Yazılar

Kulak tıkanıklığına karşı önlemler

Kulak tıkanıklığına karşı önlemler

Pek çok insan duş alırken veya yüzerken kulağına su kaçtığında kulak tıkanıklığından ya da suyun bir türlü çıkmadığından yakınıyor. Ancak birçok kişi bu durumu “nasıl olsa geçer” diyerek göz ardı ediyor. Hatta kulaktaki suyun çıkması için pamuklu kulak çubuğu gibi kulağa daha da zarar verebilecek nesnelere başvuruyor. Özelikle yaz mevsiminin gelmesi ve yüzme sezonunun açılmasıyla birlikte kulağa su kaçması şikayetleri daha sık görülüyor. Bu durum bazen kişi için herhangi bir soruna yol açmazken, bazen de çeşitli sağlık problemlerine sebep olabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Asım Şafak, kulağa su kaçmasının zararlı etkileri ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mustafa Asım Şafak

Dış kulak yolu açıksa tıkanıklık olmaz

Yüzerken veya duş alırken kulağa su kaçması durumunda gelişen tıkanıklık hissi genellikle kendiliğinden açılır. Ancak geçmediği zamanlar da vardır. Dış kulak yolu 20-25 mm kadar uzunlukta hafif virajlı bir tünel gibidir. Tünelin sonunda kulak zarı vardır yani çıkmaz bir yoldur. Kulak yolunun genişliği yaşa ve kişiye göre çok değişkenlik gösterir. Bazı durumlarda kulak yolu genişliği erişkin insanlarda bile birkaç mm gibi son derece dar bir yapıda olabilir. Kulak yolunun normalin dışında dar olduğu bu durumlar istisna tutulursa, kulak zarı bütünlüğü sağlam ise genelde kulak yoluna su kaçması sorun olmaz. Eğer dış kulak yolu açık ise su kulak yoluna girdiği gibi dışarı da çıkacaktır.

Kulağı temiz bir havlu ile temizleyin

Dış kulak yolu cildinin kulak kepçesine yakın dış bölümü tarafından üretilen serümen olarak adlandırılan kulak salgısı vardır. Hafif kahverengi ve sarı rengiyle, krem kıvamında bir salgıdır. Kulak yolu cildi tarafından salgılanır ve kulak yoluna kaçan suların etkisiyle, duş sonrası kulak kepçesine kulak yolunun girişine doğru taşınmış, atılmış olur. Dışarı çıkan bu salgının havlu veya peçete ile temizlenmesi yeterlidir. Kesinlikle daha derin bir temizlik için kulak yolunun içine herhangi bir cisimle girilmemelidir.

Kulağın kirini dışarı atmasına izin verin

Kulak kirinin dışarı atılması önemlidir. Aksi takdirde dışarı çıkmaya çalışan serümen tekrar kulak yolunun içine doğru itilmiş olur. Bu arada kulak yolu cildi yeni serümen salgılamaya devam edecektir. Kulak yolunun her bir temizlenme çabası bu durumu kısır bir döngüyle bir türlü dışarı çıkamayan ve giderek kulak yolu kanalında biriken, kulakta kaldıkça zamanla kuruyarak kremsi kıvamını kaybeden serümen salgısının zamanla katılaşarak kulak mumu haline dönüşmesine neden olur. Kurumuş, katılaşmış serümen salgısına kulak buşonu, kulak mumu veya kulak kiri adı verilir. Bu oluştuğunda artık dış kulak yolu açık değildir. Böylece kulak yoluna su kaçması halinde, kulak yolunu dolduran kurumuş buşon, suyu sünger gibi içine çekip genişleyerek, kulak yolunun tamamen tıkanmasına neden olur. Bu durumda hastada işitme güçlüğü gelişir.

Uzun süre yüzmek kulaklar için sağlıklı olmayabilir

Kulak yolunun tıkanmasına neden olan kulak buşonu dışında hastalıklar da görülebilir. Özellikle yaz aylarında yüzme sırasında uzun süre suyla temas halinde kalan kulak yolları iltihaplanmaya yatkın hale gelir. Buşon olan kulaklar ise dış kulak yolu iltihaplarına daha fazla yakalanabilirler. Alerjiye veya buşona bağlı ayrıca kulaklarda kaşıntı oluşabilir. Kulak yolunu sert cisimlerle kaşımak yine dış kulak yolu iltihaplarına neden olabilir. Sıcak ve nemli havalar bu tip rahatsızlıkların sık görüldüğü dönemlerdir.

Kulakların tıkanmaması için bunlara dikkat edin:

  1. Her ne amaçla olursa olsun, pamuklu kulak temizleme çubukları dahil herhangi bir cisimle kulakların içi karıştırılmamalıdır.
  2. Kulakların içine başparmağından daha ince bir nesne sokulmamalıdır.
  3. Temizliğine güvenilmeyen sularda yüzülmemelidir.
  4. Uzun süre suda kalınmamalı, yüzmek için daha çok deniz tercih edilmelidir.
  5. Herhangi bir kulak tıkanıklığı, kulak kaşıntısı veya kulak ağrısı gelişmesi durumunda vakit geçirmeden kulak burun boğaz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.

Bebek gibi uyumak için bunlara dikkat edin

Bebek gibi uyumak için bunlara dikkat edin

Bebek büyüten ailelerin yaşadığı en önemli sorunlardan birini, bebeklerinin uzun süre düzene girmeyen gece uykuları oluşturuyor. Çocukların uykuya olan ihtiyaçları ve uyku süreleri büyüme dönemlerine göre değişiyor. Bebeklerin derin ve kesintisiz bir gece uykusu yaşamaları için ebeveynlerin bu konuda bilinçli olması önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Mehmet Ali Duman, çocuklarda uyku düzeninin sağlanması için anne babalara önemli önerilerde bulundu

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Mehmet Ali Duman

Çocuklar en geç 20.30’da yatakta olmalı

Yenidoğan, en fazla uyku ihtiyacı olan dönemdir. Yenidoğanın uykusu 18-20 saate kadar ulaşabilir. Büyüdükçe algısı açılan çocuğun, uyku süresi de kısalır. Büyüme hormonu saat 22.00 civarında en yüksek düzeylere ulaşır. Bu nedenle çocuk hangi yaşta olursa olsun, bu saatlerde derin uykuda olmalıdır. Çocukta düzenli uyku, düzenli beslenmeyle doğrudan ilişkilidir. Bebeğin veya küçük yaştaki çocuğun düzene alıştırılma evresinde, ailelerin otoriter ve tutarlı davranmaları bu süreci kolaylaştıracaktır. Sağlıklı bir çocuğun akşamları en geç 20.00 ya da 20.30’da yatakta olması gerekir.

Uyumak üzereyken yatağa yatırılmalı

Çocuğun uykusu geldiğinde kendisinin gidip yatacağı düşüncesi doğru değildir. Çünkü uykusu gelen çocuk daha da hareketlenir, bu şekilde kendi uykusunu kaçırır. Bu kısır döngü çocukta huzursuzluğa neden olur. Oysa ki çocukların belli bir beslenme ve uyku düzenine sahip olması onları daha huzurlu hale getirir. Bu nedenle, ailelerin kendi özel yaşamlarından fedakârlıklarda bulunup, çocuk için uygun beslenme ve uyku düzenine göre hareket etmeleri doğru olacaktır. Çocuklar uyurken değil, uyumak üzereyken yatağa yatırılmalıdır. Anne çocuğun kendi kendine uykuya dalmasına izin vermelidir.

Çocuklar da yetişkinler gibi uyumalı

Uykusu gelen çocuk, tıpkı yetişkinlerin kendileri için sağladıkları ışığı kapamak, yatağa yatmak, yorganı örtmek gibi koşulların sağlanmasına ihtiyaç duyabilir. Eğer çocuk sallanarak, emzirilerek, biberonla mama verilerek uyumaya alıştırılırsa, gece uykusu bölündüğünde, yeniden aynı koşulların sağlanmasını isteyecektir. Ancak, kendi halinde yatağında uyumaya alıştırılan çocuk, gece uyandığında, herhangi bir müdahale olmaksızın, kendi kendine yeniden uykuya dalabilecektir. Dolayısıyla, eğer çocuğun bir sağlık sorunu yok ise, yatağına yatırıldığında ağlasa bile kucağa alınmamalı, sakinleştirilip yeniden uyuması için yatağa bırakılmalıdır.

Ailenin uyku rutinini her gece tekrarlaması gerekiyor

İlk aylardan itibaren, kendisine uykuyu anımsatacak belli davranış ve objeler çocukları uykuya hazırlayacaktır. Sıcak bir banyo, pijamalarının giydirilmesi, sadece yatakta duran bir oyuncağının kucağına verilmesi, loş ışıkta aynı ninninin söylenmesi, her akşam bunlardan birinin tekrarlanması, çocuğun vücuduna uyku saatinin geldiğini anlatır.

1 yaşından sonra gece beslenmeleri reflüye neden olabilir

Özellikle mama ile beslenen bebeklerde, yaklaşık 10. aydan sonra gece beslenmesi önerilmemektedir. Anne sütü alan bebekler gece aşırı miktarda olmamak koşulu ile beslenebilir. Çünkü gece beslemeleri çocuklarda sık uyanmanın yanında, reflü, üst solunum yolları veya orta kulak enfeksiyonları gibi sorunlara neden olabilir. Gece saatlerinde beslenen çocukların kahvaltılarda da iştahı azalabilir. Bu nedenle 1 yaşını geçen çocuklarda, uyku saatine 1 saat kala, beslenme kesilmelidir. Verilecek bu son öğün için ise tahıllı mamaların tercih edilmesi çocuğun gece boyu tok kalmasını sağlayacak, sindirim sisteminin çalışmasını kolaylaştıracak ve rahat bir uyku için metabolizmasına yardımcı olacaktır.

Sağlıklı bebekler ve çocuklarda, uyku düzenini sağlamak ailenin elindedir. Aile, çocuğa düzenli uyku için düzenli bir hayat imkanı sağlar ve bilinçli uyku alışkanlıkları kazandırırsa, en yaramaz ve söz dinlemeyen çocuk bile bir süre direnip, sonrasında bu düzene alışacaktır. Eğer çocuk her şeye rağmen uyumuyor ve şiddetli şekilde ağlıyorsa, bu durum bir hastalığın belirtisi olabilir. Çocuğun bir sağlık sorunu olup olmadığından emin olmak için uzman yardımı almak yararlı olacaktır.

Yoğurdun içerdiği 10 vitamin ve mineral

Yoğurdun içerdiği 10 vitamin ve mineral
Türk mutfağında önemli bir yeri olan yoğurt, içerdiği zengin vitamin ve mineraller sayesinde sağlığa olan faydalarıyla biliniyor. Yoğurt bebeklik döneminden itibaren her yaş grubunun beslenmesinde büyük önem taşıdığı gibi, içerdiği kalsiyum açısından kadınların menopoz sürecinde de sağlıklı kalmasında rol oynuyor. Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Berna Ertuğ, yoğurdun faydaları hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. Berna Ertuğ

 Bağışıklığı destekliyor

Yoğurt sindirimi kolaylaştırıp bağırsakların çalışmasına yardım eder. Laktoz içeriğinin süte göre az olması nedeniyle sindirimde avantaj sağlamaktadır. İçerdiği probiyotikler sayesinde sindirimin yanında vücut bağışıklığını da destekler. Yoğurt, içerdiği kalsiyum sebebiyle kemikleri güçlendirir ve korur. Bu nedenle osteoporozun (kemik erimesi) önlenmesinde de büyük önem taşır. Kalsiyumun en önemli işlevi kemik ve diş sağlığını korumak ve gelişimlerini sağlamaktır. Dolayısıyla büyümenin hızlı olduğu dönemde, hamilelikte ve emzirme döneminde kalsiyuma ihtiyaç daha da artış göstermektedir.

Fosfor yönünden çok zengin

Yoğurt, fosfor yönünden de zengindir. Fosfor, hücrelerde yer alan DNA ve RNA moleküllerinin temel yapıtaşlarıdır. Hücredeki tüm enerji döngüsünü sağlamaktadır. 200 g yani bir kase yarım yağlı yoğurdun %36’sı karbonhidrat, %32’si protein ve %32’si yağdan oluşmaktadır. Bir kase yoğurt ortalama 100 kcal’dir.

Yoğurdun içerisinde bulunan vitamin ve mineraller aşağıdaki gibidir;

  1. 6.8 g protein
  2. 3,5 g yağ
  3. 8.2 g karbonhidrat
  4. 100 mg sodyum
  5. 320 mg potasyum
  6. 230 mg kalsiyum
  7. 200 mg fosfor
  8. 10 mg kolesterol
  9. 44 iu A vitamini
  10. 2 mg C vitamini

Yoğurdun yeşil suyunu dökmeyin

Yoğurt bakterileri faaliyetleri sırasında B1, B2, Bvitaminleri sentezler. Dolayısıyla bu vitaminler de cilt sağlığı konusunda vücudu destekler. Yoğurdun yeşil suyu kesinlikle dökülmemelidir. İçerdiği yüksek miktardaki riboflavin büyüme, doku yenilenmesi ve enerji metabolizmasında görevlidir. Yoğurt günün her öğününde tüketilebilir. Ana yemeklerde veya ara öğünlerde tercih edilebilir.

Günde en az bir kase yoğurt tüketin

Günlük tüketilmesi gereken yoğurt miktarı diğer süt gruplarını tüketim durumuna göre değişiklik gösterir. Eğer diğer süt ürünleri tüketilmiyorsa ve kişinin kalori ihtiyacına göre uygunsa porsiyon arttırılabilir. Gün içerisinde süt ve peynir tüketiliyorsa günlük en az bir kase yoğurt tüketimi yeterlidir. Ancak hiç tüketilmiyorsa bu 3-4 kaseye çıkabilir. Bazı hazır yoğurtlar, yüksek miktarlarda ilave şeker ve yararlı olmayan diğer katkı maddelerine sahiptir. Bu nedenle güvenilir doğal yoğurtların tercih edilmesi oldukça önemlidir.

Fibromiyaljinin belirtileri

Fibromiyaljinin belirtileri

Fibromiyalji, vücudun her bölgesinde yaygın ağrı, uyku sorunları ve yorgunluğun yanı sıra sıklıkla duygusal ve zihinsel sıkıntıya neden olan bir hastalık olarak tanımlanıyor. Belirtiler genellikle fiziksel travma, ameliyat, enfeksiyon veya önemli psikolojik stres gibi bir durumdan sonra başlıyor. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülen fibromiyaljide semptomlar tek bir tetikleyici olmaksızın zamanla kademeli olarak da ortaya çıkabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Romatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Erdal Gilgil, fibromiyalji ve tedavi yöntemleri hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Erdal Gilgil

Genellikle genç kadınlarda görülüyor

Fibromiyalji, romatizmal hastalıkların bir türüdür. Genellikle romatizma dendiği zaman tek bir hastalık akla gelmektedir. Ancak iltihaplı ve iltihapsız olmak üzere iki ana grupta incelenen 200’e yakın romatizmal hastalık vardır. Fibromiyalji de romatizmal hastalıklar içinde en yaygın görülenidir. Fibromiyalji genellikle üreme çağındaki genç kadınlarda görülmektedir. Çocuk yaşlarda nadir görülür ve genetik geçişli bir hastalık değildir.

Fibromiyaljiye neden olan risk faktörleri şöyle sıralanıyor

  •  Yorgunluk
  • Depresyon
  • Uyku problemleri
  • Stresli ortamda çalışmak
  • Aşırı yorgunluğa neden olan, kapasiteyi en üst düzeyde kullanmayı gerektiren işlerde çalışmak

Vücudun her tarafında hissedilebiliyor

Fibromiyalji belirtisi genellikle yaygın vücut veya eklem ağrısı şeklindedir. Genellikle genç kadınlarda görülen fibromiyaljide hastalar ilerleyen dönemlerde sakat kalabilecekleri korkusu yaşayacak kadar ağrı hissedebilirler. Görülen ağrıların şiddeti hastalığın daha da ilerleyeceğini düşündürür. Aslında ilerlemeyen bir hastalıktır fakat vücudun her tarafında hissedilen ağrılar söz konusudur. Fibromiyalji eklemlerde değil, yumuşak dokuda (kas) gelişen bir hastalıktır.

 Fibromiyaljide başlıca aşağıdaki belirtiler görülmektedir;

  1.  Tüm vücutta ve eklemlerde oluşan ağrı
  2. Halsizlik
  3. Çabuk yorulma
  4. Sabahları dinlenememiş kalkma
  5. Uykuya geç
  6. Şiddetli baş ağrısı
  7. Karın ağrısı
  8. Adet dönemlerinde sancılanma
  9. İrritabl bağırsak sendromu gibi fonksiyonel bağırsak hastalıkları

 Hastanın rahatlamasını sağlamak çok önemli

Fibromiyalji diğer hastalıklarla sıklıkla karıştırılabilmektedir. Fibromiyaljiyi tespit etmek için standart bir test yoktur. Romatoloji uzmanının gerçekleştirdiği detaylı bir muayene ile anlaşılabilir. Fibromiyalji tanısı konulabilmesi için diğer hastalıkların ekarte edileceği bazı laboratuvar testleri yapılmaktadır.

Fibromiyalji tanısı konulduktan sonra en önemli nokta hastaların rahatlamasının sağlanmasıdır. Çünkü fibromiyaljinin bu kadar yaygınlık göstermesine rağmen ilerleyici bir hastalık olmadığı ve sakatlığa yol açmayacağının anlatılması gerekmektedir.

Tedavide fiziksel aktivite büyük rol oynuyor

Fibromiyaljide ilaç tedavisi uygulanır. Etkinliği gösterilmiş antidepresanlar önemli rol oynar. Bu hastalıkta uyku problemleri çok ön plandadır. Uyku düzeninin sağlanması hastanın konforu açısından önemlidir. Tedavi için antiepileptik ilaçlardan faydalanılır. Bunlar daha çok nöropatik ağrı diye adlandırılan, sinirlerden kaynaklanan ağrılar için kullanılan ilaçlardır ve fibromiyaljide de etkilidir. Fibromiyalji tedavisinde ilaçlar tek başına yeterli değildir. Mutlaka hastaların egzersiz yapmaları önerilmektedir. Yürüyüş, koşu, bisiklet, tenis ve yüzme gibi aktiviteler mümkünse her gün yapılmalıdır.

 Fibromiyaljiye neden olan risk faktörleri şöyle sıralanmaktadır:

  •  Yorgunluk
  • Depresyon
  • Uyku problemleri
  • Stresli ortamda çalışmak
  • Aşırı yorgunluğa neden olan, kapasiteyi en üst düzeyde kullanmayı gerektiren işlerde çalışmak

Panik atağın belirtileri

Panik atağın belirtileri

Panik atak, fiziksel korku hislerine neden olan kısa bir yoğun kaygı dönemi olarak görülüyor. Bunlar, hızlı bir kalp atışı, nefes darlığı, baş dönmesi, titreme ve kas gerginliği gibi şikayetleri içerebiliyor. Panik ataklar sıklıkla ve beklenmedik bir şekilde meydana gelebiliyor ve çoğu zaman herhangi bir dış tehditle ilgili olmuyor. Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uz. Dr. Seda Yavuz panik atak hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Seda Yavuz

Her panik atak geçiren kişi panik bozukluk hastası olmuyor

Panik atak aniden ortaya çıkan ve zaman zaman öngörülemeyen şekilde tekrarlayan, kişiyi dehşet içinde bırakan yoğun sıkıntıya da korku nöbetleridir. Kişiler bu nöbetleri çoğu zaman “kriz” olarak adlandırır. Her panik atak geçiren kişi panik bozukluk hastası değildir. Yaşam boyu en az bir panik atak geçirme olasılığı %10 olarak bulunmuştur. Panik atak pek çok ruhsal hastalıkta ortaya çıkabilir. Panik bozukluk kendiliğinden ve beklenmedik panik ataklarla giden bir kaygı bozukluğudur.

Panik atak konusunda risk grubunda olabilirsiniz

  • Birinci derece akrabalarında panik bozukluk ya da başka anksiyete bozukluğu olanlar
    • Sıkıntılı, telaşlı, aceleci, mükemmeliyetçi kişilik özellikleri olanlar
    • Düşünce ve duygularını yeterince dışarıya yansıtmayan isteklerini sürekli bastıran kişiler
  • Alkol ya da başka bağımlılık yapan maddelere yatkınlığı olan veya bağımlılığı olanlar
    • Geçmişinde panik atak, sosyal fobi veya diğer anksiyete bozukluklarından biri ya da depresyon geçirmiş olan kişiler
    • Sürekli baskı altında olanlar
    • Kaçıngan kişilik yapısına sahip olanlar
    • Aşırı hırslı, başarı odaklı, başarısızlıklarda kendini suçlayan bir yapıya sahip olan kişiler

 Panik atağın bedensel ve fizyolojik belirtileri şu şekildedir:

  1.  Çarpıntı, kalp atımlarını hissetme ya da kalp atım hızında artma
  2. Terleme, titreme, kan basıncının yükselmesi
  3. Soluk alamıyor boğuluyor duygusu, solunumun sıkışması
  4. Uyuşma ya da karıncalanma hissi
  5. Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma hissi
  6. Bulantı ya da karın ağrısı
  7. Baş dönmesi, sersemlik hissi bayılacakmış gibi olma
  8. Kendini ya da çevreyi değişmiş veya farklı algılama
  9. Üşüme, sıcak soğuk basmaları, sık idrara çıkma

Belirtilerin varlığına göre teşhis konuyor

Panik atakların ne zaman nerede geleceği belli olmaz ve baskın belirtiler kişiden kişiye değişebilir. Yukarıda sayılan belirtiler ile birlikte hemen her zaman bir ölüm korkusu, kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu vardır. Kişi bir kez panik atak geçirdikten sonra yeni bir panik atak geçireceğine ilişkin sürekli bir korku duyar buna beklenti anksiyetesi denir. Bu tanı koymak için önemli bir belirtidir. Bu belirtiler bir dış tehlikenin olamadığı ortamlarda en az altı aydır varsa ve kişinin günlük yaşantısını etkiliyorsa hastalık tanısı konabilir ve bir uzmanla muhakkak görüşülmelidir.

 Panik atak tedavisi 2 aşamada uygulanıyor;

Panik bozukluğu tedavisi mümkün bir hastalıktır.Bugün için etkinliği bilimsel çalışmalar ile kanıtlanmış iki türlü tedavisi vardır.

  1. İlaç tedavisi:

Hastalığın tedavisinde, beyindeki sinir hücrelerinin yolunda gitmeyen hormon faaliyetlerini düzelterek “Panik Atakları”  önleyen ilaçlar kullanılmaktadır. Bu hastalığın tedavisinde kullanılan ve etkinliği kanıtlanmış çok sayıda ilaç bulunmaktadır. Uzman doktor kontrolünde ilaçların dozu ve süresi belirlenir.

2.Bilişsel-davranışçı tedavi: 

Bu terapi yöntemi ile kişinin bilişsel yapısı yeniden inşa edilir ve aslında olağan olan bir takım panik atak belirtileri hakkındaki  yanlış bilgi ve inançlarının düzeltilmesi sağlanır. Kişinin bu belirtiler ile korkmadan baş edebilmesinin öğretilmesi amaçlanır. Diğer bir yandan davranışsal bir takım müdahaleler ile panik atak geleceğinden korktuğu için tek başına bulunmaktan kaçındığı yer ve durumlarla aşamalı bir şekilde tekrar tekrar karşılaştırılması, bu sayede  korkularını yenmesi amaçlanır.

Bu tedavide doktor hastasına; korku ve panik nedeni ile yapmaktan kaçındığı etkinlikleri (kapalı ya da kalabalık yerlerde bulunma, yalnız başına sokağa çıkma gibi) bir plan dahilinde en basitlerinden başlayarak, üstüne giderek alıştırma uygulamaları yaptırılır. Artan sürelerle yapılan bu alıştırmalar ile başına olumsuz bir şey gelmediğini gören hastanın güven duygusu artar.

Soğanı masanızdan eksik etmeyin

Soğanı masanızdan eksik etmeyin

Sağlığa dost bir sebze olan soğan, yemeklerin vazgeçilmezi olarak biliniyor. Hem çiğ olarak hem de pişirilerek kullanılan soğanın birçok çeşidi bulunuyor. Doğal antibiyotik görevi gören soğan, özellikle kış mevsiminde bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesinde büyük rol oynuyor. Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Berna Ertuğ, soğanın faydaları hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. Berna Ertuğ

Soğan sağlığa pek çok açıdan fayda sağlıyor

Soğan, frenk soğanı, sarımsak ve pırasa da içeren Allium bitki ailesine aittir. Bu sebzelerin karakteristik keskin aromaları ve bazı tıbbi özellikleri vardır. Soğan doğramanın gözlerin sulanmasına neden olduğu yaygın bir bilgidir. Bununla birlikte, soğan sağlığa çok faydalıdır. Soğanın, çeşitli kanser türlerinin riskini azaltma, ruh halini iyileştirme ve cilt ve saç sağlığını koruma gibi konularda önemli yararları vardır.

 Bağışıklığı desteklemek için soğan önemli bir besindir

Soğan  özellikle A, C ve B vitaminleri açısından önemli bir kaynaktır. Ayrıca kükürt, iyot, kalsiyum, demir, folat, magnezyum, fosfor, potasyum ve antioksidanlar açısından da zengindir. A vitamini hem enfeksiyonlara karşı bağışıklığı hem de göz sağlığını destekler, B vitaminleri ise suda eriyen vitaminlerdir. B vitamini bağışıklık ve sinir sisteminin düzgün çalışmasına yardımcı olur. İçeriğindeki C vitamini ise özellikle kış mevsiminde hastalıklardan korunmaya destek olmaktadır.

Soğanın içeriğinde bulunan besinler aşağıdaki gibidir;

15 küçük boy kuru soğan (100g) 30 kaloridir.

  • 3 gram karbonhidrat
  • 7 gram lif
  • 1gram yağ
  • 1 gram protein
  • 4 mg sodyum
  • 146 mg potasyum

Soğan kansere yakalanma riskini azaltıyor

Yapılan çalışmalar soğanın içerdiği kuarsetin adlı antioksidan sayesinde yumurtalık, kolorektal gibi kanser türlerine yakalanma riskini azaltmaya yardımcı olduğunu göstermektedir. Kuarsetin, alerjik reaksiyonlara yol açan histaminin bağışıklık hücrelerinde salınımını engellemesine yardımcı olur. Böylelikle soğanın astım veya alerjik problemleri olan kişilerde bağışıklığı desteklemeye yardımcı olduğu bilinmektedir. Soğanının içeriğindeki kükürt kan inceltici etkisi göstererek kalp kriziyle inme riskini artıran plateletlerin birikimini önler. Soğandan alınan kükürtün hipertansiyon başlangıcını geciktirme ve azaltmaya yardımcı olduğu diğer çalışmalarla tespit edilmiştir.

 Soğanı patatesten ayrı bir yerde saklayın

Toplum olarak kuru soğanı saklarken en sık yapılan hatalardan biri patates ile aynı ortamda muhafaza etmek veya depolamaktır. Çünkü patatesin yaydığı nem soğanın filizlenmesine ve çürümesine yol açar. Kuru soğanı serin ve kuru bir ortamda saklamak uzun süre taze şekilde tüketilmesini sağlar. Yarım kalan kuru soğanlar ise cam saklama kabına koyarak buzdolabında muhafaza edilebilir. Taze soğanı ıslak olarak buzdolabına koymak yapılan diğer hatalardan biridir. Öncelikle tazeliğini kaybetmiş yapraklar varsa temizlenmeli daha sonra kağıt havluya sarılarak buzdolabında saklanmalıdır. Böylelikle taze soğanın daha uzun taze kalması sağlanabilir.

Soğanı yağda kavurmak sağlıklı değil!

Tüketirken soğanı yağda kavurmak yapılan en büyük hatalardan biridir. Yağda kavurma esnasında yağ yanar. Yağ yandığı için kanserojen maddeler daha çok ortaya çıkar. Kızartmada olduğu gibi soğanı da yağda kavurmak sağlıklı değildir. Soğanlı yemek yapılırken tüm sebzeler tencere birlikte çiğden konularak yapılmalıdır. Sebzelerin pişme esnasında saldıkları su ile de zaten soğan pişmektedir. Etli bir yemek yapılırken de eti sotelerken yine etin bıraktığı su ile soğan kendi halinde pişmektedir.

Mide ve bağırsak hassasiyeti olanlar pişmiş soğan tercih edebilir

Soğan, mide ve bağırsak hassasiyeti olan bireylerde rahatsızlık verebilir. Soğan mide ve bağırsaklarında herhangi bir şikayeti olmayan kişilerde yanma gibi rahatsızlıklara yol açmaz. Eğer bir kişinin reflü, gastrit veya bağırsak intoleransı gibi rahatsızlıkları varsa soğan tükettiği zaman bu hassasiyetleri artabilir. Soğan çok lifli ve sülfürden zengindir dolayısıyla gaz gibi gastrointestinal şikayetleri artırabilir. Soğan zarı da şikayetlerin oluşmasında rol oynayabilir. Mide ve bağırsak hassasiyeti olanların çiğ soğan yerine pişmiş soğan tüketmeleri önerilir.