Yazılar

İnfertilite ve böbrek kaybına neden olabilir!

İnfertilite ve böbrek kaybına neden olabilir!

Endometriozis, halk arasındaki yaygın ismiyle ‘çikolata kisti’ normalde rahmin içini kaplayan endometrium dokusuna benzer dokuların rahim dışında büyümesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalık. Ülkemizde üreme çağındaki yaklaşık 2 milyon kadın, bir başka deyişle her 10 kadından biri, endometriozis ile mücadele ediyor. Endometriozis bazı hastalarda hiçbir belirti vermezken, bazılarında ise karın ile kasık ağrısı ve bağırsak problemleri gibi pek çok hastalıkta görülebilen belirtilerle gelişebiliyor. Ayrıca ağrılı adetin olağan bir durum olarak düşünülmesi nedeniyle hekime başvurulmakta gecikilebiliyor. Bu etkenler nedeniyle endometriozise tanı konulması 6-7 yıl gibi uzun bir süreyi alabiliyor. Teşhis ve tedavideki gecikme ise tablonun daha da ciddileşmesine neden olabiliyor. Örneğin infertilite ve böbrek kaybıyla sonuçlanması gibi! Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, bu nedenle erken teşhis ve tedavinin endometriozis hastalığında büyük bir önem taşıdığına dikkat çekerek, “Tanı ve tedavideki gecikmeyi önlemek için öncelikle hastalığın sinyalleri iyi tanınmalı ve zamanında hekime başvurulmalıdır. Özellikle ağrılı adet görme, ağrılı cinsel ilişki ve adet döneminde ağrılı dışkılama varsa, akla mutlaka endometriozis gelmelidir.” diyor.

Prof. Dr. Taner Usta

Nedeni henüz bilinmiyor

Endometriozis hastalığının oluşum sebebi hala bilinmemekle birlikte pek çok teori öne sürülüyor. Üreme çağındaki kadınlarda rahim her ay hamilelik için hazırlanıyor ve rahmin iç tabakası kalınlaşarak embriyonun yerleşmesi için hazır hale geliyor. Hamilelik oluşmazsa bu tabaka adet kanamasıyla birlikte vücuttan atılıyor. En çok kabul gören teoriye göre; bazı durumlarda adet sırasında endometrial doku (rahmin en iç tabakasındaki bebeğin hamilelikte yerleştiği zar) peritoneal boşluğa, yani karın boşluğuna geri akıyor. Endometriozis en sık yumurtalıklar, tüpler ve rahim üzerinde oluşuyor. Nadiren de olsa bağırsaklar, mesane, eski ameliyat yeri, tırnak, meme, diyafram, göz ve burun gibi pelvik dışındaki bölgelere de yerleşebiliyor. Endometriozis lezyonlarının yol açtığı bu kistlere ‘çikolata kistleri’ deniyor.

Özellikle 3 belirtisi çok önemli!

Endometriozisin en sık görülen belirtisi, adet döngülerinde artan pelvik ağrıları oluyor. Kadınlarda adet kanaması sürecinde endometrium dokusunda da kanama meydana geldiği için adet ağrısı çok daha şiddetli bir seyir izleyebiliyor. Ayrıca normalden daha ağrılı kramplar gelişebiliyor. Adet döngüsünün uzadığı durumlarda bel ve karın ağrısı da oluşabiliyor. Cinsel ilişki sırasında ve sonrasında gelişen ağrı ile adet dönemi boyunca ağrılı dışkı olması da endometriozisin diğer iki önemli belirtilerinden. Adet döneminde aşırı miktarda kanamanın yanı sıra nadiren de olsa adet döneminde yorgunluk, ishal, kabızlık, şişkinlik ya da aşırı bulantı gibi semptomlar da görülebiliyor.

Tanı için hastanın detaylı öyküsü şart

Endometriozis tanısında en önemli aşamayı hastanın detaylı alınan öyküsü oluşturuyor. Normal bir pelvik muayene, kist ya da skar dokusunu kolaylıkla belirleyebilse de çikolata kisti teşhisinde yeterli olmayabiliyor. Tam teşhis için sıklıkla ultrason, ihtiyaç halinde de Magnetik Rezonans gibi görüntüleme teknolojilerinden yararlanılıyor. Ultrason genellikle tanıda yeterli geliyor. Ultrason ile hastalığın ne durumda olduğu, ne kadar yaygın olduğu, komşu organlarda tutulum olup olmadığı tespit edilebiliyor.

Ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir

Endometriozisin zamanında teşhis ve tedavi edilmemesi durumunda ciddi sağlık sorunları gelişebiliyor. Geç teşhis edildiğinde yumurtalıkların fonksiyonelliği ve yumurta rezervleri (yumurta sayısı) olumsuz etkilenebiliyor ve bunun sonucunda infertilite (kısırlık) oluşabiliyor. Öyle ki çocuk sahibi olmakta güçlük çeken kadınların yaklaşık yüzde 40’ında endometriozis tespit ediliyor. Prof. Dr. Taner Usta, “Erken teşhis ve tedavi edildiğinde ise endometriozis sorunu yaşayan pek çok kadın çocuk sahibi olmayı başarabiliyor” diyor. Endometriozisin yol açtığı bir başka önemli sağlık problemi ise böbrek kaybı! Çünkü iyi huylu ama kötü seyirli olabilen çikolata kisti, idrar yollarına giden borucuğu daraltarak sessiz böbrek kaybına neden olabiliyor. Bunların yanı sıra derin endometriozisin bağırsağı tıkaması sonucu bağırsak tıkanıklığı tablosu gelişebiliyor. Ayrıca yapılan çalışmalar endometriotik dokuların zamanla kansere dönüşebileceğini de ortaya koyuyor. Hastalık ilerlemesine rağmen tedavi edilmezse cerrahi operasyonla yumurtalıkların ve rahmin alınması noktasına da gelinebiliyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta

Tedavi edilebilen bir hastalık

Endometriozis günümüzde tedavi edilebilen bir hastalık. Tedavisinde bazı durumlarda ilaç kullanımı yeterli olurken, bazen cerrahi tedavi gerekebiliyor. Hastalığın evresi, ağrının şiddeti, semptomlar ve hastanın çocuk isteği gibi etkenler tedavinin yaklaşımını belirliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta, cerrahi yöntemin genellikle yumurtalık ve rahim gibi pelvik organlarında anatomik bir sorun oluştuğunda ya da idrar yolları veya bağırsaklar tıkandığında tercih edildiğine işaret ederek, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Endometriozis cerrahisi tüm dünyada kapalı şekilde yapılıyor. Çoğunlukla yumurtalık dokusu ile rahmin korunduğu, yani sadece endometriotik dokuların vücuttan çıkarıldığı koruyucu yöntem tercih ediliyor. Çocuk sahibi olmak istemeyen veya tekrarlayan endometriozis cerrahisi geçiren daha ileri yaşlardaki hastalarda ise rahmin alınması ameliyatı olan histerektomi, özellikle dokuların rahimde tutunduğu hastalarda yapılabiliyor. Bazı durumlarda yumurtalıkların alınması gerekebiliyor. Cerrahi tedavide edinilen tecrübeler ve yaşanan gelişmeler sayesinde çikolata kistlerinin ameliyat sonrasında tekrar etme riski günümüzde deneyimli merkezlerde oldukça düşük oranda seyrediyor.”

Adet öncesi gerginlik sendromu!

Adet öncesi gerginlik sendromu!

Halsizlikten bel ağrısına, gerginlikten kilo alımına, göğüslerde şişkinlikten baş ağrısına, depresif ruh halinden dikkati toplamakta güçlük çekmeye… Toplumda ‘adet öncesi gerginlik sendromu’ olarak bilinen ‘premenstruel sendrom’ pek çok kadının ortak sorunu. Üreme çağındaki her 4 kadından 3’ünde görülüyor ve nadiren de olsa yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilecek boyutlara oluşabiliyor. Kadınlarda pek çok fiziksel ve duygusal yakınmalara yol açan adet öncesi gerginlik sendromu aslında alınacak olan bazı önlemlerle konforlu bir şekilde atlatılabiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, üreme çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 90’ında adet öncesi gerginlik sendromunun hafif seyrettiğini belirterek, “Eğer şiddetli bir tablo yoksa yaşam tarzında ve beslenme alışkanlığında yapılacak düzenlemeler, sendromun hafiflemesinde önemli katkılar sağlayabiliyor. Düzenli spor yapmak, kaliteli uyumak ve sağlıklı beslenmek, alınması gereken en önemli önlemlerdir” diyor.

Ancak şiddetli seyrederek yaşam kalitesini düşüren adet öncesi gerginlik sendromunda mutlaka hekime başvurulması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, “Bu durumda önlemler yeterli gelmeyeceği için hormonal tedaviler veya antidepresan ilaçlar gibi çeşitli tedavi yöntemlerine başvuruluyor. Ayrıca vitex agnus castus (hayıt ağacı bitkisi) da dopamin maddesi gibi davranarak premenstruel sendromda faydalı oluyor. Ek olarak B6 vitamini, D, E vitamini, magnezyum ve çinko takviyesi gibi yöntemlere de başvurmak gerekebiliyor” diyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, adet öncesi sendromuna karşı 10 etkili yöntemi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran

Düzenli egzersiz çok önemli!

Geniş çaplı yapılan çalışmalarda; ortalama 8-12 hafta, haftada 3 kez, 30-60 dakikalık aerobik egzersizler başta olmak üzere, farklı egzersiz çeşitlerinin adet öncesi gerginlik sendromu üzerine faydaları ortaya kondu. Egzersiz, endorfin düzeylerini artırarak, progesteron ile östrojen sentezini düzenlemeye yardımcı oluyor ve bu sayede adet öncesi gerginlik sendromunun ana nedenlerinden sayılan hormonal düzensizliği dengeliyor. Egzersiz yapmak ayrıca kilo vermeye katkıda bulunuyor, sosyalleşmeyi sağlıyor ve depresif duygu durumunu azaltıyor.

Stresli durumlardan kaçının

Stres durumunda vücudumuzda kortizol ve aldosteron hormonları salınıyor. Yapılan çalışmalarda; bu stres hormonlarının özellikle adet başlamadan 2 hafta önce salınımlarının arttığı gösterildi. Aynı zamanda stres vücutta sempatik aktiviteyi artırıyor ve bu durum rahim kasılmaları ile adet ağrılarına neden oluyor. Dolayısıyla stresi azaltmak amacıyla yapacağınız her türlü aktivite, adet öncesi gerginlik sendromunun fiziksel ve psikolojik belirtilerinin azalmasına katkı sağlayacaktır.

Sigara ve alkolü bırakın

Sigarada ve alkol tüketimi, seks steroid hormon düzeylerini değiştirerek ve/veya serotonin/dopamin aktivitelerini etkileyerek adet öncesi gerginlik sendromunun belirtilerini artırıyor. Çalışmalarda; uzun süreli (3-5 yıldan fazla) veya yüksek miktarda (günde 15 adetten fazla) sigara kullanımının bu sendromla daha ilişkili olduğu gösterildi. Yine özellikle aşırı, erken yaşta veya uzun süreli alkol tüketiminin de adet öncesi gerginlik sendromuyla ilişkili olduğu tespit edildi.

Kahve ve çayı abartmayın

Yapılan çalışmalarda; kafeinin özellikle yüksek dozlarda tüketiminin adet öncesi gerginlik sendromu bulgularını arttırdığı gösterildi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, fazla kafein tüketiminde uykusuzluk, sinirlilik ve meme hassasiyetinin daha fazla gözlendiğini belirterek, “Bu nedenle kafein içeren kahve ve çay gibi içeceklerin günlük aşırı tüketiminden kaçınılmalıdır” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yağ, şeker ve tuza dikkat!

Yüksek kalorili, yağlı, rafine şekerli, dondurulmuş veya yüksek tuz oranına sahip besinler ile şekerli içeceklerin mümkün olduğunca az tüketilmeleri, adet öncesi gerginlik sendromunun azalmasına katkı sağlıyor. Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, aşırı tuz tüketiminin vücutta ödem artışına neden olduğuna işaret ederek, “Aşırı tuzun yanı sıra karbonhidratlı besinlerde aşırıya kaçmak da vücutta serotonini azaltarak adet öncesi sendromda etkili oluyor” bilgisini veriyor.

Uyku düzenini sağlayın

Adet öncesi gerginlik sendomunda depresif ruh hali psikomotor geriliğe yol açarak; uykusuzluk, çok uyuma, sık uyanma ve uykuyu alamama gibi uyku problemlerine neden olabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran , “Aşırı kalorili beslenmeden kaçınma, çay, kahve ile alkol tüketimini kısıtlama, egzersiz ve gevşeme tekniklerini kullanma, uykusuz veya yorgun hissedildiğinde uyuma süresini uzatma gibi yöntemler uyku kalitesini artırmada faydalı olacaktır” diyor.

 Kaslarınızı gevşetin

Meditasyon, yoga, pilates, progresif kas gevşetme tekniği, hipnoz ile bio-feedback gibi gevşeme teknikleri günlük yaşantının stresini ve anksiyetesini azaltarak adet öncesi gerginlik sendromunun daha hafif geçmesine yardımcı oluyor. Gevşeme tekniklerinin abdominal şişkinlik, ödem, meme hassasiyeti ve karın kramplarını azalttığını gösteren çalışmalar da mevcut.

Ağır diyetler yapmayın

Uzun süren açlık periyotları, zayıflama amaçlı yapılan ağır diyetler ve tek yönlü beslenme alışkanlıkları, adet öncesi gerginlik sendromunu olumsuz etkiliyor. Dolayısıyla bu hatalı alışkanlıklardan vazgeçmeniz çok önemli.

 Su için, hem de bolca!

Yeterli miktarda sıvı tüketimi vücudun sıvı elektrolit dengesini sağlıyor, bu sayede hem hormonal dengeyi, hem sinir yolaklarını düzenleyerek adet öncesi gerginlik sendromunun yakınmalarını hafifletiyor. Dolayısıyla günde 2-2.5 litre su içmeyi alışkanlık haline getirin.

Vitamin ve mineral takviyeleri

Vitex agnus castus (hayıt ağacı / chaste tree) dopamin agonisti gibi davranarak ve FSH ile prolaktin hormon düzeylerini azaltarak adet öncesi gerginlik sendromunun hafiflemesine destek oluyor. Ayrıca kalsiyum takviyesinin kısmen de olsa faydalı olduğu belirtiliyor. A, D, E vitamini ile çinkonun yararları konusundaki datalar ise yeterli değil. “Magnezyum takviyesiyle ilgili çalışmalar da çelişkilidir” bilgisini veren Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, “Dolayısıyla bu vitamin ve mineral takviyelerinin gelişigüzel kullanımı doğru değildir. Hormon dengesi ve serotonin düzeyleri üzerinden olumlu etkileri bazı çalışmalarda gösterilmiş olsa da; faydası olduğu kanıtlanmış tek ajan vitex agnus castus bitkisidir” diyor.

Hamileyken şu gıdalardan kaçının!

Hamileyken şu gıdalardan kaçının!

Hamilelik döneminde anne adayının doğru beslenme alışkanlığı edinmesi, bu sürecin sağlıklı atlatılmasında kilit role sahip. Öyle ki anne karnındaki bebeğin gelişimini sağlıklı tamamlaması, annenin hamilelik dönemini sorunsuz geçirmesi, doğumun sağlıklı geçmesi ancak yeterli, dengeli ve kaliteli beslenmeyle sağlanabiliyor. Aslında sağlıklı beslenme programına hamilelik öncesinde başlanması çok daha doğru bir yaklaşım oluyor. Doğru beslenme alışkanlığı sayesinde; erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve bebekte oluşabilecek pek çok önemli sağlık problemine karşı önlem alınabildiği gibi, anne adayında da diyabet, yüksek tansiyon, gebelik zehirlenmesi, kemik erimesi, obezite ve lohusalık depresyonu gibi ciddi komplikasyonlar engellenebiliyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, genel sağlıklı beslenme kurallarının hamilelik sürecinde de geçerli olduğuna dikkat çekerek, “İdeal kilo alımını sağlayacak, makro ve mikrobesin ihtiyaçlarını karşılayacak, bağışıklık sistemini destekleyecek ve varsa sağlık sorunlarınıza uygun modifikasyonları sağlayacak şekilde bir beslenme programı uygulamalısınız. Bunun için tabağınızın yarısı bol renkli mevsim sebzeleri, 1/4’ü protein, 1/4’ü kompleks karbonhidrat içermeli. Ayrıca gün içerisinde 2-2,5litre su tüketmeyi de asla ihmal etmeyin” diyor. Ancak hamilelik sürecinde yapılan bazı beslenme hataları anne ve bebeğin sağlığını ciddi boyutlarda tehdit edebiliyor, çok daha kötüsü ölümcül sonuçlara yol açabiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, sağlıklı hamilelik için kaçınmanız gereken beslenme hatalarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Elif Meşeci

Tek tip beslenmek

Hamilelik döneminde yetersiz ve kötü beslenmek hem bebekte hem anne adayında ciddi sağlık problemlerinin gelişmesine adeta davetiye çıkartıyor. Örneğin demir eksikliği kansızlık yapabiliyor, bu durum bebeğin yetersiz büyümesine yol açmasının yanı sıra annede halsizlik, çarpıntı ve kalp yetersizliği gibi tablolar oluşturabiliyor. Yetersiz kalsiyum alımı da bebekte kemik-iskelet sisteminin sağlıklı gelişmesini önlerken, annede gebelik zehirlenmesi ve kemik erimesiyle sonuçlanabiliyor. Doç. Dr. Elif Meşeci, “Hamilelik döneminde yeterli ve dengeli beslenmenin aslında hiç bilinmeyen en önemli yönü ise bebeğin yetişkinlikteki obezite, diyabet, yüksek tansiyon veya koroner kalp hastalıkları gibi kardiyo-metabolik hastalık riskinin ve entelektüel kapasitesinin anne adayının ne kadar sağlıklı beslendiğiyle yakından ilintili olmasıdır” diyor. Dolayısıyla hamilelik sürecinde sizin ve bebeğinizin; demir, kalsiyum, D vitamini, A ve B vitaminleri, omega-3 yağ asitleri(EPA+DHA), protein ile enerji ihtiyacını karşılayacak olan dengeli–yeterli beslenme programı oluşturmalısınız. Sebze ve meyveleri mevsimine göre tüketmeniz de dikkat etmeniz gereken bir başka önemli noktayı oluşturuyor.

Kafeini abartmak

Kafein hamilelik döneminde vücuttan daha yavaş atılıyor ve plasentayı geçerek bebeğin kan dolaşımına karışabiliyor. Yapılan bazı çalışmalarda, hamilelikte yüksek dozlarda kafein tüketiminin düşük, erken doğum ve düşük doğum ağırlığına neden olabileceği ortaya konmuş. Ayrıca annede çarpıntı, tansiyon yükselmesi, anksiyete, karın ağrısı ve ishal yapabiliyor. Amerikan Obstetrik ve Jinekoloji Derneği, hamilelikte kafein tüketiminin günde 200 mg’dan az olması gerektiğini belirtiyor. Kahve, siyah çay, yeşil çay, enerji içecekleri, kola ve çikolata kafein içeren içecek ve besinlerden. Bir fincan Türk kahvesinde 50-60mg, 1 kupa filtre kahvede 150-200mg, 1 fincan siyah çayda 20-40mg kafein yer alıyor.

Kahvaltı etmemek

“Gece boyunca harcanan glikozun yenilenmesi ve kan şekerinin dengelenmesi için kahvaltı etmek şart” uyarısında bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, şöyle devam ediyor: “Kahvaltının atlanmaması hamilelik döneminde ayrı bir önem taşıyor. Bu öğün atlandığı takdirde anne adayında gün içinde halsizlik, yorgunluk, baş ağrısı ve tansiyon düşmesi gibi sorunlar gelişebiliyor. Kahvaltıda yulaf ezmesi, süt veya yoğurt, meyve, fındık-ceviz gibi yağlı tohumlardan oluşan gevrek kasesi hazırlayabileceğiniz gibi; sebzeli bir omlet, peynir, tam tahıllı ekmek, bal ve rengarenk bir mevsim salatasıyla da güne başlayabilirsiniz”

İki kişilik beslenmek

Anne adayı bebeğinin daha sağlıklı olacağını düşünüp, hamilelik döneminde ‘iki kişilik’ beslenmek gibi önemli bir hataya düşebiliyor. Gereksiz kilo alımına neden olabilen bu yanlış inanış anne adayına ve bebeğe yarardan çok zarar veriyor. Öyle ki hamilelikte aşırı kilo alımı; erken doğum, gebelik şekeri, yüksek tansiyon, gebelik zehirlenmesi, bebekte büyüme-gelişme anormalliği, doğumda omuz takılması; doğum sonrası dönemde ise tromboemboli, anemi, yara yeri enfeksiyonları, yenidoğanda kan şekerinde düşme ve polistemi (kırmızı kan hücrelerinde artış) gibi pek çok sağlık sorununa neden olabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, hamilelik sürecinde ideal kilo artışının hamile kalındığı andaki vücut kitle endeksine göre belirlendiğini vurgulayarak, şöyle konuşuyor: “Eğer anne adayı kilolu ise 5-11 kilo, normal kiloda ise 11.5-16 kilo, zayıf ise 12.5-18 kilo tüm hamilelik süresince alması gereken ortalama kilo artışı oluyor. Anne adayının kilosuna göre değişmekle birlikte, genellikle ilk trimesterde ek kalori ihtiyacı olmuyor, 2-3. trimesterde ise ek olarak günde 300-450 kalori artışı yeterli geliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hatalı besinler tüketmek

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, hamilelik döneminde kaçınmanız gereken besinleri şöyle anlatıyor:

Pastörize edilmemiş çiğ süt ile süt ürünleri, pastörize edilmemiş peynir: Listeria gibi bakteriler içerebilen bu besinler anne ve bebekte enfeksiyona neden olabiliyorlar.

Çiğ yumurta: Çiğ yumurtayla yapılan mayonez, salata sosu, tiramisu ve mus gibi yiyecekler salmonella enfeksiyonuna yol açabiliyorlar.

Pişmemiş-az pişmiş kırmızı et, tavuk, balık: Düşük ve erken doğum gibi ciddi sorunlar oluşturabilen toksoplazma başta olmak üzere, çeşitli bakteri ve parazitler bu yiyeceklerde bulunabiliyor.

Civa gibi ağır metal içeriği yüksek olan dip balıkları-kabuklu deniz ürünleri: Ağır metaller bebeğin beyin ve sinir sistemine zarar verebiliyor, zeka ve motor gelişimini bozabiliyorlar. Bu nedenle yüzey balıkları, yani sardalya, hamsi, uskumru ve istavriti tercih etmeli, mümkünse hamsi gibi küçük balıkları iskeletiyle tüketmelisiniz. Böylelikle omega-3 ihtiyacının yanı sıra kalsiyum ve D vitamini ihtiyacı da balıkla karşılanıyor.

İşlenmiş, yanmış, trans yağ içeren gıdalar(fast food) / konserve besinler: Başta şarküteri ürünleri-tütsülenmiş etler olmak üzere listeria gibi pek çok bakteriyi taşıyabilecekleri ve toksik katkı maddeleri içerdikleri için bu gruptaki besinlerin hamilelikte tüketilmeleri önerilmiyor.