Yazılar

Her 10 hastadan 7’sinde nöbetler kontrol edilebiliyor, ancak…

Halk arasında sara olarak bilinen epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani, geçici ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden bir hastalık. Dünya genelinde yaklaşık 50 milyon, Türkiye’de de yaklaşık bir milyon kişinin epilepsiyle yaşadığı bildiriliyor. Epilepsi her yaşta gelişebilen bir hastalık olsa da yaşamın erken ve geç dönemlerinde daha sık görülüyor. En riskli grupları 0-10 yaş arası çocuklar ile 65 yaş ve üzerindeki bireyler oluşturuyor. Epilepsi tedavi edilmediğinde eğitim ile iş hayatında kesintilere, sosyal izolasyona ve özgüven sorunlarına, nadiren de olsa hayatı tehdit edebilen tablolara yol açabiliyor. Ancak, son yıllarda tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde artık hastaların yaşam kalitesini düşüren bir sorun olmaktan çıkıyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, günümüzde  epilepsi tedavisinde hedefin hastaların nöbet geçirmelerini önlemek ve normal bir yaşam sürmelerini sağlamak olduğunu belirterek, “Tedavide nöbetleri tamamen durdurmak veya sıklığı ile şiddetini azaltmak temel ilkemizdir. Doğru tedaviyle hastaların yüzde 70’inde nöbetler ilaç tedavisiyle tamamen kontrol altına alınabilirken, direnç gösteren 30’luk kısmı için cerrahi yöntemler ve epilepsi pili tedavisi gibi güçlü seçeneklerin olması büyük bir umut kaynağıdır” diyor.

Doç. Dr. Kemal Paksoy

Doç. Dr. Kemal Paksoy

Her iki hastadan birinde nedeni bilinmiyor!

Epilepsi hastalarının yaklaşık yarısında kesin bir nedeni tespit edilemiyor. Aile öyküsü ve spesifik gen mutasyonları ile beyin tümörleri gibi yapısal bozukluklar, belirlenen en yaygın nedenlerini oluşturuyor. Bunların yanı sıra kafa travmaları ile beyin ve beyin zarı iltihapları (menenjit ve ensefalit) serebrovasküler olaylar (inme ve beyin kanaması) ile metabolik etkenler (hipoglisemi) de epilepsiye yol açabiliyor.

Nöbet gelmeden önce sinyal verebiliyor!

Epilepsi belirtileri, beynin hangi bölgesinin etkilendiğine bağlı olarak çok geniş bir yelpazede değişebiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, bazı hastaların nöbetten hemen önce garip bir his yaşadıklarını anlatarak, “Yanık plastik kokusuna benzer bir koku, mide bulantısı veya yoğun bir korku hissi olabilir. Bunlar ‘haberci belirtiler’ olarak adlandırılır” diyor.  Bazı durumlarda bilincin tamamen kapanmayabileceğini ifade eden Doç. Dr. Kemal Paksoy, epilepsinin diğer belirtilerini şöyle açıklıyor: “Vücudun bir bölgesinde (el ve yüz gibi) seğirmeler, boşluğa bakma, çevreden kopma ve anlamsız hareketler gibi kısmi belirtiler gelişebilir. Yaygın belirtilerde ise bilinç kaybı eşlik eder. Vücudun aniden kaskatı kesilmesi ve ardından şiddetli sarsıntılar yaşanabilir. Bunların yanı sıra birkaç saniye süren ‘dalma atakları’ ve kas gücünün aniden kaybolmasıyla ‘yığılıp kalma’ şeklinde klinik belirtiler ortaya çıkabilir.”

İlaca dirençli nöbetlere “epilepsi pili”

Epilepsi tedavisinde hedef,  hastanın  nöbet geçirmesini önleyerek normal bir yaşam sürmesini sağlamak. Doç. Dr. Kemal Paksoy, günümüzde epilepsi tedavisinden oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğini vurgulayarak, “Her 10 hastadan 7’sinde doğru tedaviyle nöbetler kontrol edilebilmektedir. Ayrıca, hastalar uzun yıllar nöbetsiz kaldıktan sonra doktor kontrolünde ilaçlarını bırakabilmekte ve hayatına nöbetsiz devam etmektedir” diyor. Ancak, ilaç tedavisi birçok hastada nöbetleri kontrol altına alabilse de bazı hastalar için bu yöntem yeterli olmuyor. İşte bu noktada toplumda “epilepsi pili” olarak bilinen ve Vagal Sinir Stimülasyonu olarak adlandırılan yöntem önemli bir alternatif tedavi seçeneği sunuyor.

Nöbet sıklığında en az yüzde 50 azalma! 

Vagal Sinir Stimülasyonu (VNS),  ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda nöbet kontrolünü sağlamak amacıyla başvurulan ileri düzey bir nöromodülasyon yöntemi. En az iki veya üç antiepileptik ilacın uygun dozda kullanılmasına rağmen nöbetlerin devam etmesi, nöbet odağının beynin kritik bir bölgesinde (konuşma veya hareket merkezi gibi) olması ve bu bölgenin ameliyatla çıkarılamaması durumunda tercih ediliyor. Epilepsi pili nöbetleri tamamen ortadan kaldırmasa da birçok hastada belirgin bir iyileşme sağlayabiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, epilepsi pili uygulanan yaklaşık her iki hastadan birinde nöbet sıklığında en az yüzde 50 oranında azalma sağlandığına işaret ederek,  “Bazı hastalarda ise nöbetler daha kısa sürmekte ve daha hafif geçmektedir. Bu yöntemin en ilginç özelliği ise etkisinin zamanla artmasıdır. İlk 3 ayda başarı oranı daha düşükken, birinci yılın sonunda hastaların yaklaşık yarısında yüzde 50 oranında iyileşme görülür. Beşinci yılın ardından bu oranlar yüzde 60-70 seviyelerine kadar çıkabilir. Hastaların yüzde 5-8’inde ise nöbetler tamamen kesilmektedir” diye konuşuyor.

Cerrahi işlemle vücuda yerleştiriliyor!

“Vagal Sinir Stümilasyonu, boyun bölgesinde yer alan vagus siniri üzerine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla sinir sistemine belirli aralıklarla elektriksel uyarılar gönderilmesi prensibine dayanıyor. Bu uyarılar beyinde nöbet gelişiminden sorumlu olan bölgelerdeki anormal elektriksel aktivitenin düzenlenmesine destek oluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, epilepsi pilinin cerrahi işlemle vücuda yerleştirildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Önce göğüs bölgesinde küçük bir kesi açılır ve epilepsi pili köprücük kemiğinin altındaki bölgeye yerleştirilir. Daha sonra, cihazdan çıkan ince elektrotlar, boyundan açılan küçük bir kesiden, boyun bölgesinin sol tarafından geçen vagus sinirine bağlanır. Vagus siniri, beyinle vücudun pek çok bölgesi arasında iletişim sağlayan sinirlerden biri olarak bilinir. Göğüs bölgesine yerleştirilen cihaz belirli aralıklarla vagus sinirine elektriksel uyarılar gönderir. Bu uyarılar, beyindeki anormal elektriksel aktivitenin düzenlenmesine yardımcı olarak epilepsi nöbetlerinin sıklığını ve şiddetini azaltmayı amaçlar. Ardından cilt kapatılarak operasyon tamamlanır. Cihazın ayarları hekim tarafından hastanın nöbet sıklığına ve şiddetine göre programlanır.”

#Epilepsi #SaraHastalığı #EpilepsiPili #Nöroloji #SağlıkHaberleri #YaşamKalitesi #BeyinCerrahisi #KemalPaksoy #AcıbademHastanesi #İlacaDirençliEpilepsi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sadece estetik bir sorun olarak görüyoruz, ancak…

Dinlenmeden sürdürülen mesailer, sürekli ayakta durmak, sigara içmek, dar ve sıkı kıyafetler giymek, aşırı kilo alımı, hareketsiz bir yaşam, hatta uzun süre sandalyede oturmak… Tüm bunlar, çağımızın sıradan alışkanlıkları gibi görünse de kişinin konforunu gitgide azaltan hatta akciğer atardamarında pıhtıya bile yol açabilen varis hastalığına zemin hazırlıyor. Bu yaşam tarzının yaygınlığı sebebiyle de varis kadınlarda daha sık olmak üzere her 5 kişiden 1’inde görülüyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Eyüp Murat Ökten, erken teşhis edildiğinde günümüz tıp teknolojisiyle varisin tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna işaret ederek, “Hastalığın erken dönemlerinde ağrıyla birlikte bacak damarlarında belirginleşme ve hafif şişlik oluşur. Doktora bu dönemde başvurulması, varis hastalığının operasyona gerek kalmadan modern tıp yöntemleriyle etkili bir şekilde tedavi edilmesini sağlar” diyor.

Prof. Dr. Eyüp Murat Ökten

Prof. Dr. Eyüp Murat Ökten

Her 5 kişiden 1’inin sorunu!

Ülkemizde görülme oranı yüzde 20 olan, bir başka deyişle her 5 kişiden 1’ini etkileyen varise, son yıllarda, özellikle pandemi dönemiyle birlikte hareketsizliğin artması nedeniyle daha sık rastlanıyor. Hamilelik, doğum ve doğum kontrol ilaçlarıyla ortaya çıkan hormonal değişimler ile genetik yatkınlık gibi etkenlerle varisin kadınlarda görülme sıklığı erkeklerden yüzde 15 oranında daha fazla olarak kayıtlara geçiyor.  Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Eyüp Murat Ökten, varis oluşumunu kolaylaştıran risk etkenlerini şöyle sıralıyor: “Yaş, genetik faktör, hamilelik, obezite, hareketsizlik veya uzun süre ayakta kalmak damarlarda varis oluşumunu tetikler. Varis, özellikle uzun saatler oturarak veya ayakta çalışma zorunluluğu olanlarda; örneğin öğretmenler, bankacılar, garsonlar, doktorlar ve uçuş personelinde yaygın olarak gözlemlenir.”

Ağrıyla başlıyor, krampla devam ediyor

Varis hastalığı, bacaklardaki toplardamarlarda genişleme ve kirli kan akışında bozulma sonucunda damarların belirgin ve kıvrımlı bir görünüm almasıyla ortaya çıkıyor. Varis ilk yıllarda çoğunlukla görüntü rahatsızlığı verse de büyük damar paketlerinin oluşmasıyla ağrı ve kramplar yaşanıyor. Bu nedenle hastalar genellikle ağrı şikayetiyle doktora başvuruyor. Ağrıya bacak damarlarında daha önce görülmeyen mavi veya morumsu şişlikler, ödem oluşumu, damar çevresinde kaşıntı, ayaklarda yanma, merdiven çıkarken zorlanma ve özellikle geceleri artan bacak krampları eşlik ediyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Eyüp Murat Ökten, “Bu aşamada bacakları yukarı kaldırmak, soğuk suyla duş almak ve varis çorabı kullanmak ağrıyı hafifletebilir. Daha ileri aşamalarda ise bacaklarda yaralar ve damarlarda ani kanamalar gelişebilir” şeklinde konuşuyor.

Akciğerde pıhtıya yol açabiliyor!

Varis denildiğinde aklımıza ‘estetik bir sorun’ geliyor. Oysa varisin sadece estetik görünümü değiştirmekle sınırlı kalmadığına, tedavi edilmezse ciddi sağlık sorunlarına da neden olabileceğine dikkat çeken Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Eyüp Murat Ökten, “Varis ciddi bir iş gücü kaybına yol açabilir. İleri aşamalarda küçük travmalarla bile ciddi kanamalar oluşabilir. Hastaların yaşam kalitelerini bozan ve bazı klinik durumlarda özelikle akciğer atardamarına pıhtı kaçmasına neden olabilen bir hastalıktır” sözleriyle uyarıda bulunuyor.

Hastaya uygun tedavi planı oluşturuluyor

Yaşam tarzı değişiklikleri varis semptomlarını hafifletse de kalıcı tedavi için mutlaka uzmana başvurmak gerekiyor. Hekime başvuran hastalara yapılan muayene ve tetkiklerle tanı konuluyor,  hastalığın evresi belirleniyor. Damarların iç yapıları, kanın akış yönü ve hızı, damar duvarlarının durumu ve olası pıhtılaşmalar için doppler ultrason incelemesine başvuruluyor. Böylece kılcal varis gibi ilk evrelerden ileri evrelere kadar farklı seviyeler için hastaya en uygun tedavi planı oluşturuluyor.

Erken teşhis ciddi sorunların oluşmasını önlüyor

Tedavide öncelikle hastanın yaşam kalitesini arttırıp hastalığın ilerlemesinin önüne geçmek ve gelişebilecek olan komplikasyonları önlemek hedefleniyor. İyileşmeyen yaralar ve emboli (vücutta dolaşan bir kan  pıhtısının damar tıkanıklığına neden olarak organın ya da dokunun kan akışını önlemesi) gibi ciddi klinik durumların ortaya çıkmaması için erken tanının önemini vurgulayan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Eyüp Murat Ökten, şunları dile getiriyor: “Varisten tamamen kurtulmanın mümkün olmadığına yönelik yanlış bir fikir olsa da erken teşhis ve doğru yöntemlerle günümüzde bu hastalık tedavi edilebilir. Medikal tedavide ilaçlar ve varis çorapları kullanılır. Cerrahi tedavide ise damarların yakılarak çıkarılması, endovenöz termal ablasyon ve skleroterapi gibi prosedürler uygulanır. Tecrübeli merkezlerde gerçekleştirilen tedavi sonrasında varis hastalığının tekrarlama oranı da yüzde 1’den daha azdır.”

Tedavi sonrasında hayat tarzı değişimi şart!

Tedavi sonrası dönemde ise hastaların kontrollerini ihmal etmemeleri, sağlıklı beslenmeleri ve hayat tarzlarını değiştirmeleri gerekiyor. Prof. Dr. Eyüp Murat Ökten, “Örneğin, sürekli oturarak çalışan bir kişinin sık molalar vererek ayağa kalkma süresini arttırması bile fayda sağlar. Hastalara, sporu hayatlarının bir parçası haline getirmeleri tavsiye edilir” diyor.

Zayıflatır diye düşünüyoruz, ancak…

Yaz aylarında sosyal etkinliklerin artması ve tatiller yeme düzenimizi bozarak kilo almamıza neden olabiliyor. Ayrıca sıcak havalarda vücudumuzda artan su kaybı açlık hissi ile karıştırılabildiği için daha fazla yeme ihtiyacı hissedebiliyoruz. Bunların yanı sıra yaz aylarında kilo almamıza yol açan bir başka önemli etken ise “diyetler” hakkında doğru sandığımız hatalı bilgiler doğrultusunda beslenmek! Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade, sağlıklı kilo vermek ve kilomuzu korumak için bilimsellikten uzak olan hatalı bilgilerden mutlaka kaçınmamız gerektiğine işaret ederek, “Yaz  aylarında sağlıklı kilo vermek ve kilo kontrolü sağlamak için dikkat etmemiz gereken en önemli üç kural; dengeli bir beslenme programı oluşturmak, bol bol su içmek ve düzenli egzersiz yapmaktır. Dengeli beslenmek metabolizmamızı destekler ve tok kalmamıza yardımcı olur. Bu nedenle öğünlerimizde protein, sağlıklı yağlar, kompleks karbonhidratlar ve lif açısından zengin sebzeler bulundurmalıyız. Sıcak havalarda dehidratasyonu önlemenin yanı sıra metabolizmamızı hızlandırdığı için bol su tüketmeyi de asla ihmal etmemeliyiz. Aktif kalmak ve düzenli egzersiz yapmak da metabolizmamızı hızlandırarak hem genel sağlığımıza hem kilo kontrolüne yardımcı olacaktır” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade, toplumda kilo almamıza neden olan hatalı bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade

Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade

Dondurma yemek kilo aldırmaz. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dondurma, yaz sıcaklarında serinleten keyifli bir seçenek olsa da sık tüketildiğinde kalori alımını artırabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade, dondurmanın içeriğindeki yüksek şeker ve yağ nedeniyle enerji açısından yoğun bir besin olduğunu vurgulayarak, “Dolayısıyla dondurmanın aşırı tüketimi kilo artışına yol açabilir. Ayrıca şeker ve yağ içeriği nedeniyle dondurma sağlıklı beslenme için doğru bir tercih değildir.  Hazır dondurma yerine, taze veya dondurulmuş meyveler ile hazırlanmış ev yapımı dondurma daha sağlıklı bir tercih olacaktır” diyor.

Doğal meyve içermesi nedeniyle meyve suyu içmek sağlıklıdır ve kilo aldırmaz.  YANLIŞ!

DOĞRUSU: Meyve suları genellikle lif içeriğini kaybetmiş ve yüksek miktarda şeker içeren içeceklerdir. Öyle ki bir bardak meyve suyu üç porsiyon meyveye denk geliyor. Bu nedenle meyve suyu yerine taze meyve tercih etmelisiniz. Böylece kilo alımını önler ve lif alımınızı artırarak tokluk sürenizi uzatabilirsiniz.

Serinlemek için diyet gazlı içecekleri tercih etmek kilo vermemi sağlar. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Diyet gazlı içecekler genellikle düşük kalorili veya kalorisiz oluyorlar. Ancak bazı araştırmalara göre; bu içeceklerin uzun vadeli kilo kaybı üzerinde olumlu bir etkileri olmayabiliyor. Üstelik içerdikleri yapay tatlandırıcılar tatlı krizlerine ve dengesiz beslenmeye yol açabiliyor.

Karpuz, peynirle birlikte yenirse kilo verdirir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yaz aylarında su içeriği yüksek ve düşük kalorili bir meyve olan karpuz ile peyniri birlikte tüketmeyi çok seviyoruz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade, ancak peynirin yağ ve kalori açısından yoğun bir besin olduğuna işaret ederek, “Bu nedenle karpuz ve peynir ikilisinde aşırıya kaçmamak kilo kontrolü açısından önem taşımaktadır” diye konuşuyor.

Sağlıklı oldukları için yaz meyvelerini istediğim kadar yiyebilirim. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Meyveler doğal şeker içeriyor ve bu nedenle aşırı tüketildiklerinde fazla kalori alımına yol açabiliyorlar. Özellikle diyabet  hastalığı gibi metabolik sorunları olan kişilerin meyve tüketirken mutlaka porsiyon kontrolü yapmaları gerekiyor.

Soğuk su içmek daha sağlıklıdır ve yağ  yakımını artırır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yaygın inanışın aksine, soğuk su  içmenin metabolizmayı hızlandırdığına veya kilo verdirdiğine dair çok sınırlı kanıt mevcut. Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade, “Soğuk su içmek vücut sıcaklığını geçici olarak düşürür ve bu süreçte vücut bir miktar enerji harcar. Ancak soğuk su doğrudan yağ yakımını artırmaz. Hem sağlığımız hem metabolizmamızın hızlanması için suyun sıcaklığı değil, düzenli olarak ve bol miktarda tüketilmesi önemlidir” diyor.

nhidratlar ve lif açısından zengin sebzeler bulundurmalıyız. Sıcak havalarda dehidratasyonu önlemenin yanı sıra metabolizmamızı hızlandırdığı için bol su tüketmeyi de asla ihmal etmemeliyiz. Aktif kalmak ve düzenli egzersiz yapmak da metabolizmamızı hızlandırarak hem genel sağlığımıza hem kilo kontrolüne yardımcı olacaktır” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade, toplumda kilo almamıza neden olan hatalı bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Serinlemek için istediğim tüm soğuk içecekleri içebilirim. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yazın sıcak havalarda soğuk içecekler tüketmek ferahlık sağlasalar da bu içecekler yüksek miktarda şeker veya kalori içerebiliyorlar. Özellikle gazlı içecekler, enerji içecekleri veya hazır meyve suları gibi şeker içeriği yüksek içecekler uzun vadede insülin direnci ve diyabet sağlık sorunlarına da neden olabiliyorlar. Dolayısıyla susuzluğu gidermek için su, maden suyu veya sade buzlu kahveler gibi daha sağlıklı seçenekleri tercih etmek önem taşıyor.

Mevsim salataları mutlaka yağsız olmalıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yaz aylarında salatalar sağlıklı ve hafif bir seçenek olsalar da yağsız olarak tüketilmeleri doğru bir yaklaşım değildir.  Özellikle zeytinyağı ile avokado gibi sağlıklı yağ kaynakları salataların lezzetini artırırken, vücut için gerekli olan A, D, E ve K vitaminleri gibi yağda çözünen vitaminlerin emilimini de arttırıyorlar. Ayrıca, sağlıklı yağlar tokluk hissini artırarak uzun süre tok kalmanıza da yardımcı oluyor.

Soğuk yaz kahvaltıları kilo vermemi sağlar. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yazın yumurta içeren geleneksel kahvaltılar yerine yulafla yapılan soğuk kahvaltılar genellikle daha hafif ve serinletici  olsalar da kilo verme sürecinde tek başına bir etki oluşturmuyorlar. Üstelik porsiyon kontrolü sağlanmazsa yulafa eklenen meyve, fıstık ezmesi ve bal kilo almaya bile sebep olabiliyor.

Smoothie kilo verdirir ve her öğünde tüketilebilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Genellikle meyve, yoğurt veya süt ile yapılan içecekler olan smoothielerin kalori miktarı içeriklerine göre değişiyor. Bazı smoothieler yüksek şeker, yağ ve kaloriden oluşuyorlar. Bu nedenle, smoothie tercih ederken içeriğine dikkat etmek ve porsiyon kontrolü yapmak önem taşıyor. Bu içeceklerin bir öğün veya ara öğün olarak tüketilebileceklerini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Senem Azizzade, “Ancak dengeli bir diyet için smoothie tek başına yeterli değildir. Diğer besin öğelerini de içeren dengeli bir beslenme programını takip etmek önemlidir” diyor.

Menopoz doğal bir süreç, ancak!

Sağlıklı bir kadının hayatında doğal ve kaçınılmaz bir süreç olan menopozla birlikte hormonal değişiklikler nedeniyle kilo vermek geçmişe göre çok daha zorlu olabiliyor. Üstüne üstlük pek çok kadında bu dönemde kas kütlesi azalırken yağ kütlesi artıyor ve inatçı kilolar zayıflama çabalarına meydan okuyabiliyor. Ancak bu tabloyu tersine çevirmek mümkün! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Menopoz ile birlikte özellikle karın çevresinde yağlanma diğer vücut bölgelerine oranla daha fazla artış göstermektedir. Bu durum obezite, insülin direnci ve diyabet riskini artırmaktadır. Ancak günlük yaşam alışkanlıklarında bazı basit değişikliklerle etkili sonuçlar almak ve bu süreçte ideal kiloya kavuşmak mümkündür” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik menopoz döneminde fazla kilolardan kurtulmanın 5 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik

  • Proteinden zengin beslenin

Menopoz dönemindeki kadınlarda kas kaybının önlenmesi için diyetle yeterli ve dengeli protein alınması oldukça önemlidir. Bu sayede kas kaybı önlenirken, kas doku artışı desteklenir ve menopoz döneminde azalan metabolizma hızı artırılabilir. Günlük ihtiyaç duyulan enerjinin yüzde 10-20’si protein kaynaklarından karşılanmalı ve bu oran tüketilen protein kaynağının kalitesine göre düzenlenmelidir. Özellikle et, tavuk, balık, yumurta, süt ve süt ürünleri gibi hayvansal kaynaklı proteinler biyoyararlanımı daha yüksek proteinlerdir ve günlük beslenmede kişinin ihtiyaçlarına göre öğünlere eklenmelidir. Bitkisel protein alımı için de haftada bir-iki gün kurubaklagil tüketilmelidir.

  • Balık tüketin

Yapılan bilimsel çalışmalarda; yağlı balık tüketimi arttıkça, kadınların daha geç menopoza girdiği, omega-3 yağ asitlerinin anti-inflamatuar etkisi ile menopoz yaşını etkilediğinin ortaya konulduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Günde 900 mg omega-3 tüketiminin beden kitle indeksi, karın çevresi yağlanması, kan basıncı, serum trigliserit düzeyleri ve insülin direncini önemli ölçüde azalttığı bildirilmiştir. Menopoz öncesi ve sonrası dönemde diyetle yağlı balık tüketiminin artması özellikle karın çevresi yağlanmasının artışı ile meydana gelen diğer hastalık risklerinin azalması için de oldukça önemlidir” diyor.

  • Bol su için

Yaşla beraber susama duyusunun azalması nedeniyle menopoz ve postmenopozal dönemde su tüketiminde belirgin bir azalma gözlenir. Yetersiz su tüketimi sindirim enzimleri ve bağırsakların daha yavaş çalışmasına neden olur, iştah mekanizmasını olumsuz etkileyerek açlık-tokluk sinyallerinin susuzluk ile karıştırılmasına, atıştırmalık tüketiminin artmasına yol açarak bu dönemde ağırlık artışını destekler. Susamayı beklemeden günlük sıvı gereksinimi için günde en az iki litre su tüketilmesi gerekmektedir.

  • Sebze ve meyve tüketmeyi ihmal etmeyin

Menopoz döneminde kronik hastalık riskindeki artışa bağlı olarak iyi bir potasyum ve magnezyum kaynağı olan sebze ve meyvelerin tüketiminin artırılması gerekir. Ayrıca antioksidan vitaminler olan A, C ve E vitaminlerinden zengin beslenme menopoz dönemdeki kadınlarda obezite ve buna bağlı gelişen hastalıkların yönetiminde oldukça önemlidir. Özellikle A vitamini, beta karoten, C vitamini, E vitamini, bitki flavonoidleri ve soya izoflavonları gibi antioksidanların alımını artırmaları ağırlık artışı kontrolü ve hastalıkların önlenmesi için önerilmektedir. Bu besinler genellikle yaş meyveler, sebzeler, soya fasulyesi, kakao ve çay yaprağı özlerinde bulunmaktadır. Vitamin takviyeleri olarak tüketilmek istenirse mutlaka doktora danışılmalıdır.

  • Her gün mutlaka düzenli egzersiz yapın

Çoğu insan yaşlandıkça daha az aktif hale gelir. Ancak menopoz sırasında ve sonrasında egzersiz her zamankinden daha önemlidir. Menopoz döneminde azalan metabolizma hızı için düzenli egzersiz yapmak kalori açığı oluşmasında ve kas kütlesi artışı ile metabolizmanın hızlanmasında sağlıklı kilonuzu destekleyebilir. Kas kütlesi normalde hormonal değişiklikler ve yaşla birlikte azalır. Ağırlıklar veya bantlarla yapılan direnç antrenmanı, kas kütlesinin korunmasında ve hatta artırılmasında son derece etkili olabilir. Aerobik egzersiz veya kardiyo da menopozda kilo vermek için çok etkilidir. Çalışmalar; egzersizin kilo kaybı sırasında kasları korurken karın yağını azaltabildiğini göstermiştir.

Soğuk kuru hava bile öksürük nedeni olabiliyor, ancak…

Soğuk kuru hava bile öksürük nedeni olabiliyor, ancak…

Kış mevsiminde sıkça görülen soğuk algınlığı, Covid-19 ve bronşit gibi viral etkenlerin sebep olduğu solunum yolu enfeksiyonlarının en yaygın görülen belirtisi, öksürük oluyor. Öyle ki doğal seyrinde, ilk 48 saatte, hastaların yaklaşık yüzde 85’inde öksürük gelişiyor. Soğuk havalarda viral bir enfeksiyondan kurtulup diğerine yakalanabildiğimiz gibi, bu enfeksiyonların üzerine eklenen sinüzit ve bronşit gibi bakteriyel enfeksiyonlar da öksürükle seyreden uzamış şikayetlere yol açabiliyor. Dolayısıyla kış aylarında hekimlere en sık başvuru nedenleri arasında yer alan öksürük, bazen haftalarca dinmeyebiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Artunç Kaan Turanoğlu, öksürüğün basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunda görülen şikayetin yanı sıra ciddi bir hastalığın habercisi de olabileceğine dikkat çekerek, “Kış aylarında, viral solunum yolu enfeksiyonları sonrası sinir liflerinde artan hassasiyet nedeniyle kişi sağlıklı iken soğuk kuru hava bile öksürük etkeni olabilir. Ancak öksürüğü ‘kış mevsiminde normaldir’ düşüncesiyle önemsememek bazı ciddi hastalıkların tanı ile tedavisinde gecikmelere yo açabilir. Ayrıca erken döneminde sebebi tespit edilmeden hemen öksürük refleksini baskılayıcı ilaçlar kullanarak öksürük yakınmasından kurtulmaya çalışmak da tanı ile tedavide gecikmelerin yanı sıra altta yatan hastalığın ağırlaşmasına sebep olabilir. Dolayısıyla üç hafta geçmesine rağmen öksürük dinmemiş ise veya süre dikkate alınmaksızın kanlı öksürük, nefes darlığı, ateş ile balgam gibi sorunlar varsa, hemen hekime başvurulmalıdır” diyor.

Dr. Artunç Kaan Turanoğlu

Dr. Artunç Kaan Turanoğlu

Bu şikayetlerinizde zaman kaybetmeyin!

Öksürük hava yolumuzu korumak amacıyla çalışan ve hayati öneme sahip bir refleks mekanizması. Yabancı bir cisim kaçtığında hava yolunun açılmasını sağlıyor veya özellikle kış aylarında yaygın görülen enfeksiyonların varlığında artan tıkayıcı mukusu hava yolundan temizlemeye yardımcı oluyor.  Genellikle kısa süreli olsa da, bazı durumlarda inatçı oluyor ve haftalar, hatta aylarca sürebiliyor. Balgamlı veya kanlı öksürük, özellikle gece ve istirahat halinde olan nefes darlığı, ses kısıklığı, yutma güçlüğü, kilo kaybı, bacaklarda artan şişlik ile ateş gibi sistemik şikayetlerde dikkatli olmak gerekiyor. Zira bu hastalıklar zatürre gibi alt solunum yolu enfeksiyonları, kalp-damar hastalıkları ve kanser gibi ciddi sorunların habercisi olabiliyor.

Süresi ve özelliği dikkate alınıyor

Öksürük yakınması olan hastanın ayırıcı tanısını yaparken öksürüğün süresi ve karakteri (balgamlı ya da kuru), eşlik eden diğer yakınmaların varlığı oldukça önem taşıyor. Yetişkinlerde öksürük, süresine göre akut (3 haftaya kadar), subakut (3-8 hafta arası) ve kronik (8 haftadan uzun) olarak 3 gruba ayrılıyor. Çocuklarda ise 4 haftadan uzun süren öksürük kronik öksürük olarak kabul ediliyor. Tedavi kılavuzları, 3 hafta sonrasında belirgin enfeksiyon nedeni mevcut değilse, 8 hafta beklenmeden öksürüğün kronik olarak kabul edilerek tetkik edilmesi önerisinde bulunuyor.

Dr. Artunç Kaan Turanoğlu

Tedavi nedene göre planlanıyor

Öksürük bir hastalık değil, pek çok hastalıkta görülebilen bir şikayet. Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Artunç Kaan Turanoğlu,  bu nedenle tedavinin öksürüğe sebep olan  hastalığa özgü planlandığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Öksürüğe yol açan hastalığa yönelik uygulanan tedavi dışında; bol sıvı tüketmek, alerjenlerden kaçınmak, reflü mevcutsa diyete dikkat etmek ve ihtiyaç halinde hekimin önerdiği öksürük kesici ürünleri kullanmak, bu dönemin daha konforlu geçirilmesini sağlar. Hastalığın tedavi edilmesiyle birlikte öksürük yakınması da geçer. Tüm yaygın ve nadir sebepler dışlandıktan sonra ‘açıklanamayan öksürük’ tanısı da konulabilir. Bu hastalarda hayat kalitesini etkileyen bir durum söz konusu ise yan etki profili düşük öksürük kesici ilaçlar ve solunum yolu egzersizleri tedavide değerlendirilebilir”

Öksürüğün pek çok sebebi olabiliyor!

Kış aylarında öksürük en sık viral üst solunum yolu enfeksiyonları (soğuk algınlığı, grip vb.), alt solunum yolu enfeksiyonları (akut bronşit vb.), mevcut kronik akciğer hastalıklarının (astım, kronik bronşit, bronşektazi vb.) alevlenmeleri ve çevresel sebeplerle (hava kirliliği, hava yolu irritanlarına artmış maruziyet) görülüyor. Bu etkenlerin yanı sıra aşağıda yer alan sorunlar da öksürük sebebi olabiliyor.

  • Zatürre
  • Akciğer pıhtısı (pulmoner tromboemboli)
  • Kalp yetmezliği
  • Üst hava yolu öksürük sendromu (geniz akıntısı sendromu-alerjik/nonalerjik rinit-kronik sinüzit)
  • Gastroözefageal veya boğaz reflüsü
  • Eozinofilik bronşit
  • İlaçlar (hipertansiyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar)
  • Sigara kullanımı ve dumanına maruz kalmak
  • Nadiren hava yolu kanserleri, kalp yetmezliği, verem, yutma fonksiyon bozuklukları ve psikolojik sebepler

Genellikle göz ardı ediliyor, ancak…

Genellikle göz ardı ediliyor, ancak…

Kadın hastalıklarında erken teşhis ve tedavi hayat kurtarıyor. Ancak geç kalındığında tedavisi oldukça güçleşen ciddi hastalıkların belirtileri kadınlar tarafından ‘strestendir’ veya ‘önemli bir sorun yoktur’ düşüncesiyle göz ardı edilebiliyor. Oysa dikkate alınmayan adet düzensizliği, ara kanamalar ve sık idrara çıkma gibi belirtiler, ciddi hastalıkların habercisi olabiliyor.  Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, “Kadınların herhangi bir yakınmalarında hekimlerine başvurmaları çok önemlidir. Zira, erken tanı ve tedavi sayesinde pek çok hastalık daha ciddi sağlık problemlerine yol açmadan tedavi edilebilir. En önemlisi ise hiçbir yakınması olmasa bile kadınların 21 yaşından itibaren her yıl düzenli jinekolojik muayenelerini ihmal etmemeleridir. Örneğin, smear testi sayesinde hücresel değişimler rahim ağzı kanserine dönüşmeden tedavi edilebilir. Ayrıca yine düzenli kontrollerini yaptıran kadınlar, genelde belirti vermeden ilerleyen yumurtalık kanserine karşı önemli avantajlar elde edebilirler” diyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, kadınların mutlaka hekime başvurmaları gereken 7 sinyali anlattı; önemli uyarılarda bulundu.

Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın

Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın

Adet düzensizliği ve ara kanamalar

Adet düzensizliği asla ihmal edilmemesi gereken önemli belirtilerden. En sık aşırı stres veya egzersiz, hızlı kilo alıp–verme, polikistik over sendromu (PCOS), tiroit veya prolaktin hormonu problemlerinden kaynaklanıyor. Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, “Ayrıca aşırı ve yoğun  miktarda görülen uzun süreli adet kanamalarında mutlaka jinekolojik değerlendirme yapılması gerektiğine işaret ederek, “Yoğun adet kanamaları endometrial polip, miyom, rahim duvarı kalınlaşması, rahim ağzı ve endometrium kanserinin önemli bir belirtisi olabilir” diye konuşuyor.

Kasık ağrısı, karında şişlik

Kasık ağrısı; enfeksiyonlar, miyomlar, yumurtalık kistleri ve endometriozise işaret edebiliyor. Ağrıya vajinal akıntı eşlik ediyorsa pelvik enfeksiyonu açısından değerlendirmek önem taşıyor. Antibiyotik tedavisine rağmen ateş, şiddetli karın ve bel ağrısı oluşursa; rahim, yumurtalık ile tubaların enfeksiyonu ve abse açısından ileri tetkik gerekebiliyor. Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, kadınlarda gelişen kasık ağrısına endometriozis hastalığının da neden olabileceğine dikat çekerek, “Endometriozis rahim içini kaplayan dokunun rahim dışında, endometrioma (çikolata kisti) ise endometriozisin yumurtalıklarda olmasıdır” diyor.   Kasık ağrısına adet gecikmesi eşlik ediyorsa altta yatan etkenin dış gebelik olabileceğini vurgulayan Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, “Eğer karın ağrısı ve karında şişlik belirtilerine  kilo kaybı da eşlik ediyorsa hasta yumurtalık kanseri açısından tetkik edilir. Yumurtalık kanseri genelde ileri evrede belirti verdiği için yıllık jinekolojik muayeneler, erken tanı ve tedavide büyük önem taşır” diyor.

Genital siğiller

Genital bölgede kabarık ve genellikle deri renginde  olan lezyonlar ‘genital siğil’ olabiliyor. Değişik görünümde, renkte ve çeşitli  yaygınlıkta görülen bu siğiller en sık Human Papilloma Virüsü’nden (HPV) kaynaklanıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, siğillerin çoğunlukla şikayet oluşturmadıklarını ve nadiren kaşıntıya yol açabildiklerini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Siğillerin yüzde 90’ından sorumlu olan HPV tip 6 ve 11 rahim ağzı kanseri açısından düşük risk grubunda yer alır. Ancak diğer alt grupların da eşlik edebilmesi nedeniyle rahim ağzı kanseri tarama testlerinin mutlaka yapılması gerekir”

Cinsel ilişki sonrasında kanama

Cinsel ilişki sonrasında oluşan vajinal kanama; vajinal enfeksiyonlar, rahim ağzında oluşan polipler, çok daha önemlisi rahim ağzı kanseri lezyonlarına bağlı görülebiliyor. Rahim ağzı kanserine en sık yol açan etkenin genellikle cinsel yolla bulaşan Human Papilloma Virüsü (HPV) olduğuna dikkat çeken Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, “Bu virüs cinsel ilişki sonrasında vajinal kanamayla da kendini belli edebilir, ancak hastalığın erken dönemlerinde şikayet vermeyebilir. Bu nedenle jinekolojik muayene esnasında yapılan Smear – HPV testleri büyük önem taşır. Tarama testleri (Smear -HPV testleri)  ile kanser öncüsü lezyonlar tespit edilebilir. Erken tanı ve doğru tedaviyle rahim ağzı kanserinin gelişimi önlenebilir” bilgisini veriyor.

Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın

Vajnal akıntı

Fizyolojik vajinal akıntı kokusuz, şeffaf ve renksiz oluyor. Vajina florasında  birtakım yararlı mikroorganizmalar baskındır. Çeşitli sebeplerle flora dengesinin bozulması vajinal akıntıda değişikliklere  yol açabiliyor. Vajinal akıntı sarı ya da yeşil renkli ve kötü kokulu ise buna kasık veya bel ağrısı ile kaşıntı şikayetleri eşlik ediyorsa, nedeni enfeksiyon olabiliyor. Gonore, klamidya, üroplazma veya mikroplazma gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların varlığında eşlere antibiyotik tedavisi planlanıyor.

Menopoz döneminde kanama

Son adet tarihinden bir yıl sonra görülen vajinal kanamalarda mutlaka hekime başvurulmalı. Zira bu kanamalar; vajinal kuruluğa bağlı olarak vajinal atrofi kanamaları, endometrial hiperplaziler (rahim iç zarının kalınlaşması), rahim ağzı ya da endometrium kaynaklı polipler, miyomlar, dahası rahim ağzı ve endometrium kanserlerinin habercisi olabiliyor. Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, bu nedenle menopozda gelişen kanamaların mutlaka önemsenmesi gerektiği uyarısında bulunarak, “Bu kanamalarda jinekolojik muayenenin yanı sıra rahim ağzı kanseri tarama testleri ve ultrasonografi  yöntemlerine başvurulur. Rahim içi zarının kalın olduğu tespit edilirse, endometrial biyopsi seçenekleri değerlendirilmeli ve patoloji incelemesi yapılmalıdır” diyor.

Sık idrara çıkma

Kadınlarda sık idrara çıkma sorunu çeşitli sağlık durumlarından kaynaklanabiliyor. En yaygın sebepler arasında idrar yolu enfeksiyonları, üriner inkontinans ve bazı kronik durumlar yer alıyor. İdrar yolu enfeksiyonları, bakterilerin üriner sisteme girmesi ve enfeksiyona yol açmasıyla karakterizedir.  Bu durum, sık idrara çıkma, yanma hissi ve idrar yaparken acı gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Üriner inkontinans ise idrar kesesinin kontrolünün kısmen veya tamamen kaybedilmesi durumudur ve sık idrara çıkma, idrar kaçırma ile ani idrar ihtiyacı gibi semptomlarla ortaya çıkıyor.

Pankreas en ölümcül 4. kanser türü, ancak…

Pankreas en ölümcül 4. kanser türü, ancak…

Pankreas kanseri fazla belirti vermeden sinsice ilerliyor. Tanı konulana kadar neredeyse hastaların yarısında ağrı şikayeti görülmüyor. Dolayısıyla teşhis edildiğinde çoğu kez kanser başka organlara yayılmış oluyor. Günümüzde en ölümcül 4. kanser türü olan pankreas kanserinin 2030 yılı itibariyle ölümcül kanserler listesinde 2. sıraya yükseleceği öngörülüyor. Bu öngörü korkutucu olsa da tedavideki başarı oranının giderek yükselmesi umutları artırıyor. Tüm bu zorluklara rağmen sebep olduğu ölüm oranlarında yüzde 20 düşüş gözlemleniyor. Yeni tedavi yaklaşımları sayesinde ise 5 yıllık sağ kalım oranı yükseliyor.

Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan

Nedeni tam olarak bilinmiyor ama…

Pankreas kanserine yol açan nedenler kesin olarak bilinmiyor, ancak çağın önemli hastalıklarından obezite ve sigara kullanımıyla ilişkilendiriliyor. Bu belirsizliğe ve hastalığın toplumda yayılma hızına rağmen tıptaki gelişmeler, bu sinsi hastalığın daha etkili tedavi edilmesine olanak tanıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, yeni geliştirilen cerrahi teknikler, etkili kemoterapi ilaçları, radyasyon (ışın) tedavisindeki gelişmeler ve toplumdaki farkındalığın artması sayesinde pankreas kanserinin sebep olduğu ölüm oranlarında yüzde 20’lik bir düşüş olduğuna dikkat çekiyor. İçinde bulunduğumuz Kasım ayının “Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında önemli bilgiler veren Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, “Son yıllarda yapılan araştırmalar gösteriyor ki pankreas kanserinin daha erken aşamalarda yakalanmasına dair gelecekte önemli gelişmeler olacak. Bu beklenti, umudumuzu daha da artırıyor” diyor.

Bel fıtığı veya normal bel ağrısıyla karıştırılabiliyor

Pankreas kanserinin sık karşılaşılan semptomlarından biri olan, sırta vuran ve hastaların “kuşak şeklinde” diyerek tarif ettikleri karın ağrısı genellikle bel fıtığı veya da normal bel ağrısı olarak da yorumlanabiliyor. Bununla birlikte pankreas kanserli hastaların neredeyse yarısında ağrı şikâyeti görülmemesi de hastalığın erken evrede teşhis edilmesini zorlaştıran önemli bir faktör.

Bu belirtiler pankreas kanseri habercisi olabilir

Pankreas kanserinde belirtiler genellikle ileri evrede kendini gösteriyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, “Sarılık, diyabet ve karın ağrısı” şikayetlerinin hastalığın habercisi olabileceğini belirtiyor. Pankreas başında olan pankreas kanseri, çoğu zaman safra yolunu da tıkadığı için karaciğerde oluşturulan bilirubin adlı maddenin bağırsağa atılamaması sonucu sarılık oluşuyor. Kan şekeri sorunu bulunmayan hastanın aniden diyabet sorunuyla karşılaşması da önemli ilk belirtilerden biri olarak sayılıyor. Hafif bir rahatsızlık ile başlayıp, ilerleyen süreçte tümörün karındaki sinirlere baskı yapması nedeniyle sırta vuran, şiddeti artan ve hazımsızlık, şişkinlik sorunlarıyla birlikte gelen karın ağrısı yine pankreas kanserine işaret eden şikayetler arasında yer alıyor.

Acıbadem Maslak Hastanesi

Sinsi ilerlemesi tedaviyi güçleştiriyor, ancak…

Pankreas kanserinden kalıcı olarak kurtulmanın tek yolunun “etkin cerrahi tedavi ve kemo-radyoterapinin bir arada kullanılması” olduğunun altını çizen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, “Hastaların yarısına tanı konulduğu zaman erken evreyi geçmiş,  kanserin diğer organlara yayılmış olduğunu gözlemliyoruz. Bu da tedaviyi zorlaştırıyor. Tam iyileşme şansını yakalamak için doğru hastada ameliyat mutlaka gerekli oluyor. Ameliyat olamayan hastalarda da etkin kemo-radyoterapi protokolleriyle göreceli uzun ve kaliteli bir zaman kazanılabiliyor” diyor. Özellikle vücudumuz için önemli olan ana damarların pankreas çevresinde dolaşmaları ve oradaki sinirlere yayılmaları nedeniyle pankreas kanseri cerrahisi oldukça zor ve komplike bir ameliyat olarak kabul ediliyor. Etrafındaki damarlara yayılan tümör vakalarında, yani “lokal ileri büyümüş pankreas kanseri” durumunda ilk aşamada ameliyat mümkün olmuyor. Ancak kemoterapi veya radyo-kemoterapi (MR Linac) ile bölgedeki kanser hücreleri etkisiz hale getirildikten sonra ameliyat gerçekleştirilebiliyor. Bu şartlar altında yapılan ön-tedavi ile kanser, sarılmış olan damarlardan uzaklaştırabiliyor ve böylece kanser mikroskobik boyuta kadar cerrahi sınırları temiz olarak komple çıkartılabiliyor. Hastalıktan uzun vadeli kurtulmak için kemoterapi, radyoterapi ve cerrahiden oluşan bu tedavinin mutlaka yapılması gerekiyor.  Bazı hastalarda ise etkili bir cerrahi tedavi yapılması amacıyla pankreasın tümü alınıyor. Bu durumdaki hastalar düzenli insülin kullanarak ve sindirim enzimi takviyesi alarak pankreasları olmasa da normal bir hayat kalitesiyle yaşayabiliyorlar.