Yazılar

Ya sıradan bir unutkanlık değilse?

Ya sıradan bir unutkanlık değilse?
Sık kullandığınız eşyaların yerini unutuyor olmak pek de normal bir durum değil. Buna bir de gün içinde evde-sokakta-işte günlük işlerinizi yaparken zorlanma eşlik ediyorsa, yardıma ihtiyaç duyuyorsanız, unutkanlığa sinyal veriyorsunuz demektir. “65 yaş üzerinde hafif bilişsel bozukluk rastlama oranı yüzde 15’lerin üzerine çıkıyor. Bunların da özellikle unutkanlıkla seyredenlerin yüzde 15 kadarı iki sene, yüzde 30 kadarı beş sene içinde Alzheimer hastalığına evriliyor.” diyen Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Nebil Yıldız unutkanlıkla ilgili merak edilenleri anlatıyor.

Değişiklikler olabiliyor
Bilişsel fonksiyonlarda yaşlanmayla beraber kabul edilebilir günlük işlevselliğinde fonksiyonları etkilemeyecek düzeyde değişiklikler olabiliyor. Selim yaşlılık unutkanlığı, isimleri ya da konulan eşyanın yerini unutma ama daha sonradan hatırlayabilme gibi durumları içeriyor. Bilişsel fonksiyonların herhangi birinde ortaya çıkan başkalarının da fark ettiği, günlük aktiviteleri etkileyen değişiklik ise hafif bilişsel bozukluk olarak biliniyor. Bunun unutkanlık şeklinde ortaya çıkan tipine daha sık rastlanıyor. 65 yaş üzerinde hafif bilişsel bozukluk rastlama oranı yüzde 15’lerin üzerine çıkıyor. Bunların da özellikle unutkanlıkla seyredenlerin yüzde 15 kadarı iki sene, yüzde 30 kadarı beş sene içinde Alzheimer hastalığına evriliyor.

Ya sıradan bir unutkanlık değilse?

Prof. Dr. Nebil YıldızUnutkanlık ne zaman tehlikeli?

  • Önemli tarihleri, randevuları, toplantıları, ajanda kullanmanıza rağmen unutmaya devam ediyorsanız,
  • Sık kullanılan eşyaların konduğu yeri unutuyor ve sonradan bulamıyorsanız,
  • Yeni tanışılan kişileri tekrar gördüğünüzde tanıyamıyor ya da isimlerini hatırlayamıyorsanız,
  • Yeni konuşulanı, yeni öğrenileni, TV’de izleneni unutuyorsanız,
  • Sohbette tekrar tekrar aynı şeyleri anlatıyorsanız,
  • Aynı şeyleri tekrar tekrar unutuyor ve konuyla ilgili diğer bilgileri hatırlamakta zorluk çekiyorsanız,
  • Kelimeler dilinizin ucuna geliyor çıkaramıyorsanız,
  • Kelimeleri bulmakta zorlanmanızın yanı sıra, cümlede yanlış/çarpık kullanıyorsanız, söyleyeceklerinizi ifadede zorlanıyorsanız,
  • İyi bildiğiniz deneyimleri aktarmakta/ uygulamakta zorlanıyorsanız,
  • Okurken satırları karıştırıyorsanız, daha sonra bıraktığınız yeri bulmakta zorlanıyorsanız,
  • Yazmakta, hesap yapmakta, bilgisayar, cep telefonu kullanmakta zorlanıyorsanız
  • Gün içinde yapılan işlerin düzenini, sırasını karıştırıyorsanız, evde-sokakta-işte günlük işlerinizi yaparken zorlanıyor, yardıma ihtiyaç duyuyorsanız,
  • Daha önce çok kısa sürede yaptığınız işleri bitirme süreniz giderek daha da uzun zaman alıyorsa,
  • Sorunları çözmekte zorlanıyorsanız,
  • Giderek karar vermek sizin için daha da zor oluyor ve gecikiyorsa
  • Çok basit organizasyonları yapmakta zorlanıyor, yardıma ihtiyaç duyuyorsanız; proje, toplantı, yemek, basit bir davet düzenlemek, misafir ağırlamak güç geliyorsa,
  • Bilgiye ulaşmakta, eldeki bilgileri kullanmada zorlanıyorsanız ve
  • Evde odaları karıştırıyor, dışarda çok iyi bildiğiniz yerleri bulmada zorlanıyor, yolu kaybedebiliyorsanız tehlike sinyalleri veriyorsunuz demektir.

“Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada 50 milyondan fazla kişide bunama mevcut ve bunun yüzde 60-70 kadarını Alzheimer hastaları oluşturuyor. Artan yaşlı nüfusla beraber, 2030 yılında bir buçuk-iki; 2050 yılında ise üç katına ulaşacağı öngörülüyor.” 

Spor yapmak sakıncalı mı?

Spor yapmak sakıncalı mı?

Multipl Skleroz, etkisini sinir sisteminde gösteren ve ataklarla gelişen kronik bir sinir sistemi hastalığı olarak tanımlanıyor. Vücudu dışarıya karşı korumakla görevli olan bağışıklık sistemi kendi hücrelerini tanıma özelliğine sahip. Ancak bilinmeyen bir etken nedeniyle sistem bozulursa, bağışıklık sistemi özellikle sinir iletimini sağlayan beyin ve omurilikteki hücrelere karşı saldırı düzenliyor. Sinir hücreleri arasındaki iletimi sağlayan miyelin kılıfının hasarı sonucunda da Multipl Skleroz oluşuyor. MS hastalığının dünya çapında 2 milyondan fazla, ülkemizde de yaklaşık 50 bin kişiyi etkilediği tahmin ediliyor. Bu hastalık güçsüzlük, uyuşma, yürüme bozukluğu, dengesizlik ve görme bozukluğu gibi durumlara yol açtığı için hastaların günlük yaşamlarını olumsuz etkileyebiliyor. Aslında günümüzde erken teşhis, doğru tedavi, düzenli takip ve yaşam tarzında yapılan değişiklerle MS hastaları uzun ve kaliteli bir yaşam sürebiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Ezgi Yakupoğlu, ancak Multipl Skleroz ile ilgili toplumda doğru sanılan hatalı bilgilerin teşhis ve tedavi açısından gecikmelere yol açtığına dikkat çekerek, “Bu gecikme de hastaların günlük yaşam aktivitelerinin olumsuz etkilenmesine ve hastalığın daha kötü seyretmesine neden olabiliyor. Dolayısıyla MS hastalığının belirtilerini bilmek ve zamanında hekime başvurmak çok önemlidir” diyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ezgi Yakupoğlu, toplumda Multipl Skleroz hakkında doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Acıbadem Altunizade Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Ezgi Yakupoğlu

Dr. Ezgi Yakupoğlu

Multipl Skleroz erken dönemde teşhis edilemez. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Multipl Skleroz, nöroloji hekimlerine doğru zamanda başvurulduğu takdirde, ayrıntılı bir hasta hikayesi ve muayene ile gerekli tetkikler sonrasında, erken dönemde rahatlıkla teşhis edilebiliyor. Kol ve/veya bacaklarda güçsüzlük ile uyuşma, dengesizlik, yorgunluk, çift görme ve görme bulanıklığı, konuşma bozukluğu gibi yakınmalar, Multipl Skleroz’un sık görülen belirtilerinden. Dolayısıyla bu yakınmalarda zaman kaybetmeden hekime başvurmak, hastalığın erken teşhis edilmesinde kilit rol üstleniyor.

Kontrol altına alınamayan bir hastalıktır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, Multipl Skleroz günümüzde ilaç tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor. MS hastalığına yönelik, ataklar sırasında ve uzun dönem koruyucu olarak etki eden ilaç seçenekleri mevcut. Son yıllarda artan çalışmalar doğrultusunda, hastalığın seyrine veya hastanın bireysel özelliklerine göre çok sayıda ilaç seçeneklerinden yararlanılıyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ezgi Yakupoğlu, ilaçların enjeksiyon ve tablet formu olmak üzere iki gruba ayrıldıklarını belirterek, “Seçilecek olan ilaçlarda hastaya özgü bireysel özellikler ve tercihler göz önünde bulunduruluyor. Düzenli bir takiple birlikte ilaçlar arasında geçişler yapılabiliyor ve bu sayede yöntemler çok daha etkili olabiliyor” diyor.

Her MS hastası tekerlekli sandalyeye mahkumdur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Multipl Skleroz; klinik izole sendrom, ataklarla seyreden ve ilerleyici seyreden olmak üzere temelde 3 alt gruba ayrılıyor. Klinik izole sendrom ile ataklarla seyreden MS iyi seyirli oluyor ve hastalarda yüzde 85 gibi yüksek bir oranda görülüyor. Kötü seyirli olan ilerleyici tip MS ise hastaların yüzde 15 oranını etkiliyor. Dolayısıyla uygun tedavi ve düzenli takiplerle çoğu hastanın bulguları rahatlıkla kontrol altına alınabiliyor. Böylece hastalar etkin tedaviyle günlük yaşamlarına sorunsuz bir şekilde devam edebiliyor.

Genetik geçişli bir hastalıktır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ailesel bir geçiş söz konusu olsa da Multipl Skleroz’un genetik geçişli bir hastalık olduğu net olarak kanıtlanmamış. Genetik ve çevresel etkenler hastalığın gelişiminde birlikte rol alıyor. Ailesinde MS olan bir kişi normal popülasyona göre daha riskli olmakla birlikte bu durum hastalığın genetik geçişli olduğunu göstermiyor. Sigara, diyet, güneş ışığına fazla maruz kalmak, stres, D vitamini eksikliği ve geçirilmiş enfeksiyonlar çevresel etkenler arasında yer alıyor.

Multipl Skleroz hastaları yazın dışarı çıkmamalıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Multipl Skleroz’un semptomları yoğun egzersiz veya ısı artışı durumlarında şiddetlenebiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ezgi Yakupoğlu,  ancak bu durumun hastaların yaz aylarında asla dışarı çıkamayacakları anlamına gelmediğine işaret ederek, “Hastalar, saunaya gitmemek veya tatillerde sıcakların çok yoğun yaşandığı ayları tercih etmemek gibi önlemlerle aşırı sıcak ortamlardan olabildiğince kaçınarak, günlük hayatlarına devam edebilirler. Günlük hayatın içinde olmak aynı zamanda psikolojik olarak da destek sağladığı için hastalığın tedavisinde de önem taşıyor.” bilgisini veriyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi

MS hastası kadınların hamile kalmaları sakıncalıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Hormonal denge açısından farklı özellikler taşımak gibi bazı etkenler nedeniyle kadınlarda erkeklere nazaran iki kat fazla görülen MS, özellikle 20-40’lı yaşlar arasındaki doğurganlık çağında gelişiyor. Dolayısıyla MS hastası kadınların en büyük endişelerinden biri, anne olma şansını yitirmek oluyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ezgi Yakupoğlu, Multipl Skleroz’un hamile kalmaya ve doğum yapmaya kesinlikle engel oluşturmadığını vurgulayarak, “Hastalık aktivitesini kontrol altına alan ilaçlar sayesinde hastalar hem doğum yapabiliyor hem de emzirebiliyorlar. Bu noktada önemli olan asıl konu, hastaların hamilelik planlamalarını kendilerini takip eden nöroloji hekiminin kontrolünde yapmalarıdır.” bilgisini veriyor.

Multipl Skleroz’da egzersiz yapmaktan kaçınılmalıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Multipl Skleroz hastaları kendilerini diğer kişilere göre daha yorgun hissedebiliyorlar. Ancak bu sorunla başa çıkmak için yapılabilecek en önemli şey düzenli egzersiz yapmaktır. Zira egzersiz sağladığı faydaların yanı sıra hareketsiz kalmanın yol açabileceği pek çok sorunu önlemesi açısından da değer taşıyor. “Kaliteli bir yaşam için MS hastalarına düzenli egzersiz yapmaları, sağlıklı beslenmeleri ve sigara içmemeleri konusunda mutlaka gerekli bilgilendirmeler yapılıyor” diyen Dr. Ezgi Yakupoğlu, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak egzersizin hem sıklığı hem de tipi açısından hasta ve doktor mutlaka iletişim halinde olmalıdır. MS hastaları için en ideal egzersiz türleri ise yürüyüş, yüzme ve bisiklet gibi aerobik egzersizleridir.” diyor.

Multipl Skleroz hastaları çalışamaz. YANLIŞ!

DOĞRUSU: MS hastalarının çok büyük bir kısmı günlük yaşamlarına aynı şekilde devam edebiliyor ve işlerini rahatlıkla yapabiliyorlar. Nöroloji Uzmanı Dr. Ezgi Yakupoğlu, “Önemli olan, doktor ile hasta arasında güven içeren bir iletişimin kurulması ve düzenli takiplerin yapılmasıdır” diye konuşuyor.

Saçlarınızı taramakta bile güçlük çekiyorsanız… Dikkat!

Saçlarınızı taramakta bile güçlük çekiyorsanız… Dikkat!

Saçlarınızı taramakta, yüzünüzü yıkamakta güçlük çekiyor musunuz? Merdiven çıkarken, yürürken veya oturduktan sonra kalkarken sorun yaşıyor musunuz? Düğme iliklemek veya yazı yazmak adeta ızdıraba mı dönüşüyor? Egzersiz yaptığınızda hızla yoruluyor, kaslarınızda ağrı hissediyor, idrar renginiz koyulaşıyor, solunum sıkıntısı yaşıyor musunuz? Siz de bu sorunlardan yakınıyorsanız, nedeni, kaslarda yol açtığı ‘güçsüzlük’ nedeniyle hayat kalitesini oldukça düşüren  ‘kas hastalığı’ olabilir!

Kas hastalıkları, kasın kendisinde ya da kasın içinde yer alan çeşitli protein ve yapılara bağlı olarak oluşan hastalıklar olarak nitelendiriliyor. Hemen her yaşta görülebilen kas hastalıkları, zamanla günlük yaşamı büyük oranda kısıtlayabilecek sorunlar oluşturan hastalıklar arasında yer alıyor. İlerleyen dönemde ciddi fonksiyon kaybı gelişiyor ve hasta yataktan çıkamaz hale gelebiliyor. Kas hastalıklarının sorumlusu henüz bilinmemekle birlikte, genetik faktörlerin ön planda olduğu belirtiliyor. Nadiren iltihabi/otoimmün hastalıklar, alkol ve kolestorol düşürücü ilaçlar, endokrinolojik  hastalıklar veya enfeksiyonlar nedeniyle sonradan da kas hastalıkları gelişebiliyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Uluç, doğru ve erken teşhisin kas hastalıklarında son derece önemli olduğuna dikkat çekerek, “Zira, kas hastalıklarını ne kadar erken tespit ederseniz, müdahale etme şansınız da o kadar yüksek oluyor. Hastaların yaşam kalitesini artırabiliyor, kendi işlerini yapabilir noktaya gelmesini sağlayabiliyoruz. Ayrıca eskiden özellikle genetik hastalıklardan kaynaklanan kas hastalıklarında çaresiz kalırken,  günümüzde bazılarının tedavi edilebilir olduğunu, örneğin hastalığa neden olan vücuttaki bazı eksik enzimleri yerine koyduğunuz zaman hastaların tekrar eski kas güçlerine kavuşabildiklerini biliyoruz.” diyor.

Prof. Dr. Kayıhan Uluç

Bu belirtiler varsa, dikkat!

Kas hastalıkları hangi kası tutarsa o kasta ‘güçsüzlük’ oluşuyor. Genellikle kol ve bacak kaslarını, bazı hastalarda da el, yüz, yutma ve göz kaslarını tutuyor. Kaslarda oluşan güçsüzlük nedeniyle fonksiyon kaybı başlıyor. Bazı hastalarda yakınmalara kas krampları, egzersizle artan yorgunluk, nadiren ağrılar da eşlik edebiliyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Uluç, kas hastalıklarında en sık görülen belirtileri şöyle sıralıyor:

  • Yürümekte güçlük çekmek, merdiven/yokuş çıkamamak veya inememek, oturduktan sonra kalkarken zorlanmak
  • Saçları taramak, yüzü yıkamak ve dişleri fırçalamak gibi kol kaslarının kalkıp inmesi gereken hareketlerde güçlük çekmek
  • Düğme ilikleme, fermuar çekme, yazı yazma, dikiş dikme, bir nesneyi tutabilme gibi ince el becerilerinde sorun yaşamak
  • Ayakların takılmasına bağlı olarak sık sık tökezlemek veya düşmek
  • Çift görme, göz kapaklarının düşmesi, yutarken güçlük çekmek, dili çevirmekte sorun yaşamak
  • Elleri sıktıktan sonra gevşetmekte zorluk yaşamak
  • Egzersiz yapınca, aç kalınca kaslarda güçsüzlük, ağrı ve gerginlik hissetmek, idrar renginde koyulaşma fark etmek
  • Solunum güçlüğü yaşamak

Genetik analiz ile tanı konulabiliyor!

Kas hastalıklarına tanı konulmasında hastanın öyküsü ve muayenesi büyük önem taşıyor. Bu nedenle hastanın ve ailesinin tıbbi geçmişi detaylı olarak sorgulanıyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Uluç,  “Hasta öyküsü, muayene, kan tahlilleri ile elektronöromiyografi (EMG) gibi yöntemleri birlikte kullandığımız zaman daha kolay tanı koyabiliyoruz” diyerek, şöyle devam ediyor. “Ayrıca eskiden kesin tanı için neredeyse tüm hastalarda biyopsi yöntemine başvuruyorduk. Günümüzde hızla gelişen genetik yöntemler sayesinde, bazı özel durumlar dışında, artık bu hastalıklara genetik inceleme ile tanı koyabiliyoruz”

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Uluç

Yaşam kalitesi yükseltiliyor

Kas hastalıklarının kesin bir tedavisi olmasa da yakınmaları hafifleten ve hastanın yaşam kalitesini yükselten tedavi seçenekleri mevcut. Günümüzde fizik tedavi, konuşma terapisi, solunum tedavisi, vücudun bağışıklık sistemini baskılayan ve kas kasılmalarını azaltan ilaç tedavilerinden oldukça başarılı sonuçlar alınabiliyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Uluç, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için öncelikle altta yatan nedenin belirlenmesi gerektiğine işaret ederek, “Özellikle gen tedavisinde çığır açan gelişmeler sayesinde, günümüzde genetik kaynaklı kas hastalıklarının tedavisinde umut vaat eden gelişmeler var. Artık belli genlere yönelik spesifik tedavilere başladık. Örneğin, bazı genetik hastalıklar vücuttaki çeşitli enzimlerin eksikliğine bağlı oluşabiliyor. Dolayısıyla yapılan tetkikler sonucunda altta yatan bir genetik hastalık tespit ettiğimizde, öncelikle enzimleri kontrol ediyoruz. Sorun enzim eksikliğinden kaynaklanıyorsa, eskiden tedavi edilemez olarak değerlendirilen o hastalığı sadece eksik olan maddeyi yerine koyarak tedavi edebiliyoruz” bilgisini veriyor.

 ‘Göz kapağı ameliyatı’ olmadan önce şunlara dikkat!

 ‘Göz kapağı ameliyatı’ olmadan önce şunlara dikkat!

Yorgun, uykulu ve bitkin bir yüz ifadesi… Göz kapağı düşüklüğü genellikle estetik bir problem olarak görülse de, aslında hastanın yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilen işlevsel sorunları da beraberinde getiriyor. Öyle ki düşen kapak göz bebeğini örterek görmeyi önleyebiliyor. Bunun sonucunda hastalar görebilmek için genellikle kaşlarını yukarı kaldırmak, hatta düşüklüğün daha ileri aşamalarında başlarını geriye eğmek zorunda kalabiliyorlar. Göz kapağındaki düşüklük hastaların araç kullanmalarını, spor yapmalarını, yürümelerini ve basit gündelik işlerini yapmalarını bile riskli hale getirebiliyor. Hastalar da sorunlarından kurtulmak amacıyla ‘göz kapağı estetiği’ ameliyatı için hekimlerin kapısını çalıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Pınar Kahraman Koytak, ancak göz kapağı düşüklüğünde herhangi bir medikal veya cerrahi tedaviyi planlamadan önce mutlaka nedene yönelik ayrıntılı değerlendirme yapılması gerektiğine işaret ederek, “Zira göz kapağı düşüklüğü, kapak işlevlerinden sorumlu göz çevresi kaslarını, bu kasları besleyen sinirleri veya bu sinirlerin köken aldığı beyindeki merkezleri etkileyen her türlü nörolojik sorun veya hastalıktan kaynaklanabiliyor. Bu hastalıklar dışlanmadan yapılan cerrahi tedaviler ne yazık ki hem yüz güldürücü olmayabiliyor, hem olası riskli bir nörolojik hastalığın tanı ve tedavisinde gecikmeye yol açabiliyor.” diyor.

Pause Dergi

Doç. Dr. Pınar Kahraman Koytak

Bu belirtiler varsa, dikkat!

Göz kapağı düşüklüğü özellikle aniden başlamışsa, bu soruna çift görme veya göz bebek boyutlarında değişiklik ya da baş ağrısı eşlik ediyorsa, zaman kaybetmeden hekime başvurmak gerekiyor. Zira bu belirtiler 3. sinir felci veya Horner Sendromu’nda olduğu gibi acil tanı ve tedavi gerektiren bazı önemli beyin damar patolojileriyle ilişkili olabiliyor. Doç. Dr. Pınar Kahraman Koytak, dikkatli olunması gereken diğer belirtileri şöyle anlatıyor: “Ayrıca özellikle gün içerisinde  değişkenlik gösteren, örneğin akşama doğru belirgin olarak artan göz kapağı düşüklüğü varsa, kapak düşüklüğü taraf değiştiriyorsa veya yine çift görme, bitkinlik gibi başka yakınmalar eşlik ediyorsa miyastenia gravis gibi kas-sinir kavşak hastalıkları açısından mutlaka ayrıntılı nörolojik değerlendirme gerekiyor”

BEYİN VE SİNİRLERDEN KAYNAKLANAN SORUNLAR

Göz kapak işlevlerinden sorumlu sinirlerin beyinde köken aldıkları bölgelerde veya seyirleri boyunca travma, iskemi ya da bası gibi faktörlerden etkilenmesi sonucu oluşuyor.

Sinir felci

Göz kapağı düşüklüğüne çift görme eşlik ediyorsa, etkilenen taraftaki gözde kayma (şaşılık) veya göz bebeğinde büyüme varsa, nedeni 3. sinir felci olabiliyor. Bu tablo; diyabete, yüksek tansiyona, travmaya ya da beyin sapında köken aldığı bölgede inmeye, damar tıkanıklığına veya kitle gibi lezyonlara bağlı olarak ortaya çıkabiliyor.

Horner sendromu

Horner Sendromu’nda kapak düşüklüğünden çok, göz kapak aralığında daralma oluyor ve aynı taraftaki göz bebeğinde küçülme izleniyor. Horner Sendromu, tutulan sinir liflerinin beyin, omurilik, hatta göğüs kafesindeki uzun seyrinden dolayı akciğer kanseri dahil ilgili anatomik bölgeleri etkileyen birçok önemli hastalığın belirtisi olabiliyor. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Pınar Kahraman Koytak, “Özellikle akut geliştiyse veya baş ağrısı ile göz bebek boyutlarında değişiklik eşlik ediyorsa, göz kapağı düşüklüğünün acil nörooftalmolojik muayene ve nöroradyolojik tetkikler ile değerlendirilmesi gerekiyor. Zira 3. sinir felci hayatı tehdit eden anevrizma gibi damarsal basılarla; Horner sendromu ise karotis disseksiyonu gibi yırtıklarla da ilişkili olabiliyor” diye konuşuyor.

KAS-SİNİR KAVŞAK HASTALIKLARI

Diğer nörolojik nedenlere göre daha sık görüldükleri, ilaçla tedavi edilebilir oldukları ve kapak cerrahisi planı varsa öncesinde dışlanmaları gerektiği için ‘kas-sinir kavşak’ hastalıklarının tanıda atlanmamaları oldukça önem taşıyor. Doç. Dr. Pınar Kahraman Koytak, “Miyastenia gravis gibi bu tür hastalıklarda kas ve sinirler normal olsalar da bağışıklık sistemini ilgilendiren bir problemden dolayı kas-sinir kavşağındaki iletimde bir problem söz konusu oluyor. Buna bağlı olarak kas işlevini düzgün yapamıyor ve değişken, yorulmakla artan – dinlenmekle düzelen kas güçsüzlüğü ile bitkinlik görülüyor” diyor.

Pause Dergi

Miyastenia gravis

Miyastenia gravis gibi kas-sinir kavşak hastalıklarında en sık ve en erken etkilenen kaslar göz çevresi kasları olduğu için hastalar genellikle ilk olarak akşama doğru artan göz kapağı düşüklüğü ve/veya çift görme yakınmalarıyla hekime başvuruyorlar. Bunun dışında kol ve bacak kaslarında güçsüzlük, yutma, konuşma, çiğneme, hatta solunum güçlüğü de oluşabiliyor. “Bu bulgular oldukça önemli olup solunum yetmezliği ile seyreden ve miyastenik kriz denilen acil klinik tabloyla ilişkili olabiliyor” uyarısında bulunan Doç. Dr. Pınar Kahraman Koytak, “Dolayısıyla hastaların yakın ve düzenli takibi gerekiyor. Hastalık sıklıkla immün tedavi seçenekleriyle iyi kontrol altına alınıyor. Eğer göğüs kafesinde yer alan timüs bezinin kötü huylu tümörü ile ilişkili ise erken cerrahiyle bezin çıkartılması gerekiyor” diye konuşuyor. Sadece göz kaslarının tutulduğu oküler miyasteni hastalarına ise tanı koymak bazen güç olabiliyor, zira taklitçi hastalıklar ile karışabiliyor. Kesin tanı için tek lif elektromiyografisi gibi ileri elektrofizyolojik tetkikler oldukça yardımcı oluyor.

KAS HASTALIKLARI (MİYOJENİK NEDENLER)

Göz çevresindeki kasların etkilendiği kas hastalıkları (progresif eksternal oftalmopleji ve mitokondrial miyopatiler, miyotonik distrofi gibi) genellikle genetik nedenli oluyor. Göz kapağı düşüklüğü çoğunlukla iki taraflı ve simetrik özellik sergiliyor, bazılarında gözlerde ciddi hareket kısıtlılığı eşlik edebiliyor. Bunların yanı sıra kol ve bacak kaslarında güçsüzlük veya kasılma, yutma güçlüğü ve sistemik bulgular da ortaya çıkabiliyor. Oldukça nadir görülen bu tablolarda aile öyküsünün iyi sorgulanması, detaylı nörooftalmolojik ve nöromusküler muayene, elektromiyografi ile genetik inceleme başta olmak üzere ileri tetkiklerle değerlendirme büyük önem taşıyor.

Kontakt lenslerden gözleri ovmaya

Göz kapağının anatomik olarak yerinde durmasını sağlayan kas ve dokuların işlevlerini etkileyen pek çok etken gözlerde kapak düşüklüğüne yol açabiliyor. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Pınar Kahraman Koytak,  göz kapağı düşüklüğünün erişkinlerde en sık göz kapağını kaldıran kastaki bağ dokusunun gevşemesinden veya bağlandığı yerden ayrışmasından kaynaklandığını belirterek, şöyle devam ediyor: “Bu ayrışma yaşlanmayla beraber dokuların incelmesi, kontakt lens kullanımı, göze gelen travma, göz cerrahileri, göz kapaklarının sürekli sert bir şekilde ovulması gibi birçok etkene bağlı gelişebiliyor. Üst göz kapağının üstüne yük bindiren enfeksiyöz veya iltihabi hastalıklar ile tümöral oluşumlar da göz kapağı düşüklüğü yapabiliyor. Ayrıca kozmetik amaçlı göz çevresi ve alın kaslarına uygulanan botulinum toksin uygulamaları da geçici kas-sinir kavşak iletim yetersizliğine bağlı göz kapak düşüklüğüne yol açabiliyor. Bu durum geçici olup, ilacın etkisi geçince düzeliyor.”

‘Yaşlandım, unutkanlık normaldir’ demeyin! 

‘Yaşlandım, unutkanlık normaldir’ demeyin! 

Yaşlandım artık her şeyi çabuk unutuyorum… Günümüzde hemen hepimizin ortak sorunu olan ‘unutkanlık’ özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de, aslında ‘Alzheimer’ gibi son derece ciddi hastalığın ilk sinyallerinden biri olabiliyor! Alzheimer, 65 yaş üzerinde en sık görülen ve demansa neden olan ilerleyici nörodejeneratif bir hastalık. Hafızayı, davranışı, düşünmeyi ve sosyal yetenekleri bozarak, kişinin günlük yaşam aktiviteleri ile sosyal özerkliğine engel olacak düzeyde bir bilişsel gerilemeye neden oluyor. Üstelik günümüzde yaygınlığı gün geçtikçe artıyor; dünyada her 3 saniyede bir yeni Alzheimer tanısı konuyor. Ülkemizde net veriler olmasa da, 600 binin üzerinde Alzheimer hastası olduğu, bu sayının her geçen gün katlanarak arttığı ve tanı konulmamış çok sayıda hasta olduğu belirtiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer hastalığında erken tanı ve tedavinin son derece önemli olduğuna dikkat çekerek, “Günümüzde tam bir tedavisi olmasa da erken tanı ve tedavi sayesinde Alzheimer’ın ilerleme hızı belirli bir süre durdurulabiliyor veya yavaşlatılabiliyor. Verilen eğitimler ile hastalıkla baş etme donanımı kazanmak için hasta ve ailesine zaman kazandırılmış olunuyor. Dolayısıyla erken tanı için özellikle 65 yaş üzerindeki kişilerde oluşan  ‘unutkanlık’ sorunu yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak düşünülmeyip, zaman kaybetmeden bir nöroloji hekimine başvurmak büyük önem taşıyor.” diyor.

20-30 yıl önceden sinyal veriyor!

Alzheimer, beyinde anormal protein depolanması ve sinir hücre kaybı ile seyreden bir hastalık.  Beyindeki değişiklikler hastalığın bulgularının ortaya çıkmasından 20-30 yıl önce başlıyor. Günümüzde Alzheimer tanısını kesinleştiren, objektif olarak ölçebilen, normal veya patolojik biyolojik süreçleri tanımlayan veya tedavi yanıtını değerlendirebilen biyoişaretleyiciler yaygın olarak kullanılıyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, “Ülkemizde beyin omurilik sıvısında, hatta kanda bakılan amiloid ve tau protein düzeyleri, genetik yatkınlık ve geçişlilik tespiti için kandan test edilen ve Alzheimer’den sorumlu olan ApoE, APP, Presenilin, I ve II gibi genleri,  MRI ile beynin yapısal görüntülemelerinde saptanan ve küçülme analizi yapan volüm ölçüleri gibi yöntemler sayesinde,  henüz bulguların görülmediği hastalık öncesi dönemdeki riskli kişiler ile bulguların yeni başladığı hastalar yüksek doğrulukla saptanabiliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Neşe Tuncer

ERKEN DÖNEM BELİRTİLERİNE DİKKAT!

Alzheimer hastalığı iç görüyü erken dönemden itibaren bozabilen bir hastalık olduğu için hastalar çoğu zaman içinde bulundukları durumun farkında olamayabiliyor ve hekime gitmeyi reddedebiliyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, hasta yakınlarının Alzheimer’a yönelik belirtileri fark ettikleri zaman gecikmeden hekime başvuruyu sağlamalarının son derece önemli olduğuna dikkat çekiyor. Prof. Dr. Neşe Tuncer, Alzheimer’ın erken belirtilerini şöyle sıralıyor:

Yakın geçmiş hatırlanmıyor

Sinsi ilerleyen bir hastalık olan Alzheimer sıklıkla yakın bellek kusurlarıyla başlıyor. Hastalık yeni bilgi öğrenmeye engel olup önce en yeni yaşanmışlıkların silinmesine neden oluyor. Yakın geçmişteki kişisel ve aktüel olaylar, bir gün önce yaşanılanlar unutulurken, eskiye ait yaşantılar ise hatırlanıyor. Hastalık ilerledikçe eski anılar da hafızadan siliniyor.

Eşyalar bulunamıyor, sorular tekrarlanıyor

Eşyaları uygunsuz yerlere koyma ve bulamama, aynı soruları tekrar tekrar sorma, kelime bulma güçlüğü ve konuşurken konuyu unutma sorunları da sık görülen erken dönem belirtilerinden.

Alışılagelmiş görevler yapılamıyor

Alışılagelen rutin işleri ve hobileri yapmakta güçlük (yemek yapma, araba kullanma, tamirat, dikiş dikme), bir işi başlatamama, yargılama ve karar vermede güçlük çekme ile konsantre olamama da hastalarda sıkça görülüyor.

Kişilik değişimi yaşanıyor

Nedensiz davranış ve duygu durum değişiklikleri de Alzheimer hastalığında sıklıkla görülen belirtileri oluşturuyor. İçe kapanma, depresyon ya da aşırı öfkelilik, ajitasyon nedensiz sinirlenme, bağırma, saldırganlık ya da şüphecilik (parasının çalındığını, öldürülmek için ilaç verildiğini, eşinin kendisini aldattığını düşünme) gibi davranış değişiklikleri ve psikiyatrik bulgular da sık oluşuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Zaman ve yer algısı bozuluyor

Yer ve zamanın farkında olamama gibi sorunlar yaşanıyor. Özellikle bilinen yollarda kaybolma, yön bulmakta güçlük yaşama da Alzheimer hastalığının tipik belirtilerini oluşturuyor.

Kişisel görünüşe ve çevreye ilgi azalıyor

Kişisel görünüşe ve başkalarına karşı kayıtsızlık gibi sorunlar yaşanıyor. Alzheimer ilerledikçe çevreye karşı ilgi azlığı gelişiyor, örneğin hasta hobilerini yapmada isteksiz olabiliyor, ev ile ilgili sorumluluklarından vazgeçiyor.

Tedaviyle hastalığın bulguları yavaşlatılıyor

Alzheimer hastalığında erken tanı büyük önem taşıyor. Günümüzde kullanılan ve hastalığın bulgularını yavaşlatmakta etkili olduğu kanıtlanmış semptomatik tedavilerden özellikle asetil kolin esteraz inhibitörlerinin etkinliği, sinir hücresi kaybı çok artmadan erken dönemde başlanırsa, daha uzun süreli oluyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, erken dönemde  tanımlanan Alzheimer’da, hastalığın bulgularını arttıracak olan atherosklerotik riskler, vitamin eksiklikleri, tiroit hastalıkları ve depresyon gibi diğer faktörlerin kontrol altına alınabildiğine işaret ederek, “Ayrıca hastaya bilimsel olarak faydalılığı kanıtlanmış uygun beslenme, bilişsel stimülasyon, uyaranların arttırılmasının yanı sıra bedensel ve zihinsel egzersiz yöntemleri öğretiliyor. Hasta ve ailesine hastalıkla baş etme ile mücadele etme donanımı kazanmak için zaman kazandırılmış olunuyor. Hastalık bulguları ilerledikten sonra ise tedavilerin faydası sınırlı olarak kalıyor.” diyor.

İlaç çalışmaları umut veriyor

Dünyada ve ülkemizde kullanılan iki grup ilaç dışında, Alzheimer tedavisine yönelik farklı ilaçlar üzerine çalışmalar halen devam ediyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, bu ilaçlardan 31’inin faz 3 olarak adlandırılan son aşamaya geldiklerini belirterek, tedaviyle ilgili gelişmeleri şöyle anlatıyor: “2021 yılı ortasında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) bir ilaca şartlı onay vererek erken dönemdeki Alzheimer hastalarında kullanılabileceğine karar verdi. İlaç, Alzheimer hastalığında, henüz hastaların şikayetleri başlamadan önce, beyinde birikmeye başlayan amiloid proteinini beyinden temizleyebiliyor. Ancak ne kadar faydalı olduğuna karar verebilmek için çalışmalar sürdürülmeye devam ediyor. Benzer mekanizma ile amiloid plakları temizleyen farklı ilaçların sonuçlarının da çok yakında çıkması bekleniyor.” 

D vitamini eksikliği MS riskini artırıyor

D vitamini eksikliği MS riskini artırıyor

Nedeni tam olarak bilinmeyen MS hastalığı, ülkemizde her bin genç yetişkinden 1’inde görülüyor, genellikle 30’lu yaşlarda ortaya çıkıyor. MS’in bir bağışıklık sistemi hastalığı olduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Doktor Öğretim Üyesi Yıldız Kaya, hastaların sağlıklı ve yeterli beslenmelerinin önemine dikkat çekerek önemli uyarı ve önerilerde bulunuyor.

Merkezi sinir sisteminin yaygın görülen, iltihap ve sinir hücresi kılıfı kaybıyla oluşan bozukluğu olarak tanımlanan Multipl Skleroz (MS), Türkiye’de her bin genç yetişkinden 0,4-1’inde görülüyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doktor Öğretim Üyesi Yıldız Kaya, MS’in en önemli belirtilerini; yorgunluk, yürüme bozuklukları, bazen kol ve/veya bacakta güçsüzlük ve uyuşma, idrar kaçırma, vücutta ağrı, depresyon ve kaygı bozuklukları gibi duygu durum bozuklukları, görme kaybı, baş dönmesi olarak sıralıyor.

Bir bağışıklık sistemi hastalığı olan MS’in nedeni kesin olarak bilinmese de kadınlarda erkeklere oranla 1,5- 2 kat daha fazla görülüyor. Sigara tüketimi hastalığın atak riskini; D vitamini yetersizliği ise gelişme riskini yükseltiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr Yıldız Kaya

10-30 yıl içinde nörolojik engelliliğe dönüşebiliyor

Ülkemizde yapılan çalışmalarda; MS’in başlangıç yaşının yaklaşık 30 olduğu ve ailede görülme sıklığının yüzde 11,5 olduğu belirtiliyor. Hastalığın genellikle 20-40 yaşlarında başladığına değinen Dr. Yıldız Kaya “MS, hastaların birçoğunda 10-30 yıllık bir süre içinde ciddi ve geri dönüşü olmayan nörolojik engelliliğe dönüşebiliyor. Hastalığın nasıl seyredeceği ise kişiden kişiye değişiyor. O nedenle ‘her hastanın MS hastalığı kendine özgüdür’ ve MS tedavisi kişiye özel planlanmalıdır” diyor.

Kişiye özgü tedavi gerekiyor

MS tedavisinde hastanın şikayetlerinin başladığı atak döneminde kortizon tedavisi uygulanırken, sonraki aşamalarda hastalık seyrini değiştiren farklı bağışıklık düzenleyici tedaviler tercih ediliyor. İlaç tedavisinde günlük tablet formları olduğu gibi, bazı hastalarda damardan uygulanan tedavi seçenekleri de bulunuyor. Bu kişiye özgü tedavi sonucunda MS’e bağlı engellilik durumu önemli oranda azalıyor.

MS hastalarına özel 7 beslenme önerisi

Yapılan çalışmalar özel herhangi bir beslenme şeklinin MS seyrini değiştirmediğini, ancak yorgunluk, kramplar gibi hastalıkta görülen bazı yakınmaları azalttığını gösteriyor. Bu nedenle hastalara özel bir diyet yerine, yeterli ve dengeli beslenmeleri önerildiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Yıldız Kaya, lif bakımından zengin besinlerin, lipoik asit ve D vitamini alımının arttırılmasının ise MS seyrini olumlu etkilediğini belirtiyor.

Nörolog Dr. Yıldız Kaya, beslenme düzeniyle sıkı bir ilişkisi bulunan MS hastalığı için önemli beslenme önerilerini şöyle sıralıyor:

D vitaminini ihmal etmeyin
D vitamini; sinir sisteminde hücre oluşumu, hücresel iletimin sağlanması ve hücre ölümüne karşı koruyucu bir vitamin. Son yıllarda Parkinson, Alzheimer ve MS hastalıkları incelendiğinde, D vitamini seviyelerinin çevresel ve genetik olarak etkileyen faktörler olabileceği belirtiliyor. Yani D vitamininin, bağışıklık sistemi fonksiyonlarında önemli anahtar role sahip olduğundan, MS’in oluşumunu engelleyici etkisi olduğu kabul ediliyor. Bu nedenle MS hastalarında kandaki D vitamini düzeylerine göre, eksiklik durumunda tedavilerine mutlaka D vitamininin eklenmesi de gerekiyor.

Yeterli su içmeye özen gösterin
MS hastalarının yeterli su tüketmeleri, aldıkları tedavilerin yan etkilerini azaltmada ve gelişebilecek bağırsak problemleri açısından önemli. Aynı zamanda bazı MS hastalarında hastalığa bağlı gelişen mesane problemleri nedeniyle artan idrar yolu enfeksiyonu riskini de azaltıyor.

Bağırsak mikrobiyatınızı güçlendirin

Son zamanlarda MS tedavisinde vitamin desteği gibi tamamlayıcı tedavilerinin ilaç tedavisiyle birlikte gündeme geldiğini söyleyen Dr. Yıldız Kaya, bağırsak mikrobiyotasını korumaya ve antiinflamatuar besinlere öncelik verilmesi gerektiğini belirtiyor. Çünkü bağırsak sağlığı bağışıklık sisteminin güçlü olmasında çok önemli bir rol oynuyor. MS’in bağışıklık sistemi hastalığı olduğuna dikkat çeken Dr. Yıldız Kaya, özellikle hastaların lif içeriği düşük, yüksek yağ ve şeker içeren Batı tarzı diyetlerden kaçınmaları gerektiğini, çünkü bu tip beslenmenin bağırsakta zararlı bakterileri çoğaltarak tüm vücutta ve sinir hücrelerinde inflamasyonu artırarak MS’in seyrini olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Akdeniz tipi beslenin
Son dönemlerde yapılan araştırmalarda; özellikle nörolojik hastalıklardan korunmada ve hastalıkların kontrolünde sağlıklı beslenme yöntemleri arasında Akdeniz tipi beslenme ve MIND diyetine önem veriliyor. MIND (Mediterranean-DASH Intervention for Neurodegenerative Delay) diyeti, Akdeniz diyetine yakın, özellikle beyin sağlığına odaklı bir diyet türü. Alzheimer hastalığı gibi bunamaya yol açan hastalıklara karşı geliştirilen MIND diyetinde, Akdeniz beslenme tipinde de olduğu gibi yeşil yapraklı sebzeler, böğürtlengiller, tam tahıllı ürünler, deniz ürünleri, beyaz et ve zeytinyağının yanı sıra kırmızı şarap da yer alıyor.

Proteini ihmal etmeyin
MS hastalarına beyaz et ve balıkla beslenmenin arttırılması, kırmızı etin en fazla haftada 2 gün tüketilmesi öneriliyor. Her gün çiğ veya pişmiş sebze ve meyveyle birlikte zeytinyağı, düşük yağlı süt ürünleri ve fındık, badem gibi kuruyemişler de beslenmede önem verilmesi gereken yiyeceklerin arasında sayılıyor.

Düşük yağlı beslenmekten kaçının
Yağ bedenin enerji gereksiniminde rol oynuyor. Ayrıca yağda eriyen A, D, E ve K vitaminlerinin emilimi için de gerekiyor. Düşük yağlı ve yumurta ile süt ürünlerinin olmadığı diyetlerde enerji ve vitamin eksikliğine bağlı yorgunluk, kansızlık gibi başka yakınmalar ortaya çıkabiliyor.

Atak döneminde tuzsuz beslenin
MS hastalarının, özellikle atak döneminde kullanılan kortizon tedavisinin yan etkilerinden korunmak için o dönemde tuzsuz beslenmeye dikkat etmeleri gerekiyor. Ayrıca potasyumu arttırmak için bol meyve – sebze alınması, kalsiyum desteği için de süt ve süt ürünleri, kuru baklagillerle beslenilmesi öneriliyor.

Kronik migrene karşı aşılanabilirsiniz!

Kronik migrene karşı aşılanabilirsiniz!

Migren, baş ağrıları arasında gerilim tipi baş ağrısından sonra 2. sıklıkta görülüyor. Ayrıca tüm dünyada bel ağrısından sonra en çok iş güç kaybına neden olan hastalıklardan biri olarak kabul ediliyor. Yaşam kalitesini ciddi oranda düşüren migren için uygulanan farklı tedavi seçenekleri ile başarılı sonuçlar alınabiliyor. Özellikle migren aşısı ya da migren iğnesi olarak bilinen uygulama atakların önlenmesinde etkili oluyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Murat Kurnaz, migren aşısı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Murat Kurnaz

Her 5 kadından 1’ini etkiliyor

Migren genellikle başın bir tarafında zonklayıcı bir ağrı olarak hissedilen orta veya şiddetli bir baş ağrısıdır. Birçok insanda ayrıca hasta hissetme, ışığa veya sese karşı artan hassasiyet gibi belirtiler de vardır. Migren, her 5 kadından 1’ini ve her 15 erkekten 1’ini etkileyen yaygın bir sağlık durumudur. Migrenin kesin nedeni bilinmemektedir ancak beyindeki sinir sinyallerini, kimyasalları ve kan damarlarını geçici olarak etkileyen anormal beyin aktivitesinin sonucu olduğu düşünülmektedir.

Migrende aşağıdaki şu görülebiliyor:

  • Şakaklarda ağrı
  • Bir gözün veya kulağın arkasında ağrı
  • Mide bulantısı
  • Kusma
  • Noktalar veya yanıp sönen ışıklar görmek
  • Işığa ve/veya sese duyarlılık
  • Boyun ve omuz ağrısı
  • Kas ağrıları

Dirençli ağrılarda oldukça başarılı sonuçlar alınıyor

Migren hastalarında tedavi için farklı seçenekler kullanılmaktadır. 2018 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onay verilen ve ülkemizde de daha sonra kullanılmaya başlanan 2 molekül, özellikle diğer koruyucu tedavi yöntemleri ile yeterince başarılı olunamayan migren hastalarında migren aşısı adıyla gündeme gelmiştir.

Ayda 4 günden fazla migren atağı yaşayanlar için uygun

Migren aşısı olarak bilinen ilaçlar migrenin oluş mekanizmasında rol oynayan kalsitonin gen ilişkili peptidi (CGRP) engelleyen antikorlar yoluyla etki göstermektedir.  Bu ilaçlar ayda 4 günden fazla migren ağrısı çeken hastalara önerilmektedir. Migren aşısı olarak bilinen ilaçlar deri altı enjeksiyon şeklinde kullanılmaktadır. Başlangıçta olası yen etkiler açısından doktor tarafından yapılması önerilir.  Aynı anda 2 enjeksiyon uygulanır. Daha sonra hastanın kendisi tarafından da aylık enjeksiyonlar şeklinde yapılabilmektedir. Tedavi süresi hastaya göre değişmekle birlikte, ortalama 6 ay kadardır.

Dikkat! Yedikleriniz beyninizi zehirleyebiliyor!

Dikkat! Yedikleriniz beyninizi zehirleyebiliyor!

Dikkat, dil, düşünme, problem çözme ve daha pek çok beyinsel işlev… Vücudumuzdaki tüm fonksiyonlarla etkileşen gizemli ve karmaşık bir organ olan beynin incelendiği çalışmalar, doğru beslenmenin beyin sağlığı üzerindeki etkilerini her geçen gün daha fazla ortaya koyuyor. Acıbadem Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin “Bilimsel çalışmalarda, beyinde sinir dokularının iltihaplanması sonucunda Alzheimer hastalığına yatkınlığın arttığı gösterilmiştir. Bu iltihaplanmaya (kronik nöroenflamasyon) neden olan ana faktörlerden biri de yanlış beslenmedir” diyor. Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, sağlıklı bir beyin için öne çıkan besinleri ve ‘sessiz katil’ olarak adlandırılan etkenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Adeta büyük bir fabrika gibi çalışan ve vücudumuzdaki tüm fonksiyonları kontrol eden insan beyninin 80 milyardan fazla sinir hücresinden (nöron) oluştuğunu biliyor muydunuz? Ya her bir nöronun diğer nöronlarla iletişim kurmak için milimetreden küçük kablolara benzeyen çok sayıda uzantılarının (aksonlar ve dendritler) olduğunu? Henüz gün yüzüne çıkarılamamış sayısız özelliği olan bu karmaşık ve gizemli organa yönelik bilim insanlarının çalışmaları hızla devam ederken, Acıbadem Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin “Bu kadar karmaşık bir biyolojik yapının iyi çalışması için gerekli olan yapıtaşları bir-iki besinden sağlanamayacağı gibi, her bireyin ihtiyaç duyduğu beslenme şekli ve gıda takviyeleri de yaş, cinsiyet, aile öyküsü, hastalıklar hatta mesleği de göz önünde bulundurularak belirlenmelidir. Beyin sağlığı için doğru beslenme alışkanlığını düzenli egzersiz ve iyi bir uyku düzeni ile de desteklemedikçe yararı sınırlı olacaktır” diyor.

Acıbadem Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin

Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin

Gluten Alzheimer hastalığını tetikleyebiliyor!

Ülkemizde son yıllarda Alzheimer hastalarının sayısı artarken, bu artışın bir nedeninin de sağlıklı beslenme alışkanlıklarından uzaklaşılıp endüstriyel olan işlenmiş ürünlere yönelimin ve tarım ürünlerinde pestisit (böcek ilacı) kullanımının artması olduğunu belirten Dr. Mustafa Seçkin “Son yıllarda yapılan çalışmalar; beyinde sinir dokularının iltihaplanması (kronik nöroenflamasyon) sonucu Alzheimer hastalığına yatkınlığın arttığını, bunun ana nedenlerinden birinin de yanlış beslenme olduğunu, buğday, çavdar, yulaf gibi tahıllarda bulunan ‘gluten’ adı verilen bir proteinin kronik nörolojik enflamasyonda rol aldığını göstermiştir. Gluten özellikle genetiği değiştirilmiş buğday ile üretilmiş ve rafine edilmiş unlarda daha yoğun miktarda bulunurken, buğdayın anavatanı olan Anadolu’da üretilen Siyez, Karakılçık, Kavılca gibi buğday türlerinde daha düşük miktarda bulunmaktadır. Çölyak tanısı olmasa dahi bireylerin diyetlerinde gluten kısıtlamasına gitmeleri ve mümkünse ata tohumdan üretilmiş ve rafine edilmemiş unları tüketmeleri önerilmektedir” diyor.

Şeker, un, tuz üçlüsünden kaçının!

“Üç beyaz” olarak adlandırılan rafine edilmiş tuz, şeker ve un tüketiminin de Alzheimer hastalığı açısından riski artıran gıdalar olarak kabul edildiğini belirten Dr. Mustafa Seçkin “Beslenme yalnızca beynimize ve vücudumuza ‘yakıt’ sağlamak için yapılmamalı. Tıpkı kışın fosil yakıtları ile ısıtılan evlerde, sobadaki yanma işleminin “yan ürünlerini” içeren dumanların hava kirliliği oluşturarak bizleri zehirlemesi gibi bedenimize sunduğumuz kötü yiyeceklerin de bizleri doyurup “ısıtsalar” dahi ortaya çıkan yan ürünler aracılığı ile bedenimiz ve beynimiz için birer zehire dönüşebileceklerini unutmamak gerekir” uyarısında bulunuyor.

Bu yağlara ve işlenmiş ürünlere dikkat!

Yapılan çalışmaların; palm yağı, işlenmiş süt ürünleri ve kırmızı ette bulunan yağlar, hazır atıştırmalıklar ve kızartmalarda bulunan trans yağların oldukça zararlı olduğunu ortaya koyduğunu söyleyen Dr. Mustafa Seçkin; mısır yağı, ayçiçek yağı ve kanola yağı gibi linoleik asit içeren yağların da yüksek ısıda pişirildiğinde hücre hasarına neden olabildiğini vurguluyor. Dr. Mustafa Seçkin “Bu moleküller ‘Silent Killer’ yani ‘Sessiz Katil’ olarak da adlandırılmışlardır. Ayrıca, kızarmış ürünler, hazır gıdalar, patates cipsleri, hazır kekler, şekerli-kakaolu kremalar gibi pek çok üründe bu zararlı yağlar yoğun miktarda kullanılmaktadır” diyor. Alzheimer hastalarının beyinlerinin sağlıklı bireylere göre daha “asidik” yapıda olduğunu belirten Dr. Mustafa Seçkin, vücudun pH dengesini asidite lehine bozacak kırmızı et, doğal olmayan yemlerle beslenmiş çiftlik balığı, tahıl, alkol, gazlı ve şekerli içecekler ve enerji içeceklerinden de kaçınılması gerektiğini söylüyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beyin dostu besinler

Soğuk sıkım sızma zeytinyağı başta olmak üzere, deniz ürünleri, badem, fındık, ceviz, çiya tohumu, avokado ve semiz otu gibi omega-3 içeren besinlerin ise tam tersine Alzheimer hastalığı üzerindeki iyileştirici etkileri olduğuna ve unutkanlığı azalttığının kanıtlandığına dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Seçkin şöyle konuşuyor: “Mevsim sebze ve meyveleri, olta balığı, karnabahar, brokoli, lahana, sarımsak, soğan, zencefil, limon gibi ürünlerin özellikle tüketilmesi önerilmektedir. Sinir hücrelerinin fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri için E ve D vitaminlerini ve B vitamin kompleksini içeren besinler günlük diyete dahil edilmeli, hekim önerisiyle gerektiğinde dışarıdan takviye olarak alınmalıdır.”

Kırmızı şarap efsanesi yanlış!

Toplumda ‘kırmızın şarabın Alzheimer hastalığına olumlu etkileri olduğu’ yönündeki düşüncenin ise yanlış olduğunu belirteren Dr. Mustafa Seçkin “Yapılan biyokimyasal çalışmalar; kırmızı şarapta bulunan resveratrol adlı maddenin antioksidan özelliklerinin olduğunu ancak insan vücudunda antioksidan etkilerin oluşabilmesi için günde 500 ila 2000 miligram resveratrol tüketilmesi gerektiğini göstermektedir. Bir kadeh kırmızı şarapta bir miligramın bile altında resveratrol bulunduğunu düşünürsek Alzheimer hastalığından koruyacak kadar antioksidan etki yaratacak dozlara çıkabilmek için günde 50-100 şişe şarap içilmesi gerekir ki böyle bir tüketim mümkün değildir. Dolayısı ile kırmızı şarabın düzenli olarak tüketilmesinin Alzheimer hastalığına karşı bilimsel olarak kanıtlanmış bir faydası yoktur” diyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Seçkin diyet planlaması yapılırken kişiye özel düzenlemelerin olması gerektiğini, tek bir diyet tipinin herkes için yararlı olamayacağı gibi, bulunulan coğrafyaya özgü yararlı besinlerin diyetisyenler ve gerekirse klinisyenler gözetiminde diyete eklenebileceğini söylüyor.

Kronik migren ağrılarına botokslu çözüm

Kronik migren ağrılarına botokslu çözüm

Toplumun büyük bir bölümünde görülen baş ağrıları iki grupta değerlendiriyor. Başka bir hastalık ile bağlantısı olmayan baş ağrıları birincil yani primer baş ağrıları olarak nitelendirilirken, nedeni bilinen ve farklı bir hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan ağrılara sekonder (ikincil) baş ağrıları deniyor. Migren ise birincil yani primer baş ağrıları arasında yer alıyor. Yaşam konforunu ciddi anlamda olumsuz etkileyen migrenin tedavi edilebilmesi için ağrı ataklarını tetikleyici unsurların belirlenmesi önem taşıyor. Kozmetik amaçlarla kullanılan botoks ise migren hastalarına iyi geliyor ve uygulandığı bölgede migren ataklarını azaltıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, migren ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Nergiz HüseyinoğluKadınlarda daha çok görülüyor

Migren, toplumda çok sık görülen nörolojik bir rahatsızlıktır. Kadınlarda erkeklere oranla 2-3 kat daha fazla görülür. Bir ay içerisinde tekrarlayan ataklar halinde gelen zonklayıcı nitelikte olan baş ağrıları söz konusu olduğunda akla gelen ilk sorun migrendir. Genelde bu ağrıların şiddetli, bazen de dayanılmaz olduğunu belirten hastalar; ağrıya bulantının eşlik ettiğini, ses ve ışığa karşı daha duyarlı hale geldiklerini söyler. Migren ağrıları nedeniyle birçok hasta yaşam konforunun bozulduğunu, bu rahatsızlık nedeniyle günlük işlerini yapamadıklarını belirtir. Ancak tam bir migren teşhisi koyabilmek için nörologların hastanın şikayetlerini ve hikayesini dinleyerek, bunları klinik ve gerekirse görüntüleme ile birlikte değerlendirerek karar vermesi gerekir.  Baş ağrısı atakları son 3 aylık dönemde ayda 15 gün ve üzerinde ortaya çıkıyorsa buna ‘kronik migren’ denilmektedir. Kronik migrenin yanı sıra sporadik yani ‘aralıklı migren’ de sıkça görülmektedir.

Migren belirtilerini tanıyın

  •  Migrenin en belirgin belirtisi tekrarlayan şiddetli baş ağrısıdır. Ağrının şiddeti çok yüksek olduğu için hasta genelde hiçbir iş yapamaz. Ağrı genelde şakaklarda başlayarak göz ve gözün arkasında hissedilir. Başın arka tarafı ile alın bölgesi ve kulak arkalarında ağrı şiddetli hissedilmektedir.
  • Migrenin başka bir belirtisi ise aşırı duyarlılık ve tepkisellik sonucunda ortaya çıkan depresif duygu durum bozukluğudur. Migren atakları sırasında durgunluk ve donukluğun yanı sıra aşırı ve gereksiz neşelenme, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu ortaya çıkabilmektedir. Özellikle bu dönemde konuşmada güçlük ve uyuma olabilmektedir. Uyku isteği ile bağlantılı olarak esneme hissi ortaya çıkabilmektedir.
  • Migren ağrısına ışık ve ses duyarlılığı eşlik edebilmektedir. Işığa ve sese karşı yüksek duyarlılık nedeniyle baş ağrısının şiddeti de artmaktadır.
  • Başka bir belirti ise kokulara karşı oluşan aşırı hassasiyettir. Bunun için ağır parfümler ile bazı temizlik maddelerinin esansları bulantı ve kusma sebebi olabilmektedir.
  • Aşırı yeme isteği, kabızlık, susuzluk ve idrar kaçırma da ortaya çıkan belirtiler arasındadır.
  • Diğer bir belirti ise şiddetli baş ağrısından önce ortaya çıkan ve ‘aura’ denilen görme ve duyma ile ilgili 10-30 dakika arasında devam eden nörolojik belirtilerdir. Aura Yunanca’da ‘esinti’ anlamına gelmektedir.

Görsel aura: Hastalar titrek ve parıldayan ışıklar tarifini yapar.

Duyusal aura: Elde ve dilde ya da ağız ve çenede uyuşma, karıncalanma ortaya çıkar.

Nedene göre migren tedavisi önemli

Migren teşhisi konulduktan sonra nörologlar tarafından ağrı ataklarının şiddetini ve sıklığını azaltmaya yönelik tedavi planlanmaktadır. Yapılacak ilk tedavi nedene yönelik olmaktadır. Migrene neden olan ya da tetikleyen sebeplerin (açlık, uykusuzluk, hormonal ilaçların kullanımı gibi)  ortadan kaldırılması gerekir. Uzman doktorun reçete edeceği uygun ağrı kesici ilaçlar genelde etkili olmaktadır. Eğer haftada 1-2 defa yaşanan atak varsa koruyucu tedavi planlanır.

Botulinum toksin ile tedavi hastaların yaşam kalitesini yükseltiyor

Son yıllarda kozmetik amaçlarla kullanılan botoksun, migren hastalarına iyi geldiği ve atakları azalttığı belirlenmiştir. Uzun süren denemeler sonucunda kronik migren hastalarında botoksun yani ‘botulinum toksin’ enjeksiyonunun fayda sağladığı ortaya çıkmıştır. Günümüzde de birçok nöroloji hekimi botuinum toksinini kronik migren hastalarında kullanmaktadır. Kronik migren denildiğinde, son 3 ay içinde ayda en az 15 atağı olan hastalardan bahsedilmektedir. Bu durumda olan migren hastalarında botulinum toksin enjeksiyonunu kullanarak hem ağrının şiddeti hem de atakların sıklığı ve süresinin azaltılması sağlanmaktadır. Ayrıca hastaların kullandığı ilaç miktarı ve sayısı da azalmış olmaktadır.

Kozmetoloji alanında olduğu gibi migren hastalarında botulinum toksin sadece yüz bölgesinde uygulanmaz. Uzman nörologlar yüz bölgesinin dışında hastanın omuz, ense, boyun ve şakak bölgelerine gerekirse çene kaslarına da botulinum toksinini enjekte eder. Cilt altına uygulanan botulinum toksinin etkisi yaklaşık 10-15 gün sonra ortaya çıkmakta ve bu etki ortalama 3 ile 6 ay arasında devam etmektedir. Bu sayede hastaların aldığı ağrıkesici ilaç sayısı azalmakta, baş ağrısının süresi ve şiddeti kısalmaktadır. Böylece hasta, migren ağrıları olmadığı için günlük işlerini yapabilmekte ve yaşam konforu artmaktadır. Botulinum toksininin etkisi azaldığında tekrar enjeksiyon yapma ihtiyacı olabilmektedir.

Dil bozukluğu demans belirtisi olabilir mi?

Dil bozukluğu demans belirtisi olabilir mi?

Son günlerde en çok konuşulan hastalıklardan biri, ünlü oyuncu Bruce Willis’in artık aktörlüğü sürdüremeyecek olmasına yol açan Primer Progresif Afazi (PPA) hastalığı oldu. Çağın korkulan hastalığı demansın görece daha az görülen bir alt tipi olan Primer Progresif Afazi, beynin dil fonksiyonlarından sorumlu alanlarındaki ilerleyici hasara bağlı olarak gelişiyor ve kişinin günlük yaşam aktivitelerini etkiliyor. Acıbadem Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin “En sık demansa yol açan hastalık Alzheimer hastalığı olduğundan ve Alzheimer hastalığının en sık görülen belirtisi de unutkanlık olduğundan dolayı demans eşittir unutkanlık tarzında genel bir algı söz konusudur. Oysa ki demansın tek belirtisi unutkanlık olmadığı gibi bazı demans hastalarında belirgin unutkanlık olmaksızın bilişsel etkilenme görülebiliyor. Dil bozuklukları yani “afazi” de bu belirtilerden biri olabiliyor” diyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, Primer Progresif yani ilerleyici Afazi hastalığının 3 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Mustafa Seçkin

  • Dil ve iletişim becerilerinde bozulma!

Demans, bilişsel fonksiyonlarda ilerleyici bozulma ile karakterize bir hastalıktır. Bilişsel fonksiyonlar deyince kast edilen bellek, dikkat, yürütücü işlevler (hesaplama, karar verme, muhakeme vb), görsel-mekansal işlevler (obje ve yüz tanıma, yön bulma vb) ve dil fonksiyonlarıdır. En sık demansa yol açan hastalık Alzheimer hastalığı olduğundan ve Alzheimer hastalığının en sık görülen belirtisi de unutkanlık olduğundan dolayı ‘demans eşittir unutkanlık’ tarzında genel bir algı söz konusudur. Oysa ki demansın tek belirtisi unutkanlık olmadığı gibi bazı demans hastalarında belirgin unutkanlık olmaksızın bilişsel etkilenme görülebilir. Dil bozuklukları yani “afazi” de bu belirtilerden biri olabilir. Dil bozukluğunun ön planda olduğu demans tipine Primer Progresif Afazi (PPA) adı verilir. PPA hastalarında dil ve iletişim becerilerinde bozulma ön plandadır.

  • ‘Tam da dilimin ucunda’ ve ‘şey’ kelimelerinı sık kullanmaya başlama!

Bazı hastalarda konuşma akıcı gibi görünse de anlamsız kelimeler kullandıkları için söyledikleri anlaşılmaz. Bu hastalar duydukları veya okudukları kelimeleri de anlamakta zorlanırlar. Örneğin; yemekte “ekmek ister misin” diye sorulduğunda “ekmek ne?” diye yanıt verebilirler. Bir grup hastada ise belirgin anlama bozukluğu olmayabilir ama bu hastalarda konuşma akıcılığı bozulmaya başlar, hatta dilbilgisi hataları görülebilir. Adeta Türkçe’yi yeni öğrenen bir yabancı gibi konuşmaya başlayabilirler. Son yıllarda tanımlanan yeni bir hasta grubunda ise anlama da dilbilgisi de korunduğu halde kelime-bulma güçlüğünün ön planda olduğu gösterilmiştir. Bu hastalar özellikle hastalığın erken dönemlerinde söyleyecekleri kelimeler akıllarına gelmediğinde “tam da dilimin ucunda” diyebilirler veya “şey” kelimesini eskiye oranla daha sık kullanmaya başlayabilirler.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Anksiyete ve duygudurum bozuklukları artıyor!

Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi “PPA hastalarında en çok dil fonksiyonları etkilenir ancak hastalık ilerledikçe diğer bilişsel fonksiyonları da etkilemeye başlar. Yakın zamanda Cognitive and Behavioral Neurology Dergisi’nde yayınlanan bir çalışmamızda; PPA hastalarındaki sözel bellek bozukluklarını gösterdik. Ancak aynı hasta grubunda görsel bellek fonksiyonları korunmuştu. Bu da tipik Alzheimer hastalığı ile PPA’nın ayrıldığı konulardan birisi. Hastalık ilerlese de PPA hastalarında görsel bellek fonksiyonları geç döneme kadar korunabiliyor. Bazı hastalarda özellikle dikkat ve yürütücü işlev bozuklukları gelişebiliyor. Bir başka çalışmamızda ise; PPA hastalarında ciddi düzeyde anksiyete, ilgisizlik, kayıtsızlık ve sinirlilik ile karakterize duygudurum bozuklukları olabileceğini gösterdik” diyor. Dil ve iletişim problemlerinin yanı sıra, hastalığın neden olduğu nöropsikiyatrik bozukluklar da afazi hastasına bakımveren aile bireyleri için ciddi sıkıntılar oluşturabiliyor.

Kelime bulma güçlüğü ‘basit unutkanlık’ olarak görülüyor, ama!

Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin, dünyada ve ülkemizde hastalığın erken tanısı ve tedavisi ile ilgili çalışmaların hızla devam ettiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Primer Prograsif Afazi hastalığını ortadan kaldıracak veya ilerlemesini durduracak bir tedavi henüz mevcut değil. Ancak yeni ilaç çalışmaları beyinsel hasarı yavaşlatma konusunda umut vermektedir. Kullanıma geçildiğinde PPA hastaları da tıpki Alzheimer hastaları gibi bu ilaçlardan yararlanabileceklerdir. Ayrıca, erken evrelerde başlanan dil-konuşma terapileri hastaların ietişim becerilerini daha uzun süre korumalarını sağlayabilmektedir. Ancak belirgin unutkanlık yakınmaları olmadığı için veya afazinin erken belirtisi olan isimlendirme ve kelime-bulma güçlüğü ‘basit unutkanlık’ olarak değerlendirildiği için PPA hastalarının bir nöroloji uzmanına başvurmakta gecikiyor. Oysa kişinin dil ve iletişim becerilerindeki gerilemesi konusunda farkındalık oluşması, demans hastalığının erken dönemde tespit edilmesi için de yararlı olacaktır.”