Yazılar

İftarda yedikleriniz uykunuzu doğrudan etkiliyor!

İftarda yedikleriniz uykunuzu doğrudan etkiliyor!

Ramazan ayında birçok kişi ‘ben sahura kalkmadan da oruç tutabiliyorum’ ya da ‘uykum bölünmesin’ diye düşünerek bu önemli öğünü atlarken, uzmanlar ise sahura kalkarak da sağlıklı uykunun mümkün olabildiğini belirtiyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Uyku Bozuklukları Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, Ramazan’da uyku sorununun başlıca nedeninin ‘sahura kalkmak’ tan değil, iftar sofrasında yediklerinizden geçtiğini belirterek “İftarda bazı kurallara dikkat etmemenin sonucunda, sağlık için olmazsa olmaz önem taşıyan kaliteli ve yeterli uyku olumsuz etkileniyor. Bu da kişide gün boyu sinirlilik, dikkat dağınıklığı, yorgunluk ve uyku isteğinden diyabet hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarına ve trafik kazalarında artışa da yol açabiliyor. Zira her 5 trafik kazasından birinin uyku ilişkili olduğu unutulmamalıdır” diyor. Ramazan ayında özellikle iftar sofrası başta olmak üzere bazı kurallara dikkat ederek hem sahura kalkıp hem de sağlıklı ve kaliteli bir uyku alışkanlığı oluşturabileceğinizi vurgulayan Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, Ramazan’da sağlıklı uykunun 6 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu

İftarda midenize yüklenmeyin!

İftarda yapılan bazı yanlışlar hem uykuya dalmayı zorlaştırıyor hem de kaliteli bir uykuyu engelliyor. Uykuyu olumsuz etkileyen davranışların başında iftar sırasında ağır yemeklerin tüketilmesi ve midenin tıka basa doldurulması geliyor. Bu nedenle kızartma ve aşırı yağlı yiyeceklerden uzak durulması, karbonhidratlı, şekerli gıda tüketiminin sınırlandırılması ve hazmı zor gıdalardan kaçınılması gerekiyor.

Çay ve kahvede aşırıya kaçmayın!

Ramazan’da sağlıklı ve kaliteli bir uyku için çay ve kahve tüketimine dikkat etmek çok önemli. Öncelikle çay ve kahvenin su yerine geçmediğinin bilinmesi gerekiyor. Çay ve kahve toplumda bilinenin aksine vücuttan sıvı kaybına yol açıyor. Çay ve kahve tüketiminde aşırıya kaçmayın. Ayrıca kafeinli içecekler uykuya dalmayı güçleştirdiğinden dolayı yatma saatine yakın tüketmemeye özen gösterin.

Başınız yüksekte uyuyun!

İftar ve sahurda tüketilen bazı yiyecek ve içecekler reflüyü tetiklerken, reflü ve hazımsızlık uykuya dalmayı güçleştiriyor, kaliteli uykuyu engelliyor. Bu nedenle özellikle baharatlı, yağlı ve tuzlu ağır gıdalar ile kafein ve gazlı içeceklerin tüketiminden kaçınmak, yemeğin hemen ardından yatmamak, mümkünke iftardan sonra kısa bir yürüyüş yapmak ve yatarken başın biraz yüksekte olmasına dikkat etmek sağlıklı bir uyku için çok önemli.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Uyku Bozuklukları Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu

14:00’ten sonra şekerleme yapmayın!

Sağlıklı bir erişkinin ortalama 7-8 saat uykuya gereksinimi olduğunu beliten Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, Ramazan’da şekerleme yaparken dikkat edilmesi gereken noktayı da şöyle açıklıyor: “Gün içerisinde yapılan şekerleme kişiye canlılık ve enerji verebiliyor, dikkat dağınıklığını azaltarak işyerinde verimliliği artırabiliyor. Ancak şekerleme uykusunun 14:00’den önce ve 20 dakikayı aşmayacak şekilde yapılmasına dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü 14:00’ten sonra yapılacak bir şekerleme, vücudun asıl kendini yenilemeye başlayacağı 23:00 ve sonraki saatleri uyanık geçirmenize yol açabilir.”

Sahurda hafif ve tok tutacak besinler tüketin!

Sahur öğününün atlanması durumunda kişide gün boyu sinirlilik, dikkat dağınıklığı, yorgunluk ve uyku isteğinden diyabet hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarına hatta trafik kazalarında artışa dek birçok sorun yaşanabiliyor. Bu nedenle ‘uykum bölünmesin’ ya da ‘ben sahura kalkmadan da oruç tutabiliyorum’ diyerek sahura kalkmayı ihmal etmeyin. Sahurda ise beyaz ekmek, pide, pirinç pilavı ve hamur işi gibi kan şekerini hızlı yükseltip hızlı düşüren ve çabuk acıktıran basit karbonhidratlar içeren besinler yerine haşlanmış yumurta, ceviz, tam tahıllı ekmek gibi gün içinde enerjiyi sağlayacak ama aynı zamanda tok tutacak besinler tüketin.

Uyku hijyenine dikkat edin!

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Uyku Bozuklukları Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, uyku hijyeninin sağlanması için gerekli önlemleri ise şöyle sıralıyor: Aynı saatte yatağa yatın ve aynı saatte uyanın. Yatağa yatmadan önce odayı havalandırın ve serin bir ortamda uyuyun. Yatmadan bir saat önce akıllı telefon, tablet ve televizyon gibi mavi ışık kaynaklarını kapatın. Uykuya dalmada zorluk çekmeniz durumunda nefes egzersizleri ile sakinleşmeye çalışın.

Baharda alerjik astım krizine dikkat!

Baharda alerjik astım krizine dikkat!

Alerjik astım, nefes darlığı, kuru öksürük veya hırıltılı solunum belirtileriyle ortaya çıkıyor. Hastanın yaşam kalitesini düşürüyor. Bahar aylarının gelmesiyle çoğalan polenler, alerjik astımı tetikleyebiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Banu Altoparlak, alerjik astım ile ilgili bilgi verdi.

Dr. Banu Altoparlak

Çevremizde bulunan alerjenlerin vücuda girmesiyle bağışıklık sistemi reaksiyon göstermektedir. Bu alerjenler

  • Polen
  • Toz
  • Rutubet
  • Mantar sporları
  • Koku
  • Küf

olarak sıralanabilmektedir. Özellikle bahar aylarında ortaya çıkan polanler alerjik astımı olanlarda çeşitli belirtiler ortaya çıkarabilmektedir.

“Alerjik astımın nedeni genetik olabilir”

Alerjik astım hastalığında çevresel olduğu kadar genetik faktörler de rol oynamaktadır.

  • Ailede daha önce astım veya alerjik astım öyküsünün olması
  • Bebeklik veya çocukluk döneminde solunum yollarını etkileyen ağır hastalıklar geçirmek
  • Bebeklik veya çocukluk döneminde alerjen maddelere yoğun şekilde maruz kalmak
  • Sigara içilen ortamlarda dumana maruz kalmaz
  • Erken doğumla dünyaya gelmek

Alerjik astımı tetikleyen bazı genetik faktörler arasında sayılabilmektedir.

Alerjik astım tedavisi ertelenmemeli

Alerjik astım kronik bir hastalıktır ve tedavide en önemli konu hastanın rahatsız olduğu ortamlardan uzak durmasıdır. Bu rahatsızlığın tanısında hastanın öyküsü önemlidir. Öksürük ataklarının sıklığı, ailede astım varlığı ve alerjinin gösterdiği belirtiler belirlenmelidir. Alerjik astım krizlerinin kurtarıcı ilaçları bulunmaktadır. Ağızdan alınan veya nefesten çekilen ilaçlar, belirtileri azaltabilmektedir. Tedavinin ertelenmemesi hastanın yaşam konforu için önemli olmaktadır. Özellikle polen alerjisi olanların bahar aylarında ilaçlarını kullanması alerjik astım belirtilerini azaltmaktadır.

Alerjenlerden korunmak için bu önlemleri alın

Alerjik astım krizlerini daha çok solunum yoluyla alınan alerjenler tetiklemektedir. Ev içinde ev tozu akarı, rutubet, küf gibi etkenler alerjik astım hastalarının şikayetlerini artırabilmektedir. Bahar aylarında polenlerin en yoğun olduğu zamanlar 05.00 ile 10.00 arasıdır. Bu zamanlarda açık havada uzun süre bulunmamak ve spor yapmamak alerjik astım hastaları için önerilmektedir. Polenlerin yoğun olduğu saatlerde evi havalandırmamak önemlidir. Dışarıdan gelindiğinde kıyafetler değiştirilmeli ve saçlar yıkanmalıdır. Bahar alerjisi olanların gözlerini koruması için gözlük takması önerilmektedir.

Uykuda solunum durmasına dikkat!

Uykuda solunum durmasına dikkat!

Öğle yemeğinden sonra bastıran tatlı bir uyku, sinema ya da tiyatroda yavaşça gözlerinizin kapanması, konuşmacısı olmadığınız bir toplantıda uykunuzun gelmesi… Gündelik hayattan tanıdığımız sıradan davranışlar, değil mi? Ancak dikkat! Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan, nadiren olması halinde sorun yaratmayan bu gündüz uykularının, süreklilik göstermesi halinde ise beyin, kalp hastalıkları ve felce kadar giden sorunlara yol açan uyku apnesine işaret ettiğine dikkat çekiyor. Doç. Dr. Sertaç Arslan sağlıklı bir uykunun püf noktalarını anlattı, uyku apnesi (uykuda solunum durmaları) sorununuz olup olmadığını test edebilmeniz için 10 soruluk test hazırladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Sertaç Arslan

Bu kurallara dikkat!

Sağlıklı bir yaşam için sağlıklı bir uyku şart. Son yıllarda yapılan çalışmalar da yeterli ve kaliteli  uykunun önemini ortaya koyuyor. Oysa uykuda solunum bozuklukları, bilinçli olarak uyumamak (uyku deprivasyonu), uykuya dalamamak, yeterli süre uyumamak, uyku devamlılığını sağlayamamak ya da kaliteli uykuya engel olan sağlık sorunları gibi nedenler uyku kalitesini son derece olumsuz etkiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan, uyku kalitesini etkileyen dış faktörlerin düzenlenmesi ve uykuya elverişli ideale en yakın ortamın sağlanması yani uyku hijyeninin oluşturulması için bazı kurallara dikkat etmek gerektiğini belirterek “Uyunacak odanın uygun ısıda ve karanlık olması, ses yalıtımı sağlanması,  uyunacak odanın egzersiz ve televizyon izleme gibi aktiviteler için kullanılmaması, rahat uyku kıyafetleri giyilmesi, uyumaya gitmeden önceki birkaç saatte ağır egzersiz yapılmaması, uyku saatine yakın çay ve kahve tüketiminin sınırlandırılması, her gün aynı saatte uyunması, uyku öncesi tablet ve telefon gibi elektronik cihazların kullanılmaması kaliteli uyku için büyük önem taşıyor” diyor.

Hayati organları tehdit ediyor!

Uykunun solunum durmalarıyla (apnelerle) bölünmesinin; dinlendirici ve yenileyici bir uyku uyunabilmesini engellediği gibi apne anlarında kandaki oksijen seviyelerinin düşmesine bağlı olarak hayati organlarda oksijen yetersizliğine yol açtığını belirten Doç. Dr. Sertaç Arslan şöyle konuşuyor: “Beyin, kalp, karaciğer ve pankreas gibi hayati organların oksijenlenmesi bozulduğunda zaman içinde fonksiyonlarında da bazı aksaklıklar ortaya çıkıyor. Tedavi edilmemiş uyku apnesi hastalarında; erken yaşta yüksek tansiyon, kalp yetmezliği, hafıza sorunları, inme, kan şekeri kontrolünün bozulması, halk arasında gizli şeker denilen insülin direnci ve obezite gibi birçok sorun ortaya çıkabiliyor. Uyku apnesi hastalarının araç kullanırken trafik kazası yapma olasılığı da çok daha fazla oluyor!”

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan

Uyku testi evinizde de yapılabiliyor!

Uyku apnesi teşhisinde çeşitli testler olmakla birlikte tüm dünyada kabul gören ve ön plana çıkan bazı testler uyguladıklarını belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan, bu  testlerin bazılarının hastanede tek kişilik sessiz bir odada, bazıları da hastanın kendi evinde kendi odasında uygulanabildiğini söylüyor. Uyku apnesinin, uykunun hangi evrelerinde ortaya çıktığına, yatış pozisyonuyla ilişkisine ya da apneye neden olan soruna bağlı olarak farklı çeşitleri olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Sertaç Arslan, bu nedenle uyku apnesinin tedavisinde bu alanda tecrübeli uyku kliniklerinden, multidisipliner yaklaşımla tıbbi destek alınması gerektiğine dikkat çekiyor.

 10 soruda kendinizi test edin! Bu sorulara cevabınız evet ise…

Uykuda solunum bozukluklarının en sık belirtilerini horlama, tanıklı uyku apnesi (uykuda solunum durması) ve gündüz faaliyetleri sırasında uyku bastırması olarak sıralayan Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan, aşağıdaki sorulara vereceğiniz yanıtlarda ‘evet’lerin çok olması durumunda, uyku apnesi sorununuz olabileceğini belirterek, tecrübeli bir uyku bozuklukları kliniğine başvurmanız gerektiğini söylüyor. İşte 10 soruda uyku apnesi testi…

  • Öğle yemeğinden sonra uyku bastırıyor mu?
  • Sinema ve tiyatro gibi sessiz kalınması gereken ortamlarda ya da konuşmacı olmadığınız toplantılarda gözleriniz kapanıyor mu?
  • Birisiyle sohbet ederken bir anda uykunuz geliyor mu?
  • Televizyon izlemeye veya kitap okumaya başladığınızda hemen uyuyakalıyor musunuz?
  • Sıkışık trafikte arabayla dur-kalk ilerlerken uykunuz gelir mi?
  • Otobüs, tren, uçak gibi toplu taşıma araçlarında bir saatten uzun süren yolculuklarda uyuyor musunuz?
  • Uyurken horladığınızı söyleyen birisi var mı?
  • Hafızanızda zayıflama başladığını düşünüyor musunuz?
  • Eskisi kadar hızlı düşünemediğinizden mi şikayet ediyorsunuz?
  • İşlerinize ya da dikkat gerektiren konularda odaklanamama problemi yaşıyor musunuz?

Depresyon sandığınız aslında zatürre olabilir!

Depresyon sandığınız aslında zatürre olabilir!

Pnömoni, toplumda yaygın bilinen adıyla zatürre, virüs veya bakteriler nedeniyle akciğer dokusunda bulunan hava keseciklerinin enfeksiyonu olarak tanımlanıyor. Mikropların kolayca yayıldığı kapalı ortamlarda sık zaman geçirilmesi, soğuyan havanın vücut direncini düşürmesi ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarındaki artış nedeniyle, zatürre sonbahar ve kış aylarında daha sık görülüyor. Zatürre günümüzde erken tanı ve tedaviyle vücutta hasar bırakmadan geçebiliyor. Ancak bebekler, küçük çocuklar, bağışıklık sistemi düşük olanlar ve ileri yaştaki kişilerde tedavide gecikildiğinde ciddi solunum sorunlarına yol açabiliyor, hatta hayatı tehdit edebiliyor. Bu nedenle zatürreden korunmak yaşamsal öneme sahip oluyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, zatürreye karşı almamız gereken 8 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. Süha Alzafer

Depresyon değil ‘zatürre’ olabilir!

Zatürre belirtileri soğuk algınlığı ve grip hastalıklarıyla ortak belirtilere sahip olsa da, genellikle daha uzun sürüyor. Öksürük ile sarı, yeşil, paslı ve bazen kanlı balgam çıkarma, göğüs ağrısı, ateş, titreme, halsizlik, iştahsızlık ile baş ağrısı, zatürrenin başlıca belirtilerini oluşturuyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, bu yakınmalara bulantı, kusma, ishal ve karın ağrısının da eşlik edebileceğini belirterek, “Ayrıca özellikle ileri yaştaki hastalarda bu belirtilerin hiçbirinin olmayabileceği unutulmamalı. Zatürre bazen sadece kişilik değişikliği veya depresyon belirtileriyle bile sinyal verebiliyor.” diye konuşuyor.

Zatürreye karşı 8 etkili öneri

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer zatürreden korunma yöntemlerini şöyle sıralıyor:

  • Maskesiz olmaz! Kapalı ve kalabalık ortamlarda maske kullanmayı asla ihmal etmeyin. Zira maske zatürre mikroplarına maruziyeti azaltıyor. Maskenizi 6-8 saatten uzun süre kullanmamanız da çok önemli.
  • Aşınızı yaptırın: Özellikle altta yatan kronik hastalığı olan kişilerin 55 yaşından ve sağlıklı olan kişilerin 65 yaşından itibaren pnömokok aşısı yaptırmaları tavsiye ediliyor. Daha erken yaşta olup zatürre geçirenlerde de zatürre aşısı öneriliyor. 5-10 yıl koruyucu olabilen zatürre aşısını yılın her döneminde yaptırabilirsiniz. Dolaylı olarak zatürreden koruması nedeniyle grip aşısının da her yıl yaptırılması tavsiye ediliyor.
  • Ellerinizi sık sık yıkayın: Mikropların bulaşmalarını önlediği için zatürreden korunmada elleri sık sık yıkamak da büyük önem taşıyor. Özellikle toplu bulunulan ortamlarda bir yere dokunduktan sonra ve yemeklerden önce ellerinizi en az 20 saniye boyunca sabunla yıkamayı alışkanlık edinin.
  • Kapalı ortamlarda bulunmayın: Solunum yoluyla kolayca bulaşabildiği için kapalı ortamlarda mümkün olduğunca bulunmayın. Eğer bulunmak zorundaysanız maskenizi mutlaka kullanın.
  • Odayı sık sık havalandırın: Bulunduğunuz ortamdaki mikrop miktarının azalmasını sağlayacağı için odanızı her gün en az 3 kez olacak şekilde 15’er dakika havalandırın. Dikkat etmeniz gereken bir başka nokta da, klimaların temizliği olmalı.
  • Sağlıklı beslenin, düzenli uyuyun: Bağışıklık sisteminizin güçlü olması için dengeli ve düzenli beslenin, uyku düzeninize dikkat edin.
  • Sigara ve alkolden uzak durun: Bağışıklık sistemini baskılayıcı etkileri nedeniyle sigara ve alkolden kaçının.
  • Bol bol su için: Burun ve ağız bölgesine ulaşan mikroplar kuru zeminlere daha kolay yerleşebiliyorlar. Bu nedenle her gün 2-2.5 litre suyu gün içine dağıtarak tüketmeye özen gösterin.

Pause Dergi

İstirahat ve bol sıvı önemli

Zatürre tanısı konulduğunda öncelikle tedavinin hastanede yatarak mı, yoksa ev ortamında mı gerçekleştirileceğine karar veriliyor. Bu kararda hastalığın ağırlık derecesi, fizik muayene bulguları, röntgendeki yaygınlık derecesi, altta yatan başka bir hastalığın varlığı ve hastanın yaşı gibi kriterler göz önüne alınıyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, hastaneye yatırılan hastalarda damardan antibiyotik tedavisi uygulandığını belirterek, tedavi sürecini şöyle anlatıyor: “Antibiyotiğin yanı sıra sıvı takviyesi, ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlar ile balgam söktürücü ilaçlar veriliyor. Bazen hastanın yoğun bakım koşullarında tedavisi de gerekebiliyor. Ev ortamında tedavi edilen hastalarda da yine aynı tedavi uygulanıyor. İstirahat etmek ve bol su içmek de hastalığın geçmesini hızlandırıyor.”

Kovid hem fiziksel hem ruhsal sorunlara yol açıyor!

Kovid hem fiziksel hem ruhsal sorunlara yol açıyor!

Unutkanlığınız artık ‘çığırından çıkmış’a benziyor, rutin koşuşturmalarınız kalp çarpıntısına yol açıyor, halsizlik peşinizi bırakmıyor, öksürüğünüz inatçı bir hal alıp geçmek bilmiyor, depresif yapı üzerinizden gitmiyor… Ama altında ciddi bir neden de bulunamıyor… Dikkat! Bu ve benzeri birçok sorunun kaynağı ‘Uzamış Covid Sendromu’ olabilir! Acıbadem Fulya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran “Yüzyılın salgın hastalığı Covid-19 enfeksiyonu ile enfekte olup iyileşmiş olanların yüzde 10-20’sinde bazı sistemlerde değişiklikler gösteren Uzamış Covid dediğimiz tablolar ortaya çıkabilmektedir. Halen pandeminin bittiğini ve tehlikenin geçtiğini söylemek mümkün olmadığını, koronavirüsün yeni varyantları ile solunum yollarına tutunmayı çok sevdiği ve çok kolay bulaştığı için özellikle sonbahar ve kış aylarında çok daha dikkatli olmak gerekir.” diyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, Covid-19’un akciğerlere önemli etkilerini ve Uzamış Covid (Post- Covid) döneminde ortaya çıkan sorunları anlattı, alınması gereken önlemlere yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Baş ağrısı, unutkanlık, geçmeyen öksürük, kaygı, panik atak, halsizlik hatta tükenmişlik!… Bugünlerde pek çok kişi bu ve benzer sorunlardan şikayetçi. Kimi hekime başvuruyor, kimi internetten araştırıyor, kimi dost sohbetlerinden medet umuyor. Yakınmaların dozu ve etkisi farklı olsa da, hepsinin ortak noktası Covid-19 enfeksiyonunu geçirmiş olmak. Zira yüzyılın salgın hastalığı, kapısını çaldığı kişinin peşini öyle kolay bırakmıyor! Haftalar hatta aylar sonra bile farklı sorunlarla etkisini gösteriyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, “Hastalığı geçirenlerin yüzde 10-20’sinde bazı sistemlerde değişiklikler gösteren Post-Covid dediğimiz tablolar ortaya çıkabilmektedir. Örneğin; halsizlik ve çabuk yorulma 3-6 aya kadar uzayabilirken, uzun süreli öksürük, unutkanlık, konsantrasyon bozukluğu, uyku sorunları, panik atak ve kaygı bozuklukları gibi sorunlar yaşanabilmektedir” diyor. Dünyada 2019 yılı Aralık ayından bu yana hızla yayılarak, ülkemizi de 2020 Mart ayı itibariyle etkisine alan Covid-19 pandemisinin halen tehdit olmaya devam ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Reha Baran şöyle konuşuyor: “Eş zamanlı aşıların geliştirilmesi ve rapel dozların (pekiştirme aşısı) yapılması ile Covid-19’dan ölümler, hastaneye yatış sayıları azalmış ve sağlık yükü açısından daha az can acıtır hale gelmiştir. Hayat normal akışına dönmüştür. Ancak halen pandeminin bittiğini ve tehlikenin geçtiğini söylemek mümkün değildir. Koronavirüs özelliğinden dolayı her zaman için yeni varyantların gelişmesi ve çok çabuk topluma yayılması riski her zaman vardır.”

Acıbadem Fulya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran

Prof. Dr. Reha Baran

Sıkı önlem almak şart!

Koronavirüsün solunum yollarına tutunmayı çok sevdiğinden çok kolay bulaşabildiğini, virüs taşıyan kişinin kapalı ortamda bulunan ve korumasız durumdaki kişilere bulaştırma riskinin  çok yüksek olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Reha Baran “Sonbaharla birlikte soğuk havaların başladığı ve kapalı ortamların kalabaklaştığı bugünlerde salgının tekrar yukarıya doğru yön değiştireceği muhakkaktır. Bu nedenle maske ve mesafe kuralının titizlikle uygulanması, aşılamaların aksaksız devam etmesi şarttır. Sonbahar ve kış aylarının çok kritik olduğu, yeni yeni sönmeye başlayan bu hastalığın yeniden alevlenebileceğini unutmamak gerekir. Bu nedenle mümkün olduğunca kapalı yerlerde kalabalıktan uzak durmak, mutlaka maske kullanmak ve elleri sık sık yıkamak en önemli korunma yöntemi olacaktır.” diyor.

Kiminde nezle, kiminde yaşam kaybı!

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, koronavirüs solunum yollarına girdikten sonra, vücudun savunma sisteminin çalışarak hastalığın sınırlarını çizdiğini, kimisinde ölüme kadar giden bir süreç olurken, kimisinde nezle ile geçebileceğini söylüyor. Virüsün tüm vücutta bir yangıya (inflamasyon) neden olduğunu ve bu yangısal süreçten tüm organların etkilendiğini vurgulayan Prof. Dr. Reha Baran şöyle konuşuyor: “Solunum sistemini çok sevdiğinden ve kolay yerleşebildiğinden en sık semptomlar öksürük, nefes darlığı, burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı, koku tat kaybı ve başağrısı şeklinde ortaya çıkar. Yaygın vücut ağrısı, bulantı, halsizlik gibi genel semptomlar yangısal reaksiyona verilen genel yanıttır. Bunun yanında her organa spesifik semptomlar ve belirtiler de olabilir. Örneğin; kan pıhtılaşması ile pulmoner emboli, damar tıkanıklıkları, kalp krizi riski artışı, beyin damarlarında tıkanıklık ile inme veya sinir uçları iltihabı dediğimiz polinöropatiler, ishal, yüz felci gibi birçok durumla da karşılaşabiliriz.”

Pause Dergi

Solunum problemleri kalıcı olabilir!

Covid-19’un akciğerde tutulum olup yaygın tutuluma dönüşmesi halinde hastada ölüm riski ve uzun vadede solunumsal problemlerin kalıcı olma riskinin arttığını belirten Prof. Dr. Reha Baran, solunum yollarında oluşan hassasiyet nedeniyle öksürüğün şiddetli olabildiğini söylüyor. Küçük akciğer alanlarında tutulumun (akciğerin yüzde 10’undan azının tutulması) öksürük, ateş ve hafif nefes darlığı ile kendini belli ettiğini, daha ileri tutulumlarda (yüzde 10-yüzde 30 arasında) ise solunum sıkıntısının daha belirgin olduğunu ve parmaktan ölçülen oksijen değerlerinin yüzde 92 civarına indiğini söyleyen Prof. Dr. Reha Baran “Tutulum tüm akciğerin yüzde 50’sini aştığında yüksek akımlı oksijen tedavisi, maske ile oksijen tedavisi ve yoğun bakım şartları gerekebilir. Bu aşamalarda virüs üzerine binmiş bakteriyel enfeksiyonlar riski 2 katına çıkarır ve hastanın entübe edilmesi gerekebilir. Bunun yanında akciğer damarlarında pıhtı oluşması, kalp krizi riski artışı, nörolojik problemler de ek yükler getirir.

Tüm bunlara rağmen neyse ki ölüm oranları düşüktür. Özellikle son dönemlerde kazanılan tecrübeler, tedavide kullanılan ilaçların artışı ölüm oranlarını daha da aşağıya çekmiştir” diyor.

Uzamış Covid-19 bu sorunlara yol açabiliyor!

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, bugünlerde en sık görülen Uzamış Covid-19 (Post Covid) şikayetlerini şöyle açıklıyor;

  • Halsizlik, çabuk yorulma 3-6 aya kadar uzayabilir.
  • Kalp kasının uzun sürede etkilenmesi ile kalp yetmezliği gelişebilir.
  • Eforla çarpıntı hissi gelişebilir.
  • Solunum yolları artmış duyarlılığı ile öksürüğün uzaması mümkündür.
  • Akciğer ile ilgili akciğer fibrozisi veya sertleşmesi denilen özel bir durum oluşabilir.
  • Özellikle nefes darlığı 6 ay sonra hala mevcut olan hastalar bu açıdan mutlaka değerlendirilmelidir.
  • Unutkanlık, konsantrasyon bozukluğu, uyku bozukluğu, konuşurken sözcük bulmada zorluk, gerçeklik duygusunun anlık kaybı gibi nörolojik problemler oluşabilir.
  • Bazı damarsal problemler, akciğerde emboli, beyne pıhtı atması ve felç gibi durumlar olabilir.
  • Kaygı bozukluğu, obsesif bozukluklar, panik atak gibi psikiyatrik problemler yaşanabilir.

Sigara bağımlılığının nedeni çocuklukta saklı olabilir

Sigara bağımlılığının nedeni çocuklukta saklı olabilir

Ülkemizdeki erkeklerin % 50’si, kadınların ise % 18’i düzenli olarak sigara kullanıyor. Sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle her yıl dünya genelinde 5 milyon kişi hayatını kaybediyor. Zararları tüm dünya tarafından bilinen sigarayı bırakma konusunda farklı çalışmalar yapılıyor. Bırakmak için kişiye göre sigaranın bir bağımlılık mı yoksa bir alışkanlık mı olduğunun belirlenmesi gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Canan Şengül, sigarayı bırakma süreci konusunda bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Canan Şengül

Sigarayı neden içtiğinizi biliyor musunuz?

Yıllarca içtiğiniz ve bırakma deneyimlerinde bulunduğunuz sigara içiciliğinizi hiç sorguladınız mı? Neden bırakmak istemediğinizi ve bıraktığınızda bu eylemin neden kalıcı olmadığını düşündünüz mü? Sigara içmenin size keyif verdiğini, sosyal ortam yarattığını, stresinizi aldığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Sigara içmek bir madde bağımlılığıdır. İlk içtiğiniz sigara ile bağımlılık mekanizmasını uyararak madde bağımlısı konumuna düşebilirsiniz. Bıraktıktan sonra içilecek tek bir sigara ile bile tekrar madde bağımlılığı mekanizması uyarılır ve tekrar sigara içilmeye başlanabilir.

Sigara içiyorsanız ilerde çocuğunuzun da içme ihtimali yüksek

Sigara içilen bir aile ortamında büyüyen çocuklar bilinçaltında sigara içme eylemini normalleştirir. Sürekli her ortamda, her duygu durumunda sigara içiliyor olması çocuklarınızın bir bilgisayar hard diski gibi bu davranışları hafızaya almasına neden olur. Erişkin dönemine geldiklerinde bilinç düzeyi sigaranın zararlarını biliyor olsa da, bilinçaltı sigara içme eylemini her derde deva, keyif veren rahatlatıcı bir davranış gibi gösterir. Ebeveyn olarak rol model olduğunuz çocuklarınız sizden gördüğü davranışlardan dolayı erişkin olduklarında bilinçaltı ve bilinçli davranışlar konusunda stres yaşamaya başlar. Her bırakma deneyimi başarısızlıkla sonuçlanır. Bir yandan bilinçaltınızdan sigara içme eyleminin normalleştirilmesi bir yandan da madde bağımlılığı mekanizmasının her içilen sigara ile daha da kuvvetlenmesi sigara bırakma eyleminizin sizde stres oluşturmasına sebep olur. Bu kişilere iyi bir bilinçaltı temizliği yapılması gerekir.

Ailede sigara içen yoksa bilinçaltı temizdir

Aile içerisinde ve yakın çevresinde sigara içen kişilerin olmadığı bir ortamda büyüyen çocukların ise bilinçaltı temizdir. Bu çocukların bilinçaltı sigara içmeyi normalleştirmemiştir. Öte yandan, arkadaş çevresinde bir tane denemek için içilen sigara bile madde bağımlılığı mekanizmasını tetikler, daha sonra ikincisini içme isteği ortaya çıkar. Madde bağımlılığı mekanizması ile ilk içilen sigaranın tuzağına düşülmüştür. Zaman içerisinde sigaraya bağımlı olunur. Bu gruptaki sigara içiciler, sigaranın nasıl bağımlılık yaptığını ve zararlarını öğrendiklerinde kolayca sigaradan vazgeçebilir.

Sigarayı kalıcı olarak bırakmak için uzman yardımı alın

Sigara bırakma sürecini kişi her zaman kendi başına yönetemeyebilir. Sigaranın kalıcı olarak bırakılabilmesi için uzman kontrolünde, multidisipliner yaklaşımlarla, kişiye özel tedavi metotlarına başvurulmalıdır. Bireyin geçmiş deneyimlerine, yaşam tarzına özel olarak belirlenecek yöntemlerle kişi sağlıklı bir şekilde sigarayı bırakabilir.

Bıraktıktan sonra da etkisi devam ediyorsa…

Sigarayı bıraktıktan sonra bazı şikayetleriniz olabilir. Mesela bol miktarda balgam çıkışı görülebilir, ağız içinde yaralar oluşmaya başlayabilir. Sigara içerisinde birçok oksidan yani tahrip edici madde vardır. Bu maddelerin etkilerini ortadan kaldırmak için nötrleştirici başka maddeler katarlar. Çok hassas olan ağız mukozasında siz sigarayı bıraktıktan sonra bile sigaranın zararlı etkileri devam etmektedir. Aslında bu durumu sigara bırakma sürecinde bir iyiye gidiş olarak algılamak gerekir. Vücut sigarasız kalmaya bir tepki vermektedir. Ağız bakımı ve ilaçlarla bu süreci kısaltmak mümkün olmaktadır.

Astım hastaları dikkat!

Astım hastaları dikkat!

Günümüzde yetişkinleri olduğu kadar çocukları da etkisine alan ve oldukça sık karşılaşılan  astım, halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Hırıltı, nefes darlığı, göğüste sıkışma ve öksürük gibi solunum sistemi şikayetleri ile kendini belli eden astıma özellikle sigara başta olmak üzere genetik ve çevresel bir çok faktörün yol açabildiğini belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç “Yaz aylarında da bazı kurallara uyulmadığında tetiklenebilen astım, hava yollarının daralması ile kendini gösteren ve ataklar (krizler) halinde gelen bir hastalıktır. Son yıllarda yaygınlaşarak ülkemizde yaklaşık her 100 erişkinden 9’unda, her 100 çocuktan 15’inde görülür hale gelmiştir. Astım tedavisi mutlaka gecikmeden yapılmalıdır. Aksi taktirde kişinin günlük yaşantısında ciddi kısıtlamalara neden olurken, eğer kontrol altına alınmazsa hayati riske de yol açabilir.” diyor. Astımın doğru tedavi ile kontrol altına alınabildiğini, hastaların özellikle ataklara yol açan etkenlerden uzak durmaları gerektiğini vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç, astımı tetikleyen 7 etkeni anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Nilüfer Aykaç

Tütün ürünleri

Yapılan bilimsel çalışmalar; tütün ve tütün ürünleri kullanımı gibi, tütün dumanına maruz kalmanın da astım hastalığı açısından en önemli risk faktörü olduğunu ortaya koyuyor. Tütün dumanına maruz kalmak hem çocukluk astımına yol açması hem de var olan hastalığın alevlenmesinde çok önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle anne karnında ve doğum sonrası, pasif sigara dumanı maruziyeti de çocuklarda astıma yatkınlığı artırıyor.

Klima

Özellikle de yaz aylarının aşırı sıcaklarında vazgeçilmez hale gelen klimalar gerekli önlemler alınmadığında, astımı tetikleyebiliyor. Klimalar, gerekli filtre bakımları yapılmadan kullanıldığında kolonizasyon nedeniyle solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabildiği gibi astım hastalarının tedavisini güçleştirebiliyor.

Solunum yolu enfeksiyonları

Viral enfeksiyonlar; çocukluk çağı astım riskini artırdığı gibi astımı da ciddi ölçüde tetikleyebiliyor. Bu nedenle solunum yolu enfeksiyonlarının geciktirilmeden tedavi edilmesi,  astımlı hastaların düzenli olarak göğüs hastalıkları hekimi tarafından takibinin yapılması gerekiyor.

Hava kirliliği

Anne karnındaki dönemde hava kirliliğine maruz kalan çocuklarda astım daha çok görülürken, çocukluk dönemindeki maruziyet de akciğer gelişimini olumsuz etkiliyor. Hava kirliliği okul çağı çocuklarının akciğer fonksiyonlarında düşüşe yol açabiliyor. Doç. Dr. Nilüfer Aykaç “Son yıllarda çöl tozlarının da astımı tetikleyerek acil servislere başvuruların ve hastane yatışlarının artmasına neden olduğu gösterilmiştir.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Mesleki faktörler

Astım endüstrileşmiş ülkelerdeki en yaygın mesleksel solunum sistemi hastalığı olarak ilk sırada yer alıyor. Mesleklerin çalışma yaşındaki erişkin astımının yüzde 5-20’sinden sorumlu olduğu tahmin ediliyor. Özellikle boya işleri, fırıncılık, sağlık, mobilya, tarım, kozmetik sektöründeki çalışanlar maruziyet nedeniyle daha fazla risk taşıyor. Bu astım ‘mesleki astım’ olarak isimlendiriliyor.

Obezite

Çağımızın önde gelen hastalıklarından obezite de, astım için önemli bir risk faktörü oluşturuyor. Obez astımlıların yakınmaları fazla olduğu gibi, solunum fonksiyonları daha düşük oluyor ve daha sık atak geçiriyorlar. İlaçlara yanıtları da daha güç olabiliyor.

Allerjenler

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç “Astım ile allerjik rinit başta olmak üzere diğer allerjik hastalıklar arasında güçlü bir ilişki vardır. Bu nedenle astımlı kişilerde gerektiğinde ayrıntılı allerjik değerlendirme yapılması tanı ve tedavi yönünden yararlı olabilir. Bahar aylarında ortaya çıkan yakınma durumunda polen duyarlılığı, yıl boyu olan, özellikle iç ortamda ve gece ortaya çıkan yakınma durumunda ev tozu akarı duyarlılığı, küflü ortam maruziyeti varsa, yıl boyu olan yakınmalar durumunda küf mantarı duyarlılığı, kedi/köpek bulunan ortama girdiğinde ani başlayan semptomları varsa kedi/köpek duyarlılığından şüphelenilir” diyor. Doç. Dr. Nilüfer Aykaç, özellikle havuzlarda kullanılan kimyasal maddelerin de astım krizlerini tetikleyebildiğini vurguluyor.

Astım hakkına bilinmeyenler

Astım hakkına bilinmeyenler

Hava yollarında daralmayla kendini gösteren ve ataklarla seyreden ‘astım’ dünyada ve ülkemizde oldukça sık görülen bir hastalık. Öyle ki ülkemizde yaklaşık 4 milyon kişi astım hastalığıyla mücadele ediyor. Kronik bir hastalık olan astımda ataklarla gelişen nefes darlığı, kuru öksürük, göğüste baskı hissi, hırıltılı veya hışıltılı solunum gibi sorunlar kontrol altına alınamazsa yaşam kalitesi ciddi boyutlarda düşebiliyor, dahası hastanın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanabiliyor. Acıbadem International Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, hemen her yaşta görülebilen astım hastalığında yaşanan atakların aslında doğru ve düzenli tedaviyle kontrol altında tutulabildiğine dikkat çekerek, “Ancak toplumda astım hakkında doğru sanılan bazı hatalı bilgiler hastaların tedavilerini aksatmalarına yol açabiliyor. Bu nedenle astımda takip ve tedavinin düzgün yapılabilmesi için her şeyden önce hastanın hastalığı konusunda bilgi sahibi olması çok büyük önem taşıyor” diyor. Peki hangi hatalı düşünceler astım hastalarının hayatlarını zorlaştırıyor? Acıbadem International Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, astım hakkında toplumda doğru sanılan 10 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu

Astım ilerleyici bir hastalıktır. YANLIŞ!

Doğrusu: KOAH’ın aksine astım hastalığının zamanla ilerleme ihtimali az oluyor. Özellikle doğru ilaç kullanımı ve hekimin düzenli takibiyle astım tam olarak kontrol altına alınabiliyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, hastaların çok az bir kısmında inhaler ilaçların doğru kullanımına rağmen hastalığın olumsuz seyir gösterebildiğini vurgulayarak, bu hastaların sık olarak ağızdan veya iğne şeklinde kortizon kullanmak zorunda kalabildiklerini söylüyor.

Astım sadece alerjik bünyeli kişilerde olur. YANLIŞ!

Doğrusu: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, tüm astım hastaları alerjik bünyeye sahip değiller. Astım hastalarının yüzde 30-40’ında ‘non-alerjik astım’ adı verilen alerji dışı etkenlere bağlı astım gelişiyor. Bu kişilerde sık geçirilen solunum yolu enfeksiyonları, mesleki ve çevresel zararlı etkenlere maruziyet gibi etkenler nedeniyle hava yollarında aşırı duyarlılık meydana geliyor ve bunun sonucunda astım gelişebiliyor.

Astımlı hastalar spor yapamazlar. YANLIŞ!

Doğrusu: Toplumda astımlı hastaların spor yapamayacaklarına ve aktivitelerini kısıtlamak zorunda olduklarına yönelik yaygın bir inanış var. Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, hastalık kontrol altına alındıktan sonra astım hastalarının her türlü sporu yapabileceklerini belirterek, şöyle devam ediyor. “Örneğin yüzmek vücuttaki tüm kasları çalıştırdığı için astımda özellikle önerilen bir spordur” bilgisini veriyor.

Astım sadece nefes darlığı yapar. YANLIŞ!

Doğrusu: Astım bazı hastalarda nefes darlığı olmadan, sadece öksürükle seyredebiliyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, uzayan öksürük şikayetlerinde akla öksürük varyantlı astımın gelmesi gerektiğini vurgulayarak, “Astımın bu türünde genellikle gece uykudan uyandıran ve egzersiz, sigara dumanı, parfüm ile yemek kokusu gibi ağır kokularla artış gösteren öksürük şikayeti oluyor” diyor.

Astım hastalarında sürekli nefes darlığı sorunu yaşanır. YANLIŞ!

Doğrusu: “Astımın en önemli özelliği değişken hava yolu tıkanıklığı yapmasıdır” bilgisini veren Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, “Dolayısıyla astım hastalarının sürekli nefes darlığı sorunu yaşadığına yönelik bilgi doğru değildir. Bazen haftalar, hatta aylar boyunca hiçbir şikayeti olmayan astım hastasında, genelde bir viral enfeksiyon veya fazla miktarda alerjene maruz kalma sonucu astım belirtileri gelişmeye başlayabiliyor. Tüm astım hastalarının yüzde 5’ini oluşturan ağır astımlılarda sürekli nefes darlığı ve öksürük gibi sorunlar yaşanabiliyor. Hastaların yüzde 95’inde ise belirtiler aralıklı olarak görülüyor” diye konuşuyor.

Çocukluk döneminde oluşan astım hayat boyu devam eder. YANLIŞ!

Doğrusu: Astım çocukluk çağında erkeklerde, erişkin dönemde ise kadınlarda daha fazla tespit edilen bir hastalık. Çocukluk döneminde ortaya çıkan astımda belli yaş dönemlerinde şikayetler tamamen geçebiliyor. Örneğin akciğer gelişiminin olgunlaştığı 6-7 yaş aralığında yakınmalar ortadan kalkabiliyor. Eğer bu dönemden sonra şikayetler devam ederse ergenlik çağından sonra özellikle erkek çocuklarda astım şikayetlerinin tamamen düzeldiği gözlemlenebiliyor.

Astım ileri yaşlarda görülmez. YANLIŞ!

Doğrusu: Astım genellikle çocukluk ve gençlik döneminde başlıyor. Ancak bu durum ileri yaşlarda astımın gelişmeyeceği anlamına gelmiyor. Astım orta yaş döneminde başlayabileceği gibi, 60 yaş üstü popülasyonda da, aşırı duyarlı olan bronşların herhangi bir nedenle tetiklenmeleri sonucu başlayabiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hamilelikte astım ilacı kullanılmaz. YANLIŞ!

Doğrusu: Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, hamilelikte astım ilaçlarının önemli bir bölümünün kullanılabildiğine dikkat çekerek, “Astımlı hamilelerin ilaç kullanmamaları nedeniyle sürekli nefes darlığı sorunu yaşamaları bebeği strese sokabiliyor ve oksijensiz kalmasına neden olabiliyor. Bunun sonucunda düşük, erken doğum ve bebeğin yeterince gelişememesi gibi ciddi sonuçlar oluşabiliyor” diyor. Astımda solunum yoluyla alınan gerek kortizon gerekse bronş genişletici ilaçların hamilelik döneminde de hastanın ihtiyacı  kadar kullanılmasında hiçbir sakınca olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, “Eğer astımlı hamilenin burun şikayetleri varsa, burundan kullanılan sprey kortizon ve antihistaminik damlalar soruna yol açmıyorlar. Daha ağır astımlı hamilelerde gerekirse tablete veya iğne yoluyla kortizona da başvurulabiliyor” diyor.

Astım tedavisinde kullanılan ilaçlar zarar veriyor. YANLIŞ!

Doğrusu: Astım tedavisinde kullanılan kortizonlu spreyler normal dozlarda kana karışıp, kalıcı bir yan etkiye neden olmuyorlar. Ses kısıklığı ve ağız içinde oluşan yaralar gibi yan etkilerin özellikle hastanın ilacını kullandıktan sonra ağzını suyla çalkalamadığı durumlarda ortaya çıkabildiğini söyleyen Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, “Astım spreylerinde bulunabilen diğer grup, bronş genişletici ilaçlardır. Bu ilaçların da çarpıntı, titreme ve kas krampları yapma gibi yan etkileri seyrek olarak görülebiliyor. Ancak bu yan etkiler ilaçlara kısa süre ara vermeyle geçebileceği gibi devam edildiği takdirde de bir süre sonra azalmaya başlıyor” bilgisini veriyor.

İklimi güzel olan yerlere gitmek astım hastalığını geçirir. YANLIŞ!

Doğrusu: Kronik bir hastalık olan astım bazı iklim ve hava koşullarında daha ağır seyredebiliyor. Özellikle aşırı rutubetli, trafik ve sanayiden kaynaklı olarak havası kirli bölgeler astım açısından önemli bir sorun oluşturuyor. Astım hastalarının bir bölümünde yakınmalar bu çevresel etkenlerden uzaklaşıldığında bile düzeliyor. Ancak bu iyilik hali sadece hastaların o bölgede kaldıkları sürece geçerli. Hastalar hava kirliliği olan şehre geri döndüklerinde yakınmaları çok kısa sürede eski haline dönüyor.

“Hiçbir şikayetim yok” deyip bu hatalara düşmeyin!

“Hiçbir şikayetim yok” deyip bu hatalara düşmeyin!

Son iki yıldır tüm dünyayı derinden etkileyen Covid-19’a yol açan SARS-CoV-2 virüsünün yeni varyantı Omicron çok hızlı bulaş riskiyle büyük tehlike olmaya devam ediyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim “Omicron varyantı 26 Kasım’da Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Kaygı Verici Varyant“ olarak tanımlanmıştır. Omicron varyantının en büyük özelliği çok hızlı bulaşması ve çok hızlı yayılmasıdır. Girdiği her ülkede vaka sayıları hızla artmaktadır. Son haftalarda Omicron varyantının etkisi ile ülkemizde de hasta sayıları, diğer dalgalarda görülenin çok üzerinde artmaktadır” diyor. Aşılı kişilerde hiçbir şikayete yol açmamış olsa bile, aşısız, aşıları tamamlanmamış veya bağışıklık sistemi zayıf kişilerde, kronik hastalığı olanlarda hayati riske neden olabildiğini vurgulayan Doç. Dr. Tülin Sevim bu nedenle ev içerisinde dikkat edilmesi gereken çok önemli kurallar olduğunu söylüyor.  Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, Omicron’da hem kişinin kendi sağlığı hem de çevresindekilerin sağlığını korumak için uyulması gereken 8 önemli kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Tülin Sevim

Sağlıklı beslenin, bol bol uyuyun

Vücut direncimizin güçlü olması için sağlıklı beslenme ve düzenli uyku çok önemlidir. Yaşınıza ve kilonuza uygun sağlıklı beslenin ve bol sıvı tüketin. Yediklerinizi çeşitlendirin, bol meyve ve sebzeye mutlaka yer verin. Tuzu ve şekeri azaltın, yağın fazlasından kaçının, bol su için. Sigara ve alkolden uzak durun. Bol bol uyuyun ve istirahat edin.    

Evde maske takın!

Evdeki diğer kişilerle temas etmemeye çalışın. Odanızı ayırın, mümkünse banyo ve tuvaletinizi ayırın, yemeklerinizi odanızda yiyin. Evdeki ortak alanları kullanmak zorunda kaldığınızda; ağız, burun ve çenenizi kapatacak şekilde tıbbi maske takın, diğer kişilerle aranızda en az 2 metre mesafe bırakın ve ortak alanları olabildiğince kısa süre kullanın. Odanızı sık sık havalandırın. Evcil hayvanınıza da yaklaşmayın.

Bu durumlarda vakit kaybetmeyin!

Ateşinizi takip edin, ateşiniz düşmüyorsa, nefes darlığınız varsa, solunum sıkıntısı çekiyorsanız, sıvı alımınız veya beslenmeniz ciddi şekilde bozulduysa, bilinç bulanıklığınız olursa, kendinizi kötü hissediyorsanız vakit kaybetmeden doktorunuzu veya 112’yi arayın.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tuzlu su gargarası yapın

Covid-19 hastalığının kesin bir tedavisi yoktur. Doktorunuz şikayetlerinizi azaltmak için bazı ilaçlar önerebilir, bu ilaçları düzenli kullanın. Bunun yanı sıra bitki çayları, boğaz pastilleri, tuzlu su gargarası sizi rahatlatabilir. Tuzlu su gargarası boğazdaki bakterilere karşı fayda sağlayacaktır.

Egzersiz yapın

Sonuç pozitif diye karamsarlığa kapılıp günü sürekli yatarak geçirmeyin. Ev içinde yaşınıza uygun, sizi çok yormayacak egzersizler, özellikle nefes egzersizleri yapın; keyifli aktivitelere odaklanın, başkalarıyla bağlantı kurun ve nasıl hissettiğinizi paylaşın.

Destek istemekten çekinmeyin

Evde tek yaşıyorsanız; ailenizle, arkadaşlarınızla, komşularınızla iletişim halinde olun. Onları sağlık durumunuzdan haberdar edin. Siz sokağa çıkamayacağınız için ihtiyaçlarınız konusunda onlardan yardım alabilirsiniz.

Hijyen kurallarını ihmal etmeyin!

Ellerinizi düzenli olarak en az 20 saniye sabun ve su ile yıkayın veya en az yüzde 60 alkol içeren bir el dezenfektanı ile temizleyin. Kimseyle tokalaşmayın. Tabak, bardak, çatal, kaşık, havlu gibi eşyalarınızı evdeki diğer insanlarla ortak kullanmayın. Bu eşyaları kullandıktan sonra sabun ve su ile iyice yıkayın veya bulaşık makinesine koyun. Eşyalarınıza bir başka kişi dokunacaksa mutlaka eldiven kullanmalı. Giysilerinizi, havlu, çarşaf gibi eşyalarınızı en az 60 derecede yıkayın.

Tüm yüzeyleri temizleyin

Tezgah, masa, kapı kolları, musluklar, kumanda ve telefon ekranları gibi düzenli olarak dokunulan yüzeyleri sık sık temizleyin ve dezenfekte edin.

Evde kalın ve hastalığınızı saklamayın!

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim “Omicron’u nezle gibi hafif belirtilerle geçiriyorsanız da, hiçbir şikayetiniz olmasa da bu sizi yanıltmasın. Mutlaka evde kalın, tıbbi yardım ihtiyacınız olmadıkça sokağa çıkmayın. Hastalığı başkalarına bulaştırabileceğinizi unutmayın. Kronik bir hastalığınız varsa doktorunuz ile temasa geçin. Şikayetlerinizin başladığı veya PCR testinizin pozitif çıktığı günden önceki 48 saat içinde temas ettiğiniz kişileri arayarak hastalığınızı bildirin. Böylece onların da kendilerini karantinaya almalarını ve test yaptırmalarını sağlamış olursunuz” diyor.

Zatürre ölümcül olabilir!

Zatürre ölümcül olabilir!

Aniden yükselen ateş, göğüs ağrısı, nefes darlığı ve öksürük zatürreye işaret ediyor olabilir. Halk arasında zatürre olarak bilinen pnömoni akciğer dokusunun iltihaplanması sonucu oluşur ve dünyada en sık karşılaşılan, ölüme neden olan hastalıkların başında gelir. En tehlikeli solunum yolu hastalıklarından biri olduğunu ve bu süreçte erken tanı ve tedavinin önemli olduğunu vurgulayan Avrasya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Kanan Abbaslı zatürre hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Kanan Abbaslı

Zatürre Nedir?

Tıp dilinde pnömoni olarak da bilinen zatürre akciğerin en uç yapısını oluşturan ve havadaki oksijenin vücuda girdiği bölgede bulunan hava keseciklerinin iltihaplanmasıdır. Zatürre başta bakteriler olmak üzere birçok çeşitli mikroorganizmalara bağlı olarak oluşur. Her yaştan insanda hafif ya da ağır hastalıklara neden olabilen hastalık kimi zaman karşımıza bir grip komplikasyonu olarak da çıkabilir.  Bazı pnömoni türlerinde hastalığın hasta kişilerden sağlıklı kişilere doğrudan bulaşma riski söz konusudur.  Ancak zatürre çoğunlukla hastanın kendi ağız, boğaz ya da sindirim kanalında bulunan mikropların akciğere ulaşmasıyla ortaya çıkar. Özellikle vücut savunması zayıf düşmüş kişilerde pnömoni riski daha fazladır. Bu nedenle hastalığın bulaşma riskinden çok kişinin vücut direncinin zayıf oluşu en büyük risk faktörünü oluşturur.

Zatürre belirtileri nelerdir?

Genellikle ani öksürük, iltihaplı balgam, ateş, üşüme ve titreme, halsizlik, yan ağrısı ile kendini gösterir. Ayrıca beraberinde nefes darlığı veya göğüs ağrısı gibi belirtiler de görülür.  Bazı kişilerde ise sinsi bir başlangıç söz konusudur. Birkaç gün devam eden eklem ve kas ağrıları, iştahsızlık ve halsizliğe kuru öksürük, ateş, kusma ve baş ağrısı gibi reaksiyonlar da eşlik edebilir. Özellikle çocuklarda zatürre belirtileri çocuğun yaşına ve hastalığa yol açan etkenlere göre farklılık gösterir.  Kimi zaman tek bulgu hızlı solunum olabilirken kimi zaman da ateş, karın ağrısı ya da kusma gibi şikayetler bir arada görülebilir. Göğüs ağrısının meydana geldiği kişilerde, göğüs boşluğunda bir sıvı birikmesi söz konusu olabilir. Bu durum erken tanı ve tedaviyle tamamen ortadan kaldırılabilir ancak hastalığın ilerlediği durumlarda ise yoğun bakıma yatmak ya da bir tüp aracılığıyla göğüste biriken iltihaplı sıvıyı almak gerekebilir.  Genellikle nedenleri bakteriler ve virüsler olsa da kimi zaman bazı ilaçların yan etkisi olarak da ortaya çıkabilmektedirler.

Pnömoni bulaşıcı mıdır ve risk faktöreleri nelerdir?

Zatürre hastalığına zemin hazırlayan viral solunum yolu enfeksiyonları bulaşıcıdır. Öksürük ya da hapşırıkla yayılabildikleri gibi kişinin kullanmış olduğu bardak, mendil, çatal gibi eşyalar aracılığıyla da yayılabilirler. Pnömoni çok sık rastlanılan ve ölüme sebep olabilen hastalıklar arasındadır. Özellikle de bebeklerde, yaşlılarda, çocuklarda ve hastalığı bulunan başka kişilerde ölümcül olabilmektedir.  İleri yaş, kronik hastalıklar, bağışıklık sistemi hastalıkları, yutma güçlüğü yapan durumlar, sigara kullanımı, kusmalar, alkol, geçirilmiş uzun süreli ameliyatlar erişkinlerde zatürre hastalığına yakalanmayı kolaylaştıran risk faktörleri arasındadır.

Zatürreden korunmak mümkün

  • Hastalıktan korunmak için öncelikle pnömoni oluşumuna zemin hazırlayan faktörler ortadan kaldırılmalıdır. Kronik hastalık varsa tedavisi ve kontrolü düzenli bir şekilde yapılmalıdır,
  • Stresten kaçınılmalı, dengeli beslenmeye ve hijyene önem verilmelidir,
  • Alkol, tütün kullanımı tavsiye edilmez,
  • Grip durumunda kalabalığa temasın azaltılması, maske kullanılması tavsiye edilir,
  • Gripten korunmak için aşılar geliştirilmiştir ve bir yıl süreyle koruma sağlayan bu aşılar her yıl Eylül, Ekim, Kasım aylarında bir doz kas içine yapılmaktadır. Aşının, gribe yakalanma riski yüksek veya hastalığı çok ağır atlatan kişilere uygulanması tavsiye edilir.

Pnömokok aşısı önerilen kişiler

  • 65 yaş ve üzerindeyseniz,
  • Kronik hastalığınız varsa,
  • Pnömonektomi geçirdiyseniz,
  • Beyin omurilik sıvısı kaçağı varsa,
  • Dalak bozukluğu söz konusuysa,
  • Bağışıklık yetmezliğiniz varsa,
  • Kronik alkol probleminiz varsa aşı yapmanız önerilir.

Zatürre (Pnömoni) teşhisi ve tedavisi

Öncelikle muayene sırasında stetoskopla kişinin akciğerleri dinlenir ve söz konusu hastalıktan şüphelenilirse akciğer röntgeni istenir. Röntgen zatürre olup olmadığı konusunda yeterli bilgiyi verecektir ancak kandaki oksijen miktarının, solunum yollarının ne durumda olduğunun bilinmesi adına ekstra testlere de ihtiyaç duyulmaktadır. Beyaz kan hücre sayısının kontrolü için tam kan sayımı, zatürenin boyutu ve akciğer yaprakları arasında sıvı varlığı için tomografi taraması balgam testi, akciğerlerde sıvı birikmesi söz konusu ise plevral sıvı kültürü ve balgam çıkaramayan antibiyotiklere yanıt vermeyen dirençli zatüre varlığında bronkoskopik yöntemler kullanılmaktadır.

Zatürre tedavisi öncelikle enfeksiyonun iyileştirilmesini ve mevcut komplikasyonların önlenmesini içermektedir.  Genellikle antibiyotikler, istirahat, bol sıvı alımı, ateş düşürücüler ve ağrı kesiciler kullanılır. Bazı durumlarda kişinin hastaneye yatması gerekebilir. Özellikle çok ağır zatürre söz konusu ise yoğun bakımda yatış ve solunum desteği uygulanabilir.  Hastalığa neden olan mikrobun belirlenmesi her zaman mümkün olmayabilir ancak zatürre tanısı konulduktan kısa süre sonra antibiyotik tedavisine başlanılmalıdır.  Bu nedenle hastanın yaşı, varsa kronik hastalıkları, zatürrenin şiddeti gibi durumlar dikkate alınarak tedaviye başlanır. Tedavi süreci bu etkilere göre de uzayabilir ya da kısa sürede olumlu sonuçlar elde edilebilir. Çünkü zatürre ani başlangıçlı ve genellikle tedaviyle hızla iyileşebilen bir hastalıktır.  Tedaviden 72 saat sonra ateşiniz düşmemiş, öksürüğünüz şiddetli şekilde devam ediyorsa hemen bir uzman hekime görünmelisiniz.