Yazılar

‘25’inci yılımda ikinci baharımı yaşamak istiyorum’

Türk popunun güçlü seslerinden Ziynet Sali kariyerinin 25’inci yılını yeni şarkısı ‘Müptelanım Bilgine’yle kutluyor. Sali sözlerinden müziğine hatta klibine kadar buram buram nostalji kokan yeni şarkısı için “Ses rengimi, duygumu, şarkıcılığımı gösteren tam bir Ziynet Sali şarkısı oldu” diyor

Ziynet Sali kısa bir süre önce yeni şarkısı “Müptelanım Bilgine” yi yayımladı. Kıbrıs’tan İstanbul’a uzanan kariyerinde bugüne kadar ‘Ağlar mıyım Ağlamam’, ‘Beş Çayı’, ‘Daha Nasıl Sevebilirim’ ve elbette ‘Amman Kuzum’ gibi birçok hit şarkıyı yorumladı. 2024’te eserleri en çok çalınan kadın sanatçı olan Sali’yle kariyerinin kilometre taşlarını ve dijital çağla birlikte dönüşen müzik dünyasını konuştuk.

Ziynet Sali

Yeni şarkınızın söz ve müziği Mabel Matiz’in. Nasıl bir araya geldiniz?

Mabel benim zaten çok uzun zamandır tanıştığım, görüştüğümüzde de böyle sarıp sarmaladığım bir arkadaşımdı. Uzun zamandır şarkı için konuşuyorduk, araya pandemi girdi. Pandemiden sonra tekrar görüştük. Sağ olsun, şarkıyı hazırladı. Ses rengimi, duygumu, şarkıcılığımı gösteren tam bir Ziynet Sali şarkısı oldu.

Dinleyici yorumlarına baktım, çoğunluk “Bizi o eski yıllara götürdü” diye yorum yapmışlar. İnsanların eskiye, en çok da 1990’lı yıllara bir özlemi var. Sizin 90’lardan özlediğiniz şeyler var mı?

Ben 90’ların kendisini severim. Ama daha çok 70’lerin hayranıyım. O dönem, hem müzik hem dünya anlamında başlı başına bir olay. Çiçek çocuklar dönemi… Barış Manço’sundan Cem Karaca’sına, Orhan Gencebay’ından Neşe Karaböcek’ine, Ajda Pekkan’a kadar çok zengin. Bir de 1975’te doğduğum için herhalde ayrı seviyorum. 70’lerin gazinoları, müzik kültürü bana hep daha iyi geliyor. Kamuran Akkorlar, Zeki Mürenler, Müzeyyen Senarlar… Bugün bütün divalara baktığınızda o dönemden geliyorlar. 70’lerde bir yenilenme olmuş.

Ziynet Sali

Şimdilerdeyse müziğin değeri dijitaldeki tıklamalarla ölçülüyor…

Eskiden eğer siz gerçekten içi dolu ve değerli bir şeyi yaparsanız kasetiniz, albümünüz olabilirdi ve raflara öyle konurdu. Şimdi herkes evinde, evinin odasının bir köşesinde bir şeyler yapabiliyor. Bunu küçümsediğim için söylemiyorum, kolaylaştığı için söylüyorum. Teknolojinin faydaları var ama bence müziği değersizleştirdi, içini boşalttı.

Siz nasıl bir denge kuruyorsunuz o halde?

Kendi kumaşımızı, duruşumuzu, müziğimizi bozmadan orada var olabiliyorsak ne mutlu bize. Yapamıyorsak da birileri yapıyor. Bayhan bir şarkı yapıyor, iki günde viral oluyor. O, onun iyi ya da kötü olduğu anlamına gelmiyor. Ya da işte ‘Cıstak’ diye bir şeyin Türkiye’de bir yılda en çok dinlenen şarkı olması gerçek müzikseverler için büyük bir başarı olmayabilir ama başarısızlık da değil. Bu dönüşüm sürecinin nereye varacağını göreceğiz. Bu arada 2024’ün en çok eserleri çalınan kadın şarkıcısı oldum, TelifMetre’de (müzik endüstrisine ilişkin raporlama ve analiz yapan site) ilan edildi. Radyo, televizyonlarda yani analogda hâlâ önemseniyorum yani.

Ziynet Sali

Kariyerinizin 25’inci yılı doluyor. Zirveye giden yolda basamakları çıkmak mı zordu yoksa üst basamaktaki yeri korumak mı?

Varlığı korumak, onu sürdürmek daha büyük bir çaba herhalde. Çünkü en başında hem yaş olarak, hem enerji olarak, hem hedef ve hayaller olarak çok daha enerjik ve çok daha tutkulusun. Ve o heyecan, o peşinde koşma olayı bambaşka, ilktir çünkü hepsi. Bir yorgunluk da oluyor elbette 20-25 yılda.

Bundan sonra kariyerinize nasıl bir yön vermek istiyorsunuz?

Birazcık şizofrenik bir iş bizimkisi. Ozan Doğulu hep şey der, çok hoşuma gider: “Müzik iyileştirir, müzik iyileştirir deyip duruyorlar, bir yapanı iyileştirmiyor bu müzik.” Çok haklı. Artık akışa bırakmak taraftarıyım. İkinci baharımı yaşamak istiyorum 25’inci yılımda. Hem daha dingin, daha olgun, daha farkında, daha tecrübeli ve ne diyeyim kaygısız bir şeyler yapmak istiyorum. Ama bunu derken bile bilinçaltında ister istemez düşünüyorum. Bu kaygılardan kurtulduğum gün ölmüş olacağım herhalde (gülüyor). Benim çocuğum da kariyerim, şarkılarım oldu, kaygılanmam normal sanırım.

Ziynet Sali

Dönüp baktığınızda hikâyenizden mutlu musunuz?

Mutluyum. 50 olacağım nisan ayında, çok güzel bir yaş bir kadın için. Sürprizlerim var, six pack (Baklava şeklinde 6’lı karın kası) ile çıkacağım karşınıza. Şaka bir yana, bir Boğa burcu olarak yemek yemeyi çok seviyorum. Ama fit olmayı da seviyorum. Dünyanın tüm lezzetlerini seviyorum, sadece yemek değil. Güzel ortam görmek, güzel bir iş dinlemek isterim.

Dönüp baktığınızda hikâyenizden mutlu musunuz?

Mutluyum. 50 olacağım nisan ayında, çok güzel bir yaş bir kadın için. Sürprizlerim var, six pack (Baklava şeklinde 6’lı karın kası) ile çıkacağım karşınıza. Şaka bir yana, bir Boğa Burcu olarak yemek yemeyi çok seviyorum. Ama fit olmayı da seviyorum. Dünyanın tüm lezzetlerini seviyorum, sadece yemek değil. Güzel ortam görmek, güzel bir iş dinlemek isterim.

Ziynet Sali

Pandemiden önce Erkan Erzurumlu’yla evlendiniz. Nasıl gidiyor evlilik?

Evet, 2019’da evlendim… Çok şükür altı sene oldu, güzel gidiyor. O da müzisyen. Çok iyi arkadaşım, zaten öyle başlamıştı ilişkimiz. Ortak şeyler çok fazlaydı. Müzik olsun, Kıbrıs olsun. Çocukluğumuz bile aynı. İngiltere’de büyüyüp oradan Kıbrıs’a, Kıbrıs’tan İstanbul’a… Çok yakındı her şey. Müzik anlamında beni çok besliyor, kafamı açıyor.

İki müzisyenin bir arada yaşadığı eviniz çok mu neşeli, yoksa aksine çok mu sessiz?

Bizimki çok hızlandırılmış bir evlilik oldu. Evlendik, pandemi oldu ve eve kapanmak zorunda kaldık. Evde de konu hep müzik ağırlıklı oluyor. Bazen zevklerimiz ortak da olmayabiliyor. O kendi tarzını anlatıp savunurken işte ben de kendi tarafımdan, kendi dünyamı paylaşıyorum. Çok güzel hayaller kuruyoruz.

Çocuğunuza ‘tencere yemeği’ yedirin!

Son günlerde çocukların kapısını en çok çalan hastalıklar arasında; üst solunum yolu enfeksiyonları, grip, bronşiolit, zatürre ve mide-bağırsak enfeksiyonları yer alıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Sapmaz Deniz “Kış aylarında enfeksiyonların yaygınlaşmasında soğuk havadan ziyade; kapalı ve kalabalık mekanlarda uzun zaman geçirilmesi ve öksürük, hapşırık ya da konuşma esnasında ortama yayılan damlacıklarla virüslerin yüksek bulaş özelliği etkili oluyor. Bu nedenle çocukların bağışıklık sistemlerinin güçlendirilmesi kritik önem taşıyor” diyor. Ebeveynlerin bu noktada önemli bir hataya düşebildiklerini, çocuklarının bağışıklığının güçlenmesi için arkadaş çevresi ve internetten öğrendikleriyle gelişigüzel şekilde, doktora danışmadan, vitamin-mineral takviyeleri verebildiklerini belirten Dr. Deniz “Özellikle son dönemde, sosyal medyanın da etkisiyle, hekime danışılmadan ve gerekli tetkikler yaptırılmadan çocuklara vitamin ve mineral takviyeleri verildiğini görüyoruz. Oysa, gerekli testler yaptırılmadan, çocuğun ihtiyaçları tespit edilmeden verilen bu takviyeler büyük risk oluşturmaktadır” diyor. Çocukların bağışıklığını güçlendirmek için bazı basit ama etkili önlemler alınabileceğini vurgulayan Dr. Serap Sapmaz Deniz, o önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Serap Sapmaz Deniz

Dr. Serap Sapmaz Deniz

  • Dişlerini düzenli fırçalama alışkanlığı kazandırın

Diş çürükleri ve ağız enfeksiyonları, bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle  düzenli diş fırçalama alışkanlığı kazandırın, diş hekimi kontrollerini ihmal etmeyin. 8 yaşın altındaysa; dişlerini fırçaladıktan sonra özellikle arka dişleri ve dişlerinin arka yüzeyini siz de tekrar fırçalayın.

  • Aşılarının tam olmasına özen gösterin

Bağışıklığının güçlü olması için aşı takvimine uygun olarak tüm aşılarını yaptırdığınızdan emin olun. Grip aşısı yaptırarak da, kış aylarında sık görülen influenza enfeksiyonundan çocuğunuzu büyük ölçüde koruyabilirsiniz. Bağışıklık sistemini desteklemek ve vitamin-mineral eksikliği olup olmadığını tespit edebilmek için düzenli sağlık kontrollerine çok özen gösterin.

  • Tencere yemekleri ile besleyin

Dr. Serap Sapmaz Deniz “Son yıllarda çok sık tüketilen fast food ürünleri, yüksek miktarda şeker, tuz ve katkı maddeleri içerir. Bu maddeler tat duyusunda bağımlılık yapıcı özellikler taşıdığı gibi, bağışıklık sistemini zayıflatır. Ayrıca obezite, insülin direnci vb kronik sağlık sorunlarına yol açar. Bu nedenle mutlaka evde tencere yemekleri hazırlayın” diyor.

  • Omega-3 içeriği yüksek besinler yedirin

Güçlü bir bağışıklık sistemi için omega 3 içeriği yüksek besinler yedirin. Haftada iki kez balık yemeleri zihinsel gelişim ve kalp damar sağlığı için de büyük önem taşıyor. Ceviz, yumurta, et, ıspanak, brüksel lahanası ve semizotu gibi sebzeler de omega-3 içeriğine sahip olduğundan bu besinleri çocuğunuza tüketme alışkanlığı kazandırın.

  • Yeterli ve kaliteli uyumasına özen gösterin

Uyku, çocukların bağışıklık sistemi hücrelerinin yenilendiği, enerji depolandığı ve vücutlarının iyileştiği bir süreç olduğundan; okul öncesi çocukların 10-13 saat, okul çağında 9-12 saat, ergenlik döneminde de 8-10 saat uyumalarına özen gösterin. Uyku eksikliği; enfeksiyon riskini artırırken, bağışıklık sisteminin enfeksiyonlarla mücadele etme kapasitesini azaltıyor.

  • Spor yapmaya teşvik edin

Güçlü bir bağışıklık sistemi için fiziksel aktivite şart. Düzenli egzersiz, bağışıklık hücrelerini aktive ederek vücudu enfeksiyonlara karşı daha dirençli hale getiriyor. Çocuklar için yüzme, basketbol ve futbol gibi sporların ideal olacağını belirten Dr. Deniz, bisiklet sürme ve açık havada birlikte yapacağınız yürüyüşün de çok önemli olduğunu söylüyor.

  • El yıkama alışkanlığı kazandırın

El yıkama enfeksiyonların önlenmesinde kritik önem taşıyor. Bu nedenle çocuğunuza mutlaka el yıkama alışkanlığı kazandırın; yemeklerden önce ve sonra, tuvaletten çıkınca ve dışarıdan geldiğinde ellerini sabunla en az 20 saniye boyunca yıkamayı öğretin. Ayrıca öksürürken ya da hapşırırken ağzını elleriyle değil, dirseklerinin iç kısmıyla kapatmayı öğretin.

  • Gelişigüzel vitamin ve mineral takviyesinden kaçının!

Son dönemde vitamin ve mineral takviyelerinin kontrolsüz şekilde ve sık kullanıldığı, bunun çok ciddi tehlikelere yol açabildiğini vurgulayan Dr. Deniz “Gıda takviyesi ürünlerinin çoğu Sağlık Bakanlığı onaylı olmayıp denetimsiz kullanılmaktadır. Çocuğun ihtiyacı belirlenmeden yüksek doz vitamine maruz kalması karaciğer ve böbrek sorunları gibi ciddi hastalıklara yol açabilir. Ayrıca ilaçların etkisini azaltabilmekte, havale eşiğini düşürebilmekte ve kanama bozukluğuna yatkınlık oluşturma gibi risklere yol açabilmektedir” diyor.

  • Probiyotik içeriği yüksek gıdalar verin

Çocukların mevsim sebzeleri ve meyveleri başta olmak üzere tüm besin gruplarından yeterli ve dengeli şekilde tüketmeleri, gün içerisinde düzenli olarak su içmeyi alışkanlık haline getirmeleri güçlü bir bağışıklık sistemi için kilit rol oynuyor. Dr. Serap Sapmaz Deniz ayrıca tarhana, kefir, evde mayalanmış yoğurt, sarımsak ve soğan gibi probiyotik içeriği yüksek gıdaların da bağırsak mikrobiyatası ve bağışıklık için büyük önem taşıdığını söylüyor.

  • Bağışıklığını doğal desteklerle güçlendirin

Bağışıklık sistemini desteklemek için doğal karışımlardan da faydalanılabileceğini belirten Dr. Deniz “Ihlamur çayı, tarçın kabuğu ve birkaç damla limonla hazırlayacağınız bir karışım solunum yollarını rahatlatabileceği gibi, bir tatlı kaşığı bal ve rendelenmiş taze zencefil ile hazırlayacağınız karışım da bağışıklığını güçlendirmeye katkı sağlayacaktır. Ancak zencefil-bal karışımı 1 yaş altı çocuklara verilmemelidir. Ayrıca alerjik bünyelerde reaksiyona neden olabileceği için ilk kez denendiğinde küçük miktarla başlanmalı ve reaksiyon açısından çocuk gözlenmelidir” diyor.

Kısırlığı, çağımızın sorunu ‘stres’ bile etkileyebiliyor!

Son yıllarda erkek infertilitesi, yani erkeğe bağlı kısırlık dünya genelinde artış gösteren bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor. Öyle ki her 100 çiftten 17’sini etkileyen infertilitenin yaklaşık yüzde 40-50’sinde erkek faktörü önemli bir rol oynuyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan araştırmalara göre; her 6 erkekten 1’i yaşamı boyunca infertilite sorunu yaşıyor.  Sperm sayısının ve kalitesinin düşmesi ise infertilitede önemli bir yer tutuyor!  Üstelik, son 50 yılda, dünya genelinde sperm sayısında ve kalitesinde kayda değer bir düşüş yaşanıyor. Bu konuda yapılan çalışmaların değerlendirildiği 2023 yılında, birden fazla bilimsel çalışmaların sonucunu birleştiren istatiksel analize göre; sperm  sayısı  1973 yılında mililitrede ortalama 100 milyon iken 2018’de mililitrede 50 milyona düşmüş. Bu rakamlar spermlerin yüzde 50 gibi yüksek bir oranda azaldığını ortaya koyuyor!  Acıbadem International Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, günümüzde çevresel etkenlerin ve yaşam tarzı değişikliklerinin bu artışta belirleyici bir rol oynadığına dikkat çekerek, “Üstelik sperm sağlığını tehdit eden alışkanlıklar günümüzde gittikçe artmaktadır. Dolayısıyla infertilite problemi yaşayan erkeklerde öncelikle yaşam alışkanlıklarının gözden geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Sorunu çözmeye yönelik adımlarla sperm kalitesini ve sayısını artırmak mümkün olabilmektedir” diyor.

Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman

Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman

SPERMLERİ OLUMSUZ ETKİLEYEN 3 ÖNEMLİ NEDEN!

Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, erkeklerde sperm sayısı ile kalitesini etkileyen üç önemli faktörü şöyle özetliyor:

Çevresel faktörler

Plastiklerde ve kişisel bakım ürünlerinde bulunan bisfenol A (BPA) ve ftalaitler gibi hormonal sistemlere zarar verebilen kimyasallara maruz kalmak erkek üreme sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Ayrıca kurşun, kadmiyum ile cıva gibi ağır metaller, tarım ilaçları ve endüstriyel kimyasal atıklar gibi çevresel kirleticilere maruz kalmak da sperm hareketliliğinde, yapısında ve sayısında sorun oluşturabiliyor. Bu faktörler oksidatif strese yol açarak spermde DNA hasarına  ve bunun sonucunda infertiliteye sebep olabiliyor.  Bunların yanı sıra artan hava kirliliği de serbest radikal üretimini artırarak spermlerde DNA hasarına yol açabiliyor.

Yaşam tarzı faktörleri

Sigara ve düzenli alkol tüketimi sperm kalitesinin düşmesine neden olabiliyor. Testosteron takviyeleri de dahil olmak üzere belirli ilaçların kullanımı da geçici veya kalıcı kısırlık oluşturabiliyor. Bunların yanı sıra hazır yemek tüketimi, paketli gıdalar, yüksek şekerli diyetler ile obezite hormonal dengesizliklere ve sperm kalitesinde düşüşe yol açabiliyor.

Radyasyon ve elektromanyetik elementler

Elektronik cihazlardan kaynaklanan radyasyona ve elektromanyetik alanlara maruz kalmak oksidatif strese, yani sperm DNA’sında meydana gelen oksitlenmeye ve DNA hasarına neden olarak sperm kalitesini olumsuz etkileyebiliyor.

SPERM KALİTESİNİ VE SAYISINI ARTIRAN 8 ÖNEMLİ ÖNERİ

Çevresel faktörler, yaşam alışkanlıkları ile radyasyon ve elektromanyetik elementler sperm sayısı ile kalitesini tehdit eden faktörler. Ancak alınacak önlemlerle erkeklerde üreme sağlığını olumsuz etkileyen bu etkenlerden korunmak mümkün. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, sperm sayısını ve kalitesini artıran 8 önemli öneriyi şöyle özetliyor:

Akdeniz tipi beslenin

 Antioksidanlar, vitaminler ve minerallerden zengin dengeli bir beslenme alışkanlığı edinmek sperm parametrelerini iyileştirebiliyor. Yapılan çalışmalarda; bol miktarda meyve, sebze, tam tahıllar ve sağlıklı yağlar içeren Akdeniz diyeti gibi beslenme alışkanlıkları daha iyi sperm kalitesiyle ilişkilendirilmiş.

Çevresel toksin seviyelerini azaltın

Plastikleştiren ürünlere, plastiklere, kimyasallara ve endokrin bozan etkenlere maruziyeti azaltmak sperm kalitesini korumaya yardımcı olabiliyor. Bu nedenle paketli gıdalardan uzak durmanız ve organik tarım ürünlerine öncelik vermeniz fayda sağlayabiliyor.

İdeal kilonuzu koruyun

Obezitede artan yağ dokusu nedeniyle vücut ısısı ve hormonal denge bozuluyor, testislerdeki ısı artıyor, sperm yapımında etkili olan testosteron düzeyi azalıyor ve testosteron ile östrojen dengesi bozuluyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, bu faktörlerin de sperm sayısının ve hareketliliğinin azalmasına yol açabildiğine işaret ederken, üreme sağlığı için sağlıklı bir kiloyu korumanızın çok önemli olduğunu belirtiyor.

Düzenli egzersiz yapın 

Düzenli fiziksel aktivitede bulunmak genel sağlığı iyileştirerek ve oksidatif stresi, yani sperm DNA’sında meydana gelen oksitlenmeyi azaltarak, sperm kalitesini artırabiliyor. Ancak dikkat! Aşırı egzersiz, halter gibi ağırlık kaldırma egzersizleri özellikle varikoseli olan kişilerde hastalığın ilerlemesine yol açması nedeniyle olumsuz etkilere sahip olabiliyor.

Sigara ve alkolü bırakın!

Sigara ile aşırı alkol tüketimi oksidatif stresi artırıyor ve spermin hareketliliğinin yanı sıra kalitesini de olumsuz etkiliyor. Sigarayı bırakmak ve alkol alımını azaltmak, sperm üretimi ile kalitesinde artış sağlayabiliyor.

Laptopunuzu kucağınızda kullanmayın

Günümüzde evden çalışma sisteminin artmasına paralel olarak laptopun kucakta kullanımı da artış gösteriyor. Ancak laptopun uzun süre kucakta kalması cihazın çalışırken ürettiği ısı sebebiyle testislerde sıcaklık artışına yol açarak sperm üretimini olumsuz etkiliyor ve sperm sayısında azalmaya neden olabiliyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, “Laptopu dizüstü yerine masa gibi düz bir yüzeyde kullanmak sperm sağlığını koruma açısından son derece önemlidir” diyor.

Yüksek sıcaklıktaki ortamlarda bulunmayın

Sıcak küvet banyoları ve sauna gibi sıcak ortamlara uzun süre maruz kalmak sperm üretimini bozabiliyor.

Stresten kaçının

Çağımızın önemli bir sorunu olan kronik stres hormonal dengeyi ve sperm üretimini olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle, stresli durumlardan mümkün olduğunca kaçının ve ihtiyaç halinde psikolojik danışmanlık veya farkındalık gibi stres yönetimi tekniklerinden faydalanın.

Can Bayar’dan yeni albüm “Her Şey Geçer”

Türk rock müziğinin başarılı sanatçılarından Can Baydar, yeni albümü “Her Şey Geçer”in ilk şarkısı “Kasabadaki Yabancı” dinleyicileriyle buluştu.

Sony Music Türkiye etiketiyle yayımlanacak olan ‘’Her Şey Geçer’’, dokuz şarkıdan oluşan, derin hikaye yapılarıyla dikkat çeken bir albüm olarak öne çıkıyor. Albüm, indie alternatif rock müziğinin köklerine inerek modern bir anlatım diliyle şekilleniyor.

Sözlerinde melankoli, kaybolmuşluk hissi, geçmişe özlem ve geleceğin belirsizliğine anlam yükleme arayışının ön plana çıktığı ‘’Her Şey Geçer’’, alışılmadık düzenlemeleriyle dinleyicilerine özgün bir müzikal deneyim sunuyor. Albüm, sıradanın ötesine geçerek farklı bir tema ve yaklaşım yaratıyor.

Indie alternatif rock müziğin köklerine duyduğu bağlılığı modern bir müzikal üslupla ele alan Can Baydar, albümdeki her parçayı, müziğiyle kurduğu ilişkiyi yeniden keşfederek, kendi sanatsal evrimini yansıttığını belirtiyor. Baydar, ‘’Her Şey Geçer’’in, ona cesaret ve ilham vererek kendini ifade etme yolunda önemli bir adım attığını söylüyor.

Albümün ilk teklisi ‘’Kasabadaki Yabancı’’, albümün kapılarını aralayan, dinleyiciyi adım adım şarkıların dünyasına davet eden bir şarkı olarak dinleyicilerin karşısına çıkıyor.

Richard Sennett “İnşa Etmek ve Yaşamak: Şehir Etiği”

Sosyoloji profesörü ve yazar Richard Sennett’in İnşa Etmek ve Yaşamak: Şehir Etiği adlı kitabı, Ayrıntı Yayınları tarafından ilk kez Türkçe olarak yayımlandı! Şehir planlaması, mimarlık ve sosyoloji alanlarına özgün bir perspektif sunan kitabında Sennett, modern şehirlerin mimarisiyle bu şehirlerdeki yaşam biçimlerini derinlemesine ele alıyor. Antik Yunan’dan günümüzün küresel metropollerine uzanan örneklerle, şehirlerin yalnızca fiziksel birer yapı değil, aynı zamanda sosyal ve etik birer meydan okuma olduğunu ileri süren Sennett, kontrol edilen “kapalı şehir”lerin dünyaya yayılmasına karşılık “açık şehir”leri savunuyor. Şehirleşmenin geleceği üzerine yeni bir vizyon ortaya koyan İnşa Etmek ve Yaşamak: Şehir Etiği, şehirlerin kapsayıcı, esnek ve insan odaklı tasarlanması gerektiğine dikkat çekiyor.

Fahriye Kuru “Ne Güzel Bildin” ile müzik severlerin karşısında

Fahriye Kuru, uzun yıllar aldığı müzik eğitiminin ardından sözleri Ahmet Selçuk İlkan’a, müziği ise Ali Kemal Arapoğlu’na ait “Ne Güzel Bildin” isimli ilk single çalışmasını müzikseverlerin beğenisine sundu. İstanbul Belgrad ormanında Enes Bilal Taşçı yönetmenliğinde 24 saatte kliplendirilen çalışması için konuşan Fahriye Kuru,” Benim için çok özel bir şarkı oldu. Yıllardır aldığım eğitimin ardından müzikseverlerin karşısına çıkmak benim için oldukça gurur verici. Bundan sonra da durmadan üretmeye ve dinleyicilerle buluşmaya devam edeceğim” dedi.

Ozon tedavisinde bu önerilere dikkat!

Masa başında bilgisayar karşısında uzun süreli ergonomik olmayan çalışma koşulları, hareketsizlik ve yanlış yaşam alışkanlıkları derken, son yıllarda kas ve eklem ağrıları gençlerde de hızla yaygınlaşıyor. Ağrıların yanı sıra kas ve eklem sağlığı ile doğrudan ilişkili olan hareket özgürlüğü de kısıtlanarak günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde azaltıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, “Günümüzde bel ve boyun ağrılarıdan fibromiyaljiye, iltihaplı eklem romatizmasından kas ve eklem hastalıklarına dek birçok önemli sorunun görülme sıklığı hızla artıyor. Ancak bu hastalıkların tedavisinde modern tıbbın sunduğu yenilikçi yaklaşımlar da umut veriyor. Hastanın günlük yaşam konforunu önemli ölçüde düşüren kas ve eklem hastalıklarında öne çıkan yenilikçi yaklaşımlardan biri de ozon tedavisidir. Hem akut hem de kronik durumlarda yalnızca semptomları değil, hastalığın temel mekanizmalarını hedef alan, iltihaplanmayı azaltan, ağrıyı dindiren ve doku yenilenmesini destekleyen bu yöntem yaşam kalitesini artırmada büyük bir rol oynamaktadır. Ancak ozon tedavisinin bazı kişilerde uygulanmaması gerektiği gibi, faydalı olabilmesi için de tedavi sürecinin uzman hekimler tarafından bireyselleştirilmiş bir plan çerçevesinde yürütülmesi şarttır” diyor. Doç. Dr. Mustafa Çorum, kas ve eklem hastalıklarında ozon tedavisinin 6 önemli faydasını, buna karşın kimlerde uygulanmaması gerektiğini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Mustafa Çorum

Doç. Dr. Mustafa Çorum

  • Osteoartrit (Kireçlenme)

Ozon tedavisi eklem kıkırdaklarının korunmasına ve yenilenmesine katkı sağlar. Ozon gazı, hassas bir şekilde eklemlere enjekte edilerek iltihaplanmayı azaltır, doku yenilenmesini teşvik eder, ağrıyı dindirir ve eklem hareketliliğini artırır. Kronik osteoartrit hastalarında düzenli uygulama, yaşam kalitesini belirgin şekilde iyileştirir.

  • Romatoid Artrit (İltihaplı Eklem Romatizması)

Bağışıklık sisteminin düzenlenmesine yardımcı olan ozon tedavisi eklemlerdeki şişlik ve ağrıyı azaltırken hastalığın ilerleyişini yavaşlatır. Ozonun antioksidanın etkisi, bağışıklık sistemi üzerindeki dengesizlikleri giderir ve otoimmün süreçleri hafifletir.

  • Kas yaralanmaları ve zorlanmalar

Sporcularda sık görülen kas zorlanmaları ve yırtıklarında ozon tedavisi iyileşme sürecini hızlandırır. Kas dokusuna veya deri altına yapılan ozon enjeksiyonları, dokuların oksijenlenmesini artırarak hücresel yenilenmeyi destekler, ağrıyı hafifletir ve lokal iyileşmeyi hızlandırır. Bu yöntem aynı zamanda yoğun fiziksel aktiviteye hızla dönmek isteyen bireyler için de ideal bir çözümdür.

  • Fibromiyalji

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, günümüzde çok yaygın görülen hastalıklardan birinin de fibromiyalji olduğunu, ozon tedavisinin fibromiyaljide de fayda sağlayabildiğini belirterek “Kronik kas ağrısı çeken hastalarda ozon tedavisi, ağrı duyarlılığını azaltır ve genel yaşam kalitesini yükseltir. Ozonun nörolojik etkileri, sinir sistemi üzerindeki yatıştırıcı özellikleriyle stres ve yorgunluğu da azaltır” diyor.

  • Bel ve boyun fıtıkları

Bel ve boyun fıtıklarında kullanılan bu yöntem, ozon gazının doğrudan disk içine enjekte edilmesiyle gerçekleştirilir. Disk içi basıncı azaltarak sinir sıkışmalarını hafifletir. Bu sayede hastalar hem ağrıdan kurtulur hem de günlük yaşamlarına rahatça devam eder. Fıtık cerrahisine alternatif veya tamamlayıcı bir yöntem olarak tercih edilir.

  • Tendinit ve Bursit

En sık omuz, dirsek ve kalçada meydana gelen, şişlik ve ağrı ile kendini gösteren bursit ile tendon iltihaplanmalarında ozon tedavisinin anti-inflamatuar özellikleri hızlı bir iyileşme sağlar. Şişlik ve ağrıyı azaltarak hareket kabiliyetini artırır. Bu tedavi, özellikle tekrarlayan hareketlerden kaynaklanan kronik ağrılarda etkilidir.

Ozon tedavisinde bu uyarılara dikkat!

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, ozon tedavisinin mutlaka uzman hekim tarafından yapılması gerektiğini vurgulayarak şöyle diyor: “Ozon tedavisi hastalığın türüne ve şiddetine bağlı olarak değişen bir tedavi planı gerektirir. Tedavi planı, uzman hekimin değerlendirmesiyle bireysel ihtiyaçlara göre belirlenmektedir. Genellikle haftada 1-3 seans uygulanır ve toplamda 6-12 seans arasında tamamlanır. Bazı kronik hastalıklarda ise tedavi süresi daha uzun olabilir.” Dünyada 20. yüzyılın başlarından itibaren medikal amaçlarla kullanılmaya başlanan ve Avrupa’da yaygın olan bu yöntemin ülkemizde de son yıllarda öne çıktığını, buna karşın bazı kişilere bu tedavinin uygulanamayacağını belirten Doç. Dr. Çorum sözlerine şöyle devam ediyor: “Ozon tedavisi güçlü etkileri olan bir yöntem olmasına rağmen, herkes için uygun değildir. Favizm hastalığı olanlar (G6PD enzim eksikliği) ve hipertiroidi hastalarında bu yöntem uygulanmamalıdır. Ayrıca, gebeler ve kontrolsüz kronik hastalığı olan bireyler, pıhtılaşmayı sağlayan trombosit eksikliği için de ozon tedavisi önerilmez. Tedavi öncesinde mutlaka uzman bir hekime danışılmalı ve detaylı bir değerlendirme yapılmalıdır.”

Ülkemizde 20-70 yaş grubundaki her 2 kişiden 1’inin sorunu!

Bacaklarda gelişen toplardamar hastalığı olan varis modern çağın getirdiği hareketsiz yaşamla birlikte son yıllarda görülme sıklığı giderek artan bir hastalık. Öyle ki ülkemizde 20-70 yaş arasındaki her 100 kişiden 50’sinde varise rastlanıyor. Yani, bu yaş grubundaki her 2 kişiden 1’i varisten dert yanıyor! Varis hastalığı kadınlarda erkeklere nazaran 4 kat daha fazla görülüyor. Hamilelik ve menopoz döneminde oluşan hormonal faktörler, obezite ve hormon tedavisi, varisin kadınlarda daha fazla görülmesinin temel sebeplerinden.  Varis toplumda kozmetik bir problem olarak düşünülüp estetik kaygılar nedeniyle sorun edilse de aslında bacak sağlığımızı etkileyen önemli bir hastalık. Öyle ki varis ilerledikçe bacaklarda yaşam kalitesini ciddi boyutlarda etkileyebilen ödem, ağrı ve venöz ülser olarak adlandırılan kalıcı yaralara neden olabiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can Hastanesi (Kadıköy) Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, aslında erken tanı ve tedaviyle varisin ilerlemesinin ve geri dönüşümü olmayan sorunların gelişmesinin önlenebildiğine dikkat çekerek, “Üstelik günümüzde endovenöz radyofrekans ile lazer ablasyon tedavi yöntemleri sayesinde hastalar daha  az  ağrı sorunu yaşıyor, daha kısa sürede hastaneden taburcu olabiliyor ve sosyal yaşamlarına daha erken dönebiliyorlar” diyor.

Dr. Ayça Özgen

Dr. Ayça Özgen

Uzun süre oturmak veya ayakta kalmak tetikliyor!

Ailede varis hastalığı öyküsü olması, 50 yaş üzerinde olmak ve kadın cinsiyeti, varis için değiştirilemeyen risk faktörlerini oluşturuyor. Sabit pozisyonda uzun süre masa başında oturmak veya ayakta kalmak da varis oluşumunu tetikleyebilen önemli faktörlerden.  Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, bu durumun kanın sirkülasyonunun yavaşlamasına, bacak toplardamarlarında birikmesine ve damar içi basıncın artmasına yol açabildiğine işaret ederek, “Damarlar artan basınçtan dolayı gerilebiliyor ve bu durum toplardamarların duvarlarının zayıflamasına ve damardaki kapakçıkların fonksiyonunun bozulmasına neden oluyor. Sonuçta damar çapının artmasına, giderek büyümesine sebep oluyor ve fonksiyonu bozulmuş, belirginleşmiş varis damarları oluşuyor” diyor.  Kadınlarda hamilelikle beraber kilo artışı, hormonal değişim ve rahmin büyüyerek pelvik toplardamarlar üzerinde yaptığı baskı da varise yol açabiliyor. Yine kadınlarda menopoz dönemlerindeki hormonal değişiklikler de bacak toplardamar duvarı ve basıncı üzerinde etki göstererek varisin gelişimini tetikleyebiliyor.

Bu belirtiler varsa, dikkat!

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, varisin belirtilerini şöyle özetliyor:

  • Bacaklarda kılcal damarların belirginleşmesi
  • Bacak yüzeyel toplardamarlarında belirginleşme
  • Baldır bölgesinde dolgunluk ve ağırlık hissi
  • Bacaktaki belirginleşen toplardamar ağı üzerinde kaşıntı
  • Ayak bileklerinde gün sonunda artan ödem
  • Bacaklarda özellikle baldır bölgesinde gün sonunda gelişen ağrı
  • Bacaklarda özellikle baldır bölgesinde gece oluşan kramplar
  • Ayak bileklerinde ciltte gelişen renk değişikliği

Bacaklarda kalıcı yaralar oluşabiliyor!

Varis toplum arasında estetik bir problem olarak görülse de aslında ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor. İleri derecedeki varislerin zamanla giderek ilerlemesi durumunda, bacakta özellikle venöz sistem basıncının yüksek olduğu ayak bileklerinde geriye dönüşümü olmayan renk değişiklikleri, ödem ve kanamalı varisler gelişebiliyor. Dahası, en istenmeyen tablo olan ve “venöz ülser” olarak adlandırılan bacakta geçmeyen yaralar oluşabiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, varis hastalığının ileri dönemlerinde görülen bu semptomların hastanın hem tedavi süresini hem de tedavi sonrası iyileşme süresini uzattığını belirterek, “Ayrıca ileri dönem varislerde hastalar tedavilerini olsalar bile ayak bileğinde oluşan renk değişiklikleri ve venöz ülserin neden olduğu skar dokusu geçmeyebiliyor. Oysa varis hastalığı tanısı kolay ve kişiye uygun güncel tedavi yöntemleri ile ilerlemesi önlenebilen bir hastalıktır” diyor.

Tedaviden yüksek başarı sağlanıyor!

Tedavi yöntemlerine; varis hastalığının kalsifikasyonuna ve hastanın genel sağlık durumuna göre karar veriliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, oldukça başarılı sonuçlar alınan tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor:

Yaşam tarzı değişiklikleri: Kilo kontrolüne dikkat etmek ve düzenli olarak bacak kaslarını çalıştıran egzersizleri yapmak, vücudu saran kıyafetler ile yüksek topuklu ayakkabılardan kaçınmak gibi yaşam tarzında yapılacak olan değişimler hastalığın ilerleme hızını önleyebiliyor.

Medikal tedavi: Kanı kalbe taşıyan toplardamarlarda direnç artıran ilaç gruplarına başvuruluyor.

Varis çorabı: Dıştan kompresyon uygulayarak venöz sistem basıncının azaltılmasına yardımcı oluyor. Kanı kalbe taşıyan toplardamarlarda sirkülasyonu kolaylaştırarak yüzeyel damarların belirginleşmesini, büyümesini ve damarların yetmezlik derecesinin ilerlemesini önleyebiliyor.

Girişimsel tedavi: Fizik muayene ve venöz doppler USG bulgularına göre hastaya özel olarak belirlenen tedavi yöntemi uygulanıyor.

Cilt yüzeyel damar lezyonlarının tedavisinde lokal olarak iğne radyofrekans tedavisi veya skleroterapi (köpük tedavisi) yöntemlerine başvuruluyor.

Derin venöz sistem yetmezlik tedavisinde, ameliyathane şartlarında, endovenöz radyofrekans/lazer ablasyon yöntemi ile kapalı varis cerrahisinden, stripping yöntemi ile açık varis cerrahisinden faydalanılıyor.

Varisi önlemek için 8 etkili kural!

Varis ilerleyici bir hastalık olmasına rağmen alacağınız bazı önlemlerle ilerleme hızını yavaşlatabilir, hatta oluşumunu önleyebilirsiniz.  Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, varise karşı almanız gereken önlemleri şöyle özetliyor:

  • Bacak kaslarını çalıştıran yüzme ile bisiklete binme gibi egzersizler yapın ve her gün  30-40 dakika tempolu yürüyüşü alışkanlık edinin.
  • Kilo artışı toplardamar sistem basıncı üzerinde yük oluşturduğu için ideal kilonuzda kalmaya özen gösterin. Vücut kitle İndeksi’ni (BMI) 18-24 kg/m2 arasında tutmaya dikkat edin.
  • Bacaklarda ödeme neden olması sebebiyle günlük diyetinizde toplam 5 gramdan fazla tuz tüketmeyin.
  • Günde ortalama 1,5-2 litre su içmeyi ihmal etmeyin.
  • Vücudunuzu saran, sıkı ve sert kumaşlardan oluşan kıyafetlerden kaçının.
  • Baldır kas grubunu kasarak toplardamar sirkülasyonunu bozan yüksek topuklu ayakkabılar giymeyin.
  • Bir saatten fazla aynı pozisyonda hareketsiz kalmayın.
  • Bacaklarda toplardamar sirkülasyonunu düzenlemek için istirahat ederken bacaklarınızı düz uzatarak dinlenin.

Tom Ford’dan Yeni Parfüm: Bois Pacifique

Tom Ford, yeni Tom Ford Signature parfümü Bois Pacifique’i tanıtmak için SAG ve Altın Küre ödüllerine aday gösterilen oyuncu John David Washington ile iş birliği yaptı.

Bois Pacifique, doğa’nın ihtişamı ve sonsuz özgürlük hissini bir araya getiriyor. Sandal ağacı, sedir ve meşe ağacı gibi odunsu notaları, kakule özü ve aromatik zerdeçal gibi baharatlarla birleştiriyor. Parfümün yapısında kullanılan parlak akigalawood, taze ve serin bir duyusallık sunuyor.

Koku, sadece bir parfüm olmanın ötesine geçerek, derin bir iç yolculuğun yansıması haline geliyor. Olibanum özü ve orris yağı, kokunun pürüzsüz zenginliğini tamamlayıp, eski sekoya ağaçlarının gölgesinde kendini bulma hissi yaratıyor.

Fiyat: 50 ml- 5.775 TL – 100 ml- 8.030 TL

Kronik mide ekşimesi yemek borusu kanserine yol açabilir!

Çoğunlukla erkeklerde görülen yemek borusu (özefagus) kanseri dünya çapında kanserle ilişkili ölümlerin önde gelen nedenlerinden biridir. Yemek borusu kanseri, boğazınızı midenize bağlayan tüp olan yemek borusunda gelişir. Tümörler, yemek borusunun iç astarı olan mukozada ortaya çıkar. Toplumun yemek borusu kanseri nedenleri ve belirtileri hakkında yeterli bilgiye sahip olmaması, hastalığın önlenmesi veya başarıyla tedavi edilmesinin önündeki en büyük engellerdir.

Tedaviden olumlu sonuç almak için erken teşhis büyük önem taşımaktadır. Belirtilerden biri veya birkaçı görüldüğünde doktora başvurmak ve gerekli tetkikleri yaptırmak kanserin hayati tehdidinden korumaya yardımcı olacaktır. Memorial Antalya Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, yemek borusu kanseri hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Prof. Dr. Abdullah Erdoğan

Prof. Dr. Abdullah Erdoğan

Beslenme şekli önemli bir risk faktörü

Yüksek oranlarda yemek borusu kanseri görülen ülkelerin başında gelen doğu toplumlarında (Çin, Hindistan, Japonya gibi ülkelerde), yemek borusu kanserine yol açtığı kanıtlanan en önemli etkenlerin başında beslenme şekli ve besinlerin hazırlanmış biçimi gelmektedir. Örneğin tütsülenmiş balık yani tütsüleme tekniği önemli bir risk faktörüdür.

Alkol tüketimi de önemli rol oynuyor

Genel olarak toplumlarda aşırı alkol tüketimi yemek borusu kanserinin diğer bir önemli risk faktörüdür. Özellikle Batı toplumlarında aşırı alkol kullanımı beslenme şekline göre daha ön plana çıkmaktadır. Öte yandan ülkemize bakıldığında, özefagus kanseri Doğu Anadolu bölgesinde diğer bölgelere göre daha sık görülür. Bunun sebeplerinden bazıları aşırı sıcak çay vb tüketimi ile birlikte uygunsuz şekilde yapılmış mangal-et pişirme yöntemleridir. Mangal yapımında besinin aşırı sıcakta kömürleşecek kadar fazla pişirilmesi, besinin moleküler yapısını bozar ve kanserojen hale dönüşümüne yol açabilir.

Özetle sebze ve meyveler de dahil olmak üzere tüm besinlerin doğal olarak hazırlanması ve tüketilmesi özefagus kanseri riskini azaltır.

Diğer risk faktörleri de şunlardır;

  • Tütün ve tütün ürünleri kullanımı
  • Kronik mide ekşimesi veya asit reflüsü
  • Gastroözofageal reflü hastalığı (GERD)
  • Barrett özofagusu, bazen GERD’li kişilerde gelişen bir durum
  • Akalazya, alt özofagustaki kasların nadir bir rahatsızlığı

Yutma güçlüğüne dikkat!

Hastalığın erken evresinde yaygın olarak görülen ilk belirti, katı yiyecekleri yutma güçlüğüdür. Şikayetler tanıdan birkaç ay önce başlamakta; ancak hasta tarafından sıradan bir yutma güçlüğü olarak algılandığı çoğu zaman şikayetlerinin ne anlama geldiği bilinmemektedir. Hastalığın diğer belirtileri göğüste ağrı ve kanlı öksürüktür. Yemek borusu kanseri tümörü hastalarında görülen ani kilo kaybı da (bir ayda 6-7 kilo kaybı) diğer bir belirtidir. Ayrıca ses kısıklığı, mide ekşimesinin kötüleşmesi de görülebilir.

Erken evrede cerrahi yüz güldürüyor

Yemek borusu kanserinin erken evrede tedavisi için yemek borusu alınır ve mide ya da kalın bağırsaktan bir tüp oluşturarak yemek geçişi sağlanır. İleri evrede yapılacak tedavinin şekli ve kapsamı, hastalığın ne kadar yayıldığına bağlı olarak değişiklik gösterir. Gelişen teknolojilerin kullanıldığı yöntemler sayesinde hasta açısından daha konforlu ameliyatlar uygulanabilmektedir. Ameliyat öncesinde hastaya kemoterapi ve radyoterapi yöntemleri kullanılabilmektedir.

Hastaya tedavi edici bir ameliyat yapılamıyorsa, öncelikle yemek borusu içinde açılan ve yemek geçecek kadar yer açan “stent” kullanılmaktadır. Hastalık çok ileri düzeyde ise mideye takılan bir beslenme tüpü yardımıyla hastanın hayatını devam ettirmesi sağlanmaktadır.