Yazılar

Her 7 çiftten biri tüp bebek tedavisine başvuruyor!

Her 7 çiftten biri tüp bebek tedavisine başvuruyor!

Dünyada ve ülkemizde obezite, stresli yaşam koşulları ve sigara kullanımı gibi etkenler nedeniyle infertilite sorunu yaşayan çiftlerin sayısı giderek artıyor. Öyle ki ülkemizde 7 çiftten biri doğal yollarla hamilelik oluşmadığı için tüp bebek tedavisine başvuruyor. Tüp bebek yönteminde baş döndürücü hızla yaşanan gelişmeler sayesinde bazı çiftler yapılan ilk transfer işleminden sonra bebeklerini kucaklarına alabiliyor. Ancak bazılarında ise tedavi başarısızlıkla sonuçlanabiliyor. Gebelik elde edilmediğinde çiftler hayal kırıklığına uğrayarak, tedaviyi bırakabiliyor. Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağlar Yazıcıoğlu, günümüzde tüp bebek tedavisinin inferlititede en etkin tedavi yöntemi olduğuna dikkat çekerek, “Aslında tekrarlayan tüp bebek başarısızlıklarında buna yol açan etkenler belirlenir ve doğru yöntemler uygulanırsa, çiftlerin çocuk sahibi olma şansları büyük oranda artıyor. Sorunun yumurtadan mı, spermden mi, rahimden veya tüplerden mi kaynaklandığını belirleyip, yeni tedavi öncesi hazırlık yaparak tedaviye başlamak kritik öneme sahiptir” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağlar Yazıcıoğlu, tüp bebek tedavisinde başarıyı artıran etkenleri anlattı, önemli önerilerde bulundu.  

Dr. Çağlar Yazıcıoğlu

Tedavi için gecikmemek

Tüp bebek tedavisinin başarısını belirleyen en önemli etken kadının yaşı oluyor. Zira, kadınlarda üreme yeteneği 20-40 yaş arasında en yüksek seviyedeyken, 40 yaşından sonra hızlı bir şekilde düşüyor. Dolayısıyla tüp bebek yönteminde gecikmemek tedavinin başarısında kilit rol oynuyor.

Yumurta rezervine dikkat

Yumurta sayısı kadın yaşından sonra tedavi başarısını belirleyen en önemli 2. faktörü oluşturuyor. İyi yumurtalık rezervine sahip kadınlarda, yumurta sayısının normalde her bir yumurtalıkta 7-8 civarında olması bekleniyor. Yumurta sayısı azlığında anti-müllerian hormonunun seviyesi düşüyor. Dr. Çağlar Yazıcıoğlu, “Yumurtalık rezervi düşük olduğunda, genç yaşta olsalar bile anne adaylarının tüp bebek tedavisine başvurmaları gerekiyor. Bebek planını ertelemek durumunda olan anne adaylarının da embriyo ya da yumurta dondurma işlemini yaptırmalarında fayda var” diyor.

Kaliteli yumurta ve sperm seçmek

Kaliteli yumurta geliştirmek, kaliteli sperm seçmek, kaliteli embriyo oluşturmak ve iyi yapılan bir transfer, yüksek hamilelik oranını sağlayan en önemli etkenleri oluşturuyor. Zira, kaliteli embriyolar sayesinde hamilelik şansı yüksek oranda artıyor.

Rahim filmi (HSG) önemli

Tüplerde sıvı (hidrosalpinx) veya polip, perde gibi rahim içi sorunlar, embriyo kaliteli de olsa hamileliği engelleyebiliyor ya da düşüklere sebep olabiliyor. İyi çekilmiş rahim tüp filmi bu sorunların tespitinde büyük önem taşıyor.

Üreme organı hastalıklarına dikkat!

Tüp bebek tedavisinde embriyo transferi öncesinde, tüplerde sıvı varsa, rahime sıvı akmaması için tüpler laparoskopiyle kapatılıyor. Rahimde polip, perde ve yapışıklık gibi sorunlarda da rahim içi dokuya zarar vermemeye özen gösterilerek histeroskopi (vajinal yoldan girilerek kamera ile endoskopik olarak yapılan kesisiz ameliyat) operasyonu gerekebiliyor.

Dr. Çağlar Yazıcıoğlu

Genetik analiz yapmak

Tekrarlayan tüp bebek denemelerinin bir başka önemli sebebi ise eşlerde görülen ancak bulgu vermeyen genetik anomaliler olabiliyor. İhtiyaç halinde embriyolardan biyopsi alınıyor. Tek tek dondurulan embriyolardan kromozomları sağlıklı olanları belirleniyor ve rahim hazırlanıyor. Ardından genetik olarak sağlıklı embriyo çözülerek transfer yapılıyor.

İltihaplanmayı gidermek

Vücutta oluşan ve toplumda iltihaplanma olarak bilinen inflamasyon, tüp bebek tedavisinde başarı şansını düşüren bir başka önemli faktörü oluşturuyor. İnflamasyon, mikrobik ya da mikropsuz toksik etkenlere karşı vücudun kendisini korumaya yönelik savunma cevabıdır. Ancak inflamasyon sürekli devam ettiğinde doku ödemi ve yangısal reaksiyon nedeniyle vücuda zarar veriyor. Erkekte ve kadında üreme hücreleri de bundan ciddi anlamda etkileniyor. Sonuç embriyo kalitesine yansıyor. Dolayısıyla tüp bebek yönteminden yüksek başarı elde edilmesi için inflamasyonun mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor.

Sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmek

Obezite, sigara ve kalitesiz uyku gibi etkenler de tüp bebek tedavisinde başarıyı önleyebiliyor. Dolayısıyla çiftlerin sigarayı bırakmaları, sağlıklı beslenerek fazla kilolarından kurtulmaları, düzenli spor yapmaları, uyku hijyeni sağlamaları ve antioksidan desteğiyle vücuttaki inflamasyonu azaltmaları, sperm ile yumurtanın kalitesini artırabiliyor. Bu sayede kaliteli embriyo gelişimi ve hamilelik şansı önemli oranda artabiliyor.

Sperm DNA hasarı varsa!

Erkeklerde özellikle aşırı sigara kullanımı, yüksek ısıya maruz kalmak, ortamdaki kimyasal maddeler, bazı hastalıklar nedeniyle kullanılan ilaçlar, kemoterapi ile radyoterapi gibi etkenler spermlerde DNA hasarına yol açabiliyor. Tüp bebek tedavisinde başarıyı artırmak için yüksek sperm DNA hasarı varlığında sigarayı bırakmak, vücut yağ oranını azaltmak, enfeksiyon varsa tedavi etmek, antioksidan kullanmak ve hormonal regülasyon sağlamak embriyonun kalitesi ile tedavi başarısını belirgin olarak artırıyor.

Enfeksiyonları tedavi etmek

Bazı bulgu vermeyen trikomonas ve üreoplazma gibi üreme enfeksiyonları da sperm kalitesini olumsuz etkiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağlar Yazıcıoğlu, “Bu etkenlerin genital panel PCR testiyle tespit edilip tedavi öncesinde giderilmesi, özellikle başarısız denemeleri olan çiftlerde kaliteli sperm ve kaliteli embriyo gelişimi açısından önemli oluyor” diyor.

Hamileler evden çıkarken bu önlemleri mutlaka almalı

Hamileler evden çıkarken bu önlemleri mutlaka almalı

Hamilelik döneminde vücut ısısı normalden daha yüksek oluyor ve bu durum anne adaylarını sıcaklık artışına karşı çok daha duyarlı hale getiriyor. Bu nedenle sıcak ve nem artışının yaşandığı yaz mevsiminde hamilelik sıkıntılı bir sürece dönüşebiliyor. Örneğin anne adaylarında baş ağrısı, kas krampları, mide bağırsak problemleri, nefes almada güçlük, ödem, endişe, gerginlik ve huzursuzluk gibi ruh hali değişiklikleri daha sık görülüyor. Dahası, anne adayının vücut ısısı 39 derecenin üzerine çıkarsa dehidrasyon ve sıcak çarpması gibi ciddi sorunlar gelişebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Jale Dal Ağca,  yaz aylarında gelişebilecek sağlık sorunlarını önlemek için bolca su içmenin ve güneşin zararlı ışınlarından kaçınmanın son derece önemli olduğuna dikkat  çekerek, “Sıcak havalarda yetersiz su içmek baş dönmesi ve bayılmanın yanı sıra organlarda hasar ve erken doğumla sonuçlanabilen dehidrasyona yol açabiliyor. Bunun yanı sıra, yapılan çalışmalar hamileliğin 6-8. haftalarında hipertermi, yani vücut ısısının yükselmesi sorunu yaşayan annelerde bebeklerin daha yüksek oranda spina bifida gibi nöral tüp defekti riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Jale Dal Ağca,  anne adaylarının yaz mevsiminde sağlıklı ve rahat bir hamilelik geçirebilmeleri için almaları gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Jale Dal Ağca

Dr. Jale Dal Ağca

Kıyafetiniz pamuklu olsun

Vücut ısınızın yükselmemesi için yaz aylarında rahat, havadar, pamuklu ve hafif kıyafetleri tercih etmeniz önem taşıyor.

Güneş ışığından uzak durun

Hamilelik döneminde güneş yanığına ve cilt lekelerine daha yatkın olduğunuz için öğle saatlerinde asla dışarı çakmayın. Eğer mecbursanız, en az SPF 30 güneş koruyucusu krem, güneş gözlüğü, geniş kenarlıklı şapka veya güneş şemsiyesi kullanarak kendinizi sert UV ışınlarından koruyun. Kreminizi gün içinde terlediğinizde ya da yüzdükten sonra tekrar uygulayın ve özellikle yüzünüzü koruduğunuzdan emin olun.

Bol su içmeyi alışkanlık edinin

Metabolizma hızının yükselmesi nedeniyle hamilelikte sıvı ihtiyacı artıyor. Yeterli sıvı kan dolaşımını iyileştiriyor, vücut ısısını düzenliyor. Böbreğe giden kan hacmi arttığı için idrar yolu enfeksiyonlarına karşı da koruyuculuk sağlıyor. Su tüketimi aynı zamanda mide problemleri ve kabızlık sorununun giderilmesinde de çok etkili oluyor. Besinler bebeğe daha iyi ulaşıyor, toksinler vücuttan daha iyi temizleniyor ve ödem oluşumu azalıyor. Yetersiz su içildiğinde aynı zamanda bebeğin de suyu azalabiliyor. Son aylardaki sıvı kaybı yalancı doğum kasılmalarını da tetikliyor ve sıvı kaybı düzeltilmezse kan hacminde ve kan basıncındaki azalma erken doğum eylemine neden olabiliyor. Dolayısıyla günde en az 8-10 bardak su içmeyi alışkanlık edinin, eğer egzersiz yapıyorsanız bu miktarı arttırın.

Vücudunuza su püskürtün

Yanınızda su dolu sprey şişesi bulundurun ve vücut ısınızı düşürmek için kendinize periyodik olarak su püskürtün.

Bol bol yüzün

Yüzmek yaz aylarında serinlemeniz için yapılabileceğiniz en güzel aktivite. Yüzmenin serinlemenizi sağlayabilmesi dışında, suyun kaldırma gücü sayesinde rahat hareket etmenizi sağlayacak düşük dirençli, bacak ve bel-sırt kaslarınızı güçlendirme açısından da en etkili egzersiz olduğunu unutmayın. Bu sayede kalp damar sistemine yük bindirmeden kan dolaşımını düzenliyor, uyku kalitesini arttırıyor, kilo kontrolü sağlıyor. Günde 30 dakika çok rahat yüzebilirsiniz. Ancak yüzerken birkaç noktaya dikkat etmenizde fayda var; aşırı efor harcamamaya çalışın, yavaş ve emin yüzün. Kramp ihtimalini göz ardı etmeyip, kıyıdan çok uzaklaşmayın. Güneşin daha az etkili saatleri tercih edin.

Havuz yerine denizi tercih edin

Eğer mümkünse denizde yüzmeyi tercih edin. Denizde yüzme şansınız yoksa, temizliğinden emin olduğunuz, havalandırması iyi olan havuzlardan yararlanabilirsiniz. Enfeksiyon riskine karşı ıslak mayo veya bikiniyle oturmayın. Havuzdan çıktıktan sonra hemen duş alıp, mayonuzu değiştirin. Denizden sonra bir süre tuzlu suyun cildinizde kalmasına izin verebilirsiniz, ancak yine ıslak mayonuzu değiştirmeniz gerektiğini unutmayın. Eğer düzenli yüzme şansınız yoksa güneşin etkisini yitirdiği saatlerde 45 dakika- bir saat yürüyüş yapmanız, bir diğer güvenilir egzersiz seçeneğinizdir.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Egzersiz saatlerine dikkat edin

Yaz aylarında egzersizlerinizi sıcak basması riski nedeniyle sabahın erken saatleri veya güneş battıktan sonra yapmaya özen gösterin. Zira, sıcak hava terlemeyi arttırdığı için su ve mineral kaybınız daha fazla oluyor. Hamilelikte akciğer hacminin azalması, sıcak ve nemli havalarda nefes almanızı da iyice zorlaştırıyor.  Dışarıdaki hava herhangi antrenman için elverişli değilse klimanın olduğu iç mekanları tercih edin.

Uzun süre ayakta kalmayın

Yaz aylarında sık görülen diğer bir sorun ise bacaklarda şişme, bir başka deyişle ödem oluyor. Ödemi hafifletmek için her gün ayaklarınızı kalp seviyenizin üzerine kaldırarak biraz zaman geçirin. Çok uzun süre ayakta kalmamak, rahat ayakkabılar giyinmek, düzenli egzersiz yapmak ve bol su içmek, ödem için uygulamanız gereken diğer önlemleri oluşturuyor.

Kafein ve baharatlardan uzak durun

Yaz aylarında iştahınız azalsa da sizin ve bebeğinizin sağlığı için protein açısından zengin yiyecekler ve sağlıklı yağlarla beslenmeye özen gösterin. Kavun, karpuz, çilek ve salatalık gibi bol miktarda su içeren meyve ile sebzeleri keyifle tüketebilir, sağlıklı soğuk içecekler hazırlayabilirsiniz. Kahvede bulunan kafein idrar sökücü etkisiyle sıvı kaybına, baharatlı besinler de vücudumuzda ısı üretimine neden oluyorlar. Kışın ısınmak için özellikle içeceklerde tükettiğimiz tarçın, zencefil ve zerdeçalın yanı sıra yemeklere eklediğimiz pul biber, karabiber ile kekik gibi baharatlar da vücut ısısını artırıyor. Dolayısıyla kafein alımını azaltmak, yatmadan önce sıcak içeceklerden ve baharatlı yiyeceklerden uzak kalmak serin kalmanızda fayda sağlayacaktır. Ayrıca yemeklerde pul biber ve karabiber yerine taze yeşilbiber kullanmanız da daha iyi bir seçenek olacaktır. Besin zehirlenmesine karşı, yaz sıcağında çabuk bozulabilecek olan gıdaları tüketmemeye de dikkat edin.

Ayaklarınızı soğuk suya batırın

Yorgunluk, baş dönmesi, halsizlik veya aşırı susama sorunları yaşarsanız, hemen iç mekana sığının. Vücudunuzun sıcaklığını düşürmek için uzanın ve soğuk bir içecek tüketin. Ayak tabanlarınıza, avuç içlerinize ve yanaklarınıza soğuk kompresler uygulamanız, ayaklarınızı soğuk suya batırmanız, vücut sıcaklığını düşürmenizi kolaylaştıracaktır. Durumunuz düzelmezse mutlaka doktorunuzla konuşun.

Hamileliğin ilk üç ayında aşı yaptırmak riskli mi?

Hamileliğin ilk üç ayında aşı yaptırmak riskli mi?

Hamilelik, bağışıklık sisteminin zayıfladığı bir dönem olduğu için bulaşıcı hastalıklara karşı hassasiyet artıyor. Anne adaylarının aşılanmaları anne karnındaki fetüsün ve doğumdan sonra yenidoğanın önlenebilir olan enfeksiyonlara karşı bağışıklık kazanmalarında önemli rol oynuyor.

Aşıların temel amacı, anne adaylarının yüksek risk altında oldukları bulaşıcı hastalıklara karşı korunmalarını sağlamak. Aşılama sayesinde aynı zamanda düşük, bebekte gelişme geriliği ve zekâ geriliği gibi ağır tablolar da önlenebiliyor. İdeali, aşıların hamilelik öncesinde tamamlanması olsa da, hamilelik sırasında da aşı uygulamaları yapılıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, her aşının kendine özel bir uygulama takvimi olduğunu belirterek, “Canlı aşılar haricinde hamilelikte uygulanabilen tüm aşılar, hamileliğin ilk 3 aylık dönemi de dahi olmak üzere herhangi bir hamilelik haftasında yapılabiliyor. Ancak yine de, hamileliğin ilk 3 ayı organ gelişimi olan dönemi kapsadığı için aşıların mümkünse 3 aydan sonra uygulanması tercih ediliyor” diyor. Hamilelikte standart aşı takvimine göre yapılması gereken aşıların yetersiz dozda ve sürede uygulandıklarında etkinliklerinin azalacağına dikkat çeken Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, “Örneğin tetanoz aşısında, doğumdan en geç 2 hafta önce aşı dozunun tamamlanmış olması gerekiyor. Yeterli süre sağlanmadıysa tek doz tetanoz aşısı olan anne ve bebek bu hastalık açısından risk altında oluyor.” bilgisini veriyor.

Pause Dergi

Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran

HANGİ AŞI NE ZAMAN YAPILMALI?

Amerikan Obstetrik ve Jinekoloji Derneği (ACOG) tüm hamileler için rutin olarak tetanoz, difteri, boğmaca, hepatit B ve influenza aşılarını öneriyor. Hamilelikte iyi bir güvenlik profiline sahip olan bu aşılar yenidoğana pasif koruma sağlayabiliyor ve düşüğe neden olmuyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, hamilelik döneminde yaptırılması yaşamsal öneme sahip olan aşıları şöyle anlatıyor:

İNFLUENZA

İnfluenza aşısı, hamilelikte önerilen bir diğer önemli aşılardan. Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, influenza enfeksiyonunun hamilelikte daha ağır seyredebildiği için hepatit B enfeksiyonundan daha farklı bir özellik taşıdığına dikkat çekerek, “Zira influenza annede akciğer ile kalp sorunlarında, hastanede yatışta ve düşükte artışa neden olabiliyor” diyor. Bunların yanı sıra hamilelikte influenza aşısının antikorları plasentadan geçerek bebeği koruyor. Bu sayede influenza aşısı anne adaylarının yanı sıra 6 aydan küçük yenidoğanlarda da koruma sağlıyor.

Ne zaman yapılmalı?

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, 14. hamilelik haftasından sonra, influenza mevsimi boyunca, (Eylül-Nisan aylarında) hamilelere influenza aşısını öneriyor.

COVID – 19 AŞISI

Covid-19 pandemisinde yapılan çalışmalarda, anne adaylarında, hamile olmayanlara göre bu enfeksiyonun daha ağır seyrettiği izlenmiş. Çalışmalar sonucunda; inaktif Covid-19 aşı uygulamalarının anne adayları ve yenidoğan için hamileliğin her aşamasında etkin ve güvenli olduğu tespit edilmiş. Bu nedenle anne adaylarına T.C. Sağlık Bakanlığı’nın ve Kadın Doğum Derneklerinin önerisi doğrultusunda Covid-19 aşısı tavsiye ediliyor.

Ne zaman yapılmalı?

Covid – 19 aşısını, hamileliğin ilk 12. hafta sonrasına kadar ertelemenin gerekli olduğuna dair bir kanıt mevcut değil. Bu nedenle aşı hamileliğin her döneminde uygulanabiliyor. Bir doz Covid-19 aşısı orijinal alfa varyantına karşı iyi bir koruma sağlıyor, ancak virüsün delta varyantı ile iyi bir bağışıklık seviyesi sağlamak için iki doz gerekiyor. İkinci doz, ilk dozdan 8 hafta sonra uygulanıyor. Omicron varyantına karşı en iyi korumayı sağlamak için bir doz güçlendirici (üçüncü doz) öneriliyor.

TETANOZ – DİFTERİ AŞISI

Tetanoz enfeksiyonu; hamilelikte yaralanma, ısırık, trafik kazası ve yanık gibi durumlarda veya doğum esnasında bebeğin göbek kordonunun (özellikle evde yapılan doğumlarda) hijyenik olmayan bıçak gibi alet ile kesilmesi ya da pansuman edilmesi sonucu gelişebiliyor. Aşılama sayesinde hem hamilelikte ortaya çıkabilecek tetanoz enfeksiyonunun şiddeti azalıyor, hem de buna bağlı gelişebilecek olan erken doğum ve ölü doğum riski düşüyor. Bunların yanı sıra bebekte gelişebilecek olan nörolojik sorunlar da önlenebiliyor.

Difteri hastalığı da solunum yollarında ölümcül sonuçlara yol açabilen bir hastalık. Difteri toksoid aşısı çocukluk çağından itibaren aşı takviminde tetanoz aşısı ile birlikte uygulanıyor. Yaygın aşılama programı ile de dünya genelinde oldukça az görülmeye başlandı. Ancak çocukluk çağında aşılamayla ömür boyu bağışıklık sağlanamadığı için hamilelik durumunda tetanoz aşısı ile birlikte uygulama tekrarı yapılıyor.

Ne zaman yapılmalı?

Tetanoz- Difteri aşı takvimine göre; aşının ilk dozu hamileliğin 4. ayında veya henüz yapılmadıysa 4. aydan sonra ilk muayenede uygulanıyor. İkinci doz, ilk dozdan en az 4 hafta sonra yapılıyor, bu sayede 1-3 yıl koruma sağlanmış oluyor. Bununla birlikte; 2. dozdan en az 6 ay sonra yapılan 3. doz uygulaması ile 5 yıl ve 3. dozdan en az bir yıl sonra ya da bir sonraki hamilelikte uygulanan aşı ile 10 yıl bağışıklık sağlanıyor. Yine aşı takvimine göre; 4. dozdan en az bir yıl sonra ya da bir sonraki hamilelikte uygulanan aşı ile doğurganlık çağı boyunca koruma sağlanıyor. Daha önce beş tam doz ile aşılanan kadınlarda, son 10 yılda ek doz yapılmamışsa, hamilelikte tercihen 20-36 haftalar arasında tek doz aşılama yeterli oluyor.

Pause Dergi

HEPATİT B AŞISI

Hepatit B aşısı, anne adayının daha önceden bağışıklığı yoksa yapılabiliyor. Hamilelikte geçirilen hepatit B enfeksiyonunun normal popülasyona göre daha ciddi seyretmesi beklenmiyor. Ancak yenidoğana enfeksiyonun aktarılması riski oluyor. Dolayısıyla daha önceden hepatit B enfeksiyonuna bağışıklık kazanmamış olan anne adaylarının hamilelik döneminde aşılanmaları, yenidoğanda ciddi sorunlar oluşturabilen hepatit B virüsünün bulaşma riskini azaltıyor.

Ne zaman yapılmalı?

Hamileliğin 0, 1 ve 6. aylarında uygulanan aşı hem anneyi hem doğumdan sonra bebeği koruyor.

BOĞMACA AŞISI

Boğmaca aşısı çocukluk çağında aşı takviminde yer alıyor, ancak ömür boyu bağışıklık sağlamıyor. Bu nedenle yüksek riskli hasta grubuna (sağlık çalışanları, bağışıklığı baskılanmış kişilerle yaşayan, küçük çocuklarla yaşayan veya çalışan kişiler) ek doz uygulamaları öneriliyor.

Ne zaman yapılmalı?

Hamilelik döneminde 6. aydan sonra, doğacak bebeği korumaya yönelik, boğmaca aşısının uygulanması tavsiye ediliyor. Bu sayede bebeğe erken dönemlerinde pasif koruma imkânı sağlanabiliyor.

Hamilelikte bu aşılara dikkat!

  • Hamilelik döneminde önerilmiyor: Canlı aşıların anne karnında fetüsü enfekte etme riski oluyor. Bu nedenle oral polio, kızamık- kızamıkçık- kabakulak, zona, suçiçeği ve verem aşıları, canlı aşılar oldukları için hamilelikte önerilmiyorlar. Hamilelik döneminde tavsiye edilmeyen diğer bir aşı ise Human Papilloma Virus (HPV) aşısı. HPV aşısıyla ilgili yapılmış çalışmaların az olması nedeniyle, güvenli olduğu kısıtlı çalışmada gösterilmiş olsa da, hamilelik döneminde uygulanması tavsiye edilmiyor.
  • Zorunluluk halinde uygulanıyor: Pnömokok, hepatit A, meningokok, inaktif polio ve hemafilus influenza aşıları; çeşitli risk faktörleri, gereklilik durumları ve yaş faktörüne göre uygulanması önerilen aşılardan. Ancak bu aşıların fetüs açısından güvenilirlikleri net değil. Örneğin pnömokok aşısı ile hemafilus influenza, kronik hastalıklara sahip ve bağışıklık sistemi zayıflamış hastalar gibi yüksek riskli kişilerde zorunluluk halinde uygulanabiliyor.
  • Hamilelik öncesi tamamlanıyor: Anne olmak isteyen kadınlarda kızamık, kabakulak, kızamıkçık ve suçiçeği gibi enfeksiyonlar açısından bağışıklığın olup olmadığı kontrol ediliyor. Bağışıklığı yoksa hamilelik öncesi aşılarının tamamlanması sağlanıyor. Zira, daha önceden bu enfeksiyonlarla karşılaşmamış veya bağışıklığı olmayan anne adaylarında bu hastalıkların gelişmesi halinde hamilelik ve doğacak bebek olumsuz etkilenebiliyor.

Aşırı kanamalarda TCEA tedavisi!

Aşırı kanamalarda TCEA tedavisi!

Dünya Sağlık Örgütü menopozu; ‘Kadının başka bir sebep olmaksızın, geriye dönük olarak en az bir yıl süreyle hiç adet görmemesi’ olarak adlandırıyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine menopoz bir hastalık değil, kadınların hayatındaki doğal süreçlerden birini oluşturuyor. Ancak kadınlar menopoz dönemine yaklaştıkça, özellikle hormon düzeylerindeki değişikliğe bağlı olarak, adet düzeninde sıklıkla değişiklikler görülüyor. Yani, kadınların çok düzenli gördükleri periodlar aniden bitmiyor, bir geçiş döneminin sonrasında menopoz başlıyor. Bu geçiş döneminde adet kanamalarında yaşanan önemli sorunlardan biri ise ‘uzun süren aşırı kanamalar’ oluyor. Sosyal, iş ve evlilik hayatını olumsuz etkileyebilen aşırı kanamaların tedavisinde uygulanan ‘Endometrial Ablasyon’ yöntemi, kadınların hayat kalitesini hızlıca düzeltebiliyor. Üstelik günübirlik uygulanan bu yöntemde rahmin alınmasına gerek duyulmuyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, “İlaç veya rahim içi araç gibi diğer tedavilere yanıt vermeyen veya o yöntemlerin kullanılamadığı hastalarda uygulanan Endometrial Ablasyon ile hastanın rahmi korunurken, cerrahi gereksinim de çok azalıyor” diyor.

Pause Dergi

Prof. Dr. Taner Usta

Anemiye neden olabiliyor!

Uzayan veya zamansız olan şiddetli kanamalar, özellikle aktif hayatın içindeki iş kadınlarını çok zor durumlarda bırakabiliyor. Bu kanamalar sadece kadınların hayat kalitesini olumsuz etkilemekle kalmıyor, bazı klinik tablolara da yol açabiliyor. Örneğin devamlı ped veya hasta bezi kullanma ihtiyacı vajinal florayı (ortamı) bozarak geçmeyen vajinal akıntı ve vajinal enfeksiyonlara neden olabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, bu sorunların yanı sıra devamlı, sık veya fazla miktardaki kanamanın anemiye (kansızlık) de yol açabildiğine işaret ederek, “Bu aneminin diğer anemilerden en önemli farkı  ise kan seviyesindeki düşmenin ana sorumlusu olan vajinal kan kaybını engellenmeden, aneminin tam olarak tedavi edilememesidir” bilgisini veriyor.

Tedaviye ihtiyaç duyulabiliyor

Kadının günlük hayatını çok olumsuz etkilemiyorsa ve patolojik bir nedene bağlı oluşmamış ise aşırı vajinal kanamanın sadece izlenmesi yeterli geliyor. Miyom, rahim duvarında anormal kalınlık artışı, rahim içinde polip veya iltihap gibi tablolar saptanırsa, lezyona yönelik tedavi yapılıyor. Prof. Dr. Taner Usta, ancak önemli sayıda kadının günlük hayatı olumsuz etkileyen kanamalar nedeniyle tedaviye ihtiyaç duyduklarını vurgulayarak, “Tedavi yöntemlerinin başında ise östrojen ve progesteron içeren tabletler gibi ilaç tedavisi geliyor. Bu tedaviden başarılı sonuçlar alınıyor. Uygun hastalarda ilaç salgılayan rahim içi araç da tedavide oldukça etkindir” diye konuşuyor.

Pause Dergi

Bu yöntemle kanama durduruluyor!

Hastaların büyük çoğunluğu ilaç tedavisi ve ilaç salgılayan rahim içi araçtan faydalansalar da bazılarında tedavilerden yanıt alınamıyor. Günümüzde bu hastalarda rahmi almadan da kanamayı durdurabilecek olan ‘Radyo Frekans (RF) Endometrial Ablasyon’ yönteminden oldukça başarılı sonuçlar elde edilebiliyor. Bu yöntem; aşırı adet kanaması olan veya adet kanamaları 10 günden fazla süren, aşırı kanama nedeniyle kansızlık riskiyle karşılaşan ve rahmin alınmasının uygun olmadığı kadınlarda tercih edilebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, Radyo Frekans Endometrial Ablasyon yönteminde rahmin iç tabakasının yakılarak etkisiz hale  getirildiğini vurgulayarak, “Aşırı kanama sorunu yaşayan ve çocuk sahibi olmak istemeyen kadınlarda histerektomiye, yani rahim alınması ameliyatına alternatif olarak uygulanan bu yöntemle hastanın rahmi korunuyor” diyor.

İşlem bir dakikada tamamlanıyor!

Günümüzde Radyo Frekans Endometrial Ablasyon tedavisinde en minimal invaziv yöntem olan TCEA (Trans Cervical Endometrial Ablasyon) ile rahim ağzından girilerek rahmin iç tabakası yakılıyor. Sedasyon altında, ultrason eşliğinde ve vajinal yoldan gerçekleştirilen bu yöntemde, 5 mm kalınlığına sahip olan elektrot, rahim ağzından geçirilerek rahim içerisine doğru yönlendiriliyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, rahmin içerisine girildikten sonra ablasyon, bir başka deyişle yakma işleminin uygulandığını belirterek, “İşlem sadece bir dakika gibi kısa sürede tamamlanıyor. Gelişmiş bir ısı kontrolüne sahip olması, tekniğin avantajlarını artırıyor” diyor. Endometrial ablasyon yöntemi sonrasında sonra ağrı ya hiç olmuyor veya çok az hissediliyor. İşlemin ardından 3-4 haftaya kadar lekeler şeklinde kanama hariç önemli bir yan etki de görülmüyor.

Hamilelik döneminde bu değişimlere dikkat!

Hamilelik döneminde bu değişimlere dikkat!

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökçenur Gönenç, hamilelik döneminde meydana gelen fizyolojik değişimleri anne adaylarına açıklayarak, önerilerde bulundu.

Gebelik, kadın hayatında çok özel bir dönemdir. Vücutta adeta bir hormon fırtınası vardır ve bu nedenle tüm sistemlerde, fizyolojik birçok değişiklik meydana gelir. Bu değişikliklerin bir kısmının mekanizması, hala tam anlaşılmış olmamakla birlikte bilinen tek şey; bu değişikliklerin bebeği korumak ve yaşatmak için olduğudur. Gebe kadının vücudunda artan östrojen ve progesteron hormonuna bağlı olarak; cilt, saç, tırnak gibi dokularda değişiklikler olmakta, bunların çoğu anne adaylarını endişeye sevk etmektedir. Endişenin temelinde; bu değişikliklerin bebeğe bir zararı olup olmadığı yatarken, diğer yandan bu değişikliklerin kalıcı mı yoksa geçici mi olduğu soruları bulunmaktadır.

Pause Dergi

Dr. Gökçenur Gönenç

Değişikliklerin çoğu geçici

Gebelik, duygusal yoğunluğa ve hormonal değişimlere bağlı olarak psikolojik gel-git’lerin yaşandığı bir dönemdir. Anne adayı, kendi vücudundaki hızlı değişimlere adapte olmaya çalışır. Bu stresin üzerine bir de aynaya baktığında, kendini güzel görmemesi eklendiğinde, psikolojik çöküş başlayabilir. Temelde bilinmesi gereken; bu değişiklerin çoğunun geçici olduğu, bir kısmının doğumdan sonra tamamen geçeceği, bir kısmının büyük ölçüde azalacağıdır. Cilt çatlakları gibi kalıcı olabilecek durumlara da “bebekten hatıra” denmesi ve durumla barışık olunması gerektiği düşüncesindeyim.

Oluşabilecek yüz lekelerine karşı güneş kremini ihmal etmeyin!

Kliniğe en sık başvuru nedeni olan sıkıntılar; saç dökülmesi, tırnak kırılması, lekelenme, kıllanma ve cilt kuruluğudur. Anne adaylarının neredeyse yüzde 75’inin yüz bölgesinde, gebelik maskesi denen leke oluşabilir. Yüksek östrojen seviyesine bağlı bu durum; yüzde özellikle alın, burun,  dudak üstü, elmacık kemiklerinin üzeri ve çenede yoğunlaşan koyu renk şeklinde görülür. Bu maske oluştuktan sonra, geçmesi kolay olmayabilir. O yüzden, oluşmasını engellemek için önlem almak gereklidir. Özellikle yaz aylarında olmak üzere, güneşe maruz kalınacak durumlarda, mutlaka koruma faktörlü güneş kremi uygulanmalıdır. Bu sayede, güneşin lekeleri alevlendirme etkisinden korunulmuş olur. Oluşmuş maskenin giderilmesi için PRP, mezoterapi, lazer uygulamaları gibi yöntemler kullanılabilmektedir ancak günümüzde bu yöntemlerin, gebelik esnasında güvenilir kullanımına ilişkin yeterli bilimsel veri bulunmamaktadır.

Saç dökülmesi en sık karşılaşılan sorunlardan

Saç değişiklikleri, gebeleri huzursuz etmektedir ancak bunların çoğu gebelik bitimiyle normalde dönecektir. En sık görülen sorun, saç dökülmesidir. Bu dökülme erkek tipi saç dökülmesi dediğimiz ön–yan kısımların açılması şeklinde olabilir. Vücudun çeşitli bölgelerinde, kıllanma artışı gözlenebilir. Daha önce olmayan yerlerde, yeni kıllar çıkabilir. Bu durum, koyu tenli kadınlarda daha belirgindir. Bunlardan kalın olan kıllar için doğum sonrası, lazer epilasyon gerekli olabilecekken ayva tüyü şeklindeki ince kıllar genelde, doğumdan sonraki 6 haftalık lohusalık dönemi sonunda dökülür. Tırnaklar gebelikte daha hızlı uzarlar ancak genellikle; yumuşama, incelme, enine çatlaklar oluşması ve tırnağın yaprak yaprak ayrılması görülebilir.

Lohusalığın bitmesini bekleyin!

Cildin kuruması, pul pul olması hatta soyulması da gebelikte karşılaşılan bir durumdur. Hafif kuruluktan başlayıp, tüm vücudu saran döküntülere kadar geniş yelpazede cilt değişikliği görülebilir. Cildin temiz tutulması, nemlendirilmesi, çok yönlü beslenme ile bu durum engellenebilir. Bazı durumlarda ek vitamin takviyesi gerekebilmektedir. Gebelikte oluşan tüm değişikliklerin normal duruma dönmesi, lohusalık olarak adlandırılan doğum sonrası 6 haftalık dönemde gerçekleşir ki bebeğin “kırkı çıkması” da buradan gelir. Bu nedenle; gebelikte oluşan değişiklikler için lohusalık sürecinin bitmesi beklenmeli, bu süreç sonunda sebat eden durumların tedavisi üzerine yoğunlaşılmalıdır.

Tüp bebek tedavisi ile her yaşta hamile kalınabilir mi?

Tüp bebek tedavisi ile her yaşta hamile kalınabilir mi?

Günümüzde tüp bebek tedavisi infertilite sorunu yaşayan çiftlerde başvurulan en etkin tedavi yöntemi olarak yerini korumaya devam ediyor. Tüm dünyada yaygın olarak başvurulan tüp bebek tedavisi, kadından alınan yumurta ile erkekten alınan spermin birleştirilerek kadına tekrar transfer edilmesi olarak özetleniyor. Tüp bebek tedavisi sayesinde infertilite sorunu yaşayan her 10 kadından 7-8’inde hamilelik gerçekleşiyor. Üstelik tıp dünyasında yaşanan önemli gelişmeler sayesinde hamilelik oranları da her geçen gün artıyor. Ancak toplumda tüp bebek tedavisi hakkında doğru sanılan bazı hatalı bilgiler, tedaviden başarılı sonuç alınmasını önleyebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, anne ve baba adaylarının bilimsel doğruluğu olmayan bilgilerle hareket etmelerinin son derece yanlış bir yaklaşım olduğuna dikkat çekerek, “Zira hatalı bilgiler nedeniyle çiftler hekime geç başvurabiliyor, bunun sonucunda tedaviden olumsuz sonuçlar alınabiliyor. Dolayısıyla infertilite sorununda sanal ortamdan edinilen veya eş dosttan duyulan bilgilerin doğruluğu mutlaka sorgulanmalı ve hekime geç kalmadan başvurulmalıdır.” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, toplumda tüp bebek tedavisi hakkında doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu

İlk tüp bebek denemesinde başarı şansı düşüktür. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Hastaya özel uygulanacak ve titiz bir takiple yapılacak olan bir uygulamayla en yüksek başarıyı ilk denemede de yakalamak mümkün oluyor.

Tüp bebek tedavisiyle mutlaka ikiz veya üçüz doğum olur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın 35 yaşından genç ise ilk iki denemede tek embriyo transfer hakkı vardır. 35 yaş üstünde ve 2 deneme sonrasındaki denemelerde sadece 2 embriyo transfer edilebiliyor. Tüp bebek uygulamalarında bu kurallar nedeniyle çoğul gebelik görülme sıklığı düştü. Bazı nadir uygulamalarda tek yumurta ikizi oluşumu tek embriyo transferinden sonra da olabiliyor.

Tüp bebek tedavisiyle her yaşta hamile kalınabilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadının yaşı çok önemli! Toplumdaki yaygın inanışın aksine, tüp bebek tedavisiyle her yaşta hamile kalmak mümkün olmuyor. Öyle ki 35 yaşın üzerinde olan kadınlarda yumurta kalitesinde, dolayısıyla hamile kalma başarısında anlamlı derecede azalmalar görülüyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, özellikle 40 yaş üzerindeki kadınlarda hamilelik oranlarının oldukça düşük düzeyde görüldüğünü vurgulayarak, “Ayrıca hamile kalınsa dahi düşük oranlarında ve down sendromu riskinde önemli artışlar oluyor. Bu nedenle 25 – 30 yaş aralıklarında hamile kalınması çok önemlidir.” diyor.

Tüp bebek tedavisi oldukça ağrılı bir tedavi yöntemidir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tüp bebek tedavisinde kullanılan ilaçlar yumurtalıklarda biraz büyüme yapabiliyor ve buna bağlı olarak hafif hassasiyet ile ağrı gelişebiliyor. Ancak yumurta toplama işlemleri anestezi altında gerçekleştiriliyor, dolayısıyla ağrı hissedilmiyor. İşlem sonrasında kısa süre devam eden baskı ve dolgunluk hissi gelişebiliyor. Ayrıca embriyo transferi de doğru uygulandığında ağrıya neden olmuyor.

Tüp bebek tedavisi sonrasında 9 ay boyunca yatmak gerekir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, “Embriyo transferinden itibaren istirahat etmenin bir faydası gösterilmemiştir” diyerek, şöyle devam ediyor: “Sadece transfer işleminin yapıldığı gün istirahat edilmesi yeterli gelecektir. Hamile kalınması durumunda normal hamileliklerden farklı bir şey yapmak gerekmiyor. Dolayısıyla 9 ay yatılması söz konusu olmuyor.”

Tüp bebek tedavisiyle mutlaka hamile kalınır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tüp  bebek tedavisinin başarısı hastadan hastaya oldukça değişkenlik gösteren bir durum. Genellikle her 10 hastadan 7 – 8’inde hamilelik oluşabiliyor. “Her anne adayı yüzde 100 hamile kalacak diye bir durum maalesef mümkün değildir.” diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, “Kadının yaşı ve yumurta rezervleri ile erkekteki sperm değerlendirmeleri tedavinin başarısındaki en önemli faktörlerdir. Tüm değerlendirmeler yapıldıktan sonra başarı ihtimali konusunda çift özelinde daha anlamlı rakamlar verebilmek mümkün olabilir.” bilgisini veriyor.

Tüp bebek tedavisi ile doğan bebeklerde sakatlık riski yüksektir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tüp bebek tedavisi hamileliğe yardımcı olan bir üreme yöntemidir. Dolayısıyla bebekler doğal yolla oluşan hamileliklerde görülen oranda anomali riski taşıyorlar. Ayrıca uygun vakalarda embriyo genetik taraması da yapılabiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İnfertilite sorunu kadından kaynaklanıyordur. Dolayısıyla tüp bebek tedavisinden önce sadece kadınlar tedavi görür. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yapılan çalışmalarda; infertilite sorunu yaşayan çiftlerin yüzde 40’ında kadın, yüzde 40’ında erkek ve yüzde 20’sinde ise hem kadın hem erkekte problem olduğu tespit edilmiş. Yani, kadın ve erkeğe bağlı nedenler eşit oranda görülüyor. Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, bu nedenle yapılan değerlendirmelerde sadece kadın üzerine odaklanılmadığını ve çiftin aynı anda değerlendirildiğini vurguluyor.

Sperm değerlerinde problem olan erkek asla çocuk sahibi olamaz. YANLIŞ!

DOĞRUSU: İleri yaş, sigara kullanımı, obezite, bazı ilaçlar ve kronik hastalıklar erkeklerde sperm değerinin düşmesine neden olabiliyor. Normal yollarla hamilelik elde edilemezse spermin sayısını ve kalitesini arttırmak amacıyla erkeğe bazı ilaç tedavileri önerilebiliyor. Eğer menide hiç sperm yoksa ya yollar tıkalı oluyor ya da üretim az veya hiç olmayabiliyor. Bu durumda testislerden iğnelerle veya mikroskop altında yapılan ufak bir kesiyle kanallardan sperm bulunabiliyor ve hamilelik elde edilebiliyor.

Hormon değerleri normal aralıklarda ise kolaylıkla hamile kalınabilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, “Yumurtalık rezervlerine yönelik testlerin normal değerlerde çıkması olumlu bir sonuç olsa da anne adayının yaşı daha önemlidir” diyerek, şunları söylüyor: “Keza yumurtalık rezerv testlerinin düşük olması da anne adayının hamile kalamayacağını göstermez. Sadece kısıtlı zaman nedeniyle sürecin doğru yönetilmesi gerektiğini gösterir.”

Kadın kanserlerinde farkındalık hayat kurtarıyor!

Kadın kanserlerinde farkındalık hayat kurtarıyor!

Ülkemizde meme kanserinden sonra kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanserleri rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanseri oluşturuyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör “Jinekolojik kanserler kadınlarda en sık görülen ilk 10 kanserden 3’ünü oluşturuyor. Bunlardan yumurtalık kanseri 5. sırada, rahim kanseri 7. sırada, rahim ağzı kanseri de 9. sırada yer alıyor. Bu kanserler arasında sadece rahim ağzı kanserinin etkili bir tarama programı bulunuyor. Yumurtalık kanseri son derece sinsi olduğundan genellikle tanı konulduğunda ileri evreye ulaşmış oluyor. Rahim kanseri ise genellikle menopoz sonrası kanama ile kendini gösterip, erken teşhis edildiğinde büyük bir kısmını tamamen tedavi edebiliriz. Yumurtalık ve rahim kanserinin etkili bir tarama programı olmasa da düzenli aralıklarla yapılacak jinekolojik muayenelerle hastalığın erken teşhisi ve tedavisi mümkün olabiliyor” diyor.

Kadın kanserleri konusunda toplumsal farkındalık olmadığı için, çoğunlukla kanserlere ileri evrede tanı konulduğunu, toplumda doğru bilinen bazı yanlışların da erken tanı imkanını ve tedaviyi olumsuz etkilediğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör, Eylül-Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, jinekolojik kanserler hakkında doğru bilinen 6 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mete Güngör

Ailemde hiç kanser yok, dolayısıyla risk altında değilim: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yakın aile bireylerinde kanser olmasının riski artırdığını belirten Prof. Dr. Mete Güngör, kanserlerin büyük kısmının herhangi bir mutasyon veya aile hikayesi olmadan çevresel ve hormonal faktörler ile yanlış yaşam alışkanlıklarından meydana geldiğini söylüyor. Tüm türler incelendiğinde sadece yüzde 10-15 arasında kalıtsal kanser türüne rastlandığını kaydeden Prof. Dr. Mete Güngör şöyle konuşuyor: “Bu türler genellikle; meme, yumurtalık ve kalın bağırsak kanserleridir. Örneğin; kalıtımsal geçen BRCA1 ve 2 mutasyonları varsa meme kanseri olasılığı yüzde 85, yumurtalık kanseri olma ihtimali ise yüzde 20-40 civarındadır. Ama ailede bulunan bu genler çocuklara aktarılsa bile kanser olasılığı yüzde 100 demek değildir. Ayrıca bu çok bilinen mutasyonlar dışındaki bazı genetik bozukluklarda da kanser kalıtsal olabilir.”

Hiçbir şikayetim yok. Neden kanser taraması yaptırayım ki?: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Jinekolojik kanserler arasında rahimağzı kanserinin tarama programı bulunuyor.  Tarama 21 yaşında başlıyor ve 70 yaşına kadar 3 yılda bir devam ediyor. Bu kanserler belirti verdiğinde ‘geç kalınmış’ olarak kabul ediliyor. Bu nedenle kanser taramasının herhangi bir belirti olmadan yapılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör “Düzenli rahimağzı kanseri taraması yaptıran kadınlar çok nadiren rahimağzı kanserine yakalanırlar. Yumurtalık kanserlerinin ve rahim kanserinin etkili bir tarama yöntemi yoktur. Ancak herhangi bir şikayet olmasa da düzenli aralıklarla jinekolojik muayenelerin yapılması bu hastalıkların erken tanısının konulabilmesine ve tedavi edilebilmesine olanak sağlar.” diyor.

Rahim ağzı kanseri kalıtsal olarak aileden gelir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Rahim ağzı kanserinin nedeninin, cinsel yolla bulaşan HPV virüsü olduğunu belirten Prof. Dr. Mete Güngör, ancak bu virüsü alan herkesin kanser olacağının da düşünülmemesi gerektiğini söylüyor. Rahim ağzı kanserinde ailesel bir geçiş bulunmadığını kaydeden Prof. Dr. Mete Güngör, ailesinde rahim ağzı kanseri olanların fazladan bir risk altında olmadığına dikkat çekiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

HPV tespit edildiğinde konizasyon yapılırsa HPV’den kurtulurum: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Mete Güngör “HPV enfeksiyonunun tespit edilmesi rahim ağzında bir bozukluk olduğunu göstermez. Eğer smear testinde hücre anormallikleri görülür ve kolposkopik biopside rahim ağzında kanser öncesi lezyon denilen bir bozukluk tespit edilirse o zaman cerrahi işlemle (konizasyon) temizlenir. Yapılan bu işlem sadece rahim ağzındaki bu hücresel bozuklukları temizler, HPV virüsünü temizlemez. HPV virüsü rahim ağzındaki normal hücreler içinde bulunmaya devam eder. HPV sadece bağışıklık sistemi sayesinde temizlenir” diyor.

HPV enfeksiyonu geçirdiğim için artık aşı işe yaramaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: HPV enfeksiyonu geçirmiş olsun ya da olmasın 45 yaşına kadar erkek-kadın herkese aşı HPV aşısı yapılabileceğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör şöyle konuşuyor: “Aşı; mevcut HPV enfeksiyonunu tedavi etmez, korunmak için yapılır. Ancak yapılan çalışmalar; HPV nedeniyle rahim ağzında meydana gelmiş bozukluklardan sonra HPV aşısı yaptıranlarda, aşı yaptırmayanlara göre daha büyük oranda iyileşme olduğunu göstermektedir. HPV aşıları 3 doz halinde toplam 6 ay içinde yapılır. Bu 3 doz yapıldıktan sonra bir daha tekrarlanmasına gerek yoktur. Aşılar içinde bulunan HPV tiplerine karşı ömür boyu koruma sağlarlar.”

Jinekolojik kanserlerin tedavisi sonrası çocuk sahibi olunamaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Üreme çağında, çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda kanserin evresine göre tedavi yapılarak, hastanın doğurganlığının korunması mümkün olabiliyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör “Rahim kanseri üreme çağında çok nadir görülür ancak üreme çağında görülen hastalık erken evrede ise 6-12 ay hastalığı hormonal tedavi ile baskılayıp hastalara çocuk sahibi olabilmeleri için fırsat sağlanabilir. Yumurtalık kanseri her yaşta görülebilir. Genç hasta grubunda hastalık tek bir yumurtalıkta sınırlı ise diğer yumurtalık ve rahim korunarak ameliyat yapılır. Rahim ağzı kanseri de erken yaşlarda görülebilir. Hastalık erken evrede ise rahim gövdesi korunarak sadece rahim ağzı çıkartılarak ameliyat yapılabilir ve böylece doğurganlık kapasitesi korunur. Eğer rahim korunamayacak durumda ise yumurtalıklar korunur ve ameliyat sonrası olası ışın tedavisinin etkisinden korumak için karnın üst bölgelerine asılarak ışın tedavisi alanından çıkartılır. Bu sayede hasta gelecekte isterse kendi yumurtaları ile taşıyıcı anneden çocuk sahibi olabilir.” diyor.

Yaz hamileliğinde bu hatalardan kaçının!

Yaz hamileliğinde bu hatalardan kaçının!

Yaz mevsimi anne adayları için kış koşullarına göre bazı avantajlar sağlarken, buna karşın özellikle aşırı sıcaklarda dikkatli olmak gerekiyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Yaz aylarında anne adayları; açık havada daha fazla zaman geçirerek güneşten faydalanabilme, daha fazla seyahat edebilme, yürüyüş ve yüzme gibi imkanlara sahip olabiliyor. Ancak hamilelikte doğal olarak gözlenen hormonal, fiziksel ve psikolojik değişikliklere ek olarak yazın bastıran aşırı sıcaklar, hamileliğin zor geçmesine de neden olabiliyor. Bu nedenle yaz hamileliklerinde, hamileliği olumsuz etkileyebilecek birtakım sorunlarla karşılaşmamak için bazı kurallara dikkat etmek gerekiyor” diyor. Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, anne adaylarının yaz sıcaklarında dikkat etmesi gereken 10 önerisini anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran

Tatil öncesi mutlaka muayenenizi yaptırın

Tatile çıkacaksanız mutlaka hekiminize görünün. Özellikle hamileliğin ilk başları ve son dönemleri biraz daha riskli olduğundan bu zamanlarda ayrıca dikkatli olun. Seyahatlerinizi mümkün olduğunca 32. haftadan önce planlamanız ve gideceğiniz yerlerdeki sağlık imkanlarını araştırmanız çok önemli. Düşük ve erken doğum riski taşıyan hamilelerin ise seyahattan uzak durması gerekiyor.

Egzersizde sıcak saatleri tercih etmeyin!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Özellikle de açık alanda yürüme, yüzme ve yoga gibi hafif egzersizler yapmak hem anne adayları hem de bebek için sağlıklıdır. Ancak yaz aylarında hava sıcaklığının daha az olduğu sabahın erken saatlerinde veya akşam saatlerinde egzersiz yapılmalıdır. Egzersiz sırasında yorgunluk hissetmeniz durumunda egzersize ara vermek ve dinlenmek gereklidir. Fiziksel aktivitelerin anne adayını aşırı strese sokmadan yapılması uygundur” diyor.

Susuz kalmamaya dikkat edin!

Hem kendiniz hem de bebeğinizin sağlığı için hamilelik süresince günlük ortalama 8-10 bardak su içmeye, vücutta sıvı kaybına yol açabilecek kafeinli içecekler tüketmemeye dikkat edin. Baş dönmesi, halsizlik, mide bulantısı, vücudun aşırı ısınması, tansiyon düşüklüğü, daha az idrar ve koyu renkli idrarın susuz kaldığınıza işaret edebildiğini belirten Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran şöyle konuşuyor: “Anne adayının az su içmesine bağlı olarak daha sık idrar yolu enfeksiyonu, kabızlık ve hemoroit gibi pek çok durum gelişebilir. Yine yeterince su içmemek, anne karnındaki bebeği saran amniyon sıvısında azalma nedeniyle bebeğin büyümesinde yavaşlamaya yol açabilir.”

Dışarıda yediğiniz besinlere dikkat edin!

Yaz sıcaklarında besinlerin muhafazası zor olabildiğinden özellikle besin zehirlenmeleri ve ishal gibi enfeksiyonlar daha fazla yaşanıyor. Bu nedenle dışarıda yediğiniz durumlarda iyi yıkanmış, iyi pişmiş, bozulma ihtimali daha az olan yiyecekleri ve hijyenik kurallara uygun yerleri tercih edin. Hızla su kaybetmenize neden olacağından aşırı tuzlu yiyeceklerden uzak durun. Yazın bol baharatlı, yağlı veya kalorili beslenmemeye özen gösterin. Az az ve sık sık beslenin. Yaz süresince ağırlıklı taze sebze ve meyvelerden tüketin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sıcak saatlerde güneşe çıkmayın!

Güneşten faydalanabilmek için sabah saatlerini tercih edin; 11:00-16:00 saatleri arası mümkün olduğunca güneşten kaçının. Yazın koyu renk giysiler ısı emilimini artırarak anne adayının daha sıcak hissetmesine neden olduğundan; güneş ışınlarını yansıtarak güneşten korunmayı sağlayacak beyaz, bej gibi renklerde, ince ve pamuklu kıyafetleri tercih edin. Hamilelikte cilt, güneş ışınlarına daha hassas olduğundan, lekeler ve çiller gelişebilir. Bu nedenle dışarı çıkarken güneş gözlüğü, şapka ve yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanın. Enfeksiyon riskine karşı klimada aşırı soğuktan uzak durun ve klimaların bakımının yapılmış olmasına dikkat edin.

Sıcak suya girmeyin!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Özellikle hamileliğin ilk 3 ayında uzun süreli sıcak suda kalan anne adaylarının bebeklerinde doğum kusurları tespit edilmiştir. Yine sıcak suyun etkisiyle rahim kaslarındaki gevşemenin düşük veya erken doğumu tetikleyebileceği bilinmektedir. Bu nedenle hamilelikte kaplıca, hamam, sauna, termal tatil gibi sıcak su ortamları önerilmez. Evde banyo yaparken de çok sıcak sudan kaçının. Özellikle de hipertansiyon, kalp hastalığı gibi ek hastalığı olan anne adayları daha fazla dikkat etmelidir. Çok sıcak günlerde sık duş almak veya serin su banyosu hamileleri rahatlatabilir” diyor.

Yüzerken bu önerilere dikkat edin!

Herhangi bir risk taşımayan anne adaylarının son aya kadar yüzebileceğini belirten Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran şöyle konuşuyor: “Havuzun düzenli bakımının yapıldığından, hijyeninden emin olmak gerekir. Ayrıca havuz temizliğinde kullanılan kimyasalların ciltten emilebilme ihtimaline karşı havuzda uzun süre kalınmamalıdır. Mümkünse denizi tercih edin. Yavaş yüzmeye, zorlayıcı hareketlerden kaçınmaya, su kayağı, jetski ve tüplü dalış gibi aktivitelerden uzak durmaya dikkat edin. Hamilelikte gelişebilecek bacak kramplarından dolayı yalnız yüzmemeye ve fazla açılmamaya; genital bölge florasını etkileyerek vajinal mantar, kaşıntı ve akıntıya neden olabileceği için de ıslak mayo ile kalmamaya özen gösterin.”

Aşırı yorgunluk ve uykusuzluktan kaçının!

Uyku ve dinlenmenin anne adayları için çok önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Uyku, stresi ortadan kaldırmaya yardımcı olur. Yaz sıcağı anne adayını daha çok yorabilir. Hamilelikte anne adayları serin ortamlarda kendine zaman ayırarak (kitap okuma, müzik dinleme veya meditasyon yapma gibi) rahatlayabilir. Hamilelikte 30- 60 dakika arası öğlen uykusu da dinlenmeye yardımcı olur” diyor.

Ayaklarınızı ihmal etmeyin!

Hamilelikte yaz aylarında sıcağın da etkisiyle bacaklarda şişme sorunu ile sık karşılaşılıyor. Aşırı kilo alımı, tansiyon yüksekliği, fazla ayakta kalmak ve dar ayakkabılar da bu durumu artırabiliyor. Bu nedenle bacaklara kan dolaşımına yardımcı olmak ve bacak ödemini gidermek için ayaklarınızı fazla sarkıtmamaya, geniş ayakkabı giymeye, ayak ve bacaklarınıza masaj yaptırmaya dikkat edin. Özellikle çalışma saatlerinizde fırsat buldukça ayaklarınızı yüksekte tutmaya da özen gösterin.

Uzun seyahatler yapmayın!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Hamilelik sürecinde mümkün olduğunca kısa seyahatler gerçekleştirin. Yolculuğunuzu kısaltabilecek konforda uçak seyahatlerini tercih edebilirsiniz. Hamilelikte genelde 24. haftadan sonra araba kullanılması önerilmez. Uzun seyahatlerde daha fazla dolaşım bozukluğu gerçekleşebilir. Bu nedenle uzun seyahat etmeniz gerektiğinde 2-3 saatte bir en az 10 dakika kalkıp dolaşmanız, varis çorabı kullanmanız faydalı olacaktır. Yine yolculukta hafif beslenmeye ve bol su içmeye dikkat edin” diyor.

Sağlıklı cinselliğin yol haritası!

Sağlıklı cinselliğin yol haritası!

Psikolojik ve fiziksel sorunlar, gelenekler, ilaçlar, yetiştirilme tarzı, çiftler arası sorunlar… Toplumumuzda tedavi için hekime gitmeye çekinilen, hatta pek çok kişinin kendisine bile itiraf etmeyerek çıkmaza girebildiği cinsel sorunlar, boşanmalara da yol açabiliyor. Cinsel işlev bozuklukları tedavisi yürüten Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır, hekime danışmaktan en çok çekinilen konulardan birinin cinsel sorunlar olduğunu belirterek “Biz cinsel sağlıkla ilgilenen uzmanlar doğru cinsel terapi teknikleri ile bireylere fayda sağlamaya çalışıyoruz. Hem kadından hem erkekten ayrıntılı öykü aldıktan sonra; altta yatan nedenler hormonal veya biyolojik ise medikal tedavi uyguluyoruz. Bu nedenlerden kaynaklanmıyorsa da cinsel terapi teknikleri ile sorunu çözebiliyoruz” diyor. Partner katılımı ile yapılan tedavilerin daha başarılı olduğunu, buna karşın partneri olmayan bireylerin terapilerini bireysel olarak da yapabildiklerini belirten Dr. Selcen Bahadır, ülkemizde yaşanan cinsel sorunlar ve tedavilerine ilişkin açıklamalar yaptı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Günümüzde hala birçok toplumda tabu olarak görülen cinsellik, çoğu kişi için utanıp çekinilen, hatta hekime bile danışmaktan kaçınılan bir konu. Cinsel işlev bozuklukları tedavisi yürüten Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selcen Bahadır, cinsel sorunlar yaşayanların hekime başvurmaktan çekinerek, çoğunlukla internetten çare aradıklarını, bu nedenle kolayca çözülebilecek bir sorunu bile işin içinden çıkılmaz noktalara götürebildiklerini vurguluyor. Son yıllarda özellikle kadınlarda ‘cinsel isteksizliğin’ giderek öne çıktığını belirten Dr. Selcen Bahadır “Kadınlarda en sık görülen cinsel işlev bozukluğu; cinsel istek ve buna bağlı uyarılma sorunlarıdır. Bu sorunlar; kadının sürekli veya tekrarlayıcı bir şekilde cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması veya hiç olmaması durumu olarak tanımlanırken, tanı koyabilmek için kişinin bu durumla ilgili bir sıkıntı duyması da gerekmektedir. Bazı kaynaklar yüzde 50 oranında kadının cinsel istek ve uyarılma bozukluğu yaşadığını bildirmiştir. Öte yandan ülkemizde kliniklerimize başvuru oranı bu yoğunlukta değildir. Çünkü cinsellik hala tabu olarak görülen ve çekinilen bir konudur” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Selcen Bahadır

Kadınlarda bu sorun giderek artıyor

Kadınlarda cinsel istek bozukluğunun nedenlerinin; biyopsikososyal olarak incelendiğini belirten Dr. Selcen Bahadır, bu sorunun altında en çok psikolojik ve sosyolojik nedenlerin yattığına dikkat çekerek şöyle konuşuyor: “Depresyon, kaygı bozukluğu gibi nedenler ve buna yönelik kullanılan ilaçlar sorunları başlatabilirken; cinselliğe dair olumsuz inanışlar, öz güven eksikliği, romantik ilişkiye ve eşe dair olumsuz tutumlar, duygusal yakınlığın azalması, evlilik çatışmaları, kadının gebelik, emzirme veya menopoz gibi dönemlerinin hormonal farklılıkları, cinsel taciz veya travma öyküsü ve cinselliği eşe karşı yerine getirilmesi gereken bir görev veya sadece üremeye yardımcı bir araç olarak görmesi, yine üreme çağında bazı hormonal sorunlar ve kullanılan ilaçlar da cinsel isteksizlik olarak karşımıza çıkabiliyor. Öte yandan kadının ev ile ilgili ve varsa çocuklar ile ilgili sorumlulukları, ekonomik kaygılar da cinsel isteksizliğe yol açabilen faktörler arasında önemli bir rol oynuyor. Dolayısıyla kadından ayrıntılı bir medikal, psikolojik ve cinsel öykü almak tedaviden önce yapılması gereken en önemli konudur.”

Erkekler de hekime danışmaya çekiniyor

Özellikle ataerkil yapıdaki toplumlarda erkeklerin her zaman cinselliğe hazır olarak görülmelerinin, erkekler üzerinde de bazı performans sorunları yaratabildiğini belirten Dr. Selcen Bahadır “Erkekler de cinsel sorunlar nedeniyle hekime başvurmaya çekiniyor. Başvurularda en sık karşılaştığımız sorunlar; ereksiyon veya boşalma sorunları oluyor. Ereksiyon veya boşalma sorunu yaşayan bir erkeğin öncelikle şikayetinin ne olduğu ve altta yatan bir istek sorunu olup olmadığının ayrıntılı olarak sorgulanması gerekiyor. Yetersiz veya yanlış cinsel bilgi, altta yatan psikolojik sorunlar, evlilik çatışmaları, ekonomik sorunlar veya ağır iş yükü gibi birçok faktör erkek cinsel istek azlığının altında yer alan nedenlerden olabiliyor. Erkeklerde de tedavi için cinsel istek bozukluğu değerlendirilmesi biyopsikososyal model üzerinden yapılıyor. Erkeğin yaşı, hormonal durumu ve yine kullandığı ilaçlar açısından mutlaka değerlendirme yapmak gerekiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Cinsel terapi ile kısa sürede başarı sağlanabiliyor, ama!

Hem kadında hem de erkekte ayrıntılı öykü aldıktan sonra altta yatan hormonal veya biyolojik nedenler varlığında gereken medikal tedavinin uygulanması gerektiğini vurgulayan Dr. Selcen Bahadır, sorunun hormonal veya biyolojik nedenlerden kaynaklanmadığının tespit edildiği noktada devreye cinsel terapinin girdiğini söylüyor. Dr. Selcen Bahadır cinsel terapi ile kısa sürede başarılı sonuçlar alabildiklerini belirterek “Biz cinsel sağlıkla ilgilenen uzmanlar doğru cinsel terapi teknikleri ile bireylere fayda sağlamaya çalışmaktayız. Unutmayalım ki; her çift için doğru olan bir cinsel istek düzeyi veya cinsel ilişki sıklığı yoktur. Kişiler ilişki içinde değerlendirilmeli, partner katılımı ile cinsel terapi uygulanmalıdır. Partner katılımı ile yapılan tedavilerin daha başarılı olduğu bilinmekle birlikte, partneri olmayan bireylerin terapilerini bireysel olarak da yapabiliyoruz” diyor.

Cinsel terapiler bireye ve çifte özgü uygulanıyor

Dr. Selcen Bahadır, cinsel terapilerin bireye ve çifte özgü uygulandığını, yani her çift için işe yarar kesin bir cinsel terapi yöntemi olmadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Doğru yönteme karar verebilmek için bireyler ayrı ayrı ve çift olarak dinlenmelidir. Ayrıntılı cinsel, medikal, psikolojik öykü sonrası eğer altta yatan hormonal veya biyolojik bir sorun varsa gerekli görülen bölümlerden konsültasyon alınmalı, romantik ilişkiye dair çatışmalar ağırlaşmış ise evlilik/ ilişki terapistine başvurulmalı ya da altta soruna yol açabilen psikiyatrik bir öykü varsa psikiyatri uzmanından görüş alınmalıdır.” Sorunun bu etkenlerden kaynaklanmaması durumunda çiftlere günümüzde daha çok bilişsel davranışçı metotların kullanıldığı cinsel terapi ekolünün uygulandığını belirten Dr. Selcen Bahadır “Cinsel terapiler kişilerin cinselliğe dair negatif düşüncelerini ve duygularını saptadığımız, onlara korku ve kaygının değil, hazzın eşlik ettiği yeni cinsel repertuvarlar oluşturduğumuz, çiftler arası açık iletişimin önemini vurguladığımız, romantik ve erotik ev ödevlerini içeren, genellikle haftalık seanslar halinde devam eden görüşmelerdir. Seansların ne kadar süreceği çiftin sorununa ve tedaviye uyumuna bağlıdır. İyileşme oranları da uygulanan tekniğe bağlı olduğu kadar çiftin verilen ödevleri yerine getirmesine kısacası iyileşme çabasına da bağlıdır” diyor.

Polikistik Over Sendromu’na dikkat!

Polikistik Over Sendromu’na dikkat!

Toplumda ‘yumurta tembelliği’ olarak bilinen ve her ay olması beklenen yumurtlamanın gerçekleşememesi sonucu gelişen Polikistik Over  Sendromu, üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen hormonal bozuklukların başında yer alıyor. Öyle ki dünyada ve ülkemizde üreme çağındaki her 10 kadından birinde bu sendrom teşhis ediliyor.  Son yıllarda özellikle beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve obezitenin yaygınlaşması nedeniyle görülme sıklığı giderek artan Polikistik Over Sendromu’nda erken teşhis büyük önem taşıyor. Zira, tedavide gecikildiğinde hamileliği önlemesinin yanı sıra diyabetten kalp hastalıklarına, obeziteden karaciğer yağlanmasına kadar pek çok farklı sağlık sorununun oluşumunu da tetikleyebiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, bu nedenle hiçbir yakınması olmasa bile her kadının yılda bir kez düzenli olarak jinekolojik muayene olması gerektiğine dikkat çekerek, “Özellikle adet düzensizliğinde ise zaman kaybetmeden hekime başvurmak çok önemli.  Erken teşhis ve tedavi sayesinde bu sendromun yol açabileceği ciddi komplikasyonlar önlenebiliyor veya kontrol altına alınabiliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Cihan Kaya

En yaygın belirtisi adet düzensizliği

Polikistik Over Sendromu’nda belirtilerin sayısı ve şiddetli hastaya bağlı olarak değişse de çoğu kadında adet düzensizliği en sık görülen yakınmayı oluşturuyor. Yılda 9’dan az adet görme ya da ardışık 3 veya daha fazla ay adet görmeme şeklinde ortaya çıkabiliyor. Kesin nedeni henüz bilinmese de, yumurtlama fonksiyonunun düzenli çalışmamasında insülin direnci ya da artan erkeklik hormonu (testosteron) seviyeleri suçlanıyor. Özellikle adetleri düzenli ve zayıf kadınlarda herhangi bir belirti vermemesi nedeniyle genellikle başka bir hastalık için yapılan tetkiklerde tespit ediliyor. Kilo artışı, tüylenme, infertilite, saç dökülmesi, depresyon, sivilce ve akne gibi sorunlar da Polikistik Over Sendromu’nun diğer belirtilerini oluşturuyor. Bazı hastalarda sadece adet düzensizliği görülürken, bazı hastalarda ise sadece akne ve erkek tipi tüylenme şikayetleri olabiliyor.

Pek çok farklı hastalığı tetikleyebiliyor

Polikistik Over Sendromu infertilitenin en önemli sorumlularından biri olarak gösteriliyor. Özellikle adet düzensizlikleriyle birlikte olan bu sendromda infertilite; yumurtlamada bozukluk, yumurta kalitesinin etkilenmesi ve embriyonun tutunmasında yaşanan güçlükler nedeniyle oluşuyor. Bunun yanı sıra obezite ve diyabet hastalıkları da hamilelik süreçlerini olumsuz etkileyebiliyor. Polikistik Over Sendromu kadın üreme organlarına yönelik sorunların yanı sıra vücuttaki pek çok farklı sistemi de olumsuz yönde etkiliyor. Öyle ki tedavi edilmediğinde insülin direnci, tip 2 diyabet, obezite,  kalp hastalığı, kolesterol artışı, karaciğer yağlanması, uyku apnesi, uyku bozuklukları, erkek tipi kıllanma, sivilce ile akne gibi pek çok hastalıkları tetikleyebiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tanı çeşitli yöntemlerle konuluyor

Polikistik Over Sendromu tanısını koyduran özel bir test yok. Tanısında; genel muayene, bazı laboratuar testleri, adet düzeninin sorgulanması ve aile öyküsü önem taşıyor. Bunların yanı sıra yapılan hormon analizinde artmış testosteron seviyeleri de tanıyı destekliyor. Bazı hastalarda gizli şeker varlığı olabileceği için şeker yükleme testine de başvuruluyor.

Tedaviyle kontrol altına alınabiliyor!

Kesin tedavisi olmamakla birlikte ‘Polikistik Over sendromu’nun yol açtığı sorunlar tedaviyle kontrol altına alınabiliyor. Tedavisindeki temel yaklaşım, hastaların çoğu fazla kilolu oldukları için diyet ve düzenli egzersizin hayat akışına eklenmesi gibi yaşam tarzı değişikliği oluyor. Kilolu hastalarda mevcut kilonun yüzde 10’luk kaybıyla birlikte adetler normale dönebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Kaya, bu sendromda erken tanı ve tedavinin son derece önemli olduğuna işaret ederek, “Düzensiz adetleri olan hastada uygun hormonal tedaviler ile adet düzensizliği, akne-tüylenme ve rahim kalınlaşmasının önüne geçilebiliyor. Ayrıca kilo verilmesi ve insülin direncinin tedavisi gibi erken dönemde alınacak önlemler sayesinde diyabet, obezite ile kalp hastalıkları gibi sorunlar engellenebiliyor. İnfertilite sorunu yaşanıyorsa tedavi sonrasında hamile kalmak mümkün olabiliyor. Kendiliğinden hamile kalamayan hastalarda aşılama tedavileri ya da tüp bebek tedavileriyle hamilelik elde edilebiliyor” diyor. Doç. Dr. Cihan Kaya, düzenli aralıklarla kan basıncı ve vücut kitle indeksi (VKİ) ile bel çevresi ölçümlerinin yapılmasının da önem taşıdığını belirterek, “Kan kolesterol düzeyi bozuklukları ya da insülin direnci varlığında da uygun tedavilerle sorun kontrol altına alınabiliyor” diyor.