Yazılar

Sürdürülebilir beslenme israfı önlüyor

Sürdürülebilir beslenme israfı önlüyor

Dünya nüfusu 2000 yılından bu yana sürekli artıyor ve 2050 yılında da büyük bir artış öngörülüyor. Türkiye’nin nüfusunun da 2050 yılında 100 milyonu aşması bekleniyor. Bu hızlı nüfus artışı, insanları besleme, su temini, enerji sağlama gibi temel ihtiyaçların karşılanması konusunda büyük zorluklara neden oluyor. Artan insan nüfusunun tükettiği enerji gerek besinlere gerekse iklimlere zarar verebiliyor. Sürdürülebilir beslenme ile nüfusun artan gıda talebi karşılanabiliyor. Akdeniz beslenme biçimi, Nordik diyeti, Çift piramit diyeti, Vegan ve Vejeteryan diyetlerle sürdürülebilir beslenme biçimleri karbon ve su ayak izini düşürmeye katkı sağlıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Aslıhan Altuntaş, 11 Temmuz Dünya Nüfus Günü ile ilgili bilgi verdi, sürdürülebilir beslenmenin faydalarını ve yöntemlerini anlattı.

Memorial Bahçelievler Hastanesi

Uz. Dyt. Aslıhan Altuntaş

Artan nüfus gıda talebini artırıyor

Artan insan nüfusu, gıda talebini artırmakta ve gıda endüstrisini daha verimli olmaya yönlendirmektedir. Son 10 yılda gıda endüstrisindeki yenilikler ve gelişen teknolojiler, daha fazla gıda üretimi ve sürdürülebilirlik için önemli adımlar atılmıştır. Gıda endüstrisindeki yenilikler ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımlar, artan nüfusun beslenmesini karşılamak ve çevresel etkileri azaltmak için önemli adımlardır. Ancak, daha fazla çalışma ve yatırım gerekmektedir, çünkü nüfus artışıyla birlikte gıda güvencesi ve sürdürülebilirlik konularında hala önemli zorluklar vardır. Artan insan nüfusunun iklim ve çevreye etkisi oldukça büyük bir endişe kaynağıdır. Nüfus artışı, daha fazla enerji, su ve gıda talebi demektir, bu da doğal kaynakların aşırı kullanımına ve çevresel baskılara yol açmaktadır. Bu durum ekosistem hizmetlerinin azalmasına ve doğal kaynakların tükenmesine neden olabilir.

Sürdürülebilir beslenmenin farklı çeşitleri bulunuyor

Artan insan nüfusuyla birlikte iklim değişikliği, çevresel bozulma ve kaynakların tükenmesi gibi sorunlarla mücadele etmek için sürdürülebilirlik odaklı politikalar ve çözümler gerekmektedir. Bu çözümlerden biri de sürdürülebilir beslenme çeşitleri olabilmektedir.

Sürdürülebilir beslenme çeşitleri;

  • Akdeniz beslenme tipi; taze gıdalar ve doymamış yağlar tüketilir. İşlenmiş ve paketli gıdaları tüketim oranı düşüktür. Ülkemiz için en uygun seçenek Akdeniz beslenme modeli olarak belirlenmiştir. Sürdürülebilir diyetlere çok kültürlü bir yaklaşım ile yerli veya yerel gıda sistemlerini anlayarak, gıdalar ve diyetlerle ilgili kültürel bilgideki çeşitliliği korumak için de fırsatlar sunabilmektedir. Aynı zamanda, yemek ve kültüre ilişkin geleneksel bilginin korunmasının önemini de gündeme getirmektedir. Ekolojik ayak izi bakımından beslenme modelleri incelendiğinde, Akdeniz diyetinin diğerlerine göre azot, karbon, su ve enerji ayak izinin daha küçük olması, dünyamızın sağlığına daha az olumsuz etki gösteren sürdürülebilir bir beslenme modeli olarak görülmektedir.
  • Nordik diyeti; İskandinav ülkeleri olan Danimarka, Finlandiya, Norveç, İzlanda, İsveç gibi ülkelerdeki geleneksel yeme biçimi Nordik diyetine dayanmaktadır. Akdeniz diyeti ile benzerlik göstermektedir. Zeytinyağı yerine kanola yağı kullanılması Akdeniz diyetinden en önemli farkıdır.
  • Çift piramit diyeti; klasik besin piramidinin yani Akdeniz beslenmesinin yanına besinlerin ekolojik ayak izleri sınıflandırılmaktadır. Hem bireysel hem de ekosistem açısından yeterli olacak besinleri göstermektedir.
  • Vegan ve Vejetaryen diyetler; kırmızı et, tavuk, balık veya peynir gibi hayvansal kaynaklı besinlerin elimine edildiği diyetlerdir.

Meyve sebze mevsiminde tüketilmeli

Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) tarafından yürütülen “Live Well Plate for Low Impact Food in Europe” (LIFE) projesi’ne göre; sürdürülebilir bir diyetin 6 temel ilkesi bulunmaktadır.

  • Sebze ve meyve tüketimini artırmak
  • Besin çeşitliliğini sağlamak
  • Et tüketimini makul seviyelere indirmek
  • Gıda israfını önlemek
  • Sertifikalı gıda satın almak
  • Şeker, şekerli içecekler, yağ, tuz ve tuz içeriği yüksek gıdaların tüketimini azaltmak

Meyve sebze tüketiminde her zaman mevsiminde olanları tercih etmek, mümkünse pazarlardan alışveriş yapmak önem kazanmaktadır. Bu kapsamda ekolojik pazarlar takip edilebilir.

Her gün mor, kırmızı, turuncu, sarı, koyu yeşil, açık yeşil, beyaz olmak üzere 7 farklı renkte sebze ve meyve her gün tüketilmelidir.  6 yumruk sebze ve 2 yumruk kadar meyve günlük minimum tüketim olmalıdır.

Günde 1-2 su bardağı yoğurt veya kefir, haftada 1 kez kırmızı et, haftada 1 kez balık veya haftada 1 kez tavuk ana yemek olarak tercih edilebilir. Diğer günlerde protein ihtiyacı bezelye, barbunya, nohut, kuru fasulye veya börülce gibi bitkisel proteinlerden gelebilir ve sebzeler de haftada en az 2 gün ana yemek olabilir.

Bu temel ilkeler uygulandığında karbon ayak izi düşürülmekte ve sürdürülebilir bir beslenme şekliyle hem sağlığa hem de doğaya faydalı olunabilmektedir.

 

Dondurma yerken bunlara dikkat edin

Dondurma yerken bunlara dikkat edin

Sıcak yaz aylarının vazgeçilmez serinliği dondurma, uygun koşullarda üretilmediği ve saklanmadığı zaman bazı sağlık sorunlarına yol açabiliyor. İnsan sağlığını tehdit eden patojen bakteriler, dondurmanın ana maddesi olan süt ve süt ürünlerinde uygunsuz koşulların da etkisiyle çok hızlı bir şekilde çoğalabiliyor. Özellikle çocuklar için besleyici değeri yüksek olan dondurmanın bozulmaması için doğru saklama koşullarına uyulması gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, dondurmanın nasıl tüketilmesi gerektiği ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. Betül Merd

Doğal üretilen dondurma daha sağlıklı

İçeriğinde kalsiyum, fosfor ve magnezyum gibi minerallerin yanı sıra A, B12 ve C vitaminleri ile protein olan dondurma 7’den 70’e herkesin zevkle tükettiği bir besindir. Günümüzde her bölgede yerel üreticiler tarafından hazırlanan ve katkısız olduğu bilinen dondurma; süte göre %15 fazla protein, 4-5 kat daha fazla yağ ile yaklaşık ve 3-4 kat daha fazla karbonhidrat içermektedir. Ancak eski usullere göre hazırlanmayan bazı paketli dondurmaların içeriğindeki glikoz şurubu gibi tat verici maddeler ile raf ömrünü uzatan stabilizatör ve kıvam artırıcı emülgatör, bitkisel yağ ya da süt yağı kısa sürede bozulmasını engelleyerek besin değerlerinin yok olmamasını sağlamaktadır.

Dondurma bilinen ve güvenilir satıcılardan alınmalı

Yerel üreticiler tarafından katkısız olarak üretilen ve açık olarak satılan dondurma bilinen ve güvenilir adreslerden alınmalıdır. Üretim ve saklama aşamalarındaki genel kurallara uyulmasına ve soğutucuların sterilizasyonuna dikkat edilmesi gerekir. Mikroorganizmalar süt ve süt ürünlerinin içinde çok hızlı çoğalabilmekte ve tüketildiği takdirde sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Kurallara uyulmadığında mikroorganizmalar için uygun gelişme ortamı oluştuğundan dondurma sağlığa zararlı bir besin haline gelebilmektedir. Dolayısıyla dondurmanın pastörize sütten yapılması, uygun hijyen koşullarında üretilmesi ve saklanması çok önemlidir. Paketli dondurmaları alırken ise son tüketim tarihi geçmiş olanlar ile bakanlık izni olmadan üretilenlerinden uzak durulmalıdır. Özellikle bu ürünlerin dağıtımının soğuk zincire uygun olarak yapılması önemlidir.

Kilo vermek isteyenler için sağlıklı bir tatlı

Kalsiyum ve fosfor nedeniyle okul çağındaki çocukların kemik ve diş gelişimine katkı sağladığı için önemli bir besin kaynağı olan dondurma, kilo vermek ve forma girmek isteyenlerin de günlük beslenme programlarında aşırıya kaçmamak şartıyla olması gereken bir besin kaynağıdır. Un ve şekerden yapılan hamur tatlılarına göre kalori değeri düşük olan 100 gram sütlü dondurmada yaklaşık 190 kalori bulunmaktadır. 100 gram sütlü dondurmada ortalama 148 mg. kalsiyum, 115 mg. fosfor, 63 mg. sodyum, 181 mg. potasyum, 0.1 mg. demir, 440 IU A vitamini, 0.21 mg. E vitamini, 0.21 mg. B2 vitamini ve 0.1 mg niasin bulunmaktadır. Haftada bir veya iki kez ara öğünlerde tüketilen dondurmanın, antioksidan özelliğinin de olduğu unutulmamalıdır. Ancak dondurmanın içeriğindeki yağ, şeker ve kalori miktarına dikkat edilmesi gerekir.

Tüketiminde miktar ve sıklık önemli

İki top light dondurma, 1 porsiyon meyveye; 3 top sade dondurma, 1 dilim ekmek+1 su bardağı süt+1 porsiyon meyveye eşdeğerdir. Dondurma haftada 1-2 kez günlük diyete eklenebilir. Önemli olan sıklığının ve miktarının ayarlanmasıdır. Dondurmanın lezzeti arttıkça kalori ve yağ oranı da artmaktadır. Dondurma almadan önce etiket bilgileri kesinlikle okunmalıdır. Meyveli ve sütlü olan dondurmalar ise genelde daha düşük yağ oranına sahiptir.
Evde yapılabilecek limonlu şekersiz dondurma tarifi:

Malzemeler:

1.5 su bardağı süt

1 limonun suyu (Limon çok sulu değilse daha fazla kullanabilir)

1 limon kabuğu

1 yemek kaşığı bal

1/2 çay kaşığı zerdeçal

Yapılışı:

Tüm malzemeleri karıştırdıktan sonra bir kalıba alıp dondurucuya koyun. İyice donana kadar karışımı dondurucuda bekletin. Donduktan sonra karışımı bir mutfak robotuna koyup karıştırın. Kıvamına göre 4-5 yemek kaşığı kadar süt ilave edebilirsiniz. Tekrardan hazırladığımız karışımı 30 dakika kadar dondurucuda bekletip afiyetle tüketebiliriz.

Oruç sonrası bayramda sağlıklı beslenin

Oruç sonrası bayramda sağlıklı beslenin

Ramazan Bayramı’nda Türk mutfağının çeşit çeşit ve lezzetli pek çok yemeği tatlısı ve tuzlusuyla masalarımızı renklendirirken, yemek yemek ailenin de bir araya geldiği keyifli toplantılara dönüşüyor. Bu sofralarda sağlıklı tercihler yapılması, kilo almamak ve mide-bağırsak sağlığı için önem taşıyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Semahat Burcu Sel, Ramazan Bayramı ve uzun oruç dönemi sonrası için sağlıklı beslenme önerilerinde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. Semahat Burcu Sel

Türkiye Avrupa’nın en kilolu ülkesi

Bayramlar kültürümüzün önemli parçalarından biridir. İnsanların bir araya geldiği bu özel günlerde sofralara ayrıca özen gösterilir. Birbirinden lezzetli yemeklerin ve tatlıların bulunduğu bayram sofralarında aileler buluşur ve hasret giderir. Eğer bu dönemde dikkat edilmezse uzun süren bir oruç döneminden de çıkıldığı için kilo alımı ve mide- bağırsak sorunları kaçınılmaz olabilir. Türkiye fazla kilo ve obezitede Avrupa’ da birinci sırada yer almaktadır. Fazla kilo ve obezite beraberinde diyabet, hiperlipidemi, karaciğer yağlanması vb. birçok sağlık sorununu getirmektedir.

Bayramda besin çeşitliliğine dikkat edin

Yaşamın her döneminde yeterli ve dengeli beslenmek sağlıklı olmak için en önemli kriterlerden biridir. Özellikle bayram boyunca besin çeşitliliğine dikkat edilmeli, yemekler yavaş ve iyi çiğnenmeli, az yağlı ve posalı besinler tercih edilmeli, karbonhidrat, yağ ve protein dengeli bir şekilde tüketilmelidir. Bunun yanı sıra günde 2-2,5 lt su tüketimi de çok önemlidir. Her insanın günlük tüketmesi gereken besin miktarları ve öğün sayısı kişiye özeldir. Kişi 3 ana öğün, 2 ara öğün tercih edebileceği gibi; 2 ana öğün, 1 ara öğün de tercih edebilir.

Kızartmadan ve işlenmiş gıdalardan uzak durun

Bayram sabahı güne hafif bir kahvaltı ile başlanmalıdır. Ağır, özellikle kızartma yöntemi ile yapılmış hamur işleri, salam sucuk gibi işlenmiş besinler tüketilmemelidir. Beyaz ekmek yerine tam buğday, siyez, ruşeym ve çavdar gibi esmer ekmek çeşitleri tercih edilmelidir. Roka, maydanoz gibi yeşillikler, domates ve salatalık gibi sebzeler kahvaltıda tüketilebilecek sağlıklı seçenekler arasında yer alır. Şekersiz çay, kahve ve bitki çayları kahvaltıda içilebilir. Çay ve kahve tüketimi gün içinde kontrollü bir şekilde yapılmalıdır. Öğlen ve akşam öğünlerinde de kızartma yöntemi ile pişen yemekler tercih edilmemelidir. Bir ana öğünde et yemeği var ise diğer ana öğünde sebze yemeği tüketilebilir. Öğünlerde salataya mutlaka yer verilmelidir. Bir öğünde hem çorba hem ekmek hem de makarna, pilav, börek vb. olmamalıdır. İçecek olarak şeker içeren asitli içecekler ve meyve suları yerine sade soda, ayran, kefir vb. daha sağlıklı içecekler tercih edilmelidir.

Şekeri kontrollü tüketin

Şerbetli, hamur işi tatlılar yerine sütlü tatlılar, dondurma veya meyveden yapılmış tatlılar tüketilmelidir. Meyve tatlılarının üzerine kaymak yerine labne ilave edilebilir. Fazla şeker tüketimi kilo alımı ve obezite ile doğrudan ilişkilidir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şeker tüketiminin kontrollü olmasını tavsiye etmektedir.

Sağlıklı ara öğün alternatifleri tercih edin

Ara öğünlerde sağlıklı ve tok tutan besinler tüketilmelidir. Ara öğün seçenekleri bu şekilde olabilir:

  •  Meyve / kuru meyve + ceviz / Çiğ fındık / Çiğ badem
  • Peynir + kepekli grisini / Lifli gevrek ekmek+ bitki çayı
  • Şekersiz latte + şekersiz yağsız bisküvi
  • Sütlü tatlı / Dondurma / Meyve tatlısı
  • Yoğurt + sade granola / Yulaf + meyve / Kuru meyve
  • Tost + şekersiz çay
  • Şekersiz komposto/ Hoşaf

Akdeniz tipi beslenin ve düzenli fiziksel aktivite yapın

Vücudun hayati fonksiyonlarını yerine getirmek için ihtiyaç duyduğu tüm besinleri dengeli bir şekilde alması ve düzenli yapılan fiziksel aktivite sağlıklı bir bağışıklık sistemi ile yaşam için gereklidir. Dengeli ve sağlıklı beslenme toplumda görülme sıklığı artan fazla kilo, obezite ve kronik hastalıklarla mücadelede büyük önem taşımaktadır. Yapılan araştırmalar Akdeniz diyetinin sağlıklı bir hayat için en uygun beslenme şekli olduğunu göstermektedir. Akdeniz diyetinde çokça yer alan meyve, sebze ve baklagiller vücudun ihtiyacı olan lif, vitamin, antioksidan ve mineralleri sağlar. Zeytinyağı gibi sağlıklı yağlar, balık ve tavuk eti gibi kaliteli protein kaynakları yine Akdeniz diyetinin bir parçasıdır. Sağlıklı bir beslenme tarzı kadar düzenli fiziksel egzersiz de sağlığı korumak ve kaliteli bir yaşam sürmek için gereklidir.

Bayramı sağlık geçirmek için şunlara dikkat edin

Bayramı sağlık geçirmek için şunlara dikkat edin

Ramazan orucu nedeniyle gün içinde uzun süreli açlık ve sonrasında bayram ile birlikte yeme alışkanlıklarının yeniden değişmesi sindirim sistemi ile ilgili bazı sorunlara yol açabiliyor. Özellikle bayram süresince kontrolsüzce tüketilen tatlı ve yemekler fazla kiloları da beraberinde getirebiliyor. Bayram boyunca özellikle kalp ve mide sorunları olanlar ile yüksek tansiyon ve diyabet hastalarının beslenmelerine özen göstermeleri gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, Ramazan Bayramı süresince dikkat edilmesi gerekenler ile ilgili önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. Betül Merd

Bayram kahvaltısında aşırıya kaçmayın

Ramazan’da değişen beslenme alışkanlığı, bayramın başlamasıyla sona erecek. Bunun için Ramazan öncesinde eski yeme alışkanlığına yavaş yavaş dönmek gerekir. Ramazan nedeniyle bir ay boyunca gündüzleri devam eden açlık hissinin ortadan kalkacağı düşüncesi genellikle aşırı yeme isteğine neden olmaktadır. Bayram sabahı erken saatte güne hafif bir bayram kahvaltısıyla başlanmalıdır. Kahvaltıda ağır kızartmalar yenilmemeli, tuz içeriği yüksek besinlerden uzak durulmalıdır. Poğaça, açma ve börek gibi hamur işleri ile sucuk, salam ve sosis gibi ısıl işlem görmüş besinler ilk gün yenmemelidir. Peynir, yumurta ve süt gibi protein kaynakları tercih edilmeli, zeytinin yanı sıra salatalık ve domates gibi mideyi yormayan sebzeler tercih edilmelidir.

Bayram ikramlarına dikkat edin

Ramazan bayramında kilo problemi olanların bayramın vazgeçilmezleri arasında olan şeker ve şerbetli tatlıları günde 1 porsiyon tüketmelerinde yarar vardır. Ancak tatlı tüketilecekse az şekerli sütlü tatlılar ve meyve tatlıları ile dondurma tercih edilmelidir. Genellikle insanların önemli bir kısmı Ramazan’da kaybettikleri kilonun bir bölümünü 3 günlük bayram süresince ve sonraki günlerde aldıkları bilinmektedir. Bayram ziyaretlerindeki ikramlarda aşırıya kaçmamak gerekir. Şerbetli ağır tatlılardan uzak durulmalıdır. Bayramda tatlı ikram edilecekse meyve tatlıları veya sütlü tatlıları tercih edilmelidir. Misafirlere fındık, ceviz ve fıstık gibi kuruyemişler ile kuru meyvelerden yapılan komposto ile ayran servis edilebilir.

 Günde 8-10 bardak su için

Ramazan ayı boyunca vücuda yeterli miktarda sıvı alımı olmadığı için bayramda da genellikle su tüketimi unutulmaktadır. Sindirimi kolaylaştıran su, zararlı maddeleri vücuttan attığı için canlı yaşamında önemli bir yere sahiptir. Bunun için bayramda günde 8-10 bardak su içmeye özen gösterilmelidir. Özellikle bayram ziyaretlerinde ikram edilen kafeinli, gazlı ve şeker oranı yüksek içeceklerden uzak durulmalıdır. Günde 1-2 fincan kahveden fazlası içilmemelidir. Bu içeceklerin yerine ev sahiplerinin de su ve ayran ikram etmeleri daha sağlıklı olacaktır.
Az yiyip çok hareket edin

Bayramda az miktarda ve sık yemeye özen gösterilmeli, sindirim sistemini yormayan sağlıklı besinler tüketilmelidir. Öğlen yemeğinde zeytinyağlı sebze yemekleri ile hafif ızgara et ve salatadan oluşan bir sofra tercih edilmelidir. Öte yandan, ara öğünde meyve ve yoğurt tercih edilmesi daha sağlıklı olacaktır. Akşam yemeği de hafif besinler tüketilmeli, öğün zamanı için gece geç saatler tercih edilmemelidir. Ramazan ayı nedeniyle yapılamayan yürüyüş ve spora geri dönülmelidir. Tempolu yürüyüşler ve spor metabolizma hızını artırmakta, vücudu zinde tutmaktadır. Özellikle bayram ziyaretlerinde besinler yoluyla fazladan alınan enerji bu sayede harcanacaktır. Öncelikle kısa, daha sonrada orta mesafeli yürüyüşlerle başlanmalı, başlangıç için vücudu yoracak ağır aktivitelerden kaçınılmalıdır.

Oruç tutarken şunlara dikkat edin

Oruç tutarken şunlara dikkat edin

Ramazan ayının gelmesi ile birlikte hem öğün saatleri hem de sofraya konulan gıdaların içerikleri değişiyor. Normal günlerde daha hafif beslenilmeye dikkat edilirken, Ramazan’da 15 saatlik açlığın sonunda tercihler daha ağır ve daha fazla yemekten yana kullanılıyor. Uzun süren açlığın sonunda oruç tutan bireylerde oluşan kan şekeri düşüklüğü ise fiziksel ve ruhsal olarak birçok değişikliğe yol açıyor. Ramazan ayında iftar ve sahur menülerini belirlerken beden ve ruh sağlığının korunması amacıyla sağlıklı ve uzun süre tok tutan gıdaların tüketilmesi büyük önem taşıyor. Ramazan’da nasıl beslenilmesi gerektiği, en çok hangi gıdaların tok tuttuğu, sahura kalkmanın gerekli olup olmadığı, yemekten sonra oluşan ağırlık hissinin nasıl giderilebileceği ise en çok sorulan sorular arasında yer alıyor. Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Hüban Ercan, iftar ve sahurda nasıl beslenilmesi gerektiği ile ilgili önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uz. Dyt. Hüban Ercan

Ramazan ayında iftar ve sahur menülerini belirlerken beden ve ruh sağlığının korunması amacıyla sağlıklı ve uzun süre tok tutan gıdaların tüketilmesi büyük önem taşımaktadır. 15 saatlik açlık sürecinde insan vücudunda metabolizmal anlamda birçok değişiklik meydana gelmektedir. Bu değişiklikler arasında su kaybı ile birlikte vücudumuzda mineral kaybının ortaya çıkması, uzayan açlıkla birlikte kan şekerinin düşmesine bağlı olarak meydana gelen baş ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi, göz kararması, el titremesi ve halsizlik gibi bulgular yer almaktadır. Zaman içerisinde vücut bu yeni düzene adapte olur ancak özellikle Ramazan ayının ilk haftalarında iftar ve sahur sofralarında doğru besin tercihlerinin yapılması ve bu besinlerin doğru pişirme yöntemi ile hazırlanması adaptasyon sürecinin hızlanmasına destek sağlar. İftar ve sahurda tüketilebilecek besinler şu şekilde olabilir:

SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ: Sahurda tüketilen kefir, yoğurt, ayran ve süt gibi ürünler içeriğinde barındırdığı kalsiyum ve protein içeriği ile hem tokluk süresini uzatır hem de günlük alınması gereken kalsiyum miktarının karşılanmasına katkı sağlar.

YUMURTA VE PEYNİR: Yumurta beslenmede referans protein kaynağını oluşturur. Yapısında elzem olan tüm aminoasitleri içerir. Beslenmede yumurtaya yer verilmesi tokluk açısından büyük önem taşır. Besin değerleri oldukça yüksek olan yumurtanın daha çok suda pişirme yöntemi ile tüketilmesi tercih edilmelidir.

Sütten elde edildiği için süt grubunda gibi görünen peynir aslında besin değerleri açısından et grubu ürünlerle benzerlik gösterir. Sahur sofralarında tüketilen yaklaşık 30 gram kadar peynir ve bir porsiyon kadar süt ürünü, bir yetişkinin günlük alması gereken kalsiyum miktarının yüzde 60’ına yakınını karşılar.

ET ÜRÜNLERİ: İftar sofralarının vazgeçilmezleri arasında yer alan et ürünlerinin fazla tüketimi sağlık açısından risk oluşturabilir. Özellikle kırmızı et tüketimi haftanın 3 gününü geçmemeli, beyaz et haftanın iki günü tüketilmelidir. Etlerle birlikte posa alımını artırmak için yanında mutlaka sebze eşlik etmeli, haftanın iki gününde de bitkisel protein kaynağı olan kurubaklagillere  ( fasulye, mercimek, nohut, barbunya v.b)  yer verilmelidir.  Hayvansal kaynaklı proteinin gereğinden fazla alınmasının kalp ve damar hastalıkları riskini artırabileceği unutulmamalıdır.

TAHILLAR: Karbonhidrat kaynağı olan tahıllar günlük enerjimizin yüzde 50-55’ini karşılar. Tüketilecek tahılın çeşidi uzun süre tok kalabilmek açısından önemlidir. Tam tahıl, buğday, çavdar, yulaf, bulgur ve bakliyatlar içeriğinde lif barındıran, tok tutan ve kan şekerini dengelemeye yardımcı olan tahıl gruplarıdır. İftar ve sahur sofralarında doğru karbonhidrat seçiminin yapılması günü enerjik geçirmemize yardımcı olur.

SEBZE VE MEYVELER: Sahur ve iftar sofralarında vitamin ve mineral alınımı sağlayabilmek ve yeterli posa tüketimini artırabilmek için çiğ veya pişmiş sebzelere yer vermeliyiz. Meyveler ise günlük şeker ihtiyacının karşılanması için en doğru kaynaktır. Kuru ve yaş olarak tüketilebilecek olan meyveler günlük enerjimize katkıda bulunurken, çeşitli vitamin ve mineralleri sağlayarak antioksidan içerikleri ile de yorgunluğun giderilmesine katkıda bulunur, stresin azalmasını sağlar. İftar sofralarında şeker ilavesi yapılmadan meyve kompostolarına da yer verilebilir.

KURUYEMİŞLER: Antioksidan özellik gösteren E vitamininden zengin olan yağlı tohumlar sağlık açısından günlük beslenmede yer verilmesi gereken gıdalardandır. Badem, fındık, ceviz, kabak çekirdeği gibi yağlı tohumların çiğ tüketilmesi sağlık açısından faydalıdır. Yağlı tohumlar birlikte alındığı öğünün, mide geçiş süresini uzatacağı için tokluk süresinin artırılmasına yardımcı olur. En çok dikkat edilmesi gereken konu ise bu ürünün tüketim miktarıdır.

TATLILAR: iftar sofralarının vazgeçilmesi olan tatlılar şeker içeriğinden dolayı sınırlı tüketilmelidir. Sütlü tatlıların karbonhidrat ve yağ içeriği, şerbetli ve hamurlu tatlılara oranla daha azdır. Bu sebeple sütlü tatlıların sofrada yer alması hamur ve şerbetli tatlılara göre daha dengeli olur. Tüketim sıklığı oldukça önemli olan tatlının haftanın iki gününden fazla tüketilmemesine dikkat edilmelidir.

RAMAZAN SOFRALARI İÇİN BESLENME ÖNERİLERİ

*Oruç tutacak kişiler sahura mutlaka kalkmalıdır

*İftar ile sahur arasındaki süre su tüketimi açısından iyi değerlendirilmeli ve günlük ihtiyaç duyulan su miktarı tüketilmelidir.

*Çay ve kahve vücutta su atıcı özelliğe sahiptir. Kahve ve çay suyun yerine geçmediği gibi, içilen her bir bardak çay ve kahve için ekstra bir bardak su içilmelidir.

*İftar yemeğine mutlaka bir çorba ile başlanmalı ve ana yemeğe geçmek için çorbadan sonra 15-20 dakika ara verilmelidir.

*Yemeklerin daha kolay hazmedilebilmesi için hangi pişirme yönteminin kullanıldığı da önemlidir. Bir kilogram kadar sebze yemeği için iki yemek kaşığı sıvı yağ, tercihen zeytinyağı kullanılmalıdır.

*Et yemeklerinin pişirilme yöntemi yağsız tavada ızgara, fırın ya da haşlama olarak tercih edilmelidir. Etler yağ ilavesi yapılmadan kendi yağı ile pişirilmelidir.

*Sahur ve iftarda aşırı tuz tüketiminden kaçınılmalıdır. Tuzlu olduğu düşünülen ürünler suya konularak tuzu çıkarılmalıdır. Çünkü tuz hem ödem hem de susuzluğa neden olur.

*İftar yemeğinden bir iki saat sonra meyve ve doğru miktarda kuruyemiş içeren bir ara öğün yapılabilir. Haftanın iki günün de de bu öğünün yerine sütlü tatlı tercih edilebilir.

*iftar ve sahur sofralarında geçirilen süre uzatılmalı, hızlı bir şekilde yiyip kalkılmamalıdır. Bununla birlikte her bir lokma çok çiğnenmelidir. Bu durum mide sindirimini rahatlatmaya yardımcı olur.

*Mineral kayıplarının yerine konulması için tansiyon hastaları hariç günlük bir maden suyu tüketilebilir.

Göbek yağları nasıl eritiriz?

Göbek yağları nasıl eritiriz?

 Vücuttaki bölgesel yağlanmayla ortaya çıkan aşırı kilo, birçok sağlık sorununa neden olabiliyor. Özellikle göbek bölgesinde başlayan yağlanmanın oluşmaması için dengeli beslenme ile düzenli egzersizin hayatın vazgeçilmezi olması gerekiyor. Göbek eritmek için ise beslenme alışkanlıklarında değişiklik yapılması, düzenli olarak minimum 7 saat uyunması ve stresten uzak durulması önem kazanıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, göbek eritme yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. Betül Merd

Göbek yağlanmasının nedenlerine dikkat!

Bel ve karın yağları fazla kalori alınması ile artmakta ve abdominal obeziteye neden olmaktadır. Dengesiz ve sağlıksız beslenme, durağan yaşam, yaşlanmaya ve genetik etkenlere bağlı olarak ortaya çıkan karın yağlanması zamanla tehlikeli boyutlara gelmektedir.

  • Şekerli içecekler aşırı kalori alımına neden olurken, karın ve bel çevresindeki yağlanmanın en önemli nedenlerinden birisi olmaktadır. Şekerli ve gazlı içeceklerin büyük bir bölümünde kalorisi yüksek mısır şurubu kullanılmaktadır.
  • Margarinlerde kullanılan trans yağları ise karın yağlanmasını artırmaktadır.
  • Fast food tipi beslenme trans yağ ve yüksek kalori içerdiği için karın yağlarını arttırıcı etki yapmaktadır.
  • İşlenmiş  ve  paketlenmiş  her türlü  endüstriyel gıdalar, kilo  alımını  ve  karın  yağlanmasını  artırmaktadır.

Yağın hangi bölgede olduğu önemli

Abdominal (karın) yağlanma sonucunda iç organların çalışma düzeni bozularak, vücuttaki genel yağ düzeyi artmaktadır. Vücuttaki yağ oranını değerlendirirken, yağın hangi bölgede olduğu önemlidir. Karın yani göbek bölgesindeki yağlanma vücudun diğer bölgelerindeki yağlanmadan daha tehlikelidir. Vücuttaki bel ve kalça oranı hesaplanarak ideal ağırlık belirlenirken, bel ve kalçadaki yağ oranının yüksek olması abdominal yağlanmaya işaret etmektedir. Yapılan araştırmalarda bel bölgesinde yağlanması olanlar, kalça yağlanması olanlardan daha fazladır. Abdominal yağlanma bel kısmından başlayarak mide, karaciğer ile bağırsakları sarmaktadır. Aşırı iç yağlanma genel sağlığı olumsuz etkiler. Öte yandan, bel kalça oranı hesaplanırken, bel ölçüsü santimetre cinsinden kalça çevresinin ölçüsüne bölünerek bulunur. Erkekler için en ideal kalça oranın 1’in altında, kadınlar için ise 0,8 altında olması gerekmektedir. Bel çevresi erkeklerde 94 santimetre kadınlarda ise 80 santimetrenin altındaysa normal, 94-102 santimetre arasındaki erkekler aşırı kilolu, 102 santimetre ve üzerindekiler ise şişman sınıfına girmektedir.

Göbeği eritmek için uygulanması gerekenler

  1. Kan şekerini kontrol altında tutmak oldukça önemlidir. Kan şekerini kontrol altında tutarak göbek yağlanması engellenir. Kan şekerinin dengeli biçimde artıp azalması nedeniyle aşırı besin tüketimi gerçekleşmez. Tüketilen daha az besin nedeniyle kilo alımı da ortaya çıkmayacaktır. Kan şekerini dengede tutmak için şeker ve şekerli gıdalar günlük beslenme planından çıkarılmalıdır.
  2. Vücutta hızlı parçalanan karbonhidratlardan da uzak durulmalıdır. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmek yerine protein ağırlıklı beslenme planı uygulanmalıdır. Göbek bölgesindeki yağ oranı düşene kadar günlük karbonhidrat alımı azaltılmalıdır.
  3. Metabolizmayı hızlandırıcı gıdalar tüketilmeli, yağ yakıcı bitki çaylarından destek alınmalıdır.
  4. Günlük program yapılmalı. Uyuma ve yemek süresi ile tuvalete gidilen saat rutinleştirilmelidir. Bu sayede metabolizma daha düzenli çalışacaktır.
  5. Her gün düzenli olarak geceleri minimum 7 saat uyunmalıdır. Bu sayede hormonlar dengeye girecek ve metabolizma hızlanacaktır.

Göbek eritmeye yardımcı besinlerden faydalanın

 Doğal olarak göbekten kurtulmak için de beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi, yağ yakma hızını artıran bazı besinlerin tüketilmesi gerekmektedir. Bu besinlerin tamamı metabolizmanın çalışma hızını artırır.

 Elma sirkesi: Elma sirkesinin en temel özelliği kan şekerini ve kolesterolü düzenliyor oluşudur. Bu sayede besin tüketme ihtiyacını minimuma indirir. Ayrıca metabolizmayı da % 20 oranında hızlandırmaktadır. Yemeklerden önce doğru zamanda tüketilen elma sirkesi tokluk hissi oluşturmaktadır. Ancak elma sirkesinin organik olması gerekmektedir.

Chia tohumu: Kilo vermek isteyenler tarafından kullanılan  chia tohumu ülkemizde son 5-6 yıldır çok fazla tüketilmektedir. Besin değerleri açısından tokluk hissi sağlayan chia tohumu,  sayesinde kişinin besin tüketme ihtiyacı azalır. Ayrıca doğal yağlar içerir. Bu yağlar, yağları yakmada oldukça etkili olmaktadır.

 Hindistan cevizi ve yağı: Sağlıklı yağlardan biri olan Hindistan cevizi yağı göbek eritmede de kullanılmaktadır. Hormonları dengeleyen Hindistan cevizi yağı, tiroid hormonunun düzenli çalışmasını sağlayarak metabolizma hızını artırır. Aynı zamanda da fazla besin tüketme isteğini de baskılamaktadır.

 Kefir: İçerisinde bağırsakları düzenleyen probiyotikleri barındırır. Aynı probiyotikler yağ yakım sürecini de hızlandırmaktadır. Eğer göbek bölgenizdeki yağları vermek istiyorsanız her gün düzenli olarak kefir tüketmelisiniz.

Lahana, karnabahar, bürüksel lahanası, brokoli: Tüm bu sebzeler sağlıklıdır. Diyet dönemlerinde haşlanarak tüketilmeleri tavsiye edilir. Ayrıca zeytinyağlı şekilde tüketilmeleri halinde vücuda oldukça faydalıdırlar. Tüm bu özelliklerinin yanında, göbek eritmek isteyenler tarafından tüketilmeleri halinde yağların hızlıca erimesini sağlarlar.

Yüksek protein içeren peynir altı suyu ile tavuk: Protein zengini olan peynir altı suyu ve tavuk tüketmek gerekir.

Bitki çayları: Az miktarda da olsa kafein içeren birçok bitki çayları, metabolizmanın hızını artırır. Diyet dönemlerinde bitki çaylarının tüketilmesi metabolizma hızını % 20 oranında artıracaktır. Gün içerisinde düzenli tüketilirse göbek yağları yakılabilir.

Greyfurt: Oldukça sağlıklı bir meyve olan greyfurt, tadının hafif acımtırak olmasından dolayı pek tüketilmese de konu yağ yakımı olduğunda başı çekmektedir. Özellikle kahvaltıda meyve suyu olarak katkısız şekilde tüketilmesi halinde metabolizma hızını % 30 oranında artırır. Bu artış geçici bir etki değildir ve gün boyu sürmektedir.

Soğanı masanızdan eksik etmeyin

Soğanı masanızdan eksik etmeyin

Sağlığa dost bir sebze olan soğan, yemeklerin vazgeçilmezi olarak biliniyor. Hem çiğ olarak hem de pişirilerek kullanılan soğanın birçok çeşidi bulunuyor. Doğal antibiyotik görevi gören soğan, özellikle kış mevsiminde bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesinde büyük rol oynuyor. Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Berna Ertuğ, soğanın faydaları hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dyt. Berna Ertuğ

Soğan sağlığa pek çok açıdan fayda sağlıyor

Soğan, frenk soğanı, sarımsak ve pırasa da içeren Allium bitki ailesine aittir. Bu sebzelerin karakteristik keskin aromaları ve bazı tıbbi özellikleri vardır. Soğan doğramanın gözlerin sulanmasına neden olduğu yaygın bir bilgidir. Bununla birlikte, soğan sağlığa çok faydalıdır. Soğanın, çeşitli kanser türlerinin riskini azaltma, ruh halini iyileştirme ve cilt ve saç sağlığını koruma gibi konularda önemli yararları vardır.

 Bağışıklığı desteklemek için soğan önemli bir besindir

Soğan  özellikle A, C ve B vitaminleri açısından önemli bir kaynaktır. Ayrıca kükürt, iyot, kalsiyum, demir, folat, magnezyum, fosfor, potasyum ve antioksidanlar açısından da zengindir. A vitamini hem enfeksiyonlara karşı bağışıklığı hem de göz sağlığını destekler, B vitaminleri ise suda eriyen vitaminlerdir. B vitamini bağışıklık ve sinir sisteminin düzgün çalışmasına yardımcı olur. İçeriğindeki C vitamini ise özellikle kış mevsiminde hastalıklardan korunmaya destek olmaktadır.

Soğanın içeriğinde bulunan besinler aşağıdaki gibidir;

15 küçük boy kuru soğan (100g) 30 kaloridir.

  • 3 gram karbonhidrat
  • 7 gram lif
  • 1gram yağ
  • 1 gram protein
  • 4 mg sodyum
  • 146 mg potasyum

Soğan kansere yakalanma riskini azaltıyor

Yapılan çalışmalar soğanın içerdiği kuarsetin adlı antioksidan sayesinde yumurtalık, kolorektal gibi kanser türlerine yakalanma riskini azaltmaya yardımcı olduğunu göstermektedir. Kuarsetin, alerjik reaksiyonlara yol açan histaminin bağışıklık hücrelerinde salınımını engellemesine yardımcı olur. Böylelikle soğanın astım veya alerjik problemleri olan kişilerde bağışıklığı desteklemeye yardımcı olduğu bilinmektedir. Soğanının içeriğindeki kükürt kan inceltici etkisi göstererek kalp kriziyle inme riskini artıran plateletlerin birikimini önler. Soğandan alınan kükürtün hipertansiyon başlangıcını geciktirme ve azaltmaya yardımcı olduğu diğer çalışmalarla tespit edilmiştir.

 Soğanı patatesten ayrı bir yerde saklayın

Toplum olarak kuru soğanı saklarken en sık yapılan hatalardan biri patates ile aynı ortamda muhafaza etmek veya depolamaktır. Çünkü patatesin yaydığı nem soğanın filizlenmesine ve çürümesine yol açar. Kuru soğanı serin ve kuru bir ortamda saklamak uzun süre taze şekilde tüketilmesini sağlar. Yarım kalan kuru soğanlar ise cam saklama kabına koyarak buzdolabında muhafaza edilebilir. Taze soğanı ıslak olarak buzdolabına koymak yapılan diğer hatalardan biridir. Öncelikle tazeliğini kaybetmiş yapraklar varsa temizlenmeli daha sonra kağıt havluya sarılarak buzdolabında saklanmalıdır. Böylelikle taze soğanın daha uzun taze kalması sağlanabilir.

Soğanı yağda kavurmak sağlıklı değil!

Tüketirken soğanı yağda kavurmak yapılan en büyük hatalardan biridir. Yağda kavurma esnasında yağ yanar. Yağ yandığı için kanserojen maddeler daha çok ortaya çıkar. Kızartmada olduğu gibi soğanı da yağda kavurmak sağlıklı değildir. Soğanlı yemek yapılırken tüm sebzeler tencere birlikte çiğden konularak yapılmalıdır. Sebzelerin pişme esnasında saldıkları su ile de zaten soğan pişmektedir. Etli bir yemek yapılırken de eti sotelerken yine etin bıraktığı su ile soğan kendi halinde pişmektedir.

Mide ve bağırsak hassasiyeti olanlar pişmiş soğan tercih edebilir

Soğan, mide ve bağırsak hassasiyeti olan bireylerde rahatsızlık verebilir. Soğan mide ve bağırsaklarında herhangi bir şikayeti olmayan kişilerde yanma gibi rahatsızlıklara yol açmaz. Eğer bir kişinin reflü, gastrit veya bağırsak intoleransı gibi rahatsızlıkları varsa soğan tükettiği zaman bu hassasiyetleri artabilir. Soğan çok lifli ve sülfürden zengindir dolayısıyla gaz gibi gastrointestinal şikayetleri artırabilir. Soğan zarı da şikayetlerin oluşmasında rol oynayabilir. Mide ve bağırsak hassasiyeti olanların çiğ soğan yerine pişmiş soğan tüketmeleri önerilir.