Yazılar

Boğulmuş fıtık canınız daha çok sıkılabilir!

Boğulmuş fıtık canınız daha çok sıkılabilir!

Fıtık öyle bir rahatsızlık ki aşırı can sıkan durumlarda değim olarak bile günlük hayatta yer bulmuştur. Karşınızdakinin sizi konuşarak fıtık etmesi tıbben mümkün olmasa da fıtığın kendisi son derece can sıkıcı olabilir. Toplumda hemen herkesin fıtıklarla ilgili bir fikri ve önerisi oluyor. Nispeten masum gördüğümüz fıtıkları çoğu zaman önemsemiyor ve onunla beraber yaşayacağımızı düşünüyoruz. Fıtıkların tedavi edilmediğinde çok ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyleyen Avrasya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Abdulkerim Özakay, boğulmuş fıtıklarla ilgili önemli bilgiler verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Abdulkerim Özakay

Karın duvarı fıtığı ve boğulmuş fıtık nedir?

Karın duvarı fıtığı; karın içerisindeki organ veya dokuların, karın duvarındaki zayıf bir noktadan fıtık kesesi ile birlikte karın dışına çıkması durumudur. Genel olarak;

  • Şişmanlık,
  • Gebelik,
  • Malnütrisyon,
  • Asit,
  • Sigara kullanımı gibi faktörler karın duvarı fıtıklarının oluşmasında önemli birer etkendir.
  • Kronik öksürük
  • Ağır işlerde çalışma, ağırlık kaldırma, ağır sporlar

Boğulmuş fıtıklar vücut dışına çıkan ancak fıtık kesesi içeriğinin karın boşluğuna geri gönderilmeyen veya itilemeyen fıtıklardır. Fıtık kesesi içindeki bağırsağın kanlanmasının bozulduğu fıtıklar olarak karşımıza çıkabilir. Karın duvarı fıtıklarının en korkulan komplikasyonu arasında barsak nekrozu ve delinmesi durumudur ki; bu durum acil cerrahi müdahale gerektirir. Acile başvuran boğulmuş kasık fıtıkları vakalarının %15’inde bağırsakta çürüme görülebilir, bu durumda bağırsağının bir kısmının alınması gerekebilir.

Tedavi edilmeyen fıtıklar, boğulmuş fıtığa dönüşebilir

Karın ön duvarında gelişen fıtıklar, kendiliğinden oluşabileceği gibi sonradan da ortaya çıkabilirler. Göbek ve kasık fıtıkları en sık görülen türlerdir. Çocuklarda kendiliğinden kapanan göbek fıtıkları yetişkin bireylerde kendiliğinden kapanmaz, cerrahi işlem uygulanması gerekir, uygulanmadığında ise fıtık zamanla boğulmuş fıtığa dönüşebilir.

Boğulmuş fıtığın evreleri nelerdir?

Birinci Evre: Bu evrede boğulmuş fıtığın ilk şikayetleri kendini göstermeye başlar. Öncelikle fıtığın şişliği daha belirginleşir ve kaybolmaz sürekli ağrı oluşturur. Kişi, sindirim fonksiyonlarını yerine getirmekte zorlanır ve ağrıları kramp gibi tüm karnına etki eder, bulantı ve kusma şikayetleri başlar.

İkinci Evre:  Bu evrede sıkışan bağırsağın kan dolaşımı bozularak, bağırsakta kangren meydana gelir. Lökosit sayısının yüksekliği, ateş, ağrıda artış, genel durum bozukluğu kusma gibi bulgular tabloya eklenir.

Üçüncü Evre: Eğer hastanın tedavisi gecikirse çok ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Kangrenli olan bağırsak delinebilir ve bu durum karın içinde peritonitin ortaya çıkmasına yol açar. Genel durumu ve sepsis bulguları ortaya çıkan hastalara bozulan hastaya acil olarak müdahale edilmezse durum ölüm ile sonuçlanabilir.

Yaşlılarda tehlike daha büyük!

Yaşlı hastalarda yeni gelişen fıtıklarda mutlaka başka hastalıkların rolü araştırılmalıdır. Bu hastalıklar; prostat büyümesi, karın boşluğu kitleleri, kalın bağırsak kitleleri olabilir. Özellikle yaşlı hastalarda sadece fıtığın tedavisi edilmesi değil oluş nedeninin de değerlendirilmesi gerekir.

Nasıl tedavi edilir?

Fıtığın özellikle de boğulmuş fıtıkların ilaçla tedavisi mümkün değildir. Fıtık için en kesin çözüm ameliyattır. Fıtık ameliyatlarında temel prensip ise, fıtıklı olan bölgeyi onarmaktır. Çocuk fıtıkları dışında genel olarak yama yöntemi uygulanmaktadır.

Bebeğiniz kusmasından çok neden kustuğu önemli!

Bebeğiniz kusmasından çok neden kustuğu önemli!

Her zaman bebeklerin kustuğuna şahit olmuşuzdur. Genellikle de mama yerken ya da gaz çıkardıklarında. Hatta normalde hoşumuza gitmeyecek bu görüntü söz konusu bebeklerimiz olduğunda şirin bile olabiliyor. Ancak zaman zaman olsada bu kusmaların altında daha ciddi sebepler yatıyor olabilir. Avrasya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr.Ersin Sarı bebeklerde kusma ile ilgili bilinmesi gerekenleri anlatıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Her bebek kusar mı?

Yeni doğan bebekler birçok farklı nedene bağlı olarak kusabilir. Özellikle de ilk aylarda yediği şeyleri sık sık çıkarma veya şiddetli kusma ile karşılaşılabilir. Ancak bebeklerdeki kusma faaliyeti biz yetişkinlerden farklı işliyor. Bu durum kimi zaman normal bir süreçken kimi zaman büyük bir tehlikenin habercisi olabiliyor.

Tükürme refleksini kusmayla karıştırmayın

Her ebeveyn bebeklerinin yemek yedikten sonra beyaz renkte kusma belirtisi gösterdiğine şahit olmuştur. Çoğu kişi bu durumu kusma olarak yorumlayabilir ancak bebeğin gösterdiği bu davranış tükürme refleksidir. Yani mukus ve tükürük salgısıyla karışık biraz yiyecekten başkası değildir. Bebeğin bu refleksi göstermesinin sebebi; fazla beslenme, hazımsızlık, yanlış pozisyonda yemek yedirmek, gazını çıkarmadan yatırmak reflü gibi sebepler olabilir. Kusma ile karıştırılmamalıdır.

Bebeğin kusması normal midir?

Her bebek az ya da çok miktarda kusabilir. Bu kusmalar genel olarak ilk aylarda ve beslenmeden hemen sonra gerçekleşir. Bunun ana sebebi ise yeni doğan bebeklerin yemek borusuyla mide arasındaki sfinkterin henüz gelişimini tamamlamamasıdır. Bebek büyüdükçe kusma seviyesi de sıklığı da azalır. Bebeğin kilo almasını ve gelişimini engellememesi durumunda 6 aya kadar görülen kusmalar normal olarak kabul edilir.

Bebeklerde kusmanın nedenleri

En önemli neden virüslerdir. Bunun dışında;

  • Mide sorunları,
  • Soğuk algınlığı,
  • Mide-bağırsak geçişi darlığı,
  • Ağlama krizleri,
  • Besin alerjisi,
  • Şiddetli öksürük.
  • Beslenme sonrası, gazı çıkarılmazsa, sallanırsa ( altını değiştirmek, değiştirmek, hoplatmak )

Ne zaman doktora başvurulmalı?

  • Kusma ile beraber ishal başladıysa,
  • Ateşi yükseldiyse,
  • Halsizlik başladıysa,
  • Cilt renginde solgunluk gözlemleniyorsa,
  • Kusmuğun kokusu keskin, rengi sarı veya turuncu bir renk almışsa mutlaka doktora gidilmelidir.

Bebeğinizin kusmasının sebebi reflü olabilir

Erken doğan bebeklerde daha sık karşılaşılan bir durum olan gastroözofageal reflü, zamanında doğan bebeklerde de görülebilir. Mide ile yemek borusu arasında yer alan kasın zayıflaması, besinlerin mideye değil ağza geri kaçmasına yol açar. Bu durum kusma ile sonuçlanır. Bebeklerde görülen reflü, fizyolojik ve geçici olabileceği gibi kalıcı da olabilir. Ancak kalıcı olan reflü bebeğin kilo almasını engelleyebilir. Bu durumda mutlaka uzman bir doktora başvurulmalıdır.

Eğer bebeğiniz fışkırır gibi kusuyorsa…

Fışkırarak kusmalarda en tipik nedenler; bebeğe çok yemek yedirilmesi,reflü gibi mide problemleri, bebeğin anne karnında amniyos sıvısını fazladan yutması, süt alerjisi, doğumsal metabolik hastalıklar veya pilorstenozuolarak adlandırılan bir tıkanma problemidir. Pilorstenozu, mide ile on iki parmak bağırsağı arasındaki darlık sebebiyle meydana gelir ve bebeklerde ağızdan ve burundan fışkırarak kusmaya yol açabilir. En doğru teşhis için mutlaka uzman bir doktora götürülmelidir. Doğru teşhis edilip tedavi edilmediğinde bebeklerde ciddi kilo kayıplarına sebep olabileceği gibi büyüme ve gelişimini de olumsuz etkileyebilir.

Kusan bebek için ne yapılmalı?

  • Bebek yatar pozisyonda yemek yedirilmemelidir.
  • Çok yemesi için zorlanmamalıdır.
  • Bebek emzirdikten hemen sonra yatırılmamalıdır.
  • Aynı şekilde hemen sallanmamalıdır.
  • Çok fazla kusuyor diye katı gıdalara yüklenilmemelidir.

Yutkunurken zorlanıyorsanız pek çok sebebi olabilir?

Yutkunurken zorlanıyorsanız pek çok sebebi olabilir?

Yutkunmak doğuştan kazandığımız bir reflekstir. Oldukça da komplikedir. Pek çok sebeple yutkunma ihtiyacı hissedebiliriz ama en çok yemek yerken kullanırız. Yemek yerken yutkunma zorluğu yaşamaya başladıysak bunun pek çok sebebi olabilir ve günlük hayatımızı çekilmez hale getirebilir.

Avrasya Hastanesi K.B.B Uzmanı Ferhat Oğuz, disfaji ya da halk arasında yutkunma zorluğu dediğimiz hakkında bilinmesi gerekenleri anlatıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Ferhat Oğuz

Yutma güçlüğü (disfaji) nedir?

Alınan yiyecek ve içeceklerin ağızdan mideye inerken normalden daha fazla zaman ve çaba gerektirmesi durumuna disfaji ya da bilinen adıyla yutkunma zorluğu denir. Hatta bazı durumlarda yutkunma güçlüğüne ağrı da eşlik eder. İleri safhalarda ise yiyecek ve içecekleri yutmak imkansız hale gelebilir. Genellikle besinler çok hızlı veya yeterince çiğnenmemesi durumunda görülen yutma güçlüğü kalıcı hale geldiğinde mutlaka tıbbi olarak tedavi edilmelidir. Her yaşta görülen yutma zorluğu daha çok yaşlılarda görülmektedir.

Disfajinin ortaya çıkma sebepleri nelerdir?

Yutma faaliyetlerine katılan organların; enfeksiyon, tümöral, metabolik, nörolojik, doğumsal ve diğer nedenlerle fonksiyonlarının bozulmasıyla yutma güçlüğü ortaya çıkabilir. Bunun dışında;

  • Bademcikler şişmiş ve yemek borusu çok daralmış ise yutmada sıkıntı olur.
  • Yemek borusunun kaslarında görülen zayıflık da yutma güçlüğüne sebep olur.
  • Barret özofagus rahatsızlığı yutma güçlüğü ve takılma hissi ile kendini gösterir.
  • Yemek borusunda görülen iltihaplar disfajinin nedeni olabilir.
  • Bazı kas hastalıklarına bağlı (Guillain Barre sendromu gibi bir durum) nedeni ile yutma güçlüğü olabilir.
  • Bazı alerjik nedenlere bağlı yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi oluşabilir.
  • Bazı mide hastalıkları nedeni ile yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi görülebilir.
  • En kritik sebebi ise yutma eyleminin geçiş bölgesinde görülen tümörlerdir. Katı gıdalarda kendini gösteren tümor, ilerledikçe sıvı gıdaların tüketilmesini de zorlaştırır.

Bu belirtiler disfajiyi ele veriyor

  • Yutma esnasında ağrı oluşması,
  • Ağızda tükürük artışı,
  • Yiyeceklerin boğaza takılma hissi,
  • Midede ekşime,
  • Boğaz ve göğüste rahatsızlık hissi,
  • Yiyeceklerin geri gelmesi,
  • Besin ve mide asidinin boğazda birikmesi,
  • Ani görülen kilo kayıpları bu belirtiler arasında sayılabilir.

Bebek ve çocuklarda görülen disfajinin belirtileri;

  • Emzirme ve yemek yeme sırasında dikkat eksikliği,
  • Yemek yemeği reddetmesi,
  • Yemek yerken ya da emerken görülen huysuzluk,
  • Yemek yeme sırasında boğulur gibi olması, öksürmesi, kusması,
  • Kilo alma ve büyümede yavaşlama vb.

Nasıl teşhis edilir?

Kendisinde veya çocuğunda yutma güçlüğü olduğunu gözlemleyen bir kişinin mutlaka gastroentroloji, KBB veya genel cerrahi uzmanına başvurması gerekir. Yutma güçlüğü veya boğazda takılma hissi tanısı için gereken kan testleri, endoskopik gastroskopi tetkiki, baryumlu röntgen, klinik muayene, hastanın öyküsü gibi yöntemler ile yutma güçlüğünün nedeni tespit edilmeye çalışılır. Eğer doktor tümör veya kanserden şüpheleniyorsa onkolojik değerlendirmeler gerekir.

Tedavi sürecinde neler yaşanıyor?

Hastalığın seviyesine ve hastanın durumuna göre değişiklik gösteren tedavi sürecinde farklı yöntemler uygulanır. Eğer beyne bağlı bir sebepten ötürü yutma güçlüğü görülüyorsa bunu tedavi etmek çok mümkün değildir. Çünkü felçli kasların tekrar aktif hale gelmesi zordur. Bu hastalarda mide karın duvarı ile ağızlaştırılarak bu kapıdan hastanın beslenmesi sağlanır.

Eğer enfeksiyon sebebiyle ortaya çıkan disfaji ise antibiyotikler, ağız ve boğaz antiseptik gargara ve spreyleri kullanılabilir. Bademcik şişmesine bağlı yutma güçlüğünün tedavisinde bademciklerin şişmesine neden olan iltihabi durumun tedavisi ya da bademciklerin cerrahi olarak alınması gibi tedaviler uygulanır. Eğer kas hastalıklarına bağlı olarak ortaya çıkıyorsa fizik tedavi ile yutkunma güçlüğünün önüne geçilebilir.

Büyümeye engel! Çocuklarda bağırsak paraziti!

Büyümeye engel! Çocuklarda bağırsak paraziti!

Çocuklarımız normal bir şekilde her yıl belli bir büyüme göstermez ise herhalde birden boy atacak diye düşünürüz. Ancak bazen durum bundan biraz daha ciddidir. Ne kadar iyi beslenirse beslensin bağırsak parazitleri çocuğunuzun yediklerinden aslan payını alıyor olabilir.

Aileler tarafından çok sık fark edilmeyen bu hastalık tedavi edilmezse çocukta büyük problemler yaratabilir. Çocukta oluşan bağırsak paraziti durumunda neler yapılması gerektiğini Avrasya Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Ali Talay anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Mehmet Ali Talay

Bağırsak paraziti nedir?

Bağırsak parazitleri çoğunlukla gözle görülemeyen yumurtaların ağızdan alınarak, gözle görülen kurtçuklara dönüşmesi durumudur. Daha sonra bu kurtçuklar sindirim sisteminde yaşamaya başlarlar ve enfeksiyona neden olurlar. Bağırsak parazitleri tedavi edilebilen ancak bazen de tekrarlayabilen bir hastalık olduğundan ebeveynlerin oldukça dikkatli olması gerekir.

Belirtileri nelerdir?

  • Uyku sırasında ağızdan salya gelmesi
  • Çocukta sürekli olarak bulantı ve kusma görülmesi
  • Çocuğun şiddetli karın ağrısı çekmesi
  • Çocukta iştahsızlık ve halsizlik
  • Çocuğun yetersiz kilo alması veya aniden kilo vermesi

Tedavi edilmezse ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir

Bağırsak parazitleri erken tedavi edilmediği takdirde çocuklarda ciddi sağlık problemlerine sebep olabilir. Parazitin cinsine bağlı olarak; kansızlık, karaciğer ve dalakta büyüme, bağırsakta tıkanma, deride döküntüler, astım, büyümede gecikme ve ayrıca ağır organ hasarları bile yaşanabilir. Bu nedenle çocukta hastalık ile ilgili belirtiler görülüyorsa gecikmeden uzman bir doktora gösterilmelidir.

Tedavisi nasıl yapılmalıdır?

İlk önce parazit türünün tespit edilmesi gerekir çünkü kullanılacak ilacın dozu da parazite göre farklılık gösterebilir. Tedavi süresi parazitlerin direnç değişikliğine göre uzayabilir veya kısalabilir. Çocukla birlikte diğer aile üyelerinin de tedavi edilmesi gerekir. Özellikle kıl kurdu gibi parazitler söz konusuysa ailede herhangi bir bulgu görülmese dahi herkes tedavi edilmelidir.

Çocuklarda görülen parazit çeşitleri nelerdir?

  • Kıl kurdu
  • Kamçı kurdu
  • Yuvarlak solucanlar
  • Tenya
  • Amip
  • Giardia
  • Çengelli kurtlar

Alınabilecek önlemler:

  • Çiğ olarak yenilen meyve ve sebzeler iyi yıkanmalıdır,
  • İçilen suların temiz olduğundan emin olunmalıdır veya su kullanılmadan önce kaynatılmalıdır,
  • Çocuklara yemek hazırlarken eller güzelce yıkanmalıdır,
  • Çocuklara tuvaletten sonra, yemek yemeden önce, dışarıda oynadıktan sonra ellerin yıkanması alışkanlığı kazandırılmalıdır,
  • Az pişmiş et yenilmemelidir,
  • Çocuklar toprakta çıplak ayakla gezmemelidir,
  • Parazit yumurtaları tırnak aralarında bulunabildiğinden tırnaklar düzenli kesilmelidir,
  • Anne sütüyle beslenme koruyucudur. Bu nedenle bebekler ilk 6 ay sadece anne sütüyle beslenmelidir.

Tüp mide ameliyatı ile yeni birine dönüşmek mümkün mü?

Tüp mide ameliyatı ile yeni birine dönüşmek mümkün mü?

Düşünün sürekli yiyorsunuz ama doymuyorsunuz. Oysa midenizde diğer organlarınız gibi. Sadece siz yedikçe kapasitesi de artıyor bir süre sonra. Peki midenizin bir kısmını alsalar eskisi kadar yiyebilir misiniz?

Tüp mide ameliyatı ile sağlıklı kilonuza kavuşabilir, diyabet, yüksek tansiyon ve uyku apnesi gibi sorunlarınızdan kurtulabilirsiniz.

Op.Dr. Coşkun Görmüş

Tüp mide ameliyatı nedir?

Yıllardır diyet ve egzersiz yapılmasına rağmen hala kaybedecek çok fazla kiloya sahip insanların başvurduğu tüp mide ameliyatı, son zamanların en yaygın cerrahi kilo verme yöntemleri arasındadır. Genellikle laparostik olarak yapılan bu işlem, midenin yaklaşık olarak %75’inin çıkarılması ve daha az yiyecek tutan bir ‘tüp’ şeklini almasıyla sonuçlanır. Midenizin boyutunu sınırlamak, açlık hormonu olarak adlandırılan ghrelin adlı hormon düzeyini düşürür. Bu sebeple, ameliyat sonrası çoğu insan daha az açlık hissi duyduğunu belirtmiştir. Ghrelin kan şekeri metabolizmasında da önemli rol oynamaktadır. Bu da, diyabet hastalarının ilaç kullanımında ani azalmalar meydana getirebilir. Avrasya Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Op.Dr. Coşkun Görmüş tüp mide ameliyatına dair önemli açıklamalarda bulundu.
Ameliyatın yapılmasında vücut kitle indeksiniz belirleyici rol oynuyor

Tüp mide ameliyatı, fazla kilolarınızı vermenize ve potansiyel olarak yaşamı tehdit eden kiloyla ilişkili sağlık sorunları riskinizi azaltmanıza yardımcı olmak için yapılır. Ameliyat olunabilmesi için aşağıdaki şartları taşımak gerekmektedir;

  • Vücut kitle indeksi 40 kg/m²’nin üzerinde (morbid obez yani ileri derecede obez) olmalı,
  • Obeziteye bağlı ek bir hastalığa sahip olunmalı. Örneğin diyabet, yüksek tansiyon gibi…

Ayrıca obeziteye bağlı “yeni” tip 2 şeker ve metabolizma bozukluğu olan ve VKİ’si 30 – 35 arasındaki hastalarda da obezite doktorunun kararı ile ameliyat yapılabiliyor. Obezite ameliyatları estetik amaçla yani kişinin daha zayıf görünmesi için yapılmamaktadır.

Ağrıyı hastanın acı eşiği belirliyor

Ameliyatın en büyük avantajı laparoskopik (kapalı) olarak yapılmasıdır. İşlem, karnı delerek çok küçük kesilerle yapılmaktadır. Bu kesiler milimetriktir. Bu nedenle girişim sonrası ağrı açık ameliyatlara oranla çok daha çok azdır. Hastaya ameliyat sonrası ağrı kesici uygulanarak ağrı çekmesi tamamen önlenmeye çalışılır. Ancak, herkesin ağrı eşiği farklıdır. Yine ilaç toleransı ve ilaçtan biyoyararlanımı farklıdır. Dolayısıyla tedavi standardize edilemez. Her hastanın ihtiyacına göre ağrı kesici tedavi uygulanmalıdır.

Ameliyatın uzman ellerde yapılmaması olası riskleri artırır

Her ameliyatta olduğu gibi tüp mide ameliyatı da potansiyel sağlık riskleri taşımaktadır. Bu nedenle sağlığınız için ameliyatın uzman doktorlar tarafından yapılması gerekmektedir. Olası riskler şunları içerir;

  • Aşırı kanama
  • Enfeksiyon
  • Anesteziye karşı olumsuz reaksiyonlar
  • Kan pıhtıları
  • Akciğer veya solunum problemleri
  • Midenin kesik kenarından sızıntı

Normal hayata dönüş süreci uzun sürmüyor

Laparoskopik olarak yapılan ameliyatta, karın kasları ve zarları kesilmediği için çok ciddi ağrılar yaşanması engellenir. Hasta, ameliyat olduğu aynı gün yürümeye başlayabilir ve ertesi gün ciddi ağrılar yaşamaz. Efor gerektirmeyen işlerde çalışan hastalar bir hafta içinde işe geri başlayabilirler. Ağır efor gerektiren hastaların ise en az bir ay süre ile işe ara vermeleri gerekir. Ameliyat sonrası hastalara yeteri kadar süreyle istirahat raporu verilmektedir.

Tüp mide ameliyatından sonraki ilk üç ila altı ay içinde vücudunuz hızlı kilo kaybına tepki verebilir. Yaşayabileceğiniz bazı değişiklikler;

  • Vücut ağrıları
  • Grip olmuş gibi yorgun hissetmek
  • Soğuk hissetmek
  • Kuru cilt
  • Saç incelmesi ve saç dökülmesi
  • Ruh hali değişiklikleri

 

Tekrar kilo alma riski düşük, ancak beslenme düzenine dikkat edilmeli

Tüp mide ameliyatı sonrası kişinin kilo alma riski oldukça düşüktür. Bu fizyolojiden maksimum yararın sağlanması için hastanın cerrah ve diyetisyenlerinin tavsiye etmiş olduğu bakım ve beslenme planına göre beslenmelerini düzenlenmeleri çok önemlidir. Hasta uygun beslenmenin dışına çıktığında midesi fazlaca şişebilir. Bu durum, operasyon sonrası yaralarının iyileşmesini engelleyebilir. Ameliyat sonrası tekrar kilo alma görülen vakaların neredeyse tamamında, öğün kapasitesinde artma olmamıştır. Tekrar kilo almanın nedeni, öğünler arasında, özellikle de yüksek kalorili atıştırmalardır.

Artık oraya da botoks yapmak mümkün; Mide Botoksu

Artık oraya da botoks yapmak mümkün; Mide Botoksu

Mide botoksu sayesinde, hastalar açlık hissi yaşamadan daha uzun süreler bir şeyler yemeden geçirebiliyor. Böylece mide daha yavaş sindirim ile yemenizin önüne geçiyor.

Vücut kitle endeksinizi hesaplamaya korkar hale geldiyseniz müdahale etme zamanı çoktan gelmiş demektir. Neyse ki artan alternatifler sayesinde ameliyat olmadan da çözüm bulmak mümkün. Obezite sorunu için en etkili uygulamalardan biri de mide botoksudur. Avrasya Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Akın Ünal mide botoksu hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Akın Ünal

Son yıllarda adını sıkça duyuran mide botoksu nedir?

Mide botoksu, obezite ile mücadele içinde olan kişilerin merak ettiği konulardan birisidir. Son yıllarda obezite hastalığana karşı olan farkındalığın artması, tedavi yöntemlerini de oldukça yaygınlaştırmaktadır.

Mide botoksu, mideye uygulanan botulinum toksinleri sayesinde mide kaslarının daha yavaş çalışmasını sağlar. Bu sayede kişi uzun süre tokluk hissi yaşadığı için çok daha kısa sürede fazla kilolarından kurtulabilir. Uzun süre tok kalan mide içindeki besinleri daha çabuk sindirir. Bu durum hastalarda iştahsızlık yaratır ve kısa sürede kilo verilmesine yardımcı olur. Uygulamadan maksimum verim alabilmek için uzman bir diyetisyene başvurulmalı ve birlikte yol izlenmelidir. Ancak bu şekilde daha hızlı ve sağlıklı kilo vermek mümkün olur.

Ameliyat korkusu taşıyanlar için iyi bir seçenek

Botoks enjeksiyonu, midenin detaylı görünmesini sağlayan endoskopi ile yapılan bir uygulamadır. Bu sebeple her hangi bir ameliyat hazırlığına ihtiyaç duymazsınız. Ameliyat olmaktan çekiniyor ve endişe duyuyorsanız mide botoksu sizin için daha uygun bir seçenek olabilir.

Diyete başlamak için yeni bir motivasyona mı ihtiyacınız var?

Mide botoksu, fazla kilolarından kurtulmak isteyenler için uygun bir yöntemdir. Fakat bu yöntemin uygulanabilmesi için bazı şartlı durumlar söz konusudur. Gastrit ve ülser gibi mide sorunları işlemin uygulanmasını engeller. Çünkü mide botoksu ile enjekte edilen enzimler midede bulunan yaraların daha fazla büyümesine sebep olabilir. Mide botoksu yaptırmak için uygun kişiler;

  • Uzun süre diyet ve spor ile kilo verememiş olan hastalar,
  • Mide botoksu, fazla kiloları olan ancak ameliyat olacak seviyede olmayan hastalar.

 

Botoksun etkisi 6 ay sürmeye devam ediyor…

Mide botoks uygulaması yapıldıktan 72 saat sonra etki göstermeye başlar ve etkisi yaklaşık olarak 4-6 ay süremeye devam eder. Yeterli ölçüde kilo kaybeden ve sağlık problemlerinde iyileşmeler sağlanan hastanın işlemi tekrarlamasına gerek görülmez. Ancak, diyet ve spor programına devam etmesi önerilir.

Elde edilen sonuçlardan memnun olan hastalar, 6 ay sonra işlemi tekrarlatabilir. Botoks işleminin tekrarlanmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır. 6 ayda bir, üst üste 3 kere mide botoksu işlemi uygulanabilir.

Yan etkileri yok denecek kadar az

Uygulama, endoskopi yöntemiyle yapılan bir işlem olduğundan literatürde bildirilmiş önemli bir yan etkisi bulunmamaktadır. Kas hastalığı olanlara ve botoksa karşı alerjisi olan kişilerde mide botoksunun uygulanması uygun değildir.

Aynı gün içerisinde normal yaşantınıza devam edebilirsiniz

Hastada herhangi bir yan etki görülmediği takdirde aynı gün içinde taburcu edilir. Uygulamanın ardından en önemli noktalardan birisi, beslenmedir. Hastaların bir diyetisyen ile görüşerek kendilerine özel hazırlanan beslenme programı almaları sağlanır.

Mide botoksunun diyet yapmayı kolaylaştırıcı bir yöntem olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle süreç içerisinde diyetisyeniniz ile planlayacağınız yaşam tarzı, karbonhidrat, yağ ve protein içeriği iyi dengelenmiş beslenme planı ile acıkmadan hedefinize ulaşabilirsiniz.

Kadınlar, erken teşhiste ilk savunma noktası sizsiniz!

Kadınlar, erken teşhiste ilk savunma noktası sizsiniz!

Kadınlar,  korkulu rüyaları meme kanserinde kendilerinin ilk ve en önemli savunması noktası olduğunu fark etmeliler. Pek çok kanser hastalığında olduğu gibi meme kanserinin de ilk belirtisi elle yapılan kontrollerdir. Her ne kadar senede bir gün konu daha fazla gündeme gelse de aslında sürekli üzerinde durulması gereken bir hastalık.  Konu ile ilgili Avrasya Hastanesi Kadın Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Gökçe Şerbetçi, kadınlarda en sık görülen kadın hastalıklarını ve tedavi yöntemlerini sizler için anlattı.

Avrasya Hastanesi Kadın Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Gökçe Şerbetçi

Op. Dr. Gökçe ŞerbetçiMeme kanserinde kurtarıcı sizsiniz…

Meme kanseri dünyada kadınlar arasında en sık görülen malign tümördür. İstatistiklere göre her on dört kadından birinde memede kist gelişmekte. Bu kistlerin %50’si tekrarlayan hücrelerdir. 30 yaşından sonra risk artmakla birlikte menopoza giriş evresi olan 45-55 yaşları arasında artış oranında bir duraklama görülse de 55 yaşından sonra sıklığı hızla artıyor.  Meme kanseri kendini en çok bu belirtilerle gösteriyor; memede veya koltuk altında ele gelen sertlik ya da şişlik, meme başında akıntı, meme başında içe doğru çekilme, çökülme veya şekil bozuklukları, meme başı derisinde değişiklikler, meme cildinde yara veya kızarıklık, meme cildinde ödem, şişlik ve içe doğru çekintiler olması(portakal kabuğu görünümü) memede büyüme, şekil bozukluğu veya asimetri ya da renginde değişiklik(kızarıklık vb.) şeklinde sıralanabilir. Bu noktada tedavi için en önemli adım bu şikayetleri doğru yorumlamak ve erken teşhis fırsatının önünü açmaktır.

Kendi aylık muayenenizi yaparak bu hastalığı en başta yenebilirsiniz.

Kadınların kendilerini her ay düzenli olarak muayene etmesi çok çok önemli bir husustur. Genellikle meme kanserlerinin %75’i kitle nedeni ile saptanır ve bunların % 75’i hastanın kendini düzenli muayenesinde yada rastlantısal olarak saptanmasıyla bulunur.
En ufak şüphede mutlaka, hiçbir şey olmasa da arada klinik muayeneye gidilmeli, duruma göre ultrason, mamografi veya daha ileri görüntüleme ile tetkik ettirmelisiniz.

Meme kanseri özellikle erken yakalanan Meme Kanseri ÖLÜMCÜL DEĞİLDİR.
Tüm dünyada kurulan vakıflar yapılan bağışlar ile en çok araştırılan tedavisinde sürekli yenilikler bulunan kanser türlerindendir.

Rapunzel’e bile hamile olsanız mide yanmalarınızın sebebi reflü!

Rapunzel’e bile hamile olsanız mide yanmalarınızın sebebi reflü!

Bir kadının en komplike dönemlerinden biri olan hamilelik, ilklere, unutulmaz anlara ve bazı sorunlara ev sahipliği yapar. Özellikle de mide bulantısı, ağrısı ve yanması bu dönemi daha zor hale getirerek anne adayını yorar. Her ne kadar mide yanması halk arasında bebeğin saçının uzun olması olarak yorumlansa da sebep reflüden başkası değildir. Avrasya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Çiğdem Yavuz Yurtsever, hamilelik reflüsünü anlatıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Çiğdem Yavuz Yurtsever

Hamilelik reflüsü nedir?

Gebelik döneminde yaşanan sağlık sorunlarının başında mide ile ilgili problemler geliyor. En sık rastlanılan mide problemi ise hamileliğin başlarında veya ilerleyen dönemlerinde görülen reflüdür.

Reflü; asidik mide içeriğinin herhangi bir zorlama olmaksızın yemek borusuna geri kaçması durumudur. Genel olarak hamileliğin bir belirtisi olarak yorumlanan reflü çoğu zaman tüm gebelerde görülebilir.

Hamilelikte reflü neden olur?

Normal şartlarda yediğimiz gıdalar ağızda parçalara ayrılarak yemek borusu aracılığıyla mideye ulaşır. Ancak reflünün geliştiği durumlarda yemeğin yemek borusuna geri kaçmasını engelleyen mide kapağı işlevini kaybeder.

Hamilelik döneminde ise reflünün oluşması hem anne adayının daha önce bu şikayetleri yaşamasına bağlı olarak yaşanabilir hem de hormonal değişimler bu durumu tetikleyebilir. Şöyle ki, kadın üreme hormonları olan progesteron ve östrojen, mide kapakçığının işlevinin azalmasına neden olabilir. Ayrıca hamilelik ilerledikçe karın içindeki basınç da artar ve mide de bu basınçtan etkilenerek şikayetlerin daha fazla ortaya çıkmasına yol açar.

Ağza acı su geliyorsa dikkat!

Reflünün en tipik belirtisi ağza çıkan acı sudur. Genellikle hamileliğin ilk şikayetlerinden biri olan ağızdan acı su gelmeye midede ekşime ve göğüste yanma da eşlik ediyorsa reflüden şüphelenilebilir. Hamilelikle birlikte ortaya çıkan bir diğer tipik özelliği ise hamilelik sonrasında kendiliğinden ortadan kalkmasıdır. Eğer anne adayında hamilelikten önce bu şikayetler yoksa ek tedaviye gerek duymadan geçer.

Hamilelik reflüsünün belirtileri nelerdir?

  • Mide ekşimesi,
  • Boğazda yanma,
  • Ağız kokusu,
  • Geçmeyen öksürük,
  • Yutma güçlüğü,
  • Boğazda takılma.

Hamilelik reflüsü & beslenme ilişkisi

Bir mide problemi olan reflü hamilelik döneminin en can sıkıcı problemlerinden biridir ve beslenmenin çok önemli olduğu hamilelik sürecinde sıklıkla rastlanır. Beslenme ile doğrudan bağlantısı olan hamilelik reflüsünün şikayetlerini azaltmak yine tüketilen besinlerle mümkündür. Örneğin reflü şikayeti yaşayan hamileler bu besinlerden uzak durmalı;

  • Limon,
  • Portakal,
  • Greyfurt,
  • Sirke,
  • Alkol,
  • Dondurma,
  • Baharat,
  • Domates,
  • Çikolata,
  • Soğan.

Tüketilmesi gereken besinlere ek olarak yeme düzeni de çok önemlidir. Yemek araları çok uzun olmamalı, az az, sık sık yenmelidir. Bol bol su tüketilmeli ve yatmadan en az 3 saat önce hiçbir şey yenmemelidir.

Hamilelik reflüsü nasıl tedavi edilir?

Reflünün yarattığı şikayetleri azaltmanın ve ortadan kaldırmanın öncelikli koşulu yaşam stilinde yapılacak değişikliklerden geçer. Yukarıda da bahsedildiği gibi beslenme ve yeme stili önemli bir rol oynar. Bunun yanı sıra sigara kesinlikle bırakılmalı, asitli içeceklerden uzak durulmalıdır. Bol bol sıvı alınmalı, tüketilen kafein miktarı azaltılmalıdır.

Yaşam değişikliğinin yanı sıra mide içindeki baskıyı azaltmak ve asidi dengelemek için antiasit ilaçlar kullanılabilir. Doktor kontrolünde alınması gereken bu ilaçların bebeğe herhangi bir zarar yoktur.

Şiddetli baş ağrısı çok daha büyük bir tehlikenin habercisi olabilir!

Şiddetli baş ağrısı çok daha büyük bir tehlikenin habercisi olabilir!

Beyin kanaması geçirmek için travma şart değil. Doğuştan gelen birçok sebep ile beraber beslenme ve pek çok etkene de bağlı olarak da meydana gelen beyin kanamaları, erken yaşlarda da çok ciddi sorunlara yol açabiliyor. Avrasya Hastanesi Beyin Cerrahisi Uzmanı Dr. Engin Çiftçi, beyin kanaması hakkında bilinmeyenleri anlatıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Engin Çiftçi

Beyin kanaması nedir?

Kafatası içinde yer alan tüm kanamalar beyin kanaması olarak tanımlanır ancak hangi sebeple yaşandıklarına bağlı olarak farklı isimlendirilirler. Beyni besleyen damar cidarının yırtılmasıyla kanın beyinde yayılması ve beyin dokusunu tahrip etmesine yol açar.

Beyin kanaması çeşitleri nelerdir?

Bir kaza veya yaralanmaya bağlı olarak ortaya çıkan beyin kanamaları travmatik, kendiliğinden oluşan beyin kanaması ise spontan olarak tanımlanır. Bunun yanı sıra gerçekleştiği yere göre ise;

  • Epidural, (Dış beyin zarı ile kemik arası)
  • Subdural, (Dış beyin zarı ile orta beyin zarı arası)
  • Subaraknoid,(Orta beyin zarı ile iç beyin zarı/beyin arası)
  • İntraserebral, (Beyin dokusu içi)
  • İntraventriküler (Beyin içerisindeki su havuzcuklarının içi) olmak üzere 5 farklı kategoriye ayrılır.

Travma sonucu yaşanan beyin kanamaları beş alanda da görülebilir. Spontan gelişen beyin kanamaları ise genellikle subaraknoid veya intraserebral olarak görülür.

Bu sebepler beyin kanamasına zemin hazırlıyor

  • Hipertansiyon,
  • Şeker hastalığı,
  • Bilinçsizce kullanılan doğum kontrol hapları,
  • Çok fazla alkol tüketmek,
  • Uyuşturucu madde kullanmak,
  • Bağ ve doku hastalıkları,
  • Kan sulandırıcı ilaçlar kullanmak.

Beyin kanamaları sadece yaşlılarda görülmüyor

Beyin kanamalarının genel olarak yaşlılarda görüldüğü düşünülse de gençlerde de sıklıkla görülebilir. Doğumsal damar anomalileri ve travmalar sebebiyle yaşanan beyin kanamaları,erken müdahale edilmediği takdirde çok ciddi sağlık sorunlarını da beraberinde getirir. Trafik kazaları, düşme, darp, ağır sporlar ve aktif bir yaşam süren genç nüfusun travmalara bağlı beyin kanaması geçirme riskini yükseltiyor.

Beyin kanamasının belirtileri nelerdir?

  • Çok şiddetli baş ağrısı,
  • Ani bilinç kaybı,
  • Nöbet geçirme,
  • Mide bulantısı,
  • Kusma,
  • Konuşmada zorlanma,
  • Görme bozukluğu,
  • Kol ve bacaklarda halsizlik.

Ayrıca;

  • Tam veya kısmi felç,
  • Bulanık ve çift görme,
  • Bayılma,
  • Kasılma ve titreme,
  • Işığa hassasiyet,
  • İdrar kaçırma,
  • Kulakta çınlama,
  • Ensede sertlik görülebilir.

Beyin kanaması nasıl teşhis edilir?

Olası beyin kanamalarının teşhisinde Bilgisayarlı Tomografi tercih edilir. Eğer yapılan inceleme sonucunda hastada beyin kanaması saptanırsa kanamanın sebebini öğrenmek için başka yollara başvurulur. Bunlar; tomografili anjiyografi (BT anjiyografi), manyetik rezonans (MR) görüntüleme ve MR anjiyografi ve kasıktan girilerek yapılan anjiyografidir. (DSA)

Beyin kanaması nasıl tedavi edilir?

Beyin kanamalarına acil müdahale edilmesi gerekir dolayısıyla yukarıdaki belirtiler söz konusu olduğunda kişilerin mutlaka doktora başvurması gerekir. Uygulanan tedavinin amacı kanamanın hafifletilmesi, yaşanabilecek sorunların önlenmesi ve kanamaya sebep olan nedenlerin ortadan kaldırılması üzerine kuruludur.

Demans ve alzheimer arasındaki farklar nelerdir?

Demans ve alzheimer arasındaki farklar nelerdir?

Demans, beynin bilgi, davranış ve gündelik yaşamı sürdürme gibi işlevlerinde gösterdiği aksaklıklardır. Genellikle ileriki yaşlarda görülür ve Alzheimer’a göre daha yavaş ilerler.

Bireylerde bellek kaybı görülmesi, konuşma ve alet kullanma becerilerinde aksaklıklar tespit edilmesi hususunda demans teşhisi konulabilir. Fakat kişide görülen her unutkanlık belirtisi demans demek değildir.

Avrasya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Türkan Uslu, demans ve alzheimer hakkında değerli bilgiler veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Türkan Uslu

Demans Belirtileri Nelerdir?

Halk arasında Alzheimer başlangıcı olarak adlandırılan demansı yalnızca hafıza problemi olarak tanımlamak yanlış olacaktır. Kişiler bellek kaybının yanında:

  • Giyinme, düzgün bir biçimde yemek yeme, alet kullanma gibi edinilmiş becerilerini gerçekleştirmekte güçlük çekebilir,
  • Bireyler kişilik ve davranış değişiklikleri gösterebilir
  • Dili kullanmada ve konuşulanları anlamada güçlük çekebilir,
  • Yol bulamama, aritmetik işlemlerde zorluk, içe kapanma, halüsinasyon görme gibi problemler yaşayabilir.

Demansın tüm bu belirtileri beynin etkilenme bölgelerine göre oluşur. Dolayısıyla kişide ayrı ayrı ya da bir arada görülebilir.

Başlangıçta hastanın genellikle hafızasıyla ilgili belirgin bir şikayeti olmaz. Bireyin ailesi hastanın daha önce yaptığı işlerde bir miktar zorluk yaşadığını belirtebilir. Fakat yapılan bellek testlerinde belirgin bir fark ortaya çıkmayacaktır. Dolayısıyla bu evre, hafif bilişsel bozukluk ya da hafif hafıza bozukluğu olarak da adlandırılır.

Demans ve Alzheimer Aynı Şey Midir?

Alzheimer bir demans türüdür fakat her demans Alzheimer değildir. Alzheimer haricinde demansa sebep olan pek çok durum ve hastalık bulunur.

Alzheimer olan bireyin en çok ve öncelikle hafızası etkilenir. Zamanla hafıza kaybına yön bulamama, idrar tutamama, giyinememe ve karar verememe gibi çeşitli davranış bozuklukları dahil olur.

İleri yaşlılık, Alzheimer’da en önemli risk faktörüdür ve hastalığın görülme oranı yaşla birlikte artar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kimler Demans Riski Altındadır?

  •  Ailede demans hastası olması,
  • Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve şeker hastalığı gibi risk faktörleri
  • Kafa travması öyküsü
  • Sosyal izolasyon
  • Düşük eğitim seviyesi
  • İleri yaş (80+) demans için risk faktörlerini oluşturur.

Demans Teşhisinde Neler Yapılır?

Öncelikle hasta ve onu iyi gözlemleyen bir yakınıyla görüşülerek bireyin hayatında nelerin değiştiği ya da neleri unuttuğu tespit edilir. Daha sonra çeşitli nöro-psikolojik testler yardımıyla bireyin bilişsel hafızası ve kapasitesi test edilir.

Demans hastalığı konusunda emin olabilmek için hastanın tiroit hormonlarına ve B12 vitamini düzeyine de bakılır. Tüm testlerin sonucunda demans teşhisini destekleyen bulgulara ulaşılırsa, hastadan MR görüntüsü istenebilir. Çünkü beyindeki yapısal bozulmalar, MR görüntülerinde ortaya çıkacaktır.

PET şeklinde isimlendirilen beynin çalışmasını gösteren teknikler ve fonksiyonel MR (fMRI) görüntülemeleriyle demans hastalarının beyinlerindeki yavaşlayan bölgeler daha hızlı şekilde tespit edilebilir. Böylelikle hem tanı desteklenirken hem de tedavi süreci kapsamlı şekilde planlanabilir.

Unutkanlık Tedavi Edilir mi?

Beyinde ödem oluşumuna, tiroit hormonlarının az salgılanmasına ya da B12 vitamini eksikliğine bağlı şekilde oluşabilen unutkanlıkların tedavisi mümkündür.

Alzheimer’da kullanılan ilaçlar, sinir hücreleri arasındaki iletimde bulunan maddelerin aynı düzeyde kalmasını sağlar ve ayrıca hücre ölümünü yavaşlatır. Fakat Alzheimer sürecini durdurmak veya geri döndürmek günümüzde ne yazık ki mümkün değildir.