Yazılar

40 yaş civarında, açık tenliyseniz, fazla kilonuz varsa, dikkat!

Sindirim sisteminin önemli bir parçası olan safra kesesinde oluşan taşlar; şişkinlik, karında rahatsızlık hissi ve dolgunluk gibi hazımsızlık sorunlarıyla ilk sinyalleri veriyor. Her safra kesesi taşının ameliyat gerektirmediğine dikkat çeken Acıbadem Kartal Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Murat Gönenç “Safra taşları bir sebep değil bir sonuçtur. Esas sorun taşın kendisi değil, safra kesesinin hasta olmasıdır” diyerek safra taşları konusunda toplumda yanlış bilinen doğruları anlattı.

Prof. Dr. Murat Gönenç

Prof. Dr. Murat Gönenç

Safra taşı yalnızca safra kesesinde olur: Taşlar, safra kesesi dışındaki safra yollarında da oluşabiliyor. Safra sistemini bir ağaca benzeterek anlatan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Murat Gönenç, küçük ve orta boy dallarının karaciğerin içinde, büyük dallarının ve gövdesinin karaciğerin dışında yerleşik olduğunu söylüyor. Safra kesesi de karaciğerin dışında yer alan safra yollarının bir parçasını oluşturuyor. Safra ağacı karaciğerde üretilen safranın geçici olarak depolanarak bağırsağa aktarılması görevini üstleniyor. Bu ağacın herhangi bir bölgesinde safra taşı oluşsa da büyük bir kısmı safra kesesinde gelişiyor.

Safra taşı sadece yaşlılarda görülür: Safra taşları her yaş grubunda görülebiliyor. Ancak yaş ilerledikçe risk artıyor. 40 yaşından sonra görülme sıklığı yükseliyor. Bunun yanı sıra obezite, genetik yatkınlık ve bazı kronik hastalıklar da safra taşı oluşumuna zemin hazırlayabiliyor.

Safra taşı her zaman şikayete neden olur: Safra taşları her zaman belirti vermediğinden şikayete de yol açmayabiliyor. O nedenle rutin kontroller sırasında bazen tesadüfen tespit edilebiliyor. Safra taşlarında en sık görülen şikayet ise şişkinlik, karında rahatsızlık hissi ve dolgunluk gibi hazımsızlık sorunları oluyor. Acil durumlarda, sağ omuza ve sağ kürek kemiğinin altına doğru yansıyan şiddetli karın ağrısı, ateş ve sarılık gibi şikayetler görülüyor. Ultrasonografi ile kolayca tanı konulsa da safra ağacının diğer kısımlarındaki taşlar ve şüphe duyulan diğer hastalıkların teşhisi için bazı ek tetkikler gerekebiliyor.

Safra taşları belirtilerden hemen anlaşılabilir: Safra taşlarına bağlı hastalıkların şikayetleri mide, pankreas ve bağırsak hastalıkları ile akut apandisit, kalp krizi ve böbrek taşı gibi diğer hastalıkların belirtileri ile karışabiliyor.

Safra taşları sadece kadınlarda görülür: Kadınlar, erkeklere göre daha yüksek risk altında olsalar da safra taşları erkeklerde de görülebiliyor. Eski tıp kitaplarında safra taşlarının en sık 40 yaş civarı, açık tenli ve kilolu kadınlarda görüldüğüne dair bilgiler olduğunu,“4F (forty, female, fairy, fat)” şeklindeki İngilizce kısaltmaya sık rastlandığını belirten Prof. Dr Murat Gönenç, “Gerçekten de kadınlık hormonları, yaş ve obezite safra taşı gelişimi açısından iyi bilinen risk faktörleridir. Özellikle gebelik sürecinin ve bazı doğum kontrol ilaçlarının safra taşı oluşumunu tetiklediği net olarak gösterilmiştir” diyor. 

Safra taşı düşürülebilir: Safra kesesi taşları böbrek taşları gibi düşürülemiyor. Taşlar, kesenin içinde hareket edebiliyor, ancak kendiliğinden düşmeleri mümkün olmuyor. Bol su içmek de böbrek taşlarında olduğu gibi düşmelerini sağlamıyor. 

Safra taşı sadece yağlı yiyeceklerden kaynaklanır: Beslenme önemli bir faktör olsa da safra taşlarının tek sebebi değil. Safra taşlarının da kendi içlerinde tipleri bulunuyor ve her bir safra taşı tipinin oluşum mekanizması birbirinden farklı. Batı tipi beslenme, yani et ağırlıklı yemek tüketilen ülkelerde en sık görülen safra taşları kolesterol taşları oluyor.

Safra taşları ilaçla veya bitkisel yöntemlerle eritilebilir: Bilimsel olarak kanıtlanmış bir ilaç veya bitkisel tedavi yöntemi bulunmuyor. Mevcut tedavi seçenekleri arasında en etkili yöntem laparoskopik cerrahi ile safra kesesinin alınması oluyor. 

Safra kesesi alınırsa sindirim bozulur: Safra kesesi olmadan da vücut safra üretmeye devam ediyor. Ameliyat sonrası bazı gıdalara karşı hassasiyet gelişse de bu durum, genellikle zamanla düzeliyor. Safra kesesinin yokluğu ne erken ne de geç dönemde ciddi bir sorun teşkil etmiyor. 

Safra taşı olan herkes mutlaka ameliyat olmalıdır: Her safra taşı tedavi gerektirmiyor. Şikayet oluşturmayan safra taşları medikal olarak takip ediliyor. Ancak bazı özel durumlarda (büyük taşlar, bağışıklık sistemi zayıf hastalar vb.) belirti olmasa bile ameliyat önerilebiliyor. Safra kesesi taşlarında tedavi için mutlak gerekçe kişinin safra taşlarına bağlı şikayetlerinin olması veya daha önce safra taşlarına bağlı bir hastalık geçirmesi olduğunu belirten Prof. Dr. Murat Gönenç; safra kesesi taşlarının tesadüfen saptandığı hastalarda tedavi önerilen belli başlı durumları şöyle açıklıyor: “Safra taşı oluşumu ile seyreden kan hastalıkları, başka nedenle karın cerrahisi planlanan hastalar, yaşadıkları yer veya işleri nedeniyle acil sağlık hizmetine ulaşması zor olan kişiler (kırsal bölgelerde yaşayanlar, sık seyahat edenler, askerler, denizciler, vs.), bağışıklığı baskılayıcı ilaçlar veya hastalıklar, nakil hastaları, doğurganlık çağında olan ve gebelik düşünen kadınlar, safra kesesi taşı 2 cm’den büyük olan bireyler, safra kesesi duvarında kireçlenme, safra kesesi taş ile dolu olan kişiler. Safra kesesinden farklı olarak, safra ağacının başka kısımlarında yer alan taşlar için şikayet olsun ya da olmasın, mutlaka tedavi önerilir”

Ameliyatta yalnızca taşların alınması yeterlidir: Safra taşı ameliyatlarında yalnızca taşlar değil, kese tümden alınıyor.  Selim safra kesesi hastalıklarında bilimsel olarak ispatlanmış en iyi tedavi yöntemi “laparoskopik kolesistektomi” yani kapalı yöntemle safra kesesinin bütünüyle çıkarılması oluyor. Prof. Dr. Murat Gönenç; ameliyat yöntemi ile ilgili şu bilgiler veriyor: “Esas sorun taşın kendisi değil, safra kesesinin hasta olmasıdır. Bu nedenle, safra kesesinin içini açıp sadece taşları almak şeklindeki bir tedavi yöntemi bilimsel olarak kabul edilebilir değildir. Taş eritme ve kırma tedavilerinin uzun dönemde başarısız olmalarının nedeni de budur. ‘kapalı yöntem’ olarak bilinen, laparoskopik olarak yapılan safra kesesi ameliyatı küçük kesilerle yapılır. Ameliyat sonrası ağrı ve rahatsızlık hissi azalır, hasta normal hayata hızlıca dönebilir.”

Ülkemizde her yıl yaklaşık 8.500 kişi pankreas kanseri tanısı alıyor

Ülkemizde her yıl yaklaşık 8.500 kişi pankreas kanseri tanısı alıyor

Pankreas, hastalanana kadar ismini çok da duymadığımız küçük bir organımız. Ortalama 100 gram ağırlığı, 20 cm boyu var. Pankreas, kan şekerinin düzenlenmesi ve sindirime yardımcı olan yapıların salgılanmasından sorumlu. Sindirdiğimiz her besinde pankreasın rolü var. Özellikle bu organda gelişen kanser, belirti vermeden sinsice ilerlemesiyle biliniyor. Pankreas kanseri tüm kanserler arasında sıklık açısından 9. sırada olmakla birlikte, kansere bağlı ölümlerde 4. sırada yer alıyor. Hal böyle olunca bilim insanları ‘en ölümcül’ kanser türleri arasındaki yerini en alt sıralara düşürmek için yeni yöntemler üzerinde çalışıyor. Günümüzde tedavi yöntemlerindeki gelişmeler ve teknolojik ilerlemeler sayesinde sinsice ilerleyen ve belirti verdiğinde çok geç kalındığı düşünülen pankreas kanseri, tedavi edilebilen hastalıklar arasına girebiliyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 8.500 kişinin pankreas tanısı aldığını belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Murat Gönenç açık ameliyatların yerini kapalı ameliyatların alması, neoadjuvan tedavilerin gelişmesi, farklı uzmanların bir araya gelerek tedavi konusunda ortak karar alması gibi çeşitli gelişme ve yeni yaklaşımların tedavi başarısını artırdığını vurguluyor. Prof. Dr. Murat Gönenç, pankreas kanseri tedavisi hakkında merak edilen 10 soruyu yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Murat Gönenç

  • Tedavide tümörün evresi önemli mi?

Hastalığın evresi belirlenmeden tedavi planı yapılmıyor. Pankreas kanseri ilk dönemlerinde bile lenf sıvısı, kan ve sinir dokusu yoluyla uzak bölgelere yayılabiliyor. Yapılan çalışmalar, bu hastaların kanında dolaşan kanser hücreleri olduğunu, bu hücrelerin uzak bölgelere sıçrayarak metastaz adı verilen yeni kanser odakları oluşturduğunu gösteriyor. Kanserin yayılımı, başka organlarda görülüp görülmemesi gibi etmenler hastalığın evresini ortaya koyuyor. Pankreas kanserinin kabaca dört evreye ayrıldığını anlatan Prof. Dr. Murat Gönenç, evre belirlemenin tedavi yöntemlerini seçme ve bu yöntemlerin başarısını artırmada önemli rolü olduğunu belirtiyor.

  • En etkili tedavi yöntemi hangisi?

Pankreas kanserinde en etkili tedavi olan cerrahi tedavi, kanserli dokuların temiz sınırlarla ve tam olarak çıkartıldığını teyit etme olanağı veriyor. Kanser cerrahisinde amacın, tümörü kesmeden, parçalamadan, yırtmadan kısacası tümöre hiçbir zarar vermeden ve geride tümör kalıntısı bırakmadan çıkartmak olduğunu belirten Prof. Dr. Murat Gönenç, “Pankreas kanserinde uzun soluklu ve kalıcı bir tedavi yanıtının olmazsa olmaz öğesi cerrahi tedavidir” diyor. Ancak çoğu zaman cerrahinin yanı sıra diğer tedavi yöntemleri de kullanılıyor. Başta kemoterapi olmak üzere diğer yöntemlerin desteği olmaksızın sadece cerrahi tedavi ile pankreas kanserini yenmek genellikle mümkün olmuyor. Bu yöntemlerden hangisini ve hangi sırayla kullanılacağını belirlemek iyi bir tedavi şemasının belkemiğini oluşturuyor. Ameliyat öncesi kemoterapi kullanılan ve iyi yanıt alan tüm hastalar cerrahi tedavi adayı oluyor.

  • Ameliyattan önce pankreasın evresi netleşiyor mu?

Ameliyat öncesi klinik olarak bazı görüntüleme teknikleriyle hastalığın evresi belirlenmeye çalışılıyor. Ancak cerrahi olan hastalarda ameliyat öncesinde gerekli tüm incelemeler yapılmış olsa da, cerrahi sırasında ve sonrasında daha ileri bir evre saptanması mümkün. Cerrahi sırasında karnın içinde küçük kanser odaklarının, büyük damarların çevresine yayıldığı görülebiliyor. Cerrahi sırasında alınan kanserli dokuların patolojik incelemesi yapılıyor ve bu sonuçlar, ameliyat öncesi belirlenmiş olan klinik evreden daha ileri olabiliyor.

  • Tedavide başarı oranını artıran faktörler neler?

Cerrahi teknoloji, anestezi ve yoğun bakım tekniklerinin yanı sıra genel tıbbi bakımdaki gelişmeler, pankreas kanseri cerrahisinin sonuçları üzerinde de olumlu etki yapıyor. “Bir zamanlar pankreas cerrahisi de pankreas kanseri kadar kötü bir şöhrete sahipti” diyen Prof. Dr. Murat Gönenç sözlerine “Cerrahi teknik ve teknolojide meydana gelen gelişmeler sayesinde bugün artık büyük pankreas ameliyatlarına bağlı ölüm oranı yüzde 2-3’ün altına inmiştir.” diye devam ediyor. Aynı zamanda kemoterapi ve ışın tedavisindeki gelişmeler de başarıyı artıran diğer unsurlar. Cerrahi ve onkolojik yöntemler hastalığın durumuna göre birbirini destekleyecek şekilde kullanılarak tedavinin etkisi yükseltiliyor.   

  • Ameliyat yöntemi önemli mi?

Günümüzde pankreas kanseri konusunda giderek artan tecrübe, pankreas cerrahisi konusunda çoğu ameliyatın kapalı yöntemle yapılmasını sağlıyor. Kapalı yöntemler; laparoskopik ve robotik cerrahi oluyor. Bilimsel çalışmalar pankreas kanseri cerrahisi söz konusu olduğunda açık ve robotik yöntemler arasında kanser cerrahisi açısından bir fark olmadığını gösteriyor. Ama kapalı ameliyatlar, hastada belirgin ölçüde az ağrı duyulmasını, hızlı iyileşmeyi ve normal hayata hızla dönülmesini sağlıyor. Bu da ameliyat sonrası süreçte hasta açısından önemli kazanımlar sağlıyor.

  • Önce ameliyat mı, kemoterapi mi?

Bu sorunun yanıtının kanser tanı, tedavi ve takibinde rol oynayan tüm branşlardan uzmanların katıldığı tümör konseylerinde verilebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Murat Gönenç, “Hastanın genel sağlık durumu, hastalığın evresi ve cerrahi tedavinin riskleri gibi birçok unsur göz önünde bulundurularak en iyi karar verilmeye çalışılır. Kabaca, birinci evre haricinde, tedaviye kemoterapi ile başlanması tercih edilir” diyor.

  • İleri evre pankreas kanseri tedavi edilebilir mi?

Yakın zamana kadar dördüncü ve hatta üçüncü evre pankreas kanserinde cerrahi tedavinin hiçbir yeri olmadığına inanıldığını hatırlatan Prof. Dr. Murat Gönenç, “Gelişen kemoterapi ilaçları ve protokolleri sayesinde bu evredeki hastaların bazılarında kemoterapiye son derece iyi yanıt alındığı görüldü. Evresi ne olursa olsun, kemoterapiye çok iyi yanıt alınan tüm hastalara olası cerrahi tedavi adayı gözüyle bakmak gerekiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Kemoterapi tedavide mutlaka kullanılıyor mu?

Cerrahi, pankreas kanserinde temel tedavi yöntemi olsa da tek başına yeterli olmuyor. Hastalık, başka organlara yayılma eğiliminde olduğu için tüm vücuttaki kanser hücrelerine etki eden tek yöntem olan kemoterapinin tedavide etkili bir unsur olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Murat Gönenç, “Kemoterapi, esas kanser odağının küçülmesini sağlayabiliyor. Bu sayede hem daha önce cerrahi olarak çıkartılmaya uygun olmayan tümörler, cerrahi uygun hale gelebilir hem de cerrahi tedavinin başarı şansı artırılabilir. Üstelik tüm vücuttaki kanser hücrelerine etki edebilmesi de çok önemli bir kazanımdır” diye bilgi veriyor.

  • Işın tedavisine ne zaman başvuruluyor?

Işın tedavisinin pankreas kanseri tedavisinde de kullanıldığını belirten Prof. Dr. Murat Gönenç, “Bu yöntem, kanserin kaynaklandığı bölgede çok ilerlemiş olması halinde kemoterapiye yandaş olarak kullanılabiliyor. Bazen ameliyat sonrasında da geride kanser hücresi kaldığından şüphe edilirse ışın tedavisi tercih edilebiliyor.” diyor.

  • Neoadjuvan tedavi niçin yapılıyor?

Kanser tedavisinin gelişiminde ortaya çıkan en önemli kavramlardan biri de “neoadjuvan tedavi”. En etkili yöntemi cerrahi olan kanserlerde, cerrahi için bir engel olmasa dahi tedaviye diğer yöntemlerle başlanmasına “neoadjuvan tedavi” adı veriliyor.

Pankreas kanserindeki yeri henüz tartışmalı olsa da çok erken evre hastalık haricinde, dünyada genel olarak neoadjuvan tedaviye yönelim görüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Murat Gönenç, bunun gerekçelerini şöyle anlatıyor: “Neoadjuvan tedavi yapılmasının pek çok nedeni var. Öncelikle pankreas kanseri daha erken dönemlerde bile vücudun uzak bölgelerine sıçrayabiliyor. Kemoterapiyle sisteme yayılmış kanser hücrelerinin yok edilmesi gerekir. Ayrıca cerrahi tedavi öncesinde kemoterapiye yanıt değerlendirilmiş olur. Çünkü kemoterapiye yanıtsız olan hastalıkta tek başına cerrahi tedavi ile başarılı sonuçlar elde etmek genellikle mümkün olmuyor. Önemli bir kazanımı da tümörün küçülmesini sağlayarak cerrahi tedavinin başarı şansını artırabiliyor. Cerrahi sonrası oluşacak sorunlar nedeniyle kemoterapiye başlanmasında yaşanabilecek zaman kaybını da engellemiş oluyoruz.”