Yazılar

Fare Teması ve Gizli Bulaş Yollarına Dikkat

Bir yolcu gemisinde tespit edilen ve paniğe neden olan Hantavirüsün, kemirgenler aracılığıyla bulaştığını belirten uzmanlar, dünya genelinde görülebilen bir enfeksiyon olduğunu söylüyor.

En sık bulaş yolu, kemirgen idrarı ve salgılarıyla kirlenmiş tozların solunması olduğuna vurgu yapan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Türkiye dahil Avrupa’da Puumala ve Dobrava-Belgrad virüsleri, Asya’da ise Hantaan virüsü daha çok böbrek tutulumuyla seyreden klinik tablo oluşturur.” dedi. Erken dönemde ateş, kas ağrısı ve sindirim sistemi şikayetleri ile kendini gösterebildiğini aktaran Dr. Mamçu, özellikle riskli alanlarda kemirgen teması ve toz kaldırmaktan kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, son günlerde tüm dünyada salgın korkusuna neden olan hantavirüsün dünya genelindeki yayılımı, bulaş yolları, risk faktörleri ve korunma yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu.

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Hantavirüs enfeksiyonları tüm dünyada görülebilir!

Hantavirüslerin, yıllar içinde birçok ülkede çok sayıda kemirici türünden farklı tiplerde ortaya çıktığını aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Hantavirüs enfeksiyonları tüm dünyada görülebilir. Yıllık vaka sayısı ortalama 30 bindir.” dedi.

İnsanlarda Renal Sendromla Seyreden Kanamalı Ateş (RSHA) ve Kardiyopulmoner Sendrom (HKPS) şeklinde iki farklı klinik tabloya neden olduğunu kaydeden Dr. Mamçu, ülkemizde şu ana kadar RSHA klinik tablosu izlendiğini dile getirdi.

Temel bulaş yolu kemirgenlerin idrar ve salgılarıyla kirlenmiş tozların solunması!

Hantavirüsünün bulaş yolları hakkında bilgi veren Dr. Mamçu, şunları söyledi:

“Kemirgenlerin idrar ve salgılarıyla kirlenmiş tozların solunması temel bulaş yoludur. Bununla birlikte kemirgen idrarıyla kirlenmiş gıdaların tüketilmesi, kemirgen ısırıkları veya çıkarılarının ciltteki açık yaralara temas etmesiyle de bulaş görülebilir. İnsandan insana bulaşma sadece bir tek tür Hantavirüs’te gösterilmiştir.

Kuluçka dönemi 2-4 haftadır. Başlangıçta; ateş, baş ağrısı, şiddetli kas ağrıları, iştahsızlık, bulantı-kusma, ışığa hassasiyet, göz hareketleri ile ağrı ve bulanık görme şikayetleri vardır. Hastalara genellikle bu dönemde tanı konur. Ciltte döküntüler ve idrar miktarında azalma olabilir. Kanama, hastaların yüzde 10’unda görülür. Hantavirüse karşı henüz etkili bir ilaç ya da aşı geliştirilmemiştir. Hastalara destek tedavisi uygulanır. Ölüm oranı yüzde 1’den azdır. Kuzey Amerika’da Sin Nombre Hantavirüsü, Güney Amerika’daysa insandan insana bulaşabilen Andes Hantavirüsü daha çok ağır akciğer tutulumuyla seyreden, daha ölümcül olan bir klinik tabloya neden olur. Türkiye dahil Avrupa’da Puumala ve Dobrava-Belgrad virüsleri, Asya’da ise Hantaan virüsü daha çok böbrek tutulumuyla seyreden klinik tablo oluşturur.”

Virüsün yayılması insan davranışlarına bağlı!

Hantavirüs hastalığından etkilenen tüm ülkelerde, yıllık vaka sayıları ve etkilenen bölgelerin her yıl değişebildiğine işaret eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu farklılıklar iklim faktörlerine (yağış, sıcaklık), doğal rezervuar olan kemirgen türlerinin coğrafi dağılımına, kemirgen popülasyon dinamiklerine, sosyal gelişmeye ve kemirgen ile insan etkileşimini artıran insan davranışlarına bağlıdır. Farelerin yoğun olduğu havasız ortamlarda enfekte hayvanların salgılarına temas edilmesi veya viral partiküllerin solunması başlıca bulaş yoludur.” dedi.

Hantavirüsü enfeksiyonunda erken teşhisin önemli olduğuna vurgu yapan Dr. Mamçu, “Şüpheli vakalarda gözlerde kızarma, döküntü, sırt ve bel ağrısı, tansiyon düşüklüğü ve bilinç değişikliği durumunda bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır. Laboratuvar testleri ve PCR ile kolayca tanı konur.” şeklinde konuştu.

Farelerin bulunabileceği riskli alanlarda toz kaldırılmamalı!

Korunmanın temel yolunun ise kemirgenlerle teması önlemek, hastalığın bulaşında rol alan farelerin evlerden ve insanlardan uzak tutulmasını sağlamak olduğuna dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu sözlerini şöyle tamamladı:

“Ev içinde farelerin bulunması açısından çatı katı, bodrum, kiler, odunluk ve ahır gibi riskli alanların temizliğinden önce yarım saat ortamın havalandırılması, özellikle süpürme gibi toz kaldıracak yöntemlerden kaçınılması önemlidir. Toz kaldıracak işlemler öncesinde ıslatma, maske takılması, süpürme yerine mümkünse çamaşır suyu ile ıslatılmış bezle silme veya yıkama önerilir.

Genel olarak el temizliğine dikkat edilmeli, canlı veya ölü farelere çıplak elle dokunulmamalı, dokunulduğu takdirde eller bol sabunlu su ile yıkanmalı, tuvaletlerde lağım farelerinin evlere ulaşmasını engelleyecek şekilde tek yönlü tuvalet kapağı kullanımı yaygınlaştırılmalı.”

 

#Hantavirüs #EnfeksiyonHastalıkları #SağlıkHaber #KemirgenTeması #TozSoluma #BöbrekSağlığı #AkciğerTutulumu #ErkenTeşhis #ÜsküdarÜniversitesi #DrDilekLeylaMamçu #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Tuba Önder Demircioğlu “Encounter II”

Uluslararası seramik sanatçısı Tuba Önder Demircioğlu ve mimar-tasarımcı Fahrettin Aykut, Londra’da yeni bir sanat buluşmasına imza atıyor. Fahrettin Aykut’un küratörlüğünü üstlendiği “Encounter II” sergisi, 12–16 Mayıs tarihleri arasında Gallery Marquess’te izleyiciyle buluşacak.

Sergi, önceden belirlenmiş bir kompozisyon yerine anın içinden doğan sezgisel karşılaşmaları merkeze alıyor. Tuba Önder Demircioğlu’nun kalıp kullanmadan, kontrol ile rastlantı arasındaki kırılgan dengede şekillendirdiği seramik yüzeyler; elin ritmini, bedenin izini ve malzemenin direncini görünür kılıyor. Bu üretim dili, biçimsel kusursuzluk yerine dönüşümün kendisine odaklanarak üretimin doğal hafızasını sanatın merkezine taşıyor.

Fahrettin Aykut’un küratöryel kurgusuyla şekillenen “Encounter II”, izleyiciyi kesin anlamların ötesinde yaşayan bir düşünce alanına davet ediyor. Eserler, tamamlanmış bir anlatı sunmak yerine izleyiciyle yeniden kurulan çok katmanlı bir deneyim öneriyor. Zaman, hareket ve dönüşümle kurulan bu organik bağ, sergiyi sezgisel bir keşif alanına dönüştürüyor.

 

#EncounterII #TubaÖnderDemircioğlu #FahrettinAykut #GalleryMarquess #SeramikSanatı #ÇağdaşSanat #LondraSanat #SanatSergisi #Küratörlük #SanatHaber #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Kadın Palyaçolar Sergisi Gama Gallery’de

Çağdaş mozaik sanatçısı Gözde Tolan küratörlüğünde hazırlanan kolektif sergi Kadın Palyaçolar, 21 Mayıs’ta Gama Gallery’de sanatseverlerle buluşuyor. 19 sanatçının 40 eserle yer aldığı seçki, gündelik yaşamda taşınan yüzlere ve parlak kabukların ardında biriken sessiz anlatılara odaklanıyor.

Carl Gustav Jung’un “Persona” kavramı ve “Palyaço” arketipinden beslenen sergi, görünür kimlik ile içsel ses arasındaki eşiği aralıyor. Kadınların toplumsal yaşamda üstlendiği rollerin yarattığı görünmeyen ağırlıklara ışık tutan eserler, izleyiciyi yüzeyin ötesini görmeye davet ediyor.

Doğal taş, cam, yarı değerli taş, kumaş ve seramik gibi farklı malzemelerin bir araya gelişi, parçalı bir varoluşu hatırlatan güçlü bir dil kuruyor. Sergi aynı zamanda toplumsal bir fayda misyonu taşıyor: elde edilecek gelirin bir bölümü Hatay’da kadınların güçlenmesine yönelik projelere destek sağlamak üzere Birİz Derneği’ne bağışlanacak.

Sergi Alanı: Gama Gallery

Adres: Turnacıbaşı Cd. No: 21 Beyoğlu/İstanbul

Tarih: 21 Mayıs – 20 Haziran 2026

Ziyaret saatleri: Pazar günleri hariç 12:00 – 18:00 arası

 

 

#KadınPalyaçolar #GamaGallery #SanatSergisi #GözdeTolan #ÇağdaşSanat #Persona #PalyaçoArketipi #KadınSanatçılar #SanatVeToplum #BirİzDerneği #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Çocuklarda Kalp Hastalıkları: Erken Belirtilere Dikkat

Ülkemizde son yıllarda çocuklarda kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Geçmişte sadece ileri yaş hastalığı olarak bilinen kalp hastalıkları, artık gençlerde de kapıyı çalıyor hatta çocuk yaşta kalp krizi vakalarıyla da karşılaşılabiliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin genetik etkenlerin yanı sıra günlük yaşamda yapılan bazı hataların da kalbe ciddi zararlar verebildiğini belirterek “Çocuklarda kalp hastalıkları çoğu zaman sinsi ilerlemektedir. Özellikle çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, bayılma ve spor yaparken zorlanma gibi kalp hastalığının belirtileri olabilecek şikayetler varsa mutlaka Çocuk Kardiyolojisi uzmanına başvurulmalı, ‘büyüme döneminde olur’ gibi yanlış bir algıya kapılıp zaman kaybedilmemelidir” diyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin, günümüzde çocuk kalbini tehdit eden 9 etkeni, hatalı davranışları ve erken tanı için ailelerin dikkat etmeleri gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Murat Şahin

Dr. Murat Şahin

Hazır ve paketli gıdaların aşırı tüketimi

Hazır gıdalar; yüksek tuz, şeker ve trans yağ içerdiklerinden çocukların damar yapısını olumsuz etkiler, zamanla damar sertliğine zemin hazırlayarak kalp hastalıklarının erken yaşta başlamasına neden olabilir. Bu tarz paketli ürünler, aşırı tuz içeriğinden dolayı çocukluk çağında da tansiyon yüksekliğine yol açabilmektedir. Bu nedenle çocuğa ev yapımı, doğal ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırılmalı, paketli ürünler sınırlandırılmalıdır.

Hareketsiz yaşam tarzı

Tablet, telefon ve bilgisayar başında uzun süre hareketsizlik kalbin yeterince çalışmamasına, dolaşım sisteminin zayıflamasına yol açar, obezite riskini artırır. Ayrıca hareketsiz yaşam tarzı nedeniyle kardiyovasküler sistem ayarı kendini hep istirahatte gibi algıladığı için, ani hareketlerde baş dönmesi, göz kararması ve bayılma da görülebilmektedir. Çocukların açık havada her gün 60 dakika aktif hareket etmesi ve düzenli spor yapmaları desteklenmelidir.

Çocukluk çağı obezitesi

Fazla kilo, kalbin üzerine ekstra yük bindirir. Obez çocuklarda yüksek tansiyon, kolesterol ve insülin direnci gibi kalp hastalıklarını tetikleyen riskler daha erken ortaya çıkar. Çocukların sağlıklı ve dengeli beslenmesi, ekran süresinin azaltılması ve spora yönlendirilmeleriyle kilolarının olması gereken ideal seviyeye ulaşmaları sağlanmalıdır.

Aşırı tuz tüketimi

Yapılan bilimsel çalışmalar; fazla tuz tüketiminin çocuklarda da yüksek tansiyona neden olabileceğini, bu durumun uzun vadede kalp ve damar sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini gösteriyor. Yemeklere ekstra tuz eklenmemesi, hazır atıştırmalıkların tuz oranına dikkat edilmesi ve başta cips olmak üzere aşırı tuzlu atıştırmalıklardan uzak durulması konusunda bilinçlendirilmeleri çok önemlidir.

‘Büyüme döneminde olur’ algısı

Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin “Çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı veya bayılma gibi belirtiler çoğu zaman ‘büyüme dönemi’ denilerek göz ardı edilebiliyor. Oysa bu belirtiler kalp hastalıklarının erken sinyalleri olabileceğinden, bu tür şikayetler mutlaka ciddiye alınmalı ve vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır” diyor.

Şekerli ve gazlı içecekler

Şekerli, gazlı ve kolalı içecekler hem kilo artışına hem de metabolik dengesizliklere yol açarak kalp sağlığını dolaylı olarak bozar. Ayrıca insülin direnci ve diyabet riskini artırır. Kafeinli içeceklerin de çocuk beslenmesinde yeri yoktur. Çok fazla kahve tüketimi çocuklarda ritim bozukluklarını tetikleyebilmektedir. Su, ayran ve doğal içecekler tercih edilmeli; şekerli içecekler alışkanlık haline getirilmemelidir.

Yetersiz uyku

Yeterli ve kaliteli uyku çocukların kalp sağlığı için de kritik öneme sahiptir. Yetersiz uyku; stres hormonlarını artırarak kalp ritmini ve tansiyonu olumsuz etkileyebilir. Ayrıca çok geç uyuma alışkanlığı olan çocuklarda, vücudun biyolojik ritmi bozulabilmektedir. Bu nedenle mutlaka çocuğun yaşına uygun düzenli uyku saatleri oluşturulmalı ve uyku hijyenine dikkat edilmelidir.

Duruş ve oturuş bozukluğu

Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin “Çocuklar uzun süre tablet, telefon ve bilgisayar başında oturma sırasında, eğilerek bel desteksiz oturdukları için omurgada eğrilikler ve göğüs kafesi şekil bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Bu duruş ve oturuş bozuklukları, çocuklarda göğüs ağrısını tetikleyebilmektedir” diyor.

Ailede kalp hastalığı öyküsünü göz ardı etmek

Genetik faktörler çocuklarda kalp hastalıkları açısından önemli bir risk oluşturur. Ailede erken yaşta kalp hastalığı varsa ya da ailede doğuştan gelen kalp hastalığı olan bireyler varsa çocuk da risk altında olabilir. Bu nedenle, aile öyküsü mutlaka doktora belirtilmeli ve çocuk düzenli kontrollerden geçirilmelidir.

Çocuklarda kalp sağlığı için 3 kritik test

Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin, çocuklarda kalp sağlığı için 3 kritik testi şöyle açıklıyor;

EKG (Elektrokardiyografi): Ritim bozuklukları, düzensiz kalp atımı ve bazı yapısal sorunlar hakkında bilgi verir. Çarpıntı, bayılma, göğüs ağrısı veya ani halsizlikte ilk tercih edilen, hızlı ve ağrısız bir testtir. Göğüse yerleştirilen elektrotlarla kalp ritmi değerlendirilir.

EKO (Ekokardiyografi): Kalbin yapısı ve işleyişini ultrasonla gösterir. Kapaklar, kalp kası, doğuştan kalp delikleri ve kan akışı incelenir. Üfürüm (kalpte ses), nefes darlığı, morarma veya gelişme geriliği varsa bu test büyük önem taşır.

Efor Testi (Gerekli Durumlarda): Egzersiz sırasında kalbin performansını ve ritmini değerlendirir. Genellikle koşu bandında yürüyerek yapılır. Aktif spor yapan veya çabuk yorulan çocuklarda hayati önem taşıyabilir. Spor öncesi değerlendirmelerde de tercih edilir.

 

#ÇocukKalpSağlığı #KalpHastalıkları #ÇocukKardiyolojisi #ErkenTanı #KalpKrizi #GençlerdeKalpSorunları #SağlıklıYaşam #KalpSağlığı #ÇocuklardaKalpKrizi #KalpAlarm #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Bu hatalar gençlerde insulin direnci nedeni!

Modern yaşam tarzının etkisiyle insülin direnci artık küresel bir sağlık sorunu haline geldi. Dünya genelinde erişkinlerin yaklaşık yüzde 25–35’inde insülin direnci olduğu tahmin ediliyor. Kesin tanı verileri değişiklik göstermekle birlikte ülkemizde de yaklaşık her 3 kişiden 1’inin insülin direnci veya prediyabet, bir başka deyişle ileride tip 2 diyabet gelişme riskini gösteren metabolik bir tablo sürecinde olduğu düşünülüyor. Üstelik çağımızın önemli bir problemi olan insülin direnci artık yalnızca ileri yaşlarda değil; 20’li yaş grubunda, ergenlik döneminde, hatta çocukluk çağında da giderek daha sık görülüyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, erken yaşta başlayan insülin direncinin ilerleyen yıllarda ciddi hastalıklara zemin hazırladığına dikkat çekerek, “İnsülin direnci ne kadar erken başlarsa; tip 2 diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkma yaşı da o kadar erkene kaymaktadır. Ayrıca, uzun süreli metabolik yük, organ hasarını da hızlandırmaktadır. Bu nedenle, insülin direncini önlemek için çocukluk ile ergenlik döneminde sağlıklı beslenmek ve aktif bir yaşam sürmek son derece önemlidir” diyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Dr. Belgin Küçükkaya

Hücre içi sinyal iletimi bozulunca…

İnsülin direncinin oluşumundaki temel mekanizma, hücre içi sinyal iletimindeki bozulma olarak açıklanıyor. Normalde pankreasın ürettiği insülin hormonu, kandaki şekeri (glikoz) hücrelerin içine taşıyarak enerji olarak kullanılmasını sağlıyor. Ancak özellikle karın çevresindeki yağ dokusunun artmasıyla gelişen inflamasyon, serbest yağ asitleri ve bazı hormonlar, insülinin hücreler üzerindeki etkisini azaltıyor. Bu durum pankreasın daha fazla insülin üretmesine yol açıyor. Ancak artan insüline rağmen kas, yağ ve karaciğer hücreleri bu hormona yeterince yanıt veremiyor. Sonuç olarak kandaki şeker hücrelere taşınamıyor. Pankreas sürekli daha fazla insülin üretse de etkili sonuç alınamıyor ve bu durum zamanla kan şekerinin normalden yüksek seyretmesine neden oluyor.

Gençlerde en önemli nedenlerine dikkat!

Günümüzde insülin direncinin en önemli risk faktörleri arasında fiziksel hareketsizlik, hatalı beslenme (yüksek kalorili ve rafine karbonhidrat ağırlıklı gıdalar) genetik yatkınlık, uyku düzensizliği ve stres yer alıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, insülin direncinin gençlerde görülen artışın temel nedenlerini şöyle sıralıyor: “Fast-food tüketiminin yaygınlaşması, özellikle paketli gıdalar ve kolalı içeceklerin tüketilmesi, ekran başında geçirilen sürenin artması ve fiziksel aktivitenin azalması gençlerde oluşan insülin direncinin en önemli sebeplerini oluşturmaktadır. Bu etkenler doğrudan metabolik sistemi etkilemelerinin yanı sıra karın bölgesinde yağlanmaya yol açmaktadırlar. Karın bölgesindeki yağlar insülinin etkisini bozan hormonlar ve inflamatuar maddeler salgılamaktadır. Ayrıca araştırmalar, çocukluk çağı obezitesindeki artışa paralel olarak gençlerde insülin direncinin daha sık görüldüğünü göstermektedir.”

Bel çevresinde yağlanma varsa, zaman kaybetmeyin!

İnsülin direnci çoğu zaman sinsi ilerliyor ve uzun süre fark edilmeyebiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, insülin direnci belirti verdiğinde ise gelişen sorunları şöyle sıralıyor: “En yaygın belirtiler; yemek sonrası uyku hali ve halsizlik, tatlı krizleri, karın bölgesinde yağlanma ile kilo vermede zorlanmadır. Yorgunluk ve dikkat azalması da insülin direncine bağlı gelişebilmektedir.”  Dr. Belgin Küçükkaya, ancak bu belirtilerin sıklıkla göz ardı edildiği için insülin direncine çoğunlukla geç tanı konulduğunu vurguluyor.  Oysa erken dönemde yapılacak yaşam tarzı değişikliğiyle insülin direnci büyük ölçüde geriletilebiliyor. Bu sayede diyabet ve kalp hastalıkları gibi ciddi komplikasyonların önüne geçmek  mümkün olabiliyor. Dr. Belgin Küçükkaya, erken tanı için özellikle ailede diyabet öyküsü ve bel çevresinde yağlanma artışı varsa zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Tedavide ilk basamak: Yaşam tarzı değişikliği

İnsülin direncinin tedavisinde amaç, insülin duyarlılığını artırmak ve metabolik dengeyi sağlamak.  İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, tedavi sürecinde yaşam tarzı değişikliğinin ön plana çıktığını belirterek, şu bilgileri paylaşıyor:  “İnsülin direncinde  en etkili yaklaşım, beslenme ve fiziksel aktivite değişikliğidir. Glisemik indeksi düşük beslenmek, şekerli içeceklerden kaçınmak, haftada en az 150 dakika egzersiz yapmak ve yeterli süre uyumak, insülin direncinin kontrol altına alınmasında kritik rol oynamaktadır. Stres yönetimi de tedaviyi desteklemektedir. Gerekli durumlarda ilaç tedavisine başvurulmaktadır.”

İnsülin direncine karşı 6 önemli kural!

  • Haftada en az 150 dakika düzenli fiziksel aktivitede bulunmak
  • Dengeli ve düşük glisemik indeksli beslenmek
  • Şekerli içeceklerden uzak durmak
  • Paketli ve işlenmiş gıda tüketimini azaltmak
  • Sağlıklı kiloyu korumak
  • Yeterli uyumak ve stres yönetimine dikkat etmek

 

#İnsülinDirenci #GençlerdeObezite #Tip2Diyabet #Prediyabet #KalpDamarSağlığı #SağlıklıBeslenme #Egzersiz #UykuDüzeni #StresKontrolü #SuTüketimi #FastFoodAzalt #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

PCOS Sessizce İlerliyor: Milyonlarca Kadının Hayatını Etkiliyor

Kadınlarda üreme çağında en sık görülen hormonal rahatsızlıklardan biri olan Polikistik Over Sendromu, yalnızca adet düzensizliğiyle sınırlı kalmayan etkileri nedeniyle giderek daha önemli bir halk sağlığı konusu olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, hastalığın erken dönemde fark edilmesinin hem kadın sağlığını korumada hem de ilerleyen dönemlerde oluşabilecek ciddi sağlık sorunlarını önlemede kritik rol oynadığını belirtiyor.

Central Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ayça Özgürel Bozkurt, PCOS’un kadınlarda hormonal sistemi etkileyen kronik bir rahatsızlık olduğunu ifade ederek toplumdaki farkındalığın artırılması gerektiğini söyledi.

“Polikistik Over Sendromu, kadınlarda yumurtlama düzenini bozan ve hormon dengesini etkileyen yaygın bir sağlık sorunudur. Hastalar çoğunlukla adet düzensizliği, kilo alma, aşırı tüylenme, akne veya gebe kalmada güçlük şikâyetleriyle başvuruyor. Ancak PCOS yalnızca jinekolojik bir problem değildir; metabolik ve psikolojik etkileri de olan çok yönlü bir hastalıktır.”

PCOS’un belirtileri kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor. Bazı kadınlarda yalnızca adet düzensizliği görülürken, bazı hastalarda hormon bozukluklarına bağlı daha belirgin fiziksel ve metabolik değişimler ortaya çıkabiliyor.

Op. Dr. Ayça Özgürel Bozkurt

Op. Dr. Ayça Özgürel Bozkurt

En sık görülen belirtiler arasında şunlar yer alıyor:

Seyrek adet görme veya uzun süre adet olamama

Yumurtlama düzensizliği

Aşırı tüylenme

Akne ve cilt yağlanması

Saç dökülmesi

Kilo artışı ve kilo vermede zorlanma

İnsülin direnci

Halsizlik ve enerji düşüklüğü

Gebe kalmada güçlük

Kaygı ve depresif belirtiler

Central Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ayça Özgürel Bozkurt, özellikle ergenlik döneminden itibaren görülen düzensiz adetlerin “geçici” düşüncesiyle göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Çünkü erken dönemde kontrol altına alınmayan PCOS, ilerleyen yaşlarda daha ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabiliyor.

“PCOS hastalarında insülin direnci oldukça sık görülüyor. Bu durum zaman içerisinde tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği ve kalp-damar hastalıkları riskini artırabiliyor. Ayrıca düzensiz yumurtlama nedeniyle doğurganlık sorunları da ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle hastaların yalnızca kısa vadeli şikâyetler açısından değil, uzun dönem sağlık riskleri açısından da takip edilmesi gerekiyor.”

Tanı sürecinde hormonal kan testleri, ultrason incelemeleri ve metabolik değerlendirmeler yapılıyor. Tedavi sürecinin kişiye özel planlandığını belirten Central Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ayça Özgürel Bozkurt yaşam tarzı değişikliklerinin önemine de vurgu yaptı:

“PCOS tedavisinde yalnızca ilaç yeterli olmayabiliyor. Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, ideal kilonun korunması ve düzenli uyku hormonal denge üzerinde oldukça olumlu etkiler sağlayabiliyor. Özellikle kilo kontrolü sağlanan hastalarda adet düzeninin ve yumurtlama fonksiyonlarının belirgin şekilde düzeldiğini görüyoruz.” Pcos için erken tanı yaşamı olumlu yönde etkiliyor.

 

#PCOS #PolikistikOverSendromu #KadınSağlığı #HormonalDenge #ErkenTanı #SağlıklıYaşam #ÜremeSağlığı #MetabolikSağlık #AdetDüzensizliği #Farkındalık #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Rahşan Düren’in “Play Again” Sergisi Venedik’te Açıldı

Sanatçı Rahşan Düren’in yeni üretimlerinden oluşan “Play Again” sergisi, Venedik Bienali ile eş zamanlı olarak San Clemente Palace’ta sanatseverlerle buluştu. Açılış, uluslararası sanat çevrelerinden ve koleksiyonerlerden yoğun ilgi gördü. Sanat profesyonelleri, küratörler ve davetliler sergiyi ilk deneyimleyen isimler arasında yer aldı.

San Clemente’nin tarihi atmosferinde gerçekleşen sergi, Düren’i uluslararası sanat sahnesinde güçlü bir bağlama konumlandırıyor. Sanatçının içsel ve dışsal dünyalar arasındaki gerilimleri ele aldığı seçki, oyun kavramı üzerinden yeniden deneme, başa dönme ve yeniden kurma fikrini merkeze alıyor. Toplamda 2 heykel ve 47 resimden oluşan sergi, mekânla kurduğu ilişki sayesinde izleyiciye sürükleyici bir deneyim sunuyor.

Açılışta sanat ve iş dünyasından Siren Ertan Kayalar, Nazan Ölçer, Sevim Uyar, Selim Uyar, Aydın Esen gibi isimler yer aldı. Program, 11. yüzyıldan kalma özel kilisede Aydın Esen’in piyano resitali ile devam etti; ardından davetliler Venedik’in seçkin restoranlarından La Feluca’da kutlama yemeğinde buluştu.

Sergi, Venedik’teki açılışın ardından 20 Mayıs’ta İstanbul Tarhan Han’da yeni bir bölümle izleyiciyle buluşacak. Böylece “Play Again” kavramsal yolculuğunu farklı mekânsal bağlamlarda genişletmeye devam edecek.

#RahşanDüren #PlayAgain #VenedikBienali #SanClementePalace #ÇağdaşSanat #SanatHaberleri #İstanbulSanat #AydınEsen #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

İntizar’dan Yeni Tekli: Müebbet

Sevilen sanatçı İntizar, trend listelere giren “Bıçak” ile yakaladığı çıkışın ardından yeni teklisi “Müebbet” ile müzik dünyasındaki iddiasını sürdürüyor. Sony Music Türkiye etiketiyle yayımlanan şarkının söz ve müziği İntizar’a ait. Düzenlemede Tarık İster, mix ve masteringde ise Utku Ünsal imzası bulunuyor.

Arabesk sound’un güçlü damarını modern bir anlatımla buluşturan “Müebbet”, ilk bakışta başlayan ve kaçınılmaz bir yazgıya dönüşen aşkı merkezine alıyor. Yoğun duygusal geçişleriyle dikkat çeken şarkı, dinleyiciyi ilk andan itibaren içine çeken çarpıcı bir atmosfer yaratıyor. Müebbet, tüm dijital müzik platformlarında yayında.

#İntizar #Müebbet #YeniŞarkı #SonyMusicTürkiye #ArabeskPop #MüzikHaberleri #TürkMüziği #DijitalPlatformlar #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Edebiyat ve Rock Müziği Buluşturan Proje

Türk rock müziğinin önde gelen isimlerinden Demir Demirkan, edebiyat ve müziği buluşturduğu özel projesi “Zamanda Saklı” albümünü dinleyicilerle paylaştı. Sanatçının geçtiğimiz yıl yayımlanan aynı adlı kitabından ilham alan albüm, romanın bölümlerini müzikal bir anlatıya dönüştürüyor.

Toplam 10 şarkıdan oluşan albüm, zaman, seçimler ve içsel yüzleşmeler üzerine bir yolculuk sunuyor. Daha önce yayımlanan “Yüreğime Vur Kadehi”, “Suçlusun”, “İki Yürek Bir Ömür” ve “Çok Güzelsin” gibi parçalar albümde yer alırken; “Tesadüfler De Tercihtir”, “Kendime Tutsak”, “Neden?”, “İnan”, “Zamana Sakladım” ve “Çaren Yok” şarkılarıyla hikâye tamamlanıyor.

Söz, müzik, düzenleme ve prodüksiyonun tamamına Demir Demirkan imza atarken; davulda Onur Akça, miks aşamasında Tarkan Gözübüyük, mastering’de ise Evren Göknar katkı sağladı. Albüm, 8 Mayıs 2026 itibarıyla Sony Music Türkiye etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında.

#DemirDemirkan #ZamandaSaklı #YeniAlbüm #TürkRock #SonyMusicTürkiye #MüzikHaberleri #EdebiyatVeMüzik #DijitalPlatformlar #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yüzüstü uyamak keratokonusu tetikleyebiliyor!

Pek çoğumuzun adını bile duymadığı, geçmişte ‘nadir hastalık’ olarak kabul edilen Keratokonus, günümüzde gelişen teknoloji sayesinde çok sık tanı konulan ilerleyici bir göz hastalığı olarak öne çıkıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Semra Akkaya Turhan, korneanın incelerek öne doğru sivri (konik) bir şekil almasına yol açan Kerakotonusa yönelik hastaların şikayetlerini şu sözlerle ifade ediyor: “Gözlük numaram çok sık değişiyor”, “Tek gözümle baktığımda harflerin gölgesi var, çift görüyorum”, “Geceleri farların etrafında haleler ve parıltılar oluşuyor, araba kullanmakta zorlanıyorum”, “Parlak ışıkta gözlerim kamaşıyor, sisli görüyorum”, “Astigmatım her kontrolde artıyor, gözlük işe yaramıyor.”

Son yıllarda ekran kullanımının artması, alerjik göz hastalıklarının yaygınlaşması ve kornea topografisiyle erken tanı konulabilmesi dolayısıyla keratokonus hastalarının sayısının ciddi ölçüde arttığını belirten Prof. Dr. Turhan, keratokonusa zemin hazırlayan 6 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Semra Akkaya Turhan

Prof. Dr. Semra Akkaya Turhan

  •  Gözleri sık ve sert ovuşturmak

Gözleri kaşımak ya da bastırarak ovuşturmak, gözün önündeki saydam tabakayı (kornea) zamanla inceltir ve zayıflatır. Araştırmalar; gözleri ovuşturmanın sağlıklı kişilerde bile hastalığın gelişmesini kolaylaştırdığını göstermektedir. Kaşıntı hissinde gözü ovuşturmak yerine soğuk kompres yapılmalı ve hekime başvurulmalıdır.

  • Göz alerjisini ve atopik hastalıkları tedavisiz bırakmak

Polen alerjisi, atopik dermatit, egzama, astım ve kronik alerjik konjonktivit, gözde kaşıntıya neden olur ve bu da kişiyi sürekli gözünü ovuşturmaya iter. Bu kısır döngü korneaya zarar verir.  Keratokonus hastalarının önemli bir bölümünde atopi öyküsü mevcuttur. Alerjinin doğru ilaç ve çevresel önlemlerle kontrol altına alınması ovuşturma isteğini keser ve ilerlemeyi yavaşlatır.

  • Yüzüstü veya göze baskı yaparak uyumak

Yüzüstü uyumak ya da uyurken eli göze bastırmak, korneaya sürekli baskı uygulanmasına neden olur. Bu durum zamanla göz yapısını zayıflatabilir ve hastalığın ilerlemesine yol açar.

  • Gözleri güneşten korumamak

Güneşin zararlı UV ışınları, gözün ön tabakasına (kornea) zarar verebilir ve yapısını zayıflatabilir. Genetik yatkınlığı olanlarda ise kornea biyomekaniğini hızla zayıflatabilir. Bu nedenle sadece yazın değil, yıl boyunca UV400 ve CE sertifikalı kaliteli bir güneş gözlüğü kullanmak önemlidir. Çocuklara da küçük yaştan itibaren bu alışkanlık kazandırılmalıdır.

  • Göz numarasındaki değişiklikleri önemsememek

Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Semra Akkaya Turhan “10–25 yaş aralığında her kontrolde artan miyopi-astigmat, düzensiz astigmat ya da gözlüklü görme keskinliğinin düşmesi keratokonusun en erken işaretidirGözlük numaraları sık değişen ve astigmatizma artışı olan ergen ve genç erişkinlerde yılda bir kornea topografisi içeren tam muayene şarttır; erken tanı sayesinde hastalığın ilerlemesi durdurulabilir” diyor.

  • Aile öyküsünü göz ardı etmek

Birinci derece akrabalarında keratokonus olanlarda risk kat kat artar. Bu nedenle ailede böyle bir durum varsa, gözle ilgili herhangi bir şikayet olmasa bile düzenli göz kontrolleri yaptırmak çok önemlidir. Bu sayede erken tanı mümkün olur ve tedavi edilebilir.

Keratokonus’un tanı ve tedavisinde heyecan verici gelişmeler!

Günümüzde teknoloji ve tıp alanında ilerlemeler sayesinde keratokonus artık belirtiler ortaya çıkmadan, çok erken dönemde tespit edilebiliyor.  Prof. Dr. Turhan, tedavideki yenilikleri şöyle özetliyor: “Tedavide kornea çapraz bağlama (CXL) ilerlemeyi durdurmada altın standart haline geldi. Bu yöntemin daha hızlı ve farklı tekniklerle uygulanan çeşitleri sayesinde çocuklarda da güvenle uygulanabilir. Ayrıca kornea içine yerleştirilen halkalar, özel lazer tedavileri, göz içine yerleştirilen lensler ve gelişmiş kontakt lensler sayesinde hastaların büyük çoğunluğu kornea nakline ihtiyaç duymadan iyi bir görme seviyesine ulaşabiliyor. Gerekli durumlarda yapılan yarım kat kornea nakli yöntemi ise klasik nakillere göre daha güvenli ve daha uzun ömürlü sonuçlar sunuyor.”

 

#Keratokonus #GözSağlığı #Astigmat #AcıbademAltunizade #ProfSemraAkkayaTurhan #GözHastalıkları #ErkenTanı #SağlıkHaberleri #GözlükNumarası #GözKamaşması #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity