Yazılar

Dizinizde bu belirtilerde mutlaka hekime başvurun!

Dizlerimiz vücudumuzun en büyük eklemi olarak her adımda tüm ağırlığımızı taşıyor. Merdivenlerden inip çıkmak,  çömelmek, spor yapmak, hatta oturduğumuz yerden kalkmak bile dizlerimizin karmaşık bir uyum içinde çalışmalarını gerektiriyor. Ancak, bu kadar aktif bir eklem olan dizlerimiz aynı zamanda çokça yıpranmaya da maruz kalıyor. Zamanında önlem alınmazsa ağrı giderek kalıcı hale geliyor ve hareket kısıtlılığı yaşam kalitemizi düşürüyor. Acıbadem International Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Tuluhan Yunus Emre, bu nedenle geceleri uyandıran ağrı, şişlik ve hareket kısıtlanması gibi sorunlar geliştiğinde mutlaka bir hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekerek, “Dizden gelen her ağrı bir uyarı niteliği taşır. Ağrıyı hafife almak, ‘geçer’ demek diz sağlığını kalıcı biçimde tehdit eder. Çünkü, yıpranma başladığında süreç sessiz ama ilerleyicidir” diyor.

Prof. Dr. Tuluhan Yunus Emre

Prof. Dr. Tuluhan Yunus Emre

Dizlerimizi yıpratan 7 önemli neden!

Vücudumuzun en büyük eklemi olan dizlerimiz yük taşıma ve hareket fonksiyonları açısından kritik bir önem taşıyor. Diz ekleminde menisküsler, bağlar ve eklem kapsülü önemli bir rol oynuyor. Bu sebeple, diz ekleminin diğer eklemlerde olduğu gibi günlük aktivitelerimizi sürdürebilmesi için sağlıklı olması gerekiyor. Ancak bazı etkenler dizlerimizin yıpranmalarına neden olabiliyor. Fazla kilolar,  aşırı fiziksel aktivite, sürekli diz üzerinde iş yapma, sık sık diz çökme, kaslarda zayıflık, sert zeminde yapılan sporlar ve eşlik eden metabolik hastalıklar (diyabet, yüksek tansiyon, kan yağlarının yüksekliği) dizlerimizi yıpratan 7 önemli sebebi oluşturuyor. Bu faktörlerin birlikte görülmesi diz ömrünü önemli ölçüde kısaltıyor. Diz yıpranmasının en büyük sebebinin “fazla kilo” olduğunun altını çizen Prof. Dr. Tuluhan Yunus Emre, “Her fazla kilo dize binen yükü katlar. Zamanla kıkırdak yüzeyleri aşınır, ağrı ve hareket kısıtlılığı kaçınılmaz hale gelir” bilgisini veriyor.

Ağrı geceleri uykudan uyandırabiliyor

Dizlerde yıpranma süreci; dizin kıkırdak doku kaybı, aşınma, menisküs yırtıkları, dizde eğrilik ve halk arasında kireçlenme olarak bilinen osteoartrit ve geceleri uyandıran ağrılara kadar gidebiliyor. Kireçlenmenin “paslanma” olarak düşünüldüğünü belirten Prof. Dr. Tuluhan Yunus Emre, “Gerçekte olan paslanma değil, eskimedir. Dizlerde yıpranma, diz eklemlerinin kıkırdak dokularının aşınması hatta kaybı; diz ağrısı, dizden ses gelmesi, aşırı aktivite sonrasında geceleri uyandıran ağrı, dizin genellikle skoda bacak şeklini alması, dizin iç kısımlarının ağrısı ve hareket kısıtlılığının 90 dereceden fazla olmasıyla kendini belli etmektedir” diye konuşuyor.

“Kendiliğinden geçer” diyerek ihmal etmeyin!

Bazı belirtiler fark edildiğinde “kendiliğinden geçer” deyip ihmal etmemek, ortopedi hekimine danışmak gerekiyor, aksi halde sorun daha da ilerleyerek kalıcı hale gelebiliyor. Bu belirtiler “ağrı, hareket kısıtlılığı, merdivenleri inip çıkmada zorlanma, dizleri otururken bükülü tutmakta güçlük çekme, uçakta bacakları diğer koltuk altına uzatma ihtiyacı, hareket esnasında ağrılı ses gelmesi, namaz kılar pozisyonda oturamama, geceleri uyandıran ağrı, şekil bozukluğu, dizde güvensizlik, takılma, kilitlenme ve şişlik” olarak sıralanıyor.

Alınabilecek ilk önlem: İstirahat

Diz ağrısını geçirmek için uygulanacak yöntemler, altta yatan nedene ve ağrının şiddetine göre değişiklik gösteriyor. Kronik ya da ciddi durumlarda profesyonel tedavi gerekmekle birlikte hafif rahatsızlıklarda hekimin önerisiyle evde uygulanabilecek yöntemler fayda sağlayabiliyor. Bu yöntemlerin başında istirahat ve dizi zorlayan aktivitelerden kaçınmak yer alıyor. Günde birkaç kez 15-20 dakikalık buz kompresi ile diz desteği veya bandaj kullanımı ağrıyı hafifletiyor. Diz ağrısı yaşayanlara kas dengesizliklerini düzeltmeye yönelik egzersiz programları ve ortopedik tabanlıklar veya uygun spor ayakkabılar tavsiye edilebiliyor. Ayrıca doktor önerisiyle steroid içermeyen antienflamatuar ilaçlar kullanılabiliyor.

En önemli tedavi yıpranmayı önlemek

Diz yıpranmalarında en etkili tedavinin sürecin başlamadan önlenmesi olduğunu vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Tuluhan Yunus Emre, “Erken teşhis, doğru egzersiz ve kilo kontrolü diz sağlığını korumanın temel adımlarını oluşturur. Bu önlemler alınmadığında ağrı kalıcı hale gelir, hareket kısıtlanır ve yaşam kalitesi düşer” sözleriyle uyarıda bulunuyor.

Diz protezlerinin ömrü uzun yıllar sürüyor

Dizlerde artrit, yani eklemlerde iltihap varsa veya bir travmadan sonra iyileşme sürecindeyse kasları güçlendirmek için fizik tedavi öneriliyor. Diz ağrısı olan çoğu hastada ameliyata ihtiyaç duyulmuyor. Ancak ağrı şiddetliyse ve diğer tedaviler işe yaramadıysa, hasarlı bir bağ, kemik kırığı veya şiddetli artrit varsa, ameliyata başvurulabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Tuluhan Yunus Emre, dizlerdeki ağrı ve diğer semptomların ayakta durma, yürüme ile diğer hareket etme yeteneğini büyük ölçüde etkilediği durumlarda diz protezi gerekebildiğini anlatarak, “Diz protezleri yaşam kalitesinin artmasını sağlar. Diz artrozu olup protez ihtiyacı olmasına rağmen ameliyatı 5-10 yıl geciktirmek, ‘ne kadar geç olursa o kadar iyi olacağını düşünmek’ doğru bir yaklaşım değildir. Günümüzde son teknolojiler sayesinde diz protezleri uzun yıllar aşınmadan kullanılabilmektedir. Unutmayalım ki dizlerimize 60 yaşında iken 70 yaşından daha fazla ihtiyacımız olacaktır” diyor.

Sadece sporcularda görülüyor sanıyoruz, oysa…

Yaz aylarında fiziksel aktivitelerimiz yoğunlaşıyor  ve açık havada daha fazla zaman geçiriyoruz. Ancak, bu artan hareketlilik, özellikle diz eklemini etkileyen bazı ciddi yaralanmalara davetiye çıkarabiliyor. Isınmadan yapılan sportif faaliyetler, dengesiz ya da sert zeminlerde koşmak ve ani yön değiştirmeler, özellikle menisküs yırtıkları, ön çapraz bağ kopmaları ile diz kapağı çıkıkları gibi ciddi sorunlara neden olabiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, bu tür yaralanmaların sadece profesyonel sporcularda değil, sporla hobi düzeyinde ilgilenen ve tatil sırasında aktif hareket eden bireylerde de yaygın olarak görüldüğüne dikkat çekiyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, dizlerde oluşan yaralanmalarda erken tanı ve tedavinin bireylerin hem yaşam kalitelerinin hem de aktivite düzeylerinin korunmasında son derece önemli bir rol oynadığını belirterek, “Dizlerdeki yaralanmaların ortak noktası, geç tanı konulması halinde kronikleşmeye meyilli olmalarıdır. Tedavi edilmeyen diz yaralanmaları; ağrı, hareket kısıtlılığı, güvensizlik hissi ve uzun vadede eklem dejenerasyonuna, yani kireçlenmeye yol açabilmektedir. Bu nedenle dizde ani gelişen ağrı, şişlik, takılma veya boşalma hissi gibi belirtiler ciddiye alınmalı ve gecikmeden ortopedi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir” diyor. Tedavinin kişinin yaşı, aktivite düzeyi ve yaralanmanın şiddetine göre planlandığını anlatan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, “Cerrahi girişim gerektiren durumlar günümüzde artroskopik, yani kapalı yöntemlerle başarıyla yapılabilmektedir” bilgisini veriyor.

Doç. Dr. Nezih Ziroğlu

Doç. Dr. Nezih Ziroğlu

MENİSKÜS YIRTIĞI

Dizin iç yapısında yer alan ve yük taşıyan darbe emici kıkırdaksı yapılar menisküs olarak tanımlanıyor. Menisküsler genellikle ani dönme hareketleri, çömelme sırasında zorlanma veya dengesiz düşmelerle yırtılıyor. Yırtık menisküs; dizde takılma, kilitlenme, ağrı ve ödemle kendini gösterebiliyor. Zamanla eklem kıkırdağında bozulmalara ve dizin mekanik işlevinde azalmaya neden olabiliyor. Yaz aylarında hazırlıksız başlanan sporlar, ısınmadan yapılan egzersizler, plajda çıplak ayakla voleybol oynarken ani sıçrama ve yön değişikliği içeren hareketler yapılması, menisküs yırtığını tetikleyebiliyor.  Dizde ani ve lokalize ağrı, bükülürken takılma hissi, yürüyüş sırasında güvensizlik, bazen de şişlik gelişebiliyor. Bu bulgular birkaç gün içinde geçmiyorsa, ortopedi değerlendirmesi gerekiyor.

Nasıl tedavi ediliyor?

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, menisküs yırtıklarında erken tanı ve tedavinin dokunun korunması açısından kritik bir öneme sahip olduğuna işaret ederek, “Hafif yırtıklarda fizik tedavi ve istirahat yeterli olurken, ciddi yırtıklarda artroskopik cerrahi tercih edilir” bilgisini veriyor.

ÖN ÇAPRAZ BAĞ KOPMASI

Dizin stabilitesini sağlayan temel yapılardan biri olan ön çapraz bağ ani duruşlar, yön değişimleri veya travmalar sonucu kopabiliyor. Kopma sonrasında dizde boşalma hissi, güven kaybı ve tekrarlayan burkulmalar yaşanıyor. Yaz aylarında; basketbol, futbol, plaj sporları ve doğa yürüyüşü sırasında yapılan ani hareketler, kontrolsüz zıplama ve inişler, ön çapraz bağ yaralanmalarına neden olabiliyor.  Dönme hareketi sonrasında “pat” sesi eşliğinde şiddetli ağrı, hızla gelişen ödem ve güvensizlik hissi, en tipik bulgularını oluşturuyor. Bu belirtiler varsa, mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurmak gerekiyor.

Nasıl tedavi ediliyor?

Erken müdahaleyle, oluşabilecek menisküs ve kıkırdak hasarlarının önüne geçilebiliyor. Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, “Aktif bireylerde genellikle artroskopik yöntemle bağ rekonstrüksiyonu uygulanır” diyor.

DİZ KAPAĞI ÇIKIĞI

Tıbbi dilinde patella olarak adlandırılan diz kapağının yuvasından kayarak dışa doğru çıkması, diz kapağı yani patella çıkığı olarak ifade ediliyor. Genellikle travma sonrasında veya eklem yapısına ve kas zayıflığına bağlı oluşuyor. Şiddetli ağrı, hareket kısıtlılığı ve dizin görünümünde bozulmayla kendini gösteriyor. Yaz aylarında; yüksekten atlama, dengesiz zeminlerde yapılan hareketler, düşmeler ve kas yetersizlikleri, patella çıkığını tetikleyebiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nezih Ziroğlu,  “Diz kapağı dışa doğru kaymışsa veya kayıp yerine gelse bile hareket sırasında ağrı ile güvensizlik hissi varsa, zaman kaybedilmeden ortopedi değerlendirmesi gerekir” bilgisini veriyor.

Nasıl tedavi ediliyor?

İlk çıkıklarda dizlik, istirahat ve fizik tedavi uygulanabiliyor. Ancak tekrarlayan çıkıklarda izole veya kemik prosedürleriyle kombine edilmiş cerrahi stabilizasyon olan MPFL (Medial Patellofemoral Ligament) rekonstrüksiyonu, bir başka deyişle diz kapağını uyluk kemiğine bağlayan bağın onarımı gündeme geliyor.

Diz yaralanmalarını önlemek için 6 önemli kural!

  • Spor öncesinde, kaslarınızı ısıtacak şekilde esneme ve ısınma egzersizleri yapın.
  • Düzenli egzersiz yaparak kas gücünüzü artırın.
  • Aşırı kilonuz varsa diz ekleminizi korumak adına kilo kontrolü sağlayın.
  • Düzgün tabanlı ve yapacağınız sporun türüne uygun ayakkabılar tercih edin.
  • Zeminin özelliklerine göre hareket edin; kaygan ve eğimli alanlarda ani manevralardan kaçının.
  • Herhangi bir ağrı, takılma, boşalma hissi veya şişlik oluşmuşsa spora ara verip, ortopedi uzmanına başvurun.

Dizinizdeki “yalancı iyileşme” sizi yanıltmasın!

Dizlerde gelişen ön çapraz bağ yaralanmaları sporcu hastalığı olarak bilinse de aslında hemen herkeste görülebiliyor. Kayak yaparken veya karda yürürken kayıp düşmek, kış aylarında ön çapraz bağ yaralanmalarının yaygın nedenleri arasında yer alıyor. Tedavi edilmeyen ön çapraz bağ yaralanmalarında iyileşme potansiyeli yok denecek kadar az! Ancak bağ uyluk kemiğine tutunduğu taraftan kopmuş ve farklı bir anatomik bölgeye, sıklıkla arka çapraz bağın üzerine gevşek bir biçimde tutunmuş ise “yalancı iyileşme” yaşanabiliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Selim Ergün, dolayısıyla “Dizimdeki ağrım geçti, iyileştim” düşüncesine kapılıp doktora başvurmakta gecikilmemesi uyarısında bulunarak, “Ameliyatla zarar gören tüm yapıların onarılmadığı, ön çapraz bağın rekonstrükte edilmediği hastalarda eklem kıkırdağında aşınma devam eder ve hastanın hareket kabiliyetini kısıtlamasının yanı sıra menisküsün de zarar görmesini ve eklemde artrozu, yani kireçlenmeyi tetikleyebilir. Bu nedenle dizde ağrı ve şişlik dinse bile mutlaka hekim muayenesinden geçilmelidir” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Selim Ergün, günümüzde ön çapraz bağ yaralanmalarında “artroskopik cerrahi” yönteminden son derece başarılı sonuçlar alındığını belirterek, “Hastalar iki hafta sonra değneksiz yürüyebilir, dizlerini bükerek oturabilirler. Yeter ki doktora başvurulmakta gecikilmesin” diyor.

Doç. Dr. Selim Ergün

Doç. Dr. Selim Ergün

Dizlerde adeta kalkan görevi üstleniyor

Ön çapraz bağ; diz ekleminin içinde yer alan, kaval (Tibia) kemiği ile uyluk (Femur) kemiğini birbirine eklem içinden bağlayan, yaklaşık 4 cm uzunluğunda sabit bir yapıdır. Doç. Dr. Selim Ergün, bu bağın dizin stabilitesini sağlamakla görevli olduğunu belirterek, “Dönme ve kayma hareketlerine karşı diz eklemini korumak, uyluk ve kaval kemiklerinin birbirlerinden uzaklaşmasını, özellikle kaval kemiğinin öne yer değiştirmesini ve içe dönmesini önlemek gibi önemli işleve sahip. Ancak tüm bunları tek başına yapamaz; menisküsler, arka çapraz bağ ve yan bağlar da bu stabiliteye büyük katkı sağlar” diyor.

Bu hatalar dizde travmaya yol açabiliyor!

Ön çapraz bağ yaralanması, yani kopması sıklıkla burkulmanın meydana geldiği temassız yaralanmalar sonucunda veya temaslı sporlarda dize alınan bir darbeyle gerçekleşiyor. Örneğin, basketbol veya futbol gibi sporlarda ani dönüş yapmak veya yön değiştirmek, koşarken aniden durmak ya da zıpladıktan sonra yere tek ayak üzerine düşmek nedeniyle gelişebiliyor. Travmada oluşan gücün büyüklüğü, uyluk ve kaval kemiklerini bir arada tutmaya çalışan ön çapraz bağın dayanabileceği güçten fazla olduğunda bağda kopma meydana geliyor.

Sporcu hastalığı olarak biliniyor, ancak…

Ön çapraz bağ yaralanması, tekrarlayan hareketlerin kümülatif sonucu olarak değil, tek ve güçlü bir travmada, çoğunlukla da spor yaparken oluşuyor. Ancak spor dışında, merdivenlerden inerken veya kaygan yüzeylerde düşmeye ya da araç dışı trafik kazalarına bağlı da gelişebiliyor. Özellikle kadınlarda, ev kazaları gibi düşük enerjili yaralanmalar nedeniyle de ön çapraz bağ yaralanmaları oluşabiliyor.

Bölgesel ağrı ve şişlik en tipik belirtileri!

Ön çapraz bağ yaralanmasında, travmanın hemen ardından, diz bölgesinde yoğun bir ağrı ve şişme meydana geliyor, travma esnasında gürültülü bir kopma sesi duyulabiliyor. Ağrı ve şişlik ilk 24 saatte yoğunlaşıyor. Hasta ayağının üzerine basmakta ve şişlik nedeniyle dizini tam bükmekte zorlanıyor. İlerleyen günlerde bu sorunlar azalıyor; şişlik indikçe hasta dizini daha rahat bükebilir hale geliyor. Ancak bu kez de dizde boşluk hissi ve güvensizlik beliriyor. Boşluk hissi, özellikle hasta merdivenden inerken veya adım yönünü değiştirirken yaşanıyor.

Tedavi için doktora başvurmakta gecikmeyin!

Ön çapraz bağ yaralanmalarında erken tanı ve tedavi son derece önemli. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Selim Ergün, travma sonrasında oluşan ağrı ve şişlik zamanla azalsa da tedavide gecikildiğinde dizin eski sağlığına tam anlamıyla geri dönemediğine işaret ederek “Gün içerisinde yaşanan boşluk hissi, diğer bir deyişle dizin gidip gelmesi hastayı rahatsız ve tedirgin eder. Çünkü hastanın yaşadığı her boşluk hissinde dizde ağrı da oluşur. Bu boşluk hissi ve ağrının tekrar olacağının yol açtığı tedirginlik hastada korumacılığı, dizine güvenmemeyi ve istediği sporu yapamamayı da beraberinde getirir. Çok daha önemlisi, tedavi edilmeyen bağ yaralanması menisküs ile kıkırdak yaralanmalarına ve eklemde artroz, yani kireçlenmeye neden olabilir” diyor.

Artroskopik yöntemle tedavi ediliyor

Ameliyat olmak istemeyen veya dizindeki boşluk hissi rahatsız edici düzeyde olmayan hastalara yönelik çeşitli güçlendirme egzersizleri planlanarak fonksiyonel stabilite arttırılabiliyor. Ancak ön çapraz bağ kopmalarına kesin çözüm ameliyat ile sağlanabiliyor. Ön çapraz bağ kopmalarının cerrahi tedavisi “artroskopik” yöntemle, yani eklem içinin endoskopik bir kamera ile görüntülenmesiyle yapılıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Selim Ergün, ameliyatla genellikle dizde yeni bir bağ yapıldığını, bazı durumlarda ise yırtığın rekonstrükte edildiğini belirterek, “Hastaların büyük çoğunluğunda kopan bağ lifleri saçaklanmış bir yapıda oldukları için dikilemezler. Bu nedenle orijinal çapraz bağı taklit eden yeni bir bağ yapılır. Bu yeni bağ için sıklıkla hastanın dizinde veya ayak bileğinde yer alan tendonlar kullanılır. Bazı durumlarda kadavradan alınan greftler de tercih edilebilir. Bu tendonlar, alınan bölgede hastanın fark edebileceği bir eksikliğe yol açmazlar” diyor. Ön çapraz bağın koptuğu yaralanmalara çoğunlukla menisküs ve/veya yan bağların kopması gibi sorunların da sıklıkla eşlik ettiğini belirten Doç. Dr. Selim Ergün, “Cerrahi tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için bu yaralanmalara sıklıkla aynı cerrahide müdahale gerekmektedir” diyor.

Ameliyatın sonuçları yüz güldürüyor!

Alınan tendonun uygun kalınlık sağlanana kadar çeşitli tekniklerle katlandığını anlatan Doç. Dr. Selim Ergün, “Uygun kalınlık sağlandığında hazırlık tamamlanmış olur. Artroskopik olarak, eklem içinde, uyluk ve kaval kemikleri üzerinde, orijinal bağın yapışma alanlarına tüneller açılır ve tendondan hazırlanmış yeni bağ bu tünellerden geçirilerek kemiklere sabitlenir” bilgisini veriyor. Günümüzde artroskopik cerrahi yöntemle tedaviden son derece başarılı sonuçlar alındığını ifade eden Doç. Dr. Selim Ergün, nadiren de olsa, bağın saçaklanmadan, bütünlüğünü koruyarak ve kemikten sıyrılarak koptuğu hastalarda ön çapraz bağ tamirinin de söz konusu olabildiğini söylüyor.

Spora dönüş için acele etmeyin!

Hastaların ameliyatın ertesi günü hastaneden taburcu olduklarını belirten Doç. Dr. Selim Ergün, “Ameliyat sonrasında ilk 2 haftalık sürede mobilize olmak için kol değneklerinin kullanılması, şişliğin dinmesi için istirahat edilmesi ve soğuk uygulama yapılması gerekmektedir. Hastalar bu sürecin sonunda artık değneksiz yürüyebilir, dizlerini bükerek oturabilirler” diyor.  Doç. Dr. Selim Ergün, ameliyat sonrasında rehabilitasyon ve spora dönüş evresinin çok önemli olduğuna işaret ederek, “Bu evrede kesinlikle acele edilmemeli, süre ve kas gücü açısından asgari seviyeye ulaşmadan ve hekime danışılmadan rekabetçi sporlara dönüş yapılmamalıdır. Aksi halde yeniden kopma meydana gelebilir“ uyarısında bulunuyor.

Dikkat! Bu hastalık gençlerde de yaygınlaşıyor!

Dikkat! Bu hastalık gençlerde de yaygınlaşıyor!

Birkaç yıl önce tüm dünyayı kasıp kavuran Covid-19 pandemisi geride kalırken, ülkemizde bazı hastalıkların görülme sıklığını artırmasıyla kalıcı izler bıraktı. Bunlardan biri de ayak bileğinde kıkırdak sorunları oldu! Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Tahir Öğüt “Son yıllarda ayak bileğine yönelik şikayetlerin görülme sıklığında artış yaşanıyor. Bunda büyük ölçüde pandemi döneminde hareketsiz yaşam tarzı nedeniyle alınan kiloların da etkisi var. Ayak bileğinde kıkırdak sorunları artık sadece ileri yaşta değil, genç hastalarımızda da karşımıza çıkıyor. Sorun ötelendiğinde ise tedavisi çok güç bir hal alabiliyor” diyor. Prof. Dr. Tahir Öğüt, ayak bileği kıkırdak sorunlarının yol açtığı şikayetleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Tüm gün boyunca bedenimizin yükünü taşıyan, hareket etme, yürüme, koşma gibi önemli fonksiyonları yapmamızı sağlayan, ancak herhangi bir sağlık sorunu ortaya çıktığında doktora başvurmanın en çok ihmal edildiği organımız ayaklarımız… Son yıllarda sadece yaşlılarda değil gençlerde de ayak sağlığına yönelik sorunların artış gösterdiğini belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Tahir Öğüt “Ayaklarımız 26 kemik, 33 eklem ve yüzü aşkın tendon, kas ve bağdan oluşan çok karmaşık ve bir o kadar da muhteşem bir mimari yapıdır. Yeryüzüyle ilişkimizi de aslında ayaklarımızla kurarız. Ancak ne yazık ki ayak sağlığına gereken önem ülkemizde de verilmiyor. Uygun olmayan ayakkabı seçimi, aktivite ve spor esnasında oluşan incinmeler, travma sonucu yaralanmalar, metabolik ve sistemik sorunlar gibi birçok etken ayak bileğimizin yapısını ve yürüme fonksiyonumuzu bozarak günlük yaşantımızı ızdıraplı bir hale getirebiliyor” diyor.

Prof. Dr. Tahir Öğüt

Prof. Dr. Tahir Öğüt

Bu şikayetlerde artış görülüyor!

Her eklem gibi ayak bileği eklemini oluşturan kemiklerin de kıkırdaklarla kaplı olduğunu belirten Prof. Dr. Öğüt, bazen travma ya da metabolizmal bozukluklar sonrası bazen de hiçbir nedeni olmadan kıkırdakların zarar görebildiğini, tedavide geç kalındığında ise medikal uygulamalarla iyileşme şansının yerini cerrahi gerekliliğe bırakabildiğini söylüyor. Özellikle tüm dünyayı kasıp kavuran Covid-19 pandemisi sürecinde eve kapanma zorunluluğunun aşırı kilo alımı, hareketsizlik ve doktora başvurmanın ötelenmesi gibi nedenlerle ayak bileği sorunlarını da büyük ölçüde artırdığını vurgulayan Prof. Dr. Tahir Öğüt “Son dönemde sıklıkla ayak bileğinde ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı gibi şikayetler nedeniyle başvurularda artış yaşanıyor” diyor.

Acıbadem Taksim Hastanesi

Tedavide bu yöntem altın standart

Ayak bileği kıkırdak yaralanmalarında kireçlenmeden farklı olarak eklemin lokal bir alanında hasar izlenirken, bu duruma genellikle kıkırdak altında kalan kemik hasarı da eşlik ediyor. Bu yaralanmalar sıklıkla burkulma veya kırık gibi travmalar sonrasında oluşurken, basma bozuklukları ve genetik etkenlerin de kıkırdak yaralanmalarının oluşmasında rol oynadığını belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Tahir Öğüt tedavi sürecine yönelik şöyle konuşuyor: “Kıkırdak sorunlarında tedavi; hastanın şikayetleri, şikayetlerin başlangıç süresi ve lezyonun büyüklüğü gibi faktörler ışığında planlanır. Eklemin kısıtlı bir alanını ilgilendiren bu yaralanmaların cerrahisinde sıklıkla artroskopik yöntemler tercih edilmektedir. Lezyonun büyüklüğüne göre hasarlı alanı sadece temizlemek yeterli gelebildiği gibi, büyük ve derin lezyonlarda artroskopik olarak temizleme sonrası oluşan boşluğun doldurulup özel bir kapatıcı malzeme ile kapatılması tercih edilebilir. Bunun dışında cerrahi müdahale sonrasında uygulanacak kemik iliği aspirasyonu/kök hücre uygulamaları ile de oluşacak onarım kıkırdağın kalitesini artırabilir.”

Aşırı kilo ve hareketsizlik kireçlenmeyi artırıyor!

Aşırı kilo ve hareketsizlik kireçlenmeyi artırıyor!

Modern çağın önemli sorunlarından aşırı kilo ve hareketsizlik başta olmak üzere günlük yaşam alışkanlıklarımızdaki bazı yanlışlar eklemlerimizin hızla kireçlenmesine yol açıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahri Erdoğan halk arasında ‘kireçlenme’ olarak ifade edilen, tıptaki isimleriyle osteoartrit veya artrozun son yıllarda hızla yaygınlaştığını belirterek, hareketlerimizde kısıtlılığa ve istirahat ederken bile  geçmeyen ağrılara neden olan bu hastalığın kişinin günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürdüğünü söylüyor.

Ancak günümüzde teknolojideki ve tıptaki hızlı gelişmelerle tedavide önemli başarılar sağlamanın mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Erdoğan, ameliyat dışı tedavi yöntemlerine yanıt vermeyen hastalarda protez ameliyatının çok önemli faydalar sağladığını, bu sayede kişinin ağrılarından kurtulurken sosyal yaşantısına yeniden kavuşabildiğini vurguluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahri Erdoğan günlük yaşamda çok sık yapılan ve eklemlerimizde kireçlenmeye yol açan 5 önemli yanlışı sıraladı, protez ameliyatındaki yenilikleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Son yıllarda giderek yaygınlaşan eklem kireçlenmesi artık sadece yaşlılarda değil gençlerde de önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Zamanla hastanın yürüme mesafesini ciddi şekilde azaltan, eğilme ve çömelmesini imkansız hale getiren, gece ve gündüz dinlenme halinde bile ağrılarının sürmesine yol açan hastalık bu nedenle kişiyi sosyal yaşamdan da koparabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahri Erdoğan ilaç ve fizik tedaviye ya da yürümeye yardımcı cihazlara rağmen hastanın ağrısının dindirilemediği durumlarda protez ameliyatının kaçınılmaz hale geldiğini belirterek “Kireçlenmenin boyutu onarılamayacak düzeye ve yaygınlığa ulaştığında hastanın ameliyat olması ve protez ile ekleminin yüzeylerinin değiştirilmesi gerekir. Günümüzde teknolojideki ve tıptaki gelişmeler, ileri ölçüde yıpranan ve ameliyat dışı tedavi yöntemlerine yanıt vermeyen hastalarda; yerinde ve kuralına uygun uygulanan bir eklem proteziyle ağrısız ve hareketli bir yaşamı mümkün kılıyor” diyor.

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahri Erdoğan

Prof. Dr. Fahri Erdoğan

Ağrısız ve hareketli bir yaşamı mümkün kılıyor!

Proteze uygun şartlara sahip olan hastanın ameliyat edilerek en fazla iki gün içerisinde ayakta yürür ve merdiven çıkabilecek, evde tüm ihtiyaçlarını kendisi karşılayabilecek şekilde taburcu olabildiğini belirten Prof. Dr. Erdoğan sözlerine şöyle devam ediyor: “Son yıllarda hızla gelişen teknolojiyle beraber daha dayanıklı ve doku ile uyumlu malzemeler üretilmiştir. Günümüzde artık 4. jenerasyon seramik yüzeylerin kullanımı ile daha başarılı uzun dönem sonuçlar sağlanabilmektedir. Ameliyat öncesi tetkik ve taramalarda ameliyat sırasında veya sonrasında gelişebilecek problemler başlangıçta tespit edilerek gerekli önlemler alınmaktadır. Ayrıca anestezi alanında kazanılan yenilikler, daha güvenli anestezi teknikleri ile cerrahi sırasında özellikle ileri yaş ve riskli hasta grubunda daha güvenli cerrahi imkanı sağlamaktadır. Dokuya daha az zarar vererek yapılan cerrahi yaklaşımlarla hastanın kas fonksiyonlarının maksimum seviyede korunması sağlanmaktadır.”

 Ortopedi ve Travmatoloji

Eklem kireçlenmesi yol açan 5 önemli yanlış!

 Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahri Erdoğan, eklem ve kıkırdak aşınmalarına genetik rahatsızlıklar, ilerleyen yaş ve menopoz sonrası kemik erimesi (osteoporoz) gibi birçok etkenin yol açabildiğini belirtirken, bazı yanlışlarımızın da kireçlenme sürecini hızlandırdığını vurguluyor. Prof. Dr. Erdoğan kireçlenmeye yol açan 5 önemli yanlışı şöyle sıralıyor;

  • Aşırı kilo: Fazla kilo eklemler için taşınması gerekenden fazla yüke neden olarak aşınmayı hızlandırdığından ideal kiloya inmek gerekiyor.
  • Hareketsizlik: Hareketsizlik eklemleri zayıflatıp, kıkırdakların hızla tahrip olmasına yol açarak kireçlenmeyi hızlandırıyor. Uygun ve düzenli egzersiz eklemleri koruyor.
  • Eklemlere aşırı yük bindirmek: Eklemin hareketlerini zorlayacak düzeyde ve ağırlıkta hareketler eklemlere zarar veriyor. Bu nedenle özellikle eklemi darbeye maruz bırakacak tarzda zıplama veya sıçrama ile yapılan hareketlerden kaçınmak gerekiyor.
  • Sigara ve alkol: Yapılan bilimsel çalışmalarla genel sağlığa verdikleri zararlar tartışmasız olan sigara ve alkol kullanımı, dolaylı olarak eklemin beslenmesini de olumsuz etkiliyor, kıkırdak aşınmasını hızlandırarak aşınmaya yol açacak başka rahatsızlıkların gelişimine neden oluyor.
  • Duruş bozukluğu: Yanlış duruş ve oturuş eklemlerdeki yıpranmayı artırıyor. Bu nedenle duruş bozukluklarını düzeltmek, özellikle kas ve eklemin gerilimini azaltacak ve eklem çevresi kas gruplarını kuvvetlendirecek egzersizleri yapmak gerekiyor.

Kısa sürede sonuç almaya çalışmayın!

 Kısa sürede sonuç almaya çalışmayın!

Günümüzde yoğun iş temposuna rağmen spora zaman ayıran kişilerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Zira, sportif faaliyetler bedensel ve psikolojik sağlığımıza çok önemli katkı sağlıyor. Öyle ki düzenli yapılan spor sağlıklı bir vücut yapısı, güçlü kaslar ve düzgün bir postüre sahip olmamızın yanı sıra günlük yaşamın stresiyle daha kolay baş etmemizde ve daha üretken çalışmamızda önemli bir rol üstleniyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Kaya, sporun pek çok faydası olsa da hatalı yapıldığı takdirde spor yaralanmalarına neden olabileceğine dikkat çekerek, “Özellikle soğuk hava kaslarımızın elastikiyetini ve reaksiyon süresini azaltması nedeniyle yaralanma riskini artırır. Kasların ve tendonların kopması, kemikleri birbirine bağlayan doku bantlarının gerilmesi, omuz, diz ve ayak bileğinde yaralanmalar ile kırıklar en yaygın görülen spor yaralanmaları arasında yer alır. Ayrıca herkesin vücut ve kas iskelet sistemi yapısı aynı değildir. Dolayısıyla beden ve sağlık durumunuzla ilgili uzmandan detaylı bilgi sahibi olduktan sonra size uygun olabilecek sporlara yönelmeniz gerekir” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Kaya, spor yaparken kaçınmanız gereken hataları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Prof. Dr. Alper Kaya

Prof. Dr. Alper Kaya

Hata: Spora ısınmadan başlamak

Doğrusu: Spora başlamadan önce, ısınma egzersizlerini yaparak kaslarınızı hazır hale getirmeyi alışkanlık edinmeniz çok önemli. Bu egzersizler vücuttaki kan akışı ile dokulardaki oksijen miktarını artırarak kaslara esneklik kazandırıyor. Bunun aksine soğuk kaslarla yapılan ani hareketler ise kas yaralanmaları, esneklik kazanılmadan yapıldığında menisküs yırtığı gibi sorunlara zemin hazırlıyor. Yine aynı problemleri önlemek için spor sonrasında germe egzersizleriyle vücudunuzu yavaş yavaş soğutmayı da ihmal etmemeniz gerekiyor.

Hata:  Sporun hemen öncesinde aşırı yemek

Doğrusu: Spor yaparken kullanacağınız enerjiye uygun beslenmeye özen gösterin. Spor saatine çok yakın zamanda aşırı tüketilen yemeğin ardından kan dolaşımı kaslardan uzaklaşıp daha çok sindirim sistemine yöneliyor. Bu durum da hem rahatsızlık hissi, hem de erken yorulmalara neden oluyor. Özellikle basit şekerin tüketilmesi ise insülinin hızla yükselmesine yol açıyor ve egzersiz sırasında kan şekeri bu kez hızlıca düşerek baş dönmesi ile bayılma hissine sebep olabiliyor.

Hata: Vücudu susuz bırakmak

Doğrusu: Egzersiz öncesinde, sırasında ve sonrasında su içmeyi ihmal etmeyin. Prof. Dr. Alper Kaya, sportif faaliyetlerde, aktivitenin şiddeti ve süresine bağlı olarak, vücutta çeşitli düzeylerde sıvı kaybı yaşandığına işaret ederek, “Aşırı susamışlık hissi, yorgunluk, baş ağrısı ile bedensel olarak ağırlaşma hissi veya idrar renginde koyulaşma su kaybının işaretleridir.  Bu durumda spora devam etmemeli ve mutlaka hızlıca sıvı alarak vücuttaki kayıp yerine konmalıdır. Aksi halde kas krampları gibi önemli sorunlar gelişebilir” diyor.

Hata: Aşırı yorgun ve bitkin günlerde spor yapmak

Doğrusu: Aşırı yorgun ve bitkin haldeyken dikkat ile denge duyusu azaldığı için bu dönemlerde spor yapmak yaralanma riskinin artmasına sebep oluyor. Dolayısıyla kendinizi aşırı yorgun ve bitkin hissettiğinizde basit fiziksel aktiviteler dışında spor yapmayı ertelemeniz gerekiyor.

Prof. Dr. Alper Kaya

Hata: Kısa sürede sonuç almaya çalışmak

Doğrusu: Özellikle spora yeni başlayan kişilerin yaptıkları en önemli hatalardan biri, spordan kısa sürede yüksek bir verim alma hayali oluyor.  Ortopedi  ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Kaya,  kısa sürede sonuca ulaşma düşüncesiyle çok kısa aralıklarla ve aşırı antrenman yapmaktan mutlaka kaçınmanız gerektiği uyarısında bulunarak,  “Vücut yapısına uygun olmayan ya da aşırı yüksek tempo ve sıklıkta yapılan sporlar yine aşırı kullanım yaralanmaları olan kas ve eklem hasarlarının yanı sıra kalp ve dolaşım sisteminde önemli sorunlara yol açabilir. Dolayısıyla sporu mutlaka uzmanın önerisi doğrultusunda bir program halinde uygulamalısınız” diyor.

Hata:  Geç saatlerde spor yapmak

Doğrusu: Geç saatlerde ve şiddetli yapılan spor uyku düzenini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Özellikle sabahları güneşin doğuşuyla başlayan hormonal ritmin bozulmasına ve kortizolün artmasına sebep olarak vücudun iç dengesinin bozabiliyor. Prof. Dr. Alper Kaya, bu nedenle antrenman günleri arasındaki sürenin iyi düzenlenmesinin ve dinlenmek için vücuda yeterli süre verilmesinin önemini vurgulayarak, şöyle devam ediyor: “Vücudun haftada en az bir-iki gün dinlenmesi çok önemlidir. Dinlendirmeden yapılan yüksek aktiviteli sporlarda ‘aşırı kullanım yaralanmaları’ dediğimiz sorunlar ortaya çıkabilir, örneğin bazı kemiklerin belli bölgelerinde oluşan kemik ödemleri, hatta ‘stres kırığı’ adını verdiğimiz ince kırıklar gelişebilir. Stres kırıkları, sporun yanı sıra günlük aktiviteleri kısıtlayan, uzun süre dinlenmeyi, hatta koltuk değneği kullanmayı gerektiren sorunlardır. Nadiren de olsa bazı hastalarda ameliyat da gerekebilir. Aşırı kullanımla birlikte ayrıca özellikle eklemlerdeki yüklenme sonucu kıkırdak ve yumuşak doku sorunları da görülebilir. Bu yüzden bedeninizin özelliklerine, metabolik durumunuza, kas ile eklem yapınıza ve yorgunluğunuza göre bir tempo seçmelisiniz”

Hata: Spora uygun olmayan kıyafet ve ekipman kullanmak

Doğrusu: Soğuk havalarda dışarıda spor yapacaksanız çok kalın ve yünlü kıyafetleri tercih etmeyin. Bunun yerine terletmeyen ama vücut ısısını koruyan kıyafetler giyin. Ayrıca ayakkabınızın yapacağınız sporun zeminine uygun özelliklere sahip olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Alper Kaya, “Sporda kullanılacak olan ekipmanlar konusunda mutlaka bilgi edinilmeli ve bilinçli seçimler yapılmalıdır. Örneğin, tenis oynarken gelişebilecek olan omuz ve dirsekteki sorunları önlemek için raketin büyüklüğü, ağırlığı veya zeminin uygunluğu açısından mutlaka profesyonel yardım alınmalıdır. Ayrıca basketbol ayakkabısıyla da tenis oynanmamalıdır. Bu hata ayak bileğinde bağ ve tendon zedelenmelerine yol açabilir” diye konuşuyor

Diz hastalıklarında yeni nesil tedavi!

Diz hastalıklarında yeni nesil tedavi!

Vücudumuzun tüm yükünü üstlenen dizlerimiz gündelik hayatımız için kilit bir önem taşıyor. Özellikle pandemi sürecinde evde geçirilen uzun saatler nedeniyle hareketsiz kalınması, iş ve eğitimin dijital ortama taşınmasıyla gün boyu bilgisayar karşısında dizlerin bükülü olması ve aşırı kilo alımı derken günümüzde pek çok kişinin dizleri alarm verir hale geldi! Eskiden ileri yaş hastalığı olarak bilinen diz şikayetlerinin artık gençlerde de çok sık karşılaşılan sorunlar arasında yer aldığını belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ata Can “Dizlerindeki rahatsızlıklardan dolayı şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. Özellikle dizlerde ağrı, şişme, takılma, bükülü oturamama ve yürürken yolda durmak zorunda kalma gibi şikayetler günümüzde gençlerde de yaygın görülür oldu” diyor. Buna karşın teknolojideki ve tıptaki ilerlemeler sayesinde diz hastalıklarının tedavisinde çok başarılı sonuçlar alındığını vurgulayan Doç. Dr. Can, ileri vakalarda ise robotik diz protezlerinin yüz güldürdüğünü söylüyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ata Can robotik diz protezi tedavisi hakkında en çok merak edilenleri yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Ata Can

Doç. Dr. Ata Can

  • Robotik diz protezi ameliyatının avantajları nelerdir?

Robotik cerrahi, cerrahların operasyon öncesi detaylı planlama yapmalarını ve ameliyat sırasında bu plana uygun hareket etmelerini sağlıyor. Robotik sistemler yardımıyla gerçekleştirilen milimetrik hesaplar sayesinde, alanında uzman hekim kemik kesilerini hangi bölgeye, ne kadar yapacağını, protezi nasıl konumlandıracağını cerrahi müdahale öncesinde planlayabiliyor. Böylelikle yumuşak doku dengesi korunarak protezin ömrü uzatılırken, hastanın daha az komplikasyon riski ve daha az doku hasarı ile eklem hareketlerinin korunması ve normal yaşantısına daha hızlı dönmesi sağlanıyor.

  • Robotik diz protezinin ömrü kaç yıldır?

Robotik diz protezinin ömrünün pek çok faktöre bağlı olarak değişebildiğini ancak genellikle 15-20 yıl olduğunu belirten Doç. Dr. Ata Can şöyle konuşuyor: “Protezin robotik yöntemle daha hassas yerleştirilmesi sayesinde, ekleme daha iyi uyum sağlaması ve uzun ömürlü olması beklenir. Ancak, her hastanın durumu farklı olduğu için protezin ömrü kişiden kişiye değişebilir. Bu süre, hastanın yaşam tarzı, kilosu ve fiziksel aktivite düzeyi gibi değişkenlere bağlı olarak daha uzun veya daha kısa olabilir. O nedenle protezin ömrünü uzatmak için hastaların doktorlarının önerilerine uymalarını ve düzenli kontrol randevularına gitmelerini tavsiye ediyoruz.”

  • Robotik diz protezi kimlere uygulanır?

Robotik diz protezi ameliyatı; çoğunlukla hastanın yaygın ve geniş bir alanda kıkırdak sorunları olması, hastanın günlük yaşantısındaki hareketlerinin iyice zorlaşması ve ilaç ya da enjeksiyon gibi tedavi yöntemlerinin fayda sağlamaması durumlarında yapılıyor. Ortopedi ve Travmatoloji uzmanlığı tarafından uygun görülen her hastaya robotik diz protezinin uygulanabildiğini belirten Doç. Dr. Ata Can, ameliyatın süresinin ise deformitenin evresine ve hastanın durumuna bağlı olarak değişkenlik gösterdiğini, ancak genellikle bir ile iki saat arasında değiştiğini söylüyor. Doç. Dr. Ata Can, özellikle ileri yaşta, ağrıları ve yürüme güçlüğü iyice artmış hastalarda robotik diz protezi ameliyatı sayesinde çok etkili sonuçlar alarak hastanın kendi işlerini yapar hale gelmesini sağlayabildiklerini vurguluyor.

  • Hastalar ameliyat sonrası nelere dikkat etmelidir?

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ata Can “Robotik diz protezi cerrahisi yapılan hastamız uzman doktorun kontrolünün ardından operasyon ertesi ilk 24 saat içerisinde yürütülüyor. İlk bir ayın sonunda hastalarımız günlük aktivitelerine ve sosyal yaşantılarına  sağlıklı bir şekilde dönebiliyor. Robotik diz protezi sonrası hastalarımızın erken dönemde düşmemeleri gerekir. Birinci aydan sonra hiçbir kısıtlamamız yoktur. Hastalarımız koşu, yüzme ve bisiklet gibi bireysel sporları yapabilirler” diyor.

Dizlerde tam protez yerine yarım protez de yapılıyor!

Dizlerde tam protez yerine yarım protez de yapılıyor!

Vücudumuzun tüm yükünü taşıyan, bükülen, dönen, bizi dimdik ayakta tutan dizlerimiz… Bazen yaşla, bazen genetik etkilerle, fazla kilo veya yaralanma gibi sebeplerle bu temel eklemdeki kıkırdak doku aşınıyor ve dizler ağrılar içinde kalabiliyor; üstelik yaşla birlikte kireçlenme ihtimali de artıyor. İnsan vücudunun en karmaşık ve en büyük eklemlerinden olan dizler, ayak bilekleri ve kalçalarla birlikte vücudun tüm yükünü taşıyor. Bu eklemlerin rahat hareket etmelerini sağlayan kaygan kıkırdak doku niteliğini kaybeder ve aşınırsa “kireçlenme” dediğimiz hastalık ortaya çıkıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Akan, sıklıkla dizde şişlik, ağrı ve sertlik şeklinde kendini belli eden kireçlenmenin, yürüme, eğilme, çömelme ve merdiven çıkma gibi gündelik işleri bile engelleyerek kişinin yaşam kalitesini azalttığına dikkat çekiyor.

Prof. Dr. Burak Akan

Prof. Dr. Burak Akan

Her yaşa uygun bir tedavi yöntemi

Genetik yatkınlık, spor yaralanması, fazla kilo, eklemlerin fazla kullanımı gibi durumların neden olduğu diz kireçlenmesinin görülme sıklığı yaşla birlikte artıyor. Diz kireçlenmesi özellikle dizin tek bölgesini etkiliyorsa (çoğunlukla dizin iç tarafı) yarım diz protezi, bu tedavide başarılı sonuçlar alınmasını sağlıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Akan, ‘parsiyel diz protezi’ ya da ‘unikondiler veya unikompartmental diz protezi’ olarak da adlandırılan yarım diz protezi ameliyatlarına dair, “Bu tedavi kireçlenme ve osteokondral defekt gibi nedenlerden dolayı diz ekleminin sadece bir bölgesinde oluşan kıkırdak kaybının tedavisinde kullanılan total diz protezine alternatif bir ameliyattır. Menisküs ve kök yırtıkları olmak üzere birçok durumda kullanılır. Bu protezler düzeltilebilir varus -valgus gibi hekimin muayene ve tetkikler ile karar verebileceği bazı durumlarda, tek bölge kıkırdak harabiyeti olan yetişkin hastalara uygundur. Her yaşa uygun olmakla beraber, 60 yaş altı veya 80 yaş üstü hastalarda özellikle tercih edilir. 60 yaş altında ileride revizyon gerekirse total diz protezine alternatif, ileri yaş grubunda ise daha az riskli bir ameliyat olduğu için tercih edilir” diyor. Yarım diz protezinde total diz protezine göre daha az riskle daha hızlı bir iyileşme amaçlanıyor. Bu ameliyat, açık yöntemle hastaların heyecanını alan hafif uyku altında vücudun belden aşağısının spinal anestezi ile uyuşturulmasıyla yapılıyor ve 45 dakika – 1 saat içinde tamamlanıyor. 10 yıllık kullanım oranları yüzde 95’in üzerinde olan bu ameliyatlarda hastanın ömür boyu iyileşmesi hedefleniyor.

Prof. Dr. Burak Akan

Daha düşük riskle daha doğal bir diz

Bu yöntemle hastaların hızla iyileştiğine değinen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Akan, “Amacımız fonksiyonu bozulmuş bir diz eklemini tekrar ağrısız ve işler hale geri getirmek, yani ağrısız hareket elde etmektir. Total diz protezine göre daha düşük riskle daha doğal bir diz elde etmek en büyük avantajı olmakla birlikte, enfeksiyon oranları daha düşüktür, yara izi daha küçüktür, hastalar daha hızlı normal hayata dönerler ve çoğu ameliyatsız normal bir diz gibi hisseder” diyor. Hastalar, ameliyattan 5-6 saat sonra ayağa kalkıp diz üzerine tam yük vererek yürüyorlar. Hastanede bir gün kaldıktan sonra taburcu edilen hastalar genelde 3-4 hafta sonra kendi rutin yaşamlarına dönebiliyorlar. Her işlemde olduğu gibi bu ameliyatta da enfeksiyon, yara iyileşmesinde gecikme ve anestezi komplikasyonları gibi riskler minimum düzeyde bulunsa da bu tedavi yöntemiyle oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor.

Protezlerden cerrahi operasyonla kurtulun

Protezlerden cerrahi operasyonla kurtulun

Vücudun tüm yükünü çeken diz eklemi zamanla kişinin günlük yaşamını zorlaştıracak kadar aşınabiliyor. Şikayetleri fizik tedavi, ilaç ve enjeksiyon uygulamaları ile geçmeyen hastalar için çözüm genellikle diz protezi ameliyatı oluyor. Benzer şekilde kireçlenmeyle aşınmış ya da travma, tümör ve romatizma nedeniyle hasarlanmış kalça eklemi de kalça protezi ameliyatıyla tedavi edilebiliyor. Sağlık alanında her geçen gün önemli gelişmeler kaydeden robot teknolojilerinin günümüzde diz ve kalça protezi ameliyatlarında da etkin şekilde kullanılmasıyla cerrahide oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor. Diz ve kalça protezi gereken hastalar robotik sistemle gerçekleştirilen ortopedi ameliyatları sonrası hareket özgürlüklerine ve konforlu bir yaşama kavuşabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Osman Tecimel, robotik cerrahiyle diz ve kalça protezi ameliyatları konusunda merak edilenler hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Osman Tecimel

Daha az ağrı ve daha hızlı iyileşme

Diz ve kalça protezi takılması gereken hastaların en önemli şikayetleri ağrılar ve hareket kısıtlılığıdır. Kişi günlük yaşamı bu nedenle sürdüremez hale gelebilmektedir. Bazı hastalar uzun süre yatağa bağımlı olacaklarını ve iyileşme süreçlerinin çok fazla uzayacağını düşünerek ameliyatı sürekli erteleme eğiliminde olurlar. Son dönemlerde diz ve kalça protezi ameliyatlarında tercih edilen robotik kol destekli ortopedik cerrahi sistemi sayesinde hastalar son derece konforlu bir ameliyat ve iyileşme sürecinden geçmektedir. Özellikle diz ve kalça eklemi kireçlenmelerinde, eklemin kemik kemiğe sürtecek kadar kıkırdak kaybına uğradığı durumlarda yaş veya cinsiyet farkı gözetmeksizin tüm hastalara robotik cerrahi uygulanabilir. Ameliyat süresini kısaltan bu teknoloji sayesinde hasta anesteziye de daha az maruz kalır. Taburculuk süresi hızlanır, daha az ağrı hissi yaşar ve ilaca gereksinimi de azalır. Kişi yabancılık çekmediği, vücuduyla birebir uyumlu ve daha uzun ömürlü bir ekleme kavuşur, yaşam kalitesi artar.

Memorial Ankara Hastanesi

Robotik kol kişiye özel protezin sıfıra yakın hata payıyla yerleşmesini sağlar

Protez cerrahisinde kireçlenmiş eklem yüzeyleri metalik implantlarla yeniden oluşturulur.  Robotik cerrahinin buradaki farkı hastaya takılacak olan protezin ameliyat öncesi kişiye özgü ve tam uyumlu olarak tasarlanabilmesidir. Ameliyat öncesi hastanın dizinin veya kalçasının tanımlanması için bir tomografi çekilir, sonuç üç boyutlu olarak değerlendirildikten sonra, hangi ölçülerde, genişlikte ve yükseklikte bir protez takılacağı bilgisayar ortamında denenir. Ameliyata hazırlıklı bir şekilde giren cerrah operasyonu robotik bir kol üzerinden, neredeyse sıfır hata payıyla gerçekleştirir. Robotik cerrahinin hassas dokunuş kabiliyeti sayesinde kemik ve yumuşak dokular daha az zarar görür.

Kemik metastazında yeni gelişen yöntemler

Kemik metastazında yeni gelişen yöntemler

Halk arasında ‘kanserin kemiğe sıçraması’ olarak bilinen kemik metastazının görülme sıklığı günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Son yıllarda kanser tedavilerinin gelişimine paralel olarak yaşam süresi uzadıkça metastatik kemik kanseri ile çok daha fazla karşılaşıldığını belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji, Ortopedik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş “Kemik metastazı mevcut kanserin ilerlediğini gösterir. Akciğer ve karaciğerden sonra en sık metastaz alan üçüncü bölgedir. Kanser tipine bağlı olarak kemik metastazının görülme sıklığı yüzde 70’i bulabilmektedir” diyor. Hastaların en sık başvuru nedeninin şiddetli ağrı, şişlik, topallama ve kemikte kırık olduğunu, bu nedenle bu tür şikayetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş kemik metastazı hakkında bilinmesi gerekenleri ve tedavide yeni gelişmeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş

Bu belirtilerle kendini gösterebiliyor!

Son yıllarda kanser tedavilerinin gelişimine paralel olarak yaşam süresi uzadıkça metastatik kemik kanseri ile karşılaşma sıklığı da artıyor. Genellikle yavaş seyirli ilerleyen, iyi ve kötü huylu olmak üzere ikiye ayrılan kemik tümörlerinde hastaların sıklıkla ağrı şikayetiyle hekime başvurduğunu, ağrıda belirleyici unsurun ise istirahatta bile devam etmesi ve zamanla şiddetinin artması olduğunu belirten Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş “Hasta geceleri ağrı nedeniyle uykudan uyanabilir ve standart ağrı kesicilerden yeterli fayda görmeyebilir. Geceleri uykudan uyandıran ağrı kötü huylu kemik tümörlerinin bir göstergesi olsa da nadiren iyi huylu tümörde de görülebilir. Vücutta düzensiz sınırlı, hızlı büyüyen ve ağrılı şişlikler ile topallama da kötü huylu olması açısından uyarıcı olmalıdır” diyor.

Erken tanı hayati önem taşıyor!

Sıklıkla 40 yaş sonrası ortaya çıkan kemik metastazı mevcut kanserin ilerlemiş olduğunu gösteriyor. Bu hastaların alanında uzman hekimler (Ortopedik Onkoloji hekimi, Tıbbi ve Radyasyon Onkolojisi, Patoloji, Radyoloji ve Nükleer tıp) tarafından değerlendirilip tanı ve tedavisine karar verilmesi gerekiyor. Doç. Dr. Gümüştaş, kemik metastazlarının tüm kemiklerde gelişebilmekle birlikte en sık omurga, pelvis (leğen kemiği), femur (uyluk) ve humerus (kol) bölgesinde görüldüğünü belirterek şöyle konuşuyor: “Kemik metastazı tanısının konulmasının hayati önemi vardır. Özellikle kemiğin kendisinden kaynaklanan tümörlerden ve hastanın mevcut tümöründen başka bir odaktan kaynaklanmadığı ortaya konulmalıdır. Aksi taktirde hastanın yaşamını ciddi şekilde olumsuz etkileyecek geri dönüşümsüz hatalara yol açılır.”

Ortopedi ve Travmatoloji, Ortopedik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş

Tedavide çok hızlı gelişmeler yaşanıyor

Son yıllarda teknolojideki ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kemik metastazlarının tedavisinde çok önemli yenilikler yaşanıyor. Bazı iyi huylu tümörler sadece takip edilirken, birçoğunun ameliyat ile çıkarılmasının tedavi için yeterli olduğunu, kemiğin kendisinden kaynaklanan kötü huylu tümörlerin asıl tedavisinin ise ameliyat ile temiz bir şekilde çıkarılması olacağını vurgulayan Doç. Dr. Gümüştaş sözlerine şöyle devam ediyor: “Bazılarının tedavisinde cerrahiye ek olarak kemoterapi ve/veya radyoterapi uygulanır. Kemik metastazlarının ameliyat ile tedavisinde kapalı ya da açık yöntemler uygulanabilir. Kemik metastazlarının tedavisinde yeni gelişmeler; görüntüleme eşliğinde (tomografi, seyyar röntgen) kapalı uygulanan yakma (radyofrekans ablasyon, mikrodalga ablasyon) ve dondurma (krioablasyon) işlemleridir.”

Tümör yüksek ısıda yakılıyor

Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji, Ortopedik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş, son yıllarda sık kullanılan yöntemlerden Radyofrekans ablasyon (RF) ile bazı iyi huylu kemik tümörleri ve kemik metastazlarının, tümörün görüntüleme eşliğinde yüksek ısıda kapalı olarak yakılması suretiyle tedavi edilebildiğini belirterek “Bu yöntem özellikle genel durumu çok iyi olmayan ve açık cerrahiyi tolere edemeyecek kemik metastazı hastalarında hayati öneme sahiptir. RF ablasyon işlemi çok spesifik olup özellikle kemik ve yumuşak doku tümör cerrahisi ile ilgilenen Ortopedi ve Travmatoloji hekimi ya da Girişimsel Radyologlar tarafından yapılmaktadır” diyor. Doç. Dr. Gümüştaş bu yöntemde ısının tümör üzerinde eritme/küçültme etkisi gösterdiğine, bazen ameliyata gerek bırakmayabildiğine dikkat çekerek “İyi ve kötü huylu kemik tümörlerinde uygulanabilmektedir. Düşük riskli ve hızlı sonuç alınabilen etkin yöntemdir. Radyoterapiye dirençli ya da tekrarlamış kemik metastazlarında uygulanabilmesi ekstra avantajıdır. Seçilmiş hastalarda radyofrekans ablasyon ile tümörü yaktıktan sonra aynı giriş yerinden çimentolama işlemi güvenle uygulanabilir” diye konuşuyor.