Yazılar

Yaz ishaline karşı dikkat!

Yaz ishaline karşı dikkat!

Yazın aşırı sıcakları hemen herkesin enerjisini tüketirken bazı bakteri ve virüslerinse kolayca üreme imkanı bulmasına neden oluyor. Özellikle kirli eller ve kirli sular, iyi temizlenmeyen gıdalar ve hijyen kurallarına uyulmadan kullanılan mutfak gereçleri insanların mide ve bağırsak sistemine karışarak yaz ishallerine neden oluyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Semra Kavas “Yaz aylarında dünyada ve ülkemizde en sık karşılaşılan bulaşıcı hastalıkların başında ishalli hastalıklar yani akut gastroenteritler geliyor. İshalli hastalıklar, mide- bağırsak sisteminde bakteri, virüs veya parazitlerle oluşan enfeksiyonlar olup bulantı, kusma, kramp tarzında karın ağrısı ve yüksek ateş gibi semptomlarla ortaya çıkıyor” diyor.

Yaz ishallerinin iki-üç gün süren hafif hastalıktan, bilinç bulanıklığı, böbrek yetmezliği, inatçı hipotansiyon ve aritmi (kalp ritmi bozukluğu) gibi ciddi hastalıklara yol açabildiğini belirten Dr. Semra Kavas, dünya genelinde her yıl yaklaşık 1 milyon 300 bin kişinin ishale bağlı olarak hayatını kaybettiğini söylüyor. Bu nedenle yaz ishallerinde; dışkılama sıklığı günde üçten fazlaysa, bu durum 48 saatten uzun sürerse, ishalle birlikte ateş veya şiddetli kusma, kanlı/ mukuslu veya pirinç yıkantı suyu görünümünde bir dışkı oluyorsa, idrar miktarı azaldıysa ya da günün ilerleyen saatlerinde idrar rengi çay gibi koyu oluyorsa zaman kaybetmeden mutlaka sağlık kuruluşuna başvurmak gerekiyor. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Semra Kavas yaz ishallerine yol açan 5 önemli etkeni anlattı, korunma yolları hakkında önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Semra Kavas

Escherichia coli türleri

Yaz mevsiminde ve seyahat ile ilişkili olarak en sık karşılaşılan Escherichia coli (ETEC) gelişmekte olan ülkelerde ishal ataklarının yaklaşık yüzde 20- 30’undan sorumludur. Kuluçka dönemi 12-48 saat olan bu bakterinin yol açtığı ishalin tipik özelliği; sulu, mukus ve kan içermemesi, ishale karın ağrısı, bulantı ve kusmanın eşlik etmesidir. Ateş genellikle yoktur. İshal sıklığı günlük 3-10 arasında değişkendir. Peynir, hamburger, deniz ürünleri ve sosis gibi bazı gıdaların yol açabildiği hastalık genellikle 3-5 gün içinde kendiliğinden düzelirken, nadiren bir haftadan uzun sürebilir.

Salmonella türleri

2 bin 500 alt tipi bulunan Salmonellanın bulaşmasından genellikle et ürünleri sorumludur. Kümes hayvanları, yumurta, kirli su ile kontamine sebze ve yeşillikler, süt, süt tozu da bulaşmada rol oynar. Nadiren ateş gözlemlenir. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Semra Kavas, gelişigüzel antibiyotik kullanımından kaçınılması gerektiğini vurgulayarak “Her vaka antibiyotik ile tedavi edilmez. Yalnızca özel hasta gruplarında antibiyotik rejimleri gerekebilir. Bu nedenle hekim önermediği sürece antibiyotik kullanımından kaçınılmalıdır” diyor.

Shigella

İnsan dışında hastalık oluşturmayan basilli dizanteri etkenidir. Farklı türleri hafif semptomlardan dizanteriye benzer ağır susuzluk ve ölümle seyredebilen enfeksiyona yol açabilir. İnsan dışkısı ile kirlenmiş çiğ yenen salatalar, soslu makarnalar, lağım suyu karışmış kirli sular hastalık kaynağıdır. Tuvalet sonrası ve yiyecek hazırlamadan önce el yıkama; su kaynaklarının klorlanması, sinek ve diğer haşerelerle mücadele önemlidir. Antibiyotik tedavisi ve sıvı-elektrolit replasmanı yapılmalıdır.

Vibrio cholerae

‘Vibrio cholerae’ olarak adlandırılan bakterinin yol açtığı koleranın, şiddetli sulu ishalle seyrettiğini belirten Dr. Semra Kavas şöyle konuşuyor: “Şiddetli sulu ishal ve ciddi susuzluk tipiktir. Genellikle yaz mevsiminde görülür. Su ve su kaynaklı ürünler ile bulaşır. Kuluçka süresi ortalama 3-4 gündür. Ateş ve karın ağrısı beklenen bulgular değildir. Dışkı başlangıçta sulu ve kahverengi renkteyken kısa sürede pirinç suyu diye tarif edilen şekle dönüşür. Kolera çocuklar ve yaşlılarda daha ağır seyreder. En ciddi komplikasyon böbrek yetmezliğidir. Sıvı ve elektrolit tedavisi çok önemlidir. Antibiyotik tedavisi hastalığın süresini ve volüm kaybını azaltır.”

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Norovirüsler

Dünya genelinde özellikle çocuklarda görülme sıklığı giderek artarken, çok kolay bulaşması nedeniyle erişkinlerde de karşılaşılır. Kreş, bakımevi, tatil mekanları, okul ve kamplarda hızla yayılarak salgına yol açabilir. Bulantı ve kusma ile başlayıp ardından hızla ishal gelişir. Baş ve kas ağrıları ile halsizlik eşlik edebilir. Hastalık 3-4 gün sürüp geçmesine rağmen bulaştırıcılığı 2 hafta sürebilir. Dışkı ve kusmuk ile veya hasta çevresine temas sonrası, yemek öncesi eller yıkanmalıdır. Tedavide sıvı açığının yerine konması, ishal diyetine uyulması ve probiyotikler yarar sağlar.

Yaz ishalinden korunmanın 7 etkili yolu

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Semra Kavas, yaz ishalinden koruyacak 7 öneriyi şöyle sıralıyor:

  • Hastalıkların yayılmasını önlemede en etkili yöntemlerin başında el yıkama geliyor. Bu nedenle eller sık sık yıkanmalı.
  • Mutlaka güvenilir içme su kaynağı kullanılmalı. Temizliğinden emin olunmayan sularla sebze ve meyveler kesinlikle yıkanmamalı.
  • İshalli hastalıkların bulaşma riskinden korunmak için hasta kişilerle mesafeye dikkat edilmeli.
  • Özellikle yaz aylarında açıkta satılan, nasıl hazırlandığı bilinmeyen, güneş altında bekleyen çiğ veya pişmemiş yiyecekler tüketilmemeli.
  • Dışarıda yemek yerken hijyenine güvenilen mekanlarda, taze hazırlanmış yiyecekler tercih edilmeli.
  • Yemek hazırlama sırasında bıçak ve kesme tahtaları çiğ ve pişmiş yiyecekler için ayrı olmalı.
  • Çiğ ve marine edilmiş deniz ürünleri tüketilmemeli.

Güçlü bağışıklık sistemi için ne yapmalı?

Güçlü bağışıklık sistemi için ne yapmalı?

Kış aylarına girdiğimiz bugünlerde havaların soğumasıyla birlikte kapalı alanlarda geçirilen süre artıyor. Maske kullanımının da son iki yıla göre azalmasıyla birlikte bir çok solunum yolu enfeksiyonu kolayca bulaş imkanı buluyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Yasemin Balbay gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda bugünlerde nezle (soğuk algınlığı), grip (influenza), Covid-19 enfeksiyonu, RSV’ye bağlı solunum yolu enfeksiyonları, bademcik iltihabı ve alt solunum yolu enfeksiyonlarının (KOAH, bronşit, zatürre vb) hızla yayıldığını belirterek “Özellikle influenza A ve B, Covid-19 ve RSV’ye bağlı meydana gelen enfeksiyonları hem tek başına hem de iki ya da üç virüs bir arada ‘üçlü salgın’ şeklinde görebilmekteyiz” diyor. Bu tür enfeksiyonların en çok çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlarda risk oluşturduğunu belirten Dr. Yasemin Balbay; virüslerin yol açtığı enfeksiyonların öksürük ve hapşırma sonucu damlacıkların çevreye saçılması, hijyene ve sosyal mesafeye dikkat edilmemesi ile bulaştığını söylüyor.  Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Yasemin Balbay kış enfeksiyonlarına karşı herkesin alabileceği basit ama etkili 7 önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Yasemin Balbay

Hijyen, maske ve sosyal mesafe kuralına dikkat edin!
Enfeksiyonlardan korunmaya yönelik alınacak önlemler arasında; maske takmak, sosyal mesafeye dikkat etmek ve hijyen kurallarına uymak büyük önem taşıyor. Dr. Yasemin Balbay “Hastalık solunum yoluyla bulaştığı gibi, kirli eller de mikropların bulaşması açısından büyük bir risk taşıyor. İnsanlar gün içerisinde kirli ellerini ağız, burun veya gözlerine sürerek virüsleri alabiliyor. Ayrıca ağız ve burun salgılarının bulaştığı ellerin başka kişilere veya eşyalara temasıyla da mikroplar kolayca bulaşıyor. Bu nedenle özellikle dezenfektan veya su ve sabunla el hijyenini sağlamaya özen gösterilmelidir. Mümkün olduğunca kapalı ve kalabalık ortamlardan kaçınmak, bu ortamlarda bulunulması durumunda da maske takmak ve en az bir metrelik sosyal mesafeyi korumak kritik önem taşımaktadır” diyor.

Aşı olun

Hastalığın toplumda yayılmasını önlemek ve risk grubundakileri korumak için her yıl grip aşısı ve Sağlık Bakanlığı’nın uygun gördüğü şema ve gerekliliğe göre Covid-19 aşısı yapılmasını önerdiklerini belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Yasemin Balbay şöyle konuşuyor: “Dünya Sağlık Örgütü, grip virüsünün değişikliklerini yakından izleyip; aşı bileşimi için yıllık önerilerde bulunur. Günümüz koşullarında Covid-19 enfeksiyonuna karşı en etkili aşı grubunun m-RNA aşıları olduğu ortaya konmuştur. İçerikleri güncel olarak varyantların özelliklerine göre düzenlenmektedir.”

Uykunuzu ihmal etmeyin
Dr. Yasemin Balbay, yeterli, kaliteli ve düzenli uykunun da bağışıklığı güçlendirmek ve hastalıklara karşı savunma gücünü artırmak için olmaz kurallar arasında yer aldığını vurguluyor.

 Bulunduğunuz ortamı saat başı 5 dakika havalandırın

Kapalı mekanların sık sık havalandırılmasının, kışın çok sık görülen hastalıklardan korunmada son derece önemli olduğunu belirten Dr. Yasemin Balbay “Kapalı mekanlarda, öksürük ve hapşırık yoluyla ortama saçılan damlacıklar aracılığıyla, mikroplar çevreye hızla yayılır. Okul ve işyeri gibi kalabalık ve kapalı mekanlarda bu mikropların bulaşma riskleri artıyor. Dolayısıyla kapalı mekanların saat başı mutlaka en az 5 dakika havalandırılmasını öneriyoruz. Enfeksiyonlardan korunmak için evlerimizde de odaların düzenli olarak havalandırılmasına özen göstermeliyiz. Ayrıca evin ısısını iyi ayarlamalı ve  havanın aşırı kuru olmasını engellemeliyiz” diyor.

Kat kat giyinin, bere takın

Kış aylarında hastalıklardan korunmak için terletmeyen, çok kalın olmayan, aynı zamanda üşütmeyen kıyafetler tercih edilmeli. Soğuk havalarda tek kalın bir kıyafet yerine, ince özellikli kıyafetlerin bir iki kat şeklinde giyilmesinin, ısı dengesinin sağlanması açısından daha iyi bir koruma sağladığını belirten Dr. Yasemin Balbay, ayakların ısısının da iyi korunması gerektiğini söylüyor. Pamuklu, terletmeyen ve çok ağır olmayan çoraplar ile ısı yalıtımını iyi sağlayan ayakkabı tercih etmekte fayda var. Ayrıca baş bölgesinden ısı kaybı fazla olabileceği için şapka veya bere takılması da büyük önem taşıyor.

Acıbadem Taksim Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Yasemin Balbay

Bol su için, portakal, mandalina ve nar tüketin

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Yasemin Balbay, sağlıklı beslenmenin hastalıklarla savaşmada kritik rol oynadığına dikkat çekerek şöyle konuşuyor: “Sağlıklı beslenme ve yeterli su tüketimi vücut direncini artırmada son derece önemli rol oynuyor. Proteinlerden zengin beslenmeli, bol vitamin içeren sebze ve meyveler, özellikle de C vitamin deposu olan portakal, mandalina ve nar tüketimine aşırıya kaçmamak koşuluyla mutlaka özen gösterilmeli. Yeterli miktarda su tüketilmesi ile kan dolaşımı düzenlenir, metabolizma hızlanır, zararlı maddelerin ve toksinlerin vücuttan atılması kolaylaşır. Fazla şeker tüketimi bağışıklık sistemini zayıflattığı ve obeziteye yol açtığı için şeker ve zararlı karbonhidratlardan uzak durulmalıdır.”

Egzersiz yapın
Vücut direncini artırmanın en önemli yollarından biri de hareketsiz yaşam tarzından kaçınmak ve düzenli egzersiz yapmak. Dr. Yasemin Balbay “Yaşa ve beden performansına uygun, düzenli bir spor alışkanlığının olması bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı vücut direncini artırır. Kış aylarında havanın soğuk olmasından dolayı dışarı çıkıp yürümek ya da egzersiz yapmak zor gelebilir ancak haftanın en az üç günü 45 dakika tempolu yürüyüş yapmak vücut direncini artırmaya ve hastalıklardan korunmaya önemli katkı sağlayacaktır” diyor.

Domuz gribi ve soğuk algınlığı nasıl ayırt edilir?

Domuz gribi ve soğuk algınlığı nasıl ayırt edilir?

Halk arasında Domuz gribi olarak bilinen influenza, virüslerin etken olduğu bir solunum yolu enfeksiyonudur. Domuz gribi belirtileri nelerdir? Kimler grip aşısı olmalı? İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Servet Öztürk merak edilen soruları yanıtladı.

Pause Dergi

Dr. Servet Öztürk

Domuz gribine neden olan İnfluenza A (H1N1) virüsü nedir?

İnfluenza gribinin ortaya çıkmasına, influenza A ve influenza B virüsleri neden olur. Bu iki virüs de insanlar için bulaşıcıdır ancak domuz gribi dediğimiz oldukça bulaşıcı seyreden grip türüne neden olan influenza A (H1N1) virüsüdür. Bu virüs insan, domuz, kuş, at gibi hayvanlarda solunum yolu hastalığına neden olur. Hastalık ilk kez Nisan 2009 da Meksika’da sonra ABD’de görülmüş ve daha sonra birçok ülkeye yayılmıştır.

Domuz gribinin belirtileri nelerdir?

İnfluenza A (H1N1) virüsüne maruz kalmış kişilerde 1-2 günlük bir kuluçka döneminden sonra aniden belirtiler görülmeye başlanır. Domuz gribine işaret eden bu belirtileri şöyle sıralayabiliriz;

Yüksek ateş

Baş ve eklem ağrısı

Yorgunluk ve halsizlik

Öksürük

Üst solunum yolu akıntısı

Domuz gribine görülen yüksek ateş 5 güne kadar sürebilir. Herhangi bir kronik hastalığı olmayan kişilerde doğru tedavi ve sağlıklı bir beslenme ile bu belirtiler genellikle bir hafta içinde yok olur. İyileştikten sonra hasta bir süre daha kendini halsiz hissetmeye devam edebilir. Hastanın kronik bir rahatsızlığı varsa veya yaşlıysa yaşamı tehdit eden komplikasyonlar görülebilir bu komplikasyonlara en çok akciğerde rastlanır. Virüsün veya hastalık sırasındaki bakterilerin etkisiyle zatürre görülebilir.

Domuz gribi ve soğuk algınlığı nasıl ayırt edilir?

Birbiri ile benzer belirtiler gösteren influenza ve soğuk algınlığı genellikle birbirine karıştırılır. Her iki hastalığın temelinde viral bir enfeksiyon olsa da farklı virüsler tarafından meydana gelir.

Bu iki viral hastalığın arasındaki en önemli fark domuz gribinde ateş olması; soğuk algınlığındaysa olmamasıdır. Ayrıca soğuk algınlığı esnasında kişiler genellikle günlük rutinlerine devam edebilirken domuz gribi aşırı derecede eklem ağrısı ve halsizliğe yol açabilir bu nedenle kişiler dinlenme ihtiyacı duyar. Her iki hastalıkta da burun akıntısı veya tıkanıklığı, boğaz ağrısı ve öksürük olabilir.

Domuz gribi hastalığı nasıl bulaşır?

Domuz gribi, kişiden kişiye genellikle öksürme, aksırma esnasında ortama yayılan ve virüs içeren damlacıklarla bulaşır. Bu damlacıklar birkaç saat boyunca havada kalabilir ve insanlara hastalığı bulaştırabilir. Bu nedenle kalabalık ortamlarda bulunan kişilerin maske kullanımı ve el hijyenine dikkat etmesi gerekmektedir. COVID-19 salgını sırasında oluşan sosyal mesafe, maske ve dezenfektan kullanımı gibi alışkanlıkların devam ettirilmesi kişileri influenza A virüsüne karşı koruyacaktır.

Domuz gribi tedavisi nasıl yapılır?

İnfluenza semptomları başladıktan sonraki 48 saat içerisinde başlanacak antiviral tedavinin etkinliği oldukça yüksektir. 48 saatten sonra başlanan tedavinin etkisi oldukça düşüktür. Bu nedenle erken teşhis için özellikle influenza tanılı kimseyle temas eden, ateş, baş ve yaygın vücut ağrısı olan hastaların test yaptırmaları erken tedavi için uygun olacaktır.

Doktor tarafından reçete edilen antiviral ilaçların yanında; ağrı kesici ve ateş düşürücü gibi ilaçlar, dengeli beslenme, bol sıvı alımı ve yatak istirahati bu hastalığın tedavisine önemlidir. Sanılanın aksine bu hastalıkta antibiyotik etkili değildir. Antibiyotik tedavisi ancak domuz gribine ek olarak gelişen bakteriyel kaynaklı enfeksiyonlarda, doktor tarafından önerildiğinde kullanılabilir.

Grip aşısını kimler yaptırmalı?

Maske kullanımı, sosyal mesafe ve el hijyenine özen gösterilmesinin yanı sıra gripten korunmadaki en etkili yöntem aşıdır. Her yıl düzenli olarak yenilenmesi gereken aşıların içeriği Dünya Sağlık Örgütü’nün önerileri dikkate alınarak hazırlanır. Aşı, 6 aydan büyük ve yumurta alerjisi olmayan herkese önerilse de bazı grupların aşı olması diğer gruplara nazaran daha önemlidir. Eğer siz de aşağıdaki gruplardan birine giriyorsanız yıllık grip aşınızı olmalısınız;

50 yaş ve üzeri kişiler

Palyatif bakım alanlar

Huzur evinde kalanlar

Kronik akciğer ve kalp hastalıklarına sahip kişiler

Kronik böbrek hastalığına sahip kişiler

Şeker hastalığı olanlar

Otoimmün hastalığı olanlar

Hamileler

Sağlık çalışanları

Kuduzdan korunmak için neler yapılmalı?

Kuduzdan korunmak için neler yapılmalı?

Kuduz; temas sonrasında uygulanacak yara bakım, aşı ve koruyucu serum gibi tedavilerle %100’e yakın önlenebilecek bir hastalık iken, önlemlerin alınmaması durumunda %100’e yakın ölüme neden olan bir hastalıktır. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Servet Öztürk, önemli açıklamalarda bulundu.

Dr. Servet Öztürk

Kuduz nedir?

İnsanlık tarihinde uzun yıllardır hayvan ısırıkları ile ilişkili ensefalit (beyin enfeksiyonu) tanımlanmıştı. 19. Yüzyılda Pastör’ün kuduz virüsünü ve aşısını keşfetmesi Enfeksiyon Hastalıkları ve aşılama konusunda yeni bir dönemin başlangıcı kabul edilebilir. Kuduz genellikle tükürüğünde kuduz virüsü olan yabani veya evcil hayvanın ısırması veya nadiren tırmalaması sonucunda açık yaradan dokuları, sonrasında sinirleri istila etmesi, sinirler boyunca da beyine yerleşmesi sonucunda meydana gelir. Beyine yerleşen virüs beyinde fonksiyon bozukluğuna neden olarak ölüme neden olur.

Belirtiler ne zaman ortaya çıkar?

Kuduz, temas ile semptomların başlaması arasında geçen süre ısırılan bölgenin beyine uzaklığıyla doğru orantılıdır. Örneğin ayaktan travma alan birisinde semptomların meydana gelmesi 1-2 ay alabilirken, baş-boyun bölge ısırıklarında bu süre birkaç günde semptomlar başlayabilir. Isırılmanın hemen sonrasında yara temizliği, bol sabunlu su ile yaranın yıkanması, aşı ve koruyucu İmmünglobulin uygulanması ile hastalık oluşma ihtimali yok denecek kadar azdır. Ancak kuduz olan bir vaka ile temas sonrasında (tırmalanma, ısırılma) yukarıda bahsedilen koruyucu işlemlerin uygulanmaması neticesinde ölüm neredeyse kaçınılmazdır.

Temasta bulunan kişiler neler yapmalı?

Kuduz riskli temas kuduz aşısı olup olmadığı kanıtlanamayan yabani veya evcil bir hayvan tarafından ısırılma ve tırmalanmaya maruz kalma olarak özetlenebilir. Kuduz riskli temasa maruz kalan birey öncelikle yarasını 5-10 dakika bol su ve sabunla yıkamalıdır. Bu işlem yara içindeki varsa virüsün temizlenmesini en azından miktarını azaltmasını sağlayacaktır. Kuduz riskli temaslı hastanın ideal olarak en kısa zamanda yara bakımı, kuduz ve tetanoz profilaksilerinin uygulanması için sağlık kuruluşlarına başvurulmalıdır. Bu süre ne kadar kısa olur ise uygulanacak tedavilerin etkinliği o kadar başarılı olur.

‘Hayvanlarınızın kuduz aşısını ihmal etmeyin’

Unutulmamalıdır ki kuduz, temas sonrasında uygulanacak yara bakım, aşı ve koruyucu serum gibi tedavilerle %100’e yakın önlenebilecek bir hastalık iken, önlemlerin alınmaması durumunda %100’e yakın ölüme neden olan bir hastalıktır. Aşılar kuduz hastalığında olduğu gibi en ucuz, insan ve toplum sağlığına en faydalı tıbbi işlemlerdir. Yaklaşık 200 sene önce ortalama insan yaşam süresi 30 iken günümüzde 80’leri geçmiştir. Bu artışta en büyük pay aşıların yaygın ve doğru kullanımına bağlı olduğu söylenebilir. Aşılama gereksinimleriniz için yaş, ek hastalık, yurtdışı seyahat gibi risklerinizi hekiminizle paylaşın.

Not: Evcil hayvanlarınızın kuduz aşısını ihmal etmeyin. Çünkü son 1 yılda kuduz aşısı yapılmış bir hayvan tarafından ısırılma durumunda hayvanın 10 gün izlemi yeterli olup hayvanda hastalık belirtisi olmaz ise aşılamaya gerek yoktur.

Virüs ve enfeksiyondan korunmak için ne yapmalı?

Virüs ve enfeksiyondan korunmak için ne yapmalı?

Sonbaharla birlikte havaların soğumaya başlaması, okulların açılması ve kapalı mekanlarda daha fazla zaman geçirilmesiyle solunum yolları enfeksiyonları daha sık görülmeye başlandı.  Bir yandan da Covid-19 enfeksiyonu çeşitli varyantlarla tehdit olmaya devam ediyor. Solunum yolu enfeksiyonlarının yalnızca Covid-19 ve gripten oluşmadığını, sonbahar ve kış aylarında çok sayıda virüs ve daha az oranda da bakterilerin enfeksiyonlara yol açabildiğini belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke, “Gribal enfeksiyonlarla birlikte şu an hakim olan Omicron sıklıkla BA.5 ve daha az da BA.4’dür. Son günlerde ABD ve İngiltere’de ortaya çıkan yeni bir alt varyant olan BA.4.6’nın da görülme sıklığı artmaktadır. Üst solunum yolu enfeksiyonu gibi seyreden ancak risk grubundaki hastalarda ciddi sorunlara yol açabilen bu varyantların özelliği, daha öncekilerden çok daha bulaşıcı olmalarıdır. Üstelik hastalığın geçirilmesiyle ya da aşı ile oluşan antikorların etkilerinden de kendilerini koruyabilmektedirler. Öte yandan Hindistan ve Avrupa’da yeni bir Omicron varyantı daha var ki bu Omicron BA.2.75 olup, deney hayvanlarında akciğerlerde de çoğalma özelliği gösterdiği saptanmıştır. Bu durum, bu varyant yaygınlaşırsa yine ciddi ve ağır bir Covid-19 enfeksiyonu anlamına geliyor” diyor. Sonbahar ve kış aylarında kapalı ortamlarda daha sık bulunma, aşı tekrar doz oranlarının düşüklüğü ve aşı tekrar dozlarının ihmali ile bu dönemde diğer mikroorganizmaların da enfeksiyon etkeni olarak görülme riskinin arttığını belirten Prof. Dr. Çağrı Büke, buna karşın bazı basit önlemlerle hastalıklardan korunmanın mümkün olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Çağrı Büke, sonbaharı sağlıklı geçirmenizi sağlayacak 7 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Çağrı Büke

 Hem Covid-19 hem grip aşısı olmayı ihmal etmeyin!

Prof. Dr. Çağrı Büke, Covid-19 ve gribin özellikle risk faktörüne sahip kişilerde ölümcül seyir gösterebildiğine dikkat çekerek hem Covid-19’a karşı tekrar aşı dozlarının hem de mevsimsel gribe karşı aşılanmanın önemine dikkat çekiyor. Özellikle 60 yaş ve üzerindeki herkesin,  12 yaş ve sonrasında ise; kronik hastalığı (diyabet, hipertansiyon, KOAH, kalp, kanser vb) olanların, bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananların, obezite hastalarının ve hamilelerin Covid-19 tekrar doz aşısı ve mevsimsel grip aşılarının mutlaka yapılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Çağrı Büke “Ayrıca aynı evde risk faktörüne sahip kişiler ile birlikte bulunan sağlıklı kişilerin ve sağlık çalışanlarının da aşılanması gereklidir. Covid-19 aşısı 80 yaş ve üzerindeki kişilerde hastalığı geçirdikten ya da son doz aşısını olduktan 3 ay sonra tekrarlanmalıdır. Diğer kişilerde ise hastalığı geçirdikten 3 ay sonra ya da son doz aşı yapıldıktan 6 ay sonra uygulanmalıdır. Mevsimsel grip aşısı ise ideal olarak ekim ayı ortalarına ya da en geç sonuna kadar tamamlanmalıdır” diyor.

Kapalı ortamlarda maske takın!

Tüm kapalı ortamlarda maske kullanımına özen gösterilmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çağrı Büke, maskenin hem Covid-19’a hem de gribal enfeksiyonlara karşı korunmada kritik önem taşıdığını söylüyor. Solunum yolu enfeksiyonlarının yalnızca Covid-19 ve gripten oluşmadığının altını çizen Prof. Dr. Çağrı Büke şöyle konuşuyor: “Sonbahar ve kış aylarında çok sayıda virüs ve bakteriler de bu tür enfeksiyonlara neden olurlar ve bunların çoğuna karşı korunmak için mevcut aşı yoktur. Diğer mikroorganizmaların bulaşmasını önlemede de maske ciddi anlamda koruyucu özelliğe sahiptir. Yine açık ortamlarda dahi olunsa mesafenin korunamadığı alanlar içerisinde risk faktörüne sahip kişiler ile temas durumunda da maske kullanılmalıdır.”

Beslenme, spor ve uykunuza dikkat edin!

Bağışıklık sisteminin güçlü olması, enfeksiyon hastalıklarına karşı korunmada büyük önem taşıyor. Prof. Dr. Çağrı Büke, bu nedenle bağırsak flora yapısının korunması, düzenli ve sağlıklı gıdalarla beslenme, yeterli dinlenme ve günde en az 7 saat kaliteli uyku, düzenli egzersiz yapma (haftada en az üç gün, en az yarım saat tempolu yürüme, yüzme vb) ve stresle başa çıkabilmeyi öğrenmenin bağışıklık sisteminin düzenli çalışmasında rol alan belli başlı faktörler olduğunu vurguluyor.

Gelişigüzel antibiyotik almaktan kaçının!

Antibiyotiklerin bakteriyel enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde kullanıldığını, ancak hekim tarafından gerekli görülürse kullanılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Çağrı Büke, toplumda yapılan en büyük yanlışlardan birinin gelişigüzel antibiyotik kullanımı olduğunu vurguluyor. Bunun, vücudun bakterilere karşı direnç gelişmesine yol açacağını ve vücudun savunma sistemini zayıflatacağını, antibiyotik kullanılması gereken durumlarda ise etki etmeyeceğini söyleyen Prof. Dr. Çağrı Büke “Solunum yolu enfeksiyonlarının önemli ve büyük kısmı virüsler ile oluşur ve antibiyotiklerin etkisi yoktur. Ancak üzerine bakteriyel bir enfeksiyon eklendiğinde kullanmak gerekebilir. Bunun gerekliliği ancak konunun uzmanı tarafından değerlendirmelerden sonra karar verilecek bir durumdur. Gelişi güzel antibiyotik kullanımı hem bağırsak florasını harap etmesi hem de direnç gelişimine yol açması nedeniyle sakıncalıdır” diyor.

Hekime danışmadan vitamin kullanmayın!

Prof. Dr. Çağrı Büke hem yetişkinlerde hem de çocuklarda hekime danışılmadan vitamin kullanılmasının sağlığa fayda yerine zarar verebileceğini belirterek şöyle konuşuyor: “Vitamin ve mineral içeren ilaçlar, ancak söz konusu vitamin ve mineraller kanda eksik olduğu saptandığında ya da etkin düzeylerde olmadıkları belirlendiğinde yerine konulursa etkilidir. Bunun dışında solunum yolu enfeksiyonlarında, eksik ya da yetersiz değilken vitamin ya da minerallerin kullanımları ek katkı sağladıklarına ilişkin kesin ve net veriler yoktur. Ayrıca bazı vitaminler ve mineraller vücutta birikip toksik etki gösterebilirler hatta organlara zarar verebilirler.”

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke

Gücenir, üzülür’ düşüncesiyle öpmekten kaçının!

Virüsler çoğunlukla öksürük, hapşırık ve konuşma esnasında etrafa yayılan damlacıkların solunmasıyla bulaştığından soğuk algınlığı geçirmekte olan kişilerle yakın temasta bulunmamak gerekiyor. Karşımızdaki kişinin üzüleceği ya da darılabileceği gibi düşüncelerle öpüşmekten de kaçınmak çok önemli. Aksi taktirde virüsler solunum sistemi yoluyla yakın temasta kolayca bulaş imkanına sahip oluyor. Sosyal mesafeyi korumak ve virüsler kalabalıkta çok daha fazla yayılma imkanı bulduğundan kapalı ortamlardan uzak durmak, ortamı sık havalandırmak gerekiyor.

Ellerinizi sık yıkayın ve yüzünüze sürmeyin!

“Bakterilerin vücuda en kolay girme yollarından birini de ellerimiz oluşturuyor” diyen Prof. Dr. Çağrı Büke, ellerin gerekli her durumda yıkanarak ya da dezenfektan kullanarak temiz tutulması gerektiğini, gün içerisinde başta ağız ve gözler olmak üzere yüze kesinlikle sürülmemesini söylüyor. Özellikle tuvalet kapıları, toplu taşıma araçlarında tutunma yerleri ile metro ve AVM’lerde yürüyen merdivenlerdeki tutunma yerlerine mümkünse kağıt peçete ile tutunmak ve hemen ardından kağıt peçeteyi çöpe atmakta fayda var. Çıplak elle tutuluyorsa da elleri en kısa zamanda temizlemek şart.

 Bu durumlarda dikkat!

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke, “Burun akıntısı, burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı, öksürük, yüksek ateş, kas ve eklem ağrısı gibi yakınmalardan bir ya da birkaçı ortaya çıktığında bunun hangi etkene bağlı geliştiğini saptamak için uzmana başvurmayı ihmal etmeyin. Bu durum ortaya çıkan enfeksiyon hastalığının hem daha ağırlaşmadan hem de toplumda daha fazla yaygınlaşmadan önlem alınması için de yararlıdır” diyor

Havuz değil deniz

Havuz değil deniz

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Hakan Kutlu, ortak kullanılan havuzlardan ishal, göz, kulak veya deri enfeksiyonu bulaşabileceğine dikkat çekerek “Havuz yerine denizi tercih edin. Havuza girecekseniz temiz olduğundan emin olun” diyor.

Bunaltan sıcaklarda, özellikle tatil bölgelerinde tercih edilen havuzlar, serinletici bir çözüm olsa da yaz döneminde havuz suyu ile bulaşan enfeksiyon oranları artıyor. Acıbadem Ankara Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Hakan Kutlu havuzu tercih edenlerin dikkat etmesi gerekenler konusunda uyarılarda bulunuyor.

Sıcakta mikroorganizmaların kolayca çoğalması, sağlıklı ya da hasta pek çok insanın aynı havuzu kullanması, bazı tesislerde havuz suyu sirkülasyonu ve klorlama yönteminin düzenli aralıklarla ve uygun yapılmaması enfeksiyon hastalıklarına yol açabiliyor. Özellikle bebek, çocuk ve yaşlıların bağışıklık sistemlerinin hassas olduğunu söyleyen ve bu nedenden ötürü denizin tercih edilmesi gerektiğinin altını çizen Dr. Kutlu “Havuzlar bakterilerin hızla üredikleri yerlerdir. Sıcak ortamda mikroplar çok kolay üreyebiliyor dolayısıyla havuz konusunda özen göstermeliyiz. Havuz suyu ile bulaşabilecek hastalıkların çok büyük kısmı klorlama yöntemiyle etkisiz hale getirilebilir. Ancak bu işlemin uygun dozlarda, belli aralıklarda ve düzenli şekilde yapılması gerekli. Ayrıca klorlamanın havuz suyundaki mikropları etkisiz hale getirmesi için belli bir sürenin geçmesi gerektiği unutulmamalı” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Hakan Kutlu

Dr. Kutlu havuz suyu ile ortaya çıkabilecek enfeksiyonlardan başlıcalarını şu şekilde sıralıyor:

-İshalller: Başlıca Criptosporidyum, Giardia, E.Coli ve Şigella gibi dışkı yoluyla bulaşabilecek, ateşli ve kanlı ishale neden olabilecek mikroplar, özellikle havuz suyunu kazara yutma sonucu hastalıklara yol açabilir.

-Kulak iltihapları: Bakımı iyi ve özenle yapılmayan havuzlarda, ayrıca dış kulak yolu enfeksiyonlarının ortaya çıkma riski de oldukça yüksektir. Özellikle Pseudomonas bakterisinin etken olduğu “Malign Otitis Externa” şiddetli kulak ağrısı, dış kulak yolunda şişme, kulak akıntısı, tıkanma ve duyma sıkıntısına ve daha ciddi komplikasyonlara neden olabilir.

-Göz enfeksiyonları: Havuz suyuyla doğrudan temas halinde olan gözlerimizde de birçok bakteri, virüs ve mantarlara bağlı hastalıklar ortaya çıkabilir ve hatta görme kaybına veya gözün kaybedilmesine neden olabilecek kadar şiddetli seyredebilir.

-Deri enfeksiyonları: Ciltte özellikle mantarlara bağlı olarak “dermatofitoz” adı verilen yüzeysel cilt enfeksiyonları görülebilir. Özellikle havuz çevresinde ortak kullanılan alanlardan ve eşyalardan bulaşarak ayak mantarı, kadınlarda vajinal mantar enfeksiyonları olabilir. Yine ciltte açık yarası olan kişilerde, havuz suyu ile yaranın teması sonrası yara yerinde hafif veya ciddi bakteriyel enfeksiyonlar gözlemlenebilir.

Havuzlar düzenli temizlenmeli

Yeterince temizlenmeyen havuzlardan “lokal” enfeksiyonlar haricinde tifo, paratifo, hepatit A gibi “sistemik” olarak tabir edilen, tüm vücutta etkisini gösteren, çok daha ciddi enfeksiyonların da bulaşabildiğinin altını çizen Dr. Hakan Kutlu “Tüm bunlara kısmi bir çözüm olarak; havuz yerine denizin tercih edilmesi, havuzun düzenli temizlendiğinden emin olunması ve enfeksiyon gelişmiş ise ihmal etmeden en kısa sürede bir doktora başvurulması uygun olacaktır” diyor.

Sağlıklı bir yaz dönemi için…

Sağlıklı bir yaz dönemi için…

Covid-19 pandemisi nedeniyle zorlu geçen kış döneminin ardından nihayet yaz mevsimi geldi. Ancak sıcakların artması, insanların daha çok havuzlar gibi ortak kullanım alanlarında bir arada bulunuyor olmaları, su ve besin hijyeninin daha zor sağlanması, kene ile sivrisinek gibi etkenlerle temas, akut bağırsak enfeksiyonundan legionella enfeksiyonuna kadar pek çok enfeksiyon riskini de beraberinde getiriyor. Tedavisi mümkün olan bu hastalıkların ciddiye alınmaması nedeniyle tanı ve tedavi süreçlerinin gecikmesi halinde kimi zaman hayatı tehdit eden boyutlara ulaşabilen sıvı-elektrolit kayıpları ve ciddi septik tablo, bir başka deyişle ağır enfeksiyon sonucunda bağışıklık sisteminin verdiği yoğun tepki ile organ ve dokularda hasarlar görülebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Semra Kavas, alacağımız basit önlemlerle yaz aylarında sıkça görülen enfeksiyonların büyük bir kısmından korunmanın mümkün olduğuna dikkat çekerek, “Hijyenik koşullarda üretilip saklandığından emin olduğumuz yiyecek ve içecekleri tüketerek; kene ve sivrisineklerden korunmak için önlemlere uyup kırsal alanlarda bulunduktan sonra tüm vücudun kene kontrolünü yaparak; deniz, havuz, banyo veya egzersiz sonrasında ıslak, terli çamaşırlar veya mayoyla uzun süre durmayarak başlıca tedbirleri almış oluruz.” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Semra Kavas, yaz aylarında en sık görülen enfeksiyonlardan korunmak için almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Semra Kavas 

Akut bağırsak enfeksiyonu (gastroenteritler)

Akut gastroenteritler (bağırsak enfeksiyonları) yaz aylarında sıkça görülen enfeksiyonları oluşturuyor. Rota ve adenovirüs gibi virüsler; E.coli, Salmonella, Shigella ve S.aureus gibi bakteriler enfeksiyon etkeni olabiliyor. Hastalık kontamine olmuş (kirlenmiş) eller, hijyenik hazırlanmamış ya da uygun koşullarda saklanmamış besinler, yetersiz dezenfekte edilmiş havuz suyunun yutulması, kanalizasyon sularıyla kirlenmiş suyun içilmesi ya da kirli suyla temas etmiş yiyeceklerin tüketilmesiyle bulaşıyor. Dr. Semra Kavas, bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı ve ateş gibi belirtilerin birkaçını içeren tablolarla kendini belli eden bu enfeksiyonların en önemli sonucunun sıvı kaybı olduğuna işaret ederek, “Dolayısıyla tedavinin bel kemiği, sıvı ile tuz kaybının zamanında ve hastalığın şiddetine uygun şekilde yerine konmasıdır. Bakteriyel etkenlerin bazıları için antibiyotik tedavisi gerekebiliyor” diyor.

Nasıl korunmalı?

  • El hijyeninize dikkat edin.
  • İçme sularının ve yiyeceklerin yıkandığı suların temizliğinden emin olun.
  • Temizliğinden ve saklama koşullarından emin olmadığınız gıdaların tüketiminden kaçının.
  • Süt ve süt ürünlerinin sıcak ortamlarda kolay bozulabildiğini unutmayın.

İdrar yolu enfeksiyonu

Kirli havuz ile sulara girmek, ıslak ve kirli mayoları değiştirmemek, yeterli su içmemek gibi nedenlerle özellikle kadınlarda idrar yolu enfeksiyonu görülme sıklığı artıyor. Bu enfeksiyon idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma isteği, karın alt bölgesinde ağrı ve rahatsızlık hissi, karında şişlik, bulanık ve kokulu idrar, bulantı, kusma ile ateş gibi belirtilere yol açıyor. Tanı konulması ve tedavisi kolay olmakla birlikte, ihmal edilmesi halinde ciddi böbrek enfeksiyonlarına neden olabiliyor.

Nasıl korunmalı?

  • Yaz aylarında su içmeyi arttırın.
  • İdrarınızı kesinlikle tutmayın.
  • Klorlama ve su analizi yapıldığından emin olunmayan havuzları tercih etmeyin.
  • Suya girmeden önce ve çıktıktan sonra duş alın.
  • Islak mayo ile kalmayın, mayonuzu sudan çıktıktan sonra hemen değiştirin.
  • Tuvalet sonrası temizlik kadınlarda önden arkaya doğru yapılmalı.

Mantar enfeksiyonları

Sıcak havalar, deniz ve havuz gibi faktörler genital bölge ile cilt mantar hastalıklarında artışa neden olabiliyor. Özellikle kadınlarda, diyabet hastalarında ve yakın zamanda antibiyotik kullanan kişilerde genital mantar enfeksiyonu riski artıyor. Mantar enfeksiyonları genital bölgede ağrı, kaşıntı, akıntı; ciltte renk değişikliği, kaşıntı, kepeklenmeler ile ortaya çıkabiliyor. Dr. Semra Kavas, “Mantar enfeksiyonlarının çoğunlukla kremlerle tedavisi mümkün olsa da bazı koşullarda ağızdan mantar ilaçlarının alınması gerekebiliyor” diyor.

Nasıl korunmalı?

  • Havuz ve deniz sonrası ya da terledikçe ıslak kıyafetlerinizi kurusuyla değiştirin.
  • Pamuklu iç çamaşırı giymeye, sık sık çamaşır değiştirmeye dikkat edin.
  • Hava geçiren ayakkabıları tercih edin.
  • Beslenme düzeninize dikkat edin; bol su içilmeli, sindirimi kolay olan hafif gıdaları tercih etmeli, baharat kullanımını azaltmalı, paketli gıda tüketiminden kaçınmalı, meyve ve sebzeden zengin beslenmelisiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Böcek ısırıklarıyla oluşabilen enfeksiyonlar

Yaz aylarında dış ortamda geçirilen zaman arttığı için hastalık taşıyıcı olabilen keneler ve sivrisinekler gibi etkenlerle temas riski artıyor. Viral bir hastalık olan ve hayatı tehdit edebilen Kırım Kongo kanamalı ateşi kene ile bulaşıyor ve yüksek ateşle seyrediyor. Yine kene ile bulaşan Lyme hastalığı ve Q ateşi de ülkemizde görülüyor ve ateşin eşlik ettiği farklı klinik tablolara sebep oluyorlar. Dr. Semra Kavas, bu enfeksiyonların antibiyotikler ile tedavi edilebildiklerini belirterek, “Ayrıca özellikle yurt dışı seyahat öyküsü olan ateşli hastalarda altta yatan neden sivrisineklerle bulaşan ve Afrika ile Asya ülkelerinde sık görülen sıtma, Batı Nil virüsü veya Zika virüs hastalığı olabiliyor” diyor.

Nasıl korunmalı?

  • Kırsal alanlarda, kenelerin vücudunuza girebileceği açık yerlerinizi kapatın.
  • Kenelerin kolay fark edilebilmeleri için açık renkli kıyafetler giyin.
  • Eve döndüğünüzde kıyafetlerinizi çıkararak kene açısından kontrol yapın.
  • Sıtma yönünden, riskli bölgelere seyahat öncesinde alacağınız ilaçlar için seyahat sağlığı ile ilgili merkezlere başvurun.
  • Bataklık, su birikintisi ve çalılık alanlarından uzak durun.
  • Çevresel kontrolün sağlanamadığı bölgelerde doğrudan cilde uygulanmayan ve toksik içerikli olmayan sinek-kene kovucu maddeler kullanın.

Solunum yolu enfeksiyonları

Boğaz ağrısı, öksürük, burun akıntısı, kas-eklem ağrıları ve ateş, üst solunum yolu enfeksiyonlarının sıklıkla görülen belirtilerini oluşturuyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Semra Kavas, genellikle virüslerin etken olduğu bu hastalıkların destek tedavilerle ortadan kalktığını vurgulayarak, “Yaz aylarında daha sık rastlanan ve solunum yollarından bulaşan Lejyoner hastalığı da, legionella türü bakterinin sebep olduğu ciddi bir akciğer enfeksiyonudur. Bakteri genellikle çevresel kaynaklardan yayılan soğutma kulelerinin fanlarından, jakuzi ve duş başlıklarından, sprey nemlendirme cihazlarından ve dekoratif fıskiyelerden yayılan su damlacıklarının solunmasıyla bulaşıyor. Tedavi büyük önem taşıyor, aksi halde ek hastalıkları olan, ileri yaş ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde ölüm oranları yüzde 50’nin üzerinde seyrediyor.

Nasıl korunmalı?

  • En önemli önleme el temizliğiyle mümkün oluyor. Ellerinizi sık sık en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkamayı alışkanlık edinin.
  • Sabun ve su yoksa, en az yüzde 60 alkol içeren alkol bazlı el dezenfektanı kullanın.
  • Gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza kirli, yıkanmamış ellerle dokunmayın.
  • Hasta olan insanlarla yakın temastan kaçının.
  • Öksürüğünüzü mendille kapatın ve mendile hapşırın. Ardından mendili çöp kutusuna atın.
  • Kapalı kalabalık ortamlarda uzun süre kalmanız gerekliyse cerrahi maske kullanın.
  • Sık dokunduğunuz yüzey ve eşyaları (gözlük, çanta, cüzdan vs) normal bir temizleme spreyi, dezenfektan mendil veya su-sabunla silerek temizledikten sonra kullanın.
  • Klimaların temizlik ve bakımlarını düzenli olarak yaptırın.
  • COVİD-19 aşınızı, risk grubunda iseniz pnömokok ve influenza aşılarınızı mutlaka yaptırın.