Yazılar

Gelişigüzel D vitamini kullanmak zehirleyebilir!

Gelişigüzel D vitamini kullanmak zehirleyebilir!

Özellikle büyük kentlerde çoğu kişinin D vitamini olması gereken seviyeden düşük seyrediyor. Bunun nedenleri arasında; güneş ışığından yeterince ve doğru şekilde faydalanamamak, çocukluk döneminde dışarıda oynamak yerine evde tabletle zaman geçirmek, kapalı alanlarda saatlerce güneşten yoksun kalmak gibi birçok faktör yer alıyor. Ülkemizde D vitamini eksikliğinin görülme sıklığının ciddi boyutlarda olduğunu belirten Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı “Bölgelere göre değişmekle birlikte D vitamini eksikliği ülkemizde yüzde 50’nin üzerindedir. Tüm dünyada yaklaşık 1 milyar insanda D vitamini eksikliği olduğu düşünülmektedir. Oysa özellikle son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar D vitamininin vücutta kemik sağlığından enfeksiyon hastalıklarını önlemeye, zihinsel gelişimden kanserde kontrolsüz hücre çoğalmasının azaltılmasına dek kritik öneme sahip olduğunu gösteriyor” diyor. Yağda çözünen bir vitamin olan D vitamininin bazı gıdalarda bulunmakla birlikte çoğunlukla deride güneşin etkisi ile ortaya çıktığını belirten Dr. Meltem Batmacı “Halk arasında ‘güneş vitamini’ de denilen D vitamininin gıdalardan karşılanması ise günlük gereksinimin yüzde 10-20’sidir. Yani dışarıdan takviye edilmesi gerekir” diye konuşuyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı D vitamini hakkında bilinmesi gereken 9 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Dr. Meltem Batmacı

Sayısız faydası var

D vitamininin vücudumuzda kritik rol oynadığını belirten Dr. Meltem Batmacı şöyle konuşuyor: “Vücudumuzda kemik sağlığı açısından çok önemli. Kemik kırıklarını azaltıp kas liflerini koruyarak kas gücünü artırır ve bu da düşmelerden korur. Yapılan bilimsel araştırmalar; D vitamininin yeni tümör gelişimini (meme, yumurtalık, kolon, prostat ve diğer kanserler) ve var olan tümör büyümesini yavaşlattığını, kalp ve damar hastalıkları ile solunum sistemi hastalıkları riskini azalttığını göstermiştir. Damar sertliği ve yüksek tansiyon hastalığında düzenleyici olan D vitamini diyabet ve insülin direncine karşı da önemli rol oynar. Enfeksiyonların ve bağışıklık sistemi hastalıklarının tedavisinde etkilidir. Bir araştırmaya göre, herhangi bir nedenle olan prematüre ölüm riskinde D vitamini sayesinde yüzde 25 azalma saptanmıştır. Bunama riskinin de azaldığı görülmüştür.”

Gelişigüzel kullanımı zehirleyebilir!

D vitamininin kesinlikle vücuttaki seviyesi belirlenip ardından hekim önerisiyle kullanılması gerektiğini, aksi takdirde fayda yerine ciddi zararlar verebileceğini vurgulayan Dr. Meltem Batmacı “Tedavi öncesinde ve sonrasında mutlaka D vitamini düzeyleri görülmelidir. Yaş, cinsiyet, yaşanan coğrafya, eşlik eden hastalıklar, gebelik durumu hatta ten rengi bile günlük D vitamini ihtiyacını belirleyen unsurlardır. Bu nedenle D vitamini ihtiyacı kişiden kişiye değişmektedir. Fazla alındığında D vitaminine bağlı zehirlenmeye neden olur, kanda kalsiyum düzeyi yükselir, kilo kaybı, düzensiz kalp atımı, düşme sıklığında ve kemik kırık riskinde artış, damarlarda ve dokularda kireçlenme, kalp ve böbrek hasarı görülür” diyor.

Dikkat! Ampul kırıp içmek!… 

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı hekime danışmadan, D vitamini ihtiyacını bir anda karşılayabilmek için ampul kırıp içmek gibi bir hataya düşülmemesi gerektiğini belirterek şu uyarılarda bulunuyor: “Yapılan çalışmalar da; yüksek dozda, uzun aralıklarla alınan D vitamini (ampul kırıp içmek, damlalıklı şişenin tamamını içmek gibi) ve düşük dozda, günlük alınan D vitamini (günlük ya da haftalık kullanılan damla, tablet, kapsül formunda D vitamini) kıyaslandığında ikinci gruptakilerin sağlıklı ve D vitamini düzeylerinin daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. D vitamini, fazla miktarlarda alındığında toksik etkilere yol açtığı ve hayati riske bile neden olabildiği için, hekime başvurarak kullanımından önce vücuttaki düzeyi saptanmalı ve sonrasında kişiye uygun doz ve sürede alınmalıdır.” Dr. Batmacı ayrıca toplumda “Camın önüne oturup güneşlendiğimden D vitamini bol bol alıyorumdur” şeklinde yanlış bir düşünce olduğunu belirterek “Camın, tül perdenin ya da kıyafetin arkasından alınan güneşin, hiçbir faydası yoktur. Çünkü bu türden kısıtlamalarda, D vitamini yapımını sağlayan UVB ışınları cilde ulaşamaz” uyarısında bulunuyor.

D vitamini ihtiyacı besinlerle karşılanamıyor!

Somon balığı ve sardalya gibi yağlı balıklar, balık yağı, yumurta sarısı, sığır karaciğeri, mandıra ürünleri ve tahıllarda D3 vitamini düzeyi daha fazla olurken; bazı mantarlarda ve bitkisel kaynaklarda (bitkisel kaynaklı sütler, maydanoz, ısırgan otu vb), D2 vitamini  bulunuyor. Ancak besinlerle yeterince D vitamini almanın mümkün olmadığını belirten Dr. Meltem Batmacı “Bu nedenle dengeli diyet ve gerekli D vitamini miktarının takviye olarak alınması uygundur. 51-71 yaşları arasındaki gıda ve suplamentle D vitamini alımı 308 IU/gün saptanmış olup, sadece gıda ile alınan D vitamini ise 140 IU / gün olarak saptanmıştır ki günlük doz gereksinimi düşünüldüğünde birçok insanın, günlük minimum gereken dozu bile alamadığı aşikardır” diyor.

Bu kişilerde D vitamini eksikliği daha fazla!

Süt, yumurta ve balık yemeyenlerde, laktoz intoleransı olanlarda, veganlarda, bağırsak, karaciğer ve böbrek hastalığı olanlarda, obezlerde, obezite ameliyatı geçirenlerde, siyahilerde, bağırsak operasyonu olanlarda, steroid, epilepsi ilaçları gibi bazı ilaçları kullananlarda ve güneşten uzak kalanlarda D vitamini eksikliği daha fazla oluyor.

Güneşten D vitamini açısından en doğru şekilde faydalanmak için!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, güneşten D vitamini anlamında en doğru şekilde faydalanabilmek için her gün kolları ve bacakları güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde

15-20 dakikayı aşmamak üzere güneşlendirmek gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Vitamin D sentezi, güneşin UVB ışını etkisi ile ciltte başlar. Yaşanılan bölgeye göre, güneşe çıkılması gereken süre ve saat dilimi değişir. Ülkemizde 10:00-15:00 saatleri arasında 15-20 dakika güneşlenme önerilir. Türkiye’de güneşe bağlı D vitamini sentezi Mayıs-Kasım ayları arasında mümkündür. Ancak çok önemli bir nokta var ki asla unutulmaması gerekir; UV ışığına maruziyet cilt kanserine neden olur, bu nedenle aşırı güneşlenme önerilmez!”

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

İki çeşit D vitamini bulunuyor

İki çeşit D vitamini olduğunu belirten Dr. Meltem Batmacı “Vitamin D2; bitkisel kaynaklıdır ve takviye edilmiş gıdalar ile bazı suplamentlerde bulunur. Vitamin D3 ise; insan vücudunda ve hayvansal ürünlerde doğal olarak bulunan formdur. D3 formu kandaki D vitamin düzeyini daha çok yükseltir ve bu etkin düzeyi daha uzun süre korur. Ancak kişinin ihtiyacına göre mutlaka hekim karar vermelidir” diye konuşuyor.

Bu etkenler D vitamini alımını önlüyor!

UVB ışınını azaltan ve dolayısıyla D vitamin sentezini azaltan çok çeşitli faktör bulunuyor. Dr. Batmacı bu faktörleri şöyle sıralıyor: “Güneş koruyucu kullanımı (faktör düzeyi 15 ve üzeri olan güneş koruyucu krem D vitamini emilimini yüzde 90’dan fazla azaltır), tüm cildi kapatacak şekilde giyinmek, açık havada kısıtlı vakit geçirmek, koyu renkli cilt (melanin pigmenti, doğal güneş koruyucu gibi davranır), ileri yaş, kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirme, D vitamini sentezine katkıda bulunan organlarda fonksiyon bozukluğu, kış mevsimi vb)” Dr. Batmacı güneşle sentezlenen D vitamininin birkaç ay idare edeceğini ancak sonrasında eksiklik ortaya çıkacağını bu nedenle düzenli ölçümlerin yapılması gerektiğini söylüyor.

Eksikliğinde bu sorunlar ortaya çıkabiliyor!

Vücuttaki D vitamini seviyesinin altı ayda bir kontrol edilmesi gerekiyor. D vitamini eksikliğinde; kemik ve kas dokusunda zayıflama, kemik kırılganlığında artış, düşme sıklığında artış, kanda kalsiyum ve fosfor düzeyinde düşüklük, kalpte ritim sorunu, Osteomalazi (kemik yumuşaması) hastalığı, kalp krizi, inme ve kalp damar hastalıkları riski artıyor.

Yaz sıcaklarında hayati sonuçlar doğurabilir!

Yaz sıcaklarında hayati sonuçlar doğurabilir!

Yaz sıcaklarının her geçen gün arttığı şu günlerde en çok sağlık açısından dikkat edilmesi gerekenler listesinde besin zehirlenmesi ilk sıralarda yer alıyor. Zira artan ısı, mikropların üremesi için gereken şartları daha elverişli hale getiriyor. Bu mikropların ürediği gıdaların tüketilmesiyle yaşanan besin zehirlenmeleri özellikle kronik hastalığı olan, çocuklar, yaşlılar ve hamileler için büyük risk taşıyor, hatta ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Sağlık Bakanlığı, her yıl yaklaşık 6 milyon kişinin bu sorunu yaşadığını belirtiyor.

Acıbadem Taksim Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja, besin zehirlenmesine yol açan mikroba göre belirtilerin farklılık gösterdiğini vurguluyor ve “Yalnızca belirtilerin çeşitleri değil, belirtilerin görülme süresi de değişir. Bazen besinin vücuda alınmasından sonraki birkaç saatte görülebilen belirtiler bazen günler sonra ortaya çıkabiliyor. Ancak başlıca belirtilerin bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal (su gibi veya kanlı) ve ateş olduğunu söyleyebiliriz” diyor.

Acıbadem Taksim Hastanesi

Dr. Edvin Murrja

İyi temizlenmeyen ve iyi pişirilmeyen gıdalar zehirleyebilir!

Dr. Edvin Murrja, besin zehirlenmesine yol açan virüs ve bakterilerin tek bir tip olmadığını, norovirüs veya rotavirüs gibi virüslerin yanı sıra salmonella, E.coli gibi bakterilerin veya küçük kurtlar gibi parazitlerin de enfeksiyona yol açabileceğini ifade ediyor. Enfeksiyon etkenlerinin besinlere bulaşma yollarını ise şöyle sıralıyor:

  • Besinleri hazırlayan kişi hastaysa elleri aracılığıyla yiyeceklere bulaştırabili
  • Uygun olmayan koşullarda saklanan yiyeceklerdeki mikroplar el ya da yeme yoluyla insana geçer.
  • Besinler iyi yıkanmadıysa ya da üzerlerindeki bakteriler ölene kadar pişirilmediyse hastalık oluşturabilir.
  • Yiyeceklerin hazırlanmasında kullanılan kesme tahtası veya bıçaklar düzgün temizlenmediyse yiyeceklerdeki mikrop diğerlerine de bulaşabili

“Belirtiler birkaç saatte de görülebilir birkaç gün sonra da”

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja, besin zehirlenmesine yol açan etkenlere göre belirtilerin farklılık gösterdiğine dikkat çekiyor ve “Bazen besinin vücuda alınmasından sonraki birkaç saatte görülebilen belirtiler bazen günler sonra ortaya çıkabiliyor. Ancak başlıca belirtilerin bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal (su gibi veya kanlı) ve ateş olduğunu söyleyebiliriz. Nadir olarak da görme bozukluğu, sersemlik, eller ve kollarda uyuşma, karıncalanma gibi nörolojik bulgular da olabilir” diyor.

Bu şikayetler varsa hemen hastaneye gidin!

Peki, ne zaman sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir? Çocuk, yaşlı, hamile veya kronik hastalığı olan kişilerin derhal hastaneye gitmesi gerekiyor. Bahsi geçen risk grubunda yer almayan kişilerin ise şu belirtilerin görülmesi halinde acilen hastaneye gitmesi tavsiye ediliyor: “Ateş 38.5 ve üzerindeyse; günde 6’dan fazla tuvalete gitmek gerektiyse; dışkıda kan varsa; karın ağrısı çok şiddetliyse; sıvı kaybına rağmen iştah yoksa; yorgunluk, ağız kuruluğu, kas krampları, koyu renkli idrar gibi susuzluk belirtileri geliştiyse”.

Genellikle birkaç günde tedavi sonuç veriyor

Besin zehirlenmesi tanısı konulması için, hekim belirtileri ve hastanın bir hafta içinde tükettiği gıdaları inceliyor. Tansiyon, nabız, ateş ve kilo değerlerine bakılıyor, gerekli görülürse kan ve dışkı testi yapılıyor. Vücutta sıvı eksikliği varsa takviye ediliyor ve belirtilere yönelik tedavi planlanıyor. Besin zehirlenmesinde nadiren antibiyotik gerekiyor. Hangi etkenden etkilenildiği bilinmese bile zehirlenme vakalarında hasta genellikle birkaç gün içinde tedaviye cevap verip iyileşiyor.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja, besin zehirlenmesi durumunda yapılması gerekenler hakkında şu bilgileri verdi:

Sık sık ve bol suda yıkayın

Elleri sık sık yıkamak çok önemli. En az 20 saniye yıkanmalı ve mutlaka iyi bir sabun kullanılmalı. Ellerin mutlaka yıkanması gereken durumların başında ise şunlar geliyor: Tuvalete gittikten sonra, bebek bezini değiştirdikten veya hayvanlarla temas ettikten sonra… İyi yıkanması gerekenlerin başında tencere, tava, çatal ve kaşık gibi yiyecek malzemeleri de geliyor.

Acıbadem Taksim Hastanesi

Buzdolabı sıcaklığını kontrol edin

Yazın buzdolabının sıcaklık ayarını kontrol edin. Yiyecek ve içeceklerin bozulmaması için buzdolabının 4 derece ve onun altında olmalı. Dondurucu kısmının sıcaklığı ise en az -18 derecede tutulmalı.

Çiğ yiyeceklerden uzak durun

Edvin Murrja, özellikle az pişmiş ve çiğ yiyeceklerin enfeksiyon etkenlerinin hızlıca üreyebileceği bir ortam olduğunu belirterek nelere dikkat etmemiz konusunda şu bilgileri veriyor:

  • Az pişmiş seviyorsanız bile, yazın az pişmiş etlerden uzak durun. Kaynatma ya da buharda uzun süre pişirme yöntemini tercih edebilirsiniz.
  • Pişirdiğiniz yemekleri oda sıcaklığına gelir gelmez, buzdolabına koyun.
  • Çiğ etlerin hazırlanması ve saklanması sırasında diğer yiyeceklerle temas etmemesi gerekir. Zira, temas zararlı bakteri ya da virüs gibi etkenlerin bulaşmasına neden oluyor.
  • Çiğ ya da yarı çiğ etleri keserken kullandığınız bıçak, kesme tahtası ve maşa gibi aletleri temizlerken çevreye su sıçramamasına özen gösterin. Zira bu yiyeceklerdeki enfeksiyon etkenleri suyla birlikte çevreye ve orada yapılacak yiyeceklere bulaşabilir.
  • Pastörize ya da kaynatılmış süt kullanın. Çiğ süt içmeyin, çiğ süt ile yapılmış dondurma ve özellikle yumuşak peynir tüketmeyin.

Meyve ve sebzeleri iyi yıkayın

Yazın bol miktarda tüketilen sebze ve meyvelerin çok iyi yıkanması, hatta sirkeli suda bekletilerek temizlenmesinin yararlı olacağını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Edvin Murrja şunları söylüyor:

  • Meyve ve sebzeleri bol suda ve akar suda yıkayın. Bir kaba doldurulmuş suda yıkamak iyi temizlenmesi için yeterli değildir. Ayrıca marul gibi zor yıkanan besinleri, sirkeli suda bekletmekte yarar var.
  • Salata malzemelerinin iyi yıkanması kadar, yapıldıktan sonra üstü açık ve oda sıcaklığında bekletilmemesi çok önemli. Bekleyen salatalık, riskli olabilir, yemeyin!

Sıcak çarpmasına yol açan etkenler!

Sıcak çarpmasına yol açan etkenler!

Aşırı sıcakların bastırdığı ve yoğun nemle birleştiğinde adeta nefes aldırmadığı bugünlerde çok dikkatli olmak gerekiyor. Özellikle de kronik hastalığı olanlarda, hamilelerde, aşırı kilolu kişilerde, bebeklerde, çocuklarda ve yaşlılarda çok kısa bir süre bile sıcak çarpmasına maruz kalmak için yeterli oluyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Alper Canpolat yaz aylarında en sık rastlanan sorunlar arasında sıcak çarpmasının geldiğini belirterek, şikayetlerin ‘birazdan geçer’ düşüncesiyle tedavisinin ihmal edilmesinin kimi zaman çok ciddi tehlikelere yol açabildiğini hatta hayati riske neden olabildiğini söylüyor. “Sıcak çarpmasında vücut aşırı sıcak nedeniyle normal ısı düzenlemesini kaybeder ve vücut ısısı normal sınırların üzerine çıkarak 40 dereceyi aşar. 40 derecenin üzerindeki ateş ise hayati organların hasar görmesine hatta ölüme neden olabilir” diyen Dr. Alper Canpolat, kavurucu yaz sıcaklarında sıcak çarpmasından korunmak için alınabilecek basit ama etkili önlemler olduğunu söylüyor. İç Hastalıkları uzmanı Dr. Alper Canpolat sıcak çarpmasının 10 önemli belirtisini, alınabilecek etkili önlemleri ve sıcak çarpmasında yapılması gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Alper Canpolat

Bu saatlerde mümkünse dışarı çıkmayın

İklim değişikliğiyle birlikte son yıllarda sıcak çarpması çok daha fazla görülüyor. Yaz aylarında 10-16 saatleri arasında güneş ışınları daha yoğun olduğundan sıcak çarpması riskinin bu saatlerde arttığını belirten Dr. Alper Canpolat “Bu nedenle güneşin en dik açı ile geldiği öğle saatlerinde zorunlu olmadıkça dışarıda olmaktan kaçının. Dışarıya çıkmak zorundaysanız ağaçlar, şemsiyeler ya da güneşlikler gibi gölgeliklerin altında durarak doğrudan güneş ışığından korunmaya çalışın. Egzersiz veya yürüyüş yapmak için de kesinlikle günün nispeten serin saatlerini tercih edin” diyor.

Kapalı araçta kalmaktan kaçının!

Özellikle yazın kapalı araçta kalmak camlar açık olsa dahi tehlikeli sonuçlara hatta yaşam kaybına neden olabildiğinden park halindeki araçta kalmayın. Bebekleri, çocukları, yaşlı veya engelli bireyleri de ‘araç gölgede, camı da açık’ diye düşünerek hele de yalnız başına kesinlikle bırakmayın.

Dışarı çıkarken bu önlemleri mutlaka alın  

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Alper Canpolat “Sıcak havalarda açık renkli, hafif ve bol kıyafetler tercih edilmelidir. Şapka veya benzeri bir başlık ile güneş ışığından korunulmalıdır. Güneş yanıklarını önlemek için güneş koruyucu kremler ve güneşin zararlı ışınlarına karşı ultraviyole korumalı olduğundan emin olduğunuz güneş gözlüğü kullanılmalıdır” diyor.

Su içmek için kesinlikle susamayı beklemeyin!

Özellikle de yaz aylarında susuzluk hissetmeseniz bile mutlaka yeterince su içmeye dikkat edin.  Salatalık, karpuz, marul gibi su içeriği yüksek yiyecekleri aşırıya kaçmadan tüketebilir, sıcak yaz günlerinde terleyerek vücuttan atılan sıvı ve mineralleri yerine koymak için günde bir-iki bardak maden suyu (200-250 ml) içebilirsiniz. Ancak tuz duyarlı kişilerin, hipertansiyon, böbrek ya da kalp hastalığı olanların doktorlarına danışarak bu gıda ve içecekleri tüketmesi gerekiyor.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi

 Sıcak çarpmasının 10 önemli belirtisi!

  1. Yüksek ateş
  2. Baş ağrısı
  3. Mide bulantısı
  4. Kusma
  5. Kalp hızında artış
  6. Hızlı nabız
  7. Baş dönmesi
  8. Halsizlik, düşkünlük, yorgunluk
  9. Soluk cilt
  10. Huzursuzluk, şuur bulanıklığı

 Sıcak çarpmasına yol açan etkenlere dikkat!

Sıcak çarpmasının; yüksek sıcaklıklara uzun süre maruz kalmak ve yeterli sıvı alamamak veya sıcak ortamda ağır eforlu işler yapmak gibi nedenlerle ortaya çıkabilen bir sorun olduğunu belirten Dr. Alper Canpolat sıcak çarpmasına neden olan faktörleri şöyle açıklıyor:

  • Aşırı güneşe maruz kalmak
  • Sıcakta veya güneş altında egzersiz ve spor yapmak
  • Sıcakta veya güneş altında uzun süre dışarıda çalışmak
  • Güneş altında bırakılmış araba gibi küçük ve kapalı ortamlarda durmak
  • Uzun süre plajda, kumsalda, saunada kalmak
  • Sıcak havalarda yeterli su içmemek
  • Soğutma olanaklarının (klima sistemi) yetersiz olduğu ortamlarda bulunmak

 Sıcak çarpmasında ne yapmalı?

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Alper Canpolat, sıcak çarpması tedavisinde ana hedefin vücut sıcaklığının düşürülmesi olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “En yakın sağlık kuruluşuna başvuruncaya kadar sıcak çarpması belirtileri gösteren kişi hemen serin bir yere alınmalıdır. Üzerindeki sıkı giysiler gevşetilmelidir. Vücuttaki sıvı ve elektrolik kaybını karşılamak için bol su içirilmeli ve tuzlu yiyecekler tüketmesi sağlanmalıdır. Ancak bireyin şuur durumunda bulanıklık varsa su ve başka gıda vermekten kaçınılmalı, hızlıca sağlık kuruluşuna ulaştırılmalıdır. Mümkünse kişinin soğuğa yakın suyla duş alması sağlanmalıdır. Duş olanağı yoksa buz paketleri veya soğuk ıslak havlularla vücuda kompres yapılmalıdır. Sıcak çarpmasında ateş 40 dereceyi aşsa da, ateş düşürücü ilaçların tedavide yeri yoktur.”

Kronik hastalıkları olanlar oruç tutarken şunlara dikkat edin!

Kronik hastalıkları olanlar oruç tutarken şunlara dikkat edin!

Oruç tutmak beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzını yeniden düzenliyor ve sağlığa olumlu etkilerde bulunuyor. Oruç, vücudun kendi kendini iyileştirmesini, organizmanın zararlı maddelerden arınmasını sağlıyor. Bu sene Ramazan ayında oruç yaklaşık 4 saat sürüyor. Sahurla iftar arasında uzun bir sürenin olması kronik sağlık sorunları olup oruç tutmak isteyen kişiler kadar, sağlıklı kişilerin de beslenme açısından dikkatli olmasını gerektiriyor. Memorial Şişli Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Özgür Mollaoğlu, oruç tutmak isteyenlerin ve kronik hastalıkları olanların dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Dr. Özgür Mollaoğlu

 Düzenli ilaç kullanımı sahur ve iftara göre ayarlanmalı

Oruç tutmak sağlığa faydalarının yanında özellikle ileri yaş ve kronik hastalıkları olanlar için sakıncalı durumlar oluşturabilmektedir. İleri yaş grubunun oruç tutmadan önce sağlık kontrolünden geçerek  tansiyon, kan şekeri, böbrek, kalp  ve karaciğer fonksiyonları hakkında bilgi edinmeleri gerekir. Mide sorunları olanların asit fazlalığı, reflü şikayeti olanların asit azaltıcı ilaçlarını sahurdan önce almaları gün içinde mide şikayetlerini azaltacaktır. Ancak  daha önce mide ülseri ya da  kanama gibi mide sorunu olanların doktorları ile görüşmeleri, gerekirse oruç tutmamaları önerilir. Düzenli ilaç kullanması gereken tiroid hastaları doktorlarına danışarak ilaç vakitlerini sahur ve iftara göre ayarlayıp oruç tutabilmektedir.

Kalp ve diyabet hastaları özellikle dikkatli olmalı

Kalp hastaları, yüksek tansiyon ve özellikle insülin kullanan diyabet hastalarının oruç tutmaları sakıncalı olabilir. Bu sebeple doktorlarına danışmadan oruç tutmamaları gerekir. Ayrıca kolesterol, böbrek hastalıkları, diyabet, tansiyon, tiroid, reflü ve mide sorunları olan kişilerin da oruç tutup tutamayacakları konusunda mutlaka konunun uzmanı bir hekimden bilgi almaları gerekmektedir. Aynısı düşük tansiyon, zayıflık ve ileri yaşta olmak için de geçerlidir. Çocukların, hamile ve emziren kadınların da oruç tutmaları önerilmemektedir. Oruç, zayıf veya daha önce ciddi hastalıkları olan kişiler için de uygun olmayabilir. Bu nedenle oruç tutmadan önce kişinin sağlık durumunu değerlendirebilecek doktorlara danışması önem taşımaktadır.

Sahursuz oruç tutmak sağlığınızı bozabilir

Birçok kişi sahura kalkmadan oruç tutmaya çalışmaktadır. Bu açlık dönemini uzatmakta kan şekeri düşmesi riskini artırmakta, konsantrasyon güçlüğü, baş ağrısı, yorgunluk hissine neden olmaktadır. Sahur öğünü atlanmamalıdır. Bu kan şekeri düzeyinin korunması açısından önemlidir. Sahurda mutlaka bol su içilmeli bunun yanında hafif bir kahvaltı ya da az tuzlu, az baharatlı sebze yemeği ya da zeytinyağlı yemekler tercih edilmelidir. Bunun yanında protein içeriği nedeniyle ve tok tutucu etkileri nedeniyle süt ve yumurta önerilebilir. Ekmek olarak beyaz ekmek kan şekerini hızlı yükseltip daha çabuk açlık hissi yaratacağından, kepek ekmeği ya da çavdar ekmeği yenmesi besleyicilik ve tokluk hissi açısından daha faydalıdır. Sahur öğünü yapıldıktan hemen sonra uykuya dönülmemelidir. Aradan en az 1 saat geçmesinde fayda vardır.
Sağlıklı bir iftar için yemekler yavaş yenmeli

Kronik hastalıkları bulunan ve Ramazan ayında oruç tutmak isteyen kişilerin ekstra dikkat etmesi gereken noktalar şöyle sıralanmaktadır:

 

  1. Kronik hastalıkları olan kişilerin doktora danışarak oruç tutması önemlidir.
  2. Oruç tutarken hastalıklarda kontrol altına alınmalı, ilaç kullanımı varsa ihmal edilmemeli, saat ayarlaması yapılmalıdır.
  3. Hastalığa göre yasaklı besinler varsa nasılsa oruç tutuyorum, daha az öğün yapıyorum diye düşünülerek diyet planı bırakılmamalıdır.
  4. Uzun süreli açlık sonrasında iftarda normalde tüketilen miktardan ve çeşitlilikten daha fazlasının yenmemesine dikkat edilmelidir.
  5. İftara bir kase çorba ile başlanmalı, su içilmeli ve 20 dakikalık bir ara vererek ana yemeğe başlanmalıdır.
  6. Yemek yavaş yenmeli, acele edilmemelidir.
  7. Zeytinyağlı yemekler tercih edilmeli, et ve tavuk ızgara olarak yenmeli ve günlük vitamin ihtiyacı için mutlaka  bol yeşil yapraklı sebzeler yenmelidir.
  8. Tatlı olarak şerbetli ve hazmı zor tatlılar yerine az şekerli sütlü tatlılar tercih edilmeli, meyveler yemekten en az 1 -2 saat sonra tüketilmelidir.
  9. Egzersiz yapan ve Ramazan’da da buna devam etmek isteyenlerin iftardan sonra ağır egzersizden kaçınması bunun yerine yemekten 1 saat sonra 30 dakikalık yürüyüş yapmaları önerilir.
  10. Günlük sıvı alımı çok önemli olduğu için sahur ve iftar arasında özellikle bol su içmeye özen gösterilmeli, en az 2-2.5 litre su tüketilmelidir.

Gelişigüzel vitamin almaktan kaçının…

Gelişigüzel vitamin almaktan kaçının…

Unutkanlık, halsizlik, odaklanamama, anksiyete… Bugünlerde pek çok kişi bu tür sorunlardan şikayetçi. Günlük yaşantıyı olumsuz etkileyen ve yaşam konforunu azaltan bu şikayetlerin altında birçok neden yatabiliyor. O nedenlerden biri de vitamin eksikliği! Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yıldız Okuturlar vitaminlerin besinlerle karşılanamaması durumunda mutlaka hekimin önerisi ile kullanılması gerektiğini belirterek, gelişigüzel vitamin takviyesi almanın fayda yerine kalıcı zararlara yol açabildiğini vurguluyor. Günümüzde yüksek doz vitaminlerin kanser, kalp ve solunum yolu hastalıklarını önlediğine dair tartışmaların devam ettiğini belirten Prof. Dr. Yıldız Okuturlar, vitamin kullanırken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Modern çağın günlük koşuşturmacasında sağlıksız beslenme giderek yaygınlaşırken, gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda vitamin eksiklikleri de daha sık görülür hale geldi. Bunun neticesinde pek çok kişi aşırı yorgunluk, konsantrasyon bozukluğu ve unutkanlık gibi sorunlardan yakınırken, ‘kolumu kaldıracak gücüm yok, adeta tükendiğimi hissediyorum’ gibi şikayetlerle hekime başvuruyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yıldız Okuturlar, bu ve benzeri sorunların altında birçok hastalık yatabildiği gibi, sorunun kaynağının tek başına vitamin eksikliği de olabildiğini belirterek “Kişinin geçirdiği enfeksiyonlar veya travma gibi durumlar metabolizmayı dolayısıyla vitamin gereksinimlerini önemli ölçüde değiştirebilmektedir. Herkesin vitamin ihtiyacı kendi metabolizmasına, yaşam tarzına, yaşına ve kişisel sağlık durumuna, vücut depolarındaki durumlara göre değişmektedir. Bu nedenle vitaminlerin kullanılmadan önce klinik olarak doktor tarafından tanı konması ve sonrasında gerekirse test istenmesi daha doğru olacaktır. Testler genellikle yalnızca son beslenme alımını gösterir. Vitamin eksikliğiniz varsa, doktorunuz size almanız gereken takviyeleri ve hangi dozda alacağınızı söyleyecektir” diyor.

Pause Dergi

Prof. Dr. Yıldız Okuturlar

Vitaminlerin kaynağı sofranızda, ancak!

Sağlıklı ve dengeli beslenen kişilerde kronik hastalığın önlenmesi için multivitamin takviyesi alınması gerekmediğini, ancak sebze ve meyve tüketimi yetersiz olanlar, alkol kullananlar, vegan beslenenler, obezite cerrahisi geçirenler ve bazı metabolizma hastalıkları olan kişilerde multivitamin takviyesi önerebildiklerini belirten Prof. Dr. Yıldız Okuturlar şöyle konuşuyor: “Günümüzde yüksek doz vitaminlerin kanser, kalp, solunum yolu hastalıklarını önlediğine dair tartışmalar devam etmektedir. Sağlıklıysanız ve iyi bir diyetle besleniyorsanız muhtemelen vitamin takviyesi almanıza gerek yoktur. Vitaminler hemen hemen tüm gıdalarda bulunur, ancak hiçbir gıda grubu tüm vitaminler için iyi bir kaynak değildir. İhtiyacımız olan vitaminleri yiyeceklerden almanın en iyi yolu, mevsim sebze ve meyveleri ile tam tahıllı besinler, et ve balık içeren besinler tüketmektir. Bazı vitaminler yalnızca et veya yumurta gibi hayvanlardan elde edilen yiyeceklerde bulunur. Ancak genel olarak, meyve ve sebzeler en yüksek vitamin konsantrasyonlarına sahip olduğu gibi genellikle sağlığı destekleyen çok sayıda lif ve diğer bileşenlere sahiptir.”

Pause Dergi

Dikkat! Gelişigüzel takviye kalıcı zarar verebilir!

A vitamini takviyesinin gelişigüzel alınmasının kanser, kalp hastalığı ve kemik kırıkları riskini artırabildiğini, hamilelerde çok fazla A vitamini almanın gelişmekte olan bebeğe zarar verebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Yıldız Okuturlar, E vitamini takviyelerinin vücutta fazla birikmesinin de prostat kanseri riskine hatta yaşam kaybına neden olabileceğini söylüyor. Antioksidanlar açısından zengin sebze ve meyve tüketmenin kanser ve kardiyovasküler hastalık risklerini azaltabildiğini ancak buna karşın kanseri veya kalp damar hastalıklarını önlemek için hekim önerisi olmadan kullanılan antioksidan takviyelerinin kullanımının faydalarına yönelik kanıtların henüz yetersiz olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yıldız Okuturlar “C vitamini takviyesinin de kanser, kardiyovasküler hastalık veya ölüm riskini azalttığına dair yeterli kanıt yoktur. Gelişigüzel alınan C vitamini takviyesi böbrek taşı riskini artırabilir” diyor.

Aşırı sıcaklar hangi hastalıkları tetikliyor!

Aşırı sıcaklar hangi hastalıkları tetikliyor!

Ağustos’un aşırı sıcakları, sağlığımızı da etkiliyor. Bu havalarda yaz gribi, ishal ve gıda zehirlenmesi, güneş çarpması, klimaya bağlı hastalıkların yanı sıra yaz depresyonunun görülme oranı da artıyor. Peki, sıcakların yol açtığı bu sorunlara karşı neler yapabilir, nasıl önlem alabiliriz? Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yaser Süleymanoğlu, sıcakların olumsuz etkilerinden kaçınmak için günlük hayatta nelere dikkat edilmesi gerektiği hakkında bilgi verdi.

Yaz sıcakları, günlük hayatımızı etkilediği gibi sağlığımız üzerinde de önemli sorunlara da yol açabiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yaser Süleymanoğlu, aşırı sıcakların, vücudumuzun dengesini bozarak hayati sonuçlara yol açabileceğini belirtiyor. Ortamdaki nem ve sıcaklık artışına bağlı olarak vücut ısısının da arttığına dikkat çeken Dr. Süleymanoğlu, “Sağlıklı insanın vücut ısısı her ortamda 36.5-37 C de sabit tutulur. Vücut, dış ortam ne olursa olsun bu dereceyi sabit tutmak için devamlı çalışır. Dış ortam sıcaksa terleyerek bu dengeyi sağlar. Ama bu durum vücut için yorucudur. Fazladan enerji için doğru besin ve sıvı gerektirir. Metabolizma, terleme sayesinde vücut ısısını dengede tutmaya çalışsa da mineral ve tuz kaybına neden oluyor. Eğer ter yoluyla atılan mineral ve tuz eksikliği giderilmezse bu da başka sorunlara yol açıyor.” dedi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Yaser Süleymanoğlu

Nem artınca dengeler daha da bozuluyor

Dr. Süleymanoğlu, “Kronik hastalığı olanlar; ileri yaştakiler, kalp yetmezliği, kronik böbrek yetersizliği, hipertansiyon, diyabet ve KOAH hastaları”nın risk grubunda yer aldığını belirterek “Bu kişiler terleme mekanizması ile vücut ısısını dengede tutmayı başaramayabilirler ve ciddi sorunlara maruz kalabilirler. Üstelik nem oranı yükseldiğinde, terleme oranı da artarsa bu dengeler daha çabuk bozulur.” diyor.

Ayrıca insülin, kan şekeri düşürücü, tansiyon ilaçları, idrar söktürücü gibi kronik hastalıklarda kullanılan ilaçların vücuttaki etki mekanizmasında ciddi değişiklikler olduğunu belirten Dr. Süleymanoğlu “Örneğin kış aylarında kan şekerini dengeleyen insülin dozu sıcaklarda çok daha etkili olur ve kan şekerini önemli oranda düşürebilir. Kışın dengede tutulan tansiyon hastalığı, yaz ayında aynı dozda ilaç kullanılsa bile tuz kaybı nedeniyle hayati sorunlar doğurabilir.” dedi.

Yazın en çok onlar etkileniyor

Dr. Yaser Süleymanoğlu aşırı sıcaklardan en çok etkilenen grupları şöyle sıraladı: “Kontrolsüz yaşayan yaşlı bireyler, küçük çocuklar, bakıma muhtaç Parkinson ve Alzheimer hastaları, tansiyon, diyabet, KOAH veya astım gibi solunum hastalığı olanlar, böbrek yetmezliği sorunu olanlar, kalp damar hastaları, kanser hastaları, hamileler ve obezler.” Ayrıca depresyon, manik hastalıklar, kaygı ve endişe gibi psikolojik sorunu olanların kullandıkları ilaçlar nedeniyle tuz, mineral, asit-baz dengesi de değişebiliyor.

Aşırı sıcakta sağlığınızı koruyacak 7 öneri

Yaz enfeksiyonlarına karşı tedbir alın

Yazın ısının aniden artması ve yine ani sıcak soğuk ortam değişikliği nedeniyle yaz gribi, farenjit, boğaz, bademcik ve sinüzit hastalıkları daha çok görülüyor. Bu hastalıklara karşı, vücut ısınızı dengede tutacak önlemler almaya çalışın. Ayrıca bu hastalıkların hava ve temas yoluyla bulaşabileceğini düşünerek, kapalı mekanlarda hastalarla yan yana bulunmamaya özen gösterin. Bu hastalıklar bulaşsa bile vücudun savaşmasında bağışıklık çok önemli rol oynar. Bunun için sağlıklı beslenmeye, bol sıvı alımına, C vitamini içeren besinleri almaya özen gösterin.

 Güvenli gıda tüketin

Yazın en sık görülen sorunların başında ishale yol açan etkenler geliyor. Sıcaklar vücudumuzu ve dolayısıyla bağırsak sistemimizi de etkiliyor. Sıcak havalarda, barsak sisteminde var olan flora belli değişimlere uğruyor; beslenme alışkanlığı veya ilaca bağlı olarak bu floranın belli bir kısmı saldırgan hale geliyor, hava değişimi ile güçlenen bu suşlar barsak sistemine saldırıyor. Sonuçta; bulantı, karın ağrısı, ateş ve ishal olarak kendini belli ediyor. Bu duruma ayrıca besinlerdeki mikroplar da yol açabiliyor. Sıcak hava balık, tavuk, yumurta, mayonez, peynir, dondurma ve buz gibi bazı besinlerin içinde çabucak zararlı mikropların üremesine yol açıyor. Bu besinlerin alınmasıyla ağır kusma, ishal ve bulantı gelişebiliyor. Oluşabilecek riskleri düşünerek temiz ve güvenilir gıda ile beslenmeye önem vermek gerekiyor. Yazın, beslenmede ilk kuralınız, hijyen olmalı.

Seyahat ishaline karşı probiyotik alın

Seyahat edecek olanların, seyahat ishalini engellemek için ilkbahar sonunda probiyotik desteği alarak barsak florasını güçlendirmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Yaser Süleymanoğlu, yine bu kişilerin, seyahat ettikleri yerlerde gıda hijyenine önem vermesi, açık su yerine kapalı suları tercih etmesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca çeşme suyu ile değil temiz suyla üretilmiş buz kalıpları tüketilmeli.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Şemsiye ve şapka kullanın

Uzun saatler kızgın güneşte kalındığında güneş çarpması yaşanabilir. Her ne kadar ilk dakikalarda fark edilmese de vücut ısısının artmasıyla beyinde ani gelişen ödem yüzünden; ateş, halsizlik, bulantı, kusma ve baygınlık atakları olabilir. Bu durum kronik hastalığı olanlar, yaşlı ve çocuklarda hayati sonuçlara yol açabiliyor. Bu nedenle yazın açık renk veya beyaz renkler tercih edilmeli, terleme yapmayan ve vücudu serin tutan giysiler giyilmeli, gerektiğinde şemsiye ve şapka kullanılmalı.

 Su, baz, tuz dengesini koruyun

Özellikle ödem atıcı ilaçlar, kan sulandırıcılar, antidepresan, tansiyon, insülin ve diyabet ilaçları kullanan hastalarda ciddi sağlık sorunları yaratabiliyor. Normalde bu ilaçları kullanan hastalarda su ve tuz kaybı, özellikle sodyum ve potasyum kaybı gelişebiliyor. Tuz kaybı çocuk ve yaşlılarda kritik sorunların da nedeni. Tuz kaybında ilk evrede kişilik bozukluğu, uyku hali, halüsinasyon, oryantasyon bozukluğu, tansiyon, şeker değişkenliği, kalp ritim bozukluğu görülebiliyor. Önlem almak için aşırı sıcaklar bastırmadan önce böbrek fonksiyonları, kan şekeri, tuz dengesi gibi değerlerini kontrol ettirmeli. Su, tuz ve mineral içeren yaz meyvelerini tüketmeli. Ayrıca protein içeren gıdalar vücut ısının dengelenmesinde yardımcı olur.

Klima çalışırken odayı havalandırın

Dr. Yaser Süleymanoğlu klimaların, kas tutulmaları, nezle ve en önemlisi klimaya bağlı akciğer zatürresine neden olabildiğini vurgulayarak şunları şöyledi: “Bu hastalıklar bazen evde dinlenerek geçirebilir ama bazen de yoğun bakım sürecini gerektirebilecek kadar ağır tablolar oluşabilir. O nedenle, klimaların belli oranda bakteri barındırdığını düşünerek, klimanızın filtrelerinin sık sık temizlenmesine önem verin. Klima çalışırken oda sıcaklığını makul seviyede tutmak, gün içerisinde odayı havalandırmak son derece faydalı olacaktır.”

Yaz depresyonu belirtilerine dikkat edin

İnsanlar her ne kadar yazın daha enerjik olsa da bazı kişiler kendilerini belirli bir neden olmadan halsiz hisseder ve normalden daha fazla uyumaya eğilimi gösterirler. Bu kişilerde genel yorgunluk belirtileri gelişebilir. Eğer kendinizde daha fazla uyumak isteği, sık sık yorgunluk ve halsizlik hissediyorsanız, dikkat! Bu belirtiler yalnızca sıcakların etkisiyle değil, yaz depresyonuyla ilgili olabilir. İyisi mi, siz bir uzmana başvurun.

Eğer daha önce var olan kaygı bozukluğu ve depresyon için ilaç kullanıyorsanız, aşırı sıcaklarda bu ilaçlardan farklı bir şekilde etkilenme ihtimaliniz de var. Kendinizde ilaca rağmen farklılık hissediyorsanız uzmanınıza başvurmayı ihmal etmeyin.

Kansızlığın sebepleri…

Kansızlığın sebepleri…

Vücutta önemli işlevleri olan B12 vitamini, besinler yoluyla elde ediliyor. B12 vitamini DNA sentezi, hücre bölünmesi ve kan hücrelerinin oluşumda görev alıyor. B12 vitamini eksikliği ise bu fonksiyonların bozulmasına neden oluyor. Bu eksiklik ile ilgili bir tedavi yürütülmediğinde;  anemi (kansızlık), kas güçsüzlüğü, bağırsak problemleri, psikolojik bozukluklar ve geri dönüşü olmayan nörolojik hastalıklar ortaya çıkabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Yeliz Zıhlı Kızak, B12 vitamini eksikliği hakkında bilgi verdi.

B12 vitamini (kobalamin) ısıya duyarlı ve diğer B vitaminleri gibi suda çözünen bir vitamindir. Az miktarda da olsa karaciğerde depolanabilir. B12 vitamini; DNA sentezi, enerji üretimi, kırmızı kan hücresi yapımı, sinir sistemi ve beyin fonksiyonlarında görev almaktadır. En önemli işlevlerinden biri gen kopyalanmasında koenzim olarak görev yapmasıdır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Yeliz Zıhlı Kızak

B12 vitamini besinler yoluyla elde ediliyor

Vücudun B12 vitamini ihtiyacı günlük 2-3 mcg’dir. Hamilelerde ve emziren annelerde günlük B12 vitamini ihtiyacı miktarı daha fazladır. Vücuda yeterli miktarda B12 vitamininin alınamaması durumunda B12 vitamini eksikliği ortaya çıkar.  B12 vitamini eksikliğinin birçok nedeni olabilir. En yaygın nedeni B12 vitamini içeren besinler yönünden zayıf beslenmedir. B12 vitamininin alımı sadece besin yoluyla gerçekleşebilir. Özellikle hayvansal ürünler B12 vitamini içermektedir. Hayvansal besin tüketmeyen vejetaryen ve veganlar genellikle B12 vitamini eksikliği yaşarlar. Ayrıca yeme bozuklukları, kullanılan bazı ilaçlar, ileri yaş (65 yaş ve üstü), besin alerjilerinden dolayı B12 açısından zengin besinlerin tüketilememesi, Çölyak ve Crohn hastalıkları gibi sindirim sistemi hastalıkları, hamilelik, sigara ve alkol tüketimi de B12 vitamini eksikliğine neden olabilmektedir.

B12 vitamini eksikliği beyin ve sinir dokusunu etkiliyor

İnsan vücudu B12 vitamini özellikle hayvansal kaynaklı gıdalardan (et, süt ve türevleri, yumurta, balık) temin etmektedir. B12 vitamini eksikliği durumunda vücutta görülen belirtiler; çarpıntı hissi,  üşüme, halsizlik, yorgunluk, uzuvlarda uyuşmalar, dil üzerinde ağrı, ağız ülserleri (aftlar), cilt kuruluğu, saç dökülmesi, kilo kaybı ve ishaldir. B12 vitamini sinir dokusunun sağlığı için gereklidir. B12 vitamini eksikliğinde birincil olarak beyin ve sinir dokusu etkilenmektedir. Depresyon, sinirlilik, unutkanlık, düşünme ve davranışlarda değişiklik, yargılama, hafıza ve anlayış gibi bilişsel kabiliyetlerde azalma B12 vitamini eksikliğinin psikolojik belirtileridir.

Hayvansal gıdalar B12 vitamini açısından zengindir

Besinlerle alım yetersizliği, emilim ve metabolizma bozukluğu olmak üzere farklı etiyolojilere bağlı gelişen B12 vitamin eksikliği olan kişiler; B12 vitamin hapları, iğneleri ve B12 vitamini alımını artıracak şekilde tasarlanan diyetler ile tedavi edilebilirler. B12 açısından zengin besin kaynakları arasında karaciğer, dalak, böbrek, midye, alabalık, karides, ton balığı, süt, peynir, yoğurt ve yumurta yer almaktadır. Özellikle vejetaryen ve vegan beslenen kişilerde bu vitamin eksikliğinin yaşanmaması için B12 vitamini desteği almaları önem taşımaktadır. Ciddi klinik bozuklukları ya da B12 vitamini emilim ve metabolizma problemleri olanlarda öncelikle yeterli yanıt alınıncaya kadar B12 iğne tedavisinin tercih edilmesi daha uygun olmaktadır.

Hangi hastalıklar yazın artıyor?

Hangi hastalıklar yazın artıyor?

Besin zehirlenmesi yaz mevsiminde oldukça sık görülen hastalıklar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bunun nedeni ise sıcak havalarda mikropların besinlerde daha kolay üreyip çoğalabilmeleri. Sağlık Bakanlığı verilerine göre; ülkemizde her yıl yaklaşık 6 milyon kişi besin zehirlenmesi sorunu yaşıyor. Mikropları içeren yiyeceklerin tüketilmesi sonucu oluşan besin zehirlenmelerinin çoğu birkaç gün içinde kendiliğinden geçse de, çocuklar, ileri yaştaki kişiler, hamileler ve kronik hastalık taşıyanlar gibi risk grubundaki kişilerde hayatı tehdit edebilecek boyutlara ulaşabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, besin zehirlenmesi oluştuğunda dikkat etmeniz gereken en önemli kuralın vücudunuzu susuz bırakmamak olduğuna işaret ederek, “Organlarımıza kan akışının kesintiye uğramaması sıvı dengesinin korunmasıyla mümkün. Sağlıklı düşünmekten normal idrar çıkışına her şey sıvı dengemize ve susuz kalmamamıza bağlı. Bu nedenle gün içinde susamayı beklemeden bolca sıvı tüketmeyi alışkanlık edinin. Ayrıca hasta ve ödemli mide kapasitesini zorlamamak için küçük ve az porsiyonlar tüketin, mide boşalmasını geciktirecek yağlı şeyler yemeyin. Dikkat etmeniz gereken üçüncü kural ise dinlenmek olmalı.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Ozan Kocakaya

Mikroplar besinlere nasıl bulaşıyor?

Besin zehirlenmesine yol açan mikroplar; virüs (norovirüs veya rotavirüs), bakteri (salmonella, E.coli) veya parazit (küçük kurtlar gibi) olabiliyor. Dr. Ozan Kocakaya, mikropların besinlere nasıl bulaştığını şöyle anlatıyor:

  • Hasta olan kişiler besinleri hazırlarken ve servis ederken elleri aracılığıyla mikropları yiyeceklere bulaştırabiliyorlar.
  • Hazırlanmış yiyecekler uygun olmayan koşullarda saklanırsa mikroplar yine bulaşabiliyor.
  • Mikroplar besinler üzerinde yaşayabiliyor. Besinler iyi yıkanmadıysa veya üzerlerindeki bakteriler ölene kadar pişirilmediyse hastalık oluşturabiliyor.
  • Mikroplar bir besinden diğerine geçebiliyor. Dolayısıyla yiyeceklerin hazırlanmasında kullanılan kesme tahtası veya bıçaklar düzgün temizlenmediyse yiyeceklerdeki mikrop diğerlerine de bulaşabiliyor.

Hastalarda farklı belirtiler verebiliyor

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, besin zehirlenmesinin belirtilerinin kişiyi hasta eden mikroba göre değiştiğine dikkat çekerek, “Belirtiler besinlerin tüketiminden sonra birkaç saatte görülebileceği gibi, hastalığın gelişmesi günlerce de sürebiliyor.” diyor. Dr. Ozan Kocakaya, en sık görülen belirtileri şöyle sıralıyor:

  • Bulantı
  • Kusma
  • Karın ağrısı
  • İshal (su gibi veya kanlı)
  • Ateş

Nadiren görme bozukluğu, sersemlik, eller ve kollarda uyuşma ile karıncalanma gibi nörolojik bulgular da olabiliyor.

Bu yakınmalarda zaman kaybetmeyin!

Besin zehirlenmesi için risk altındaki gruptaysanız hemen, değilseniz:

  • Ateşiniz 38.5 dereceyi geçiyorsa
  • 24 saatte 6 kezden fazla tuvalete gitmeniz gerektiyse
  • Tuvalette kan gördüyseniz
  • Karın ağrınız şiddetliyse
  • Çok fazla sıvı kaybettiğiniz halde yiyip içemiyorsanız, yorgunluk, ağız kuruluğu, kas krampları, koyu renkli idrar gibi susuzluk belirtileri geliştiyse, hemen bir sağlık kuruluğuna başvurmanız yaşamsal öneme sahip.

Tedavi belirtilere yönelik yapılıyor

Besin zehirlenmesinin tanısı, hastanın belirtileri ve bir hafta kadar öncesinde tükettiği besinlerin sorgulanmasıyla konuyor. Hastalık çoğunlukla kısa sürüyor ve hasta günler içinde düzeliyor. Bu nedenle tam olarak hangi bakterinin hastalığa sebep olduğunu bulmak mümkün olmuyor ve şart görülmüyor. Tansiyonunuz, nabzınız, ateşiniz, kilonuz ölçülüyor, bazı durumlarda kan ve dışkı testleri yapılıyor. Vücutta sıvı eksikliği varsa takviye ediliyor ve belirtilere yönelik tedavi planlanıyor. Besin zehirlenmesinde nadiren antibiyotik gerekebiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Besin zehirlenmesine karşı 10 kural!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, besin zehirlenmesine karşı almanız gereken önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Kirli ellerle temas mikropların besinlere kolayca bulaşmasına yol açabiliyor. Bu nedenle ellerinizi tuvaleti kullandıktan, bebek bezini değiştirdikten veya hayvanlarla temas ettikten sonra, en az 20 saniye boyunca, sabunla sık sık yıkamayı alışkanlık edinin.
  • Çiğ süt tüketmeyin, çiğ süt içeren dondurma ve yumuşak peynir yemeyin.
  • Hamileyseniz süt ürünlerine özellikle dikkat edin, yeterince bekletilmiş süt ürünlerini veya ‘pastörize sütten üretilmiştir’ ibareli taze süt ürünlerini tüketin.
  • Meyve ve sebzeleri suya batırarak değil, akan temiz su altında yıkayın.
  • Buzdolabının sıcaklık ayarının 4 derece santigrad veya altında, dondurucunun en az -18 dereceye ayarlı olduğundan emin olun.
  • Mikropların ortadan kalkması için etlerin iyice pişmiş olmasına dikkat edin.
  • Pişmiş yiyecekleri mümkün olan en kısa sürede tüketin. Oda sıcaklığında 2 saatten uzun bekletmeyin, hemen buzdolabına yerleştirin.
  • Pişmemiş etleri hazırlarken veya saklarken diğer yiyeceklerden uzak tutun.
  • Pişmemiş etlerle temas eden kesme tahtası, bıçak ve maşaları temastan hemen sonra temizleyin. Bunlardan akan suların ortamı kirletmesine izin vermeyin.
  • Beklemiş salataları tüketmeyin.

Serinleyeyim derken sağlığınızdan olmayın!

Serinleyeyim derken sağlığınızdan olmayın!

Yazın aşırı sıcaklarından bunaldığımız bugünlerde, vücudun serin tutulması sanıldığından çok daha fazla önem taşıyor. Öyle ki, serinleyeyim diye yapılan bazı hatalı davranışlar hayati tehlikeye yol açabiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı “Aşırı sıcaklar; sıvı ve mineral dengesinde istenmeyen değişimler yaparak,  konsantrasyon bozukluğundan baş ağrısı ve baş dönmesine, çarpıntıdan yorgunluk ve nefes almakta zorlanmaya dek bir çok şikayete neden olabilir. Bu nedenle aşırı sıcaktan ve güneş ışınlarından korunmaya çok özen göstermek, sağlıklı korunmaya ve vücudu serin tutmaya yönelik bazı önlemleri almak çok önemlidir.” diyor. Dr. Meltem Batmacı, yazın sağlıklı bir şekilde vücudu serinletmenin 9 yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Meltem Batmacı

Bu saatlerde dışarı çıkmaktan kaçının!

Aşırı sıcaklar hemen herkesi etkilese de, özellikle yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, hamileler, çocuklar ve bebekler daha fazla risk altında bulunuyor. Bu nedenle risk grubundaki kişilerin özellikle güneşin çok yoğun olduğu ve dik geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında dışarıda bulunmaması büyük önem taşıyor. Ortamın mümkünse taze hava ile sürekli havalandırılması, güneşten korunmak için güneşlik, perde ve jaluzilerin kapalı tutulması gerekiyor.

Klima kullanırken bu kurallara dikkat edin!

Yaz aylarının bunaltıcı sıcaklarında imdada yetişen ve adeta kurtarıcı olarak görülen klimanın doğru kullanımı çok önemli. Klimaya doğrudan maruz kalmamak, ortamı aşırı soğutmamak, vücut ısısı yüksekken bir anda soğuğu açmamak, klima temizliğini düzenli olarak yaptırmak olası enfeksiyonlardan korunmak için kritik role sahip. Aksi takdirde bilinçsiz klima kullanımının yol açtığı üst solunum yolu enfeksiyonları başta olmak üzere bazı yaz hastalıklarına çok sık rastlanıyor.

Bol sıvı tüketin!

Yazın terleme ve buharlaşma ile birlikte sıvı kayıpları artacağından bol sıvı alımına özen göstermek, kaybedilen sıvıyı çoğunlukla su içerek yerine koymak gerekiyor. Yaz ayında, her gün mutlaka yaklaşık 2.5-3 litre su için. Alkollü içecekler, çay- kahve vb sıvılar suyun yerini tutmayacağı gibi, aksine sıvı kaybını artıracağından böyle bir hataya düşmeyin. Çok soğuk ve buzlu içeceklerden özellikle kaçının. Tuz kaybı da terleme ile birlikte artacağı için bir bardak maden suyu tüketmekte de fayda var.

Vücut ısısını artıran yiyeceklerden uzak durun!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı beslenmenin de aşırı sıcaklarda kritik rol oynadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Özellikle yaz sıcaklarında hafif ve sulu yemekler tüketilmelidir. Yağlı, bol baharatlı/ şekerli yiyeceklerden yaz döneminde çoğunlukla uzak durulmalıdır. Öğünlerde porsiyon kontrolü önemlidir. Aldığımız her bir kaloriyi yakmak için vücut, suya ihtiyaç duyar. Fazla alınan her bir kalori, vücut sıvı dengesini bozar ve kilo artışına da sebep olur. Özellikle bol yağlı, baharatlı, şekerli gıdaların sindiriminde vücut zorlanmaktadır.”

Dışarı çıkarken güneşten korunun!

Dışarı çıkarken ince, açık renkli ve bol giysiler giymeye özen gösterin. Giysinin cazibesine kanarak; sizi terletebilecek kumaştan yapılmış ya da güneş ışınlarını emen siyah gibi koyu renk giysiler giymeyin. Sizi terletmeyecek ve güneş ışınlarından koruyabilecek kumaşlar tercih edin. Isıyı vücutta muhafaza edeceğinden dolayı kat kat giyinmekten kaçının. Geniş kenarlı şapka, UV ışınlarından koruyacak güneş gözlüğü ve güneş koruyucu krem kullanın. Özellikle benleri ya da cilt hastalığı olanların ve açık tenli kişilerin güneşten korunması çok daha kritik rol oynuyor.

Ağır spordan kaçının!

Sıcak yaz aylarında yüksek efor gerektirecek spor ve aktivitelerden uzak durmak gerekiyor. Hafif egzersizler yaparak, yüzerek ya da güneş ışınlarının dik gelmediği saatlerde yürüyüş yaparak hareketsiz kalmaktan kaçının. Spor veya yoğun fiziksel aktivite gerektiren işler için akşam saatlerini tercih edin. Fiziksel aktivitelerin ve sporun ardından vücudunuzu susuz ve mineralsiz bırakmamaya, su içmeye özen gösterin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Soğuk suyla vücudunuzu serinletin!

Sık sık ve ılık su ile duş alın. Eğer mümkün olamıyorsa gün içerisinde sık sık ellerinizi, ayaklarınızı, yüz ve ensenizi soğuk su ile yıkayın.

Araç içinde dikkat edin!

Dr. Meltem Batmacı “Kapalı, açık, park etmiş araçlarda hiçbir canlıyı bırakmamaya çok dikkat edilmelidir. Araç içi ısı, park edildikten kısa bir süre sonra çok ciddi yükselir ve hayati riske yol açar” diyor.

Güneş çarpmasında bu hataya düşmeyin!

Aşırı sıcaklar ve kavurucu güneş nedeniyle güneş çarpması çok sık yaşanıyor. Güneş çarpması; halsizlik, bulantı, görme değişiklikleri, baş ağrısı, baş dönmesi, kendini kötü hissetme vb. belirtilerle kendini gösteriyor. Güneş çarpması durumunda kişinin hemen serin, hava akımı olan ve gölgeli bir ortama alınması, giysilerinin gevşetilmesi, soğutulmaya çalışılması, bilinç kapalı ise, şuur dalgalı ise mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna götürülmesi şart. Bilincin kapalı olması durumunda kesinlikle su içirmeye çalışmamak gerekiyor.

Dikkat!  Yaz ishali tehlikeli olabilir!

Dikkat!  Yaz ishali tehlikeli olabilir!

Sıcakta bozulan gıdalar, kirli suların içilmesi ve bu sularla yıkanmış meyve ile sebzelerin tüketilmesi, mikroplu havuz ile deniz suyunun yutulması… Yaz aylarında en sık bu etkenlerin yol açtığı ishaller bugünlerde kış aylarına göre 3 kat daha fazla yaşanıyor! Acıbadem International Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kerim Çıkım, yaz aylarında gelişen ishallerinin kesinlikle ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, “Bu hastalık yaşam kalitesini bozmasının yanı sıra tedavide geç kalındığında özellikle küçük çocuklarda, kronik hastalığı olanlarda ve ileri yaştaki kişilerde can kaybına bile neden olabiliyor” uyarısında bulunuyor. İshalde gelişen en büyük sorunun vücuttaki sıvı ve elektrolit kaybı olduğunu belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kerim Çıkım, “Kaybedilen sıvının hızlıca yerine konulması gerekiyor, aksi halde sıvı kaybıyla birlikte elektrolit, yani tuz dengesi kaybı oluyor. Bunun sonucunda hayatı tehdit eden kalp ritmi bozulması ve kan basıncının düşmesi gibi sorunlar oluşabiliyor. Dolayısıyla ishal geliştiğinde bol bol sıvı tüketilmesi yaşamsal öneme sahip.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Kerim Çıkım

En sık bozulan besinler neden oluyor!

Sıcak havalarda besinler çok daha çabuk bozuluyor. Bu besinlerin başında da et, tavuk ve balık gibi daha çok özen gerektiren besinler geliyor. Dışarıda yediğimiz bu tür besinler tezgahta birkaç saat beklediğinde, sıcak havanın etkisiyle hızlıca bozulabiliyor. Enfeksiyona neden olan mikroplar da bozulan besinlerde hızla üreyerek ishale neden olabiliyor. Sağlık ve hijyen koşullarına yeteri kadar dikkat etmemek de ishalin bir başka önemli etkenlerinden.  Örneğin yemeği hazırlayan veya servis eden kişinin elleri temiz değilse ve kendisinin bir hastalığı varsa, mikroplar hızlıca besinlere bulaşabiliyor. Yine kirli su tüketimi ve bu sularla yıkanmış olan meyve-sebzelerin tüketimi de yaz aylarında ishale yol açan diğer faktörleri oluşturuyor. Bunların yanı sıra havuz ve denizlerde yutulan mikroplu sular da ishal yapabiliyor.

Kıvrandıran karın ağrısı gelişebiliyor!

Günde en az 3 kez sulu dışkı yapılması ‘ishal’ olarak tanımlanıyor. Genellikle aniden başlayan ishal vücutta su ile potasyum, sodyum ve karbonat gibi elektrolitlerin vücuttan hızla kaybolmalarına yol açabiliyor. Bunun sonucunda vücut susuz kalabiliyor ve elektrolit dengesizliği gelişebiliyor. Kıvrandıracak boyutlara ulaşabilen karın ağrısı ve karında huzursuzluk hissiyle birlikte tuvalete çıkma ihtiyacı, bağırsaklarda kıpırtı hissi ile halsizlik, ishalin tipik belirtilerinden. Vücuttaki sıvı kaybına bağlı olarak susama hissi, ağız kuruluğu ve çarpıntı gibi sorunlar da gelişebiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kerim Çıkım, kusma, ateş,  uyku hali ile bilinç bulanıklığının da ishalin ciddi belirtilerini oluşturduğunu belirterek, “Bu şikayetler geliştiğinde sağlık kuruluşuna başvurmak çok önemli.” diyor.

Çocuklarda gözyaşı azalmasına dikkat!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kerim Çıkım, ishal geliştiğinde çocuklarda özellikle gözyaşı azalmasına da dikkat etmek gerektiği uyarısında bulunarak, “Çocuğun ağlamamasını iyi bir şey sanıyoruz ama tam aksine bu durum ciddi sıvı kaybına işaret edebiliyor. Yine sıvı kaybına bağlı olarak çocuklarda özellikle dilin kuruması ve cildin büzüşmesi gibi belirtiler oluşabiliyor. İshal devam ederse önce ateş, ardından kilo kaybına kadar gidecek olan ciddi belirtiler de görülebiliyor ki bu durum serum takılmasını gerektiriyor” bilgisini veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sıvı desteği çok önemli!

İshalin en önemli tedavisi, kaybedilen sıvının yerine konulması oluyor. Tedavi sürecinde hastanın bolca sıvı alması yaşamsal öneme sahip. Suyun yanı sıra içerdikleri vitamin ve mineraller sayesinde maden suları ile tuzlu ayranlar da çok fayda sağlayabiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kerim Çıkım, ishal sebebi eğer mikrobikse, yani bakteri veya virüs kaynaklı ise bu faktörlere uygun tedaviye başlandığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Öncelikle hastanın genel durumu değerlendirilerek serum ya da antibiyotik ihtiyacı olup olmadığı tespit ediliyor. Bakteriyel ishallerde özellikle antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Hastanın istirahat etmesi ve hekiminin önerdiği antibiyotik ile destek ilaçlarını düzenli olarak kullanması tedavide büyük önem taşıyor. Son yıllarda hayatımıza giren probiyotikler de düzenli alındığında ishallerin kalıcı olmaması ve hastanın hızlı toparlanması konusunda önemli destekleyici tedavileri oluşturuyor.”

İshale karşı önleminizi alın!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kerim Çıkım, yaz aylarında ishalden korunmak için beslenmemize mümkün olduğu kadar dikkat etmemiz gerektiğini belirterek, almamız gereken önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Dışarıda tüketeceğiniz yemeğin sağlıklı olduğundan emin olun.
  • Hava sıcaklığından dolayı en büyük sorun, gıdaların uygun koşullarda saklanmaması oluyor. Bozulmadan saklanmış olan gıdaları tüketmeniz çok önemli. Dolayısıyla bir gıda size temiz ve sağlıklı değil, bozulmuş gibi görünüyorsa kesinlikle yemeyin.
  • Temizliğinden emin olduğunuz suları tüketin.
  • Meyve ve sebzeleri temiz suyla iyice yıkayın.
  • Ellerinizi sık sık sabunlu suyla yıkamayı alışkanlık edinin.