Yazılar

Çocuklarda astımın sebebi nedir?

Astım, solunum yollarının çevresinde gelişen iltihaplanma ve kasların gerilmesinden kaynaklanan kronik bir akciğer hastalığıdır. Çocukluk çağı astımında, polen maruziyeti, soğuk algınlığı, solunum yolu enfeksiyonları gibi tetikleyiciler ile akciğerler ve solunum yolları iltihaplanır. Astımda risk faktörleri ebeveynlerde astım öyküsünün yanı sıra besin alerjisi, atopik dermatit, sigara dumanına maruziyet olarak sıralanabilir. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Alerjisi Bölümü’nden Prof. Dr. Ersoy Civelek, “6 Mayıs Dünya Astım Günü” nedeniyle çocuklarda astım hastalığı ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Ersoy Civelek

Prof. Dr. Ersoy Civelek

Çocuklarda ve yetişkinlerde sebebi tam olarak bilinmemekle beraber, anne veya babada astım veya alerjik rinit olmasının, astımın en önemli risk faktörlerinden biri olduğu bilinmektedir. Bunun yanında; hava kirliliği, annenin gebelikte sigara kullanması, doğum sonrası sigara kullanımının devam etmesi, şehir yaşamı, hastanın kendisinde besin alerjisi veya atopik dermatit (egzama) olması, evde rutubet nem küf olması ve sezaryen doğum, bilinen en önemli risk faktörleri arasında yer alır. Astım belirtileri, kişiden kişiye değişmekle beraber, aynı bireyde zaman zaman da farklılık gösterebilmektedir. Bu belirtiler;

1-         Gündüz öksürükleri

2-         Gece öksürükleri

3-         Efor ile başlayan öksürük

4-         Hırıltı

5-         Göğüs ağrısı

6-         Nefes darlığı

Bu belirtilere sahip olan hastalarda başka hastalıkların olmadığı ispatlanır ve hasta özellikle nefes açıcı ilaçlardan fayda görürse astım tanısı daha doğru bir şeklide konur. Anne veya babasında astım olan bir çocuk sağlıklı olabilirken, astımlı bir çocuğun anne ve babası da sağlıklı olabilir. Astımın neden olduğu ve nasıl önlenebileceği henüz tam olarak bilinmemektedir.

Belirtiler 6. aydan sonra görülebilir

Çocuklarda astım şikayetleri genel olarak 6 aydan sonra başlayabilir. Ancak tanıdan önce şikâyetlerin tekrarlayıcı olduğunun belirlenmesi gerekir. Özellikle bebeklik çağında ilk şikâyette astım tanısı koymak yanıltıcı olabilir. Teşhiste genellikle “Okul öncesi astım” veya “Hırıltılı çocuk” isimleri kullanılmaktadır.

Doğru teşhiste kan tahlilleri önemli!

Astım teşhisinde en önemli basamak her zaman doktor-hasta-anne baba görüşmesidir. Bu görüşme sonunda şikayetler astım ile uyumlu olsa bile diğer hastalıkların (bağışıklık eksikliği, akciğer enfeksiyonu gibi) olmadığını göstermek amacıyla bazı kan tahlilleri (kanda bağışıklık hücrelerinin sayılması, bağışıklıkla ilgili maddelerin düzeylerinin ölçülmesi gibi) yapılmaktadır. İlk muayene döneminde akciğer filmi çekilmekte, hasta 5-6 yaşından büyük ise solunum fonksiyon testleri yapılmaktadır. Ayrıca hastada alerji olup olmadığını belirlemek amacıyla alerji deri testi yapılmaktadır.

Astımlı hastaların yaklaşık %80’inde alerji görülüyor

Astım ve alerji aynı şey değildir. Astımlı olan her hastada alerji olmak zorunda değildir. Astımlı hastaların yaklaşık %60-80’inde alerji vardır. Eğer bir hastada alerji varsa şikâyetleri daha iyi kontrol altına almak ve daha az ilaç kullanmak için alerji maddelerinden korunma önlemlerine uyulmalıdır. Bu nedenle astımlı hastalara alerji testi yapılmalı ve varsa korunma yöntemleri önerilmeli, gerekirse uygun hastalarda alerji aşı tedavisi yapılmalıdır.

Astımı okullarda yönetmenin 4 önemli yolu!

Çocuklarda astımın en önemli tetikleyicileri üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Özellikle kış döneminde yaşanan viral enfeksiyonlar, astım ataklarının en sık sebepleri arasındadır. Ayrıca, egzersiz, sigara dumanı, ev içi hava kirleticileri ve dış ortam hava kirliliği astımın tetikleyicileri arasındadır. Alerjik olan astım hastalarında alerjenlerle (ev tozu akarı, kedi, polen ve küfler gibi) karşılaşmak da astım ataklarının en önemli tetikleyicileri arasındadır. En önemlisi, okul çağındaki çocuklar için, okullardaki üst solunum yolu enfeksiyonunun kontrol altına alınmalıdır. Bunun için dikkat edilmesi gereken bazı durumlar aşağıdaki gibidir;

  • Sınıflar sık sık havalandırılmalı
  • El hijyenine önem verilmeli
  • Hasta olan çocuklar maske kullanmalı
  • Atak geçiren ancak okula gelebilecek kadar iyi olan çocuklara, rahatlatıcı fıs fıs ilaçlar, okuldaki sağlık birimi tarafından verilmeli

Düzenli ilaç kullanan çocuklarda iyileşme görülmesi mümkün!

Okul öncesi astım şikâyetleri olan ve düzenli ilaç kullanan hastaların yaklaşık %50-55’i, 6-8 yaş civarında şikâyetsiz hale gelebilir ancak kalan %40-45’lik hasta grubunda şikâyetler devam etmektedir. Hangi hastanın düzeleceğini kesin olarak söylemek mümkün değildir. Ayrıca okul öncesi şikâyetleri olan her çocuk için “7 yaşında düzelecek” demek hastalarda gereksiz bir beklenti oluşturabilir ve şikayetler düzelmez ise tedaviye olan güvenleri sarsılabilir. Okul öncesi yaş grubu çocukların hastalıklarının, gelecek dönemde nasıl olacağı ile kesin yargılarda bulunmak doğru bir yaklaşım değildir.

Astım hastaları, Akdeniz tipi diyet ile beslenmeli

Astımda faydası ispatlanmış bir tamamlayıcı tedavi bulunmamaktadır. Astım hastalarının, Akdeniz tipi diyet ile beslenmeleri ve kilolarını kontrol etmeleri önerilmektedir. Astım hastalarının %80’inde alerjik rinit şikâyeti, alerjik rinit hastalarının yarısında astım şikâyetleri vardır. Bu nedenle astımlı hastalar alerjik nezle açısından, alerjik nezleli hastalar da astım açısından değerlendirilmelidir. Astım şikâyetleri hastadan hastaya ve aynı hastada zaman içinde değişmeler gösterebilmektedir. Her astım hastasının ihtiyaç duyduğu ilaç türü ve ilaç dozu birbirinden farklı olabilir. Bu nedenle özellikle şikâyetleri kontrol altında olmayan hastalar, mutlaka çocuk alerji ve immünoloji uzmanları tarafından muayene edilmelidir.

Çocuklarda grip astım ataklarını tetikleyebilir mi?

Gribal enfeksiyon geçiren çocukların sayısı kış mevsimi ile birlikte giderek artıyor. Gribal enfeksiyonlar damlacık yoluyla, yani hasta kişinin hapşırması ve öksürmesi sırasında mikropların havaya yayılması ile bulaşıyor. Kış mevsiminde özellikle kapalı ortamlarda çok sayıda kişinin bir araya gelmesi nedeniyle gribin hastadan hastaya yayılması kolaylaşıyor.  Son dönemlerde RSV, rinovirüs,  influenza, adenovirüs, covid virüsleri dolaşımda bulunuyor ve çok sayıda kişiyi etkiliyor. Bu süreçte astımlı çocukların şikayetleri artabiliyor ve bu nedenle ebeveynlere önemli görevler düşüyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Alerjisi Bölümü’nden Prof. Dr. Ersoy Civelek, bu konuda anne babalara önemli bilgiler verdi.

Prof. Dr. Ersoy Civelek

Prof. Dr. Ersoy Civelek

Öksürük, ve nefes darlığı görülebilir

Astım solunum yollarının uzun süreli mikrobik olmayan iltihabi bir hastalığıdır. Geçmeyen öksürük, gece öksürükleri, sabaha karşı öksürük, spor yaptıktan veya oynadıktan sonra ortaya çıkan öksürük ve nefes darlığı astımın en önemli şikayetleridir. Astımda şikayetler nefes borusunun iç kısmını döşeyen zarlardaki hasar nedeniyle ortaya çıkar. Astımlı hastaların şikayetlerinin şiddetine göre günlük koruyucu ilaçlar kullanması gerekebilir. Bu koruyucu tedavide amaç nefes borusunun iç kısmını döşeyen zardaki hasarı kontrol altına almaktır.

Gribal enfeksiyonlar burundan bile başlasa astımı olan çocuklarda akciğerlerin orta ve uç bölümlerinde yer alan nefes borusu bölümünün iç kısmını döşeyen zarlarda hasar oluşturabilir. Astımlı kişilerde zaten hasarlı olan bu bölge gribal enfeksiyon nedeniyle daha fazla hasar görür ve sonuçta astım atağı veya halk arasında bilinen adı ile astım krizi ortaya çıkar. Öksürük, gece öksürüğü ve nefes darlığı gibi şikayetlerin daha önceden yokken gribal enfeksiyonla beraber ortaya çıkması veya olan bir şikayetin şiddetinin artması astım atağı olarak isimlendirilir.

Astım eylem planını uygulamak önemli!

Bu aşamada en önemli görev ailelere düşmektedir. Anne babalar çocuklarında astım şikayetlerin arttığını veya yeni bir şikayetin ortaya çıktığını fark eder etmez astım atağının başladığını anlamalılar. Atakta ilk yapılacak iş rahatsızlığın şiddetini azaltacak ve astım atağının bir an önce bitmesini sağlayacak rahatlatıcı ilaçların kullanılmasıdır. Bu ilaçların nasıl, günde kaç kez ve hangi dozda kullanılacağı hastayı takip eden doktor tarafından daha önceden belirlenmiş olmalıdır. Bu plan “yazılı eylem planı” olarak isimlendirilir. İlk tedavi başladıktan sonra şikayetlerin artışı engellenirse tedaviye planda yazıldığı gibi devam edilir. Eğer kurtarıcı ilaç kullanmaya rağmen şikayetler artıyorsa veya azalmıyorsa hasta doktora başvurmalıdır.

Gripten korunmak için bunlara dikkat edin

  • Özellikle 6 aydan büyük astımlı hastaların grip aşılarını yıllık olarak olmaları tavsiye edilmektedir.
  • Sık sık el yıkamak önemlidir
  • Hapşırır veya öksürürken ağız el ile değil kol ile kapatılmalıdır
  • Kalabalıkta maske takmak gerekebilir
  • Hasta olan kişilerden uzak durulmalıdır
  • Bulunulan odalar sık sık havalandırılmalıdır
  • Yeterli sürede uyumak gerekir
  • Dengeli beslenme de gribal enfeksiyonlardan korunmaya yardım edebilir.

Bacağa vuran bel fıtığı ağrısı yaşıyorsanız…

Bacağa vuran bel fıtığı ağrısı yaşıyorsanız…

Günümüzde sık görülen “bacağa vuran bel fıtığı ağrısı”, halk arasındaki adıyla ‘’siyatik ağrısı’’ kişiyi hastane hastane gezdiren, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen ve iş gücü kaybına yol açabilen bir rahatsızlık olarak biliniyor. Yüksek miktarda ağrı kesici kullanımının dünyada önde gelen sebepleri arasında yer alan ‘’bacağa vuran bel fıtığı ağrısı’’ daha çok ofis çalışanlarını, ağır iş kollarında görevli olanları ve ileri yaşa rağmen hayatını tek başına sürdürenleri hedef alıyor. Memorial Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ercan Hassa, son yıllarda sık uygulanan ve ‘’selektif sinir bloğu’’ adı verilen tedavi yöntemiyle ağrısı bacağa vuran bel fıtığının önemli bir kısmının ameliyatsız olarak tedavi edilebildiğini belirterek, konuyla ilgili bilgi verdi.

Doç. Dr. Ercan Hassa

Doç. Dr. Ercan Hassa

Ağrıdan kurtulmak mümkün olabiliyor

Bel fıtığı rahatsızlığında bazı hastalarda ağrı bel ile sınırlı kalırken, bazılarında ise bacaklara yayılım gösterebilmektedir. Omurgamıza esneklik sağlayan bel omurlarımız hareket yeteneğini içi sıvı dolu disklerden alır. Ancak söz konusu diskler kişi yaş aldıkça genetik faktörlere, uygun olmayan sportif faaliyetlere ve ağır yük kaldırma gibi çeşitli nedenlere bağlı olarak yıllar içerisinde deformasyona uğrayıp, özelliklerini yitirebilmektedir. Bu da bazı hastalarda bel ağrılarına neden olurken, bazılarında ise beraberindeki fıtıklaşmayla birlikte sinirlere bası yaparak bacağa yayılan ağrılara sebebiyet vermektedir. Ancak bacağa vuran bel fıtığı ağrısına her zaman bel ağrısı eşlik etmek zorunda değildir.

Hayatı olumsuz etkileyen bel fıtığı ağrılarından kurtulmak için doktor doktor gezen hastaların bazıları ameliyat olmak istemeyebilir. ‘Selektif sinir bloğu’ ismini verilen bir tedavi yöntemi ile özellikte bacakta güç kaybı gelişmemiş hastalarda ağrının giderilmesi yüksek oranlarda mümkün olabilmektedir.

Ameliyathane koşullarında özel iğneler yardımıyla gerçekleşen ağrısız tedavi

İşlem sırasında kullanılan özel iğneler yardımıyla, bel bölgesindeki belirli kemik aralıklarından ağrıya neden olan ilgili sinir köküne ulaşılmaktadır. Aynı anda kullanılan ileri görüntüleme yöntemleri ile de uygulama seviyesi sürekli olarak teyit edilmektedir. Hafif sedasyon verilen hastaya enjekte edilen steril opak maddeler sayesinde blokaj uygulanacak kök belirgin hale gelmektedir. Final olarak uzman hekim tarafından ameliyathane koşullarında gerçekleşen kısa süreli bu işlemde ağrı odağı olan köklere ilaç uygulanır. Lokal ağrı kesiciler ve lokal ödem gidericilerden oluşan kombine ilaç sayesinde hasta uygulama sonrası önemli ölçüde rahatlama hissetmektedir. Asıl yüz güldürücü sonuçlar ise bir haftanın sonunda ortaya çıkmaktadır.

Selektif sinir bloğu tedavisi için yaş sınırlaması yok

Genç hastalarda selektif sinir bloğu tedavisinin etkisi çok uzun soluklu olabilmektedir. Hatta kişinin ameliyat gereksinimini ortadan kalkabilir. Ameliyat olamayan ve cerrahi dışı bir seçenek düşünen ileri yaş hastalarda da bu tedavi sayesinde ciddi bir konfor sağlanmaktadır. Tıpkı genç hastalar gibi bu kişiler de tedavi sonrası günlük faaliyetlerini yapabilir duruma gelmektedir. Ancak genç hastaların aksine ileri yaş grubunda bir yıl içerisinde ikinci kez selektif sinir bloğu tedavisi önerilebilir. Unutulmamalıdır ki, bazı durumlarda ise bel fıtığının ameliyatsız çözümü mümkün değildir. Bu tür hastalarda izlenecek olan en uygun tedavi şekline omurga konusunda deneyimli uzman cerrahların karar verdiği hatırlanmalıdır.

Gırtlak kanserine lazer tedavisi

Gırtlak kanserine lazer tedavisi

Günümüzde teknolojik alanda yaşanan yeni gelişmelerin yansıması tıbbi alanda da gözlemleniyor. Bu başarılı gelişmeler kanser hastalığının tanı ve tedavisinde önemli fayda sağlıyor. Daha ileri yaşlarda cinsiyet fark etmeksizin ortaya çıkabilen gırtlak kanseri en sık görülen baş-boyun kanserleri içerisinde yer alıyor. İlk ve en belirgin belirtisi olan ses kısıklığının ortaya çıkması ile birlikte nefes darlığı gibi belirtilerin tabloya eşlik etmesi durumunda vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerekiyor. Gırtlak kanserinin erken evrelerinde Kordektomi adı verilen lazer cerrahi tedavisi hastalara önemli konfor sağlıyor ve tedavi başarısını artırıyor. Memorial Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Burak Aşık, erken evre gırtlak kanseri cerrahi tedavisi (Kordektomi) hakkında bilgi paylaştı.

Doç. Dr. Mehmet Burak Aşık

Doç. Dr. Mehmet Burak Aşık

Bu teknoloji ile gırtlaktaki kansersiz kısımlar etkilenmiyor

Gırtlak kanseri nefes almak, konuşmak ve yutmak için kullanılan gırtlak bölümlerini veya ses tellerini etkilemektedir. Kordektomi, erken evre gırtlak kanserinin görülmesi nedeni ile ses tellerinin bir kısmını veya tamamını çıkaran cerrahi bir prosedür olarak tanımlanmaktadır. Bu cerrahi sayesinde erken evre gırtlak kanserlerinde, gırtlağın kansersiz kısımları etkilenmeyecek ve hastada kalacak şekilde sadece kanserli alan çıkarılabilmektedir. Çok nadir durumlar dışında boyunda hava deliği açılmadan gırtlak kanserinden kurtulma şansı sunmaktadır.

Ses ve yutma fonksiyonları korunuyor

Ses tellerinde veya gırtlakta sınırlı bölümleri etkileyen erken evre kanserlerin (evre1-evre2) çıkarılmasına yardımcı olmaktadır. Kanser gırtlağın herhangi bir yerinde başlayabilir. Yaygın bir baş ve boyun kanseri türü olan gırtlak kanseri, yeterince erken tespit edilirse, sadece kanserli alan tamamen çıkartılarak kür sağlama ihtimali artar. Tedavinin ana hedeflerinden biri, özellikle kanser erken evredeyken gırtlağın ses-yutma fonksiyonlarının korunmasına yardımcı olmaktır. Bu noktada, ameliyat veya radyoterapi tek başına kanseri tedavi etmek için yeterli olabilir. Ancak daha büyük tümörlerde bütün gırtlağın alınması cerrahisi kemoterapi ve radyoterapi dahil olmak üzere çeşitli tedaviler gerektirebilir. Gırtlakta titreşen ve konuşmayı sağlayan ses telleri vardır. Üç bölümü bulunur. Şu şekilde sıralanabilir;

  • Glottis, ses tellerini içeren orta kısım
  • Supraglottis, ses tellerinin üzeri
  • Gırtlağı nefes borusuna bağlayan ses tellerinin altındaki subglottis

Kordektomi, sıklıkla uygun cerrahi görüntüleme sağladığı için glottisteki tümörler için bir tedavi seçeneğidir. Ancak uygun ve sınırlı büyüklükte erken evre supraglottik tümörlerde de uygulanabilmektedir. Lazer kordektomi evre T1 veya evre T2 olarak kabul edilen erken tümörleri olan hastalara uygulanabilir. T1, sadece ses tellerinde bulunan ve ses tellerinin hareketlerini değiştirmeyen bir tümörü ifade eder. Sağ veya sol ses telindeki bir tümöre T1a denir. Her iki ses telindeki tümöre T1b denir. T2 ise ek olarak ses teline yakın olan bir alana yayılım sonucu olur, ancak belli koşullar altında lazer kordektomi uygulanabilir.

Ameliyat bu konuda deneyimli ekipler tarafından yapılmalı

Kordektomi işleminde cerrah tümörü, onu çevreleyen sınırları ve hemen bitişiğindeki sağlıklı dokuyu çıkaracaktır. Bu, ameliyat hiçbir kanserli dokunun geride kalmamasını sağlamak için yapılır. Boyun bölgesinde lenf bezi metastazı varsa bu ameliyattan ziyade açık boyun cerrahisi ile kanser çıkarılması ameliyatı yapılır.  Kordektomiden sonra yaklaşık 1 yıl ses kısıklığı kesin olacaktır. Ancak alınan doku miktarı ve yapılan cerrahinin genişliğine göre daha az ses kısıklığı gelişme veya kompanse olma durumu bulunmaktadır. Yaklaşık 6 ay ile 1 yılın sonunda hastaların büyük çoğunluğu gırtlak yapılarının çoğu anatomik olarak var olduğu seslenimi başarabilmektedirler.

Kaygı doğru yönetilirse fırsata dönebilir!

Kaygı doğru yönetilirse fırsata dönebilir!

Kaygı, tehlike ya da tehdit olarak algılanan durumlarda kişinin duygu ve davranışlarına etki eden sağlıklı ve doğal bir tepki olarak tanımlanıyor. Temelinde korku duygusu yer alan kaygıyı korkudan ayıran en önemli unsur ise kişinin ortada somut bir tehlike yokken de sürekli tedirgin ve huzursuz hissetmesi olarak tarif ediliyor. Günlük hayatı etkilemesi nedeniyle genellikle zorlayıcı bir durum olarak adlandırılsa da, aslında kaygı doğru yönetildiğinde faydalı ve işlevsel olabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Eda Atay konuyla ilgili bilgi verdi.

Memorial Ankara Hastanesi

Klinik Psikolog Eda Atay

Kaygı sanılanın aksine sağlıklı olabilir

Kaygı aslında hayatta kalma güdümüzün doğal bir parçasıdır. Organizmamızın savaşma -kaçma tepkisidir, bizi güvende tutmaya yarar. Belirli miktarda ve kontrol edilebilir ise sağlıklıdır hatta koruyucu işlevi bile vardır. Bireyin olası risklere karşı daha dikkatli olmasını, durumu iyi analiz etmesini ve olaylar karşısında doğru şekilde konumlanmasını sağlar. Aynı zamanda motivasyon verici ve harekete geçiricidir. Bunun için kişiye gerekli enerjiyi verir, dikkatini toplamasını ve konuya özenle yoğunlaşmasını sağlar.

Kaygı sizi değil, siz kaygıyı yönetin

Bazı insanlar kaygıyı daha sık deneyimlerken, bazıları ise daha az yaşar. Travmatik olaylar, sağlık sorunları, kalıtsal faktörler, geçmiş yaşam deneyimleri ve mizaç kaygı deneyimlerimizi etkileyen faktörlerdendir. Geleceğe dair plan yapmamıza ve öngörülü davranmamıza olanak sağlayan kaygının yokluğunda ise kişi mutlak bir huzura kavuşmadığı gibi, olası risklere de açık hale gelir, kontrolünü kaybedebilir ve bu durum sağlıklı değildir.

 Kaygıyı lehinize çevirmek elinizde

Kişi, tüm olumsuzluklardan sıyrılıp, kaygının olumlu getirilerine odaklanmak istiyorsa zorluklarla baş etme becerilerini geliştirmeyi hedeflemelidir. Böylece yaşadığı korkunun yerini zamanla olumlu duygular alır ve krizi fırsata çeviren birey kaygının esiri değil, patronu olur.

Burada önemli olan hissedilen kaygının yoğunluğunu kontrol altında tutabilmek ve bundan faydalanmaktır. Aksi halde kişi kaygı bozukluğuyla karşı karşıya kalabilir, bu da giderek yıkıcı bir hal alır. Kaygı düzeyi günlük yaşamı olumsuz etkileyen bir noktaya ulaşmışsa ve bu duyguyla fazlaca meşgul olan kişi yapacaklarına bir türlü odaklanamıyorsa böyle bir tabloda kaygı bozukluğu akla gelmelidir. Bu durumda bir uzmanla görüşerek psikolojik destek alınması uygun olacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki, tamamen kaygısız bir yaşam hayal etmek gerçekçi bir beklenti olmayacağı gibi, sağlıklı da değildir.

Kaygıya karşı harekete geçin

Süreci doğru yönetmek adına, düzenli bir hayat yaşamak ve bunun için bazı rutinler oluşturmak çok önemlidir. Bu noktada yatış-kalkış saatlerini belirleyerek kaliteli bir uykuya önem vermek, açık havada yürüyüş yapmak, meditasyona ve nefes sağlayacaktır.

Aile ve yakın çevre desteği çok önemli

Anksiyete bozukluğu yaşayan bireylerin yakın çevresi de bu durumdan yoğun bir şekilde etkilenebilir. Başına kötü bir şey gelecek ve geçmeyecek şeklinde düşünen birey, bu durumu yaşamamak için kendini geri çekerek hem kendisinin hem de çevresinin hayatını kısıtlama çabası içine girebilir. Bu durum kişinin kaygısını anlayamayan yakınları için yersiz görülebilir ve yeterince anlaşılamayabilir. Kaygı bozukluğu yaşayan kişinin çevresi ile sosyal ilişkilerinin bozulmaması adına yakınlarının hastanın yaşadığı bu durumu kabul etmesi ve elinde olmadığını fark etmesi gerekir. Unutulmamalıdır ki, bizler için kolay olan bazı durumlar, anksiyete bozukluğu yaşayan bireyler için hiç de kolay olmayabilir. Söz konusu kişiye karşı sabırlı olunması ve desteklemesi oldukça önemlidir ancak yardımcı olmak adına tavsiyede bulunmak, baskı yapmak, bireyin yaşadığı durumu hafifletmeye çalışmak ya da aksini ispata çabalamak faydalı olmayacaktır. Bunun yerine bireyi bir uzmandan yardım alması için psikoterapi konusunda yüreklendirmek gerekir.

Protezlerden cerrahi operasyonla kurtulun

Protezlerden cerrahi operasyonla kurtulun

Vücudun tüm yükünü çeken diz eklemi zamanla kişinin günlük yaşamını zorlaştıracak kadar aşınabiliyor. Şikayetleri fizik tedavi, ilaç ve enjeksiyon uygulamaları ile geçmeyen hastalar için çözüm genellikle diz protezi ameliyatı oluyor. Benzer şekilde kireçlenmeyle aşınmış ya da travma, tümör ve romatizma nedeniyle hasarlanmış kalça eklemi de kalça protezi ameliyatıyla tedavi edilebiliyor. Sağlık alanında her geçen gün önemli gelişmeler kaydeden robot teknolojilerinin günümüzde diz ve kalça protezi ameliyatlarında da etkin şekilde kullanılmasıyla cerrahide oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor. Diz ve kalça protezi gereken hastalar robotik sistemle gerçekleştirilen ortopedi ameliyatları sonrası hareket özgürlüklerine ve konforlu bir yaşama kavuşabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Osman Tecimel, robotik cerrahiyle diz ve kalça protezi ameliyatları konusunda merak edilenler hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Osman Tecimel

Daha az ağrı ve daha hızlı iyileşme

Diz ve kalça protezi takılması gereken hastaların en önemli şikayetleri ağrılar ve hareket kısıtlılığıdır. Kişi günlük yaşamı bu nedenle sürdüremez hale gelebilmektedir. Bazı hastalar uzun süre yatağa bağımlı olacaklarını ve iyileşme süreçlerinin çok fazla uzayacağını düşünerek ameliyatı sürekli erteleme eğiliminde olurlar. Son dönemlerde diz ve kalça protezi ameliyatlarında tercih edilen robotik kol destekli ortopedik cerrahi sistemi sayesinde hastalar son derece konforlu bir ameliyat ve iyileşme sürecinden geçmektedir. Özellikle diz ve kalça eklemi kireçlenmelerinde, eklemin kemik kemiğe sürtecek kadar kıkırdak kaybına uğradığı durumlarda yaş veya cinsiyet farkı gözetmeksizin tüm hastalara robotik cerrahi uygulanabilir. Ameliyat süresini kısaltan bu teknoloji sayesinde hasta anesteziye de daha az maruz kalır. Taburculuk süresi hızlanır, daha az ağrı hissi yaşar ve ilaca gereksinimi de azalır. Kişi yabancılık çekmediği, vücuduyla birebir uyumlu ve daha uzun ömürlü bir ekleme kavuşur, yaşam kalitesi artar.

Memorial Ankara Hastanesi

Robotik kol kişiye özel protezin sıfıra yakın hata payıyla yerleşmesini sağlar

Protez cerrahisinde kireçlenmiş eklem yüzeyleri metalik implantlarla yeniden oluşturulur.  Robotik cerrahinin buradaki farkı hastaya takılacak olan protezin ameliyat öncesi kişiye özgü ve tam uyumlu olarak tasarlanabilmesidir. Ameliyat öncesi hastanın dizinin veya kalçasının tanımlanması için bir tomografi çekilir, sonuç üç boyutlu olarak değerlendirildikten sonra, hangi ölçülerde, genişlikte ve yükseklikte bir protez takılacağı bilgisayar ortamında denenir. Ameliyata hazırlıklı bir şekilde giren cerrah operasyonu robotik bir kol üzerinden, neredeyse sıfır hata payıyla gerçekleştirir. Robotik cerrahinin hassas dokunuş kabiliyeti sayesinde kemik ve yumuşak dokular daha az zarar görür.

Boğaz ağrısına iyi gelecek öneriler

Boğaz ağrısına iyi gelecek öneriler

Havaların soğuması, kapalı yerlerde daha fazla vakit geçirilmesi ve ortamların yeterince havalandırılmaması salgın hastalıkların artmasına neden oluyor. Boğaz ağrısı başlıca yaşanan şikayetler arasında yer alıyor. En önemli nedeninin viral enfeksiyonlar olduğu boğaz ağrısının tedavisi ise altta yatan nedene göre uygulanıyor. Bakteri kaynaklı boğaz ağrılarında antibiyotik kullanılabilirken, virüs kaynaklı olanlarda antibiyotik kullanımının herhangi bir faydası bulunmuyor. Memorıal Ankara Hastanesi KBB Bölümü’nde Prof. Dr. Erdal Seren, boğaz ağrısına nelerin iyi gelebileceği ile ilgili bilgi verdi.

Pause Dergi

Prof. Dr. Erdal Seren

Boğaz ağrısının yüzde 90’ı viral enfeksiyon kaynaklı

Yanma, kuruluk, yutkunma ile kötüleşebilen boğaz ağrısının yaklaşık yüzde 90’ının sebebini viral enfeksiyonlar oluşturur.  Bunun dışında bademcik iltihabı, infeksiyoz mononükleoz (öpücük hastalığı) gibi etkenler daha ciddi nedenleri oluştururken; sigara içmek, hava kirliliği ve evcil hayvan veya polenler gibi alerjik maddelere maruz kalmakta boğaz ağrısının sebepleri arasında yer almaktadır.

Boğaz kültürü ve kan tahlili gerekebilir

Bazı durumlarda enfeksiyonlar, alerjik nezle, reflü, tiroid iltihapları ve çene eklem hastalıkları ile de karıştırılabilen boğaz ağrısının en belirgin semptomları arasında konuşma ve yutma esnasında şiddetli ağrı hissetmek, ses kısıklığı, öksürük, ateş, boğaz şişmesi, boğazda veya bademciklerde beyaz lekeler sayılabilmektedir. Öncelikle uzman bir doktor tarafından detaylı muayene gerçekleştirilerek tanısı konulan boğaz ağrısında bazen hastadan boğaz kültürü alınması ve kan tahlili yapılması, enfeksiyon etkenlerinin araştırılması gerekir. Bununla birlikte radyolojik görüntüleme yöntemleri ile de kitle veya beze gibi olasılıklar incelenebilir.

Viral enfeksiyon kaynaklı boğaz ağrısında antibiyotik kullanılmıyor

Altta yatan nedene yönelik farklı tedavi yöntemlerinin uygulandığı boğaz ağrısı rahatsızlığında sebep eğer viral bir enfeksiyon ise uzman hekim tarafından antiviral ilaç tedavisi verilmektedir. Viral enfeksiyon sebepli boğaz ağrılarında antibiyotik kullanımının yeri bulunmamaktadır. Bunun yerine bol sıvı tüketimi, istirahat önerilir. Ancak bakteri etkenli boğaz ağrılarında mutlaka antibiyotik kullanılması gerekmektedir. Uygulanan antibiyotik tedavisi ile hastaların şikayetleri birkaç gün içinde azalmaya başlar. Bu rahatlama antibiyotik kullanımının bırakılmasına sebep olmamalıdır, yani verilen antibiyotik tedavisi tamamlanmalıdır. Aksi takdirde boğaz ağrısının geri dönme ihtimali artış gösterebilir.

Boğaz ağrısının bademcikten kaynaklanması durumunda ise devreye cerrahi girebilir.

Kişisel hijyeni sağlamak en önemli tedbir

Herkeste görülebilen boğaz ağrısı, 3-15 yaş arası kişilerde genellikle bakteriyel enfeksiyon sebebiyle izlenirken, erişkinlerde bu neden genellikle viral enfeksiyonlar, sigara kullanımı ve reflü olarak sıralanabilir. Kişisel hijyene dikkat etmek boğaz ağrısını önlemenin en iyi yolunu oluşturmaktadır. Özellikle boğaz enfeksiyonlarının yüzde 90 sebebinin viral enfeksiyonların olduğu düşünüldüğünde elleri sık yıkamak, ellerin gözlere ve ağıza temas ettirilmemesi, hapşırıp öksürürken ağzın kapatılması alınacak önlemler arasında yer almaktadır.

Bu uygulamalar ile boğaz ağrısını hafifletebilirsiniz

Uygulanacak tıbbi tedavi ile birlikte boğazınızı rahatlatabilecek, boğaz ağrısına iyi gelebilecek bazı uygulamalar şu şekilde sıralanabilir:

-Alkol ve tütün gibi tahriş edici maddelerden kaçınılmalıdır

– Ağrı kesici, boğaz pastili gibi ürünler kullanılabilir

– Ilık tuzlu su ile gargara yapılabilir

– Reflü kaynaklı boğaz ağrısı olanlar yüksek yastık ile yatabilir

-Uyku mekanlarında hava nemlendiricisi kullanılabilir. Bu cihaz diğer odalara da taşınabilir

-Boğaz kuruluğunu önlemek için bol sıvı tüketilebilir

Adet öncesi gerginliği azaltmanın yolları

Adet öncesi gerginliği azaltmanın yolları

Kadınların büyük bir kısmı adet öncesinde fizyolojik ve psikolojik sıkıntılar yaşayabiliyor. Toplumda adet öncesi gerginlik sendromu olarak da ifade edilen Premenstrüel Sendrom (PMS), kadınların günlük yaşamlarını olumsuz etkiliyor. Sendrom görülen kadınların karşılaştığı şikayetler, bulundukları yaşam alanlarına göre de farklılık gösterebiliyor. Şehir hayatının içinde yaşayanlarda psikolojik belirtiler daha fazla görülürken, kırsal alanda doğal hayatın içinde bulunanlarda ağırlıklı olarak fiziksel bulgular ön plana çıkıyor. PMS’nin olumsuz etkileri, yaşam tarzında yapılacak değişikliklerle ve ilaçlarla hafifletilebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Figen Beşyaprak, adet öncesi gerginlik sendromu ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Figen Beşyaprak

Kadınların yüzde 80’ini etkiliyor

Dünyada kadın nüfusunun yaklaşık yüzde 80’ini etkileyen Premenstrüel Sendrom (PMS), genellikle yumurtlama evresinden sonra başlayıp, adet kanamasına kadar devam etmektedir. Kadınların çoğunda hafif seyreden belirtiler, yüzde 5’lik dilimde yer alan kadınlarda şiddetli bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Belirtilerin çok aşırı şiddetli olduğu durumlar ise Premensturel Disforik Bozukluk veya Geç Luteal Faz Bozukluğu adıyla bir psikiyatrik rahatsızlık olarak adlandırılmaktadır.

Hormon değişikliğine duyarlılık sebepler arasında bulunuyor

Bu sendromun nedeni tam olarak belirlenememekle birlikte; yapılan güncel araştırmalarda merkezi sinir sisteminde oluşan duyarlılık varsayımı sebep olarak gösterilmektedir. Yani PMS’nin nedeni; kadınlarda bu dönemde ortaya çıkan hormonların dengesizliğinden çok, hormonlardaki normal olan değişikliklere karşı vücudun aşırı duyarlılık geliştirmesi olarak görülmektedir. Hormon değişikliğine karşı duyarlı olan kadınlarda bu durum birçok etkene bağlı olup, kısmen de genetik geçişli olabilmektedir.

Hem fiziksel hem de ruhsal belirtiler ortaya çıkıyor

En sık düzenli adet görülen dönem olan üreme çağındaki kadınlarda izlenen adet öncesi gerginlik sendromunun belirtileri; ruhsal, davranışsal ve fiziksel olmak üzere sınıflandırılmaktadır.  Ruhsal ve davranışsal belirtiler arasında; depresyon, halsizlik, aşırı uyuma isteği, cinsel istek artışı, sinirlilik, gerginlik kaygı ve dikkat azlığı, iştah değişiklikleri ve yemek istekleri yer almaktadır. Memelerin büyümesi ve hassaslaşması, ödem, baş ağrısı, kabızlık ve ishal, aşırı susama, ciltte akne ve karın ağrısı da fiziksel belirtileri oluşturmaktadır.

Psikolojik yaklaşımlar ve ilaç tedavileri uygulanabiliyor

PMS tedavisinin asıl amacı, belirtilerin azaltılması ve kişinin yaşam kalitesinin artırılmasıdır. Hastalığın tedavisi ise ilaç ve psikolojik yaklaşımlar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

  • Psikolojik yaklaşımlar: Genellikle hafif düzeyde belirtisi olan kadınlarda psikoeğitim ve yaşam tarzı düzenlenmesi önlemleri yeterli olmaktadır. Bununla birlikte egzersiz, gevşeme ve bilişsel davranışçı terapi tavsiye edilir.
  • Doğum kontrol hapları: Eğer hastanın premensturel belirtileri gebeliği önleyici ilaç kullanımından sonra başlamışsa veya kötüleşmişse o zaman başka bir preparata geçilmesi veya başka bir doğum kontrol yöntemi uygulanması yararlı olur.
  • İlaç tedavisi: Adet öncesi gerginlik sendromunda (PMS) en sık kullanılan ilaçlar patofizyolojide de etkili olduğu düşünülen serotonin üzerinden etki yapan, serotonin geri alımı engelleyici gruptan antidepresan ilaçlardır.
  • Hormonal tedavi: PMS’de kullanılan biyolojik tedavilerden bir diğeri ise hormonal tedavilerdir. Hormonal tedavi stratejileri adet öncesi belirtilerin, adet döngüsündeki hormonal değişikliklerle ilişkili olması temeline dayalıdırlar ve çoğunda amaç yumurtlamanın baskılanmasıdır.
  • Beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri: PMS ’de bazı diyet takviyeleri de önerilmektedir. Ancak bazı istisnalar hariç olmak üzere bu takviyelerin etkili olduğunu gösteren bilimsel kanıtlar azdır. Bu hastalara B6 vitamini, magnezyum, kalsiyum ve d vitamini takviyesi önerilir. Umut veren ajanlar arasında kalsiyum takviyesi, vitamin B6 (pyridoxine) takviyesi, özellikle pelvik ağrı eşlik ediyorsa B1 ve vitamin E, kompleks karbohidratlardan oluşan diyet ve vitex agnus castus (Hayıt Ağacı) kullanımı bulunmaktadır. Günlük 80 mg vitamin B6 alan kadınlarda psikiyatrik belirtilerde azalma saptanmıştır.

Adet öncesi gerginlik sendromunu bu önerilerle daha rahat geçirebilirsiniz:

  1. PMS yaşayanlar öncelikle yaşam şeklini değiştirmeli ve alışkanlıklarını farklılaştırmalı
  2. Alkol, sigara, tuz, kahve ve şeker gibi tüketimlerden uzak durulmalı ya da kısıtlanmalı
  3. Hareketli yaşam tarzı benimsenmeli, fiziksel aktiviteler düzenli şekilde yapılmalı
  4. Besin olarak tüketimin yanı sıra vitamin ve mineraller takviye olarak alınmalı
  5. Uyku düzeni stabil olmalı, yatma ve uyanma saatleri mümkün olduğunca değiştirilmemeli ve uyku kalitesi sağlanmalı
  6. Hem PMS belirtilerine olan dikkati dağıtmak hem de stresi azaltmak için sosyal aktivitelere katılım sağlanmalı hem de farkı alanlarda uğraşlar edinilmeli
  7. PMS döneminde ortaya çıkan şişliklerin atılması için bol su içilmeli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmeli, ihtiyaç halinde hormonal değişimleri azaltmak için doğum kontrol hapı başlanmalı
  8. Kronik yorgunluk sendromu, tiroid bozuklukları, depresyon ve anksiyete gibi duygudurum bozuklukları gibi bazı rahatsızlıkların belirtileri adet öncesi gerginlik sendromuna benzeyebilir. Bu hastalıkların ayırıcı tanısını yapabilmek için bazı testler yapılıp, ona göre tedaviler uygulanmalı.

Tatilde çocukların sağlığı nasıl korunmalı?

Tatilde çocukların sağlığı nasıl korunmalı?

Yaz aylarında hava sıcaklıklarının artması ile birlikte açık havada daha çok vakit geçirilmesi, hem çocuklar hem de yetişkinler için bazı yaz hastalıklarının görülme sıklığını arttırabiliyor. Parklarda, sokaklarda, yazlık mekanlarda, suda oynayan ve zaman geçiren çocuklarda genellikle güneş yanıkları, güneş çarpması, isilik, yaz ishalleri, göz ve kulak enfeksiyonları, böcek sokmaları ve travmalar görülüyor. Bu durumlardan korunmak için de ailelerin çocuklarının sağlığına daha fazla özen göstermesi gerekiyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Nisa Eda Çullas İlarslan, yazın çocuklarda görülen hastalıklar ve korunma yolları ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Nisa Eda Çullas

  • Güneş yanıklarından korunmalarını sağlayın

Güneş yanıklarının önlenmesi için yaz aylarında 10:00 ile 16:00 saatleri arasında güneşe çıkılmaması, güneşe çıkmadan yaklaşık 30 dakika önce en az 30 ve üzeri koruma faktörlü güneş koruyucu kremlerin kullanılması gerekmektedir. Kremlerin 2 saatte bir ve suya girdikten sonra yenilenmesine dikkat edilmeli, mineral bazlı güneş kremleri tercih edilmelidir. Güneş kremleri bebeklerde altıncı aydan itibaren kullanılabilmektedir. Ayrıca çocuklara pamuklu, açık renkli, bol giysiler giydirilmeli, şapka ile kafası, UV filtreli güneş gözlüğü ile de gözleri korunmalıdır.

  • Açıkta satılan gıdalar ve havuzdaki tehlikeye dikkat edin

Hava sıcaklığının artması gıdaların bozulmasını ve mikropların üremesini kolaylaştırır. İshal, kusma, ateş, ve karın ağrısı gibi yakınmalara neden olabilen yaz ishallerinin görülme riski artabilmektedir.  Ayrıca havuzlarda su yutulması da bu tabloya neden olabilir. Özellikle yaz aylarında açıkta ve uygun hijyen kurallarına uyulmadan hazırlanan yiyecek ve içeceklerden uzak durulması, çocukların temizliğinden emin olunmayan havuzlara girmemesi önerilir. Havuz ayrıca el ayak ağız hastalığı, kulak, göz ve idrar yolu enfeksiyonlarının da görülme sıklığını artırmaktadır.

  • İsilikten korumak için sık sık banyo yaptırın

İsilik, ter ve sıcak hava gibi nedenlerden dolayı ciltteki gözeneklerin tıkanmasıyla oluşan kırmızı kabarcıklardır. İsiliğin önlenmesi için bebeklerin terini emecek yumuşak ve pamuklu giysiler tercil edilmeli, terli kıyafetleri değiştirilmeli, uyuduğu oda havalandırılmalı, sık sık banyo yaptırılmalı ve aşırıya kaçmadan nemlendirici losyonlar kullanılmalıdır.

  • Böcek sokmalarını azaltmak için renkli ve parlak giysilerden kaçının

Yaz aylarında park, bahçe ve yeşil alanlarda daha fazla vakit geçiren çocuklar sivrisinek, arı ve kene gibi pek çok böcek türü ile karşı karşıya kalmaktadır. Böcek sokması riskini azaltmak için bazı önlemler alınmalıdır. Çocuklara böceklerin uçuştuğu alanlarda, durağan su birikintilerinin ve açık çöp kutularının etrafında dolaşmamaları öğütlenmeli, böceklere maruz kalacakları alanlarda uzun kollu kıyafetler ile çorap ve kapalı ayakkabılar giydirilmeli, kıyafetlerin parlak renkli veya çicek desenli olmamasına dikkat edilmeli, çocuklarda parfüm, kokulu sabun ve saç spreyi gibi böcekleri çekecek ürünler kullanılmamalı, kapı ve pencereler sineklik ile kapatılmalıdır.

  • Sinek kovucuları dikkatli kullanın

Sinek kovucular da böcek sokmalarından korunmak için kullanılmaktadır. Piyasada farklı markalarda sinek kovucular bulunmaktadır. Sinek kovucular etken madde olarak DEET (N, N- dietil m-toluamid), permetrin içeren veya bitkisel bazlı olabilir. DEET, Amerikan Pediatri Akademisi ve ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri tarafından 2 ay ve üzerindeki bebeklerde kullanımı onaylı bir etken maddedir. Talimata uygun şekilde kullanıldığında güvenlidir. Bitkisel bazlı ürünler ise lavanta, sitronella, okaliptus, lavanta, ıtır ve benzeri yağları içerir. Bu maddeler uygun oranlarda evde de hazırlanabilir. Bitkisel ürünler güvenlidir ancak etkinlikleri kısıtlıdır. Yine de, kimyasal içerik yerine bitkisel bazlı ürünlerin kullanılması daha sağlıklı bir yaklaşım olarak görülmektedir. Ayrıca balkonunuzda veya bahçenizde fesleğen veya biberiye bulundurmanız da böcekleri uzaklaştırma konusunda etkili ve güvenilir bir yaklaşımdır. Sinek kovucu bilekliklerin ve ultrasonik sinek kovucu cihazların etkileri ise yeterli düzeyde değildir.

  • Çocuklara oyun için güvenli alanlar oluşturun

Çocukları açık hava oyun parkında oynarken izlemek önemlidir. Ebeveynlerin parkta çocuklara eşlik etmesi, çocukların tehlikeli davranışlarının engellenmesi ve acil bir durumda ilkyardım yapılabilmesi için gereklidir. Oyun parkının geniş olması, zemininin kum, kauçuk veya benzeri bir materyalden yapılmış olması çocukların daha güvenli ortamda bulunmasını sağlar. Çocuğun parkın kendi yaşına uygun alanında oynamasına dikkat edilmeli, top oynama veya körebe, saklambaç gibi hızlı fiziksel aktivite gerektiren oyunların taşıt trafiğine kapalı alanlarda oynanması sağlanmalıdır.

Dişlere implant yaptırırken şunlara dikkat edin

Dişlere implant yaptırırken şunlara dikkat edin

Estetik görünüm ve sağlık açısından kötü sonuçlar doğuran diş eksikliği sorunu güncel bir tedavi yöntemi olan diş implantı ile çözümlenebiliyor. Kron ya da köprü protezi uygulaması yerine alternatif olabilen implant sayesinde diğer dişlerin zarar görmesinin de önüne geçiliyor.  Yara iyileşmesini olumsuz yönde etkileyen sigara kullanımı ve kötü ağız hijyeni tedavinin başarı oranını düşürerek, implantın kullanım süresini kısaltıyor. Memorial Ankara Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nden Dr. Dt. Berna Turgut, diş implantı tedavisi hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Dt. Berna Turgut

İmplantlar diş kökünü taklit eder

Günümüzde diş eksikliklerinde sıklıkla kullanılan ve güncel bir tedavi yöntemi olan diş implantı, ağızda eksik olan dişlerin yerine çene kemiği içerisine yerleştirilen ve diş kökünü taklit eden titanyum vidalardır. Bu vidaların üzerine, hastaya uygun olarak planlanan diş protezleri ile eksik dişlerin yeri hem fonksiyonel hem de estetik olarak tamamlanmaktadır.

Komşu dişlerin küçültülmesi gerekmez

İmplant tedavisi kron ya da köprü protezi uygulaması yerine alternatif olabilecek bir tedavi şeklidir. Bu sayede köprü protezlerinin yapımı için boşluğa komşu dişlerin küçültülmesine gerek kalmadan ağız içinde bulunan eksik diş tamamlanabilmektedir. Ayrıca yeterli sayıda destek dişi bulunmadığı için hareketli protez kullanmak zorunda kalan hastalara da bu tedavi sayesinde sabit protezler uygulanmış olur. Hareketli protez kullanan ama kemik yetersizliğinden dolayı protezi tutmayan hastalarda da implant yerleştirilip proteze bağlanarak protezin tutuculuğunun artması sağlanabilir.

İmplant için kemik uygunluğuna bakılır

İmplant tedavisi yapılacak hastanın öncelikle genel sağlık durumu değerlendirilmekte ve ağız içi muayenesi yapılmaktadır. Hastanın tedaviden beklentilerine ve üç boyutlu radyografik görüntüler ile mevcut kemiğin implant için uygunluğuna bakıldıktan sonra hangi uzunluk ve çapta, kaç adet implant uygulanacağına karar verilmektedir.  Estetik değerlendirmeler de yapılarak hastaya en uygun üst yapı seçimi gerçekleştirilir.

İşlem süresi implant sayısına göre değişir

Operasyon öncesinde varsa reçete edilen ilaçların alınması gerekmektedir. Cerrahi bir işlem olan implant operasyonundan önce sadece işlem yapılacak bölge lokal anestezi ile uyuşturulur ve ardından çene kemiğinde yuvalar açılarak bu yuvalara implantlar yerleştirilir. İşlemin sonunda açılan bu yuvalar dikişlerle kapatılarak operasyon sonlandırılır. Bu işlemin süresi uygulanacak implant sayısına göre farklılık gösterirken, her bir implantın kemik içine yerleştirilmesi yaklaşık 10 dakika sürmektedir. Operasyondan ortalama bir hafta sonra dikişler alınarak kontrol muayenesi gerçekleştirilir. İşlem sonrasında antiseptik gargaraların kullanımı ve iyi bir ağız bakımı iyileşme sürecinin hızlanmasına yardımcı olmaktadır.

Ek işlemler bekleme süresini uzatabilir

İmplant tedavisinde iyileşme süresi hastadan hastaya farklılık göstermektedir. Üst çenede ortalama 3 ay, alt çenede ise ortalama 2 aylık bir sürede implantların kemikle birleşmesi beklenir. İnce veya yetersiz yükseklikte kemik olması durumunda yapılan ek işlemler bekleme süresini uzatabilir. Bununla birlikte planlanmış olan üst yapı protezlerin yapımı için gereken süre bir hafta ile 10 gün arasında değişmektedir.

Soğuk tampon şişlik ve ağrıyı azaltılabilir

İmplant işleminden sonra anestezinin etkisinin geçmesiyle yapılan cerrahi işleme bağlı olarak düşük dozda şişlik ve ağrı yaşanabilir. Bu durum ilk 24 saat içerisinde yapılan soğuk tampon uygulaması ve uygun görülen ilaç kullanımıyla kontrol altına alınabilmektedir.

Kemoterapi ve radyoterapi alan hastalara implant uygulanmıyor

Büyüme gelişimini tamamlamış ve genel sağlık durumu iyi olan her hastaya implant tedavisi yapılabilmektedir. Bununla birlikte kontrol altında olmayan önemli bir sistemik hastalığı olan, radyoterapi veya yakın dönemde kemoterapi alan bireylerde implant tedavisi uygulanması uygun olmamaktadır. Bu sebeple diş hekiminin implant yapılması ön görülen her hastanın sağlık geçmişini bilmesi önem taşır.

Sigara kullanımı implantın başarı oranını düşürüyor

Yapılan birçok çalışmada sigaranın implant ile kemik bütünleşmesini engellediği kanıtlanmıştır. Sigara içen bireylerde, implantın başarısız olma olasılığı normalden 2-3 kat daha yüksek olmaktadır. Özellikle işlem sonrasında yani iyileşme sırasında sigara kullanımı hem enfeksiyon riskini artırmakta hem de yara iyileşmesini geciktirmektedir.

Ağız hijyeninin sağlanması implantın ömrünü uzatır

İmplantların kullanım ömrü farklı etkenlere bağlı olmaktadır. Hastanın gerekli hijyen koşullarına dikkat etmesi implantların ömrünün uzun olmasında oldukça önem taşımaktadır. Dişleri doğru şekilde fırçalamak, ağız temizliğinde diş ipi ve ağız gargarası kullanmak ağız hijyeninin vazgeçilmezleri arasında yer almaktadır.

Alanında uzman deneyimli hekimler tarafından yapılmalıdır

İmplant tedavisinden beklediği faydayı göremeyen hastalar hem fiziksel hem psikolojik hem de maddi kayıp yaşayabilmektedir. Bu sebeple implant uygulamasının mutlaka alanında uzman ve deneyimli bir hekim tarafından yapılması büyük önem taşımaktadır.