Yazılar

Teoman’dan rock şarkılarına yeni dokunuş!

Teoman, kariyerinde iz bırakan rock şarkılarını iki volüm halinde yeniden dinleyicilerle buluşturuyor. “Rock and Roll 1” ve “Rock and Roll 2” adını taşıyan bu özel albümlerde, sanatçının sevilen şarkılarının orijinal versiyonları yer alırken, yeni versiyon olarak “Yağmur 2025” de albüme dahil edildi.

13 Şubat’ta yayınlanan “Rock and Roll 2” albümünde şu şarkılar yer alıyor: “Yağmur 2025”, “Bir Kış Sabahı”, “Kalbin Yok Mu?”, “Dursun Dünya”, “İstanbul’da”, “Sardunyalar Arasında”, “kavgam”, “İnsanlar”, “Nefes Nefese”, “Parti”, “İki Çocuk”, “Fahişe”, “Gökdelenler”, “ben, zargana, deus ex machina”

Teoman’ın rock and roll ruhunu yansıtan bu iki albüm, Avrupa Müzik & Bayhan Müzik etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!

“Zamanla boyu uzar” düşüncesiyle gecikmeyin, çünkü…

Çocuklarda boy uzaması doğumdan itibaren başlıyor ve ergenlik sonuna kadar devam ediyor. Bebeklik ve ergenlik çağı en hızlı büyüme dönemlerini oluşturuyor. Çocuğun boyunun; yaşına, cinsiyetine ve toplumdaki ortalama değerlere göre belirgin kısa olması “boy kısalığı” olarak tanımlanıyor. Ülkemizde her 100 kişiden 5-10’unda boy kısalığı tespit ediliyor. Acıbadem International Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, boy kısalığında altta yatan etken ne olursa olsun, çocuğun tedaviden yarar görebilmesi için hekime erken dönemde başvurulması gerektiğine dikkat çekerek, “Ergenlik tamamlanınca büyüme plaklarının kapanmasıyla birlikte büyüme durur ve çocuk erişkin boyuna ulaşmış olur. Dolayısıyla, tedavinin ergenlik tamamlanmadan, bir başka deyişle büyüme kıkırdakları kapanmadan uygulanması gerekir. Aksi takdirde, hiçbir yöntemle boyu uzatmak mümkün olamaz. Bu nedenle, yapılan düzenli boy ölçümlerinde büyüme eğrilerinde sapma tespit edildiyse, çocuğun aynı yaş ve cinsiyetteki arkadaşları arasında boy farkı giderek artıyorsa, hekime gecikmeden başvurmak çok önemlidir. Toplum olarak boy kısalığıyla ilgili doğru bilgiye sahip olmalı ve bu konuda farkındalık yaratmalıyız. Her çocuğun sağlıklı büyüme hakkı vardır. Bunu sağlamak için hep birlikte doğru bilgilere dayalı adımlar atmalıyız” diyor. Erken dönemde başlanan tedavide günümüzde oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğine işaret eden Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, çocuklarda boy kısalığına yol açan 6 etkeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Dr. Aliye Sevil Sarıkaya

Dr. Aliye Sevil Sarıkaya

Ailevi boy kısalığı

Eğer ailede bir veya daha fazla kişi kısa boylu ise büyüme hormonu normal olsa bile çocuğun genetik yapıdan kaynaklı kısa boylu olma ihtimali yükseliyor. Genetik olarak beklenen hedef boy, anne ve baba boyuna göre hesaplanıyor. Ancak, çocuk anne ve babadan başka diğer aile fertlerine de benzemiş olabiliyor.

Yapısal büyüme geriliği 

Yapısal büyüme geriliği; çocukluk döneminde büyümenin yaşıtlarına göre geri olduğu ve ilerleyen yaşlarda normale döndüğü geçici bir durum olarak tanımlanıyor. Bu çocuklarda genellikle ergenlik döneminin de geciktiğini belirten Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, “Ancak bu çocuklar ergenlik sonunda beklenen boy uzunluğuna ulaşabilirler. Bazı çocuklar yaşıtlarına göre yavaş büyüyebilir ve ergenlik döneminde bu farkı kapatabilirler” diyor.

Hormonal nedenler

Büyüme hormonu ve tiroit hormonlarının eksikliği çocuklarda boy kısalığının en önemli hormonal nedenlerini oluşturuyor.  Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya,  hipofizden salgılanan büyüme hormonunun doğrudan kemik ve kas gelişimini desteklediğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Büyüme hormonunun eksikliği çocuklukta büyüme geriliğine ve ciddi boy kısalığına yol açabilir. Eksikliği doğumsal nedenlerle olabileceği gibi; travma, ışın tedavisi, tümör ve menenjit gibi geçirilmiş hastalıklardan da kaynaklanabilir. Ayrıca hipofizden salgılanan ve tiroit uyarıcı hormon olan (TSH), böbrek üstü bezini uyararak kortizol üretimini sağlayan adrenokortikotropik hormon (ACTH), ergenlikte büyümenin hızlanmasını destekleyen ve cinsiyet hormonlarını düzenleyen LH ile FSH eksikliği de çocukluk çağında boy uzamasını olumsuz yönde etkileyebilir”

Sistemik hastalıklar

Astım gibi kronik solunum yolu hastalıkları, çölyak, kronik böbrek hastalıkları, kalp hastalıkları, kronik anemi, inflamatuar bağırsak hastalıkları ve malabsorbsiyon sendromları olarak adlandırılan besinlerin yeterince emilememesi durumları gibi uzun süreli hastalıklar da çocuklarda boy uzamasını önleyebiliyor. Bunun nedeni ise bu hastalıkların vücudun büyümesi için gerekli olan besinler ile enerjiyi kullanmasını zorlaştırarak çocuğun genel sağlık durumunu olumsuz yönde etkilemesi.

Psikososyal nedenler

Aile içindeki stresli ortam veya duygusal ihmal, kötü yaşam koşulları, travmalar ve anksiyete gibi psikolojik etkenler de çocuklarda büyüme hormonunu baskılayarak boy uzamasını olumsuz yönde etkileyebiliyor.

Yetersiz ve dengesiz beslenme

Çocuğun sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için yeterli ve dengeli beslenerek vücudunun ihtiyaç duyduğu tüm besin öğelerini alması gerekiyor. Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, yeterli ve dengeli beslenmenin proteinler, karbonhidratlar, yağlar, vitaminler ile minerallerden zengin bir diyetle sağlandığını belirterek, “Dengeli beslenme her besin grubunu yeterince tüketerek ve işlenmiş gıdalardan kaçınarak mümkündür. Örneğin, protein alımı vücudun büyümesi ve onarımı için önemlidir. Vitaminler ve mineraller bağışıklık sistemini desteklerken, karbonhidratlar ve yağlar da enerji sağlar” diyor.

Düzenli boy ölçümü çok önemli!

Bebeklik (0-2 yaş) ve ergenlik dönemi en hızlı büyüme dönemini oluşturuyor. Zamanında doğan bir bebeğin ortalama boyu 50 cm kadar oluyor ve 0-1 yaş arasında yaklaşık 25 cm, 1-2 yaş arasında 10-12 cm, 2 yaşından sonra ergenlik dönemine kadar yılda 5-6 cm uzuyor. Ergenlikte ise boyda uzama hızlanıyor ve kızlarda yılda 8-10 cm, erkeklerde de 10-12 cm uzama gözleniyor.  Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, düzenli boy ölçümleri yapılarak büyüme eğrilerindeki sapmaları erken fark etmenin tedaviden etkin sonuç alınabilmesinde kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayarak, “Çocuklarda boy ölçümü; ilk 6 ay ayda bir, 6-24 ay arasında 3 ayda bir, 2-6 yaş arasında 6 ayda bir, 6-12 yaş arasında yılda bir olmalıdır. Büyüme geriliği şüphesinde ölçüm 3-6 ayda bir yapılmalıdır.  Boy büyümesinden endişelenildiği durumlarda gecikmeden pediatrik endokrinoloji uzmanına başvurulması tedaviden başarılı sonuç alınması için çok önemlidir” bilgisini veriyor.

Boyunun ideal ölçülerde uzaması için 5 önemli öneri!

  • Bebeklik döneminden itibaren çocuğunuzun boyunu düzenli aralıklarla ölçün ve gerektiğinde zaman kaybetmeden hekime başvurun.
  • Yeterli ve dengeli beslenmesi büyük bir öneme sahip. Bu nedenle, aşağıdaki besinleri düzenli olarak tükettiğinden emin olun.

Hayvansal proteinler: Et, tavuk, balık, yumurta, süt, yoğurt, peynir

Bitkisel proteinler: Mercimek, nohut ve fasulye gibi kuru baklagiller, badem ceviz ile fındık gibi kuru yemişler

Karbonhidratlar: Tahıllar, bulgur, yulaf, tam buğday ekmeği

Mineral Kaynakları: Kalsiyum, süt, yoğurt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler

  • Düzenli fiziksel aktivite alışkanlığı edinmesini sağlayın. Sürekli sıçrama ve uzanma hareketlerinin yapıldığı basketbol ve voleybol sporunun yanı sıra yüzme, ip atlama, yoga, pilates ve koşu boy uzamasını olumlu yönde etkiliyor.
  • Büyüme hormonu özellikle derin uyuma evresinde salgılandığı için çocuğunuzun yeterli ve kaliteli uyumasını sağlayın.
  • Stres de boy uzamasını olumsuz etkileyen faktörlerden. Dolayısıyla aile içinde sevgi dolu, huzurlu ve güvenli bir ortam sağlamanız son derece önemli.

Tedavi altta yatan nedene göre planlanıyor

Boy kısalıklarının tedavisi altta yatan sebebe göre planlanıyor. Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, tedaviye erken başlanmasının çocuklarda büyüme potansiyelini artırdığını vurgulayarak, tedavide nasıl bir yol izlendiğini şöyle özetliyor: “Örneğin, tiroit hormonu yeterli salgılanmıyorsa hormon replasman tedavisine başlanır. Yaşamın ilk 3 yılında, büyüme geriliğinin yanı sıra beyin gelişimi üzerinde de etkisi olduğundan, tiroit hormonu eksikliğinde erken tanı için doğumdan sonra bebekten alınan topuk kanı büyük önem taşır. Büyüme hormonunun eksikliğinde sentetik büyüme hormonu cilt altına enjeksiyonla verilir. Büyüme hormonu eksikliği olan çocuklar tedaviye genellikle daha iyi yanıt verirler ve büyüme hızları belirgin olarak artar. Boy kısalığı çölyak hastalığına bağlı gelişmişse glutensiz gıdalarla diyet hazırlanır. Erken tanı ile zamanında başlanan tedavi çocuğun gelişim sürecinin desteklenmesini sağlar.”

Bengt-Erik Engholm “Maymundan İnsana – İnsanlık Tarihi”

İsveçli yazar Bengt-Erik Engholm’un kolay anlaşılır ve eğlenceli bir dille kaleme aldığı Maymundan İnsana – İnsanlık Tarihi adlı kitabı, Dinozor Genç’ten çıktı!

Bugüne kadar 10’dan fazla dile çevrilen kitap hem Homo sapiens’in gelişimini hem de medeniyetlerin oluşması, keşifler, icatlar, din, sanat gibi konular üzerinden insanlığın kültürel evrimini de ele alıyor. Jonna Björnstjerna imzalı illüstrasyonlarıyla daha da ilgi çekici hale gelen Maymundan İnsana, gençlere olduğu kadar yetişkin okurlara da hitap ediyor. Kitabın sonunda ayrıca, insanlık tarihinin dönüm noktalarını çizimlerle anlatan kronolojik bir takvim de yer alıyor.

Çocuklarda grip astım ataklarını tetikleyebilir mi?

Gribal enfeksiyon geçiren çocukların sayısı kış mevsimi ile birlikte giderek artıyor. Gribal enfeksiyonlar damlacık yoluyla, yani hasta kişinin hapşırması ve öksürmesi sırasında mikropların havaya yayılması ile bulaşıyor. Kış mevsiminde özellikle kapalı ortamlarda çok sayıda kişinin bir araya gelmesi nedeniyle gribin hastadan hastaya yayılması kolaylaşıyor.  Son dönemlerde RSV, rinovirüs,  influenza, adenovirüs, covid virüsleri dolaşımda bulunuyor ve çok sayıda kişiyi etkiliyor. Bu süreçte astımlı çocukların şikayetleri artabiliyor ve bu nedenle ebeveynlere önemli görevler düşüyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Alerjisi Bölümü’nden Prof. Dr. Ersoy Civelek, bu konuda anne babalara önemli bilgiler verdi.

Prof. Dr. Ersoy Civelek

Prof. Dr. Ersoy Civelek

Öksürük, ve nefes darlığı görülebilir

Astım solunum yollarının uzun süreli mikrobik olmayan iltihabi bir hastalığıdır. Geçmeyen öksürük, gece öksürükleri, sabaha karşı öksürük, spor yaptıktan veya oynadıktan sonra ortaya çıkan öksürük ve nefes darlığı astımın en önemli şikayetleridir. Astımda şikayetler nefes borusunun iç kısmını döşeyen zarlardaki hasar nedeniyle ortaya çıkar. Astımlı hastaların şikayetlerinin şiddetine göre günlük koruyucu ilaçlar kullanması gerekebilir. Bu koruyucu tedavide amaç nefes borusunun iç kısmını döşeyen zardaki hasarı kontrol altına almaktır.

Gribal enfeksiyonlar burundan bile başlasa astımı olan çocuklarda akciğerlerin orta ve uç bölümlerinde yer alan nefes borusu bölümünün iç kısmını döşeyen zarlarda hasar oluşturabilir. Astımlı kişilerde zaten hasarlı olan bu bölge gribal enfeksiyon nedeniyle daha fazla hasar görür ve sonuçta astım atağı veya halk arasında bilinen adı ile astım krizi ortaya çıkar. Öksürük, gece öksürüğü ve nefes darlığı gibi şikayetlerin daha önceden yokken gribal enfeksiyonla beraber ortaya çıkması veya olan bir şikayetin şiddetinin artması astım atağı olarak isimlendirilir.

Astım eylem planını uygulamak önemli!

Bu aşamada en önemli görev ailelere düşmektedir. Anne babalar çocuklarında astım şikayetlerin arttığını veya yeni bir şikayetin ortaya çıktığını fark eder etmez astım atağının başladığını anlamalılar. Atakta ilk yapılacak iş rahatsızlığın şiddetini azaltacak ve astım atağının bir an önce bitmesini sağlayacak rahatlatıcı ilaçların kullanılmasıdır. Bu ilaçların nasıl, günde kaç kez ve hangi dozda kullanılacağı hastayı takip eden doktor tarafından daha önceden belirlenmiş olmalıdır. Bu plan “yazılı eylem planı” olarak isimlendirilir. İlk tedavi başladıktan sonra şikayetlerin artışı engellenirse tedaviye planda yazıldığı gibi devam edilir. Eğer kurtarıcı ilaç kullanmaya rağmen şikayetler artıyorsa veya azalmıyorsa hasta doktora başvurmalıdır.

Gripten korunmak için bunlara dikkat edin

  • Özellikle 6 aydan büyük astımlı hastaların grip aşılarını yıllık olarak olmaları tavsiye edilmektedir.
  • Sık sık el yıkamak önemlidir
  • Hapşırır veya öksürürken ağız el ile değil kol ile kapatılmalıdır
  • Kalabalıkta maske takmak gerekebilir
  • Hasta olan kişilerden uzak durulmalıdır
  • Bulunulan odalar sık sık havalandırılmalıdır
  • Yeterli sürede uyumak gerekir
  • Dengeli beslenme de gribal enfeksiyonlardan korunmaya yardım edebilir.

Elektronik sigaranın verdiği zararlar…

Ölümcül tüm rahatsızlıkların başlıca nedeni olan sigara, bağımlılık özelliği sebebiyle milyonlarca insanın isteyip de kurtulamadığı bir alışkanlık. Sigaradan bir türlü kopamayanların da çözümü elektronik sigaralarda aradığını ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Sönmez, “Ancak elektronik sigaralar sanıldığı kadar zararsız değil. İçeriğindeki nikotin sebebiyle en az normal sigaralar kadar şiddetli bağımlılığa sebep olurken, akciğerde de çeşitli hasarlara yol açıyor” dedi.

Elektronik sigaraların buhar şeklinde solunum yoluyla akciğerlere ulaştığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Sönmez, “Bu ürünler aromatik katkı maddeleri dışında nikotin veya THC gibi yağda çözünen ve bağımlılık yapan maddeler içerir. Bu nedenle elektronik sigaraların hava yolları ve akciğer dokusunda yarattığı hasarlara ait bildirilen vaka sayısı her geçen gün hızla artıyor” şeklinde konuştu.

Dr. Esra Sönmez

Dr. Esra Sönmez

Elektronik sigaranın ilk hedefi gençler

Tüm dünyada e-sigara kullanımının önemli ölçüde yaygınlaştığını vurgulayan Dr. Esra Sönmez, “Elektronik sigara, aslında yine tütün endüstrisinin bir ürünüdür. Özellikle ana hedef kitlesini gençlerin oluşturduğu bu ürünün kullanımı endişe verici şekilde artmaya devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki lise öğrencilerinin yüzde 20’ye yakınının elektronik sigara kullandığı bildiriliyor. Öyle ki, yakın gelecekte e-sigara satışlarının normal sigara satışlarını geride bırakabileceği bile öngörülüyor” dedi.

Uzman Dr. Esra Sönmez elektronik sigaralarla ilgili 3 büyük doğru bilinen yanlışı sıraladı:

  1. Elektronik sigaralar zararsızdır: Elektronik sigaralar, diğer tütün ürünlerine kıyasla daha az toksik madde içerir ama kesinlikle masum değildir. Elektronik sigaralar akciğere direkt toksik etkiyle hasar verir ve ölüme yol açabilir. ABD merkezli Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri’nin (CDC) yayınladığı verilere göre 2020 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde elektronik sigaraya bağlı 2 bin 807 akciğer hasarı vakası bildirildi ve bu vakaların 68’i ölümle sonuçlandı.
  2. Elektronik sigaralar bağımlılık yapmaz: Elektronik sigaralar da normal sigaralar gibi nikotin içerdiği için bağımlılığa sebep olur.
  3. Elektronik sigaralar, içiciliği bitirmeye yardımcı olur: Elektronik sigara kullanarak bu alışkanlıktan kurtulmaya çalışanların kısa sürede sigaraya geri döndüğü gözlemlenmiştir. Bu sebeple de tütün bağımlılığı tedavisinde yeri yoktur. Tıp nezdinde kendini kanıtlamış tedavi yöntemleri hakkında bilgi almak için uzman bir sağlık kuruluşundan yardım alınabilir.

Çocuklarda 3 haftadan fazla süren öksürüğe dikkat!

Solunum sistemimizi koruyan doğal bir savunma mekanizması olan öksürük, bu rolü nedeniyle önemli olsa da çocuklar söz konusu olduğunda hastaneye başvuru nedenlerinin en başında geliyor. “Akut” tanımına giren ve 2 haftaya kadar süren öksürük genellikle kendiliğinden iyileşirken, 3-12 hafta arasında süren öksürük “kronik” olarak tanımlanıyor. Uzun süre devam eden, geçmek bilmeyen bu tipteki öksürüğün çocukların uyku düzenini ve günlük hayatını olumsuz yönde etkilemesinin yanı sıra önemli bir sağlık sorununa da işaret edebileceğini belirten Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Hüma Şanlı, “Solunum hastalığı olmayan, sağlıklı bir okul çağı çocuğu normalde günde ortalama 10-11 kez, hatta bazen 34 kez kadar öksürebilir. Ancak öksürük 3 haftadan fazla sürerse, çocuğun yaşam kalitesini arttırmak ve altta yatan etkenin saptanıp tedavi edilmesini sağlamak için mutlaka hekime başvurmak gerekir” diyor.

Dr. Manolya Hüma Şanlı

Dr. Manolya Hüma Şanlı

En yaygın nedenleri: Reflü, astım ve bakteriyel bronşit

Solunum yolu hastalıklarının en önemli ve en sık görülen semptomlarından biri olan öksürük “Hava yollarındaki yabancı maddeleri ve mukusu temizlemeye yönelik, ani ve patlayıcı nefes verme manevrası” olarak tanımlanıyor. Öksürük refleksi çocuklarda yaklaşık 5 yaş civarında olgunlaşıyor. Çocuklarda oluşan sekresyonlar bu yaştan önce kolay çıkarılamıyor. Bu nedenle çocuklara 5 yaşından önce kabuklu yiyecekler verilmemesi öneriliyor. Çocuklarda kronik öksürük yapan nedenlerin başında ise mide-özofagus reflüsü, astım, uzamış bakteriyel bronşit ile geniz akıntısı sendromu olarak da bilinen üst hava yolu öksürük sendromu geliyor. Geniz akıntısının en önemli nedenini, sekresyon üretiminin fazlalaştığı alerjik rinit ve devamlı akıntının olduğu kronik sinüzit oluşturuyor. İlk 4 ay içinde bebeklerde görülen mide-özafagus reflüsünün yol açtığı öksürük beslenme sonrasında belirginleşiyor ve yatar pozisyonda şiddetleniyor. Bir yaşından sonra da kendiliğinden azalıyor.

Gece öksürüğü astıma işaret edebilir!

Çocuklarda ani ve geçici öksürük “boğmaca benzeri öksürük sendromu” olarak nitelendiriliyor. Gece öksürüklerinin genelde astım ve mide-özafagus reflüsünü düşündürdüğünü belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Hüma Şanlı,  “Astıma bağlı öksürükler alerjik etkenler sebebiyle gelişebileceği gibi enfeksiyonlar ile hatta efor esnasında, ağlama, gülme ve konuşmayla tetiklenip artabilir. Uzamış bakteriyel bronşitte çocuk daha yorgun görünür, vücut ısısı artar ve bu duruma balgamlı öksürük eşlik eder. Psikojenik öksürükte gün içerisinde aralıklı yineleyen kuru, kaz ötmesi gibi bir öksürük gözlemlenir. Çocuk sağlıklı görünür, hatta ilgisi başka yöne çekildiğinde ve gece uyku sırasında bulgular kaybolur” diyor.

Balgamlı öksürük bronşit ve zatürre habercisi olabilir!

Kronik öksürüğün spesifik ve non-spesifik olmak üzere ikiye ayrıldığına değinen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Hüma Şanlı, “Spesifik öksürükte altta yatan solunum veya sistemik hastalıkla ilişkili bir neden ya da anormallik saptanır. Bronşit ve pnömoni (zatürre) gibi hastalıklarda çok sık görülen balgamlı öksürük, spesifik öksürük varlığının en iyi göstergesidir. Non-spesifik öksürük ise sağlıklı görünen çocuklarda da ortaya çıkabilen, viral enfeksiyon ile ilişkilendirilen ve genellikle tedavisiz düzelen öksürüktür” diyor.

Yanında asla sigara içmeseniz bile…

Sigara içmek veya dumanına maruz kalmak ülkemizde kronik öksürüğün önde gelen nedenlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Sigara dumanına maruziyet;  sekresyon üretimine ve bronş spazmlarına yol açarak uzayan öksürüğe neden oluyor. Bebek ya da çocuklarla aynı ortamda içilmiş olmasa bile içen kişinin üzerine ve vücuduna sinen sigara aerosolleri çocukta bronş hassasiyeti yaratıyor. Bu durum da erken çocukluk çağı astım ataklarının, viral enfeksiyonlarla beraber en sık görülen sebeplerinden birini oluşturuyor.

Tedavi altta yatan nedene göre düzenleniyor

Öksürükte tedavinin altta yatan nedene göre şekillenmesi gerektiğini vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Hüma Şanlı, şunları söylüyor: “Özellikle uzamış öksürükte ya da kliniğin kötü olduğu akut öksürükte akciğer grafisi çekilmesi gerekebilir. Tedavi kronik öksürüğe yol açan etkene ve bulgulara göre düzenlenir. Uzamış balgamlı öksürüklerde başlangıçta, uzamış bronşit veya kronik sinüzite yönelik antibiyotik tedavisi; uzamış kuru öksürüklerde nebülizatör denilen cihazlar ya da inhaler olarak adlandırılan aparatlarla verilen bronş genişletici ilaçlar kullanılır ve ilaca yanıtı değerlendirilir.”

Michael Wildenhain “Yapay Zekânın Kısa Tarihi”

Bilgisayar bilimcisi ve yazar Michael Wildenhain’ın ilgi çekici kitabı Yapay Zekânın Kısa Tarihi, yapay zekânın tarihsel gelişimi ve insanlıkla ilişkisine dair disiplinlerarası bir özet sunuyor.

Yapay zekâ fikrinin edebiyattan doğduğunu savunan Wildenhain, Düşbaz Kitaplar’dan çıkan Yapay Zekânın Kısa Tarihi’nde yapay zekânın teknik gelişiminden ziyade kültürel bir okuma sunuyor. Yazar, Goethe’nin Homunculus’u, Mary Shelley’nin Frankenstein’ı gibi edebi eserlerden yola çıkarak insanın kendi benzerini yaratma arzusunu, buradan doğan etik ve felsefi sorularla birlikte ele alıyor. Alan Turing, Gottlob Frege gibi birçok öncü ismin çalışmalarını da irdeleyen kitap, yapay zekânın evrimini ve insan zekâsıyla karşılaştırılmasını tartışıyor.

Yılda 15 bin bebek kalp rahatsızlığı ile doğuyor!

Doğumsal Kalp Hastalıkları Haftası, doğuştan kalp hastalıkları bulunan bebeklerin erken tanı ve tedavi süreçlerinin önemini vurguluyor. Erken tanının hayat kurtaran etkisine dikkat çeken Prof. Dr. Vedide Tavlı, ailelerin bilinçlenmesi ve tanı sürecinin hızlandırılmasının kritik bir öneme sahip olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Vedide Tavlı

Prof. Dr. Vedide Tavlı

Erken Tanı ve Tedavi Hayat Kurtarıyor

Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Çocuk Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vedide Tavlı, doğumsal kalp hastalıklarının yılda yaklaşık 15.000-20.000 bebekte görüldüğünü belirterek şu bilgileri paylaştı:

“Bu hastalıklar bazen doğumdan sonraki ilk günlerde belirti göstermeyebilir ancak ilerleyen dönemlerde fark edilebilir. Kadın doğum uzmanları ve yeni doğan hekimlerinin dikkatli muayenesi ve erken taramalar hayat kurtarıcı olabilir. Özellikle, hastalıkların yarısının bir yaşından önce erken tanı ve tedavi gerektirdiğini biliyoruz.”

Prof. Dr. Tavlı, hastanedeki izlem süreçlerinde puls oksimetre ile ısrarlı düşük oksijen oranları uzman çocuk kardiyoloğunun değerlendirmesini gerektirmektedir. Böyle bir durumda, bebek mutlaka bir uzman kardiyolog tarafından değerlendirilmelidir. Erken müdahale, hayat kurtarıcıdır.”

Belirtilere Dikkat!

Erken dönem belirtilere dikkat çeken Tavlı, “Doğumsal kalp hastalıklarının en sık görülen belirtileri şunlardır; Dudak çevresinde morarma, solunumda hızlanma, beslenme sırasında zorluk ve sık sık memeyi bırakma, emme sırasında terleme, genel halsizlik ve büyük güçlükle nefes alıp verme, sürekli solunum zorluğu ve öksürük. Ailelerin bu belirtileri gözlemlemeleri durumunda vakit kaybetmeden bir çocuk kardiyoloğuna başvurmaları önemlidir” dedi.

Genetik ve Çevresel Faktörlerin Etkisi

Doğumsal kalp hastalıklarının oluşumunda genetik ve çevresel faktörlerin büyük etkisi olduğunu belirten Prof. Dr. Tavlı, şu noktalara dikkat çekti: “Gebelik döneminde annenin geçirdiği enfeksiyonlar, diyabet ve genetik yatkınlık doğumsal kalp hastalıklarının riskini artırabilir. Bu nedenle, anne adaylarının gebelik sürecinde dikkatli olmaları ve düzenli kontrollerini yaptırmaları hayati önem taşıyor.”

Fetal Ekokardiyografi ile Erken Tanı

Doğumsal kalp hastalıklarının doğum öncesinde tespit edilmesi mümkün. Fetal ekokardiyografi, gebeliğin 19. haftasından itibaren kalp hastalıklarını belirleyebiliyor. Bu sayede, doğumun uygun koşullarda gerçekleşmesi ve bebeğin ihtiyacı olan tüm tıbbi müdahalelerin planlanması sağlanabiliyor.

Farkındalık Hayat Kurtarır

Doğumsal kalp hastalıklarının toplumdaki farkındalığını artırmanın önemine vurgu yapan Prof. Dr. Tavlı, ailelere şu mesajı verdi:

“Aileler, bebeklerinde herhangi bir kalp hastalığı belirtisi fark ettiklerinde zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmalıdır.”

Doğumsal kalp hastalıkları konusunda farkındalık yaratmak ve erken tanı ile tedavi yöntemlerinin önemini anlatmak amacıyla Doğumsal Kalp Hastalıkları Haftası boyunca bilgilendirme ve eğitim faaliyetleri gerçekleştirilecektir.

Tükenmişlik Sendromu hızla yaygınlaşıyor!

‘Kendimi tükenmiş hissediyorum’, ‘çok yorgunum’, ‘çalışmak istemiyorum, yataktan kalkmak bile çok zor geliyor’, ‘herkesi geride bırakıp kaçmak istiyorum’… Bu ve benzeri şikayetlerden yakınanların sayısı günümüzde hızla artıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Nagihan Günal, “Tükenmişlik sendromu bireyin bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve kişiyi soğuk algınlığı, grip ya da uykusuzluğa karşı daha duyarlı hale getirebilir. Uzun süre tedavi edilmeden ilerlemesine izin verilirse alkol bağımlılığından depresyona, diyabetten kalbe dek çok ciddi fiziksel veya psikolojik sorunlara yol açabilir” diyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Günal, tükenmişlik sendromunun kıskacında olup olmadığınızı anlamanızı sağlayacak 10 soruluk test hazırladı, kendinizi tükenmişlik sendromundan korumak için alabileceğiniz önlemleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Modern çağın yol açtığı önemli sorunlardan biri; tükenmişlik sendromu! Günlük yaşamın aşırı koşuşturmacasında; aşırı iş yükünden ‘hayır’ diyememeye ve sınır koymada güçlük çekmeye, ekonomik zorluklardan mükemmeliyetçi kişilik yapısına dek bir çok faktör kişinin kendini tükenmiş hissetmesine yol açabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Nagihan Günal “Günümüzde yoğun rekabet koşulları ve gelişen teknolojinin de etkisiyle işyerinde ve evde uzun çalışma saatleri, ekonomik sıkıntılar, toplumsal güvenlikle ilgili üzücü haberler ya da sosyal medyada insanların sürekli eğlendiği, mutlu olduğu, tatil yaptığı ütopik yaşamların gerçekliğine dair yanılsamalar gibi çok sayıda etken kişinin fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak yıpranıp kendini tükenmiş hissetmesine neden olabiliyor. İlk kez 1974 yılında Psikolog Freudenberger tarafından kullanılan tükenmişlik kavramı son 50 yıldır oldukça yaygın bir araştırma konusu olmakla birlikte, günümüz koşullarında görülme sıklığı hızla artmaktadır. Bireyin normal şartlarda profesyonel yaşamdaki kariyerinden, arkadaşlıklarından veya ailesindeki sosyal etkileşimlerinden aldığı keyfi azaltan, kendini başarısız ve değersiz görmesine neden olan tükenmişlik sendromu tıbbi bir tanı olmasa da ciddi ve mutlaka profesyonel psikolojik destek almayı gerektiren bir sorundur” diyor.

Psikiyatri Uzmanı Dr. Nagihan Günal

Psikiyatri Uzmanı Dr. Nagihan Günal

10 soruda ‘tükenmişlik’ testi!

Psikiyatri Uzmanı Dr. Nagihan Günal, hazırladığı 10 soruluk testte, yanıtlarınızın 5 ve üzeri ‘evet’ olmasının, tükenmişlik sendromu yaşadığınız anlamına gelebildiğini belirterek “Tükenmişlik sendromu kendiliğinden geçebilen bir durum değildir, mutlaka psikolojik olarak destek almanız gerekir” diyor. İşte 10 soru;

  1. Kapana kısılmış gibi hissediyor musunuz?
  2. Çaresiz hissediyor musunuz?
  3. Üzüntülü, kederli ya da depresif hissediyor musunuz?
  4. Umutsuzluk duyuyor musunuz?
  5. Bıkkınlık hissediyor musunuz?
  6. Değersiz ve başarısız biri gibi hissediyor musunuz?
  7. İnsanlar tarafından hayal kırıklığına uğratılmış hissediyor musunuz?
  8. Fiziksel olarak hastalıklı hissediyor musunuz?
  9. Yorgunluk hissediyor musunuz?
  10. Uyumada zorluk çekiyor musunuz?

Baş ağrısından kalp hastalıklarına!

Tükenmişlik sendromu yaşayanların kendilerini sürekli yorgun hatta bitkin, tükenmiş hissettiklerini belirten Dr. Günal “Baş ağrısı, karın ağrısı, iştahta veya uykuda düzensizlik, duygudurumda değişiklikler, özellikle kaygılı ya da umutsuz hissetme en sık yaşanan belirtileridir. Bunun sonucu olarak kişiler, sosyalleşmeyi ve arkadaşlarına, aile üyelerine ya da iş arkadaşlarına güvenmeyi bırakarak izolasyona yönelebilirler. Hayata karamsar bakıp kendilerini çaresiz hissedebilirler. Tıpkı diğer kronik stres türleri gibi tükenmişlik sendromu da bireyin bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve soğuk algınlığı, grip ya da uykusuzluğa karşı daha duyarlı hale getirebilir. Uzun süre tedavi edilmezse ilerleyerek alkol-madde bağımlılıkları, depresyon, kalp hastalığı ve diyabet gibi ciddi fiziksel veya psikolojik hastalıklara yol açabilir” diyor.

Tükenmişlik sendromundan korunmak için önlemler!

  • İş yükünüzü ve sorumluluğunuzu paylaşın, molalar verin.
  • Keyif aldığınız aktiviteleri sürdürün, yeni eğlenebileceğiniz aktiviteler bulun.
  • Ailenizle ve sevdiklerinizle daha fazla vakit geçirin, sosyal etkileşimleri artırın.
  • Mesai saatleri dışında odağınızı işten uzaklaştırın.
  • Zorlandığınızda, stres yükünüz arttığında ya da duygusal bir zorlanma yaşıyorsanız yardım istemekten çekinmeyin.
  • Beslenme ve uyku rutininizi oluşturun; sağlıklı beslenin, abur-cubur atıştırmalıklardan kaçının ve geceleri mutlaka 6-8 saat uyuyun.
  • Haftada 3-4 gün mutlaka egzersiz yapın.
  • Sigara ve alkolden uzak durun.
  • Gerekirse sorunlarınız ilerlemeden psikolojik destek alın.

Baldırda veya uylukta ani gelişen şişlik varsa… Dikkat!

Halk arasında “pıhtı oluşması” olarak bilinen derin ven trombozu vücudun herhangi bir bölgesindeki toplardamarların pıhtıyla tıkanması anlamına geliyor. En sık bacaklarda, özellikle de baldır ve uyluk bölgesindeki toplardamarlarda gelişen derin ven trombozu dünya genelinde her yıl yaklaşık 10 milyon kişide teşhis ediliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, 50 yaş üzerindeki kişilerde daha yaygın rastlansa da hastalığın son yıllarda 30-40’lı yaşlardaki genç yaş gruplarında görülme oranının giderek arttığına dikkat çekerek, “Bu artışın, hastalığın en önemli risk faktörleri arasında yer alan hareketsiz bir yaşam ve obezitenin genç yaş gruplarında daha yaygın görülmesiyle ilişki olabileceği belirtilmektedir” diyor. Derin ven trombozunun en büyük tehlikesi ise pıhtının koparak akciğerlere ulaşması ve hayat kaybıyla sonuçlanabilecek olan akciğer embolisine (pulmoner emboli) neden olabilmesi. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozunun ciddi, ancak büyük oranda önlenebilen bir hastalık olduğunu belirterek, “Ayrıca May-Thurner Sendromu gibi altta yatan durumları göz ardı etmemek, genetik yatkınlıkları dikkate almak ve belirtileri erken fark etmek, hastalığın hayatı tehdit eden komplikasyonlarını önlemede kritik önem taşımaktadır. Derin ve trombozunda erken tanı hayat kurtarıcı olabilir; dolayısıyla baldırda veya uylukta ani gelişen şişlik, ağrı veya ani nefes darlığı gibi belirtiler göz ardı edilmemelidir” diyor.

Doç. Dr. Ahmet Arnaz

Doç. Dr. Ahmet Arnaz

Hareketsiz yaşam ve obezite riski artırıyor!

Derin ven trombozuna pek çok faktör neden olabiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, çağımızın önemli sorunu olan hareketsiz yaşam ve obezitenin artmasına paralel olarak bu hastalığın görülme sıklığının arttığını söylüyor. Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozunun sebeplerini şöyle sıralıyor:

  • Hareketsizlik: Uzun yolculuklar, masa başı işler veya uzun süreli yatak istirahati kan akışını yavaşlatması nedeniyle pıhtı riskini artırıyor.
  • Obezite: Ağırlık nedeniyle damarlar üzerindeki basınç artıyor.
  • Hamilelik: Hamilelikte rahim büyüyerek damarlara baskı yapıyor.
  • Genetik yatkınlık: Faktör V Leiden mutasyonu gibi kalıtsal pıhtılaşma bozuklukları riski artırıyor.
  • Sigara kullanımı: Kan damarlarının yapısını bozarak pıhtı riskini artırıyor.
  • Hormonal tedaviler ve doğum kontrol hapları: Östrojen içeren ilaçlar damar içinde pıhtı oluşumuna neden olabiliyor.
  • Kanser: Bazı tümörler kanın pıhtılaşma eğilimini artırıyor.
  • May-Thurner Sendromu: Sol ayak toplardamarının sağ ayak damarı tarafından sıkıştırılması sonucu kan akışı azalarak pıhtı oluşumuna zemin hazırlıyor.

Baldırda veya uylukta ani gelişen şişlik varsa…

Derin ven trombozu en sık bacaklarda, genellikle baldır ve uyluk bölgesindeki derin toplardamarlarda oluşuyor.  Daha nadir olarak; kollarda, karın bölgesinde ve pelviste de görülebiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozunun en yaygın görülen belirtilerini, “Baldırda veya uylukta ani gelişen şişlik, sürekli veya hareketle artan ağrı, ciltte mavimsi renk değişikliği veya kızarma, etkilenen bölgede belirgin sıcaklık artışı” olarak sıralıyor. Ayrıca ani nefes darlığı da derin ven trombozuna işaret edebiliyor. Bu belirtiler fark edildiğinde derhal bir doktora başvurulması gerektiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Ahmet Arnaz, “Tanının hızlı konulması hayati öneme sahiptir. Dolayısıyla bu belirtilerde etkilenen bacak hareketsiz tutulmalı ve yüksekte dinlendirilmelidir. Ayrıca kendi kendine tedavi yaklaşımlarından kaçınılmalı ve  en kısa zamanda bir sağlık merkezine başvurulmalıdır. Zira, bu hastalık damar içinde oluşan pıhtının kan akışını önlemesi nedeniyle bacaklarda şişlik ve ağrı, cilt değişiklikleri, hatta iyileşmeyen yaralara sebep olabilen posttrombotik sendroma neden olabilir. Geç kalındığında bu sorunlar kalıcı hale gelebilir. Dahası, bu hastalık ölümcül olabilen akciğer embolisine yol açabilir” diyor.

Tanı için çeşitli tetkiklere başvuruluyor

Derin ven trombozu tanısı için çeşitli tetkikler kullanılıyor. Örneğin, doppler ultrason kan akışının ve damarlardaki pıhtının görülmesi için birincil tanı yöntemini oluşturuyor. D-Dimer testi ile kanın pıhtılaşma durumu değerlendiriliyor.  Manyetik Rezonans Venografi yönteminden daha detaylı damar görüntülenmesi için yararlanılırken, BT (Bilgisayarlı Tomografi) Venografi yöntemine de pıhtının konumunu ve boyutunu belirlemek için başvurulabiliyor. Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozu tanısı konulan hastaların mutlaka bir kalp ve damar cerrahisi uzmanına başvurmaları gerektiğini vurgulayarak, “Altta yatan nedenlerin belirlenmesi, komplikasyonların önlenmesi ve tedavinin düzgün bir şekilde planlanması için bu uzmanlık alanının görüşü kritik öneme sahiptir” bilgisini veriyor.

Derin ven trombozuna karşı 5 etkili öneri!

Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozunu önlemek için dikkat edilmesi gereken kuralları şöyle özetliyor:

  • Uzun yolculuklarda her yarım saatte bir ayağa kalkarak hareket edin ve bol su için.
  • Uzun süre oturmanız gerekiyorsa alt bacak kaslarınızı mutlaka çalıştırın.
  • Obeziteyi önlemek için sağlıklı beslenin ve düzenli egzersiz yapın.
  • Sigarayı hemen bırakın ve içilen ortamlarda bulunmayın.
  • Risk altındaysanız, hekiminizin önerisi doğrultusunda varis çorabı ve gerekirse pıhtı önleyici ilaç kullanın.

Tedaviyle pıhtı oluşumu önlenebiliyor!

Erken tanı, derin ven trombozunun hayati risklerini önlemek açısından çok önemli. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, tanı konulduktan hemen sonra kan sulandırıcı ilaç kullanımına başlandığını belirterek, “Kan sulandırıcı ilaç pıhtının büyüyerek akciğer embolisine yol açmasını ve yeni pıhtı oluşumunu önlemektedir” diyor. Bazı tablolarda, özellikle büyük ve hayati tehlike oluşturan pıhtılarda trombektomi tedavisi uygulandığını aktaran Doç. Dr. Ahmet Arnaz, “Trombektomi, damar içindeki pıhtının cerrahi veya kateter yöntemiyle çıkarılmasıdır. Bu tedavi, genellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 48-72 saat içinde yapıldığında en etkili sonucu verir. Trombektomi sayesinde damar açılır, kan akışı yeniden sağlanır ve uzun dönem komplikasyonların önüne geçilebilir” diyor.

Stent tedavisi gerekebiliyor

Sol ayak toplardamarının sağ ayak atardamarı tarafından sıkıştırılması sonucu kan akışının azalmasıyla seyreden ve pıhtı oluşumuna zemin hazırlayan bir durum olan  May-Thurner sendromu, bu hastalığın sol bacakta görülme riskini artırıyor. Araştırmalar, derin ven trombozu tanısı alan hastaların yüzde 20-30’unda altta yatan bir May-Thurner sendromunun bulunduğunu ortaya koyuyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Arnaz, derin ven trombozuna yol açan etken May-Thurner sendromu ise stent tedavisine başvurulduğunu belirterek, “Yöntem, genellikle damar içine stent yerleştirilmesi yoluyla kan akışının normale döndürülmesini içerir. Bu tedaviyle bacakta dolaşım önemli ölçüde düzelir ve posttrombotik sendroma bağlı şikayetlerde yüzde 70-80 oranında azalma sağlanabilir. Bu durum, hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde iyileştirir ve uzun dönemde komplikasyonların önüne geçer” bilgisini veriyor.