Yazılar

Parkinson gençlerde de görülebiliyor

Parkinson gençlerde de görülebiliyor

65 yaş ve üzerinde yüzde 2 sıklıkta, gençlerde ise çok daha nadir olarak görülen nörolojik bir hastalık olan Parkinson; genellikle belirti vermeden yavaş yavaş ilerliyor. Parkinson’un genetik yatkınlık ve olası çevresel etkiler sonucu ortaya çıkabildiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Oğuzhan Onultan, 11 Nisan Dünya Parkinson Günü’nde hastalıkla ilgili bilgiler verdi:

“Parkinson hastalığı; genellikle elde titreme, uzuv hareketlerinde tutukluk gibi belirtilerle ortaya çıkar. Hastalık ilerledikçe konuşma ve yutma sorunları gelişebilir. Hastalıkla başa çıkma sürecinde destek almak için aile, arkadaşlar ve sağlık uzmanlarıyla iletişim halinde kalmak önemlidir.”

Parkinson; hastaların yüzde 60’ında dinlenme halinde el parmaklarında, el ya da kolda, bazen de ayakta titreme, yüzde 30’unda ise hareketlerde yavaşlama ve uzuv hareketlerinde tutukluk şeklinde belirtiler gösteriyor. Parkinson hastalığının tanısı klinik muayene verilerine dayanılarak konuluyor. Medicana Kadıköy Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Oğuzhan Onultan, hastalıkta erken tanının öneminin büyük olduğunu belirtiyor: “Parkinson hastalığının ilerlemesini yavaşlatabilecek veya semptomları yönetebilecek tedaviler var. Erken tanı konulduğunda bu tedaviler daha etkili olabilir. Erken tanı, semptomların daha iyi yönetilmesine olanak tanırken hastaların yaşam kalitesini de artırabilir.”

Hastalığın semptomları arasında; REM uykusu bozukluğu ve diğer uyku sorunları, koku alma duyusunun kaybı, özellikle bir elde titreme, yazının daha küçük olması, hareket etme veya yürüme zorluğu veya öne eğik yürüyüş, kabızlık, yüz ifadesinin kaybı, düşük veya yumuşak ses bulunduğunu açıklayan Uzm. Dr. Onultan, “Parkinson hastalığının ilerlemesi, bir dizi komplikasyona yol açabilir. Erken tanı, bu komplikasyonların önlenmesine veya geciktirilmesine yardımcı olabilir. Bu nedenle, erken belirtiler fark edildiğinde ve hastalıktan şüphelenildiğinde bir nöroloji uzmanına başvurmak gerekmektedir” şeklinde konuştu.

Dr. Oğuzhan Onultan

Dr. Oğuzhan Onultan

Tedavi kişiselleştirilmiş olmalı

Hastalığının tedavisinde genellikle semptomların yönetimine odaklanılarak hastanın yaşam kalitesinin artırılmasının hedeflendiğini söyleyen Uzm. Dr. Oğuzhan Onultan, “Tedavi genellikle bir multidisipliner yaklaşımı içerir. İlaç tedavisi, cerrahi müdahaleler, fizik tedavi, konuşma terapisi ve diğer rehabilitasyon yöntemlerini de içerebilir. Parkinson hastalığının tedavisi kişiselleştirilmiş olmalıdır ve bir uzman hekim tarafından yönlendirilmelidir. Tedavi planı, hastanın semptomlarına, yaşına, sağlık durumuna ve diğer bireysel faktörlere göre uyarlanmalıdır” dedi.

Hastalığının tedavi seçenekleri hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Oğuzhan Onultan, bu seçenekleri aşağıdaki şekilde sıraladı.

  • İlaç tedavisi: Parkinson hastalığının semptomlarını kontrol etmek için bir dizi ilaç mevcuttur. Levodopa (L-dopa), en yaygın olarak kullanılan ilaçtır ve Parkinson semptomlarını azaltmaya yardımcı olur. Diğer ilaçlar arasında dopamin agonistleri, MAO-B inhibitörleri, antikolinerjikler ve amantadin bulunur. Tedavi, semptomların şiddetine ve hastanın yan etkilere toleransına bağlı olarak kişiselleştirilir.
  • Cerrahi tedavi: İlaç tedavisine yanıt vermeyen veya ilaçların yan etkilerini tolere edemeyen bazı Parkinson hastaları için cerrahi seçenekler değerlendirilebilir. Derin beyin stimülasyonu (DBS) en sık kullanılan cerrahi tedavi yöntemidir. DBS, beyindeki belirli bölgelere elektrotların yerleştirilmesini ve bu elektrotlardan gelen elektrik sinyallerinin sinir aktivitesini düzenlemesini içerir.
  • Fizik tedavi ve egzersiz: Parkinson hastaları için fizik tedavi ve düzenli egzersiz, kas kontrolünü artırabilir, dengeyi geliştirebilir, güçlendirebilir ve esnekliği artırabilir. Bu, hastaların günlük yaşam aktivitelerini daha bağımsız bir şekilde gerçekleştirmelerine yardımcı olabilir.
  • Konuşma ve yutma terapisi: Parkinson hastalığının ilerlemesi ile birlikte konuşma ve yutma sorunları gelişebilir. Konuşma terapisi ve yutma terapisi, bu tür sorunları yönetmeye yardımcı olabilir ve iletişim becerilerini ve beslenme işlevlerini geliştirebilir.
  • Rehabilitasyon ve destek hizmetleri: Parkinson hastaları ve aileleri için eğitim ve destek hizmetleri mevcuttur. Bunlar, hastalığın yönetimi, ilaçların kullanımı, günlük yaşam becerileri ve ruh sağlığı gibi konularda rehberlik ve destek sağlarlar.

Ruhsal ve duygusal bakım da önemli

Hastaların ve ailelerin yaşamlarını kolaylaştıracak tavsiyelerde bulunan Uzm. Dr. Onultan, “Parkinson hastalığıyla başa çıkmanın zorlu bir süreç olabileceğini kabul ederiz. Ancak hastaların ve ailelerin yaşam kalitesini artırmak için bir dizi strateji ve tavsiye bulunmakta. Her hasta ve aile farklı ihtiyaçlara sahip olduğundan, kişisel bir yaklaşım benimsemek önemlidir. Hastalıkla başa çıkma sürecinde destek almak için aile, arkadaşlar ve sağlık uzmanlarıyla iletişim halinde kalmak da önemlidir” şeklinde konuştu ve bu süreçte yardımcı olabilecek bazı önerileri aşağıdaki gibi sıraladı.

  • Bilgi edinme ve eğitim: Parkinson hastalığı hakkında bilgi edinmek ve sürekli olarak güncel kalmak önemlidir. Hastalık hakkında bilgi sahibi olmak, semptomların nasıl yönetileceği konusunda daha iyi bir anlayış geliştirmenize yardımcı olur.
  • Sağlık bakım ekibiyle iş birliği: Parkinson hastalığıyla başa çıkmak için bir sağlık bakım ekibiyle iş birliği yapmak önemlidir. Bu ekip, doktorlar, fizyoterapistler, konuşma terapistleri, beslenme uzmanları ve diğer sağlık uzmanlarını içerebilir. Birlikte çalışarak en iyi tedavi planını oluşturabilirsiniz.
  • Düzenli egzersiz: Egzersiz, Parkinson hastalığının semptomlarını yönetmeye yardımcı olabilir. Düzenli egzersiz yapmak, kas gücünü artırabilir, dengeyi geliştirebilir, esnekliği artırabilir ve genel yaşam kalitesini iyileştirebilir.
  • Sağlıklı beslenme: Dengeli ve sağlıklı bir beslenme düzeni, genel sağlığı korumak için önemlidir. Antioksidanlar ve omega-3 yağ asitleri gibi besinlerin Parkinson semptomlarını hafifletebileceği belirtilmektedir.
  • Günlük yaşamı kolaylaştıran uygulamalar: Parkinson hastaları ve aileleri, günlük yaşamı kolaylaştırmak için çeşitli pratik uygulamalara başvurabilirler. Bunlar arasında evde yapılan düzenlemeler, yardımcı cihazlar kullanımı, düzenli aktivite planlaması ve diğer yaşam kalitesini artırmaya yönelik adımlar yer alır.
  • Sosyal destek: Parkinson hastaları ve aileleri için sosyal destek almak çok önemlidir. Destek gruplarına katılmak, diğer insanlarla deneyimleri paylaşmak ve duygusal destek almak, hastalıkla başa çıkmayı kolaylaştırabilir.
  • Ruhsal ve duygusal bakım: Parkinson hastaları ve aileleri için ruhsal ve duygusal bakım da önemlidir. Stresle başa çıkmak, rahatlama tekniklerini uygulamak ve gerektiğinde profesyonel danışmanlık almak önemlidir.

 Gençlerde de görülebiliyor

Parkinson hastalığının gençlerde de görülebileceğini söyleyen Uzm. Dr. Onultan, “Parkinson hastalığı genellikle yaşlılarda görülse de gençlerde de nadiren ortaya çıkabilir. Ancak, gençlerde Parkinson hastalığının sıklığı genel popülasyona kıyasla oldukça düşüktür. Gençlerde Parkinson hastalığına nadir rastlanmasının nedeni, hastalığın genellikle yaşla birlikte ortaya çıkması ve yaşlanma süreciyle ilişkili nörodejeneratif bir bozukluk olmasıdır. Günümüzde Parkinson hastalığının yaş çerçevesinde bir değişiklik olduğunu belirten somut bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak, bazı çalışmalar hastalığının genç yaşlarda da ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Genel popülasyona kıyasla gençlerde Parkinson hastalığı görülme sıklığı yaklaşık olarak yüzde 5’ten daha azdır” şeklinde görüş belirtti.

Düzenli egzersiz hastalığın riskini azaltabilir

Bazı araştırmaların belirli yaşam tarzı ve alışkanlıkların Parkinson riskini azaltabileceğini öne sürdüğünü açıklayan Uzm. Dr. Oğuzhan Onultan, şu bilgileri verdi: “Düzenli egzersizlerin hastalığının riskini azaltmada önemli bir rol oynayabileceği öne sürülmüştür. Egzersiz, kas gücünü artırabilir, dengeyi geliştirebilir, koordinasyonu destekleyebilir ve genel olarak beyin sağlığını koruyabilir. Ayrıca, egzersiz yapmak depresyon ve anksiyete gibi duygusal durumları yönetmeye de yardımcı olabilir. Ancak herhangi bir egzersiz programına başlamadan önce bir sağlık uzmanıyla görüşmek gerekmektedir. Yapılan araştırmalar, özellikle Arjantin tangosunun Parkinson hastalığı riskini azaltabileceğini ve semptomları hafifletebileceğini göstermektedir. Dengeli beslenme, yeterli uyku, stres yönetimi ve düzenli tıbbi kontrollere de dikkat edilmelidir.”

Göğüs ağrısı ve çarpıntısı varsa kalp kontrolünü ihmal etmeyin

Göğüs ağrısı ve çarpıntısı varsa kalp kontrolünü ihmal etmeyin

Koroner kalp hastalığı, yani kalbi besleyen arterlerde oluşan ateroskleroz (damar sertliği), en sık görülen kalp rahatsızlığı durumunda. Kalp rahatsızlıkları nefes darlığı, yorgunluk, efor kapasitesinde azalma, bacaklarda, karında şişlik ve göğüste ağrı gibi belirtilerle ortaya çıkabiliyor. Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Aslı Sönmez, 10-16 Nisan Kalp Sağlığı Haftası’nda uyarılarda bulundu: “Çabuk yoruluyorsanız, yürürken ya da yokuş çıkarken göğsünüzde rahatsızlık hissediyorsanız, vücudunuzda ödem fark ettiyseniz, çarpıntı, göz kararması ve bayılma gibi şikayetleriniz varsa mutlaka bir kardiyoloji uzmanına başvurmanız gerekir”

Dünya genelinde kalp ve damar hastalıkları; bulaşıcı olmayan hastalıklar içinde, tüm ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Yapılan araştırmalar, kalp ve damar hastalıkları nedeniyle oluşan ölümlerin yüzde 80’inin tütün kullanımı, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik gibi nedenlerden oluştuğunu gösteriyor.

Medicana Bahçelievler Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Aslı Sönmez; kalp rahatsızlıklarında nefes darlığı, yorgunluk, efor kapasitesinde azalma, bacaklarda ve karında şişlik, göğüste ağrı, baskı ve yanma hissi, çarpıntı, baş dönmesi, göz kararması, dengesizlik ve bayılma gibi belirtiler görüldüğünü söyledi.

Uzm. Dr. Sönmez, “Normale göre daha çabuk yoruluyorsanız, yürürken ya da yokuş çıkarken göğsünüzde rahatsızlık hissi varsa, vücudunuzda ödem fark ettiyseniz, çarpıntı, göz kararması ve bayılma gibi şikayetleriniz oluyorsa mutlaka bir kardiyoloji uzmanına başvurmanız gerekir” ifadelerini kullandı.

Dr. Aslı Sönmez

Dr. Aslı Sönmez

Egzersiz yapmayanlar ve sigara içenler yüksek riskli grupta

Kalp hastalıklarında yüksek risk grupları hakkında bilgiler veren Uzm. Dr. Sönmez, risk faktörlerini şöyle sıraladı: “Ailesinde kalp hastalığı öyküsü ve ani ölüm olanlar, diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi, kronik böbrek yetersizliği tanıları bulunanlar, kilosu fazla olan, egzersiz yapmayan ve sigara içenler yüksek riskli olarak kabul edilir. Hiçbir risk faktörü ve şikayeti bulunmayan kişilerin, kardiyoloji kontrolü sırasında herhangi bir problem saptanmazsa, birkaç yıl sonra yeniden kontrole gitmesi dışında bir önlem alınması gerekmiyor. Fakat yeni kalp krizi geçirmiş ve stent takılmış bir hastanın erken dönemde semptomların değerlendirilmesi, ilaç dozlarının optimal düzeye çıkarılması için daha sık şekilde doktor kontrolünden geçmesi gerekir. Daha sonraki dönemde bu hastalarda kontrol aralıkları artırılabilir. Diğer yandan; şikayeti yeni oluşan hastalar, kontrol zamanına bakmaksızın şikâyetlerinin önemli bir sorundan kaynaklanıp kaynaklanmadığını belirlemek üzere doktorlarına vakit kaybetmeden başvurmalıdır.”

Gençlerdeki yüksek kolesterolün sebebi genetik özellikler

Gençlerde de kolesterole bağlı kalp ve damar hastalıkları görülebileceğinin altını çizen Uzm. Dr. Aslı Sönmez, “Gençlerde kolesterol değerleri yüksek çıkabilmekte, bu durumlarda kişilerde damar hastalığı riski topluma göre daha yüksek bir seviyeye çıkmakta. LDL değeri yüksek olan gençlerde ileride gelişebilecek damar hastalığı kaynaklı sorunlar göz önünde bulundurularak bu kişilerin daha yakın takip edilmesi ve tarama testlerinin gerçekleştirilmesinde fayda vardır. Çocuklarında yüksek kolesterol saptanan aileler kendi kolesterol değerlerine ve bakılmadı ise diğer çocuklarının da kolesterol değerlerine baktırmalıdır” dedi.

Uzm. Dr. Aslı Sönmez, gençlerde görülen kolesterol yüksekliğinin sebeplerini ise şöyle anlattı: “Gençlerde kolesterol yüksekliği, diyetin etkisiyle birlikte daha çok ailesel hiperkolesteremiden kaynaklanmaktadır.  Yani kişinin ailesinden gelen genetik özellikler sebebiyle kolesterol seviyeleri yüksektir denebilir. Kan içerisindeki LDL kolesterolün hücre içine alınmasını sağlayan LDL reseptör geninde mutasyon olması sebebiyle, damar yatağındaki LDL miktarı topluma göre çok daha fazla olmaktadır. Ailesel hiperkolestereminin genetik kalıtıma göre iki çeşidi bulunmaktadır: Heterozigot ve Homozigot. Heterozigot olanlarda LDL değerleri 190 mg/dL, homozigot olanlarda 400 mg/dL üzerine çıkabilmektedir, bu kişilerde ateroskleroz (damar sertliği) riski yüksektir.”

Spor ve aktivitenin kalp sağlığına etkileri üzerinde de açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Aslı Sönmez, “Düzenli egzersiz kan basıncının düşmesine, efor kapasitesinin artmasına, kalp hastalığı riskinin azalmasına yardımcı olmaktadır. Yoğun spor yapanlarda nabız sayısı da bu paralelde daha düşüktür. Günlük egzersiz, kardiyoloji kılavuzları tarafından da önerilmektedir” dedi.

Sabahları zor uyanmak, depresyon belirtisi olabilir

Sabahları zor uyanmak, depresyon belirtisi olabilir

Sağlıklı bir uyku düzeni; hem bedensel hem de ruhsal iyiliğe katkı sağlarken, aynı zamanda iş ve okul yaşamındaki başarıyı da artırıyor. Dünya Uyku Günü vesilesiyle, kaliteli bir uykunun önemine ve uyku sorunlarının nedenlerine dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Emine Esra Okuyucu, “İdeal olan; 10 dakika içinde uykuya geçebilmek ve sabahları yenilenmiş olarak kalkmaktır. Sabah uyanamama sorunun altında uyku apnesi, kalitesiz uyku veya depresyon gibi sebepler olabilir” dedi.

Sağlıklı bir yaşamın temel gereksinimlerinden biri de sağlıklı bir uyku düzenli. Uykunun insan sağlığına faydalarına dikkat çekmek amacıyla her yıl Mart ayında, ilkbahar ekinoksundan önceki Cuma günü “Dünya Uyku Günü” olarak kutlanıyor. Yetişkin bir birey, günde ortalama 6-8 saat arası uyumaya ihtiyaç duyuyor. Medicana International Ankara Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Emine Esra Okuyucu; 10 dakika içinde uykuya geçilmesi, uyku bölünmelerinin olmaması ve sabah yataktan yenilenmiş olarak kalkılmasının iyi bir uykunun gereklilikleri olduğunu belirtiyor.

Prof. Dr. Emine Esra Okuyucu

Prof. Dr. Emine Esra Okuyucu

Prof. Dr. Okuyucu, kaliteli bir uyku için şu bilgileri verdi:

Türkler ortalama 6.5 saat uyuyor

  1. Kişiden kişiye değişmekle beraber, ortalama uyku süresinin 6-7 saat olduğu söylenebilir. Türk insanında bu süre 6.5 saat olarak bulunmuştur. Sağlıklı yaşam için kaliteli ve yeterli uyku şarttır.
  2. İyi ve sağlıklı uyku; uykuya geçişin 10 dakika içinde olduğu, uyku bölünmelerinin olmadığı, sabah yataktan yenilenmiş olarak kalktığı durumlar için geçerlidir.
  3. Uyku bozuklukları çok uyuma, az uyuma ve bunlara bağlı farklı uyku bozuklukları başlıkları altında değerlendirilebilir. Nedenleri ise çok farklılık gösterebilir. Örneğin, depresyonda olan biri çok uyuyabileceği gibi hiç uyuyamayabilir.
  4. İyi bir uyku; bedenin çalışma temposunu, motivasyonu ve mutluluk indeksini artırır, iş ve okul yaşamındaki başarıya katkı sağlar.

Sabah uyanamamak depresyon belirtisi olabilir

  1. Uyku için uyku hijyeni gereklidir. Yani uyuduğumuz oda ne çok sıcak ne çok soğuk olmalıdır. Perdeler gün ışığı girmeyecek şekilde kapatılmalıdır. Odanın havadar, ses açısından korunaklı olması idealdir. Uyku odasında cep telefonu, televizyon gibi aletlerin olmaması gerekir.
  2. Sağlıklı uyku için kişinin bedensel ve ruhsal olarak dingin olması gerekir. Her gün benzer saatlerde uyuma alışkanlığı edinilmeli, uyku öncesi periyotta uyarıcı olarak kabul edilen kafein ve benzeri yiyecek-içeceklerden uzak durulmalıdır. Akşam öğünü az miktarda ve erken saatte yenilmelidir.
  3. Öğlen uykusu, yetişkin bir birey için gerekli değildir. Erişkin bireyde tek fazlı olan uyku doğru olandır. Yaşlılar ve çocuklarda ise günde iki-üç seferlik uyku periyodu normal kabul edilmektedir.
  4. Sabah uyanamama durumunun nedenleri vardır. Mesela, gece sağlıklı uyunmamışsa (örneğin, uyku apne sendromu), gece uykuya geçiş zamanı ötelenmişse, kişi geç kalkmayı alışkanlık haline getirmişse veya depresyondaysa sabah uyanmakta güçlük yaşayabilir. Bu sorunların nedenlerine çözüm bulunarak sabahları uyanamama durumu ortadan kaldırılabilir.

Bazı besinler ruh sağlığını da besliyor

Bazı besinler ruh sağlığını da besliyor

Mevsim geçişlerinde yaşanan duygusal dalgalanmalar, zaman zaman hayatı zorlaştırabiliyor. Araştırmalara göre, günlük yaşamdaki besin tercihleri de ruh sağlığı üzerinde etkili oluyor. Neyse ki, bazı meyve ve sebzeler ile balık, kuruyemiş ve çikolata gibi gıdalar, ruhsal ve mental sağlığı pozitif etkiliyor. Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Kübra Sert, ilkbahara adım attığımız bugünlerde modumuzu yükselten besinleri anlattı.

Araştırmalara göre, tükettiğimiz besinler yalnızca bedensel sağlığı değil ruhsal sağlımızı da etkiliyor. İlkbahar ve yaz aylarında yetişen meyve ve sebzelerle birlikte balık, kuruyemiş ve çikolata gibi bazı gıdalar, ruh sağlığına iyi geliyor. Medicana Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Kübra Sert, ruh haline iyi gelen besinlerle ilgili önerilerde bulundu. “Tükettiğimiz besinlerin beden sağlığımıza olduğu kadar ruh sağlığımıza etkileri de çok önemli” diyen Sert; doğru besin tercihleriyle depresyon, anksiyete gibi duygu durum bozukluklarının etkilerini azaltmanın mümkün olduğunu söylüyor.

Doğru beslenme tarzı ile beyin fonksiyonlarının etkili çalışmasına katkıda bulunulduğunun altını çizen Dyt. Kübra Sert, şöyle devam ediyor: “Belirli gıdalar, sinirler arası iletişimi sağlayan nörotransmitterlerin öncüleri olduğundan, beynin kimyasal bileşimini ve beyin fonksiyonlarını etkiler. Tüketilen besinlerin çeşitliliğine göre mental sağlık ve ruh hali etkilenebilir.”

Dyt. Kübra Sert

Dyt. Kübra Sert

Dyt. Kübra Sert, ruh sağlığı üzerinde olumlu etkileri olan besinleri ise şöyle sıralıyor:

  • KAKAO: Endorfin salgılanmasına destek olan kakao kişinin kendini mutlu hissetmesini sağlar. Yeterli porsiyonlarda çikolata tüketimi hem lezzetiyle hem kokusuyla mideyi ve beyni besler. Güçlü bir antioksidan içeriğine sahip çikolatanın yapılan bazı çalışmaların sonucunda kalp hastalıkları üzerindeki olumlu etkileri gözlemlendi.
  • BALIK: Deniz ürünleri tüketimi vücuttaki serotonin miktarını artırarak, ruh hali üzerinde olumlu etkiler gösteriyor. Bunun yanında artan omega-3 alımıyla beraber uyku ve iştah kontrolünün sağlamsına fayda gösterir.
  • MEYVE-SEBZELER: Antioksidan içeriği yüksek olan besinlerdir. Vücuttaki inflamasyon seviyelerini düşürücü etki gösterir. Özellikle muz tüketimi, yüksek potasyum içeriğinden kaynaklı sinir sisteminin güçlenmesine yardımcı olur. İlkbahar ve yaz döneminde bollaşıp çeşitlenen meyve ve sebzeleri tüketmenin depresyon ve duygu durum bozuklukları üzerinde olumlu etkileri bulunuyor.
  • KURUYEMİŞLER: Yağlı tohumlar olarak da bildiğimiz kuruyemişler E vitamini deposudur. Serotonin üretiminden sorumlu triptofandan zengin besin öğeleridir. Triptofan içeriklerinin yüksek olması sebebiyle doğrudan ruh halimiz üzerinde olumlu etkilere sahiptir. Özellikle; badem, kaju, ceviz, ay çekirdeği triptofanın en iyi kaynaklarından. Badem, çinko ve selenyum içeriğinin zengin olmasından kaynaklı depresyon üzerinde olumlu etkiler gösteriyor. Kuruyemişler bitkisel protein, sağlıklı yağlar ve lif bakımından zengin besinlerdir. Günlük beslenmede mutlaka yeterli miktarda yer verilmesi gerekiyor.
  • FERMENTE GIDALAR: Sindirim sistemiyle bağlantılı olarak, fermente gıdaların tüketimi zihinsel sağlığı olumlu yönde etkiliyor. Vücuttaki serotoninin yüzde 90’ı bağırsaklarda üretiliyor. Bağırsak sağlığı, iyi bir ruh haline sahip olmak için önem taşıyor. Yoğurt, kefir, kombu çayı, turşu gibi fermente gıdalar, bağırsak sağlığını olumlu yönde etkileyerek ruh halini düzenlemeye katkı sağlıyor.
  • SU: Yeterli su tüketimi, vücut fonksiyonlarının düzenli çalışabilmesi için oldukça önemli. Günlük olarak; “Kilo x 30” kuralı ile günlük tüketmeniz gereken su miktarını bulabilirsiniz. Duygu durum bozuklukları ve günlük motivasyon içinde yeterli miktarda su tüketimi olmazsa olmazdır. Yapılan bazı çalışmalarda; yüzde 5’lik su kaybının bile dikkat bozukluklarına neden olarak ruh halini olumsuz etkilediği gözlemlendi. Bu nedenle yeterli su tüketimi mutlu hissetmeyi sağlıyor.

Dyt. Kübra Sert

“Tek çare, karbonhidratlı ve şekerli gıdalar değil”

Modumuz düşük olduğunda yüksek karbonhidrat içeren gıdalara yöneldiğimizi belirten Sert, bunun nedenini ise şöyle açıklıyor:

“Duygu durumu, yemek seçimlerini doğrudan etkiliyor. Bireyler genellikle stres altındayken kendilerini rahatlatacak yiyeceklere eğilim gösterir. Bu besinler genellikle çikolata, pasta vb. gibi yüksek karbonhidrat, yağ ve şeker içeren ürünler olur. Bunun sebebi; bu besinleri tükettikten sonra beyinde bulunan ödül merkezinin uyarılmasıyla stres seviyesinin azalmasıdır. Karbonhidrat içeriği yüksek olan besinler endorfin ve serotonin seviyelerinin yükselmesine neden olur. Bunun sonucunda stres seviyesi azalır ve kişide rahatlama gözlemlenir. Günlük beslenmede sürekli yüksek enerji içeren besinlere maruz kalmak, ilerleyen dönemlerde birçok kronik ve mental bozukluklara neden olabilir. Obezite, diyabet, hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar, depresyon, anksiyete gibi hastalıkların oluşmasında beslenme büyük bir rol oynar. Günlük beslenme rutininize triptofan açısından zengin besinleri eklemek duygu durum bozuklukları yaşamanızın önüne geçebilir (Muz, ananas, erik, badem, süt, deniz ürünleri, yumurta vb.). Bu besinler serotonin sentezini direkt etkileyerek duygu durum bozukluğunun önüne geçebilir. Düzenli ve dengeli bir beslenme rutini oluşturarak, meyve sebze tüketiminizi artırarak, yüksek karbonhidrat tüketiminden uzaklaşarak ve en önemlisi su tüketiminizi ihmal etmeden oluşturulmuş bir rutin, duygu durum bozuklukları yaşamanızın önüne geçmede yardımcı olabiliyor.”