Yazılar

Sabahları yorgun mu kalkıyorsunuz?

 Sabahları yorgun mu kalkıyorsunuz?

Geceleri uykuya dalmakta güçlük çektiğim yetmiyormuş gibi, sık sık da uyanıyorum… İyi uyumuş olsam bile sabahları sanki gözümü hiç kırpmamış gibi yorgun kalkıyorum… Öyle halsizim ki kolumu bile kıpırdatacak halim yok… Kas ve kemiklerimde oluşan ağrı dinmek bilmiyor… Siz de bu sorunlardan yakınıyorsanız, nedeni, genç ve orta yaşlı kadınların hastalığı olarak düşünülse de aslında her yaş grubu ile erkeklerde de sıkça görülen ‘fibromiyalji’ hastalığı olabilir!

Günümüzün önemli sağlık sorunlarından biri olan ‘fibromiyalji’ ülkemizde nüfusun yaklaşık yüzde 9’unu etkileyecek kadar yaygın görülen romatizmal bir hastalık. Öyle ki her yıl yaklaşık 100 bin kişinin fibromiyalji tanısı aldığı ve bu rakamın her yıl artacağı belirtiliyor. Vücutta oluşan yaygın ağrıya yorgunluk, uyku bozuklukları, baş ağrısı, duygu durum değişiklikleri ile bağırsak sorunlarının eşlik etmesi, yaşam kalitesini ciddi boyutlarda düşürebiliyor. Üstelik semptomların göreceli olması, pek çok hastalığı taklit etmesi ve tanıyı kesinleştirecek testlerin bulunmaması nedeniyle hastalığın teşhis edilmesi uzun yılları bulabiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan, fibromiyalji için henüz kesin bir çözüm olmasa da çeşitli tedavi yöntemleriyle semptomların kontrol altına alınabildiğini belirterek, “Fibromiyaljide görülen yakınmalar kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor. Bu nedenle tedavi hastanın ihtiyaçlarına göre düzenleniyor. Kişiye özel uygulanan tedavilerin yanı sıra yaşam alışkanlıklarında yapılacak olan düzenlemeler ise tedavide kilit rol üstleniyor.” diyor.

Prof. Dr. Şule Arslan

 Fibromiyalji tedavisinin 5 önemli anahtarı!

Prof. Dr. Şule Arslan, fibromiyalji hastalarının yaşam alışkanlıklarında dikkat etmeleri gereken 5 önemli kuralı şöyle anlatıyor:

  • Semptomları şiddetlendirebildiği için fiziksel ve ruhsal stresten uzak durmaya çalışın.
  • Hareketsizlik, kilo alımına ve fibromiyalji belirtilerinin artmasına yol açabiliyor. Bu nedenle hareketsiz bir yaşamdan kaçının.
  • İdeal kilonuzda kalmaya özen gösterin. Zira kilo kontrolü ağrının şiddetini azaltmada etkili olabiliyor. Ayrıca anti-inflamatuar diyet bazı yakınmaları azaltabiliyor.
  • Düzenli olarak egzersiz yapmayı alışkanlık edinin. Ancak çoğu fibromiyalji hastası kendisini egzersiz yapamayacak kadar yorgun hissettiğini veya egzersiz yapınca ağrılarının arttığını ifade ediyor. Bu sorun, uzun süreli ağrı yakınması olan ve egzersiz programına yoğun bir şekilde başlayan herkeste görülebiliyor. Dolayısıyla yoğun egzersizlerden kaçınmanız gerekiyor. Unutmayın ki aktif kalmak ve düzenli egzersiz, tedavinin önemli basamaklarından birini oluşturuyor.
  • Uyku hijyenine dikkat etmeniz semptomların alevlenme riskini azaltıyor.

Nedeni henüz bilinmese de…

Fibromiyaljinin oluşum nedeni henüz bilinmese de beyinde ağrı işleme mekanizmalarındaki bozukluktan (santral duyarlılık) kaynaklandığı kabul ediliyor. Hastalığa yol açan faktörler tam olarak aydınlatılmamış olsa da, yapılan çalışmalar, santral duyarlılığın oluşmasında genetik, uyku bozuklukları, nörohormonal bozukluklar, enfeksiyon, mükemmelliyetçi kişilik ve ağır fiziksel ya da duygusal travma geçirmek gibi faktörlerin etkili olduğunu gösteriyor.

 Bölgesel ağrı zamanla yaygınlaşıyor

Ağrı, halsizlik, uyku bozuklukları, bilişsel bozukluklar ve duygu durum değişiklikleri, fibromiyaljide en sık görülen yakınmaları oluşturuyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan, belirtilerin şiddetinin hastalığın seyri sırasında önemli ölçüde değişebileceğine işaret ederek, “Ayrıca başlangıçta genellikle bölgesel olan ağrı zamanla yaygınlaşıyor. Ağrı sıklıkla soğuk ile nemli hava, uykusuzluk, fiziksel ve zihinsel stres gibi faktörlerden etkileniyor. Fizik muayene sırasında herhangi bir objektif klinik bulgu olmasa da hastalar eklemlerde şişlik ve duyusal değişikliklerden şikayet ediyorlar” diyor.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan

Uyku bozukluğundan baş ağrılarına…

Fibromiyaljinin sık görülen belirtilerinden biri ‘uyku bozuklukları’ oluyor. Uykunun rahatlatıcı olmaması, gece boyunca sık uyanma, uykuya dalma güçlüğü ve sabah yorgun uyanma, hastalarda yaygın görülen belirtilerden. Ayrıca gerilim veya migren tipi baş ağrılarına da sık rastlandığına dikkat çeken Prof. Dr. Şule Arslan, “Alerjik semptomlar, göz kuruluğu, çarpıntı, nefes darlığı, ağrılı adet dönemleri, premenstürel sendrom, irritabl bağırsak sendromu, cinsel işlev bozukluğu, kilo dalgalanmaları, gece terlemeleri, yutma zorluğu, huzursuz bacak sendromu, çene eklem ağrısı ve kronik yorgunluk sendromu da en çok dile getirilen sorunlar arasında yer alıyor” diye konuşuyor.

 Tedavi kişiye özel düzenleniyor

Günümüzde fibromiyaljinin kesin tedavisi olmasa da semptomlar kontrol altına alınabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan, “Tedavide hedef, ilaç ve ilaç dışı yöntemlerle hastaların semptomlarını hafifleterek yaşam kalitesini artırmaktır” diyerek, şöyle devam ediyor: “Fibromiyalji hastalarında tedavi programının bir parçası olarak, hastanın klinik durumu ve koşullarına uygun şekilde farkındalık teknikleri, fizik tedavi modaliteleri, akupunktur ile hidroterapi/balneoterapi programları öneriliyor. Ayrıca stresle baş etme yöntemleri, uyku hijyeni ve doğru beslenme de tedavide büyük önem taşıyor”

Prof. Dr. Şule Arslan, düzenli yapılan egzersizlerin de tedavinin önemli ayaklarından birini oluşturduğuna işaret ederek, “Yapılan çalışmalarda aerobik egzersizler, güçlendirme egzersizleri ve fleksibilite egzersizlerinin fibromiyalji hastalarında faydalı etkileri gösterildi. Yürüyüş, bisiklet, yüzme, su içi egzersizler, Tai-chi ve yoga, önerdiğimiz diğer etkili egzersizler oluyor.” diyor.

Duruş bozukluğuna karşı 6 önemli öneri

Duruş bozukluğuna karşı 6 önemli öneri

Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Yeşim Çimen yaygın tablet ve telefon kullanımına bağlı kamburluk görülme sıklığındaki artışa dikkat çekerek “Omurgayı dik tutmaya yarayan kaslar, yanlış kullanım sonucunda güçsüzleşir ve bu durum zamanla kamburluğun ilerlemesine neden olur” dedi. Doç. Dr. Çimen, masada oturma pozisyonunun düzgün olması gerektiğini ve 30 dakikada bir mola vermek gerektiğini söyledi.

Sırt omurgası yani troakal omurganın C şeklinde doğal bir eğriliğe sahip olduğunu belirten Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Yeşim Çimen “Bu eğrilik 20 ile 45 derece arasındadır. Kamburluk yani kifoz sırttaki bu eğriliğin 50 derecenin üzerinde olması durumuna verdiğimiz isimdir” dedi. Kifozun, genellikle çocukluk ya da ergenlikte ortaya çıktığını vurgulayan Doç. Dr. Çimen “Çocukluk çağı kifozu ikiye ayrılır: Birincisi ve yaygın görüleni postural kifoz olup tamamen duruş bozukluğuna bağlıdır, önlenebilen ve geri döndürülebilen bir durumdur. İkincisi ise omurga deformitesine bağlı gerçek kamburluk olup nispeten az görülür ve erken tanı ve tedavi gerektirir” diye konuştu.

Doç. Dr. Yeşim Çimen

Masa başında yanlış oturmak kambur yapıyor

“Postural kifoz” yani duruş bozukluğuna bağlı olan kamburluğun yanlış hareketten kaynaklandığını ifade eden Doç. Dr. Çimen bu yanlış hareketleri “Masa başında yanlış oturma pozisyonu, bilgisayar başında mola vermeden oturma, uzun süreli aynı pozisyonda kalma ve monitör, klavye ve fare gibi bilgisayar donanımlarının yanlış kullanılması” olarak belirtti. Omurgayı dik tutmaya yarayan kasların yanlış kullanım sonucunda güçsüzleşip zamanla kamburluğun ilerlemesine neden olduğunu; kambur duruşun ise hem ailenin tedirgin olmasına, hem de gencin özgüveninin azalmasına, beden imajı veya benlik saygısı sorunlarının gelişmesine neden olabileceğini dile getirdi. Duruş bozukluğuna bağlı olan kamburluk için tıbbi tedaviye gerek olmadığını söyleyen Doç. Dr. Çimen, dik duruş korselerinin kullanımı zor olduğundan kamburluğu önlemede etkili bir yöntem olmadığını aktardı.

İşte dikkat edilmesi gereken hususlar:

Masa başında doğru oturma şeklinin öğrenilmesi ve sırt eğriliğini normale getirecek aktif egzersizlerin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Çimen dikkat edilmesi gereken hususları ise şu şekilde sıraladı:

-Öncelikle masada ders çalışırken doğru oturmak önemlidir. Masada öne eğilmeden oturulmalı ve baş, kulaklar omuz hizasında olacak şekilde dik tutulmalıdır. Ayaklar yere düz bir şekilde temas etmeli, dizler yaklaşık doksan derece bükülmeli, diz ve kalçalar aynı düzlemde olmalıdır. Bunun sağlanması için ayak tahtalarından yararlanılabilir.

-Sandalye 360 derece dönebilmeli ve arka eğimi, yüksekliği ve kollukları ayarlanabilir olmalıdır. Güvenli hareket için ise beş ayaklı olması tercih edilir.

-Ders çalışma koltuğu belin dik durmasını sağlayacak şekilde ayarlanmalı, sırt koltuğa yaslanmalıdır. Bel kavisi gerekirse bir bel yastığı ile desteklenmelidir.

-Monitör ekranının üstü gözümüzle aynı seviyede ya da gözümüzden birkaç cm yukarıda olmalıdır. Daha alçakta olması eğilmemize ve sırtta kambur oluşumuna yol açar.

-Sürekli masa başında oturmak postürümüzün bozulmasına neden olacağından kısa süreli ama sık dinlenme araları önerilmektedir. Bu yüzden 30 dakikada bir, birkaç dakika mola vererek oda içinde yürümeli, esneme hareketleri yapılmalıdır.

– Duruş bozukluğuna karşı yüzme, özellikle de sırt üstü yüzme, bel, sırt ve boyun egzersizleri, pilates ve yoga başta olmak üzere düzenli spor yapılması gerekmektedir.

Boyun ve sırt kaslarındaki ağrılar her zaman fıtık kaynaklı olmayabilir!

Boyun ve sırt kaslarındaki ağrılar her zaman fıtık kaynaklı olmayabilir!

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doçent Doktor Yeşim Çimen, miyofasiyal ağrı sendromunun özellikle 20-50 yaş arası kesimi ve masa başı çalışanları etkilediğini belirterek, hastalığın ağrı kesicilerle geçiştirilemeyeceğini ve mutlaka tedavi gerektirdiğini söyledi.

Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doçent Doktor Yeşim Çimen, halk arasında “kulunç” olarak bilinen “Miyofasiyal ağrı sendromu” ile ilgili önemli bilgiler verdi. Doç. Dr. Yeşim Çimen, miyofasiyal yani bölgesel ağrı sendromunu “Kasları ve bu kasları saran bağ dokuyu (fasya) etkileyen bir hastalıktır. Hastalıkta kasların içinde dokunmakla sert, ağrılı ve ağrı yayılımı gösteren ‘tetik noktalar’ (kulunçlar) bulunmaktadır. Bu tetik noktaların damarları etkilemek suretiyle kasların beslenmesini ve oksijen alımını bozarak ağrıya neden olduğu düşünülmektedir” ifadesiyle anlattı. Ağrının çok şiddetli boyutlara ulaşabildiğini ve dolayısıyla kişinin fonksiyonel durumunu etkilediğini vurgulayan Doç. Dr. Yeşim Çimen, “Hastalık hem yaşam kalitesini bozar hem de iş gücü kaybına yol açar. Üstelik bel veya boyun fıtığı ile siyatik gibi başka hastalıklarla karıştırılabilir ki bu da esas hastalığın gözden kaçmasına yol açar.  Hasta güçlü ağrı kesiciler kullansa bile, ilaç etkisi geçtiğinde ağrıları tekrar başlar. Bu yüzden ağrı kesicilerle geçiştirilmemeli, hekim muayenesi yapılıp tanı konmalı ve uygun tedavi seçeneklerinden faydalanılmalıdır” diye konuştu.

Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doçent Doktor Yeşim Çimen

Doç. Dr. Yeşim Çimen

Bu etkenler riski artırıyor!

Hastalığın akut ve kronik olmak üzere iki şekilde görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yeşim Çimen “Akut form sıklıkla kendiliğinden veya basit tedavilerden sonra düzelirken kronik formda tedaviye rağmen semptomlar 6 ay veya daha uzun sürebilir” dedi. Hastalığın nedenlerine ve risk faktörlerine değinen Doç. Dr. Çimen “Tekrarlayan travmalar, duruş ve oturuş bozuklukları, uzun süreli aynı pozisyonda kalma, yanlış hareket, aşırı kas zorlamaları, skolyoz ve bacak kısalıkları gibi vücut biyomekaniğinin bozulduğu durumlar, kasların soğuğa maruziyeti (klima altında oturma gibi) olabileceği gibi psikososyal değişkenler ve çevresel stres de en önemli faktörler arasındadır. Genellikle 20-50 yaş grubunda, masa başı çalışanlarda, aynı pozisyonda uzun süreli çalışanlarda (diş hekimleri, aşçılar, el sanatları ile uğraşanlar ve kuaförler gibi), uzun yol şoförlerinde daha sık görülmektedir. Ayrıca hipotiroidi, menopoza bağlı hormonal değişiklikler ve D vitamini eksikliğinin de risk faktörleri arasında olduğu düşünülmektedir“ diye konuştu.

“Bu egzersizleri ihmal etmeyin”

Hastalığın günlük yaşamı etkilemesi halinde fizik tedavi uzman hekimine görünmekte fayda olduğunu dile getiren Doç. Dr. Yeşim Çimen “Hastalığın oluşmaması için uzun süreli sabit pozisyonda kalınmaması, masa başında çalışırken belin yastıkla desteklenmesi, kalça ve dizin aynı düzlemde olması için gerekirse ayak tahtalarından faydalanılması, işe sık sık ara vererek boyun ve sırt egzersizlerinin yapılması gerekir. Bu egzersizleri ihmal etmemek gerekir” dedi.

“Farklı tedavi seçenekleri var”

Doç. Dr. Yeşim Çimen miyofasiyal ağrı sendromunun tedavisi için farklı yöntemler olduğunu belirterek “Çok farklı tedavi seçenekleri var. Fizik tedavi ajanları (TENS, orta frekanslı akımlar, ultrason, lazer), kuru iğneleme, akupunktur tedavisi, nöral terapi, ozon terapisi, mezoterapi, masaj ve manipülasyon tekniklerinden faydalanılıyor” diye konuştu. Egzersizin tedaviye büyük katkısı olduğunun altını çizen Doç. Dr. Yeşim Çimen şunları söyledi: “Düzenli olarak postür egzersizleri ve gergin kaslar için germe egzersizlerinin yanı sıra yüzme, yürüme gibi aerobik egzersizler de yapılmalıdır. Yüz üstü yapılan pilates egzersizleri hem sırtın öne eğilmesini önler hem de sırt bölgesindeki bu tetik noktaları azaltır.“