Yazılar

Romantik ilişkilerde şunlara dikkat

Romantik ilişkilerde şunlara dikkat

Sağlıklı ve doğru iletişim kurmak romantik ilişkilerin yolunda gitmesini sağlıyor. Çiftlerin tartışırken birbirlerine olan yapıcı ya da eleştirel tutum ve davranışları ilişkinin gidişatını belirliyor. Memorial Şişli Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Serpil Endirlik, romantik ilişkilerde sağlıklı iletişim kurmanın önemi hakkında bilgi verdi.
Romantik ilişkiler, kurulan diğer tüm ilişkilerde olduğu gibi öncelikle iletişim kurmak üzerine yapılandırılmıştır. İletişim kurmak, kişilerin düşünce ve duygularının paylaşıldığı veya fikirlerinin farklı farklı yollarla karşı tarafa aktarıldığı bir süreçtir. Konuşma biçimi, ses tonu, ses tonlaması, beden duruşu, jest ve mimikler iletişim açısından çok önemlidir. Her ilişkinin en temel özelliklerinden olan iletişimin doğru ve yapıcı bir düzende yapılması ilişkilerin yolunda giden özelliklerinin artmasına yardımcı olur. Bu özelliklerden bahsederken Gottman araştırmalarının ‘Güçlü İlişki Evi’ olarak tanımladığı ve ilişkinin temel hangi anlamlar üzerine kurulduğunu açıkladığı şemaya bakmak gerekir. Bu şema üzerinden ilerlemek kaydıyla güven ve bağlılık üzerine kurulu olması gereken ilişkilerin olmazsa olmazlarından bir tanesinin de ‘’Çatışmayı yönetmek’’ olduğu görülmektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Klinik Psikolog Serpil Endirlik

“Mahşerin Dört Atlısı” olarak tanımlanan bu davranışlardan uzak durun

 İletişimin bize sağladığı desteklerden bir diğeri her ilişkide olan hatta olması gereken tartışmaların gündeme alınma şeklidir. Güçlü ilişkilere sahip çiftlerin tartışırken konuşmaya ses tonlarının daha yumuşak tonla başladığı, aşağılayıcı ve eleştirel tutumlardan uzak durduğu gözlemlenmiştir. Tartışmanın nasıl başladığı %94 oranda nasıl biteceğini belirlemektedir. Yani sert başlangıçlar yerine yumuşak başlangıçlarla iletişime başlamak ilişkiler için çok daha yapıcı bir yol olacaktır. John ve Julia Gottman’ın 35 yılı aşkın süredir çiftlerle yaptığı bilimsel araştırmalarda güçlü ilişkilere sahip çiftlerin ‘’Mahşerin Dört Atlısı’ndan’’ uzak durduğu sonucuna varılmıştır. Mahşerin Dört Atlısı olarak adlandırılan durumlar şunlardır;

Savunma: Çiftlerin çatışma veya iletişim esnasında savunma yapması, karşıdan gelen saldırıyı etkisizleştirmek, suçlamayı tersine çevirmek ve kendi mağdur haline odaklanmak partnerlerin sorumluluk almadığının göstergesi olarak kabul edilmektedir. Problemi çözmek her zaman ilişkilerde öncelik olmasa da savunmaya geçmek kişilerin sorumluluğu karşı tarafa yüklemesine sebep olur. Savunma yerine ilişkilerin ihtiyacı olan ise karşılıklı olarak sorumluluğun paylaşılmasıdır. Bunun için de partnerinizi gerçekten anlamaya odaklanmak, hak verdiğiniz konuları söylemek ve hatalarınız için özür dilemek gibi seçenekleriniz olduğunu kendinize hatırlatabilirsiniz. Düşünce ve duyguların onaylanması da kişilerin kendilerini çok daha iyi hissetmesine yardımcı olmaktadır.

Eleştiri: Eleştiri yapmak farklı alanlarda çeşitleriyle sınıflandırılabiliyor olsa da duygusal ilişkilerimizde yaptığımız eleştirel genelde partner tarafından ‘’Sende bir bozukluk var.’’ şeklinde duyulmaktadır. Partneriniz kişiliğine veya genel olarak özelliklerine sözlü saldırma veya yargılama hali eleştiri olarak tanımlanmaktadır. Burada eleştiri yapmak yerine, ‘Ben’ dili ile duyguların ve ihtiyaçların paylaşılması çok daha yapıcı olacaktır.

Aşağılama:Partnerinize karşı küçük düşürücü sözlerin söylenmesi, dalga geçmek veya taklit yoluyla kendini yüceltme gibi davranışlar karşı tarafa onu küçük gördüğünüz mesajını vermektedir. Yakın ilişkilerde kişiler takdir edilmeyi, sevildiğini hissetmeyi beklerler. Takdiri paylaşma kültürü haline getiren, olumlu ve iyi özelliklerini birbirlerine hatırlatan çiftlerin çok daha uzun süreli güçlü ilişkilere sahip olduğu araştırmalar tarafından desteklenmektedir.

Duvar örme: Son olarak güçlü ilişkilere sahip olmak için uzak durulması gereken temel davranışlardan biri de çatışma esnasında veya günlük iletişim kurarken cevap vermemek, içe kapanmak, mesafe koymak ve uzaklaşmak diğer deyişle iletişimin kesilmesi halidir.

Duvar örmek yerine tartışmalara mola vermek, çiftlerin psikolojik olarak nasıl rahatlayacağını keşfetmesi, konuşması veya gevşemesini sağlayacak şekilde zaman geçirmesi çok daha destekleyici olacaktır.

Tartışırken yapıcı ve yumuşak olmak önemli

Tartışmak ilişkilerin vazgeçilmezi ve normalidir. Tartışmak istememek yerine tartışma şeklinde onarmalar yapmak, yapıcı paylaşımlarda bulunmak, mahşerin dört atlısından uzak durmak, yumuşak başlangıçlar yapmak ve tartışmaların çözülemediği noktada onu diyaloğa çevirebilmek ilişkilerin çok daha güçlü olmasına destek sağlamaktadır. Araştırmaların çiftlerin sorunlarının yalnızca %30’unun tam anlamıyla çözüldüğünü gösterdiği unutulmamalıdır.

Sigara bu hastalıkları tetikliyor

Sigara bu hastalıkları tetikliyor

Vücudun tüm sistemlerini uzun süreli etkileyen “İnflamatuar Bağırsak Hastalıkları (İBH)”, kişinin aktif ve hareketli dönemlerinde, yaşam kalitesini düşürüyor ve sosyal hayatta pek çok olumsuzluğa yol açıyor. Sigara, bu hastalıkları tetikleyici önemli bir risk faktörü olarak öne çıkıyor. Sigaranın bırakılması, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması ve uygun tedaviler ile bu hastalıklar kontrol altına alınabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. B. Tolga Konduk, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit hakkında bilgi verdi.

İnflamatuar bağırsak hastalığı (IBH), irritabl bağırsak sendromu (huzursuz bağırsak sendromu veya IBS) ile karıştırılmaması gereken, sindirim sisteminin kronik iltihabıdır. Karın ağrısına, ishale, rektal kanamaya, ateşe ve kilo kaybına sebep olan IBH’nin iki türü vardır. Bunlar; Crohn hastalığı ve ülseratif kolit olarak adlandırılmaktadır. Dünya çapında yaklaşık 7 milyon kişi IBH’ya sahiptir. Yaygın bir hastalık olmamasına rağmen, son 20 yılda giderek artan sayıda insana bu hastalıkların teşhisi konulmuştur.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. B. Tolga Konduk

Stres ve beslenme şekli IBH’de etkili

IBH’nın tek bir nedeni olmamakla birlikte, genetik faktörler, immün sistem sorunları, beslenme şekli, stres bu hastalıkta etkili olabilmektedir. IBH’nin semptomları, inflamasyonun şiddetine ve nerede oluştuğuna göre değişir. Semptomlar bazen hafif bazen şiddetli görülür. Hem Crohn hastalığı hem de ülseratif kolit hastalığında görülen belirtiler şöyle sıralanabilir:

  • İshal
  • Karın ağrısı ve kramp
  • İstenmeyen kilo kaybı
  • Dışkıda kan görülmesi
  • İştah azalması
  • Tükenmişlik

Kolon kanseri riskini artırıyor

Sigara içmek, steroid olmayan antiinflamatuar ilaçlar, aile öyküsü IBH’deki en büyük risk faktörlerindendir. Hem ülseratif kolit hem de Crohn hastalığı bazı komplikasyonları getirebileceğinden hekim yardımı almak önemlidir. İki hastalık da kolon kanseri olma riskini artırabilir. Deri, göz ve eklem iltihabına neden olur, pıhtı sorunlarını getirebilir, karaciğer hasarına sebep olabilir. ülseratif kolite özel komplikasyonlar; zehirli megakolon, safra yollarında tutulum, kolon delinmesi, şiddetli sıvı kaybıdır. Crohn hastalığı’na özel komplikasyonlarsa; bağırsak tıkanıklığı, fistül denen akıntılı yapıların oluşması, yetersiz beslenme, anüs çevresi tutulum olarak sayılabilir. Sigarayı bırakanlarda Crohn hastalığının aktivitesi belirgin olarak azalmaktadır. Crohn hastaları sigara kullanmamalıdır.

İlaçlara yanıt alınmazsa cerrahi düşünülebilir

İnflamatuar bağırsak hastalığının teşhisi için kan sayımı, inflamasyon testleri, dışkı incelemeleri ile başlanır. Bağırsak tutulumunun yaygınlığı ve ek semptom veya bulgularına göre bağırsaklar ve iç organlara yönelik MR enterogrefi veya BT enterografi gibi kesitsel görüntülemeler de istenebilir. Sonrasında kolonoskopi incelemesi yapılır. Bazen balon yardımlı enteroskopi gibi yöntemler uygulanabilir. Tüm bu testlerin sonunda tedavi sürecine geçilir.

Tedavide amaç belirti ve bulgulara neden olan inflamasyonu azaltmaktır. Tedavide lokal veya tüm vücuda etkili olabilecek ve yangıyı azaltacak ilaçlar (bağışıklığı baskılayan ilaçlar) verilmektedir. Hangi ilacın kullanılacağı da bağırsakların etkilenen bölgesine göre değişmektedir. Eğer ilaç tedavisinden bir sonuç alınamazsa cerrahi tedaviler uygulanabilir.

Süt ve süt ürünleri semptomları kötüleştirebilir

İnflamatuvar bağırsak hastalıkları bulaşıcı değildir. Hasta, hastalığını çevresindeki insanlara bulaştırmaz. Süt ve süt ürünleri, yağlı besinler, baharatlı besinler, kafein ve alkol ve hatta yoğun lif içeren besinler semptomları kötüleştirebilmektedir. Sindirimi kolay besinler tüketmek, tüketilen besinlerin kaydını tutmak İBH hastaları için oldukça önemlidir. Ayrıca alınan ilaçların, tüketilen besinlerle birlikte kaydının tutulup takip edilmesi, ilaç-besin etkileşiminin gözlemlenmesi açısından faydalı olacaktır.

Dengeli bir diyet uygulanmalı

İnflamatuar bağırsak hastalığı ile yaşamak, hastanın ne yediğine özellikle dikkat etmesi anlamına gelir. Bazı yiyecekleri yemek semptomları hafifletmeye yardımcı olabilirken, bazıları da semptomları daha da kötüleştirebilir. Bu hasta grubu proteine ihtiyaç duyar. Kırmızı et, balık, yumurta, kümes hayvanları tüketilebilir. Hastalığın tanısı konduktan sonra yangıyı yani inflamasyonu artırmasa da semptomlara neden olan gıdaların saptanması gerekir. Örneğin bazı yiyeceklerden sonra dışkı sayısı artarsa, karında şişlik ya da ağrı olursa o yiyecekler beslenmeden çıkarılabilir. Ekmek, yağsız beyaz peynir, bal, iyi pişmiş et, balık, tavuk, pirinç pilavı, haşlanmış patates, haşlanmış sebze, açık çay başlangıç için iyi besinler olabilir. Örneğin bu besinlere yumurta eklenirse ve rahatsızlık yaşanırsa bu besin listeden çıkarılabilir. Kurubaklagiller, koyu kahve, limon, soğan, yağlı ve kızarmış besinler, baharatlar ise hastalık aktivitesini artırmasa da bazı hastalarda rahatsızlık yapabileceği için, bu gıdalarla semptomu olan hastaların yememesi önerilir.

Fazla kilolar anne olmanızı engelleyebilir

Fazla kilolar anne olmanızı engelleyebilir

Obezite üreme sağlığını da olumsuz etkiliyor. Fazla kilolu olan kadınların büyük çoğunluğu bebek sahibi olamamaktan yakınıyor ya da bu süreç biraz zorlu olabiliyor. Kadınların kilo vermesi ise bebek sahibi olmayı kolaylaştırıyor. Bu anlamda obezitenin tedavi edilmesi önem taşıyor. Obezite ameliyatları sonrasında üreme sorunları çözülürken, gebe kalmak kolaylaşabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Halil Coşkun, “22 Mayıs Avrupa Obezite Günü” dolayısıyla obezite ve üreme sağlığı ilişkisi hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Halil Coşkun

Obezite rakamları hızla tırmanıyor

Obezite oranlarının, dünya çapında 1980 yılından bu yana neredeyse iki katına çıtığı belirtilmektedir. Son rakamlara göre 650 milyon yetişkin, 340 milyon ergen ve 39 milyon çocuğun obezite hastası olduğu bildirilmektedir. 2025 senesine kadar da 167 milyon kişinin fazla kilo ve obezite nedeniyle sağlık sorunları yaşayacağı öngörülmektedir. Obezite, diyabetin yüzde 44’ünden, iskemik kalp hastalıklarının yüzde 23’ünden sorumludur. Obezitenin sebep olduğu hastalıklar bunlarla bitmemektedir. Kanser, ortopedik sorunlar gibi pek çok hastalık da obeziteyle ilişkilendirilmektedir. Her yıl en az 2.8 milyon yetişkin aşırı kilo veya obezite nedeniyle hayatını kaybedebilmektedir.

Aşırı kilo kısırlığa yol açabiliyor

Aşırı kilo ve obezite kadınlarda infertiliteyi de getirmektedir. Araştırmalara göre obez kadınların 3’te 1’inde adet düzensizliği görülmekle birlikte, obezite ovulasyon bozukluğuna da neden olmaktadır. Vücut Kitle İndeksi arttıkça tekrarlayan düşük, endometrial kanser riski artarken; bu hasta grubunun tüp bebek tedavisinde kullanılan ilaçlara da yanıt vermediği gözlemlenebilmektedir. Bu nedenle obezitenin mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir.

Obezite cerrahisi sonrası üreme sorunları çözülebiliyor

Yaşam tarzı değişikliği, sağlıklı ve dengeli beslenme, egzersiz ile birlikte obezitenin önüne geçilebilir. Obezitede tıbbi beslenme tedavisi, egzersiz planlaması, davranış tedavisi, ilaç tedavisi ve ameliyatla tedavi uygulanır. Obezite ameliyatı olmayı düşünen kadınlarda “ Tedavi hamileliğe engel olur” gibi bir düşünce olabilmektedir. Obezite ameliyatı olmak hamileliğe engel değildir. Hatta tam aksine obezite ameliyatlarının doğurganlığı olumlu yönde etkilediğini gösteren bilimsel çalışmalar bulunmaktadır. Örneğin; Obstetric, Gynecologic, and Neonatal Nursing Dergisi’nde yayımlanan bir araştırmaya göre; obeziteye bağlı fertilite (kısırlık) problemi olan kadınların ameliyat sonrası yumurta oluşturmalarının düzenli olmaya başladığı gözlenmiştir. Yine Clinical Endocrinology and Metabolism Dergisinde yayımlanan bir başka araştırmada, obezite ameliyatından sonra kadınların polikistik over sendromu, metabolik ve üreme anormalliklerinin çözüldüğü gösterilmiştir.

Cerrahiden 18 ay sonra gebe kalınabilir

Obezite ameliyatlarının doğurganlık üzerine olumlu etkilerinin yanında, ameliyattan sonraki ilk 18 ay hastaların hamile kalmaması önerilir. Ameliyat sonrası erken dönemde hamilelik, hastanın halen devam eden kilo verme sürecini aksatacaktır. Böylece, doğal olarak tüm odağını bebeğine yönelten kadın beslenme planını istendiği şekilde uygulayamayacaktır. Ayrıca; ideal kilosuna yaklaşan bir kadın, hamilelikle birlikte tekrar kilo almaya başlayınca stres yaşayabilir ve bu durum bebeğine yansıyabilir. Dolayısıyla, hamilelik birçok yönüyle önceden hazır olunması gereken bir süreçtir.

Obezite cerrahisi anne karnındaki bebeğe zarar vermiyor

Bugüne kadar obezite ameliyatından dolayı bebeğe yansıyan bir problem görülmemiştir. Bebek bir şekilde annesinden yeterli düzeyde besini rahatlıkla alabilmektir. Öte yandan, “İlk 18 ay hamile kalmayın, mutlaka doğrum kontrol yöntemi uygulayın” uyarısına rağmen hamile kalan hastalarla da karşılaşılabilmektedir. Bu hasta grubunun çoğunu uzun yıllardır normal yolla hamile kalmayan hastalar oluşturmaktadır. Ve genelde bu hasta grubu, hamile kalamadıkları için doğum kontrol yöntemlerinden uzaklaşmış olmaktadır. Bu durum da obezite ameliyatlarının doğurganlığı artırdığını göstermektedir.

Gebelik sürecinde diyetisyen kontrolünde beslenme

Obezite ameliyatından sonra erken dönemde istenmediği halde hamile kalınırsa bebeği doğurmanın bir sakıncası bulunmamaktadır. Ancak hem annenin hem de bebeğin beslenmesinin dengeli olabilmesi ve yeterli vitamin- mineral alımından emin olunabilmesi için hamilelik sürecinin bu konuda deneyimli bir diyetisyen takibiyle yürütülmesi faydalı olacaktır.

Çocuklarda salmonellaya dikkat!

Çocuklarda salmonellaya dikkat!

Karın ağrısı, ateş ve ishal gibi belirtilerle kendini gösteren salmonella, yetişkinlerde olduğu gibi çocuk sağlığını da tehdit ediyor. Çocuklarda bağışıklık sistemi daha zayıf olduğu için yetişkinlere göre bu sorun daha ciddi seyredebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Bölümü’nden Uz. Dr. Seda Günhar, salmonellanın çocuklar üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi.

Salmonella, bağırsakları etkileyen yaygın bir hastalıktır. Salmonella bakterileri, bağırsaklarda yaşamakta ve dışkı yoluyla da vücuttan atılmaktadır. Gıda zehirlenmelerinin en bilinen sebebi olan salmonella, beslenme yoluyla bulaşabilmektedir. Salmonella, bulaşması çok kolay bir enfeksiyondur ve bu nedenle de korunma tedbirleri konusunda bilinçli olmak önemlidir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Seda Günhar

Acil tıbbi müdahale gerekebilir

Salmonella, bazı durumlarda, ishal ciddi dehidrasyona neden olabilir ve acil tıbbi müdahale gerektirir. Enfeksiyon bağırsakların ötesine yayılırsa hayatı tehdit eden komplikasyonlar da gelişebilir. Salmonella enfeksiyonu şu yollarla bulaşabilir:

  • İnsan ve hayvan atıklarının kaynak sularına karışması
  • İçme suyunun yeterince klorlanmaması
  • Salmonella taşıyan iyi pişmemiş et, yumurta, süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi
  • Kaynağı bilinmeyen suların içilmesi ya da kullanılması
  • Pastörize edilmemiş süt ya da peynir tüketilmesi
  • Kirli çiğ sebze, meyve, baharat veya çerez yenilmesi
  • Kümes hayvanlarına temas edilmesi
  • Hasta insanlarla temas gerçekleşmesi

Çok ciddi seyredebilir

Salmonellada en yüksek riskli grup çocuklar, yaşlılar ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerdir. Bu grupta enfeksiyon daha da ciddi seyredebilir. Salmonella bakterisinin bulaştığı kişilerde ortalama 12-72 saat sonra klinik tablo başlar. Çoğu hastada klinik bulgu oluşmayabilir ama özellikle yüksek riskli grupta yüksek ateş, karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal en sık izlenen şikayetlerdir. Bazı hastalarda bu şikayetler nedeni ile hastaneye yatış gerekebilir. Hastalık genellikle 4-7 gün sürer ve çoğu kişi tedavi olmadan iyileşir. Bazı kişilerde, ishal hastanın hastaneye yatmasını gerektirecek kadar şiddetli olabilir.

En çok su ve gıdalardan bulaşıyor

Salmonella bakterisi su ve gıdalarla bulaştığı için çok hızlı bir şekilde yayılabilecek bir bakteridir. Salmonellanın yayılmasını önlemek için kişisel hijyen kurallarına uymak ve güvenilir olmayan yerlerden çiğ gıda tüketiminin olmamasına dikkat etmek gerekmektedir. Çocukların çok sevdiği ve tükettiği pek çok gıda maddesinden de salmonella bulaşabilmektedir. Örneğin, yumurta, süt gibi proteinli gıdalar, beklemiş sütlaç, iyi şekilde saklanmamış yaş pastalar, bulaş olan çikolatalar, çerez gibi hazır ürünler ve dışarıda bekletilmiş tavuklarda daha çok görülür. Salmonelladan korunmak için çiğ, az pişmiş yumurta, et veya kümes hayvanları, kabuklu deniz ürünleri ve pastörize edilmemiş süt gibi yüksek riskli gıdaların iyice pişirildikten sonra tüketilmesi gerekmektedir.

İshal diyeti önemli

Salmonella grubu hastalar muayene edildikten sonra doktor tarafından reçete edilen antibiyotik tedavisine başlamalıdır. Antibiyotik tedavisinin yanı sıra yeterli sıvı alınmasının sağlanması, ishal için destek tedavi ve ishal diyetinin yapılması önemlidir. İshal diyetinde patates püresi, pirinç lapası, yağsız haşlanmış makarna gibi yüksek enerji içeren yiyecekler, muz gibi potasyumdan zengin besinler tercih edilmelidir. Bunun yanında aile içi bulaş da olabilmektedir. Aile bireylerinde belirtiler olsun ya da olmasın probiyotik tavsiye edilmelidir.

Yapay zeka ile cilt kanserine önlem

Yapay zeka ile cilt kanserine önlem

Benler doğuştan ya da sonradan oluşabiliyor. Sonradan oluşan benlere güneş hasarı, ergenlik ve hamilelik gibi hormonal değişimler sebep olabiliyor. Genellikle iyi huylu olan benler özellikle 40 yaşından sonra oluşmuşsa cilt kanseri açısından risk taşıyabiliyor. Benlerin düzenli olarak kontrol edilmesi cilt kanseri riski taşıyan benlerin erken tespitini ve tedavisini mümkün kılıyor. Ben ve cilt taramaları günümüzde ileri teknoloji kullanılarak dijital olarak yapılabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Tuğba Kevser Uzunçakmak, benlerin düzenli takibinin önemi ve yapay zeka ile dijital dermatoskopi yöntemi taraması hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Tuğba Kevser Uzunçakmak

40 yaşından sonra çıkan benlere dikkat edilmeli

Benler deriye, saçlara ve hatta gözlere dahi renk veren melanosit isimli hücrelerin iyi huylu çoğalması ve birlikte yuvalar yapması sonucu oluşan iyi huylu lezyonlardır. Yerleşim yerleri ve çıkış zamanlarına göre farklı sınıflandırmalar mevcuttur. Benler kimi hastalarda doğumsal olarak bulunabildiği gibi yaşam boyunca; ailesel özellikler, hormonların etkisi, güneş maruziyeti ve bağışıklık durumuna göre ilk 35-40 yaşta da çıkabilir. 40 yaş sonrası yeni çıkan benlerde mutlaka dikkatli olunmalıdır. Deri kanserleri içerisinden genellikle en tehlikeli alt tip olarak bilinen melanomlu hastalarda olguların yaklaşık %30’unun bu benler üzerinden geliştiği bildirilmiştir. Melanoma dönüşme riski genel olarak doğumsal olmayan edinsel benlerde daha sık olmakla birlikte dev çapta (40 cm’den büyük) doğumsal beni olan bireylerde de ilk 10 yaşta dahi görülebilmektedir. Cilt kanseri gibi kötü huylu hastalıkları erken bir aşamada tespit etmek için cildin düzenli ve kapsamlı bir şekilde değişiklik olup olmadığını kontrol etmek önemlidir. Erken evrelerde cilt kanseri kolayca tedavi edilebilir.

Beyaz tenli, renkli gözlü ve çok sayıda beni olanlar risk altında

Melanom ile ilgili yapılan epidemiyolojik çalışmalarda melanomun sarışın-kızıl saçlı, beyaz tenli, mavi-yeşil gözlü bireylerde, çilleri olan kişilerde, vücudunda 50 den fazla beni olan bireylerde daha sık görüldüğü belirtilmiştir. Özellikle çocukluk çağında yoğun güneş yanığı-maruziyeti öyküsü olan,  ailesinde veya kendisinde deri kanseri veya atipik ben öyküsü olan, kseroderma pigmantozum gibi güneşe hassasiyet ile seyreden çeşitli genetik hastalıklarda ve çeşitli sebepler bağışıklığı zayıflamış bireylerde daha sık gözlenmiştir. İç organlara yayılım riski olan melanoma erken tanı konulur ve tam cerrahi çıkarımı sağlanırsa hastalarda sağ kalım belirgin uzamakta ve kemoterapi veya redyoterapi gibi tedavilere gerek kalmamaktadır. Bu yüzden bu özelliklere sahip bireylerde belli aralıklarla saçlı deriden genital bölgeye kadar tüm vücut muayenesi çok önemlidir.

Ben takibi ileri teknoloji kullanılarak yapılabiliyor

Ben taraması vücuttaki benlerin yapıları hakkında fikir sahibi olabilmek için belli aralıklara incelenmesidir. Bu incelemeler dermatoskop adını verdiğimiz el cihazları ile veya bilgisayarlı (dijital) dermatoskoplarla benlerin 10-100 kat büyütülerek değerlendirilmesine dayanır. El cihazlarında kayıt telefon veya tablet uyumlu aparatlarla yapılabilirken dijital sistemlerde kayıt bilgisayar üzerindedir. Dijital dermatoskop, dermatoskopun yüksek çözünürlüklü bir bilgisayara entegre edilmiş halidir. El cihazları ile oldukça net görüntü ve hızlı muayene sağlanabilmekle birlikte belli aralıklarla takip edilmesi gereken ve yüksek risk taşıyan kişilerde ben takipleri tercihen dijital dermatoskoplarla yapılır. Dijital dermatoskopi taramasında çıplak gözle görülemeyecek pigmente lezyon ve et benlerinin detaylı yakın görüntüleri elde edilmektedir.

Dijital dermatoskopi ile ben haritası çıkarılıyor

Dijital dermatoskopide ben haritalamada vücuttaki bütün benler belli bir uzaklıktan ve farklı yönlerden gövde ön ve arka, yüz, kol ve bacakların ön ve arka yüzleri, saçlı deri, el ve ayak tabanı gibi her alan kaydedilir ve sonrasında işaretlenerek tek tek incelenir. Bu haritalama sonrası bütün benlerin mikroskobik kaydı alınır ve büyütülerek incelenir ve o gün tarihli kayıt altına alınır. Benlerin yapısına göre, dermatoloji uzmanının uygun göreceği aralıklarla değişim açısından takibi yapılır. Dijital olarak kaydedilen benler hastanın düzenli olarak yaptırdığı taramalarda karşılaştırılarak yapay zeka ile şüpheli değişiklikler ve oluşumlar tespit edilmektedir.

Şüpheli benler yapay zeka teknoloji ile erken teşhis edilebiliyor

Ben taraması veya tüm vücut taraması cilt kanseri riski taşıyan hastalar için hayati önem arz etmekle birlikte toplumda her bireyin belli aralıklarla yaptırması gereken bir muayene türüdür. Saçlı deri, sırt veya genital bölge gibi kişinin kendi takip edemediği alanlarda olası değişikliklerin erken tespiti açısından her bireyin hiç değilse senelik tüm vücut dermatolojik tarama yaptırması ve varsa benlerinin dijital dermatoskopi ile incelenmesi, şüpheli durumların tespiti ve erken müdahelesi son derece önemlidir. Erken teşhis kanser de dahil bütün hastalıklar için tedavi şansını artırmaktadır.

Oruç sonrası bayramda sağlıklı beslenin

Oruç sonrası bayramda sağlıklı beslenin

Ramazan Bayramı’nda Türk mutfağının çeşit çeşit ve lezzetli pek çok yemeği tatlısı ve tuzlusuyla masalarımızı renklendirirken, yemek yemek ailenin de bir araya geldiği keyifli toplantılara dönüşüyor. Bu sofralarda sağlıklı tercihler yapılması, kilo almamak ve mide-bağırsak sağlığı için önem taşıyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Semahat Burcu Sel, Ramazan Bayramı ve uzun oruç dönemi sonrası için sağlıklı beslenme önerilerinde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. Semahat Burcu Sel

Türkiye Avrupa’nın en kilolu ülkesi

Bayramlar kültürümüzün önemli parçalarından biridir. İnsanların bir araya geldiği bu özel günlerde sofralara ayrıca özen gösterilir. Birbirinden lezzetli yemeklerin ve tatlıların bulunduğu bayram sofralarında aileler buluşur ve hasret giderir. Eğer bu dönemde dikkat edilmezse uzun süren bir oruç döneminden de çıkıldığı için kilo alımı ve mide- bağırsak sorunları kaçınılmaz olabilir. Türkiye fazla kilo ve obezitede Avrupa’ da birinci sırada yer almaktadır. Fazla kilo ve obezite beraberinde diyabet, hiperlipidemi, karaciğer yağlanması vb. birçok sağlık sorununu getirmektedir.

Bayramda besin çeşitliliğine dikkat edin

Yaşamın her döneminde yeterli ve dengeli beslenmek sağlıklı olmak için en önemli kriterlerden biridir. Özellikle bayram boyunca besin çeşitliliğine dikkat edilmeli, yemekler yavaş ve iyi çiğnenmeli, az yağlı ve posalı besinler tercih edilmeli, karbonhidrat, yağ ve protein dengeli bir şekilde tüketilmelidir. Bunun yanı sıra günde 2-2,5 lt su tüketimi de çok önemlidir. Her insanın günlük tüketmesi gereken besin miktarları ve öğün sayısı kişiye özeldir. Kişi 3 ana öğün, 2 ara öğün tercih edebileceği gibi; 2 ana öğün, 1 ara öğün de tercih edebilir.

Kızartmadan ve işlenmiş gıdalardan uzak durun

Bayram sabahı güne hafif bir kahvaltı ile başlanmalıdır. Ağır, özellikle kızartma yöntemi ile yapılmış hamur işleri, salam sucuk gibi işlenmiş besinler tüketilmemelidir. Beyaz ekmek yerine tam buğday, siyez, ruşeym ve çavdar gibi esmer ekmek çeşitleri tercih edilmelidir. Roka, maydanoz gibi yeşillikler, domates ve salatalık gibi sebzeler kahvaltıda tüketilebilecek sağlıklı seçenekler arasında yer alır. Şekersiz çay, kahve ve bitki çayları kahvaltıda içilebilir. Çay ve kahve tüketimi gün içinde kontrollü bir şekilde yapılmalıdır. Öğlen ve akşam öğünlerinde de kızartma yöntemi ile pişen yemekler tercih edilmemelidir. Bir ana öğünde et yemeği var ise diğer ana öğünde sebze yemeği tüketilebilir. Öğünlerde salataya mutlaka yer verilmelidir. Bir öğünde hem çorba hem ekmek hem de makarna, pilav, börek vb. olmamalıdır. İçecek olarak şeker içeren asitli içecekler ve meyve suları yerine sade soda, ayran, kefir vb. daha sağlıklı içecekler tercih edilmelidir.

Şekeri kontrollü tüketin

Şerbetli, hamur işi tatlılar yerine sütlü tatlılar, dondurma veya meyveden yapılmış tatlılar tüketilmelidir. Meyve tatlılarının üzerine kaymak yerine labne ilave edilebilir. Fazla şeker tüketimi kilo alımı ve obezite ile doğrudan ilişkilidir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şeker tüketiminin kontrollü olmasını tavsiye etmektedir.

Sağlıklı ara öğün alternatifleri tercih edin

Ara öğünlerde sağlıklı ve tok tutan besinler tüketilmelidir. Ara öğün seçenekleri bu şekilde olabilir:

  •  Meyve / kuru meyve + ceviz / Çiğ fındık / Çiğ badem
  • Peynir + kepekli grisini / Lifli gevrek ekmek+ bitki çayı
  • Şekersiz latte + şekersiz yağsız bisküvi
  • Sütlü tatlı / Dondurma / Meyve tatlısı
  • Yoğurt + sade granola / Yulaf + meyve / Kuru meyve
  • Tost + şekersiz çay
  • Şekersiz komposto/ Hoşaf

Akdeniz tipi beslenin ve düzenli fiziksel aktivite yapın

Vücudun hayati fonksiyonlarını yerine getirmek için ihtiyaç duyduğu tüm besinleri dengeli bir şekilde alması ve düzenli yapılan fiziksel aktivite sağlıklı bir bağışıklık sistemi ile yaşam için gereklidir. Dengeli ve sağlıklı beslenme toplumda görülme sıklığı artan fazla kilo, obezite ve kronik hastalıklarla mücadelede büyük önem taşımaktadır. Yapılan araştırmalar Akdeniz diyetinin sağlıklı bir hayat için en uygun beslenme şekli olduğunu göstermektedir. Akdeniz diyetinde çokça yer alan meyve, sebze ve baklagiller vücudun ihtiyacı olan lif, vitamin, antioksidan ve mineralleri sağlar. Zeytinyağı gibi sağlıklı yağlar, balık ve tavuk eti gibi kaliteli protein kaynakları yine Akdeniz diyetinin bir parçasıdır. Sağlıklı bir beslenme tarzı kadar düzenli fiziksel egzersiz de sağlığı korumak ve kaliteli bir yaşam sürmek için gereklidir.

Hamilelikte doğru bilinen yanlışlar

Hamilelikte doğru bilinen yanlışlar

Anne adayları hamilelik haberini aldığı zaman hem heyecanlı hem mutlu bir döneme giriyor. Ortalama 40 haftalık yolculuğun başlamasıyla birlikte hemen hemen pek çok gebe gerek internetten gerek çevresinden hamilelik sürecine ilişkin bilgiler alıyor. Ancak uzmanından alınmayan kulaktan dolma bilgiler zaman zaman yanlış da olabiliyor ve hamilelik ile doğum sürecini olumsuz etkileyebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Şakir Volkan Erdoğan, gebelikte doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi.

Gelişen teknoloji ve iletişim çağı ile birlikte her bilgiye ulaşmak çok kolaylaşmışken beraberinde getirdiği sorun hangi bilginin doğru hangi bilginin yanlış olduğu konusudur. Pek çok anne adayı da bazen bu bilgi kirliliği içinde stres yaşayabilmektedir. Gebelik sürecinde; gerek hormonların, gerekse anne olmanın verdiği sorumluluk ile anne adaylarının kafaları duyulan yanlış bilgilerle karışabilmektedir.  Bu bilgiler her ne kadar masum gibi görünse de, hem gebenin konforunu bozmakta hem de strese yol açmaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Şakir Volkan Erdoğan

Bu mitler şöyle sıralanabilmektedir:

  1. “Her gebe tüm hamilelik boyunca en çok 7-9 kilo arasında almalıdır”: Genellikle gebe bir kadın hamilelik dönemini 8-12 kilo alır diye ortalama bir rakam vardır. Ancak gebelik döneminde alınan kilolar gebelik öncesi kadının kilosuna uygun olmalıdır; örneğin kilolu bir anne adayı ile zayıf bir anne adayının alması gereken kilo aynı olmamalıdır. Kilo alımı her kadına göre farklılık gösterebilir. Hamilelikte doktor kontrolünde kilo dengesinin doğru ayarlanması önemlidir.
  2. “Midesi bulanmayanın erkek çocuğu olur”: Bilimsel olarak kız bebeklerin anne adayında daha fazla bulantı yaptığı yönünde bazı çalışmalar bulunmaktadır ancak bulantı olmayan her anne adayının çocuğu erkek doğmamaktadır.
  3. “Gebe saç kestirirse bebeğin ömrü kısa olur”: Hamile kadınların saç kestirmesinde bir sakınca yoktur. Saç boyama konusunda ise dikkat edilmesi gereken tek konu boyadaki kimyasal maddelerdir. Bu nedenle saç boyası 12 haftaya kadar yapılmamalıdır.
  4. “Bir gebe kollarını havaya kaldırırsa bebeğin kordonu boynuna dolanır”: Bu da yanlış bir bilgidir. Hamilelerin yaptığı hareketle kordon dolanması gibi bir durum söz konusu değildir. Bilimsel araştırmalara göre uzun kordonu olan bebeklerde kordon dolanması görülmektedir. Bu durum gebenin hareketine bağlı değildir.
  5. “Hurma yemek düşüğe sebep olur”: Gebelikte hurmanın doğumu başlattığına dair birçok çalışma mevcuttur. Yapılan çalışmalar genelde doğuma yakın dönemde düzenli hurma yenmesi ile ilişkilidir. Araştırmalara göre hurma doğumu başlatmakta etkili bir besindir. Yiyeceklerle ilgili olarak gebeliğe ilişkin söylenebilecek tek şey hiçbir besinin abartılı tüketilmemesi gerektiğidir.
  6. “Bir hamile istediği besini yemezse, bebekte o besinin izi çıkar”: Gebelik boyunca her istenen şey tüketilmez. Örneğin sakatat, ağır metal ihtiva eden deniz canlıları, çiğ süt, çiğ et, çiğ balık ürünleri, sushi gibi besinler tüketilmemelidir. Bu tür gıdaların tüketilmemesi bebekte bir iz oluşturmaz ancak ciddi nöronal ve fiziksel hasarlara neden olabilmektedir.
  7. “Hamile kadın spor yapamaz”: Gebenin çevresindeki kişiler tarafından en sık dile getirilen konulardan biri de anne adayının eğilmemesi, bir yere uzanmaması, koşmaması, dans etmemesi gerektiğidir. Rutin ve iyi giden bir gebelikte hareket kısıtlaması önerilmemektedir. Genetik olarak sağlıklı ve takiplerinde bir patoloji görülmeyen bir bebek için hareket etmenin sorun oluşturmayacağı bilinmektedir. Riskli gebeliği olan kadınlara da her hareket önerilmez. Genel anlamda dikkat edilmesi gereken gebeliğin ileri haftalarında, özellikle doğuma yakın ağır sporların yapılmasından kaçınılması gerektiğidir.
  8. “Gebelikte vajinal muayene düşüğe neden olur ya da doğumu başlatır”: Bu bilgi anne adaylarının çok fazla dile getirdiği, jinekoloji uzmanlarının çok sık karşılaştığı bir konudur. Hatta pek çok anne adayı, anne ve bebek hayatının riskli olduğu durumlarda bile vajinal muayene konusunda direnç göstermektedir. Bu bilgi kesinlikle doğru değildir. Vajinal muayene bebeğe ya da anneye zarar vermemektedir, doğumu başlatmamaktadır.
  9. “Gebelikte cinsel ilişki bebeğe zarar verir”: Cinsel ilişki bebeğe zarar vermez. Fakat vücudumuzun ürettiği prostoglandin maddesi rahim ağzının açılmasına ve kasılmalara neden olan bir maddedir ve bu madde erkek menisinde de bulunmaktadır. Bununla birlikte yapılan çalışmalarda cinsel ilişki ile doğum olayının başladığına dair bir kanıt bulunamamıştır. Bu veriler ışığında güncel bilgimiz cinsel ilişkinin hamileliğe zarar vermeyeceği yönündedir. Ancak gebelikte cinsel ilişki dönemleri konusunda mutlaka doktora danışılmalıdır.
  10. “Doğum için acı eşiği yüksek olmayan doğum yapamaz”: Doğum, acı eşiği ile ilgili değil, kadın olmak, anne olmayı istemek ve neslin devamını sağlamak ile ilgilidir. Acı eşiği yüksek insanlar tabi ki de acıyı daha az hissedeceklerdir ama bunun doğurabilmek ile ilgisi yoktur.
  11. “8 aydan küçük doğan bebek yaşamaz”: Gelişen tıp ve teknoloji ile günümüzde 22-24 hafta üzerindeki; 500 gr ve üzeri bebekler yaşayabilmektedir. Tabi ki bebek anne karnında ne kadar kalırsa ileride sağlıklı yaşama oranı o kadar artar. Erken haftada doğum, bebeğin kuvözde kalacağı süreyi ve bakım ihtiyacını artırmaktadır.
  12. “Mide ekşimesi bebeğin saçlarıyla ilgilidir”: Gebelik sürecinde anne adayında bir takım fizyolojik değişiklikler meydana gelmektedir. Bunlardan bir tanesi de mide içeriğinin özellikle ilerleyen gebelik haftaları ile yemek borusuna geri kaçması durumudur. Reflü adı verilen bu durumda yemek borusunun mideye girdiği yerde yanma ve ekşime hissi olur; bebeğin saçları ile ilgisi yoktur.

Oruç tutarken sağlıklı kilo verebilirsiniz!

Oruç tutarken sağlıklı kilo verebilirsiniz!

Ramazan ayı, sağlığı olumsuz yönde etkileyen beslenme alışkanlıklarından uzak durmak ve doğru alışkanlıklar kazanmak için bir fırsattır. Eğer bu süreç her gün kızarmış, fazla yağlı yiyecekler ve tatlılardan zengin bir beslenmeyle geçirilirse;  kiloda artış, kan kolesterol ve şeker seviyelerinde bozulmalar görülebilir. Kişinin ihtiyacı olan miktarda, dengeli ve sağlıklı bir şekilde beslenmesi Ramazan boyunca sağlıklı, aktif ve dinç kalmaya yardımcı olacaktır. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümünden Uz. Dyt. Nur Sinem Türkmen, Ramazan ayında sağlıklı bir şekilde oruç tutmak ve bu dönemde kilo almak yerine ideal kiloya ulaşmak için önemli önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uz. Dyt. Nur Sinem Türkmen

Uzun süreli açlıkta vücut yağ depolarını kullanır

Yiyecek veya içecek tüketilmeyen oruç saatlerinde vücut, gece boyunca tüketilen besinlerden gelen tüm enerjiyi kullandıktan sonra karaciğer ve kaslarda depolanan karbonhidratları ve yağ depolarını kullanmaya başlar. Çoğu insan için bu durum kötü bir sonuç doğurmaz fakat diyabet gibi kronik hastalıkları olanlar ya da hamileler ve emziren anneler oruç tutmadan önce mutlaka doktorlarına danışmalıdır. Kilo kaybetmek isteyenler için Ramazan ayı, fazla olan vücut yağ depolarından kurtulmak için bir avantajdır. Ancak bu avantaj doğru bir şekilde beslenilerek kullanılmalıdır. İftar ve sahurda şekerli ve yağlı yiyecek ile içeceklere yönelmek ise kolaylıkla kilo alımına neden olmaktadır.

İftardan hemen önce veya 2 saat sonra egzersiz yapın

Sahur, iftar ve iftardan 2 saat sonra yapılan ara öğün ile oluşturulmuş bir diyet programı ve iftardan hemen önce veya 2 saat sonra yapılan egzersizler uyguladığında Ramazan döneminde de kilo kaybedilebilir. Önemli olan kişinin ihtiyacı kadar ve kan şekeri seviyesini hızlı yükseltmeyen gıdalardan zengin beslenmesidir. Oruç tutarken mutlaka protein kaynaklarına ve sebze tüketimine önem verilmelidir. Yeterli ve dengeli bir şekilde oluşturulacak sahur ve iftar menüleri metabolizma hızını canlı tutacaktır. İftardan hemen önce veya 1-2 saat sonra yapılacak düzenli egzersizler veya yürüyüşlerle de kilo almanın önüne geçilebilir.

Kilo kontrolü için tatlı ihtiyacını meyvelerden sağlayın

Kilo kontrolü sağlamak isteyen kişiler mutlaka bu dönemde tatlı ihtiyacını taze meyvelerle karşılamalı, şekerli yiyeceklere ise haftada 1 şeklinde sınırlama getirilmelidir. Yağ açısından zengin gıdaların, özellikle hayvansal yağların, yağlı etlerin veya margarin/tereyağlı hamur işlerinin tüketimi azaltılmalıdır. Yiyecekleri kızartmak yerine, fırında pişirme, haşlama veya ızgara gibi diğer pişirme yöntemleri tercih edilmelidir. Beyaz ekmek, pirinç, makarna, pide yerine tam buğday ekmeği, tam buğday unu ile yapılan pide, bulgur, tam buğday makarna tüketimi zengin lif ve besin değeri sayesinde uzun süre tok tutarak porsiyon kontrolü sağlamayı kolaylaştırmaktadır.

Sahurda lif ve besin değeri yüksek gıdalar tüketin

Metabolizmanın düzgün bir şekilde çalışmaya devam etmesi için mutlaka sahur yapılmalıdır. Sahur öğünü, kahvaltı gibi düşünülebilir. Kan şekeri seviyesini dengede tutacak, enerji ve lif içeriği yüksek tam buğday unu ile yapılmış ekmek-pide, yulaf bazlı tahıl gevrekleri gibi kaliteli karbonhidrat kaynakları ve uzun süre tok tutacak proteinden (örneğin; yumurta, süt ve süt ürünleri) ve sağlıklı yağlardan zengin (örneğin; yağlı tohumlar, zeytin, avokado) besinler tercih edilmelidir.

Şekerli, kafeinli içecekleri ve tuzlu besinleri tüketmeyin

Sahurda en az 500 ml su içilmedir. Ayrıca, su içeriği yüksek besinleri tüketerek de su alımı artırılabilir. Salatalık, domates gibi hem lif hem de su içeriği yüksek sebzeler ve meyveler öğüne eklenmelidir. Sahur sırasında çay, kola gibi kafeinli ve şekerli içeceklerden kaçınılmalıdır. Bu içecekler daha sık idrara çıkılmasına ve daha fazla su kaybedilmesine neden olabilir. Aynı şekilde, vücuttan su atılmasına sebep olacak şarküteri ürünleri, tuzlu peynir- zeytin vb. fazla tuzlu gıdalardan uzak durulmalıdır.

Çorba ve ana yemek arasında 15 dakika ara verin

Oruç 1 bardak su ve isteğe göre 1 adet hurma veya zeytin ile açılabilir. Daha sonra, hafif bir başlangıç olması için çorba ile devam edilebilir. Diğer yemeklere geçmeden önce mutlaka 15 dakika ara verilmelidir. Mide rahatsızlıklarından korunmak için yavaş ve ihtiyaçlara uygun miktarlarda beslenilmelidir. İftarda, genel olarak, yağ veya şeker bakımından zengin, kızarmış ve işlenmiş gıdalardan uzak durulmalıdır.

İftardan sonra bol hareket edin

Ramazan ayında sıkça tüketilen tatlılar çok fazla şeker içermektedir. Her iftardan sonra düzenli olarak tatlı tüketmek kilo alımına sebep olabilir. Tatlı ihtiyacı, iftardan 1 saat sonra meyve tüketilerek karşılanabilir. Mevsimine göre su içeren veya lif içeriği yüksek, bağırsakların düzenli çalışmasına katkıda bulunacak armut, elma, kayısı gibi sezonunda olan herhangi bir meyve tüketilebilir. İftar sonrasında mümkün olduğunca hareket edilmeli, düzenli bir şekilde yürüyüşe çıkmalı veya evde yapılabilecek egzersizlerle fiziksel aktivite seviyesi artırılmaya çalışılmalıdır.

Mutlaka günlük 2 litre su tüketin

Ramazan ayında oruç tutan çoğu insan baş ağrısı, yorgunluk ve konsantre kaybı, kabızlık gibi bağırsak sorunları, vücutta ödem oluşumuna neden olabilecek dehidrasyon (su kaybı) yaşamaktadır. Vücut su depolayamaz. Bu nedenle, oruç sırasında, böbrekler idrarda kaybedilen miktarı azaltarak mümkün olduğunca fazla su tasarrufu sağlamaya çalışır. Fakat tuvalete her gidildiğinde, nefes alındığında ve terlendiğinde vücut su kaybetmeye devam eder. Hava durumuna ve oruç uzunluğuna bağlı olarak, oruç tutarken gün içinde kaybedilen su, iftar-sahur arasında ortalama 2 litre içilirse herhangi bir sağlık sorununa neden olmamaktadır.

Örnek Sahur Menüsü;

Yumurtalı ve sebzeli omlet

Beyaz peynir

Tuzsuz zeytin veya ceviz

Bol yeşillik, domates, salatalık vb.

Tam tahıllı ekmek

1 bardak süt veya kefir veya haşlanmış yumurta

1 kase yulaf ezmesi ile yoğurt 1 avuç badem/fındık/ceviz vb. 1 porsiyon meyve

Örnek İftar Menüsü;

Kremasız bir çorba, ızgara/haşlama/fırında pişmiş et/tavuk/balık/hindi

Tam tahıllı ekmek veya bulgur pilavı yoğurt/ayran/cacık veya kremasız bir çorba

Kuru baklagil veya sebze yemeği tam tahıllı ekmek veya bulgur pilavı yoğurt/ayran/cacık

 İftar Sonrası Ara öğün;

1 avuç içi büyüklüğünde meyve ve karışık çiğ kuru yemiş

Maydanozun faydaları

Maydanozun faydaları

Yeşil yaprakları ve baharatlı tadıyla yemeklere lezzet katan maydanozun sağlığa pek çok faydası bulunuyor. Düşük kalorisi ve vitamin içeriğiyle diyetlere gönül rahatlığıyla eklenebilen maydanoz, bağışıklık sisteminin de güçlenmesine katkıda bulunuyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Sinem Türkmen, maydanoz ve faydaları hakkında bilgi verdi.

Maydanoz yeşil yapraklı, baharatlı türde bir bitkidir. Kokusu ve tadında yoğun bir aroma bulunmaktadır. Salatalara, yemeklerin üzerine süs olarak, smoothie olarak tüketilebilir. Yemeklerin yanında garnitür olarak da kullanılabilen maydanoz vücut için vazgeçilmez bir besindir. Yemeklere hem sağlık hem de lezzet katar. Maydanozun 100 gramında 36 kalori, 56 mg sodyum, 554 mg potasyum, 133 mg kalsiyum, 133 mg C vitamini, 50 mg magnezyum vardır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. Sinem Türkmen

Maydanoz suyunu aşırı tüketmemek gerekir

Pek çok kişi internetten yaptığı araştırmalarda maydanoz ile ilgili yanlış bilgiler edinebilmektedir. Örneğin maydanoz suyunun kilo verdirdiğine dair bir inanış da bulunmaktadır. Hatta pek çok detoks programında maydanoz suyu da yer almaktadır. Ancak maydanozu tüketirken de aşırıya kaçmamak önemlidir. Çok miktarda maydanoz tüketilirse vücuttan çok miktarda sıvı atılır. Aşırı miktarda maydanoz suyu içmek sıvı kaybına neden olabilir. Yağ atılmadığı sürece zayıflama söz konusu olmaz. Maydanoz detoksu, vücuttaki ödemin atılmasına fayda sağlar. İhtiyaca göre maydanoz limon kürü de yapılabilir. Ancak çok miktarda tüketilmemesi gerekir. Maydanoz kürü ihtiyacına beslenme ve diyet uzmanı gereken tahlilleri yaptıktan sonra karar verir.

Maydanozun faydaları

Maydanozun diyetlerle birlikte kullanılmasının yanında pek çok faydası vardır. Bunları şöyle maddelemek mümkündür:

  • Yarım su bardağı maydanoz günlük A vitamininin yüzde 108’ini, C vitamininin yüzde 53’ünü, K vitamininin yüzde 547’sini, folatın yüzde 11’ini, potasyumun yüzde 4’ünü karşılar.
  • Kan pıhtılaşması ve kemik sağlığı için gerekli olan K vitamini açısından da zengindir. Maydanoz muhteşem bir A ve C vitamini kaynağıdır.
  • Antioksidan özelliklere sahiptir.
  • Kalorisi düşüktür, kilo verme diyetlerinde gönül rahatlığıyla yenebilir. Maydanoz kemik sağlığını destekler.
  • Kanserle savaşan maddeler içerir. Maydanoz, antikanser etkileri olabilecek bitki bileşikleri içinde barındırır.
  • Maydanoz, kalp sağlığını iyileştirebilecek bir bitkidir. Örneğin, günlük ihtiyacın %11’ini sağlayan 1/2 fincan (30 gram) ile iyi bir B vitamini folatı kaynağıdır. Diyet folatının yüksek alımı, belirli popülasyonlarda kalp hastalığı riskini azaltabilir.
  • Kemiklerin sağlıklı ve güçlü kalması için bazı besinlere ihtiyacı vardır. Maydanoz da kemik sağlığı için gereken K vitaminini içerir. Yarım su bardağı, 30 gram maydanozda günlük K vitamininin yüzde 547’sini almak mümkündür.
  • Maydanoz antibakteriyel faydalara sahip olabilir. Maydanoz ekstraktının antibakteriyel özelliklere sahip olduğu test tüpü çalışmalarında gösterilmiştir. Yine de daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.
  • Maydanoz bağışıklık sistemini güçlendirir. İçindeki A, C, K vitaminleri bağışıklığı desteklemektedir.
  • Araştırmalara göre maydanoz diyabetli kişilerde kan şekeri düzeyini düşürebilir.
  • Maydanozun idrar söktürücü özelliği bulunmaktadır. Böbrek taşı gibi sorunlarda faydası dokunabilir.
  • Maydanoz diş ve diş etlerini korumakta; ağız kokusunu gidermektedir.
  • Ciddi bir hastalık nedeni yoksa mide bulantısına karşı iyi gelir. Ayrıca gaz da giderir.
  • Maydanoz cildi tazeler, gençleştirir, güzelleştirir. Vücuttan zararlı kimyasal maddeleri uzaklaştırdığı için bunu yapar.

Hamileler de aşırıya kaçmadan tüketebilir

Hamilelikte maydanoz tüketiminin düşüğe neden olabileceği söylenmektedir. Aşırıya kaçılmadan birkaç dal maydanoz tüketiminin gebelikte bir sakıncası bulunmamaktadır. Bunun yanında maydanoz içeren takviyelerin emzirme sürecinde süt akışını azalttığı ifade edilse de çalışmalarca bu kanıtlanmamıştır. Dolayısıyla emzirme döneminde de yine aşırıya kaçılmadan maydanoz tüketilebilmektedir.

Maydanoz suyu tarifi

10-15 dal taze maydanoz yaprakları ve bir limonun kabukları 2 bardak suyun içine konulur. 2 dakika kaynatıldıktan sonra demlemeye bırakılır. 5 dakika demleme sonrasında süzülüp içilir. Maydanoz suyu içenler genellikle kilo verdiğini iddia eder. Ancak kilo vermenin sadece bu tür kürlerle değil, sağlıklı beslenme ve egzersiz düzeniyle gerçekleşeceği unutulmamalıdır.