Yazılar

Rota virüs çocukların sağlığını tehdit ediyor

Rota virüs çocukların sağlığını tehdit ediyor

Mide bağırsak hastalıkları bebeklik ve çocukluk çağında da sık görülüyor. Bunların bir kısmı ilaç uygulamaları ile tedavi edilebildiği gibi, bazı vakalarda da cerrahi operasyona ihtiyaç duyuluyor. Mide ve bağırsak hastalıklarının en sık belirtileri şiddetli olarak oluşan akut semptomlar ya da kronik olarak uzun süreden beri devam eden şikayetlere göre değerlendirilebiliyor. Özellikle son dönemde rota virüs, adeno virüs gibi çocuklara sık etki eden virüsler nedeniyle mide ve bağırsak hastalıklarında artış meydana gelebiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Hülya Öztürk, son dönemde çocuklarda sık görülen mide ve bağırsak hastalıklarıyla ilgili bilgi verdi.

Prof. Dr. Hülya Öztürk

Prof. Dr. Hülya Öztürk

Karın ağrısı ve sıvı kaybına dikkat!

Çocuklarda görülen ishal, kabızlık, karın ağrısı, distansiyon yani karın bölgesinde gözle görülebilir şişlikler, safralı ya da safrasız kusma, mide bulantısı, ağrılı ya da ağrısız bir şekilde dışkıda kan görmek, enfeksiyona bağlı olarak görülen ateş ve kilo kaybı gibi belirtilerde doktora başvurulmalıdır. Bu tür belirtilerle çeşitli hastalıklar ortaya çıkabilmektedir. Bununla birlikte virüslere bağlı bazı hastalıklar da çocukların mide ve bağırsaklarında hastalıklara, belirtilere neden olabilmektedir.

Akut olarak başlayan kusma,  ishal, kilo kaybı, kramp tarzı karın ağrısı, ani sıvı kaybına bağlı ağızda ve ciltte kuruluk, baş ağrısı,  halsizlik, enfeksiyona bağlı olup genellikle hijyen kurallarına uyulmayıp enfekte gıda veya su ile temasa bağlıdır. En sık etken ise virüsler olarak bilinmektedir. Rota virüs,  adeno virüs, giardia gibi virüsler çocuklarda mide ve bağırsak hastalıklarına neden olmaktadır.

Virüslerin yanı sıra E.Coli veya salmonella gibi bakteriyel etkenler de besin zehirlenmesine yol açabilmektedir. Bağırsak parazitozları da akut gelişen bağırsak enfeksiyonlarına yol açabilirler. Eğer ishal 4 haftadır devem ediyorsa ve kilo kaybı varsa bu durum daha detaylı olarak araştırılarak crohn hastalığı, çölyak hastalığı veya bağırsağın diğer patolojileri açısından değerlendirmek gerekmektedir.

Yeni doğan bebeklerde kusmalara dikkat!

Yeni doğan bir bebekte doğduğu andan itibaren başlayan özellikle safralı kusma sorunu önemsenmelidir. Bu tabloya karın bölgesinde şişlik, gaz ve gaita çıkarmama da eklenirse pediatrik cerrahi tarafından değerlendirilmelidir.

Gastroözofajial reflü, yenidoğanlarda ince ve kalın bağırsak tıkanıklıkları, mide volvulusu, ince bağırsağın rotasyon anomalileri, akut batın, idrar yolu enfeksiyonları, alt ve üst solunum yolu enfeksiyonları, helicobacter pylorinin neden olduğu mide enfeksiyonları bebek ve çocuklarda kusmanın başlıca nedenleri arasında sayılabilmektedir.

Tanı, hasta öyküsü ve fizik muayene ile konulup her çocuk kendi klinik durumuna göre değerlendirilmelidir. Akut başlayan kusma, ishal ve karın ağrısı durumunda öncelikle sıvı tedavi verilmesi önerilmektedir. Gaita mikroskopisi ve gaita kültürü ile tanıya ulaşılabilmektedir.

Prof. Dr. Hülya Öztürk

Ek gıdaya başlandıktan sonra kabızlık şikayetleri artabilir   

Gastrointestinal sistem patolojilerinden bir diğeri kron,ik kabızlık olarak bilinmektedir. Eğer bir yenidoğan doğduğu andan itibaren 24-48 saat içinde kendiliğinden ilk dışkısını çıkaramazsa bu durum bağırsak felci dediğimiz hirchsprung hastalığı açısından uyarıcı olmaktadır.

Çocuklarda en sık görülen kabızlık nedeni ise küçük çocuklarda ek gıdaya başlandıktan sonra veya büyük çocuklarda doğru olmayan beslenme alışkanlıkları sonucu gelişen kabızlıktır.

Kabızlıkla beraber dışkıda kan görülmesi dışkılamanın ağrılı ya da ağrısız olması değerlendirip uygun tedavi verilmelidir.

Gebelikte cinsel yaşam

Gebelikte cinsel yaşam

Gebelik kadınlarda hormonal, fiziksel ve psikolojik pek çok farklılıkla kadınların yaşamlarını da bir süreliğine değiştiriyor. Bu değişiklikler nedeniyle anne adaylarının cinsel ilgi ve isteğinde azalma da görülebiliyor. Özellikle ilk gebeliklerde kadınlarda ve eşlerinde bu konuda bazı anlaşmazlıklar yaşanabiliyor. Bu dönemde uzmanların önerileri doğrultusunda sağlıklı bir cinsel yaşam mümkün olabiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nihal Çetin, gebelikte cinsellik konusunda dikkat edilmesi gerekenler ile ilgili bilgi verdi.

Memorial Hizmet Hastanesi

Op. Dr. Nihal Çetin

Cinsellik sırasında bebek anne karnında korunuyor

Gebelikte cinsel ilişki bebek için tehlike teşkil etmemektedir, son derece normaldir ve çoğu gebe için güvenli olmaktadır. Bebek annenin karın kasları, rahim kasları, amniyon sıvısı ve rahim ağzı tarafından korunur. Ancak anne adayında düşük riski, daha önceki gebelik öykülerinde tekrarlayan gebelik kayıpları, erken doğum riski, plasentanın rahim ağzına yerleşmesi gibi sorunlarda cinsellik kısıtlanmalıdır. Gebeliğin son haftaları yani 36 hafta sonrasında baba adayının spermi içerisinde prostoglandinler sebebiyle rahim kasılmaları olabileceği yönünde bazı düşünceler bulunmaktadır. Erken doğum öyküsü varlığında son haftalarda cinsellikten kaçınılabilir. Bunun haricinde ise kısıtlamaya gerek bulunmamaktadır.

Gebelik sırasında kadının cinsel isteği olumsuz etkilenebilir

Gebelik süreci her kadın için çeşitli zorluklar ve farklılıkları beraberinde getirmektedir. Hem fizyolojik hem de psikolojik olarak zorlanan gebelerin cinsel yaşamı da etkilenmektedir. Gebelikte cinselliği etkileyen nedenler;

  • Yorgunluk, sürekli uyku hali, bitkinlik hissi
  • Uyku ve yeme alışkanlığındaki değişiklikler, büyüyen memeler ve kilo artışı ile baş etmeye çalışma, kendini şişman hissetme ve fiziksel olarak eski haline dönüp dönememe endişesi,
  • Yaşadığı korkular ( düşük korkusu, bebeğe zarar verme korkusu, enfeksiyon endişe vb.)
  • Doğum eylemi ve bebeğin sağlıklı olup olmayacağı konusunda endişeler
  • Cinsel çekiciliğini kaybetme korkusu, eşinin sevgisini ve ilgisini kaybetme korkusu
  • Kariyer sahibi kadınlarda gebelik ve annelikle kariyerinin nasıl etkileneceği konusunda kaygılar olarak sıralanabilmektedir.

Sağlıklı bir gebelikte cinsel aktivitenin kısıtlanmasına gerek yok

Gebelikteki korku ve endişeler kadında içe dönüklüğe neden olabilmektedir. Bu da çiftler arasında soğukluk ortaya çıkabilmektedir. Kadında cinsel uyarılma zorluğu, cinsellikte ağrı ve cinsel isteksizliğe yol açmaktadır. Eşlerini cinsel aktiviteden yoksun bırakmaları nedeni ile suçluluk hissi de gebelerin sorunları arasında bulunmaktadır. Gebeliğin reddedilmesine kadar giden huzursuzluklar ortaya çıkabilmektedir. Sağlıklı bir gebelikte cinsel aktivitenin kısıtlanmasına gerek bulunmamaktadır.

Doktorun önerileri mutlaka dikkate alınmalı

Bebek bekleyen çiftler bazen tek ya da çift taraflı şekilde psikolojik olarak cinsellikten uzaklaşabilmektedir. Bu durumda kadın hastalıkları ve doğum hekiminin önerileri mutlaka dikkate alınmalıdır. Gerekirse psikolojik destek alınması da önem taşımaktadır.

 

Baharda alerjik astım krizine dikkat!

Baharda alerjik astım krizine dikkat!

Alerjik astım, nefes darlığı, kuru öksürük veya hırıltılı solunum belirtileriyle ortaya çıkıyor. Hastanın yaşam kalitesini düşürüyor. Bahar aylarının gelmesiyle çoğalan polenler, alerjik astımı tetikleyebiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Banu Altoparlak, alerjik astım ile ilgili bilgi verdi.

Dr. Banu Altoparlak

Çevremizde bulunan alerjenlerin vücuda girmesiyle bağışıklık sistemi reaksiyon göstermektedir. Bu alerjenler

  • Polen
  • Toz
  • Rutubet
  • Mantar sporları
  • Koku
  • Küf

olarak sıralanabilmektedir. Özellikle bahar aylarında ortaya çıkan polanler alerjik astımı olanlarda çeşitli belirtiler ortaya çıkarabilmektedir.

“Alerjik astımın nedeni genetik olabilir”

Alerjik astım hastalığında çevresel olduğu kadar genetik faktörler de rol oynamaktadır.

  • Ailede daha önce astım veya alerjik astım öyküsünün olması
  • Bebeklik veya çocukluk döneminde solunum yollarını etkileyen ağır hastalıklar geçirmek
  • Bebeklik veya çocukluk döneminde alerjen maddelere yoğun şekilde maruz kalmak
  • Sigara içilen ortamlarda dumana maruz kalmaz
  • Erken doğumla dünyaya gelmek

Alerjik astımı tetikleyen bazı genetik faktörler arasında sayılabilmektedir.

Alerjik astım tedavisi ertelenmemeli

Alerjik astım kronik bir hastalıktır ve tedavide en önemli konu hastanın rahatsız olduğu ortamlardan uzak durmasıdır. Bu rahatsızlığın tanısında hastanın öyküsü önemlidir. Öksürük ataklarının sıklığı, ailede astım varlığı ve alerjinin gösterdiği belirtiler belirlenmelidir. Alerjik astım krizlerinin kurtarıcı ilaçları bulunmaktadır. Ağızdan alınan veya nefesten çekilen ilaçlar, belirtileri azaltabilmektedir. Tedavinin ertelenmemesi hastanın yaşam konforu için önemli olmaktadır. Özellikle polen alerjisi olanların bahar aylarında ilaçlarını kullanması alerjik astım belirtilerini azaltmaktadır.

Alerjenlerden korunmak için bu önlemleri alın

Alerjik astım krizlerini daha çok solunum yoluyla alınan alerjenler tetiklemektedir. Ev içinde ev tozu akarı, rutubet, küf gibi etkenler alerjik astım hastalarının şikayetlerini artırabilmektedir. Bahar aylarında polenlerin en yoğun olduğu zamanlar 05.00 ile 10.00 arasıdır. Bu zamanlarda açık havada uzun süre bulunmamak ve spor yapmamak alerjik astım hastaları için önerilmektedir. Polenlerin yoğun olduğu saatlerde evi havalandırmamak önemlidir. Dışarıdan gelindiğinde kıyafetler değiştirilmeli ve saçlar yıkanmalıdır. Bahar alerjisi olanların gözlerini koruması için gözlük takması önerilmektedir.

Sivilcesiz bir cilt için ne yapmalı

Sivilcesiz bir cilt için ne yapmalı

Genellikle ergenlik dönemi hastalığı olan ve halk arasında sivilce olarak bilinen akne, günümüzde yetişkin insanlarda da ortaya çıkabiliyor. Kadınlarda erkeklere göre daha fazla görülen yaygın bir deri hastalığı olan sivilceyi yanlış beslenme alışkanlıkları, yüze uygun olmayan ürünler, gözenekleri tıkayan ağır kapatıcı özellikteki makyaj ürünleri, stres ve mekanik travma (sivilceyi patlatmak, oynamak) tetikliyor. Sadece yüz bölgesinde çıktığı bilinen sivilce; omuz, sırt üst kısımları, göğüs gibi yağ bezlerinin yoğun olduğu bölgelerde de oluşabiliyor. Hormonal sebeplere de bağlı olabilen sivilce, kişiye özel uygulamalarla tedavi edilebiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Selma Salman, sivilcenin sebepleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Memorial Hizmet Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Selma Salman

Dr. Selma Salman

 Sivilceye yol açan faktörlerden uzak durun

Sivilceler cilt yüzeyinde kalıcı izlere neden olarak hastalar için önemli bir sosyal sıkıntı oluşturmaktadır. Sivilceler cildin yağ bezlerinin normalden fazla yağ (sebum) üretmesi, ölü hücrelerin atılamaması ile gözeneklerin tıkanması, p. acnes adı verilen bakterilerin çoğalması ve sonuçta oluşan yangısal olaylar nedeniyle görülmektedir. Sivilceler hakkında bilinçli olmak korunmada önemli bir yere sahiptir. Sivilce ile ilgili bilinmesi gerekenler şöyle sıralanmaktadır.

  1. Sivilceler sadece ergenlik döneminde oluşmaz. Sivilcelerin %80-90’ı genellikle ergenlik döneminde çıkar. Bunun  sebebi ergenlik dönemde hormonların etkisi ile artan yağ salınımıdır. Ancak erişkin sivilcesi dediğimiz ve 25 yaşından sonra da başlayan akne tipi de bulunmaktadır. Bu dönemde çıkan sivilceler kişilerde  hormonal bozukluklar olabilir. Ayrıca sivilcelerin oluşmasında ailesel yatkınlığın da etkisi bulunmaktadır
  2. Sivilceler vücudun her bölgesinde çıkabilir. Sivilceler genellikle yüzün özellikle alın, çene ve yanak bölgesinde çıkmaktadır. Özellikle çene bölgesine yoğunlaşan sivilcelerin hormonal olma ihtimali yüksektir. Bu hastalarda özellikle adet düzensizliği, tüylenmede artma varsa mutlaka hormon tetkiklerine bakılmalıdır. Bunun dışında alın, yanak, omuz sırt üst kısımlar ve göğüs gibi yağ bezlerinin yoğun olduğu bölgelerde de sivilce ortaya çıkmaktadır. Yüzde görülen aknelerin tedavisi sivilcenin şiddetine göre belirlenir. Hafif şiddetli ve siyah noktaların ön planda olduğu sivilce probleminde topikal retinoidler, benzoil peroksit, azeleik asit, salisilik asit gibi etken maddeleri içeren sürme tedaviler kullanılır. Orta şiddetli, iltihaplı sivilcelerden zengin akne probleminde sürme tedavilerin yanında ağızdan antibiyotik kullanımı da önerilir. Şiddetli, iz bırakan, derin-kist yapan ve diğer tedavilere cevap vermeyen sivilce probleminde ise ağızdan alınan A vitamini türevi bir ilaç tedavisi önerilir. Hormonal tedavi de altta yatan hormonal durum varlığında ya da hiperandrojenizm bulguları olan tüylenme artışı gibi ek bulgular varlığında kullanılmaktadır.
  3. Sırt ve göğüs üstünde çıkan sivilcelere benzer tedaviler uygulanır. Ancak bu bölgede kıl kökü iltihabı dediğimiz sivilce benzeri döküntüler de çıkabilir. Sivilce ile karışabilen, genellikle ilaçlarla tetiklenen ve yüzden ziyade gövdede çıkan sivilce benzeri döküntüler başka bir hastalıktır. Doktorunuz dermatolojik muayene ile iki durumun ayrımını kolaylıkla yapabilmektedir. Bu bölgede çıkan sivilcelerde keseleme, yolma gibi mekanik travmadan kaçınılmalı, pamuk oranı yüksek terletmeyen hava aldıran rahat kıyafetler tercih edilmelidir.
  4. Sivilce tedavisinin yarıda bırakılması hastalığın tekrarlanmasına neden olur. Sivilceler tedavi sonrası yeniden nüks edebilir. Bu durumun çoğunlukla sebebi tedavinin erken kesilmesidir. Bununla birlikte tedavi bitiminden sonra cilt bakımına dikkat edilmemesi, hormonal problemlerin varlığı başka sebeplerdir.
  5. Sivilceler antibiyotikle tedavi edilebiliyor. Sivilcelerin tedavileri hastaya göre planlanmaktadır. Bu nedenle bazı akne hastalarına antibiyotik tedavisi uygulanmaktadır. Orta şiddette ve iltihaplı sivilcelerin baskın olduğu akne probleminde sürme tedavilerin yanında ağızdan antibiyotik tedavisi de verilmektedir. Antibiyotik direnci gelişmesini önlemek için ağızdan alınan antibiyotikler tedavide tek başına değil sürme tedaviler ile kombine edilerek uygulanır.
  6. Sağlıksız beslenme sivilce riskini artırır. Fast food tarzı beslenme, süt ve yüksek glisemik indeksli beslenme tarzı sivilce riskini tetiklemektedir. Az yağlı, sebze ağırlıklı Akdeniz tipi beslenme sivilce riskini azaltır.
  7. Sivilce alerjik bir hastalık değil. Sivilceler alerjik bir hastalık değildir. Bu nedenle hastalara herhangi bir alerji testi önerilmez.
  8. Cilt bakımı sivilce riskini azaltır. Akneye yatkın kişiler sabah akşam jel formunda bir yıkama ürünü ile yüzü yıkanmalı, gözenekleri sıkılaştırmak ve kalan kiri temizlemek için toniklemeli ve son olarak akne karşıtı etken maddeler içeren su bazlı bir krem ile yüzü nemlendirilmelidir. Yüze sert kese yapılmamalıdır. Sert peeling yapan ürünler haftada 1-2 seferden fazla kullanılmamalıdır.
  9. Tedavisi aksatılan sivilceler yüzde izlere neden olabilir. Sivilce izleri deri ile aynı seviyede ya da çukur izler şeklinde olabilir. Deri ile aynı seviyede olan izler için  derinin üst tabakasının soyulması şeklinde olan kimyasal peeling, enzim peeling, karbon peeling gibi dermokozmetik işlemler yeterli iken; çukur izlerde cilt atında kolajen üretimini tetikleyen Altın İğneli Radyofrekans, Dermapen, PRP uygulaması, Mezoterapi, Fraksiyonel lazer gibi tedaviler önerilmektedir.

Çocuklarda kıl dönmesinin nedenleri

Çocuklarda kıl dönmesinin nedenleri

Genellikle yetişkin hastalığı olarak bilinen bir makat bölgesi rahatsızlığı olan kıl dönmesi (pilonidal sinüs rahatsızlığı) günümüzde değişen yaşam koşullarında büyüyen ergenlik çağındaki çocukların da hayat kalitesini olumsuz etkiliyor. Hareketsiz ve fazla kilolu çocuklarda daha sık görülen kıl dönmesi; şişlik, kaşıntı ve ağrı ile kendisini belli ediyor. Memorial Hizmet Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Hülya Öztürk, çocuklarda kıl dönmesi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Çocuğunuzu bunlardan uzak tutun

Kıl dönmesi, genellikle kuyruk sokumu bölgesinde bulunan kılların aşırı terlemeye bağlı olarak tahriş olan cilt içerisine girmesi ve burada yuva yapması ile oluşmaktadır. Temizlik ve kişisel hijyene dikkat edilmemesi ve aşırı oturmaya bağlı olarak oluşan terleme sonucu kuyruk sokumundaki cilt dokusu tahriş olmaktadır. Bu durumda vücuttan dökülerek bu bölgede biriken kıl ve tüyler deri altına kolaylıkla girerek yerleşmektedir. Kız ve erkek çocuklarda eşit oranda görülen kıl dönmesi nadir olarak da kılın yoğun olduğu göbek deliği, sakal bölgesi gibi yerlerde de görülebilmektedir. Çocuklardaki kıl dönmesinin artış göstermesinin sebepleri şunlardır;

  • Hareketsiz yaşam ve fazla oturmak
  • Obezite
  • Çok sıkı tayt ve badi gibi kıyafetler giyilmesi
  • Kişisel hijyenin ihmal edilmesi

Kıl dönmesinden korunmak için çocukların öncelikle hareketli bir yaşam tarzını benimsemesi gerekmektedir. Fazla kilolardan korunmak için doğru ve sağlıklı beslenilmelidir. Çocukların abur cubur ya da fast food gıdalar yerine ev yemeği yemesi sağlanmalıdır. Dar kıyafetlerden uzak durulmalı, rahat ve pamuklu giysiler seçilmelidir. Ayrıca sık sık banyo yapılarak kişisel hijyene önem verilmesi de kıl dönmesi riskini azaltmaktadır.

Kuyruk sokumundaki şişlik ve kaşıntıyı hafife almayın

Günümüzdeki gelişen teknolojik imkanlar ve şehir evlerinde büyüyen çocuklar hareketsiz yaşam sürmektedir. Günü evlerindeki bir koltuk üzerinde uzun süreler ellerindeki teknolojik aletlerle oturarak tamamlayan çocuklar, çoğu zaman kuyruk sokumu bölgelerinin aşırı terlediğinin farkına bile varamamaktadır. Telefon ya da bilgisayarın başından kalmak istemeyen çocuklar kişisel temizlik ve hijyenlerini de ihmal etmektedir. Bu durumda çocuklardaki kıl dönmesi rahatsızlıklarını artırmaktadır. Çoğu çocuk da kıl dönmesinin ilk belirtilerini anlayamamakta ancak rahatsızlık ilerlediğinde ve ailelerinin kontrolleri ile durum fark edilmektedir. Kıl dönmesinin belirtileri şunlardır;

  • Kaşıntı
  • Kızarıklık
  • Şişlik
  • Yanma
  • Akıntı
  • Ağrı

Kıl dönmesinin boyutuna göre cerrahi işlem uygulanıyor

Kuyruk sokumunda şişlik, oturup kalkarken o bölgede ağrı, kaşıntı ya da iç çamaşırında kötü kokulu akıntı varsa çocukların mutlaka alanında uzman bir hekime muayene ettirilmesi gerekmektedir. Kıl dönmesinin ilerlememesi için erken teşhis büyük önem taşımaktadır. Kıl dönmesi tanısı ayrıntılı bir fizik muayene ve bazı durumlarda da nadiren ultrason yardımı ile konulmaktadır. Hastanın ve hastalığın şiddetine göre farklı cerrahi yöntemler uygulanmaktadır. Hasta kuyruk sokumunda ağrı, akıntı, şişlik ile doktora başvurduğunda kısa bir süre antibiyotik ilaç tedavisi ve lokal krem uygulaması önerilir. Ayrıca bu bölgenin temizliğine çok dikkat edilmesi gerekmektedir. İltihaplı durum geçtikten sonra cerrahi planlanması yapılmaktadır. Kılın cilt içindeki uzandığı nokta ve enfekte ettiği alanın sağlam dokudan ayırt edilerek çıkarılması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca hastalığın tekrarlamaması için de bu bölgede oluşan doku defekti hastanın kendi dokusundan yama yapılıp kapatılarak onarılmaktadır. Genellikle epidural anestezi altında yaklaşık bir saat süren cerrahi işlem sonrası maksimum 2 gün sonra hasta taburcu edilmektedir. Taburcu edilen çocuklar günlük yara bakımı, hareket kısıtlılığı ve önerilen hijyen kurallarına dikkat edilmesi ile kısa süre sonra normal hayatlarına dönebilmektedir.

Nöroloji ve psikiyatrik hastalıklar İleri teknoloji ile tedavi ediliyor

Nöroloji ve psikiyatrik hastalıklar İleri teknoloji ile tedavi ediliyor

Çağımızdaki ulaşım, iletişim, beslenme ve çeşitli teknolojik yenilikler kişinin yaşam konforunu artırsa da başta inme (felç) olmak üzere Alzheimer, Parkinson, migren, depresyon, anksiyete bozuklukları, sigara ve madde bağımlılığı gibi rahatsızlıkları da beraberinde getiriyor. Tedavi edilmediğinde hastaların yaşam konforunu olumsuz etkileyen ve hayati riske yol açabilen bu sağlık sorunları, günümüzdeki teknolojik yeniliklerin başında gelen Transkranyal Manyetik Stimülasyon (TMS) yöntemiyle tedavi edilebiliyor. Beynin elektriksel aktivitesinde düzenlemeler yapılarak hastalıklar için ilaç tedavileri ve rehabilitasyon uygulamalarının planlanabildiği TMS yöntemi, bazı durumlarda ilaç tedavisinin alternatifi olarak da tek başına kullanılabiliyor.

Memorial Hizmet Hastanesi Nöroloji ve İnme Akut Tedavi Ünitesi’nden Prof. Dr. Talip Asil, Transkranyal Manyetik Stimülasyon (TMS) yöntemi hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Talip Asil

Beynin kendini tamir sürecine katkı sağlıyor

Transkranyal Manyetik Stimülasyon (TMS) yöntemi ile kafa derisinin yanında yer alan bir bobin aracılığı ile kısa ve hızla değişen yüksek yoğunluklu bir elektrik akımı elde edilmektedir. Bu yöntem ile beyin dokusunda bir elektrik akımı üretebilen güçlü bir manyetik alan meydana getirilmektedir. Oluşturulan akım daha sonra bobinin altında bulunan yakındaki sinir ağlarını uyararak nörofizyolojik ve davranışsal etkiler meydana getirmektedir. TMS’de kullanılan manyetik darbeler ağrısız bir şekilde kafatasından geçerek, beynin farklı bölümleri arasındaki iletişimi sağlayan sinir hücrelerini uyarıp beynin kendini tamir sürecine katkıda bulunmaktadır.

Psikiyatrik ve nörolojik hastalıkların tedavisinde etkili

Vücuttaki hareket, konuşma, bellek gibi fonksiyonlar ve hatta davranışlar beyinde sinir hücreleri tarafından üretilen elektriksel uyarı sayesinde gerçekleştirilmektedir. TMS beyin stimulasyon teknikleri arasında popüler noninvaziv yani girişimsel olmayan bir tekniktir. TMS cihazı ile beynin oluşturduğu sinirsel uyarı bir şekilde ölçülerek belli hastalıkların tanısında kullanılmaktadır. Ayrıca bu TMS’nin ürettiği manyetik alanın beynin elektriksel alanını uyarması ile birçok psikiyatrik ve nörolojik hastalığın tedavisinde ve rehabilitasyonunda da kullanılmaktadır.

İnme, Alzheimer ve Parkinson hastaları için umut verici tedavi

Tanı ve tedavideki yöntemler arasında bazı farklılıklar olsa da, TMS giderek daha fazla nöropsikiyatrik hastalığın tedavi sürecinde aktif olarak kullanılmaktadır.

Tanı ve tedavisinde önemli avantajlar yağladığı nörolojik hastalıklar şunlardır;

 İnme (felç): Çağımızın hayati risk ve sakat bırakma oranı en yüksek olan hastalıklarından biri olan inme (felç), beyin damarlarındaki tıkanma veya kanamaya bağlı olarak yürüme, konuşma, görme gibi beyin tarafından yönetilen fonksiyonların kalıcı hasarı ile sonuçlanmaktadır. İnme gelişen hastalarda ilk birkaç saat içerisinde beyinde nöron adını verilen hücreler kalıcı olarak hasarlanmaktadır. Etkili ilk tedavinin tıkalı damarın açılması veya kanamanın kontrol altına alınması şeklinde ilk birkaç saat içerisinde yapılması hayati önem taşımaktadır. Nöronların kendini yenileme kabiliyeti oldukça sınırlıdır, bu nedenle inme sonrası hastalarda kalıcı sekeller oluşması sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Günümüzde nörorestoratif tedavi olarak adlandırılan nöronların yenilenmesi şeklinde tedavi seçenekleri bulunmamakla birlikte rehabilitasyon ile bu hastaların kaybettikleri fonksiyonların bir kısmını ya da tamamını yeniden kazanmaları mümkün olabilmektedir. TMS uygulamaları, konuşma bozukluğu, görme bozukluğu, motor güçsüzlük şeklinde sekel inme bulguları olan hastalarda fiziksel rehabilitasyona destek olarak hastaların daha fazla ve daha hızlı düzelmelerine katkıda bulunmaktadır. Özellikle üst ekstremitede güçsüzlüğü olan hastalarda oldukça yararlı bir tedavi tekniğidir.

Alzheimer hastalığı: Alzheimer, günümüzde görülen en sık bunama hastalığıdır. Bu rahatsızlıkta beyin korteksinde yer alan sinir hücreleri ilerleyici bir şekilde yok olmaktadır. Hastaların hastalığın ileri evrelerinde sadece hafızaları değil, birçok bilişsel fonksiyonu kalıcı olarak kaybedilebilmektedir. Alzheimer için kullanılan ilaçlar hastalığın ilerleme sürecini yavaşlatmakta ancak bu süreci durduramamakta veya bu tablodan geri dönülmesini sağlayamamaktadır. Alzheimer hastalarının ilaç tedavilerinin yanı sıra diyetlerinin, bilişsel destekleyici terapilerinin düzenlenmesi, egzersiz programlarının oluşturulması hastalık sürecinin yavaşlamasına katkıda bulunmaktadır. TMS uygulamalarının Alzheimer hastalığında ilerlemeyi yavaşlattığı ortaya çıkmıştır. TMS, bu hastalarda tek başına uygulanacak bir tedavi değil, ilaç ve diğer tedavileri bütünleyecek bir destek tedavisi olarak düşünülmelidir. Diğer tedavilerde olduğu gibi TMS’nin de ileri evre demansı olan hastalarda faydası olmamaktadır. Bu nedenle TMS tedavisi Alzheimer hastalığının erken ve orta evrelerinde planlanmalıdır.

Parkinson Hastalığı: Parkinson, vücutta motor koordinasyonun bozulması ile birlikte hareketlerde yavaşlama ve/veya ekstremitelerde titreme ile seyreden, nöronların hasarlandığı bir hastalıktır. Bahsi geçen motor fonksiyon kayıplarının yanı sıra; uyku bozuklukları, depresyon, denge bozuklukları, kaygı bozuklukları gibi birçok nonmotor fonksiyon problemine de sebep olmaktadır. Parkinson için kullanılan ilaçlar hastaların semptomlarını düzeltmeye ve günlük yaşamlarının kalitesini artırmaya yöneliktir. İlaçların uzun dönemde kullanılması, yönetilmesi güç yan etkilere yol açabilmektedir. TMS uygulamaları Parkinson hastalarında ilaç tedavilerine ek olarak özellikle nonmotor fonksiyonların düzelmesine katkıda bulunabilmektedir. Ayrıca TMS uygulamaları ilaç gereksinimini azaltarak uzun dönemde hastalığın yönetilmesini de kolaylaştırmaktadır. TMS, Parkinson hastalarında ilaç tedavisi, rehabilitasyon, diyet, egzersiz programları ile birlikte bütüncül olarak planlanırsa etkin olabilecek bir tedavi yöntemidir. Yani TMS uygulamaları ilaç tedavilerinin veya diğer tedavi yöntemlerinin bir alternatifi değildir.

 Migren: Migren toplumda oldukça yaygın olan ve hem hayat kalitesini bozan hem de ciddi ekonomik kayıplara neden olan bir baş ağrısı hastalığıdır. Yapılan çalışmalarda, TMS yönteminin migren atak sıklığını azalttığı ve aynı zamanda atakların şiddetlerini de düşürdüğünü gösterilmiştir. Migrenli hastalarda TMS diğer ilaç tedavilerine destek olarak kullanılabileceği gibi, ilaç tedavisinden bir sonuç alınamayan veya ilaç tedavisi almasında sakınca olan hastalarda da kullanılabilmektedir.

Ağrı: Transkranyal Manyetik Stimülasyon (TMS) yöntemi, migren dışında kronik nörojenik nöropatik ağrıların kontrolünde de kullanılmaktadır. Yüz ağrıları, trigeminal nevralgi, nöropatik ağrı ve inme sonrası ağrıların tedavisinde TMS’nin etkin olduğu ile ilgili birçok klinik çalışma mevcuttur. Kronik nörolojik ağrılar genellikle tedavilere dirençlidir ve kullanılan ilaçların bazı yan etkileri olabilmektedir. TMS ilaç tedavilerine destek olarak veya bu tedavilerin kullanılamadığı durumlarda alternatif olarak bu hastalar için yardımcı olabilecek bir tedavi yöntemidir.

Depresyon ve sigara bağımlılığında özel tedavi yöntemi

Çeşitli psikiyatrik hastalıklarda non-invaziv ve iyi tolere edilebilir bir cihaz olan Transkranyal Manyetik Stimülasyon(TMS) uygulamaları standart tedavilere ilave olarak veya ilaç tedavisi uygulanamayan durumlarda alternatif olarak kullanılabilmektedir. TMS, psikiyatrik hastalıklarda standart bir rehber önerisi olmaktan çok, her hastanın özelliklerinin değerlendirilmesi ile kullanılabilecek bireysel bir tedavi yöntemidir. TMS’nin kullanıldığı psikiyatrik rahatsızlıklar şunlardır;

 Depresyon: Depresyonlu hastalarda TMS tedavisinde elektromıknatıs, beynin ruh hali kontrolü ve depresyonla ilgili bölgesindeki sinir hücrelerini uyaran manyetik bir darbeyi ağrısız bir şekilde iletir. TMS’nin depresyonda aktivitesi azalmış beyin bölgelerini aktive ettiği düşünülmektedir. TMS’nin depresyondaki etki mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte, manyetik uyarının sinir hücrelerinin çalışmasını uyardığı, bunun da depresyon semptomlarını hafiflettiği ve ruh halini iyileştirdiği düşünülmektedir. Açık etki mekanizması bilinmese de, depresyonlu hastalarda TMS’nin yararını gösteren birçok klinik çalışma vardır. Bu tedavi yöntemi depresyon hastalarında Amerikan İlaç Dairesi (FDA) tarafından onay almış bir yöntemdir.

Sigara ve madde bağımlılığı: Transkranyal Manyetik Stimülasyon (TMS) yöntemi, nikotin bağımlılığı ve diğer madde bağımlılıkları ile ilgili beyin yapılarını ve ağlarını hedef alan manyetik darbelerin kullanımını içermektedir. Bağımlı kişinin beynin ödül işleme kısmı dengesiz haldedir. Ortaya çıkan kanıtlar, TMS’nin bağımlılıkla ilgili sinirsel devreleri doğrudan hedefleyebileceğini ve bağımlıların madde ya da sigarayı bırakma sürecinde onlara yardımcı olabileceğini göstermiştir.

 Anksiyete bozuklukları: Transkranyal Manyetik Stimülasyon (TMS) tedavisi, bazı anksiyete bozukluğu tanısı olan hastalarda da tedaviye belirgin şekilde katkıda bulunmaktadır

  • Jeneralize anksiyete bozuklukları
  • Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)
  • Post travmatik stres bozukluğu
  • Panik atak
  • Sosyal fobi