaçlardan 31’inin faz 3 olarak adlandırılan son aşamaya geldiklerini belirterek, tedaviyle ilgili gelişmeleri şöyle anlatıyor: “2021 yılı ortasında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) bir ilaca şartlı onay vererek erken dönemdeki Alzheimer hastalarında kullanılabileceğine karar verdi. İlaç, Alzheimer hastalığında, henüz hastaların şikayetleri başlamadan önce, beyinde birikmeye başlayan amiloid proteinini beyinden temizleyebiliyor. Ancak ne kadar faydalı olduğuna karar verebilmek için çalışmalar sürdürülmeye devam ediyor. Benzer mekanizma ile amiloid plakları temizleyen farklı ilaçların sonuçlarının da çok yakında çıkması bekleniyor.”