Gülseven Yılmaz’dan Büyük İtalya Turu: Kültür ve Lezzet Dolu Bir Yolculuk

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto
Fethiye Belediyesi tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Gastronomi Kültür ve Dostluk Festivali, renkli görüntülere sahne oldu.
Festival, Türkiye ile Yunanistan’dan ünlü şefleri, akademisyenleri, gazetecileri ve yazarları Fethiye’de bir araya getirdi. Fethiye’nin sahip olduğu geleneksel mutfak kültürü ve coğrafi işareti almış ürünleri bu festivalde tanıtıldı.
Fethiye meydanında yapılan sirtaki ve folklor gösterisi başlayan festival, Yunanlı ünlü sanatçı Christina Golia, konseri ile devam etti. Sanatçı Golia, söylediği Türkçe ve Yunanca şarkıları ile misafirleri eğlendirdi.
Misafirler, S.S. Fethiye Kadın Girişimi Üretim İşletme ve Kalkınma Kooperatifi’nin stantlarında kadınların el emeği göz nurları hazırladığı ürünleri yakından görme şansı bulurken, yerel ürünlerden alma imlanı buldular. Üreticiden tüketiciye direk ulaştırılan organik Cuma pazarını gezen şefler, festival için hazırlayacakları menülerin alışverişini burada yapma imkanı buldular.
Konuklar Fethiye’nin Kayaköy gibi tarihi ve ören yerlerini gezme imkânı da buldular.
Şef Maria Ekmekçioğlu Fethiye’den Yunan televizyonlarına canlı olarak bağlanarak festival hakkında bilgi verdi.
“Fethiye’de turizm atağına kalktık”
Fethiye Belediye Başkanı Alim Karaca, Yunanistan’dan gelen akademisyen, yazar, gazeteci, iş insanlarını makamında ağırlarken Fethiye’de yaptıklarını anlatma imlanı buldu. Tüm soruları tüm içtenliği ile yanıtlayan Karaca sözlerine şöyle devam etti. “Göreve geldiğimizden bu yana paydaşlarımızla birlikte büyük bir turizm atağı başlattık. Dört yıl önce Hollanda’dan gelen turist sayısı çok azdı. Orada yaptığımız çalışmalar sayesinde bu sayıyı üç katına çıkardık. Aynı şekilde Londra ve Almanya’daki fuarlarda da yer aldık. Fethiye’nin en büyük yatırımlarını birlik ve beraberlik içinde gerçekleştirdik. Şu anda devam eden 14 projemiz var. Fethiyemize hizmet etmeyi sürdüreceğiz” dedi.
“Türk-Yunan mutfağının benzerliklerini ve farklılıklarını birlikte görme şansı bulduk”
Organizasyona katkı sağlayan ünlü şef Maria Ekmekçioğlu, Türk ve Yunan medyası ile bir araya geldi. Her iki yakada yaşamanın avantajı ile konuşan Ekmekçioğlu, Türk-Yunan dostluğu böylesi festivaller daha da perçinleyeceğini belirtti.
Şef Maria Ekmekçioğlu sözlerine şöyle devam etti. “Fethiyemizin dört bir yanında ziyaretlerde bulunduk. Şeflerimizle birlikte yerel ürünleri yerinde inceledik. Türk-Yunan mutfağının benzerliklerini ve farklılıklarını birlikte görme şansı bulduk” dedi.
“Fethiye’nin ürünlerini uluslararası pazarda”
S.S. Fethiye Kadın Girişimi Üretim İşletme ve Kalkınma Kooperatifi Başkanı Çiğdem Karaca, “Kadınların geri adım attırılması, ülkemizin her alanda geri gitmesine neden oluyor. Şu anda 1500 kadın üyemiz var. Fethiyemizin ürünlerini uluslararası pazarlarda tanıtmak ve satmak için büyük bir çaba içerisindeyiz” ifadelerini kullandı.
Mövenpick Hotel İstanbul Marmara Sea ve Artkolik’ten “Çağdaş Türk Sanatı Tarihimizin Öncüleri ve Günümüze Yansımaları” adı altında sanat buluşması gerçekleşti.
Artkolik Sanat ve Eğitim Platformu’nun iş birliğiyle gerçekleşen “Çağdaş Türk Sanatı Tarihimizin Öncüleri ve Günümüze Yansımaları” başlıklı sanat sohbeti, sanatseverleri ilham verici bir atmosferde bir araya getirdi. Sanat tarihimizin izinden ilerleyerek çağdaş sanatın günümüzdeki yansımalarına odaklanan etkinlik, alanında uzman isimlerin katılımıyla zenginleşti.
Mövenpick Hotel İstanbul Marmara Sea Yönetim Kurulu Başkanı Emel Güven Bardız ev sahipliğinde, Nazlı Keçili’nin moderatörlüğünü üstlendiği etkinlikte, Sanat Tarihçisi Buket Şakarcan çağdaş Türk sanatının tarihsel gelişimini anlattı; geçmişle bugün arasında güçlü bağlar kurarak izleyicilere derinlikli bir perspektif sundu. Türkiye’nin önemli çağdaş sanatçılarından Ardan Özmenoğlu’nun da değerli katılımıyla bu özel buluşmada, sanatın hem kuramsal hem de görsel yolculuğu çok yönlü biçimde ele alındı. Ardan Özmenoğlu, sanatçı duyarlılığıyla sohbetin atmosferine anlamlı bir katkı sundu.

Rosella Karabacak, ailesinin nesiller boyu aktardığı Sefarad yemek kültürünü “Beyaz Kiraz Reçeli” adlı kitabında ölümsüzleştirdi.
“Beyaz Kiraz Reçeli” kitabı, son dönemlerin popüler “Kitap kafesi” Alkent Minoa’da düzenlenen özel bir lansman ve imza günüyle tanıtıldı.
Sirmaison markasının kurucularından Rosella Karabacak, sofra sanatından ev dekorasyonuna uzanan sofistike yaşam tarzı konseptindeki yıllara dayanan tecrübesini bu kitaba yansıtıyor.
Rosella Ennekavi Karabacak’ın derlediği tarifler, Hülya Ekşigil’in anlatımıyla İstanbul Sefarad mutfağının zarif ve köklü geleneklerini modern evlere taşıyor. Türk mutfağının ikram kültürü ve İstanbul’un kendine özgü tatlarıyla harmanlanan bu tarifler hem geleneksel hem de günümüz mutfaklarına hitap ediyor.
Adını Rosella Karabacak’ın annesi Ester Ennekavi’nin meşhur “Beyaz kiraz reçeli”nden alan kitap, pırasa köftesi, erikli balık gibi özgün tariflerin yanı sıra İstanbul’un çok kültürlü sofra geleneğine dair önemli bir mutfak hafızası sunuyor.
“Beyaz Kiraz Reçeli”, Ester Ennekavi’nin yıllar boyunca dostlarını ağırladığı sofralardan süzülen, kuşaktan kuşağa aktarılan aile tariflerini bir araya getiriyor.
Sabancı Üniversitesi, 25. kuruluş yılı kutlamaları kapsamında ‘Yaşayan Anlar: 25 Yılın Retrospektifi’ adlı özel bir sergiye ev sahipliği yapıyor.
Serginin açılış töreninde konuşan Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, üniversitenin en önemli anlarına yapay zeka ile yeniden hayat verilen sergiye dair “25 yıllık yolculuğumuzda birçok anı, belge ve fotoğraf biriktirdik ama en değerlisi; her yıl üstüne eklediğimiz mezunlarımız, öğrencilerimiz ve kıymetli akademisyenlerimiz oldu. Bu sergi, ‘Birlikte yaratmak ve geliştirmek’ mottomuzun bir ürünü” dedi.
“Son derece kıymetli, emek dolu 25 yıl…”
Serginin açılış konuşmasını yapan Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, “Üniversite tarihi açısından 25 yıl kısa bir süre olabilir ancak bizim için son derece kıymetli, emek dolu bir 25 yıl oldu. Bu yolculukta birçok anı, fotoğraf biriktirdik, ama en değerlisi; her yıl üstüne eklediğimiz mezunlarımız, öğrencilerimiz ve kıymetli akademisyenlerimiz oldu. Bugün geriye baktığımızda, birçok hedefimizi gerçekleştirdiğimizi memnuniyetle görüyoruz. Elbette her hedefin ardından yeni hedefler koymak gerekiyor. Bu da daha iyisini yapma arzusunun bir sonucudur. Bu nedenle hiç değişmeyen bir mottomuz var: ‘Birlikte yaratmak ve geliştirmek.’ Yaşayan Anlar: 25 Yılın Retrospektifi sergisi de bu anlayışın bir ürünü. Fakültelerden, merkezlerden toplanan karelerle, hep birlikte çıktığımız bu yolculuğu yeniden hatırlıyoruz. 25. yıl kutlamalarımıza böyle anlamlı bir başlangıç yapmaktan mutluluk duyuyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.
Anneler Günü’nü kutlamak amacıyla, The Coolectibles Art Gallery’nin sahibi Ayşe Tatlıcı, girişimci Hande Oğuz ile birlikte zarafet ve sanat dolu bir etkinliğe ev sahipliği yaptı.
Miami’den İstanbul’a davet edilen uluslararası ödüllü tasarımcı Sergio Andrés Mendoza, Türk ortağı Hande Oğuz ile birlikte hazırladığı özel takı koleksiyonunu sanatseverlerle buluşturdu.
Yalnızca The Coolectibles Art Gallery’de sunulan bu seçkin koleksiyon, mikro altın kaplamalı gümüşten, özel bir mıhlama tekniğiyle üretiliyor. Denize girildiğinde dahi kararmayan bu zarif tasarımlar, Amerika’da özellikle Florida’da büyük ilgi görüyor.
Mendoza’nın koleksiyonu, bu yaz İstanbul’un stil sahibi kadınları arasında favori aksesuar olmaya aday.
Tiyatrodan sinemaya, dönem dizilerinden modern projelere… Ayça İnci, 30 yılı aşkın oyunculuk kariyerinde tutkuyla yol alan, sahiciliğiyle dikkat çeken bir isim. Yeşilçam efsanesi Bilal İnci’nin torunu olsa da, bu meslekte kendi adını tırnaklarıyla kazıyarak var etti. “Kuruluş Osman” dizisindeki Esenbike Hatun karakteriyle izleyiciyle buluşan İnci ile oyunculuk serüvenini, set tecrübelerini, hayallerini ve genç oyunculara tavsiyelerini konuştuk.
Röportaj: Nazan Ortaç

Oyunculuğa adım atma süreciniz nasıl gelişti? İlk set deneyiminiz nasıldı?
Ortaokul ve lise çağlarımda mankenlik, fotomodellik ve oyunculuk yapmaya başladım. Gaye Sökmen Ajansı’na bağlıydım. Kamera önündeki ilk deneyimlerim müzik klipleriyle başladı. Daha sonra 15 yaşımdayken “Borsa” adlı dizide, Kartal Tibet’in yönettiği bir yapımda küçük bir rol aldım. Evin hizmetçi kızını canlandırıyordum. Bu, benim ilk profesyonel oyunculuk işimdi ve oyunculuktan ilk kez para kazandım. Set ortamı büyülü gelmişti. O yaşta, profesyonel bir ekiple çalışmak hem çok heyecan vericiydi hem de kararımı netleştiren bir deneyim oldu.
Dedeniz, Yeşilçam’ın duayenlerinden Bilal İnci… Dedenizin oyuncu olması, sizin kariyerinizi nasıl etkiledi?
Dedemin oyuncu olması, benim oyuncu olmama vesile olmadı. Hatta tam tersi dedem bu sektöre girmemi çok istemiyordu. Yeşilçam’dan gelen biri olarak zorluklarını biliyordu. Aslında ben iç mimar olmak, dekorasyon alanında ilerlemek ve hatta yurt dışına gitmek istiyordum. Ama oyunculuk beni adeta fethetti. Sonrasında Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde eğitim almaya başladım. Kendimi bu alanda ifade edebilmek, nefes almak gibiydi. Dedemin çok iyi bir karakter oyuncusu olması, onun disiplini bana ilham verdi hep ama bırakın torpili, bazen tam tersi bile oldu. Dedemden çekinen insanlar, bana rol vermemeyi bile tercih etti. Ama ben sebat ettim, çok eğitim aldım, çok geliştirdim kendimi, çok okudum. Hâlâ bu yaşta öğrenmeye devam ediyorum. Dedem sonradan çok mutlu oldu, çok destekledi, “Benim gibi gözlerinde oynuyorsun, çok iyi karakter oyuncusu olacaksın” derdi.

Hem tiyatro, hem dizi hem de sinema projelerinde yer aldınız. Bu üçü arasında sizin için en özel olan hangisi ve neden?
Hepsinin yeri ayrı ama tiyatroda canlı izleyiciyle o bağı kurmak, o anı birlikte yaşamak bambaşka. Sinema ise sinematografik anlamda çok büyülü, kalıcılığı yüksek. Dizi ise uzun soluklu bir yolculuk… O karakterle uzun zaman geçiriyorsunuz. Ama sahnede o ilk nefesi almak, o canlı tepkiyi duymak… Sanırım tiyatro kalbimde hep bir adım önde.
Sinema ve televizyon projelerinde çalışma süreci çok farklı olabiliyor. Set ortamında en çok hangi türde projede kendinizi rahat hissediyorsunuz?
Dönem işlerinde kendimi çok daha güçlü ve motive hissediyorum. Modern yapımlarda da rahatım ama dönem işlerinin atmosferi beni daha çok içine çekiyor. Tarihi kostümler, aksiyon sahneleri, atmosfer bana ayrı bir enerji veriyor. Sarayda da olabilir, arazide de, ama ruhu olan bir iş olması benim için en önemlisi.

Sinema dışında başka bir sanat dalıyla ilgileniyor musunuz? Resme olan ilginiz devam ediyor mu?
Evet, resimle hâlâ ilgileniyorum. Bunun dışında yazmak da ilgimi çekiyor. Küçük hikâyeler kaleme alıyorum. Bir gün belki bir kitap olur. Dansla da aram iyidir. Yani sanatın birçok dalıyla bağ kuruyorum ama hepsi odak ve konsantrasyon gerektiriyor.
Yoğun iş temposunda kendinize zaman ayırmak için neler yapıyorsunuz?
Doğayı çok seviyorum. Ayvalık’ta geçirdiğim zamanlar bana çok iyi geldi. Deniz, yürüyüş, piknikler… İstanbul’da da fırsat buldukça Sultanahmet, Balat, Adalar gibi yerlere giderim. Hâlâ İstanbul’da turist gibi gezerim. Ayrıca yüzmeyi, spor yapmayı, ev dekorasyonu ile ilgilenmeyi severim. Set için sabah 6:30’da kalktığım çok oluyor ama zaman yaratmayı başarıyorum.

Oyunculuk dışında yapmak istediğiniz ama henüz gerçekleştirmediğiniz bir hayaliniz var mı?
Evet, deniz kenarında, iskelesi olan bir tatil köyü hayalim var. İçinde restoran, tasarım ürünlerin satıldığı bir alan, şiir ve müzik dinletileri, sinema gösterimleri, workshoplar… Yani bir kültür-sanat tatil köyü. Hem ruhu olan hem de üretimi teşvik eden bir yer olmasını istiyorum. Daha önce de iki mekan işlettim, tecrübeliyim ama artık çok yorulmak istemiyorum… Güzel bir ekiple bu hayalimi gerçekleştirmek istiyorum.
Önümüzdeki dönemde hayal ettiğiniz bir karakter var mı? Hangi tür projelerde yer almak istersiniz?
Dönem işleri beni çok etkiliyor ama özellikle Cumhuriyet tarihinden önemli kadın kahramanları, yazarları canlandırmak isterim. Biyografik projeler ilgimi çekiyor. Zor karakterleri oynamayı seviyorum. İçimden “Bunu da başardım,” dedirten roller beni heyecanlandırıyor. Kendi sınırlarımı zorlamak, yeni taraflarımı keşfetmek çok keyifli.

Genç oyunculara ve oyuncu olmak isteyenlere verebileceğiniz en önemli tavsiye nedir?
Çok okusunlar, çok gözlem yapsınlar. Felsefe, sanat tarihi, mitoloji, sosyoloji… Her şeyden beslenmeleri lazım. Türkiye’nin her bölgesinde lehçeler, beden dilleri değişiyor. Araştırmacı bir ruhla hareket etmeleri gerek. Öğrenci gibi kalmaları şart. Ayrıca bu işin kolektif olduğunu unutmasınlar. Saygı, sevgi, sabır… Ve tabii ki maneviyat. Para, şöhret gelip geçici ama yaptığınız işten ruhsal olarak tatmin olmak çok daha kıymetli.
“Kuruluş Osman” dizisinde Esenbike Hatun karakterini canlandırıyorsunuz. Esenbike Hatun’u oynarken sizi en çok zorlayan veya heyecanlandıran şey ne oldu?
Esenbike Hatun enteresan bir karakter, hiç bana uymayan, benim mizacımda olmayan bir karakter. Bayağı kibirli, herkesi küçük gören, yalnızca kendi doğrularıyla yaşayan biri. Bu kadar sert ve katı bir karakteri canlandırmak başlangıçta beni zorladı çünkü kısa sürede sete dahil oldum. Bir alışma sürem neredeyse hiç olmadı. Ama kostümler, atlar, kılıç ve dönemin atmosferi bana çok güç verdi. Karakterin ruhunu hissettiğim anda her şey yerine oturdu. Zorlayıcı ama bir o kadar da öğretici bir deneyimdi.

Tarihi bir dizide oynamanın, modern yapımlara göre en büyük farkı sizce nedir?
Tarihi projeler, sizi hem fiziksel hem de ruhsal olarak bambaşka bir dünyaya taşıyor. Modern yapımlarda gündelik hayata daha yakınsınız, ama dönem işlerinde atmosferle, kostümle, dil ile dönüşüyorsunuz. Tarihi dizilerde karakterle bütünleşmeniz daha yoğun oluyor. Hele ki at binme, dövüş sahneleri, ağır kostümler derken hem bedensel hem zihinsel bir hazırlık gerekiyor. Ama o dünyaya adım attığınızda, etkisi bambaşka oluyor.
Rolünüz için özel olarak aldığınız bir eğitim (at binme, kılıç kullanma vb.) oldu mu?
Evet, 12 yıl önce de benzer bir dönem işi için at binme, kılıç ve ok eğitimi almıştım. “Kuruluş Osman”da bu bilgi ve becerilerimi tazeleme fırsatım oldu. Set dışında da çiftliğe gidip antrenman yaptım. Aralarda herkes dinlenirken ben kılıç çalışıyordum. Bu tarz fiziksel hazırlıkları çok seviyorum, karaktere başka bir derinlik katıyor. Hâlâ haftada bir gün binicilik derslerine devam ediyorum.

Set ortamı nasıl? Oyuncu arkadaşlarınız ve ekip ile uyumunuzdan bahseder misiniz?
Disiplinli bir set ortamımız var. Herkes işine konsantre, saygılı ve çok özverili. Bu da oyuncu olarak sizi besliyor. Güzel bir denge var. Bana herkes “Ayça Abla” diyor, bu da aramızdaki sevgi ve saygının bir göstergesi. Böyle bir ekip içinde olmak çok kıymetli.
Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri ve Anma Töreni, Sabancı Center’da gerçekleştirildi. Tören kapsamında Sabancı Üniversitesi Onursal Başkanı Merhum Sakıp Sabancı, vefatının 21’inci yılında anıldı. Bu yılki teması “Dönüşen Dünya Düzeninde Değerleri Yeniden Tasarlamak: Neler Korunmalı, Neler Yeniden Değerlendirilmeli ve Tanınmalı?” olan ödül programında Jüri Özel Ödülü, Siyaset Bilimi Profesörü Wendy Brown’ın oldu.
Jüri Özel Ödülü’ne toplumsal kuramcı Wendy Brown layık görüldü
2025 Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri kapsamında Jüri Özel Ödülü’ne bu yıl Institute Advanced Study’de UPS Foundation Kürsüsü Profesörü, akademisyen, siyaset teorisyeni ve toplumsal kuramcı Wendy Brown layık görüldü. Wendy Brown törende yaptığı konuşmada, “Bu ödül için Sabancı Vakfı ve Sabancı Üniversitesi’ne derin teşekkürlerimi sunuyorum. Sakıp Sabancı, gelişen bir demokrasi için açık entelektüel sorgulamayı ve vatandaşların eğitimle gelişimini anlamış ve bunları cömertçe desteklemiş bir insandı. Sabancı Araştırma Ödülleri ve Sabancı Üniversitesi bu değerleri korumak ve yüceltmek için çaba gösteriyor. Ödül kapsamında onurlandırılanlardan biri olmaktan gurur duyuyorum” dedi.
Ödül programının bu yılki temasına da değinen Brown sözlerine şöyle devam etti: “Değerlerin insan yapımı olduğu gerçeğiyle yüzleşmeliyiz. Anlamı yaratanlar bizleriz. Değerleri keşfetmeyiz, ancak değerlere karar verir ve onları onaylarız. Değerlerin insan yapımı olmaları hiçbir şekilde önemlerini azaltmaz. Değerler insan özgürlüğünün temelidir. Sakıp Sabancı değerlerin değerini ve bunları geliştirmede eğitimin değerini biliyordu. Bu anlayış, Sakıp Sabancı Araştırma Ödülleri’nde ve adını verdiği Sabancı Üniversitesi’nin niteliklerinde somutlaşıyor. Böyle kurumları korumak bize düşüyor. Bu kurumlar kelimenin tam anlamıyla yaşamdaki demokrasinin geleceğini barındırıyorlar.”
Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri’nde 2025 yılının Makale Ödülü’ne ise Utrecht Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü’nden Uğur Aytaç, Sabancı Üniversitesi, Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nden Öğretim Üyesi Cenk Özbay ve Sydney Üniversitesi Sosyal ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nden Vafa Ghazavi layık görüldü.
Röportaj: Ahu Çağdaş
İllüstrasyon dünyasında kendine özgü ifade tarzıyla değer gören dünyaca ünlü sanatçı Jason Brooks; Pause derginin bu ayki kapak konuğu. Brooks’un çalışmaları, sanatseverlere sadece estetik bir deneyim sunmakla kalmayıp, aynı zamanda farklı kültürler ve yaşam tarzlarıyla tanıştırıyor. Tokyo, Londra ve New York’ta sergilenen eserleri, onun sanat yolculuğunun önemli bir parçasını oluşturduğu ve İlham kaynaklarının zenginliğini yansıtıyor. Brooks’un tekniği illüstrasyon alanında yeni teknolojileri kullanarak klasik çizim geleneğini modern dijital tekniklerle birleştiren bir tarzı kapsıyor… Özellikle Paris, New York ve Londra’ya adanmış resimli Travelogues üçlemesi, seyahat tutkusunu ve gözlemlerini sanatsal bir dille ifade etme yeteneğini sergiliyor. 2016 yılında Londra Eskiz Defteri ile Victoria & Albert Müzesi Kitabı İllüstrasyon Ödülleri’ni kazanarak sanat dünyasında önemli bir bilinirliği, fark yaratan bir tarafı bulunuyor.
Sanata olan ilgim ve modaya olan tutkumun peşinden ilerlerken, kendisine ulaştığım bu dünyaca ünlü illüstratör, ressam ve heykeltraş sevgili Brooks ile gerçekleştirdiğim röportaj benim için çok çok kıymetli bir çalışma oldu. Kendisine sanata nasıl başladığını, ilham kaynaklarını ve yeniliklerini sordum. Profesyonellerle ele aldığım konuları sizler için paylaşmak benim için özel bir deneyim. Brooks’a bu değerli söyleşi için bir kez daha teşekkür ederim. Sanatçının eserlerinin bulunduğu vizyon dünyasını okumaya hazırsanız, hadi başlayalım… Keyifli okumalar!

Sanata ilgi duyduğunuzu ne zaman ve nasıl fark ettiniz?
İki yaşındayken resim çizmeye başladım. En eski anılarımdan biri; büyük bir kağıdın ortasına kırmızı boya kalemiyle büyük bir yüz çizmektir. Altı yaşındayken ailemle İtalya’ya seyahat ettik. Rönesans resmine, özellikle Floransa’daki Uffizi galerisinde Uccello’nun San Romano Savaşı’na ve Michelangelo’nun heykellerine hayran kaldım.
Çizimler ve kartpostallardan oluşan bir eskiz defteri yaptım. Bu inanılmaz İtalyan yaratıcılığını muhteşem sanatını görmek, duyularımı resimlerin gücüne ve güzelliğine doğru uyandırdı. Ekranlar ve video oyunlarından önceki o erken yaştan itibaren, her zaman çizim yapıyor ve hayal dünyamı keşfediyordum.
Profesyonel bir sanatçı olmak için hangi adımları attınız?
Okulda her zaman okul oyunlarının ve etkinliklerinin kapaklarını çizmek için seçilirdim. Genellikle öğle tatillerinde müdürün odasında oturup okul projeleri için çizim yapardım. Bunlar sadece renkli kâğıda basılırdı ancak; çalışmalarımın yayınlandığı ve tüm ebeveynlerin sanatımı küçük bir kitabın ön yüzünde tuttuğunu gördüğümde yaşadığım heyecanımı halen hatırlıyorum. Ergenliğimin başlarında, insanları hareket halinde çizmekten zevk almaya başladığım için rüzgar sörfü ve spor şirketleri için birkaç ticari projeye başladım. Ayrıca, İngiltere’nin dört bir yanındaki okul kitaplarında basılan haritaları da çizdim. Ve bu çalışmalarım bana ilk gençlik yıllarımda telif hakkı geliri kazanmamı sağladı. Daha sonra üniversitede sanat okudum, önce memleketim Brighton’da temel bir ders aldım sonra da; St Martins’de Grafik Tasarım ve İllüstrasyon alanında Lisans Derecesi, ardından Londra’daki Royal College of Art’tan Yüksek Lisans Derecesi aldım.
Yirmili yaşlarımın başında, hala üniversitedeyken, moda illüstrasyonu dalında Vogue Sotheby’s Cecil Beaton Ödülü’nü kazandım ve British Vogue ile düzenli olarak çalışmaya başladım. Bu, birçok başka komisyona ile çalışmama yol açtı. O zamandan beri şirketler ve markalarla iş birliği yapmanın yanı sıra kendi sanat eserlerimi yaratmakla meşgulüm. Sanırım sır; mümkün olduğunca çizim pratiği yapmak… Hatta aile ve arkadaşlarımın portrelerini yapmak ve ayrıca insanlara, şirketlere yaklaşıp çalışmalarımı göstermekten korkmamaktı. 90’larda ayrıca Londra ve New York’taki dergiler için birçok moda şovunda ve Paris’teki Couture şovlarında çizim yaptım. Bu bana harika bir moda eğitimi verdi ve ayrıca yirmili yaşlarımı geçirmek için çok ilham verici bir yer olan Notting Hill’de yaşadım. Yeni teknolojiye uyum sağlamak da benim için çok önemliydi, özellikle de resim yapmanın yeni bir yolunu sağlayan Photoshop…
Tüm bu deneyimler beni profesyonel bir reklam sanatçısı olmaya yönlendirdi

Yapmadığınız için pişman olduğunuz bir şey var mı? Ve nedir?
Yirmili yaşlarımda New York’a taşınmamak oldu diyebilirim. Moda illüstratörleri için daha az işin olduğu bir zamandı, bu yüzden zor oldu. Ama belki de New York’a taşınmalı ve moda fotoğrafçılığına başlamalıydım!
İnsanları nasıl etkilediğinizi düşünüyorsunuz?
Umarım çalışmalarım insanlara hayal kurmaları ve ilham almaları için ruhlarına dokunur. Hayat muhteşem ve inanılmaz, mucizevi bir gezegende yaşıyoruz. Bu deneyimin güzelliğini kutlamaya çalışıyorum ve insanların; iyimser ruhumla bir bağ kurmasını umuyorum.
Tuhaf olduğunu düşündüğünüz herhangi bir özelliğiniz var mı?
Bazen geceleri gözlerimi kapattığımda, resimlerle dolu güzel bir kitabın sayfalarını karıştırabiliyorum. Sayfalar zihnimde dönerken birbiri ardına çok sayıda harika resim görüyorum. Uyumuyorum ama tüm bu mükemmel şekilde tamamlanmış resimlere bakıyorum ve bu garip aynı zamanda ilham verici. Gözlerimi açarsam büyü bozuluyor. Acaba başkaları da bu tuhaf deneyimi yaşıyor mu diye merak ediyorum? Eşim de benim bazı psişik güçlerim olduğunu düşünüyor ve bunu bana başkaları da söyledi. Sanırım hepimiz farklı derecelerde bunu yaşıyoruz.

Neyi romantik buluyorsunuz?
Bence başka bir insanla gerçek ve samimi bir bağ kurmanın hissi romantiktir.
Gül ve şampanya ile hiçbir ilgisi olmayan, çok daha derin bir histir. Eğer o büyülü hissi paylaşıyorsanız ve birinin gözlerinin içine, kelimeler olmadan bile bakabiliyorsanız ve o zaman nerede olduğunuzun bir önemi yoktur. Biriyle o bağ hissine eşlik eden güzel yerleri veya deneyimleri paylaşmak inanılmaz derecede romantiktir. Belki de tüm resimlerim varoluşun güzelliğini kutlama biçiminde romantik bir unsura sahiptir. Bence romantizm, sanatta, müzikte veya doğadaki güzelliği ruhsal bir düzeyde takdir ederek bağımsız olarak da deneyimlenebilir.
Paranızı en çok neye harcıyorsunuz?
Paramı en çok aileme, sevgili eşim Nila’ya ve 17 ve 21 yaşlarındaki iki harika çocuğuma harcıyorum. Kızım Londra’da üniversitede okuyor, bu pahalı ama seyahat ve eğitime harcanan paranın asla boşa gitmediğini düşünüyorum. Ayrıca sevdiğim şirketlerin hisse senetlerine yatırım yapıyorum, bu alışveriş yapmak gibi hissettiriyor ama ihtiyacım olursa yine de param oluyor. Bunun dışında stüdyomda sakladığım imzalı sanat kitapları ve evimde bulunan sanat eserlerini topluyorum.
En büyük korkunuz nedir?
Sanırım en büyük korkum ailemi geçindirememek ve çocuklarıma hayatta iyi bir başlangıç sağlayamamak. Pratik düzeyde yüksekliklerden hoşlanmıyorum!

Nelerden ilham alırsınız?
Ben kendi kişisel güzellik kavramımdan ilham alıyorum. Seyahat ve sanat yoluyla güzelliği keşfetmek, hiç bitmeyen bir ilham ve kendini ifade etme misyonudur. En büyük ilham kaynaklarımdan biri insan formudur. Çünkü; insanları hareket halinde ve farklı pozlarda çizmeyi seviyorum, bu yüzden müzik ve dans önemli kaynaklardır.
Ayrıca hem ilham alıyorum ve doğal hayatta; denizde, ormanlarda, dağlarda, gökyüzünde güzellik buluyorum. İnsanları ve özellikle kadınları bu doğal güzelliğin bir uzantısı olarak görüyorum. Mutlaka dış görünüşle ilgili olmak durumunda değil; güzel bir ses, bir yetenek veya ilham verici güzel bir kişilik özelliği olabilir.
İlham, doğadan ziyade insanlık tarafından yapılmış bir şey aracılığıyla da gelebilir. Güzel bir daire, bir film, fotoğraf, harika bir araba veya resim gibi şeyleri idealize edilmiş bir şekilde görme eğilimindeyim ve eğer yapabilirsem gerçekliği geliştirmeye çalışıyorum. Bir de hayatta bana ilham veren anlar var. Bir trenin içinden geçen bir görüntü, bir binanın cephesindeki ışık, geceleri pencereler, sokaktaki güzel bir insan, iyi giyimli bir grup insanın arasından geçen bir görüntü, gerçekten sonsuz bir kaynak var benim için… Duyularımızı ayarlayıp fark edersek her yerde ilham vardır.
Ünlü olmak nasıl bir şey?
Çalışmalarım; kişisel tanınırlığımdan daha ünlü… Bu yüzden sanatım insanlara dokunduğunda ve onlara güzel duygular hissettirdiğinde çok mutlu oluyorum. Genellikle insanlar bana sanatımın hayatlarını olumlu yönde etkilediğini ve onlara bir tür mutluluk veya yaratıcı ifadeye doğru bir yön verdiğini söylüyorlar. Bunu duymak çok tatmin edici. Mümkün olduğunca çok insanın beğenisini almak ilham vermek istiyorum ve bunu ünlü markalarla iş birlikleri üzerinden yapmayı seviyorum.
Yıllar boyunca Chanel, Tiffany & Co, Hotel Du Cap Eden Roc, Michael Kors, Sotheby’s ve yapmaya devam ettiğim birçok ünlü lüks markayla çalıştım. Son zamanlarda Beymen ile Noel Kampanyaları için çalışmak da bir zevkti.
Ünlülerin etkili olduğunu düşünüyor musunuz?
Eğer başkalarına olumlu bir şekilde duygular neşe, bilgi getiren bir şey için etkili oluyorsa; o zaman bu alkışlanmalıdır ve bence bu harika bir şey… Kendini ifade etmeyi insanların temel bir ihtiyacı olarak görüyorum. Dolaysıyla; bu bir tür eğitim veya eğlence yoluyla ünlü olmaya yol açıyorsa, bu harika bir şey!

Hobileriniz nelerdir?
Film konusunda gerçekten tutkuluyum ve bir iletişim aracı olarak onu büyüleyici buluyorum. Alfred Hitchcock en sevdiğim film yönetmeni, tam bir dahi… Bu ilgi aynı zamanda sanat eserlerimi de şekillendiriyor ve erken kariyerim reklam filmleri için senaryo çizmekle geçti. Ayrıca; bazen işime kattığım rüzgâr sörfü, tenis ve kayak yapmayı da seviyorum. Okyanus rüzgâr sörfündeki deneyimlerim, deniz ve farklı hava koşullarını yaşamamın, sanatıma, resimlerime gerçekçilik katığını söylemek isterim… Bu özellikle, ana müşterilerimden biri olan ve göz alıcı insanlar, yatlar, helikopterler ve okyanus içeren düzenli reklam sanat eserleri ile bir web sitesi olan Superyachts Monaco için yaptığım çalışmalar da etkilidir. Bunların hepsini resmetmekten büyük keyif alıyorum.
Size ilham kaynağı olan bir şehir veya ülke var mı? Var ise; hangi şehir veya ülke?
Paris, New York ve Tokyo benim gözümde her zaman inanılmaz derecede ilham verici ve göz alıcıdır. Ayrıca; birkaç ay boyunca seyahat ettiğim, İstanbul, Efes, Pamukkale, Afrodisias, Kapadokya, Fethiye, Kaş ve özellikle muhteşem ve büyülü olan gün doğumunu izlediğimiz Nemrut Dağı’nı ziyaret ettiğim Türkiye’nin; bende gerçekten harika anıları var.

Sizi etkileyen bir yaşam deneyiminiz var mı? Bununla ilgili bir tavsiye verebilir misiniz?
Bence iş hayatında dürüst ve güvenilir olmak gerçekten önemli. Yüksek standartları korumak ve her projede elimden gelenin en iyisini yapmak söz konusu olduğunda; biraz mükemmeliyetçi olmak diyebilirim. Hayatın kişisel tarafında, kalbinizi emanet edebileceğiniz, etrafınızda iyi insanları seçmek çok önemlidir.
Bir süper gücünüz olsaydı bu ne olurdu?
İnsanları birbirlerine ve gezegenimize karşı daha şefkatli ve nazik kılma gücüne sahip olmak isterdim.
Hayatınızda hayran olduğunuz kahramanlar var mı?
Annem ve babam ilk kahramanlarımdı. İkisi de çok şık, nazik ve yaratıcı insanlardı ve erken yaştan itibaren yaratıcılığımı teşvik ettiler. Çalışmalarına hayran olduğum ünlü kişiler açısından; Picasso, David Bowie, David Hockney, Matisse, Davinci, Coco Chanel, Karl Lagerfeld, David Bailey, Cristobal Balenciaga ve liste uzayıp gidiyor…
Kahramanlarım; yeteneklerine çok doğrudan ve doğal bir bir şekilde erişebilen, vizyonlarını dünyaya açıklık ve güvenle ileterek kendilerini ifade eden yaratıcı insanlardır.

Hayattaki altın kuralınız nedir?
‘Her zaman parlak tarafa bakın’… Ben doğal bir iyimserim ve hayatın zor anlarında bile güçlü ve iyimser olabilen pozitif insanların yanında kendimi daha rahat hissediyorum.
Bir duruma bakmanın genellikle iki yolu vardır, bu yüzden eğer yapabilirsem etrafımdaki insanları mutlu etmeye ve pozitif kalmaya çalışıyorum. Sanat eserlerimin amacı da insanların kendilerini iyi hissetmelerini sağlamak. Hayal kurmak için iyimser pozitif duygulardan ilham alıyorum.
Yemek yapmayı sever misin? En çok ne pişiriyorsun?
Aslında yemek yapmayı seviyorum. 2020’deki ‘karantina’ sırasında karım ve çocuklarım için yemek yaptığımda bundan gerçekten keyif almaya başladım. Şu anda yapmayı en sevdiğim yemekler Yaki Soba, Lazanya ve Kral Karides Arrabbiata. Zevkim yıllar geçtikçe daha da gelişti ve bol sarımsak ve acı biber içeren güçlü tatları seviyorum.
En çok hangi şehri seviyorsunuz ve yaşamak istiyorsunuz? Neden?
Güney Fransa’nın kıyı şeridini seviyorum ve ışık, mimari ve kültür bana gerçekten ilham veriyor. On yıllardır sanatçılar için ünlü bir yer ve gelecekte bir noktada Nice’in yakınında yaşamayı çok isterim.
En sevdiğiniz veya şimdiye kadar geçirdiğiniz en macera dolu tatil hangisidir?
Yirmili yaşlarımdayken bir televizyon şirketi tarafından 3 ay boyunca Meksika ve Guatemala’da Maya bölgelerini ziyaret etmek ve eskiz defterlerime birçok çizim ve resim yapmak için sponsor oldu. Harika bir maceraydı ve sanat eserim daha sonra televizyon şirketinin yarışmasında birincilik ödülünü kazandı. Her iki ülkenin ve Belize ve Honduras’ın renkleri ve canlılığı asla unutamayacağım değerli bir anı. Eşim ve ben ayrıca Maldivler’e ve balayımız için Seyşeller’e birkaç kez seyahat ettik. Palmiye ağaçları ve ıssız adaların ortamı benim için cennet!
TEMA-K Gönüllüleri, TEMA Vakfı yararına iftar yemeği düzenledi. Yemekten elde edilen gelir ile TEMA Vakfı’nın doğa eğitim programlarına destek verildi.
TEMA Vakfı Doğa Eğitim Programlarına destek sağlamak üzere cemiyet hayatının ünlü isimlerinin oluşturduğu Kaynak Çalışma Grubu (TEMA-K), Mandarin Oriental Bosphorus’da iftar yemeği düzenledi. Şef Ömür Akkor’un lezzetli sunumları eşliğinde gerçekleşen ve cemiyet hayatından birçok ismin katıldığı gecenin geliri, TEMA Vakfı’nın doğa eğitim programlarına aktarıldı.
TEMA-K Gönüllüleri adına konuşan Esra Öztürk, “Siz değerli dostlarımızla bu anlamlı gecede bir araya gelebilmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Kurulduğu günden bu yana, ülkemizde başta toprak olmak üzere tüm doğal varlıklarımızın korunması için çalışan TEMA Vakfı yararına düzenlediğimiz bu geceye katılımınız, iftar yemeğimizi daha da anlamlı kıldı. TEMA Vakfı, çevre konularını temel alarak oluşturduğu eğitim programlarıyla çocuklara ekolojik okuryazarlık konusunda farkındalık kazandırmayı amaçlıyor. Böylece doğayı seven ve koruyan nesillerin yetişmesine katkı sağlanıyor. TEMA-K Gönüllü grubu olarak bizler de 27 yıldır TEMA Vakfı’nın doğa eğitim programlarını desteklemek için çeşitli etkinlikler düzenliyoruz. Bugüne kadar verdiğimiz desteklerle on binlerce çocuğun doğa eğitim programlarına katılmasından büyük mutluluk duyuyoruz. Desteğimizi yıl boyunca düzenleyeceğimiz etkinliklerle sürdüreceğiz.” dedi.
