Yazılar

Diş hassasiyeti tedavisi oldukça basit!

Diş hassasiyeti tedavisi oldukça basit!

Diş hassasiyetinin rutin yeme içme düzeninde ani sızlama olarak tanımlanabildiğini ifade eden uzmanlar, genellikle diş yüzeylerinde aşınma sonucu oluştuğunu söylüyor. Diş hassasiyetine sebep olan bölgelerin kapanmasına yarayan maddeler diş yüzeyine uygulanarak tedavinin yapıldığını kaydeden Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Diş hassasiyeti tedavisi oldukça basittir.” dedi.

Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı, diş hassasiyeti konusu hakkında bilgi verdi.

Dr. Kübra Güler

Dr. Kübra Güler

“Diş hassasiyeti rutin yeme içme düzeninde ani sızlama olarak tanımlanabiliyor.”

Diş hassasiyetinin rutin yeme içme düzeninde ani sızlama olarak tanımlanabildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Genellikle diş yüzeylerinde aşınma sonucu oluşur. Kişide broksinim diş gıcırdatması varsa bu dişlerin üst yüzeylerinin aşınmasına ve dişin iç kısmında dentin dediğimiz hassasiyetin ortaya çıkmasına neden olur. Dentin boşluklu bir yapıdadır bu boşluklardan soğuğu sıcağı algılayıp dişin iç kısmı canlı kısmına uyarı gitmesine sebep olur. Başka bir neden ise dişin sert fırçalanması sonucu diş eti çekilmesi olur. Bunun sonucunda kök yüzey ortaya çıkar, kök yüzeyde pürüzlüdür ve hassasiyet hissedilmesine sebep olur.” dedi.

Diş hassasiyeti, hangi yaş gruplarını etkileyebiliyor?

Diş hassasiyetinin çocuklarda çok rastlanan bir durum olmadığını da dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Özellikle stresli dönemlerde diş gıcırdatan insanlar diş yüzeylerinin aşınmasına sebep olur hassasiyet artar. Yapılan diş eti tedavileri detertraj gibi tedaviler de diş hassasiyeti artabilir.” diye konuştu.

Diş hassasiyeti tedavisi oldukça basittir

Tedaviye ilişkin de Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, şunları anlattı:

“Diş hassasiyetine sebep olan bölgelerin kapanmasına yarayan maddeler diş yüzeyine uygulanarak ve o boşluklar kapatılarak tedavi yapılır. Diş hassasiyeti tedavisi oldukça basittir. Ancak diş gıcırdatması, sert fırçalaması devam ediyorsa bu tedaviler anlık olarak işe yarar fakat kısa bir süre içerisinde tekrardan diş hassasiyeti oluşur.” bilgisini verdi.

Flor içerikli diş macunları hassasiyetin giderilmesini sağlayabilir

Diş hassasiyetinin, sadece ağız bakımının ihmal edilmesiyle ilgili olmadığını da dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Diş eti enfeksiyonu varsa diş eti çekilmesine sebep olur. Bu da hassasiyetin artmasına neden olabilir. Dönemsel hassasiyetler varsa flor içerikli diş macunları da hassasiyetin giderilmesini sağlayabilir.” şeklinde konuştu.

Diş tedavileri artık aynı günde yapılabiliyor!

Diş tedavileri artık aynı günde yapılabiliyor!

İnsanlar yoğun tempolu hayatlarında diş tedavilerini zaman kaybı olarak görüyor.  Uzmanlar, genel anestezi ile hızlı ve kaliteli tedavi seçenekleri sayesinde, sağlıklı gülüşlerin erişilebilir hale geldiğini söylüyor.

Diş tedavisinde birden fazla işlemi aynı anda yapabilmenin mümkün olduğunu kaydeden Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Hastalar, anestezi doktorunun nezaretinde uyutularak, aynı anda bütün diş çekimleri, kanal tedavileri, dolgular, implantlar yapılabiliyor. Ölçüleri alınıp, geçici protezleri yapılıp hemen hastaya uygulanabiliyor.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, genel anestezi ile yapılan diş tedavileri hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz

Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz

Kaliteden taviz verilmeden daha hızlı diş tedavisi isteniyor

Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, günümüzde hayatın hızlı aktığını ve insanların birçok şeye ayırabilecek vakitlerinin olmadığını dile getirerek, bireylerin daha hızlı, çabuk ve bu tedaviler yapılırken de hiçbir şekilde sağlıktan ve kaliteden taviz verilmemesi istediklerini söyledi.

Genel anestezi altında aynı anda bütün işlemler yapılabiliyor

Bunun yönteminin de birden fazla işlemi aynı anda yapabilmek olduğunu kaydeden Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Hastalar, anestezi doktorunun nezaretinde uyutularak, aynı anda bütün diş çekimleri, kanal tedavileri, dolgular, implantlar yapılabiliyor. Ölçüleri alınıp, geçici protezleri yapılıp hemen hastaya uygulanabiliyor.” dedi.

Yurtdışından gelen hastaların tüm işlemleri aynı seansta tamamlanabiliyor

Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, gerek yurtdışından gelen hastalar gerekse İstanbul içinde olup da vakit ayıramayan hastalar ile çocuk hastalarda genel anestezi ile hızlı bir tedavinin yapılabildiğini kaydederek, böylece hastaların zamandan kazanacağını dile getirdi.

Diş hekiminden çok korkan yetişkin hastalara da genellikle sedasyonun uygulandığını Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Sedasyon anestezinin daha hafif hali. Mümkün olan hastalarda sedasyon yöntemi deneniyor. Sedasyonda entübasyon yapılmasına gerek kalmadan basit ve kısa süreli işlemler kolaylıkla yapılabiliyor.” şeklinde konuştu.

Çikolata yedikten hemen sonra diş fırçalamayın

Çikolata yedikten hemen sonra diş fırçalamayın

Yüksek oranda şeker içeren çikolatanın tüketildikten sonra ağız içerisinde asit oluşturduğunu söyleyen Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Oluşan bu asit sebebiyle çikolata tüketildikten hemen sonra dişlerin fırçalanması dişleri zedeleyebilir.” dedi. Peki çikolata yedikten sonra ne yapmalıyız?

Üsküdar Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, çikolatanın yüzde 100 zararlı, kesinlikle tüketilmemesi gereken bir besin olmadığını ifade ederek, içerisinde vücut için çok faydalı besinler de var olduğunu söyledi.

Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, çikolatanın nasıl tüketilmesi konusunda şu bilgileri verdi:

“Tüketilmeli, ancak sıklığı çok önemli. Çok sık tüketilmesinin vücuda birtakım zararları vardır. Bunlardan bir tanesi de dişler üzerindeki etkisi. Çikolata çok yüksek oranda şeker içerir ve bu da dişlerde çürüğe sebep olur. Bu nedenle çikolata tüketirken bazı şeylere dikkat etmemiz gerekiyor. Bunlardan bir tanesi yemekten sonra tüketilmesidir. Yemekten sonra tüketildiği takdirde tükürük akışı daha fazla olacağı için çikolatanın zararlı etkilerini bir miktar azaltmış oluyoruz.”

Çocuk Diş Hekimi Dr. Şebnem N. Koçan

Bitter tercih edilmeli

Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, bitter çikolatanın daha çok tercih edilmesi gerektiğini dile getirerek, şöyle devam etti:

“Çünkü çikolatanın içerisindeki yararlı maddeler bitter çikolatalarda daha fazla. Hem şeker ve yağ oranı daha düşük, hem de çikolatanın içindeki yararlı maddelerin daha yüksek oranda bulunması sebebiyle bitter çikolata vücudumuz için daha yararlı.”

Çikolata yedikten sonra ne yapılmalı?

Çikolata yüksek oranda şeker içerdiği için tüketildikten sonra ağız içerisinde asit oluşturduğunu anlatan Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, sözlerini şöyle tamamladı:

“Oluşan bu asit sebebiyle çikolata tüketildikten hemen sonra dişlerin fırçalanması dişleri zedeleyebilir. Hemen dişleri fırçalamak yerine ağzı çalkalamak ya da su tüketmek çikolatanın zararlı etkilerini azaltır.  Çikolata tüketiminden yarım saat sonra dişlerin fırçalanmasını öneriyoruz. Bu sayede diş sağlığımızı maksimum düzeyde korumuş oluruz.”

Diş eti çekilmesi ile başlıyor

Diş eti çekilmesi ile başlıyor

Yüzünüzün bir yarısında şiddetli bir ağrı mı hissediyorsunuz! Yanağınıza, çenenize, dişlerinize, dudaklarınıza, alnınıza ya da gözaltınıza vuran bir ağrı! Üstelik bu ağrının tetiklenmesi için; yüzünüze dokunmanız, yüzünüzü yıkamanız, yemek yemeniz, diş fırçalamanız hatta su içiyor olmanız bile yeterli! Toplumda bilinmeyen bu hastalığın adı; Trigeminal Nevralji! Acıbadem Taksim Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Pulat Akın Sabancı “Hastalar Trigeminal Nevraljinin yol açtığı ağrıyı genellikle hayatlarında tecrübe ettikleri en şiddetli ağrı olarak tanımlıyorlar. Daha önceleri bu yüz ağrısına tahammül edebildiklerini fakat zamanla çok şiddetlendiğini belirtiyorlar. Ağrının diş kaynaklı olduğu düşünülerek uzun dönem diş tedavisi gören ve birden fazla dişi bu yüzden çekilen hastalar bile oluyor. Hatta Trigeminal Nevralji sebebiyle intihar girişiminde bulunan hastalar bulunmaktadır. Yüzünde çakma tarzında bir ağrı şikayeti olan hastaların zaman kaybetmeden bir beyin ve sinir cerrahına başvurması gerekir” diyor. Bu hastalığın ülkemizde her 100 bin kişiden 5’inde görüldüğünü ancak ileri yaş grubunda 100 bin kişide 23’e çıktığını belirten Prof. Dr. Pulat Akın Sabancı Trigeminal Nevralji hakkında bilinmesi gereken 7 bilgiyi açıkladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Taksim Hastanesi

Prof. Dr. Pulat Akın Sabancı

Bu belirtilerle kendini belli ediyor!

Trigeminal nevralji, yüzün bir yarısında, çakma tarzında şiddetli ağrıyla belirti veren bir hastalık. Hastalar genellikle yüzün sağ ya da sol yarısında, sıklıkla yanağa, çeneye, dişlere, dudaklara nadiren de göz altına veya alnına doğru yayılan ağrı sebebiyle doktora başvuruyorlar. Şiddetli ve bezdirici olan bu ağrı, gün içinde defalarca anlık meydana geliyor ve elektrik çarpması şeklinde kendini gösteriyor. Prof. Dr. Pulat Akın Sabancı “Bazı hastalar bu şiddetli ağrı sırasında her iki elini ağrının olduğu bölgeye doğru götürmek şeklinde bir hareket yaparlar. Ataklar birkaç saniyeden birkaç dakikaya kadar uzayabilir. Tek noktada ya da yayılan tarzda, ilk başlarda hafif olup zamanla giderek şiddetlenebilir. Bazı hastalarda yüze dokunmak, yüzünü yıkamak, yemek yemek, sıvı tüketmek ya da diş fırçalamak gibi gündelik davranışlar ağrıyı tetikleyebilir. Bu ağrı atakları dönemler halinde görülebilir, bazen günlerce ya da haftalarca atak yaşanmayıp sonrasında tekrar sık ataklar yaşanabilir” diyor.

Toplumsal farkındalık olmaması tedaviyi geciktiriyor!

Trigeminal nevraljinin hipertansiyon ve diyabet gibi toplum içinde sıklıkla gözüken ya da topluma yönelik sağlık bilgilendirmelerinde sıklıkla adı geçen bir hastalık olmadığını belirten Prof. Dr. Sabancı şöyle konuşuyor: “Hatta diğer branşlarda sağlık çalışanları arasında dahi akla kolay kolay gelmiyor. Doğru tanı ile çözümü kolay bir hastalık olmasına karşın uygun yönlendirme yapılmayan hastalar zorlu bir ön tedavi sürecinden geçiyorlar. Örnek olarak; trigeminal nevralji nedeniyle tedavi ettiğimiz hastaların önemli bir kısmının hikayesinde, bu hastaların öncesinde diş kaynaklı ağrı olduğu düşünülerek uzun dönem diş tedavisi gördüğü ve birden fazla dişinin bu yüzden çekildiğini duyuyoruz.”

Erken sinyal vermiyor!

Hastalık başlangıcından itibaren kendisine özgü ağrı şikâyeti ile kendisini gösteriyor. Kendini önceden belli etmesi ya da ortaya çıkmasının önüne geçmek için önlem almak gibi bir durum mümkün değil. Erken teşhisin bir faydası olmuyor.

Bu etkenler yol açabiliyor!

Prof. Dr. Pulat Akın Sabancı, hastalığın nedeninin, rahatsızlığa ismini veren Trigeminal Sinirin herhangi bir sebeple (damar basısı, tümör basısı vb) etkilenmesi olduğunu belirterek “Bu hastalığa sahip kişilere yapılan tetkikler sonucunda; çoğu zaman beynin o bölgesinde bulunan ana atar damar yapılarından birisinin yüz duyusunu alan sinire bası yaptığı görülür. Ancak nadiren multiple skleroz (MS) ve benzeri hastalıkların varlığında ve trigeminal sinire komşu bir beyin tümörü varlığında da trigeminal nevralji ortaya çıkabilir. MS hastalığında ortaya çıkan trigeminal nevralji, yüzün iki tarafını da tutabiliyor” diyor.

Hastanın anlattıkları çok önemli!

“Bu hastalığın tanısında en önemli unsur hastanın hikâyesini ve şikayetlerini doktora anlatmasıdır” diyen Prof. Dr. Sabancı sözlerine şöyle devam ediyor: “Hastanın bu sinirin duyusunu aldığı alan içinde sınırlı kalan ve yüzün karşı tarafına geçmeyen, elektrik çarpması şeklinde anlık ortaya çıkan şiddetli ağrıyı tarif etmesi genellikle tanısını koymakta yeterli olmaktadır. Tanıyı koyduktan sonra sebebini araştırmak üzere beyin sapını görüntülemeye yönelik özel beyin MR tetkiklerini tamamlamak gerekir. Eğer hastalık, MS’in ilk bulgusu olarak karşımıza çıkarsa, o zaman MS tanısına yönelik ileri tetkikler yapmak gerekir.”

sağlık

Önce ilaç tedavisi uygulanıyor!

Trigeminal nevralji tanısı koyulan hastalarda öncelikle bu ağrıyı kesmeye yönelik kullanılan özel ilaçlar sayesinde hastanın yüzündeki çakma şikayetlerinin anlamlı olarak azaldığını belirten Prof. Dr. Sabancı tedavi sürecini şöyle anlatıyor: “Tipik trigeminal nevraljide ilk yıllarda ilaçla geçen ağrı hastaların bir kısmında zamanla artar. İlaç dozu arttırılsa dahi ağrılar dayanılmaz hale gelir. Eğer hastanın ilaç kullanımına rağmen ağrısı devam ediyorsa ya da ilaç kullanımına bağlı ciddi yan etkiler (baş dönmesi, dengesizlik gibi) oluyorsa ameliyat ile tedavi gündeme geliyor. Ameliyat kararı alınan hastalarda iki farklı yöntem kullanılır; perkütan yöntem ve açık mikroskopik cerrahi. Perkütan yöntemde yüz bölgesinde bir iğne ile sinirin kafatasından çıkış noktasına ulaşılır. Bu bölgeden girildikten sonra balon şişirme (kompresyon) ya da radyofrekans yöntemi kullanılarak ağrı kesilir. Başka bir ifadeyle; trigeminal sinirin düğümü duyarsızlaştırılır. Açık mikroskopik cerrahi yönteminde ise kulak arkasından kafatasına bir pencere açılarak sinirin beyin sapından çıktığı noktaya ulaşılır ve sinir, çevresindeki bası yapan damardan uzaklaştırılır. Damarın sinire yaptığı bası kaldırılır.”

Ağrılar dayanılmaz oluyor!

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Pulat Akın Sabancı “Trigeminal nevraljide ağrı ataklarının şiddeti ve sıklığı zamanla artma eğiliminde oluyor. Ağrının uygun tedavisinin yapılmaması veya geciktirilmesi uzun dönemde kişiyi giderek kötüleşen bezdirici sinir ağrılarına maruz bırakır. Uygun tedavi geciktikçe bu şiddette her gün ağrı yaşamak, hasta için oldukça ağır duygusal yükü beraberinde getiriyor. Bu tipte sürekli ağrı şikâyeti yaşayan ve uygun tedavi uygulanamamış hastalarda özellikle majör depresyon ve intihara meyil ile karşılaşabiliyoruz. Ayrıca trigeminal nevraljiye, MS grubu hastalıkların ve beyin tümörlerinin de sebep olabileceği unutulmamalıdır. Trigeminal nevralji hastalığı olan kişilerin sağlık kuruluşuna başvurmaması sonucunda MS ya da beyin tümörü gibi sebeplerin atlanacağı ve tedavi edilmesi hayati olan bu hastalıklara müdahalenin gecikeceği ya da yapılamayacağı göz önünde bulundurulmalıdır” diyor.

Soğuk havalarda dişlerde neden ağrı oluşur?

Soğuk havalarda dişlerde neden ağrı oluşur?

“Özellikle soğuk havalarda artış gösteren diş hassasiyeti diş fırçalama teknikleri ve be birçok nedene bağlı olarak oluşan rahatsız edici bir ağrıdır” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hastanesi Restoratif Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Melek Çam, diş hassasiyeti hakkında önemli bilgiler verdi.

Dentin hassasiyeti ya da diş hassasiyeti olarak adlandırdığımız durum; herhangi bir dental defekt ya da patolojiye bağlı n tipik olarak termal, kimyasal, dokunsal ya da osmotik bir uyarana bağlı olarak ağız ortamına açılmış dentin yüzeyinde oluşan kısa süreli, keskin, lokalize ağrı olarak tanımlanmaktadır.

Pause Dergi

Dr. Melek Çam

Yaşlı bireylerde diş hassasiyeti görülme sıklığı daha az!

Diş hassasiyeti, periodontal hastalığı olan bireylerde %72-98 oranında görüldüğü bildirilmiştir. Genel olarak en yoğun hissedildiği yaşlar 20-40 yaş arasıdır. Diş hassasiyeti yaşlı bireylerde daha nadir görülmektedir. Dentin kanallarının mineral artıklarıyla tıkanması, tübül sayısında azalma gibi durumların yaşla birlikte artması; pulpanın hücresel, vasküler ve nöral kapasitesinin yaşla birlikte azalması; dentinin geçirgenliğini azaltır ve dolayısıyla yaşlı bireylerde diş hassasiyeti oluşumuna daha nadir rastlanır. İstatistiksel olarak anlamlı bulunmasa da, kadınlarda erkeklere oranla daha fazla diş hassasiyeti görülmektedir. Bu farklılığın, kadınların ağız hijyenine daha fazla önem vermelerine, ağrıya karşı daha duyarlı davranmalarına ve diş hekimine daha sık başvurmalarına bağlanabileceği düşünülmüştür. Diş hassasiyetinden en çok etkilenen dişler ise sırasıyla köpek dişleri ve küçük azı dişleridir.

Diş hassasiyeti bulunan kişiler nasıl bir yol izlemeli?

Dişler içerisinde dışarıdan gelen uyaranları (sıcak-soğuk gibi termal uyaranlar ya da kimyasal, dokunsal uyaranlar) algılayan bir mekanizma mevcuttur. Sağlıklı dişlerde dişin en dış tabakası mine dokusuyla tamamen örtülmüştür. Eğer bu tabaka sert diş fırçalama, asitli içeceklerin aşırı tüketilmesi ya da diş yüzeylerine aşırı kuvvetlerin gelmesi (diş sıkma-gıcırdatma gibi parafonksiyonel kuvvetler) gibi durumlar sonucunda kaybedilmişse, mine dokusu altında yer alan dentin yüzeyi açığa çıkar ve sıcak-soğuk gibi uyaranlarla dişlerde hassasiyet meydana gelebilir. Genellikle kısa süreli keskin ağrılar olmakla birlikte bireyleri günlük yaşamlarında rahatsız edebilmektedir. Böyle bir durum meydana geldiğinde öncelikli olarak diş hekimine muayene olunması gerekmektedir. Mevcut durum değerlendirilmeli ve diş hassasiyetinin giderilmesi açısından hastaya tedavi yöntemleri anlatılmalı ve bireye özgü tedavi planı oluşturulmalıdır. Hassasiyeti giderme yönünde belli başlı tedavi yöntemleri şunlardır: hassasiyet giderici diş macunları ve gargaraların kullanılması, remineralize edici ajan uygulamaları, flor uygulamaları, adeziv rezin uygulamaları, restoratif tedavi uygulamaları, dişeti grefti uygulamalarıdır.

Peki diş hassasiyeti nasıl önlenebilir?

Diş hassasiyeti tedavileri, koruyucu ve iyileştirici tedaviler olarak iki ana başlıkta incelenebilir.

  • Koruyucu tedaviler; hassasiyet oluşumunda etkili olan risklerin ve etiyolojik faktörlerin azaltılmasını, oral hijyen eğitimini, oklüzyon ve diyet düzenlemelerini kapsar.
  • Terapötik tedavi yöntemleri ise; uygulanma şekillerine göre, evde hasta tarafından uygulanan ve klinikte diş hekimi tarafından uygulanan (profesyonel) tedaviler olmak üzere 2’ye ayrılır.
  • Hafif-orta şiddette ve yaygın diş hassasiyetlerinde ilk tedavi seçeneği evde uygulanan tedaviler (yumuşak kıllı diş fırçaları ile birlikte kullanılan hassasiyet giderici diş macunları, gargaralar vb.) olmalıdır. Şayet hastaya evde başlatılan tedavide 2-4 hafta sonunda ağrıda rahatlama ve azalma olmadığında, klinikte diş hekimi tarafından uygulanan tedavi iIe devam edilmelidir. Ağrı devam ederse daha ileri tedavilere geçilir.
  • Diş hassasiyeti tedavi edilmezse, hastanın günlük yaşam kalitesi azalır. Ayrıca daha basit yöntemlerle tedavi edilebilecek durumlar zamanla ilerler ve daha komplike tedavi yöntemlerine geçilmesine neden olabilir.

Ağız ve diş sağlığı için hamilelik döneminde yeterli kalsiyum alınmalı

Ağız ve diş sağlığı için hamilelik döneminde yeterli kalsiyum alınmalı
Anne adaylarının sağlıklı dişler için hem ağız hijyenine hem de günlük kalsiyum ihtiyaçlarını karşılamaya dikkat etmeleri gerekiyor. Yeterli kalsiyum alınmadığı takdirde önce çene iskeletinin zayıflayacağını, ardından ise diş eti erozyonları ve kemik kaybı görülebileceğini söyleyen Diş Hekimi Yılmaz Kıran, hamilelere önemli önerilerde bulunuyor.

Hamilelik döneminde kadınların bedeninde ve ruh halinde birçok değişim yaşanıyor. Bu değişimler neticesinde de vücutta bazı hassasiyetler oluşabiliyor. Diş Hekimi Yılmaz Kıran da hamilelerde hormonal değişikliklere bağlı olarak diş etlerinde aşırı hassas kızarık ve şişlik görülebildiğini belirtiyor. Hamilelerin ağız hijyeni yeterince sağlanmadığında diş eti kanamalarının gözlemlenebileceğini, diş taşı şikayetleri bulunan hastalarda ise durumun daha kötüleşebileceğini söyleyen Dt. Yılmaz, “Hamileliğin birinci ve üçüncü üç ayında acil uygulamalar dışındaki diş tedavilerini ertelemek gerektiği için, kadınlar hamilelik planlarından önce mutlaka diş hekimi kontrollerine gitmeli ve gebelik iyi bir ağız hijyeniyle planlanmalıdır” diyor.

Mide bulantısı ve kusma gibi şikayetleri fazla olan gebelerde mide asitiyle beraber aynı zamanda ağız asiditesinin de arttığını hatırlatan Dt. Yılmaz, ağız florasındaki bu değişimin mine dentin kaybına ve çürüğe yatkınlığa yol açtığını, diş etlerindeki kızarıklık ve ödeme bağlı iltihaplar görülebileceğini belirtiyor. Diş Hekimi Yılmaz Kıran, hamilelik döneminde annenin dişlerinden kalsiyum kaybı olduğuna dair herhangi bir bilimsel veri bulunmadığına dikkat çekiyor. Hamilelik döneminde annenin günlük kalsiyum ihtiyacının 1000-1300 mg civarında olduğunun altını çizen Dt. Kıran, şunları söylüyor: “Bebeğin iskeletsel gelişimi için yeterince kalsiyum alamayan annenin kendi kemiklerinden karşılandığı için doğal olarak çene iskeleti de zayıflar. Zayıflamış bir çene iskeletinde diş eti erozyonları ve kemik kaybı da kaçınılmaz olacaktır. Dolayısıyla hamilelik döneminde yeterli kalsiyum alınması ağız-diş sağlığı açısından da çok önemlidir.”

Dişlerde Kesme İşlemi Olmadan Yapılan Gülüş Tasarımı

Dişlerde Kesme İşlemi Olmadan Yapılan Gülüş Tasarımı
Diş hekimi Dr.Eyüp Çelik yeni jenerasyon kesme işlemi olmadan yapılan gülüş
tasarımını, tedavisini işlem sürecini operasyon öncesi ve sonrası ile iyileşme sürecini
anlatıyor;
Minimal ya da “non-prep” nedir?
‘’Non-prep ‘’ Lamina Venerler dişlerde herhangi bir aşındırma yapılmadan, anestezi
olmadan sadece diş ölçüsü alınarak yapılan dişlerin ön yüzeyine gelen ince yaprak
porselenlerdir. Geleneksel laminalar gibi non-prep” laminalar da dişlerin ön yüzeyine
yapıştırIılır. Dişin boyutu, şekli ve rengi kolayca değiştirilir. Bu tedavi yöntemiyle diş
yapısında büyük bir aşındırma ve kesme gerektirmez. Nadir vakalarda hiç kesim
yapılmadan laminalar yerleştirilir. Diğer pek çok vaka için diş yapısının sadece
minimum oranda azaltılması gerekir.
Estetik diş hekimliğinde preparatlanmamış kaplamalar kozmetik restorasyonun en
minimal invaziv yöntemlerinden birini temsil eder. Minimal veya non-prep laminalar,
yapıştırma veya geleneksel dişçilik kaplamalarına iyi bir alternatif olmaktadır. Bu
tedavinin en güzel yanı dişlerine dokunulmadan güzel bir gülüş isteyen hastalarda en
uygun tedavi yöntemidir. Tek dişe uygulanabildiği gibi gülüş tasarımı isteyen
bireylerde dişlerin herbirinin yüzeyine de uygulanabilir “Non-prep” laminalarda, diş
yapısında aşındırma olmadan ve çok az veya hiç anestezi olmadan doğrudan dişlerin
üzerine yerleştirilir. Bazı hastalarda diş modifikasyonları gerektiğinden ötürü minimal
peparasyonlu lamineler denilmektedir. Tedavi edilen dişlerin durumuna ve konumuna
bağlı olarak, minein altındaki dentin veya diş katmanında daha fazla azalma gerekli
olabilir.Non – prep Laminalar dişlerde herhangi bir kesme veya aşındırma işlemi
yapılmadan hastanın kendi dişleri üzerine cok ince yaprak şeklinde 0.1 mm gibi göz
kontakt lensinden daha ince porselen kaplamalardır . Yapım aşamasında ise
kliniğimize gelen hastalarımızdan alınan ölçüler ve fotoğraflama işleminin ardından 1
haftalık laminaların yapım aşamasının ardından 2. Seansta dişlerin ağız içerisindeki
provasını yapılıp hasta onayı alındıktan sonra yapıştırma işlemi yapılıp
tamamlanmaktadır . Toplamda 2 seans ve 1 haftalık bir işlemdir Minimal
preparasyonlu ve “non-prep” laminalar, aşağıda ki durumlarda estetik kaygısı olan
hastaların ,estetik beklentisini karşılayabilmektedir. Çatlak veya kırık dişler, lekeli
dişler dişler arasındaki boşluklar (diastemalar),hafifçe şekilsiz veya yanlış hizalanmış
dişler, hafif kalabalık dişler,aşınmış dişler küçük dişler
İlk seansta dişlerinde aşındırılma olmadan kalıcı olarak güzel ve beyaz bir gülüşe
sahip olmak isteyen kişilerde ilk olarak herhangi bir anestezi iğne işlemi olmadan
sadece ölçü alıp ,gülüş tasarımının analizi için kişinin bir çok açıdan fotoğrafları
alınmaktadır. Birçok hastamıza bu durum garip gelmektedir. Çünkü günümüzde bir
çok bireyde diş hekimi fobisi bulunmaktadır. Bundan dolayı diş hekimi koltuğuna
oturmak , ağrısız ve iğnesiz bir işlem ile yeni ve güzel bir gülüşe sahip olma fikri
onlara inanılmaz gelmektedir.ilk seansta toplam işlem süresi yarım saat gibi kısa bir
zamandır. Daha sonrasında ise Labratuvar işlemleri için hazırladığımız diş modelleri
üzerinde lamina venerlerin yapım aşamasına geçiyoruz.
No-prep lamina fenerlerin yapımı geleneksel lamina fenerlere göre daha fazla teknik
hassasiyet gerektirmektedir. bu yüzden bu aşamada çok dikkatli olunmalıdır.
1 haftalık No-prep laminaların hazırlanmasının ardından ikinci seansta yine herhangi
bir iğne ve anestezi işlemi olmadan hastanın kendi dişleri üzerinde provasını
yaparak,yapıştırma işlemine geçiyoruz. Bu seansta ki işlem teknik hassasiyet
sebebiyle 2 ya da 3 saat sürmektedir.Yeni bir teknik olan No-prep Laminalar teknik
hassasiyet yüzünden çok az hekim tarafından uygulanabilmektedir. Dişlerde
herhangi bir aşındırma olmadan yapılması ise birçok hastada psikolojik olarak
kendilerini iyi hissetmesini sağlamaktadır.Bu işlem yapıldıktan sonra No-prep
Laminaların bakımı ise genel olarak ağızımızda bulunan dişlerin bakımı ile aynıdır.
Günde iki kez ve her defasında en az 2 dakika olacak şekilde yapılmalıdır. Ayrıca
günde iki kez diş ipi uygulamasıda mutlaka yapılmalıdır.

MUSTAFA DEMİR’İN DİŞ MUAYENESİNİ DAMADI YAPTI

MUSTAFA DEMİR’İN DİŞ MUAYENESİNİ DAMADI YAPTI

Fatih Eski Belediye Başkanı, Ak Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Demir ve Şule Demir çiftinin diş doktoru kızı Beyza Yıldız ve damadı Melih Yıldız geçtiğimiz gün Nişantaşı’nda Dentavenue Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği’nin açılışını yaptı. Dentavenue’nin açılışına iş ve siyaset dünyasından çok sayıda isim katıldı.

Dentavenue Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği kurucuları Beyza ve Melih Yıldız çifti gün boyu misafirlerini ağırladılar. Damat Melih Yıldız açılışta ilk muayenesini diş hekimi koltuğuna oturttuğu kayınpederine yaptı. Açılışa katılan isimler arasında AB Eski Bakanı ve İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır, İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı, İstanbul Milletvekili Zafer Sırakaya, Eski Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu, Bayrampaşa Belediye Başkanı Atilla Aydıner, TOKİ Eski Başkanı ve Fatih Belediye Başkan Adayı Ergün Turan, Gülaylar Group İcra Kurulu Başkanı İhsan Gülay, Laleli Sanayici ve İş Adamları Derneği Başkanı Gıyasettin Eyyüpkoca, Fatih Girişimci İş Adamları Derneği Başkanı Tuğrul Dirier ve Orhan Narin vardı.