Yazılar

Ağır obezite yaşam süresini 10 yıl kısaltabiliyor!

Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite son yıllarda dünya genelinde hızla yaygınlaşıyor. Küresel verilere göre, günümüzde dünyada her 8 kişiden 1’i obezite hastası. Yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 43’ü fazla kilolu, yüzde 16’sı obezite sınıfında. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, Türkiye’de tablonun daha da dikkat çekici olduğunu belirterek, “Ülkemizde yetişkinlerin yaklaşık yüzde 32’si obezite hastası, nüfusun üçte ikisi ise fazla kilolu. Yani, ülkemizde her 3 kişiden 1’i obezite, 2 kişiden 1’i de fazla kilo sorunu yaşamaktadır. Bu oranlar Türkiye’nin Avrupa’nın en kilolu ülkelerinden biri haline geldiğini ortaya koymaktadır” uyarısında bulunuyor. En önemli nedenleri arasında hareketsiz yaşam tarzı, yüksek kalorili fast-food beslenme alışkanlıkları, artan ekran süresi ve uyku bozukluklarının yer aldığı obezite sadece sağlığı değil,  yaşam  süresini de olumsuz etkiliyor. Araştırmalar, ağır obezite hastalarının hayatını ortalama 8–10 yıl daha erken kaybettiğini ortaya koyuyor.

Doç. Dr. Eyüp Gemici

Doç. Dr. Eyüp Gemici

Obezite cerrahisi hayat kurtarıyor!

Çağımızın önemli sorunu olan obezite; diyabetten kalp hastalıklarına, infertiliteden depresyona, Alzheimer’dan felce kadar çok geniş bir yelpazede ciddi riskler oluşturuyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 5 milyon insan obeziteye bağlı nedenlerle yaşamını yitiriyor. Ülkemizde de kalp krizi, inme ve diyabet kaynaklı ölümlerin önemli bir kısmının temelinde obezite yatıyor. Obezite oranlarında yaşanan artış ve hastalığın sebep olduğu ciddi riskler nedeniyle obezite cerrahisine olan başvurular da gün geçtikçe artıyor. Genel  Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, toplumda çoğu zaman sadece bir “zayıflama ameliyatı” olarak görülen obezite cerrahisinin aslında kişinin yaşam kalitesini ve süresini doğrudan artıran hayati bir gereklilik olduğuna işaret ederek, “Çünkü cerrahi yöntem sonrasında sadece kilo kaybı olmamakta; tip 2 diyabet gerilemekte, hipertansiyon kontrol altına alınmakta, uyku apnesi düzelmekte ve kalp krizi ile inme riski belirgin şekilde azalmaktadır. Obezitenin yaşam beklentisini 10 yıla kadar kısaltabildiği düşünüldüğünde, cerrahinin doğru hastada uygulanmasının ömre yıllar ekleyebildiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır” diyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, obezite cerrahisi hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Obezite tedavisinde hedef nedir?

Obezite tedavisinde asıl hedef, fazla kilolarla birlikte obezitenin yol açtığı tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, uyku apnesi, infertilite ve eklem problemleri gibi hastalıkların kontrol altına alınmasıdır. Başlangıçta diyet, düzenli fiziksel aktivite, uyku düzenlemesi ve davranış değişiklikleri obezitenin temel tedavi yöntemlerini oluşturuyor. Ancak ileri evre obezitede bu yöntemler çoğu zaman kalıcı sonuç vermiyor. Bu noktada obezite cerrahisi, uzun dönemli başarı şansı yüksek tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor.

Obezite cerrahisine ne zaman başvuruluyor?

Obezite cerrahisi, mide ve bağırsaklarda yapılan cerrahi değişikliklerle hem besin alımını kısıtlayan, hem de hormonal ve metabolik düzenlemeler sağlayan işlemlerin genel adıdır. Sıklıkla “zayıflama ameliyatı” olarak bilinse de esasen bu ameliyatların amacı metabolik hastalıkları kontrol etmek, yaşam kalitesini artırmak ve süresini uzatmaktır. Uluslararası kılavuzlara göre, vücut kitle indeksi (VKİ) 40 kg/m² ve üzeri olan hastalarda cerrahi tedavi öneriliyor.  Ayrıca, VKİ 35–40 kg/m² arasında olup tip 2 diyabet, hipertansiyon veya uyku apnesi gibi ek hastalıklara sahip olan hastalarda da cerrahi güçlü bir seçenek olarak ön plana çıkıyor. Güncel bilimsel veriler, VKİ 30–34,9 aralığında olup kontrolsüz tip 2 diyabet gibi ciddi metabolik sorun yaşayan hastalarda da ameliyatın faydalı olabileceğini gösteriyor.

Kimler obezite cerrahisinden yararlanabiliyor?

Her hasta, multidisipliner bir kurul (cerrah, endokrinolog, anestezi uzmanı, diyetisyen ve psikiyatrist) tarafından detaylı şekilde değerlendiriliyor.  Kondisyonu yeterli olan, daha önce diyet ve medikal tedavi yöntemleriyle kalıcı başarı sağlanamamış, ameliyat sonrasındaki takiplere uyum gösterebilecek, ciddi psikiyatrik engeli olmayan kişiler ameliyat için aday oluyorlar.

Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?

Her cerrahi girişimde olduğu gibi obezite cerrahisinin de riskleri mevcut. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, ancak laparoskopik yöntemlerin yaygınlaşması, anestezi güvenliğinin artması ve deneyimli cerrahların uygulamaları sayesinde bu risklerin günümüzde oldukça düştüğünü anlatarak, “Büyük serilerde ölüm oranı yüzde 0,1 civarındadır, yani safra kesesi ameliyatı ile benzer düzeydedir. Obezite cerrahisi doğru merkezde ve uzman ekiplerce uygulandığında güvenli bir tedavi seçeneğidir. Üstelik obezitenin yol açtığı kalp hastalığı, felç ve erken ölüm riskiyle karşılaştırıldığında, cerrahinin sağladığı faydalar çok daha ağır basmaktadır” diyor.

Ameliyata hazırlık sürecinde nelere dikkat edilmeli?

Hazırlık sürecinde, detaylı kan tetkiklerinden endoskopik incelemeye kalp ve akciğer sistemini ortaya koyan yöntemlerden psikiyatrik değerlendirmeye ve diyete kadar pek çok yönteme başvuruluyor. Doç. Dr. Eyüp Gemici, “Ameliyat öncesinde sigaranın bırakılması, düzenli yürüyüş yapılması ve vitamin-mineral eksikliklerinin giderilmesi, potansiyel riskleri ciddi ölçüde azaltırken hastanın süreçten faydasını maksimum düzeyde artırmaktadır” diye konuşuyor.

Obezite cerrahisinde hangi yöntemler uygulanıyor?

Günümüzde obezite cerrahisinde her yöntemin avantajları ve dezavantajları olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, “Örneğin reflüsü olan hastalarda bypass daha uygun olabilirken, reflüsü olmayan genç hastalarda tüp mide daha çok tercih edilmektedir” bilgisini veriyor. Doç. Dr. Eyüp Gemici, obezite cerrahisi yöntemlerini şöyle özetliyor:

Sleeve gastrektomi (Tüp mide ameliyatı): Midenin yüzde 70–80’inin çıkarıldığı bu yöntemde mide tüp şeklini almaktadır. İştah hormonu olan ghrelin azalmakta, hasta daha az yemekle doyar hale gelmektedir.

Roux-en-Y gastrik bypass: Küçük bir mide poşu oluşturulmakta ve ince bağırsak yeniden düzenlenmektedir Hem kilo kaybı hem de metabolik hastalıkların kontrolünde oldukça etkili bir yöntemdir.

Mini gastrik bypass: Yaklaşık 6 – 8 cm uzunluğunda bir mide poşu oluşturulup belirli bir miktar bağırsak sindirim dışında tutulmaktadır. Tek bir bağlantı yapılması nedeniyle kısa sürede uygulanabilmektedir.

Günlük yaşama ne zaman dönülüyor?

Hastaların ameliyat sonrasında genellikle 3–4 gün içinde taburcu edildiğini anlatan Doç. Dr. Eyüp Gemici, “Masa başı çalışanlar 1–2 hafta içinde işlerine dönebilir. Daha aktif işlerde çalışanlarda bu süre 3–4 haftayı bulabilir. Spor aktivitelerine dönüş ise ortalama 6–8 hafta içinde gerçekleşir” diyor.

Kilo kaybı ne zaman başlıyor?

Obezite cerrahisinin hemen ardından mide hacminin küçülmesi nedeniyle alınan besin miktarı azalıyor, iştah hormonu ghrelinin azalmasıyla birlikte açlık hissi belirgin şekilde düşüyor.  Dolayısıyla, hastalar neredeyse ilk haftalardan itibaren kilo kaybetmeye başlıyor, ilk 1–3 ayda en hızlı kilo kaybı yaşıyorlar.  Doç. Dr. Eyüp Gemici, ameliyatın üzerinden 6–12 ay geçtiğinde fazla kiloların büyük kısmının kaybedilmiş olduğunu vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Çalışmalar, hastaların ilk 6 ayda fazla kilolarının yarısını, birinci yılın sonunda ise yüzde 60–80’ini verdiklerini göstermektedir. İkinci yıldan itibaren kilo kaybı daha yavaş ilerlemekte ve dengelenmektedir. Bu noktadan sonra amaç, mevcut kilonun korunmasıdır.”

Ameliyat sonrasında tekrar kilo alma riski var mı?

Obezite cerrahisi sonrasında çoğu hasta ilk yıllarda fazla kilolarının büyük kısmını kaybediyor. “Ancak bu kaybın kalıcı olması hastanın yaşam tarzı kurallarına uyumuna bağlıdır” uyarısında bulunan Doç. Dr. Eyüp Gemici, “Eğer beslenme kurallarına uyulmaz, egzersiz ihmal edilir ya da düzenli doktor ve diyetisyen kontrolleri aksatılırsa, zamanla verilen kiloların bir kısmı geri alınabilir. Araştırmalar, hastaların yaklaşık dörtte birinde uzun vadede belirli ölçüde kilo artışı görülebildiğini göstermektedir. Yüksek kalorili sıvılar, sık atıştırma, düşük protein alımı ve hareketsiz yaşam bu duruma en çok zemin hazırlayan faktörlerdir” diyor.

Obezite cerrahisinden sonra nelere dikkat etmeli?

Obezite cerrahisi sonrasında kalıcı başarı, hastaların yaşam tarzı değişikliklerine uyum göstermesine bağlı oluyor. Küçülmüş mideye uygun şekilde beslenmek, küçük porsiyonlar halinde ve yavaş yemek, erken doygunluğu fark etmek açısından önem taşıyor. Yemeklerle birlikte sıvı alınması sindirimi bozup mideyi hızla doldurabileceğinden, sıvıların öğünlerden en az yarım saat önce ya da sonra tüketilmeleri gerekiyor. Beslenmede protein öncelikli olmalı; çünkü yetersiz protein kas kaybına ve metabolik dengenin bozulmasına yol açabiliyor. Ayrıca ameliyat sonrasında vitamin ve mineral emilimi değiştiği için özellikle B12, demir, kalsiyum ve D vitamini takviyelerinin düzenli alınması önem taşıyor. Kilo kaybının sürdürülebilmesi için düzenli fiziksel aktivite yapılması son derece önemli; başlangıçta yürüyüşlerle başlanıp zamanla daha yoğun egzersizlere geçilmesi öneriliyor.

Obezite yaşam süresini kısaltıyor!

Modern çağın salgın hastalığı olarak tanımlanan obezite son yıllarda dünya genelinde hızla yaygınlaşıyor. Araştırmalara göre Türkiye, yüzde 30’un üzerinde obezite oranıyla Avrupa’nın en kilolu ülkesi haline geldi. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Can Gönen, obezitenin sadece kozmetik bir sorun olmadığını, birçok ciddi hastalığa yol açarak yaşam süresini kısalttığını belirtiyor. Buna karşın günümüzde teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde obezitede kişiye özel tedavi seçenekleri ortaya çıktığını, son yıllarda kolay uygulanabilir ve etkili yöntemlerle bu ciddi hastalıktan kurtulmanın mümkün olabildiğini vurgulayan Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Can Gönen, Türkiye’de alarm veren obezitede en yeni tedavi yöntemlerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı gibi etkenlerle görülme sıklığı hızla artan obezite, vücutta tüm sistemleri olumsuz etkileyerek yaşam süresini kısaltan çok önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzde obezitenin 7’den 70’e dünya genelinde yaygınlaştığını belirten Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Can Gönen, “Normalin üzerinde yağ dokusu birikimi yaşam kalitesini bozmanın yanı sıra tüm sistemleri olumsuz etkileyerek tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, kanser ve eklem sorunları gibi hastalıklara yakalanma riskini artırır ve beklenen yaşam süresini kısaltır. Araştırmalar; obezite sıklığının ülkemizde yüzde 30’un üzerine çıktığını ve Avrupa kıtasındaki en kilolu ülke konumuna geldiğimizi göstermektedir. Kadınlarda obezite, erkeklerden çok daha fazla görülmektedir” diyor. Obezitenin bir yaşam tercihi değil, tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalık olduğunun çok net bilinmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Gönen şöyle konuşuyor: “Ne yazık ki toplumun birçok kesiminde obezitenin kişinin kendi tercihi, öz bakım eksikliği veya umursamazlığından kaynaklandığı yönünde yaygın bir ön yargı vardır. Obeziteli bireyler bu nedenle okul, iş ve sosyal yaşamlarında çeşitli ayrımcılıklara maruz kalmakta ve çeşitli engellerle karşılaşmaktadırlar. Söz konusu ayrımcılık, hastalığının ifade edilişinde bile kendini göstermektedir. “Obez” ifadesi bir hastalık adı olarak değil, bir sıfat olarak kullanılmakta ve bu nedenle yargılayıcı, aşağılayıcı bir dil ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda obezite hastalığının doğru şekilde ifade edilmesi ve obeziteli bireylerin ötekileştirilmemesi konusunda bir hassasiyet başlamıştır. “Önce insanım” sloganıyla başlayan bu girişimde “obeziteli birey”, “obeziteyle yaşayan birey”, “obezite hastası” gibi ifadelerin kullanılmasına özen gösterilmesi önemle vurgulanmaktadır.”

Prof. Dr. Can Gönen

Prof. Dr. Can Gönen

Beden kitle indeksiniz 30 ve üzeri ise!

Obezitenin tespitinde en yaygın olarak beden kitle indeksi (BKİ) hesaplaması kullanılıyor. Yetişkinlerde beden kitle indeksinin 30 ve üzeri olmasının obeziteye işaret ettiğini belirten Prof. Dr. Can Gönen “BKİ, bir kişinin kilogram cinsinden vücut ağırlığının metre cinsinden boyunun karesine (kg/m2) bölünmesiyle hesaplanır. Yetişkinlerde normal kabul edilen BKİ değeri 18,5-24,9 kg/m2 arasıdır. 25-29,9 olması kilo fazlalığına, 30 ve üzeri olması ise obeziteye işaret eder. Obezite derecesi de evre 1, evre 2 ve evre 3 olarak sınıflandırılır. Beden kitle indeksinin 40 ve üzerinde olması obezitenin evre 3 yani çok ciddi düzeyde olduğunu gösterir. Obezitesi etkin yöntemlerle tedavi edilerek istenen hedef kiloya yaklaşan kişiler ve obezitesi tedavi edilmemiş bireylerin uzun yıllar takip edildiği karşılaştırmalı çalışmalar bize kanser sıklığının ve yaşam süresinin obezite ile olan ilişkisini açıkça ortaya koymuştur. Obezite ile yaşayan kişilerde kanser sıklığı artmakta ve yaşam süresi kısalmaktadır” diyor.

Obezite tedavisi kişiye göre değişiyor!

Bütün kronik hastalıklarda olduğu gibi obezitenin tedavisinde de hasta ve hekim işbirliğinin çok büyük önem taşıdığını belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Can Gönen, “Tedavide amaç sadece kilo vermek değil, verilen kiloyu korumak, kilo artışına neden olan etkenlerden uzaklaşmak ve yaşam biçimini kalıcı olarak değiştirmek olmalıdır. Bir obezite hastasının bu hedefe ulaşabilmesini sağlamak için istekli, bilgili ve motivasyonu yüksek bir ekiple çalışılması çok önemlidir” diyor. Obezite tedavisinde diyet ve egzersizin uzun dönemde yüzde 5 düzeyinin üstünde istikrarlı bir başarıya ulaşamadığını, diyet ve egzersize eşlik eden etkin ilaç tedavilerinin ise başarı oranını yüzde 15-17’ye çıkardığını belirten Prof. Dr. Gönen “Ancak kilo kaybı kişinin diyet, egzersiz gibi yaşam şekli değişiklikleri uygulamasına, ilaç uyumuna, ilacın kullanım süresine göre farklılık göstermektedir” diye konuşuyor.

Kolay uygulanabilir ve etkin yöntemler öne çıkıyor!

En az altı ay süreyle diyet, egzersiz ve ilaç tedavisi ile yeterli kilo veremeyen veya daha önce verdiği kiloyu muhafaza edemeyen hastalarda cerrahinin düşünülebileceğini ancak son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde endoskopik tedavilerin kolay uygulanabilir ve etkin yöntemler olarak öne çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Can Gönen şu açıklamalarda bulunuyor: Obezite tedavisinde başlıca 2 endoskopik yöntem uygulamaktayız. Bunlar; endoskopik balon yerleştirilmesi ve endoskopik tüp mide oluşturulmasıdır (endoskopik sleeve gastroplasti). Endoskopik balon tedavisinde, endoskopik olarak mide içerisine balon yerleştirilmekte ve uygun hacime kadar şişirilmektedir. Konulan balon 6-12 ay sonra endoskopik olarak söndürülüp çıkartılmaktadır. İşlemler hasta uyurken yapılmaktadır. Bu yöntem ile yüzde 10-11 düzeyinde kilo kaybı sağlanmaktadır. Ancak kilo kaybı kişinin diyet, egzersiz ve yaşam şekli değişikliklerine göre farklılık göstermektedir. Endoskopik tüp mide oluşturulması ise daha yeni bir yöntemdir. Hasta uyutulup, endoskopik olarak mide içerisine dikişler konularak mide hacmi yüzde 70 küçültülmektedir. Bu yöntem ile yüzde 17-18 düzeyinde kilo kaybı sağlanmaktadır.”

Hasta aynı gün taburcu edilebiliyor

Endoskopik tüp mide yönteminin cerrahiye göre hastaya bir çok avantaj sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Gönen “Kesi olmaması, olumsuz sonuçların (komplikasyon) az olması, ileride gerekirse diğer yöntemlerin (cerrahi dahil) yapılabilir olmaya devam etmesi, düzenli ilaç kullanım gerekliliğinin olmaması üstün tarafları olarak göze çarpmaktadır. Bu avantajları nedeni ile hem Avrupa hem Avrupa sağlık otoriteleri tarafından onaylanmış bir yöntemdir. Dünyada; diyet, egzersiz, yaşam tarzı değişikliklerine rağmen istenilen kilo kaybı sağlanamayan, BKİ 30 ve üzeri ya da 27 ve üzeri olup obezite ile ilişkili bir hastalığı olan (örneğin tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi vb) hastalar için önerilmektedir. Endoskopik tüp mide oluşturulması, daha önce cerrahi tedavi uygulanan ancak tekrar kilo alımı olan hastalarda kurtarıcı bir tedavi olarak uygulanabilmektedir” diyor.

Kilo tansiyonu tetikler mi?

Kilo tansiyonu tetikler mi?

Obezite ve hipertansiyonun birlikte bulunması halinde kalbin yapısı ve fonksiyonunun üzerindeki etkisinin çok daha şiddetli olabileceğini belirten Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Kadriye Kılıçkesmez sağlıklı yaşam tarzını benimseyerek, düzenli egzersiz ve diyet yaparak verilecek kilonun hipertansiyonun kontrol altına alınmasında yardımcı olacağının altını çizdi.

Prof. Dr. Kadriye Kılıçkesmez

Prof. Dr. Kadriye Kılıçkesmez

Obezite nedir?
Enerji alımı ve tüketimi arasındaki dengenin bozulması sonucu vücut yağ kitlesinin, yağsız vücut kitlesine oranının artmasına obezite denir.

Kardiyovasküler hastalıklar için risk faktörü olabilir
Obezite kalp üzerinde yaratmış olduğu yapısal değişiklikler nedeni ile tek başına kardiyovasküler hastalıklar için bağımsız bir risk faktörü olmasının yanında, hipertansiyon gibi diğer risk faktörlerine de yol açarak etkili olmaktadır. Obezite ve hipertansiyonun birlikte bulunması kalbin yapısı ve fonksiyonu üzerine olan etkinin çok daha şiddetli olmasına yol açar.

Yağların hangi bölgede depolandığı önemli
Obezitenin yanı sıra yağların hangi bölgede depolandığı da önemlidir. Yağ birikiminin özellikle karın bölgesinde olduğu santral (elma tipi) tip yağlanma hipertansiyon, diyabet, insülin direnci, kan şekeri yüksekliği, bozuk lipid profili gibi kardiyovasküler risk faktörlerini de arttırmaktadır. Santral obezitenin önemli bir göstergesi olan bel/kalça oranı erkeklerde 1.0, kadınlarda 0.8’in üzerine çıkmamalıdır.

Obezite hormon sinyallerinde değişikliklere sebep olabilir

Obezite hormon sinyallerinde, sempatik sinir sisteminin işlevlerinde, böbreklerin yapısı ve işlevlerinde değişikliklere sebep olur.

Prof. Dr. Kadriye Kılıçkesmez

Obezite ve hipertansiyon arasındaki ilişki
Obezite ve hipertansiyon arasındaki ilişkiyi gösteren çalışmalarda Beden Kitle İndeksi (BKI) değeri 27 kg/metrekare’nin üzerinde olan aşırı kilolu bireylerin hipertansiyon risklerinin, aşırı kilolu olmayan bireylerden üç kat daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Özellikle bel/kalça oranı kan basıncı ile önemli korelasyon göstermektedir.

Kan basıncı kontrolü için kilo vermek önemli

  • Kilo verme kan basıncı kontrolü için çok önemli bir yaşam tarzı değişikliğidir.
  • Obez bireylerde ağırlıktaki %5-10 düzeyindeki azalma kan basıncında belirgin düşüş sağlamaktadır.
  • Zayıflamanın kan basıncı üzerine etkisi bir tansiyon ilacının etkisine yakındır.
  • Ağırlık kaybının kan basıncı üzerine olan düşürücü etkisi büyük oranda kan hacmini ve kalbin ön yükünü azaltmak gibi hemodinamik etkileri üzerinden gerçekleşmektedir.

Kilo kaybı için:

  • Sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek,
  • Düzenli egzersiz yapmak ve
  • Dengeli bir diyet uygulamak da önemlidir.

Bunların hepsi birlikte, hipertansiyonun kontrol altına alınmasına yardımcı olacaktır.

Obezite, felçten hipertansiyona birçok hastalığın sebebi

Obezite, felçten hipertansiyona birçok hastalığın sebebi

Obezitenin sağlık üzerinde birçok olumsuz etkisi olduğunu dile getiren Medical Park Tokat Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Celil Uğurlu, “Diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, iç organ yağlanması, uyku apne sendromu, kalp ve damar hastalıkları, kemik ve eklem rahatsızlıkları, felç, solunum sistemi hastalıkları, safra kesesi hastalıkları, cinsel rahatsızlıklar, kadınlarda adet düzensizlikleri, üreme problemleri, cilt hastalıkları gibi birçok hastalık obezite nedeniyle ortaya çıkabilmektedir” dedi.

Medical Park Tokat Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Celil Uğurlu, obezite ve obezite cerrahisi hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Obezitenin dünya genelinde yılda 5 milyon civarında insanın hayatını tehdit eden, bulaşıcı olmayan bir pandemi olarak tanımlanabileceğinin altını çizen Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Celil Uğurlu, “Zira her geçen yıl yeni verilerle obeziteden etkilenen hasta sayısının arttığını gözlemlemekteyiz. Sedanter yaşam, sağlıksız beslenme alışkanlığı gibi yaşamsal faktörlere ek olarak genetik faktörlerle de ortaya çıktığı gösterilmiş karmaşık bir tablodur” şeklinde konuştu.

Doç. Dr. Celil Uğurlu

Doç. Dr. Celil Uğurlu

ÜÇ AYRI OBEZİTE SINIFLANDIRMASI MEVCUT

Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre obezitenin vücudun yağ kütlesinin yağsız kütlesine oranla arttığı kronik bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Celil Uğurlu, şu bilgileri paylaştı:

“Obeziteyi sınıflandırmak için Beden Kitle İndeksi (BKİ) diye adlandırılan basit bir boy kilo indeksi kullanılmaktadır. BKİ, bazı sınırlamalarına rağmen etkin kullanılan kaba bir tanımlama aracıdır. Kilogram cinsinden ağırlığın, metre cinsinden boyun karesine (kg/m2 ) bölünmesiyle hesaplanır. BKİ’nin 30 kg/m2’den büyük olması obezite olarak tanımlanmaktadır. 30-34,99 kg/m2 aralığı birinci derece, 35-39,99 kg/m2 aralığı ikinci derece ve 40 kg/m2 ve üzeri üçüncü derece obezite olarak sınıflandırılır. Üçüncü derece obezite hastaları morbid obez olarak da adlandırılır. BKİ 50 kg/m2 üzerindeki hastalar ise süper obez hastalar olarak adlandırılmaktadır.”

DİYABET, KALP DAMAR VE KEMİK RAHATSIZLIKLARINI TETİKLİYOR

Obezitenin sağlık üzerinde birçok olumsuz etkisi olduğunu dile getiren Doç. Dr. Uğurlu, “Diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, iç organ yağlanması, uyku apne sendromu, kalp ve damar hastalıkları, kemik ve eklem rahatsızlıkları, felç, solunum sistemi hastalıkları, safra kesesi hastalıkları, cinsel rahatsızlıklar, kadınlarda adet düzensizlikleri, üreme problemleri, cilt hastalıkları gibi birçok hastalık obezite nedeniyle ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca hastaların psikolojik refahını düşürerek kaygı hali, özgüven eksikliği, mutsuzluk, değersizlik hissi, depresyon ve daha ciddi psikolojik problemlere neden olabilir” ifadelerini kullandı.

TEDAVİDE BİRÇOK YÖNTEM KULLANILIYOR

Obezite tedavisinde birçok yöntem kullanıldığını söyleyen Doç. Dr. Uğurlu, bunlara örnek olarak diyet programlarıyla birlikte egzersiz, ilaçlar, bilişsel davranışçı terapi, mide botoksu, mide balonu ve obezite cerrahisi gibi yöntemlerin sayılabileceğini belirtti.

CERRAHİ KİLO KAYBINI SAĞLAYAN ETKİN BİR YÖNTEM

Obezite cerrahisinin, obezite tedavisinde uzun dönem sonuçlarına bakıldığında sürdürülebilir kilo kaybını sağlayan en etkin yöntemlerin başında geldiğini işaret eden Doç. Dr. Uğurlu, “Obezite cerrahisi, besin alımını kısıtlayan ameliyatlar ve hem besin alımını kısıtlayıcı hem de emilimini bozucu kombine ameliyatlar olarak sınıflandırılabilir. Cerrahi planlanan her hasta uzman cerrahi ekibi tarafından ameliyat öncesinde detaylı olarak incelenerek kendisi için en uygun yöntem seçilip operasyona alınmalıdır. Obezite cerrahisi BKİ’si 40’tan büyük olan hastalar, BKİ’si 35’in üzerinde olup bir veya daha fazla yandaş hastalığı olan hastalar (Tip-2 diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi, uyku apnesi vb.) ve BKİ 30-35 aralığında olup özel şartları taşıyan hastalara uygulanabilir” dedi.

ÇOCUKLUKTA OBEZİTEYE KARŞI KORUYUCU YAŞAM TARZI BENİMSENMELİ

Obezitenin, bireylerde yaşam kalitesini azaltmak ve yaşam beklentisini azaltmak dışında sağlık sistemlerinde de oldukça fazla miktarda ekonomik yük oluşturduğunu da sözlerine ekleyen Doç. Dr. Uğurlu, bu nedenle ortaya çıkmadan koruyucu önlemler alarak bireylerin obez olmasının önlenmesinin mücadelede temel strateji olması gerektiğinin altını çizdi. Doç. Dr. Uğurlu, son olarak bireylere sağlıklı beslenme ve egzersiz yapma alışkanlığı kazandırılarak obeziteden koruyucu yaşam tarzını benimsemeleri için çocukluk çağından itibaren eğitilmesi gerektiğine dikkat çekerek açıklamalarını sonlandırdı.

Obezite Cerrahisi Son Çare Olmalıdır

Obezite Cerrahisi Son Çare Olmalıdır

Çağımızın en büyük sorunlarından biri olan obezitenin tedavisinde hangi aşamada obezite cerrahisine başvurulması gerektiği hakkında Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adem Akçakaya açıklama yaptı.

Obezite tedavisinde son zamanlarda ilk akla gelen yöntemin cerrahi müdahale olduğunu belirten Akçakaya, “obezite cerrahisi, tedavinin en son aşaması yani son çare olmalıdır” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından, “vücutta sağlığı bozacak ölçüde anormal veya aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanan obezitenin görülme sıklığının her geçen gün arttığını belirten Prof. Dr. Adem Akçakaya, “Hastalığa karşı geliştirilen stratejiler temelinde bireyin yaşam tarzını değiştirmeye yönelik olan davranış terapisinin yanında, diyet tedavisi, egzersiz, son çare olarak ise cerrahi tedaviyi önermektedir. Yani hasta önce yaşam tarzını değiştirmeli, diyet ve egzersiz yapmalı hiçbirinden istenen fayda sağlanmazsa o zaman obezite cerrahisine başvurulmalıdır. Ayrıca obezite cerrahisinin hastanın şartlarına uygunluğu da incelenmelidir.”

Prof. Dr. Adem Akçakaya

Prof. Dr. Adem Akçakaya

Hızlı kilo vereyim derken sağlığınızdan olmayın

“Cerrahi tedavi dışındaki yöntemlerin kilo kaybı üzerindeki etkisi yavaştır. Bu yüzden obez hastaların birçoğu hızlı kilo vermek adına obezite cerrahisi yöntemlerini tercih etmektedir. Fakat bu yöntemler başta kilo geri kazanımı olmak üzere taşikardi, fistül, kanama, fıtıklaşma, anastomoz darlığı, gastrik erozyon, ince bağırsak tıkanıklıkları, derin ven trombozu ve pulmoner emboli gibi birçok komplikasyonu da beraberinde getirmektedir.”

Standart bir “Zayıflama Yöntemi” yoktur

“Obezite tedavisinde seçilecek yöntemin riskleri ve yan etkileri hasta ile tartışılmalıdır. Zira obezite konusunda herkese uygulanabilecek standart bir “Zayıflama Yöntemi” yoktur. Her birey her yönüyle değerlendirilip tüm süreçler aşamalandırıldıktan sonra zayıflama tedavisine başlanmalıdır.”

Obezite

Yaşam tarzını değiştirmek ana hedef olmalı

“Yaşam tarzını değiştirmek tüm tedavi yöntemlerinin ana hedefidir. Başarılı kilo kaybı, kademeli tedavi, öğün ve besin miktarlarının değiştirilmesi, egzersiz ve kalori harcamasının arttırılması ile sağlanabilir. Başarısızlık durumunda farmasötik ilaçlar ve endoskopik yöntemler uygulanır. Eğer sonuç alınamıyorsa ve hasta morbid obez ise cerrahi yöntemler tercih edilmelidir. Hangi cerrahi yöntemin seçilmesi gerektiği kişiden kişiye farklılık gösterir ve eşlik eden yandaş hastalıklara göre belirlenmelidir.” 

Kilo veremeyen hasta yoktur, kilo vermek sadece zaman alır

“Seçilen yöntemin riskleri ve yan etkileri hastayla tartışılmalı, hastaya öneriler multidisipliner bir değerlendirmeden sonra verilmelidir. Hastanın mevcut durumuna en uygun ve en az riskli yöntem ile tedaviye başlanmalıdır. Kişilerin uyumunu sağlamak için detaylı bir değerlendirme yapılmalı, eksiklikler belirlenerek tedavi planı buna göre yapılmalı, basamaklandırma yöntemi ile kilo veremeyecek hasta olmadığı konusunda hastaya güvence verilmeli, bu yöntemlerden biri ile zayıflamasının büyük ihtimalle sağlanacağını ama önemli olanın davranış değişikliği ile zayıf kalmanın sürdürülmesi olduğu anlatılmalıdır. Kilo veremeyen hasta yoktur, kilo vermek sadece zaman alır. Bu güvencenin sağlanması hasta uyumunu ve başarısını artıracaktır” şeklinde açıklama yaptı.

Dikkat! Bu ölümcül hastalık hızla yaygınlaşıyor!

Dikkat! Bu ölümcül hastalık hızla yaygınlaşıyor!

Modern çağın tehlikeli hastalığı obezite gerek dünyada gerekse ülkemizde hızla yaygınlaşıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik başta olmak üzere birçok yanlış yaşam alışkanlığının etkisiyle günümüzde her 5 kişiden birinin obezite hastası olduğunu belirterek “Covid-19 ve Influenza gibi gribal enfeksiyonlar nedeniyle evde daha çok vakit geçirilmesi de düzensiz beslenme ve hareketsizliği artırarak obezitenin hızla yaygınlaşmasına neden oldu” diyor.

Obezite hastalığı tedavi edilmediğinde hayatı tehdit ettiğini, ancak aşırı kilolardan kurtulmak amacıyla bazı yanlışlara düşülmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Bilgi Baca “Doğal ya da bitkisel adıyla satılan ilaçlardan kaçınılması gibi, multidisipliner yaklaşıma sahip olmayan merkezlerde cerrahi operasyondan da kesinlikle uzak durulmalıdır” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca obezite hastalarının dikkat etmeleri gereken 5 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Bilgi Baca

Prof. Dr. Bilgi Baca

  1. Obeziteyi sadece estetik sorun olarak görmeyin!

Obezite organları hızla yıpratıp diyabetten kalbe, solunum yetmezliğinden inmeye, böbrek ve karaciğerden kansere dek birçok ciddi hastalığa yol açarak yaşam süresini kısaltıyor. Bu nedenle obeziteyi sadece bir estetik sorun olarak görmeyip “ben kilolarımla barışığım” şeklinde yanılgıya düşmeyin. Diyet ve egzersiz uygulayarak kilo veremeyen hastalarda obezite cerrahisinin hayat kurtarıcı bir yöntem olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bilgi Baca “Hayat kurtarıcı diyorum çünkü obezitenin yol açtığı hastalıklar hastanın hayatını ciddi olarak tehdit etmektedir. Unutmayın ki vücut kitle indeksiniz 40’ın üzerindeyse ya da vki 35 olup eşlik eden en az bir tane kronik hastalığınız varsa, multidisipliner yaklaşımla doğru ellerde olacağınız obezite cerrahisinin riski, ameliyat olmayarak aşırı kiloların yol açacağı sağlık riskiyle ölçülemeyecek kadar azdır” diyor.

  1. Aşırı kilolardan kurtulmak için size uygun en doğru yöntemi öğrenin!

Günümüzde obezite cerrahisinin güvenli bir şekilde daha az komplikasyonla yapılabildiğini belirten Prof. Dr. Bilgi Baca, dünyada ve ülkemizde en çok uygulanan ameliyat şeklinin tüp mide ameliyatı (Sleeve Gastrektomi) olduğunu ancak obezite cerrahisinin bu konuda tecrübeli ve multidisipliner yaklaşımla hareket eden merkezlerde yapılmasının büyük önem taşıdığını vurguluyor.

  1. ‘Doğal’ ya da ‘bitkisel’ denilerek zayıflamayı vaat eden ürünlere kanmayın!

İnternetten ya da çevrenizdekilerden duyduğunuz kulaktan dolma bilgilerle ve önerilerle kesinlikle ‘doğal’ ya da ‘bitkisel’ adı altında satılarak zayıflamayı vaat eden ürünlere kanmayın. Aksi taktirde bu ürünler karaciğer ve böbrekleri geri dönüşü olmayacak şekilde tahrip ederek hayati riske yol açabiliyorlar.

  1. Cerrahi öncesi iyi araştırın, multidisipliner yaklaşan merkezi tercih edin!

Obezite cerrahisinin multidisipliner olarak planlanması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Bilgi Baca şöyle konuşuyor: “Tedaviyi yapacak ekipte genel cerrahi uzmanı, diyetisyen, endokrinolog, psikolog, fizik tedavi uzmanı ve radyoloğun olması gerekir. Tercihen bu konuda merkezleşmiş kliniklerde tedavi yapılmalıdır. Ameliyata karar verme aşamasında hastanın bilgilendirilmesi, olabilecek komplikasyonlar ve takip süresi hakkında ayrıntılı bilgi verilmelidir.”

  1. Ameliyat sonrası takip sürecini baştan iyice öğrenin!

Obezite ameliyatı yapıldıktan sonra iş bitmiyor! Hastaların 3 ay aralıklarla en az 1,5 yıl takip edilmesi gerekiyor. Etkili sonuçlar alabilmek ve hastanın yeni hayatına, beslenme alışkanlıklarına kolaylıkla ayak uydurabilmesi için bu takiplerin kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bilgi Baca “Hastanın olası protein, vitamin ve mineral eksiklikleri ameliyat sonrası erken farkedilmeli ve tıbbi ekip tarafından önlem alınmalıdır. Hasta ameliyat sonrası ‘ameliyat oldum, artık kilo almam, iş bitti’ şeklinde yanılgıya düşmemeli sağlıklı ve dengeli beslenme ve egzersizle mutlaka kilo verme sürecini desteklemelidir. Aksi taktirde verilen kilolar hızla geri alınacaktır” diyor.

Obezite kısırlığa yol açabilir

Obezite kısırlığa yol açabilir

Obezitenin kalp ve damar hastalıklarına, yüksek tansiyona, yüksek kolesterol ve damar tıkanıklığına neden olarak kalp krizi ve inme riskini artırdığına dikkat çeken VM Medical Park Mersin Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ersan Semerci, “Aşırı kilo nedeniyle oluşan nefes darlığı, vücudun bütün hücrelerinin yeteri kadar oksijenlenememesine sebep olabilir. İleri evrede ise hormonları etkileyerek kadın ve erkeklerde infertiliteye (kısırlık) yol açabilir” dedi.

Obeziteyi vücudun kullanabileceğinden daha fazla kalori alınması olarak tanımlayan VM Medical Park Mersin Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ersan Semerci, günlük alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması durumunda, fazlasının yağ olarak vücutta depolandığını işaret etti.

Dr. Ersan Semerci

Dr. Ersan Semerci

YAĞ ERKEKLERDE GÖBEK, KADINLARDA KALÇADA DEPOLANIYOR

Diğer bir tanımla obezitenin vücutta yağ kütlesinin yağsız kütleye oranla çok fazla artması olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Ersan Semerci, vücutta artan yağların genellikle bazı vücut bölgelerinde (örneğin, erkeklerde göbek bölgesinde kadınlarda ise kalça ve göbek bölgesinde) depolanarak ileri evrede iç organlarda da yağlanmaya sebep olabileceğini, bunun da çeşitli sağlık problemlerinin temelini oluşturduğunu söyledi.

KALP KRİZİ VE İNME RİSKİNİ ARTIRIYOR

Damarlardaki yağlanmanın artmasıyla obezitenin kalp ve damar hastalıklarına, yüksek tansiyona, yüksek kolesterol ve damar tıkanıklığına neden olarak kalp krizi ve inme riskini artırdığına dikkat çeken Uzm. Dr. Semerci, aynı zamanda metabolik bir hastalık olan tip 2 diyabete, karaciğer yağlanmasına bağlı karaciğer hastalıklarına ve uyku apnesi gibi problemlere sebep olabileceğinin altını çizdi.

KANSERE SEBEP OLABİLİR

Aşırı kilonun rahat nefes almayı önlediğini vurgulayan Uzm. Dr. Semerci, “Bu yüzden oluşan nefes darlığı vücudun bütün hücrelerinin yeteri kadar oksijenlenememesine sebep olabilir. İleri evrede hormonları etkileyerek kadın ve erkeklerde infertiliteye (kısırlık) yol açabilir. Ayrıca yapılan bazı çalışmalar obezitenin bazı kanser türlerine sebep olabileceğini göstermiştir” şeklinde konuştu.

BEL ÇEVRESİ KADINDA 88 CM, ERKEKTE 102 CM VE ÜZERİNDE İSE DİKKAT!

Kişilerde obezitenin varlığının çeşitli hesaplamalarla anlaşılabildiğini söyleyen Uzm. Dr. Semerci, vücut kitle indeksi hesaplamasının kişinin kilogram cinsinden kilosunun metre cinsinden boyunun karesine bölünerek elde edildiğini, ortaya çıkan vücut kitle indeksi değeri 30 ve üzerinde ise kişinin obez kabul edildiğini söyledi. Hesaplamalardan bir diğerinin ise bel çevresi ölçümü olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Semerci, bel çevresinin kadınlarda 88 cm; erkeklerde ise 102 cm ve üzerinde bir değerde olmasının da obezite olarak tanımlanabileceğini belirtti.

BİLGİSAYAR VE TELEVİZYON KULLANIMI RİSK FAKTÖRÜ

Obezite risk faktörlerine dikkat çeken Uzm. Dr. Semerci, “Günümüzde büyük şehirlerde yaşayan çocukların fiziksel aktiviteleri genellikle kısıtlıdır. Hemen hemen her çocuk sadece okulda beden eğitimi dersinde spor gibi fiziksel aktivitelerde bulunur. Çocuğunuzu daha çok spor yapmaya yönlendirmelisiniz. Çevresel risklerde dikkat edilmesi gerekenlerin başında bilgisayar kullanımı ve televizyon seyretmek gelir. Bu iki durum çocuğunuzun gün içinde daha az enerji tüketmesini ve daha fazla enerji depolamasını sağlar. Ayrıca televizyon veya bilgisayar başında daha fazla abur cubur yemesine olanak tanır. Özellikle reklamlarda gösterilen ve besin değeri düşük yiyeceklerin sık tüketimi de çocuğunuzun kilo almasını sağlar” diye konuştu.

YAŞITLARINA GÖRE FAZLA YEMESE DE AZ HAREKET EDER

Obezite hastası bir çocuğun yaşıtlarına oranla daha fazla yemek yemese bile genellikle daha az enerji harcadığına dikkat çeken Uzm. Dr. Semerci, “Çocuğun enerji tüketiminin az olması, kilo aldıran risk faktörlerinin başında gelir. Anne ve babanın her ikisinin birden kilolu olması sonucu doğacak çocukta yüzde 80 oranında obezite olma riski bulunur. Eğer sadece biri kilolu ise bu risk yüzde 40’lara kadar düşebilir. Unutulmamalı ki, obezitenin en büyük sebeplerinden biri çok yemek yeme değil, yenildiği kadar enerji harcamamaktır. Obezite sorunu ile mücadele eden çocukların ailelerinin de fiziksel aktivitelerde daha az bulunduğu gözlemlenmektedir” ifadelerini kullandı.

HORMONAL HASTALIKLAR OBEZİTEYE YOL AÇABİLİR

Obezite hastalığı olan çocukların mutlaka bir hormon hastalıkları uzmanı tarafından kontrol edilmesinin gerekli olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Semerci, “Obezite hastalığına sahip olan çocukların bazıları böbrek üstü bezleri, tiroit bezi hastalıkları ve şeker hastalığı gibi hastalıklar sebebiyle obeziteye yakalanabilir” dedi.

Dr. Ersan Semerci

OBEZİTE NEDEN OLUR?

Obezite hastalığının oluşmasındaki en büyük etkenin hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenme düzeni olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Semerci, hastalığa neden olan sebepleri şu başlıklar altında sıraladı:

Yağlı besinler tüketmek: Yağlı besinlerle, fast-food gıdalarla beslenmek ve bu durumu alışkanlık haline getirmek vücudun yağ oranının artırarak obeziteye zemin hazırlar.

Hareketsizlik: Hareketsizlik ve düzenli olarak spor yapmamak, sağlıksız beslenmeyle beraber vücutta yağ yakımının azalmasına neden olarak obezite hastalığını oluşturur.

Eğitim düzeyi ve gelir durumu: Kişinin eğitim düzeyi, yaşadığı bölge, çevresindeki kültür, gelir durumu ve cinsiyeti çeşitli sorunları da beraberinde getirerek obezitenin oluşmasına neden olabilir.

Hormonal ve metabolik etmenler: Vücuttaki hormonal dengesizlik ve metabolizmanın yavaş çalışmasına bağlı olarak kişinin vücudu yağ yakmada güçlük çeker ve kişinin fazla kilo almasına neden olur. Hormonal dengesizliklerden kaynaklı olarak kullanılan ilaçlar iştah açarak obeziteye sebebiyet verebilir.

Genetik: Depresyon başta olmak üzere, anksiyete, duygu durum bozuklukları obezitenin ortaya çıkmasındaki temel etmenlerdir. Özellikle sosyal çevre, aile ilişkileri de obeziteye neden olabilir. Aile geçmişinde obezite hastalığının olması da risk oluşturur.

Yanlış diyetler: Sürekli olarak düşük kalorili diyetler yapmak yaşın etkisiyle beraber metabolizma hızının azalmasına neden olabilir. Hareketin de az olduğu durumda kilo almalar ortaya çıkar ve obeziteye sebebiyet verir.

Bazı ilaçlar: Kronik hastalıklara karşı kullanın bazı ilaçlar iştah açarak kişinin kilo almasına neden olabilir. Özellikle psikolojik sorunlara karşı kullanılan antidepresanlar dikkat edilmediği durumda kilo alınmasına neden olur.

Doğum aralığının azalması: Doğum sayısının artması ve doğum aralığının azalmasıyla kadınlarda kilo artışı yaşanarak obeziteye zemin hazırladığı görülür.

Yetersiz bağışıklık: Anne sütünden yeterli oranda alamamaktan kaynaklı olarak bağışıklık sisteminin zayıf olması, metabolik ve hormonal süreçlerin iyi gelişememesi obeziteye sebebiyet verebilir.

Obeziteyle mücadelede etkili yöntemler!

Obeziteyle mücadelede etkili yöntemler!

Son yıllarda hızla yaygınlaşan obezite modern çağın en tehlikeli pandemisi olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü, vücut yağ kitlesinin normal kabul edilen düzeylerin üzerine çıkması anlamına gelen obeziteyi hastalık olarak kabul ederken, günümüzde dünya üzerinde yaklaşık 500 milyon erişkinin ve 50 milyon çocuğun obeziteye bağlı önemli sağlık sorunları yaşadığı belirtiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya “Yapılan araştırmalar, obezite sıklığının ülkemizde de benzer düzeylerde olduğunu göstermektedir. Obezite hastalığı günümüzde önlenebilir ölüm nedenleri arasında sigaradan sonra ikinci sırada yer almaktadır. Estetik bir sorundan çok daha öte hayati riske neden olabilen obezite; kalp-damar sistemi hastalıkları, akciğer hastalıkları, diyabet, iskelet sistemi hastalıkları, yüksek tansiyon hatta kanser oluşumuna zemin hazırlamakta ya da hastalığı daha da ağırlaştırmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi en riskli on hastalıktan biri olarak kabul etmiştir” diyor. Peki obeziteden kurtulmak için neler yapılabilir? Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya obezite hastalarına 7 adımda yol haritası çizdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya

Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya

Doğru beslenme

Doğru ve dengeli beslenme, kilo vermede ve sonrasında kilo korunmasında dikkat edilmesi gereken en temel kuraldır. Mevcut yeme alışkanlığımızdan çıkıp yepyeni bir yola girmeliyiz. Glisemik indeksi yüksek olan gıdaları diyetimizde azaltıp, liften zengin beslenmeliyiz. Kan şekerini hızlı yükseltip düşüren gıdalardan uzak durmalıyız. Öğünlerimiz sindirimi zor ürünlerden arınmalı ve sadeleştirilmelidir. Porsiyonlarımız küçültülmeli, gün içi öğün sayısı bazal metabolizmamıza uygun şekilde artırılmalıdır. Gün içinde uygun miktarda karbonhidrat, yağ ve protein alımını sağlamak vücudun ihtiyaçlarını doğru bir şekilde karşılamamızı ve devamlılığın sağlanmasını destekleyecektir. Beslenmemizin bu ana hatlar çerçevesinde mümkünse profosyonel destek alarak ayarlanması hem devamlılığı hem de doğru şekilde kilo verimini sağlayacaktır.

Yeterli su tüketimi 

Yeterli su tüketimi doğru diyetin vazgeçilmez unsurlarından biri. Tüketilmesi gereken sıvı miktarı bireyin cinsiyetine, çevresel etmenlere göre değişir. Ortalama bir kadının günlük alması gereken toplam sıvı miktarı yaklaşık 2,7 litreyken, bir erkeğin 3,7 litredir. Bu toplam sıvı miktarıdır. Diyetin içeriğine göre içilen su miktarı buna göre ayarlanmalıdır. Su içmek tokluk hissini arttıracağı gibi metabolizmayı canlı tutarak ve enzim aktivitesini optimize ederek kilo vermeyi kolaylaştırır. Katı ve sıvı yiyecekleri eş zamanlı tüketmemek de dikkat etmemiz gereken ana unsurlardan biri olmalıdır. Katı ve sıvı arasında yaklaşık 30 dakika süre bulunması gerekir. Bir öğünde aynı anda katı ve sıvı tüketmememek gerekir.

Hareketli yaşam ve düzenli egzersiz

Hareketsiz (sedanter) yaşam kişinin metabolizmasını yavaşlattığından mutlaka hareketli bir yaşam benimsemeliyiz. Ancak kilolu bir bireyin hareket kabiliyeti de beraberinde azaldığı ve hareket azaldıkça kilo alımı da arttığından bu kısır döngüyü önce diyet düzenlemesi ile ve hemen beraberinde hareketli yaşama geçerek kırmalıyız. Harekete geçerken; öncelikle hafif tempolu yürüyüşlerden başlamalı, kısa mesafeden giderek daha uzun mesafelere doğru yol alırken tempoyu da hafif hafif artırmalıyız. Yürüyüş yaşam şeklimizin bir parçası haline gelmeli. Daha sonra buna hafif tempo koşu gibi bir üst basamak aktiviteleri ekleyeceğiz. Eklem problemleri olanlar su içinde egzersiz ya da yüzme ile muhakkak hareketi yaşamlarına katmalı.

Psikolojik destek

Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya “Obezite hastalarının  toplum içerisinde yaşadığı problemler toplumdan soyutlanmalarına, hareketsizliğe ve depresyona yol açarken bu da çoğunlukla yeme davranışı olarak geri döner. Bu sosyal yıkıcı  kısır döngünün kırılması bu yoldaki başarıyı elde etmek için elzemdir. Bu nedenle kilolu bireye verilecek psikolojik destek hayati önem taşır. Kilolu bireyin özgüvenini kazanması ve sosyal çevresinde her şekilde varlığının bir değer olduğunu görmesi sağlanmalıdır. Obezite problemi olan bireyin alacağı sosyal destek, olaylara pozitif bakmasını sağlayacak, hayat şekli değişikliğini destekleyecektir. Bu konuda profesyonel destek almak bu yoldaki başarının gizli anahtarlarından biridir” diyor.

Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya

Cerrahi olmayan yardımcı çözüm yöntemleri

Obezite ile mücadelede sağlıklı yaşam alışkanlığı kazanmanın yanı sıra, uygun bireylerde ilaç tedavileri ya da endoskopik yöntemler de fayda sağlayabiliyor. Doç. Dr. Kızılkaya bu yöntemleri şöyle anlatıyor: “Obezite tedavisinde diyete yardımcı olmak adına kullanılan ilaçlar bulunmaktadır. Bu ilaçlar ile yapılan diyet ve beraberindeki yaşam tarzı değişikliği hastaları başarıya götürebilmektedir. Bu konuda iştahı azaltarak yardımcı olan ilaçlar olduğu gibi yağ emilimini azaltan ilaçlar da mevcuttur. Burada önemli olan doğru kişiye doğru ilacı vermektir. Bunun için profesyonel destek almak yani doktor eşliğinde ilaç kullanmak en doğru ve olması gereken yoldur. Endoskopik yöntemler; günümüzde sık uygulanan mide balonu, mide botoksu ve yeni gelişmekte olan endoskopik tüp mide (gastroplasti) işlemleridir. Ancak bu işlemlerden deneysel olanlar vardır. Yardımcı endoskopik işlemler mutlaka bu konuda tecrübeli doktorlar tarafından önerilmeli ve yapılmalıdır.”

Obezite ameliyatları

Diyet ve hayat şekli değişikliğine rağmen kilo verememiş kişilerde obezitenin tedavisinde cerrahi yöntemlerin düşünülebileceğini belirten Doç. Dr. Kızılkaya “Vücut kitle indeksi (VKİ) 40’ın üzerinde olan, VKİ 35’in üzerinde olup ilgili kronik hastalığı olanlara obezite cerrahisi önerilebilir. VKİ 30-35 arasında olan ancak ciddi diyabeti ve metabolik sendromu olan hastalarda cerrahi, multidisipliner bir yaklaşımla önerilebilecek iyi bir yoldur. Obezite cerrahisi olarak dünyada en sık tüp mide (sleeve gastrektomi) ameliyatı tercih edilmektedir. Daha sonra bypass cerrahileri yer almaktadır. Obezite cerrahisi geçiren hastada hedeflenen kiloya yaklaşık 1 yıl içerisinde varılır. Bu tedavi yönteminde her konunun en uygun şartlarda bir araya gelmesi sağlanarak istenmeyen sonuçların meydana gelmesi engellenmiş olacaktır. Bu nedenle ameliyata karar vermiş olan, obezite sorunu olan bir kişinin bu konuyu çok iyi araştırarak karar vermesi ve bu konuda profesyonel ekip ile bağlantı kurarak tavsiyeler alması çok önemlidir” diyor.

 Ameliyat sonrası kilo yönetimi 

Ameliyat olmakla işin bitmeyip aksine yeni başladığını vurgulayan Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya şu uyarılarda bulunuyor: “Ameliyat sonrası diyet değişim basamakları, hızlı kilo verimi döneminde destekleyici takviyeler, takip programı ve eş zamanlı egzersizler vb. hepsi birlikte aynı yolda değerlendirilmesi gereken süreçlerdir. Ve bu yolda takipte cerrahın rolü büyüktür. Takip programı olmadan cerrahinin mutlak başarıya ulaşması ve kalıcılığının sağlanması çok güçtür. Dolayısıyla bu dönemde kişinin düzenli takip programına katılması sağlanmalı ve bu konuda cerrah aktif rol almalıdır. Düzenli kontrol programının olmaması kişide eski alışkanlıklara dönüş ihtimalinin artmasına neden olmaktadır. Ne yazık ki günümüzde bu konudaki eksiklik nedeni ile tekrar kilo alımları ve tekrar ameliyat olma oranları azımsanmayacak kadar artmıştır. Dolayısıyla bu ana unsurlar çerçevesinde doğru bir plan ile obezite rahatlıkla aşılabilecek ciddi bir sağlık problemidir.”

Obezite Cerrahisi birçok hastalığı önlüyor

Obezite Cerrahisi birçok hastalığı önlüyor

Kayseri Kızılay Hastanesi kendi çabasıyla kilo vermeyi başaramayan kişilerde fazla kilo sorununa birçok ikincil hastalık eşlik edebileceği için “Obezite Cerrahisi” tedavisini uygulamaya aldı. Bu tedavi yöntemi ile artık hastalar birçok sağlık sorunundan rahatlıkla kurtulabilecek.

Modern çağın en önemli hastalıklarından biri Obezite. Vücutta oluşturduğu problemlerin yanı sıra akut veya kronik birçok ölümcül hastalık türünün oluşması sebebiyle ciddi bir sağlık problemi oluşturmakta. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de her 3 kişiden birinin obez olduğu ortaya çıkarıldı.

Genel olarak kişinin harcadığından daha çok kalori alması sonucu vücutta aşırı yağ birikimi olarak tanımlanabilen obezite tedavisi için Kayseri Kızılay Hastanesi “Obezite Cerrahisi” tedavisine başladı.

Obezite cerrahisi kimler için uygundur

Kayseri Kızılay Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Muhammed Sinan Aydın, obezite cerrahisi tedavisi hakkında bilgi verdi.

Cerrahi işlem öncesinde diğer tüm tedavi yöntemlerini uygulamış ancak başarılı olamamış kişiler için bu tedavi yönteminin uygulanabileceğini belirten Uzm. Dr. Muhammed Sinan Aydın, “Hasta cerrahi işlem görmeden önce tüm ilgili birimlerle değerlendirilmelidir ve anestezi açısından ameliyata elverişli olmalıdır.   Hasta seçimi vücut kitle indeksine göre yapılır. Vücut kitle indeksi 40 üzerinde ise hastaya operasyon yapılabilir. 35 ile 40 arasında ise hipertansiyon Tip 2 diyabet, uyku apne sendromu, trigliserit yüksekliği kalp hastalığı, sendromu, karaciğer yağlanması gibi ek bir rahatsızlığı yoksa uygulanabilir” diye konuştu.

Obezite Cerrahi Tedavisi Sağlıklı ve mutlu bir yaşam için önemlidir

Uzm. Dr. Aydın, Obez kişilerin hayat kalitesinin belirgin olarak düşmekte olduğunu hatırlatarak bu hastalığın başta kalp-damar, diyabet, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon ve iskelet sistemi problemleri başta olmak üzere çok çeşitli sağlık sorunlarına neden olabileceği uyarısında bulundu. Kayseri Kızılay Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Muhammed Sinan Aydın “Bu nedenle obezite’nin giderilmesi sağlıklı ve mutlu bir yaşam için önemlidir” diye konuştu.(BDS)

Kayseri Kızılay Hastanesi, Türk Kızılay’ın bir iştiraki olup, Kızılay Sağlık Grubunun işlettiği hastane ve tıp merkezlerinden biridir.