Yazılar

Pankreas kanserinde ‘kalıcı iyileşme’ oranı yükseliyor!         

Pankreas kanserinde ‘kalıcı iyileşme’ oranı yükseliyor!                   

Günümüzde ölüme en sık neden olan kanserler arasında 4. sırada yer alan pankreas kanserinin 2030 yılı itibariyle, cinsiyet ayrımı olmaksızın, 2. sıraya yükseleceği öngörülüyor. Pankreas kanserinin en ölümcül kanserlerden biri olmasının başlıca nedeni, kanserin ileri evrelere kadar çok fazla belirti vermeden sinsice ilerlemesi.  Son yıllarda pankreas kanserinde yaşam süresinin uzaması, hatta kalıcı iyileşme sağlanan hasta grubunda ciddi bir artış yaşanması ise yürekleri ferahlatıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, son yıllarda ‘tanı konulan her hasta kaybedilir’ düşüncesinin tedavide yaşanan önemli gelişmeler ile yıkılmaya başladığına dikkat çekerek, “Pankreas kanserinde kalıcı bir iyileşme için kemoterapinin yanı sıra tümörün ameliyatla mutlaka çıkarılması gerekiyor. Ancak bu kanser türü genellikle ileri evrelerde tespit edilebildiği için hastaların çoğu ameliyat şansını yakalayamıyorlardı. Son yıllarda folfirinox protokolü olarak adlandırılan üç kemoterapötik ilacın eş zamanlı kombinasyonu ve etkin kemoterapi uygulamaları ile uygun hastalarda tümör küçültülerek ameliyat edilebilir boyuta getirilebiliyor. Bu sayede pankreas kanserinde ameliyat edilebilen hasta oranı yüzde 20’den yüzde 50 gibi yüksek bir orana yükseldi” diyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, kanserin görülebilir uzak metastaz yapmadığı aşamada saptanan hastalarda, etkili kemoterapi ve cerrahi tedavi ile 5 yıllık sağ kalım oranının artık yüzde 50’yi aştığına dikkat çekiyor.

Prof. Dr. Mert Erkan

Genellikle ileri evrelerde yakalanıyor, çünkü…

Pankreas kanseri sıklıkla ileri evrelere kadar belirti vermeden sinsi bir şekilde ilerliyor. Ayrıca hazımsızlık ile bel ağrısı gibi en sık görülen belirtileri de safra kesesi taşı, omurga ve böbrek problemleriyle ilgili olduğu sanılarak hastalar tarafından uzun süre ciddiye alınmıyor. Bu sürede pankreas kanseri metastaz yapmaya, yani başka organlara sıçramaya zaman buluyor.

Kalıcı şifa için ‘ameliyat’ şart!

Cerrahi tedavi  veya kemoterapi pankreas kanserini tek başına kalıcı olarak ortadan kaldırmak konusunda yeterli olmuyor. Yani, cerrahi tedavi yapılamayan hastalarda kemoterapi ile sağ kalım süresi uzatılıp hayat kalitesi artırılabilse bile kür şansı maalesef bulunmuyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, pankreas kanseri tanısı alan hastalarda kalıcı bir iyileşmenin ancak etkili kemoterapi ve etkili cerrahinin bir arada kullanılmasıyla mümkün olduğunu söylüyor.

Bu tedavi protokolü hayat kurtarıyor!

2012 yılında kullanıma giren folfirinox protokolü (üç kemoterapötik ilacın eş zamanlı kombinasyonu) ile başlayan etkin kemoterapi uygulamaları sayesinde pankreas kanserinde ilk defa, hastalığı yavaşlatmanın ötesinde, geriletebilen bir sonuca ulaşıldı. Folfirinox tedavisi öncesinde, ilk tanı anında hastaların yaklaşık yüzde 50’si uzak metastaz nedeniyle, yüzde 30’u ise tümör lokal  olarak ileri olduğu için ameliyat olamıyor ve sadece yüzde 20’si ameliyat şansını yakalıyordu. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, üçlü kemoterapi protokolünün pankreas kanserinde tedavinin kurallarını tümden değiştirdiğine dikkat çekerek, sözlerine şöyle devam ediyor, “Etkin kemoterapi sayesinde, lokal ileri hastalığı olan üçte birlik grubun büyük bir kısmı kemoterapi sonrasında tümörleri küçülünce, tekrar ameliyat edilebilir hale gelebiliyor. Bu sayede pankreas kanserinde ameliyat edilebilen hasta oranı yüzde 20’den yüzde 50’ye yükseldi. Üstelik kemoterapi sonrasında ameliyat edilebilen hastalar ile ilk tanı anında ameliyata aday olabilen hastalar arasında sağ kalım açısından da bir fark bulunmuyor”

Prof. Dr. Mert Erkan

Kapalı yöntemle ameliyat sayısı artıyor!

Pankreas kanserinde tümörün yerleşimine göre kabaca ‘üç standart ameliyat’ yapılıyor. Tümörlerin yaklaşık üçte ikisi pankreasın  baş kısmında yerleşik oluyor. Pankreasın baş kısmı, on iki parmak bağırsağı, safra kesesi ve safra yollarının alt ucunun bir arada çıkarıldığı ‘Whipple ameliyatı’ en sık yapılan ameliyatlardan. Ayrıca gövde ile kuyruk yerleşimli tümörler nedeniyle pankreasın gövde ve kuyruğunun sıklıkla dalakla birlikte çıkarılması, özel durumlarda da pankreasın tümünün çıkarılması,  diğer standart ameliyatları oluşturuyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, pankreas kanserine yönelik ameliyatların günümüzde giderek artan bir oranda açık cerrahiden ‘minimal invaziv cerrahi’ denilen kapalı türde ameliyatlara kaydığını vurguluyor. Prof. Dr. Mert Erkan, kapalı ameliyatların endikasyonuna göre laparoskopik veya robotik olarak gerçekleştirildiğini belirterek, “Damar ameliyatlarıyla beraber yapılması gereken ileri evre tümörlerde açık cerrahi hala daha etkin bir saha hakimiyeti sağladığı için tercih ediliyor. Ancak artan tecrübe ve gelişen cihazlarla beraber laparoskopik ve robotik olarak yapılan ameliyatların sayısı da günden güne artıyor. Bu ameliyatların kapalı yöntemle yapılabilmesi hastaya sadece kozmetik değil, daha az ağrı ve daha çabuk iyileşme gibi önemli avantajlar sağlıyor” diyor.

Pankreas en ölümcül 4. kanser türü, ancak…

Pankreas en ölümcül 4. kanser türü, ancak…

Pankreas kanseri fazla belirti vermeden sinsice ilerliyor. Tanı konulana kadar neredeyse hastaların yarısında ağrı şikayeti görülmüyor. Dolayısıyla teşhis edildiğinde çoğu kez kanser başka organlara yayılmış oluyor. Günümüzde en ölümcül 4. kanser türü olan pankreas kanserinin 2030 yılı itibariyle ölümcül kanserler listesinde 2. sıraya yükseleceği öngörülüyor. Bu öngörü korkutucu olsa da tedavideki başarı oranının giderek yükselmesi umutları artırıyor. Tüm bu zorluklara rağmen sebep olduğu ölüm oranlarında yüzde 20 düşüş gözlemleniyor. Yeni tedavi yaklaşımları sayesinde ise 5 yıllık sağ kalım oranı yükseliyor.

Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan

Nedeni tam olarak bilinmiyor ama…

Pankreas kanserine yol açan nedenler kesin olarak bilinmiyor, ancak çağın önemli hastalıklarından obezite ve sigara kullanımıyla ilişkilendiriliyor. Bu belirsizliğe ve hastalığın toplumda yayılma hızına rağmen tıptaki gelişmeler, bu sinsi hastalığın daha etkili tedavi edilmesine olanak tanıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, yeni geliştirilen cerrahi teknikler, etkili kemoterapi ilaçları, radyasyon (ışın) tedavisindeki gelişmeler ve toplumdaki farkındalığın artması sayesinde pankreas kanserinin sebep olduğu ölüm oranlarında yüzde 20’lik bir düşüş olduğuna dikkat çekiyor. İçinde bulunduğumuz Kasım ayının “Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında önemli bilgiler veren Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, “Son yıllarda yapılan araştırmalar gösteriyor ki pankreas kanserinin daha erken aşamalarda yakalanmasına dair gelecekte önemli gelişmeler olacak. Bu beklenti, umudumuzu daha da artırıyor” diyor.

Bel fıtığı veya normal bel ağrısıyla karıştırılabiliyor

Pankreas kanserinin sık karşılaşılan semptomlarından biri olan, sırta vuran ve hastaların “kuşak şeklinde” diyerek tarif ettikleri karın ağrısı genellikle bel fıtığı veya da normal bel ağrısı olarak da yorumlanabiliyor. Bununla birlikte pankreas kanserli hastaların neredeyse yarısında ağrı şikâyeti görülmemesi de hastalığın erken evrede teşhis edilmesini zorlaştıran önemli bir faktör.

Bu belirtiler pankreas kanseri habercisi olabilir

Pankreas kanserinde belirtiler genellikle ileri evrede kendini gösteriyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, “Sarılık, diyabet ve karın ağrısı” şikayetlerinin hastalığın habercisi olabileceğini belirtiyor. Pankreas başında olan pankreas kanseri, çoğu zaman safra yolunu da tıkadığı için karaciğerde oluşturulan bilirubin adlı maddenin bağırsağa atılamaması sonucu sarılık oluşuyor. Kan şekeri sorunu bulunmayan hastanın aniden diyabet sorunuyla karşılaşması da önemli ilk belirtilerden biri olarak sayılıyor. Hafif bir rahatsızlık ile başlayıp, ilerleyen süreçte tümörün karındaki sinirlere baskı yapması nedeniyle sırta vuran, şiddeti artan ve hazımsızlık, şişkinlik sorunlarıyla birlikte gelen karın ağrısı yine pankreas kanserine işaret eden şikayetler arasında yer alıyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi

Sinsi ilerlemesi tedaviyi güçleştiriyor, ancak…

Pankreas kanserinden kalıcı olarak kurtulmanın tek yolunun “etkin cerrahi tedavi ve kemo-radyoterapinin bir arada kullanılması” olduğunun altını çizen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, “Hastaların yarısına tanı konulduğu zaman erken evreyi geçmiş,  kanserin diğer organlara yayılmış olduğunu gözlemliyoruz. Bu da tedaviyi zorlaştırıyor. Tam iyileşme şansını yakalamak için doğru hastada ameliyat mutlaka gerekli oluyor. Ameliyat olamayan hastalarda da etkin kemo-radyoterapi protokolleriyle göreceli uzun ve kaliteli bir zaman kazanılabiliyor” diyor. Özellikle vücudumuz için önemli olan ana damarların pankreas çevresinde dolaşmaları ve oradaki sinirlere yayılmaları nedeniyle pankreas kanseri cerrahisi oldukça zor ve komplike bir ameliyat olarak kabul ediliyor. Etrafındaki damarlara yayılan tümör vakalarında, yani “lokal ileri büyümüş pankreas kanseri” durumunda ilk aşamada ameliyat mümkün olmuyor. Ancak kemoterapi veya radyo-kemoterapi (MR Linac) ile bölgedeki kanser hücreleri etkisiz hale getirildikten sonra ameliyat gerçekleştirilebiliyor. Bu şartlar altında yapılan ön-tedavi ile kanser, sarılmış olan damarlardan uzaklaştırabiliyor ve böylece kanser mikroskobik boyuta kadar cerrahi sınırları temiz olarak komple çıkartılabiliyor. Hastalıktan uzun vadeli kurtulmak için kemoterapi, radyoterapi ve cerrahiden oluşan bu tedavinin mutlaka yapılması gerekiyor.  Bazı hastalarda ise etkili bir cerrahi tedavi yapılması amacıyla pankreasın tümü alınıyor. Bu durumdaki hastalar düzenli insülin kullanarak ve sindirim enzimi takviyesi alarak pankreasları olmasa da normal bir hayat kalitesiyle yaşayabiliyorlar.

Pankreasınızı korumak için şeker ve yağı fazla tüketmeyin

Pankreasınızı korumak için şeker ve yağı fazla tüketmeyin

Pankreas, yaklaşık 12 santim uzunluğunda 120 gram ağırlığında, çok önemli fonksiyonları bulunan bir organ olarak vücudumuzda yer alıyor. Pankreas insülin hormonu gibi birçok hormonun salgılanmasında önemli görev üstleniyor. İnsülin hormonu yokluğunda veya eksikliğinde diyabet ortaya çıkabiliyor. Midenin arkasında yer alan pankreasta yaşanan iltihap sorununa ise pankreatit adı veriliyor. Pankreas kanseri ise en hızlı ilerleyen tümörlerden biri olarak tanımlanıyor. Vücuttaki hayati organlardan biri olan pankreasın hastalıkları ve güncel tedavi yöntemleri konusunda Memorial Bahçelievler Hastanesi İleri Endoskopi Merkezi tarafından Pankreas Akademisi düzenlendi. Prof. Dr. Yusuf Ziya Erzin, pankreas hastalıkları ve tedavi yöntemleri ile ilgili açıklamalarda bulundu.

p

Prof. Dr. Yusuf Ziya Erzin

Pankreas iltihabı en çok Avrupa’da görülüyor

Pankreatit yani pankreas iltihabının belli bir yaşı bulunmamaktadır. Her yaşta ortaya çıkabilmektedir. Türkiye’de pankreatitin en önemli nedenleri safra kesesinde bulunan taş ya da çamurun ana safra kanalına düşerek pankreas ağzında tıkanıklığa neden olmasıdır. Avrupa’da ise pankreatitin en önemli nedeni alkol kullanımıdır.

Şiddetli sırt veya omuz ağrısı pankreatit belirtisi olabilir

Karnın üstünden sırt ve omuza vurabilen şiddetli ağrılar, bulantı, kusma ve ateş gibi sorunlar pankreatit belirtileri olabilmektedir. Eğer kanda pankreas enzimlerinde yükseklik belirlenirse ön tanı görüntüleme yöntemleriyle yani Ultrason, Tomografi ve MR ile desteklenerek pankreatit tanısı konulmaktadır.

Pankreatit tedavisi sürecinde ağızdan gıda alımı durdurularak damar yolu ile beslenmeye başlanmaktadır. Alınan sıvı ve idrar çıkışı kandaki iltihap belirteçleriyle birlikte yakın takip edilmektedir.

Günümüzün artan tümörleri; pankreas tümörleri

Pankreas tümörleri son zamanlarda sıklığı artan tümörler arasında bulunmaktadır. Pankreas tümöründe erken tanı olmazsa hastalık ileri evrelerde ortaya çıkabilmekte ve tedavide geç kalınabilmektedir. Özellikle 50’li yaşlardan sonra ortaya çıkan müphem üst karın ağrıları varlığında, pankreas tümörlerinden şüphelenilmeli ve uzmanlara başvurulmalıdır.

Alkol ve sigara tüketmek pankreas kanserine yol açabiliyor

Pankreas kanseri riski alkol ve sigara kullananlarda normal popülasyonda çok daha fazla olmaktadır. Pankreas kanseri olmamak için sağlıklı beslenmeye dikkat etmek gerekmektedir. Aşırı yağlı gıdalarla beslenilmemesi, hayvani kaynaklı yağların fazla tüketilmemesi ve rafine karbonhidratlardan yani şekerli gıdalardan kaçınılması önemlidir. Pankreası yoran bu besinler ilerleyen dönemlerde pankreas kanserine yol açabilmektedir. Kişinin normal kilosunu koruması da şeker, kolesterol ve hipertansiyon gibi hastalıkların oluşmasını engellemektedir. Bol sıvı almak, düzenli hareket etmek ve doğru beslenmek pankreasın korunmasında en basit ve etkili yöntemlerdir.

Pankreas akademisi çok değerli uzmanları buluşturdu

Memorial Bahçelievler Hastanesi İleri Endoskopi Merkezi olarak düzenlediğimiz bilimsel toplantılara bu yıl “Pankreas Akademisi” ile devam ediyoruz. Canlı vakalarla endoskopik tedavi yöntemleri konuştuğumuz, çok değerli bilimsel paylaşımların yapıldığı toplantımızda Almanya Sana Kliniken Hastanesi’nden Prof. Dr. Eike Burmester de bizlerle birlikte oldu. Kendisi gastroenterolojide ileri endoskopik uygulamalar konusunda son derece deneyimli bir isimdir. Aynı zamanda ülkemizde gastroenteroloji konusunda kıymetli hekimlerimizi de ağırlamanın mutluluğunu yaşadık.

“Pankreas kanseri = Ölüm” değil!

“Pankreas kanseri = Ölüm” değil!

Vücudumuzda yaprak şeklinde yer alan pankreas, yağ ve karbonhidratların sindirimi için gerekli olan enzimleri sağlıyor, kandaki şeker seviyesini düzenliyor. Günümüzde sağlıksız yaşam alışkanlıkları, hareketsizlik, sigara ve alkol kullanımı gibi etkenlerle pankreastaki sağlıklı hücreler kontrolden çıkıp hızla çoğalarak pankreas kanserine yol açıyor. Acıbadem Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan son yıllarda görülme sıklığı artan pankreas kanserinin sinsice, hiçbir belirti vermeden ilerlediğini, ileri evrelerde ise karın ağrısı, bulantı, hazımsızlık ve bel ağrısı gibi, farklı hastalıkların da ortak belirtisi olan şikayetlerle kendini gösterdiğini söylüyor. Tarama programının da bulunmaması nedeniyle hastalığın erken teşhisinin genellikle mümkün olmadığını söyleyen Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan “Pankreas kanseri genellikle ileri yaşta görülmekle birlikte son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıklarının ve obezitenin yaygınlaşması nedeniyle genç yaşlarda da ortaya çıkabiliyor” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, bu sinsi hastalığa karşı toplumsal farkındalık yaratılması amacıyla Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında, Pankreas kanseri hakkında bilinmesi gereken 5 noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık

Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan

Sinsice ilerliyor!

Son yıllarda giderek yaygınlaşan pankreas kanseri, günümüzde en çok ölüme neden olan 4. kanser türü olarak dikkat çekerken, 2030 yılında 2. sıraya çıkması bekleniyor. Pankreas kanserinin genellikle belirti vermeden ilerlediğini, bu nedenle hastaların hekime çoğunlukla metastaz yapmış olarak geldiğini belirten Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan “Toplumda hastalığın genellikle şiddetli ağrıya yol açtığı düşünülüyor. Oysa bu sinsi hastalık sanılanın aksine ağrı olmadan gelişebiliyor ve yapılan çalışmalar da her iki hastadan birinde ağrıya yol açmadığını gösteriyor. Ancak ileri evrelerde bel ağrısıyla karıştırılabilen sırt ağrısı veya karında şişkinlik, karın ağrısı, hazımsızlık gibi şikayetlerle kendini gösteriyor. Ağrı şikayeti genellikle tümörün çevresindeki damarların üstünde bulunan sinirlere baskı yaparak onları zedelediği durumlarda gelişiyor. Sarılık tanısı konulan hastalarda da pankreas kanserini erken veya geç evrelerde görüyoruz” diyor.

Bu hatalar riski artırıyor!

Günümüzde sebze ve meyveden yoksun kırmızı et ağırlıklı, aşırı yağlı beslenme, sigara ve alkol kullanımı, hareketsizlik ve obezitenin pankreas kanserini tetiklediğini vurgulayan Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, bu nedenle aşırı kiloların sağlıklı şekilde verilerek ideal kiloya ulaşılmasının, düzenli egzersizin, sağlıklı beslenmenin ve lifli gıdalar tüketmenin, Batı tipi beslenme yerine Akdeniz diyeti uygulanmasının, sigara ve alkolden uzak durulmasının çok önemli olduğunu söylüyor.

Pause Dergi

Günümüzde “pankreas kanseri eşittir ölüm” değil!

Pankreas kanserinin tedavisinde son yıllarda çok önemli ilerlemeler kaydedildiğini vurgulayan Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan “Geçmişte hiçbir şekilde tedavi veremediğimiz, ameliyat edemeyeceğimizi düşündüğümüz hastaları şu an tedavi edip ameliyat edebiliyoruz. Bunlar genelde damarları sarmış olan pankreas kanserleri oluyor ve çok sık görülüyor. Geçmişte hastalara sadece kemoterapi veriyor hastalıktan kurtulma imkanı sağlayamıyorduk. Ama artık kemoterapi ve radyoterapi ile beraber elimizde çok ciddi ajanlar ve efektif silahlarımız var. Böylece multidisipliner bir ekibin ortak çalışmasıyla tümörü kontrol altında tutup, hastaya hiç ummadığımız, damarı çok sarmış ve ‘ameliyat edilemez’ denilen hastaları bile ameliyat edebiliyoruz. Hastaların sağkalımları da sanki damarları sarmamış gibi uzayabiliyor. Yani artık pankreas kanseri eşittir ölüm anlamına gelmiyor” diyor.

Aniden diyabet hastalığı ortaya çıkarsa!

Sağlıklı bir kişinin aniden diyabet hastası olmasının da pankreas kanserine işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan şöyle konuşuyor: “Herhangi bir sağlık sorunu olmayan, o ana kadar diyabet öyküsü olmayan kişilerin bir anda diyabet tanısı alması akla pankreas kanserini de getirmelidir. Bu nedenle hiç zaman kaybetmeden pankreas kanserinin tanısına yönelik tetkikler de mutlaka yapılmalıdır. Ancak pankreas kanserinin her zaman diyabete yol açtığı şeklindeki inanışlar veya her uzun vadeli diyabet hastasının yüksek risk taşıdığı doğru değildir.”

Günümüzde gençlerde de yaygınlaşıyor!

Pankreas kanseri için günümüzde ne yazık ki tarama programı olmadığını, bu nedenle erken teşhis imkanının çok bulunmadığını söyleyen Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, eskiden sadece ileri yaşlarda görülen bir hastalık olan pankreas kanserinin son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıkları nedeniyle gençlerde de ortaya çıktığını belirtiyor. Ailesinde genç yaşta pankreas kanseri olanların da daha fazla risk taşıdığını, sağlıklı yaşam tarzı benimsenmesinin kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan “Aynı zamanda Türkiye’de akraba evlilikleri yoğun olduğu için maalesef Avrupadan daha fazla ailesel genetik pankreas kanseri ile karşı karşıya kalıyoruz ve böylece hastalar çok daha erken yaşlarda bu hastalığa kapılıyorlar.” diyor.

Ülkemizde her yıl yaklaşık 8.500 kişi pankreas kanseri tanısı alıyor

Ülkemizde her yıl yaklaşık 8.500 kişi pankreas kanseri tanısı alıyor

Pankreas, hastalanana kadar ismini çok da duymadığımız küçük bir organımız. Ortalama 100 gram ağırlığı, 20 cm boyu var. Pankreas, kan şekerinin düzenlenmesi ve sindirime yardımcı olan yapıların salgılanmasından sorumlu. Sindirdiğimiz her besinde pankreasın rolü var. Özellikle bu organda gelişen kanser, belirti vermeden sinsice ilerlemesiyle biliniyor. Pankreas kanseri tüm kanserler arasında sıklık açısından 9. sırada olmakla birlikte, kansere bağlı ölümlerde 4. sırada yer alıyor. Hal böyle olunca bilim insanları ‘en ölümcül’ kanser türleri arasındaki yerini en alt sıralara düşürmek için yeni yöntemler üzerinde çalışıyor. Günümüzde tedavi yöntemlerindeki gelişmeler ve teknolojik ilerlemeler sayesinde sinsice ilerleyen ve belirti verdiğinde çok geç kalındığı düşünülen pankreas kanseri, tedavi edilebilen hastalıklar arasına girebiliyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 8.500 kişinin pankreas tanısı aldığını belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Murat Gönenç açık ameliyatların yerini kapalı ameliyatların alması, neoadjuvan tedavilerin gelişmesi, farklı uzmanların bir araya gelerek tedavi konusunda ortak karar alması gibi çeşitli gelişme ve yeni yaklaşımların tedavi başarısını artırdığını vurguluyor. Prof. Dr. Murat Gönenç, pankreas kanseri tedavisi hakkında merak edilen 10 soruyu yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Murat Gönenç

  • Tedavide tümörün evresi önemli mi?

Hastalığın evresi belirlenmeden tedavi planı yapılmıyor. Pankreas kanseri ilk dönemlerinde bile lenf sıvısı, kan ve sinir dokusu yoluyla uzak bölgelere yayılabiliyor. Yapılan çalışmalar, bu hastaların kanında dolaşan kanser hücreleri olduğunu, bu hücrelerin uzak bölgelere sıçrayarak metastaz adı verilen yeni kanser odakları oluşturduğunu gösteriyor. Kanserin yayılımı, başka organlarda görülüp görülmemesi gibi etmenler hastalığın evresini ortaya koyuyor. Pankreas kanserinin kabaca dört evreye ayrıldığını anlatan Prof. Dr. Murat Gönenç, evre belirlemenin tedavi yöntemlerini seçme ve bu yöntemlerin başarısını artırmada önemli rolü olduğunu belirtiyor.

  • En etkili tedavi yöntemi hangisi?

Pankreas kanserinde en etkili tedavi olan cerrahi tedavi, kanserli dokuların temiz sınırlarla ve tam olarak çıkartıldığını teyit etme olanağı veriyor. Kanser cerrahisinde amacın, tümörü kesmeden, parçalamadan, yırtmadan kısacası tümöre hiçbir zarar vermeden ve geride tümör kalıntısı bırakmadan çıkartmak olduğunu belirten Prof. Dr. Murat Gönenç, “Pankreas kanserinde uzun soluklu ve kalıcı bir tedavi yanıtının olmazsa olmaz öğesi cerrahi tedavidir” diyor. Ancak çoğu zaman cerrahinin yanı sıra diğer tedavi yöntemleri de kullanılıyor. Başta kemoterapi olmak üzere diğer yöntemlerin desteği olmaksızın sadece cerrahi tedavi ile pankreas kanserini yenmek genellikle mümkün olmuyor. Bu yöntemlerden hangisini ve hangi sırayla kullanılacağını belirlemek iyi bir tedavi şemasının belkemiğini oluşturuyor. Ameliyat öncesi kemoterapi kullanılan ve iyi yanıt alan tüm hastalar cerrahi tedavi adayı oluyor.

  • Ameliyattan önce pankreasın evresi netleşiyor mu?

Ameliyat öncesi klinik olarak bazı görüntüleme teknikleriyle hastalığın evresi belirlenmeye çalışılıyor. Ancak cerrahi olan hastalarda ameliyat öncesinde gerekli tüm incelemeler yapılmış olsa da, cerrahi sırasında ve sonrasında daha ileri bir evre saptanması mümkün. Cerrahi sırasında karnın içinde küçük kanser odaklarının, büyük damarların çevresine yayıldığı görülebiliyor. Cerrahi sırasında alınan kanserli dokuların patolojik incelemesi yapılıyor ve bu sonuçlar, ameliyat öncesi belirlenmiş olan klinik evreden daha ileri olabiliyor.

  • Tedavide başarı oranını artıran faktörler neler?

Cerrahi teknoloji, anestezi ve yoğun bakım tekniklerinin yanı sıra genel tıbbi bakımdaki gelişmeler, pankreas kanseri cerrahisinin sonuçları üzerinde de olumlu etki yapıyor. “Bir zamanlar pankreas cerrahisi de pankreas kanseri kadar kötü bir şöhrete sahipti” diyen Prof. Dr. Murat Gönenç sözlerine “Cerrahi teknik ve teknolojide meydana gelen gelişmeler sayesinde bugün artık büyük pankreas ameliyatlarına bağlı ölüm oranı yüzde 2-3’ün altına inmiştir.” diye devam ediyor. Aynı zamanda kemoterapi ve ışın tedavisindeki gelişmeler de başarıyı artıran diğer unsurlar. Cerrahi ve onkolojik yöntemler hastalığın durumuna göre birbirini destekleyecek şekilde kullanılarak tedavinin etkisi yükseltiliyor.   

  • Ameliyat yöntemi önemli mi?

Günümüzde pankreas kanseri konusunda giderek artan tecrübe, pankreas cerrahisi konusunda çoğu ameliyatın kapalı yöntemle yapılmasını sağlıyor. Kapalı yöntemler; laparoskopik ve robotik cerrahi oluyor. Bilimsel çalışmalar pankreas kanseri cerrahisi söz konusu olduğunda açık ve robotik yöntemler arasında kanser cerrahisi açısından bir fark olmadığını gösteriyor. Ama kapalı ameliyatlar, hastada belirgin ölçüde az ağrı duyulmasını, hızlı iyileşmeyi ve normal hayata hızla dönülmesini sağlıyor. Bu da ameliyat sonrası süreçte hasta açısından önemli kazanımlar sağlıyor.

  • Önce ameliyat mı, kemoterapi mi?

Bu sorunun yanıtının kanser tanı, tedavi ve takibinde rol oynayan tüm branşlardan uzmanların katıldığı tümör konseylerinde verilebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Murat Gönenç, “Hastanın genel sağlık durumu, hastalığın evresi ve cerrahi tedavinin riskleri gibi birçok unsur göz önünde bulundurularak en iyi karar verilmeye çalışılır. Kabaca, birinci evre haricinde, tedaviye kemoterapi ile başlanması tercih edilir” diyor.

  • İleri evre pankreas kanseri tedavi edilebilir mi?

Yakın zamana kadar dördüncü ve hatta üçüncü evre pankreas kanserinde cerrahi tedavinin hiçbir yeri olmadığına inanıldığını hatırlatan Prof. Dr. Murat Gönenç, “Gelişen kemoterapi ilaçları ve protokolleri sayesinde bu evredeki hastaların bazılarında kemoterapiye son derece iyi yanıt alındığı görüldü. Evresi ne olursa olsun, kemoterapiye çok iyi yanıt alınan tüm hastalara olası cerrahi tedavi adayı gözüyle bakmak gerekiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Kemoterapi tedavide mutlaka kullanılıyor mu?

Cerrahi, pankreas kanserinde temel tedavi yöntemi olsa da tek başına yeterli olmuyor. Hastalık, başka organlara yayılma eğiliminde olduğu için tüm vücuttaki kanser hücrelerine etki eden tek yöntem olan kemoterapinin tedavide etkili bir unsur olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Murat Gönenç, “Kemoterapi, esas kanser odağının küçülmesini sağlayabiliyor. Bu sayede hem daha önce cerrahi olarak çıkartılmaya uygun olmayan tümörler, cerrahi uygun hale gelebilir hem de cerrahi tedavinin başarı şansı artırılabilir. Üstelik tüm vücuttaki kanser hücrelerine etki edebilmesi de çok önemli bir kazanımdır” diye bilgi veriyor.

  • Işın tedavisine ne zaman başvuruluyor?

Işın tedavisinin pankreas kanseri tedavisinde de kullanıldığını belirten Prof. Dr. Murat Gönenç, “Bu yöntem, kanserin kaynaklandığı bölgede çok ilerlemiş olması halinde kemoterapiye yandaş olarak kullanılabiliyor. Bazen ameliyat sonrasında da geride kanser hücresi kaldığından şüphe edilirse ışın tedavisi tercih edilebiliyor.” diyor.

  • Neoadjuvan tedavi niçin yapılıyor?

Kanser tedavisinin gelişiminde ortaya çıkan en önemli kavramlardan biri de “neoadjuvan tedavi”. En etkili yöntemi cerrahi olan kanserlerde, cerrahi için bir engel olmasa dahi tedaviye diğer yöntemlerle başlanmasına “neoadjuvan tedavi” adı veriliyor.

Pankreas kanserindeki yeri henüz tartışmalı olsa da çok erken evre hastalık haricinde, dünyada genel olarak neoadjuvan tedaviye yönelim görüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Murat Gönenç, bunun gerekçelerini şöyle anlatıyor: “Neoadjuvan tedavi yapılmasının pek çok nedeni var. Öncelikle pankreas kanseri daha erken dönemlerde bile vücudun uzak bölgelerine sıçrayabiliyor. Kemoterapiyle sisteme yayılmış kanser hücrelerinin yok edilmesi gerekir. Ayrıca cerrahi tedavi öncesinde kemoterapiye yanıt değerlendirilmiş olur. Çünkü kemoterapiye yanıtsız olan hastalıkta tek başına cerrahi tedavi ile başarılı sonuçlar elde etmek genellikle mümkün olmuyor. Önemli bir kazanımı da tümörün küçülmesini sağlayarak cerrahi tedavinin başarı şansını artırabiliyor. Cerrahi sonrası oluşacak sorunlar nedeniyle kemoterapiye başlanmasında yaşanabilecek zaman kaybını da engellemiş oluyoruz.”