Yazılar

Aralıklı oruç vücudu yeniliyor

Aralıklı oruç, yiyecek tüketimini belirli saatlerle sınırlandırarak metabolizmayı ve genel sağlığı iyileştirmeyi amaçlıyor. Aralıklı oruç; kilo verme, kan şekeri kontrolü, kalp sağlığı, beyin fonksiyonları ve yaşam süresi üzerinde olumlu etkiler sağlayabiliyor. Ancak aralıklı oruç herkes için uygun olmayabiliyor. Sağlık durumu, yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarına göre uygulanmadan önce bu konuda bir uzmana danışılması öneriliyor. Memorial Wellness Beslenme Danışmanlığı Bölümü’nden Uzm. Dyt. Yeşim Temel Özcan, “Birlikte iyileşiyoruz” kitabında da detaylarını paylaştığı aralıklı oruç hakkında bilgi verdi.

Uzun yıllar boyunca az ve sık yeme modeli benimsendiği için aralıklı oruç yeni keşfedilmiş gibi algılansa da; insan metabolizmasında ve genetiğinde, “açlık” atalarımızdan gelen ve vücudun ihtiyacı olan bir uygulamadır. Yani; aralıklı oruç aslında bir diyet değil, insan metabolizmasının normal çalışma sistemine uyum sağlamasıdır. Ancak günümüze bu sistemi adapte ederken bazı yöntemler belirlenmiştir. Bu yöntemlerin temeli; belirli zaman dilimlerinde yemek yeme ile açlık arasında dönüşümlü bir şekilde davranmaya dayalıdır. Ne yediğimiz kadar, ne zaman yediğimiz veya ne kadar süre yemediğimiz de çok önemlidir.

Dyt. Yeşim Temel Özcan,

Dyt. Yeşim Temel Özcan

Vücudun yenilenmesi ve onarılması için etkili bir uygulama

Vücudumuz temelinde bağışıklık sistemi ve sindirim sistemine enerji harcamaktadır. Beslenmek, temel bir ihtiyacımız olsa da; yemek yerken vücudumuza yabancı maddeler aldığımız için bu vücut için bir strestir. Dolayısıyla yemek yerken vücudumuzda inflamasyon yani bir diğer ismi ile iltihap/yangı oluşur ve devreye bağışıklık sistemimiz girerek tehlikeli olarak gördüğü besin maddelerine hızla yanıt verir. Ancak tam tersi açlık durumundayken; bağışıklık sisteminin uğraşmak zorunda olacağı tehlike etmenleri devrede olmadığından, asıl görevi olan hasarlı hücreleri bulup onları temizleme işini daha iyi yapar. Yani; otofaji yapar. Tam da bu nedenle aralıklı olarak uygulanan açlıklar, vücudun yenilenmesi ve onarılması için oldukça etkili bir yöntemdir.

Aralıklı oruç çeşitli yöntemlerle uygulanabiliyor

Aralıklı oruçta en yaygın uygulamalardan biri 16/8 yöntemidir. Bu yöntemde, günde 16 saat boyunca açlık durumu sürerken, geri kalan 8 saatlik süre içinde yemek yeme izni vardır. Örneğin, bir kişi gece yemeğini yedikten sonra sabah kahvaltısını atlayarak, öğle yemeğinden sonra akşam yemeğine kadar olan sürede yemek yeme hakkını kullanabilir. Diğer bir popüler yöntem ise 5:2 yöntemidir. Bu yöntemde, haftanın 5 günü normal bir şekilde beslenilirken, diğer 2 gün sadece çok az kalori alınarak oruç tutulur. Ancak şunu söylemeliyim ki; etkili bir otofaji için en az 14 saatlik bir açlık olması gerekir. Daha önce hiç aralıklı oruç yapılmadıysa, öncelikle kişinin kendini zorlamadan yavaş yavaş açlık süresini uzatması, sonrasında bu saatlere çıkılması daha mantıklıdır.

Aralıklı oruç yağ yakımını hızlandırıyor

Aralıklı oruç, vücuttaki birçok biyolojik süreci etkileyerek çeşitli sağlık faydaları sağlamaktadır. Bunlardan biri insülin hassasiyetinin artmasıdır. Açlık durumunda vücut, insülin düzeylerini düşürür ve bu da yağ yakımını artırır. Ayrıca, aralıklı oruç yapmak, hücresel onarım ve yenilenmeyi teşvik eder, inflamasyonu azaltır, beyin sağlığını geliştirir, kalp sağlığını destekler ve yaşlanmayı yavaşlatır. Öte yandan, aralıklı açlık doğru uygulandığında kilo kaybına da yardımcı olabilir. Ayrıca bazı araştırmalar bu yöntemin metabolizmayı iyileştirebileceğini göstermektedir. Bunun yanı sıra bazı insanlar açlık durumundan sonra yemek yediklerinde daha bilinçli ve sağlıklı beslenme eğilimine girebilmekte ve kendilerine uygun sürdürülebilir bir beslenme programı oluşturabilmektedir.

Aralıklı oruçta dikkat edilmesi gereken noktalar

Aralıklı oruç uygularken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. Çünkü bu beslenme stilinin herkes için uygun olmayabilir. Aralıklı açlık, bazı insanlar için faydalı olabilirken, bazıları için uygun olmayabilir. Örneğin; çocuklar, hamileler, emziren anneler veya geçmişte yeme bozuklukları yaşamış kişiler için bu yöntem uygun olmayacaktır. Özel sağlık durumuna sahip kişilerin, bu yöntemi uygulamadan önce bir sağlık uzmanına danışmaları önemlidir. Ayrıca, oruç uygulanacaksa olumlu bir sağlık etkisi görebilmek için bu planın dengeli uygulanması önemlidir. Aralıklı oruçta yeterli su tüketimi ve dengeli beslenme çok önemlidir. Aralıklı oruç, kilo verme ve sağlığın iyileştirilmesi amacıyla etkili bir yöntem olabilir. Ancak, herkesin vücut yapısı ve sağlık durumu farklı olduğundan, bu yöntemi uygulamadan önce dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi ve gerektiğinde uzman bir görüş alınması önemlidir.

Tansiyon ve diyabete karşı egzersiz yapın

Tansiyon ve diyabete karşı egzersiz yapın

Kalp hastalıkları, tansiyon ve diyabet dünyada sık görülen rahatsızlıklar arasında yer alıyor. Hareketsiz yaşam ve fazla kilo sebebiyle bu hastalıkların görülme yaşı giderek daha da düşüyor. Egzersiz ve spor bu hastalıkların kontrol altına alınabilmesi için kullanılan etkili yöntemler arasında bulunuyor. Düzenli egzersiz sağlığın korunmasını sağlıyor ve hastalıkları önlüyor. Memorial Wellness Medikal Fitness Bölümü’nden Hasan Ercan, düzenli egzersizin diyabet, tansiyon, kalp ve damar hastalıkları üzerindeki olumlu etkisi hakkında bilgi verdi.

Hasan Ercan

Egzersiz kas ve iskelet sistemi koruyor

Diyabet dünyada görülme sıklığı nedeniyle önemli bir halk sağlığı problemidir. Türkiye’de yaklaşık 7 milyon diyabet hastası olduğu tahmin edilmektedir. Her 3 kişiden birinin ise tansiyon hastası olduğu düşünülmektedir. Orta şiddette ve düzenli yapılan egzersizlerin tansiyon, Tip 1 ve Tip 2 diyabet hastalıklarında fayda sağlamaktadır. Egzersiz insülin duyarlılığını artırır. Kan şekeri seviyelerini düşürür. Vücut yağ oranını azaltır. Kalp ve damar fonksiyonlarını geliştirerek kalp dolaşım sistemi, solunum sistemi, kas ve iskelet sistemini korur ve güçlendirir, tansiyonun kontrol altında tutulmasına ve buna bağlı rahatsızlıkların engellenmesinde önemli derecede rol oynar.

Tansiyonu kontrol altında tutuyor

Yapılan çalışmalarda haftada en az 2 kere orta şiddette düzenli yapılan egzersizler, uygun nabız aralığı, kişiselleştirilmiş ve kontrollü müdahaleler ile egzersizin tansiyon (kan basıncı) kontrolüne katkıda bulunduğunu göstermektedir. Egzersizin kan basıncını azaltması (tansiyonun optimal düzeyde olması) için şiddeti, tipi, sıklığı ve süresi özellikle diyabet ve tansiyon hastalarında belirlenmeli ve uygun yüklenme aralıkları ile planlaması yapılmalıdır.

Düzenli egzersiz ve spor hastalıklardan koruyor

Yaş ilerledikçe vücudun kendini yenileme hızında düşüşler oluşmaya başlar. Dolaşım ve solunum sistemi verimsizleşirken, kemik yoğunluğunda azalma, yaş ilerledikçe görülen iskelet kası kütlesi kaybı ve fonksiyonelliğin azalması olarak tabir edilen “sarkopeni”  kalp ve damar hastalıklarına bağlı dolaşım bozuklukları, kan şekeri dengesizlikleri görülebilir. Düzenli spor yapan ileri yaşlılarda kan şekeri ve dolaşıma bağlı bozukluklar da azalma görülmüş, kas oranına bağlı, hareket kısıtlılığının azalmış olduğu tespit edilmiştir. Düzenli spor yapan 70 yaşındaki bir bireyin 40 yaşındaki birey ile aynı fiziksel durumda olabileceği düşünürsek, düzenli ve bilinçli yapılan spor yaşam kalitemizi arttırmada etkili önemli parametrelerden olacaktır

Egzersiz her yaş için kişinin sağlık durumuna göre özel planlanmalı

Her ileri yaşlı bireyin sağlık durumu farklıdır, bu nedenle kişiye özel bir egzersiz planı oluşturulmalıdır. Ancak genel olarak, tansiyon ve kalp hastaları için uygun olan bazı düşük yoğunluklu egzersiz seçenekleri şunlar olabilir:

  • Yavaş tempoda yürüyüş yapmak, kalp ve dolaşım sağlığını geliştirmek için iyi bir seçenektir. Başlangıçta kısa mesafelerle başlayabilir ve zamanla süreyi artırabilirsiniz.
  • Düşük hızda ve düz yollar üzerinde bisiklet sürmek, kas ve kalp sağlığını destekler.
  • Yüzme birçok kas grubunu çalıştıran etkili bir egzersizdir ve kalp sağlığını geliştirmeye yardımcı olabilir. Yüzmek tansiyona da fayda sağlar.
  • Uzman hekimin de onayıyla hafif aerobik egzersizleri yapılabilir.
  • Yoga gibi düşük etkili egzersizler, stresi azaltmaya, dengeyi geliştirmeye ve esnekliği artırmaya yardımcı olabilir

Egzersize başlamadan önce mutlaka bir doktora danışılmalı

Egzersizi aşırıya kaçmadan ve yavaşça başlatın. İleri seviyelere çıkmadan önce vücudunuzu dinleyin. Sıcak havalarda veya aşırı soğuk havalarda aşırı egzersizden kaçının. Egzersiz sırasında belirtiler (örneğin, nefes darlığı, göğüs ağrısı, baş dönmesi) ortaya çıkarsa hemen durun ve bir doktora başvurun. İlaçlarınızı düzenli olarak alın ve doktor tavsiyelerini takip edin.

Kolajen aşı ile gelen gençlik

Kolajen aşı ile gelen gençlik

Vücutta doğal olarak bulunan kolajen proteini cildin yaklaşık yüzde 90’ını oluşturuyor. Kolajen cildin kendini yenilenmesine ve elastikiyetini korumasını sağlıyor.  Sigara, yoğun stres, güneş ışınlarına maruz kalma kolajeni azaltan etkenler arasında bulunuyor. Kolajen azaldıkça cilt; matlaşmaya, nemini kaybetmeye, kırışmaya ve yaşlanmaya başlıyor. Bu etkilere karşı kolajen tedavileri ön plana çıkıyor.  Kolajen uygulamaları cilde ihtiyaç duyduğu ışıltıyı, nemi, yumuşaklığı ve gençliği geri kazandırıyor. Memorial Wellness Dermatoloji bölümünden Doç. Dr. Pelin Özgen, sıcak kolajen uygulaması hakkında bilgi verdi.

Pause Dergi

Doç. Dr. Pelin Özgen

Orta yaşlardan itibaren kolajen üretimi azalıyor

Kolajen ciltte doğal olarak bulunur ve ciltteki kolajen üretimini fibroblastlar yapmaktadır. Bu protein, bağ dokusunun hücre dışı matrisinin oluşumunda temel bir öneme sahiptir. Orta yaşlardan itibaren kolajen üretimi azalmaya başlar ve her yıl yaklaşık % 1 kolajen kaybedilir. Kadınlarda menopozun ilk beş yılında bu kayıp % 30’a kadar çıkabilmektedir. Ciltteki kolajen üretimi; kolajenden zengin besinlerle, kolajen içeren kremlerle, lazer ve kolajen aşıları ile desteklenebilmektedir.

Cildi doğal bir şekilde gençleştiriyor

Sıcak kolajen uygulaması bir çeşit kolajen aşısıdır. Kolajen aşısının uygulama alanı, ciltteki izler, yaşa bağlı olarak gelişen kırışıklıklar, akne izleridir. Dolgu gibi hacim vermezken, doğal görünümü tercih eden hastalarda özellikle kırışıklıklarda açılmalar, izlerde azalmalar görülür. Kolajen aşısıyla yapılan şey aslında cildin epidermis tabakasının altında bulunan dermis tabakasında kolajen üretimini uyarmaktır. Özel içerikleri ile pek çok farklı cilt sorununa hızlı çözümler sunar. Ayrıca destekleyici etkisi ile cilt gençleştirme veya güzelleştirme amaçlı uygulamalarda olumlu etkilere sahiptir. Sıcak kolajen uygulaması 4 hafta arayla 2 kez uygulanmaktadır.

Cilt elastikiyet ve parlaklık kazanıyor

Ciltte azalana kolajen, kolajen aşısıyla tekrar tetiklenir ve bu süreç hızlandırılır. Kişi kendi dokusuyla, kendi kolajeniyle gençleşir. Cilt kaybettiği elastikiyetini ve parlaklığını geri kazanır. Kolajen aşısı, cilt kırışıklıklarının tedavisinde ve önlenmesinde önemli bir rol oynar. Yüz, boyun, dekolte, diz kapağı ve ellere rahatlıkla uygulanabilen kolajen etken maddesi cilt altına 1-3 cm aralıklarla enjekte edilir. Kolajen aşısı uygulaması tek başına uygulanabileceği gibi, altın iğne radyofrekans, lazer işlemleri gibi işlemlerden sonra da rahatlıkla yapılabilmektedir. Lazer tedavileri de ciltteki kolajen üretimini uyarıp, kolajen üretimini artırmaktadır. Bu tedaviler kişilere günlük hayata ve rutin aktivitelere sorunsuz devam edebilme gibi avantajlar sağlamaktadır.

Kolajen aşısının etkisi genellikle 1,5 yıl sürüyor

Bu tedavi yüzünde dolgu yoğunluğu olan, dolgudan dolayı sarkma hisseden ve dolgusuz bir şekilde doğal bir görünüm isteyen hastalarda özellikle tercih edilmektedir. Uygulamadan önce kremle lokal anestezi uygulanır ve ön kola alerji testi yapılır. Herhangi bir reaksiyon olmadığı takdirde rahat bir şekilde uygulama yapılmaktadır. Kolajen aşısının etkisi ortalama 4 hafta gibi bir sürede kendini göstermektedir. Bu etki ortalama 1- 1,5 yıl sürmektedir.

Sağlıklı kalmanın püf noktaları

Sağlıklı kalmanın püf noktaları

Kaliteli ve sağlıklı bir yaşam için kişinin bedenine iyi bakması gerekiyor. Sağlıklı beslenmek, hareketli bir hayat tarzı, egzersiz ve spor yapmak, stres yönetimi, yeterli su tüketimi, düzenli ve kaliteli uyku zincirleme bir şekilde birbirine bağlı olarak sağlıklı kalmayı sağlıyor. Güçlü bir bağışıklık sistemi, ideal kiloyu korumak, yeterli kas kütlesine sahip olmak ve dengeli hormon aktiviteleri, zinde kalmak ve sağlıklı yaşlanmak için gerekli öğeler arasında yer alıyor. Memorial Wellness Endokrinoloji ve Metabolizma Bölümü’nden  Doç. Dr. Gökhan Özışık, sağlıklı bir yaşam için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Pause Dergi

Doç. Dr. Gökhan ÖzışıkDengeli bir bağırsak florası eşittir güçlü bağışıklık

Yaşam süresi ve kalitesi birçok etkene bağlı olarak değişebilmektedir. Çevresel faktörler, genetik miras, kişinin bedenine ne kadar iyi baktığı, iklim şartları, beslenme alışkanlıkları hepsi bu etkenlerin içinde yer alır. Bütün bu etkenler bağışıklık sistemini yakından etkiler. Bağışıklık sistemi kişiyi hastalıklardan korur ve sağlıklı kalmasını sağlar. Bağışıklık hücrelerinin büyük bir kısmı bağırsaklarda bulunmaktadır. Bağırsaklarda yaşayan mikroorganizmalar ise bağırsak florasını oluşturmaktadır. Bağırsak florasının sağlıklı olması bağışıklığın da güçlü olmasını sağlamaktadır. Sağlıklı bir bağırsak florasında yararlı yani probiyotik bakteriler çoğunluktadır, belli oranda da zararlı bakteriler ve mayalar bulunur. Bağırsak florasını olumsuz etkileyen faktörlerin başında sağlıksız beslenme gelmektedir. Stres, hareketsiz yaşam, egzersiz yapmamak ya da aşırı egzersiz yapmak, hava kirliliği, yetersiz uyku ve az su tüketimi bağırsak florasını bozan etmenler arasında yer almaktadır. Bilinçsiz ilaç kullanımları özellikle antibiyotikler de bağırsak florasının dengesini bozmaktadır. Bozulan bağırsak florasında yararlı bakteriler azalarak zararlı bakteriler ve mayalar çoğalmaktadır. Bu da kişiyi hastalıklara açık hale getirmektedir. Uzun süreli flora dengesizlikleri kronik hastalıklara neden olabilmektedir.

Sindirim iyi yapılmazsa metabolizma düzgün çalışamıyor

Yağ seviyelerini kontrol altında tutabilmek için ideal kiloda olmak ve sağlıklı beslenmek önemlidir. Vücut sistemlerinin düzgün bir şekilde çalışabilmesi için vitamin, mineral, antioksidan ve aminoasitler gereklidir. Yanlış beslenme, yiyecekleri hızlı yeme ve iyi çiğnememe sonucu midenin yükü artarak sindirim problemlerini beraberinde getirebilmektedir. Sindirim ağızdan başlayan bir süreçtir ve besinlerin iyice çiğnenerek yutulması gerekir. İyi çiğnenmeyen besinler midenin ön sindirimini de olumsuz etkilemektedir. Eğer sindirim iyi olmazsa sindirilen ve metabolizmanın düzgün çalışabilmesi için gerekli olan bu mikro besinlerin emilimi düzgün yapılamaz. Kişi çok sağlıklı beslense bile düzgün emilim yapılamazsa bu maddelerin eksikliğinde dokular alarm vermeye başlar. Gıda intolerası bir gıdanın içindeki herhangi bir maddeyi vücudun tolere edememesidir. En sık görülen gıda intoleransı laktoz intoleransıdır. Laktoz ve gluten intoleransları da kişinin sindirim problemleri yaşamasına neden olabilir.

Fazla şeker ve işlenmiş gıda tüketimi insülin direncine neden oluyor

Vücuda çok fazla işlenmiş gıda ve şeker girdiğinde vücut tepki olarak insülin ve leptin hormonu salgılamaktadır. Bu hormonlar artmış şeker yüküne karşı şeker hastası olmamayı ve kilo almamayı sağlamaktadır. İşlenmiş gıdalar ve şekere sürekli maruz kalmak belli bir limit aşıldıktan sonra insülin ve leptin direncine neden olan metabolik bir sorun haline dönüşmektedir. Endokrin sistemdeki bu bozulma beyin de dahil olmak üzere bütün vücut sistemlerini olumsuz etkilemektedir. Sağlıksız ve yanlış beslenme sonucu metabolizmanın sürekliliğini sağlayan hormonlar vücut için sakıncalı hale gelebilmektedir. Erken yaşlanma, unutkanlık, depresyon, kronik hastalıklar bu olumsuz etkiler arasında yer almaktadır.

Hormonlar bütün sistemlerin doğru çalışmasını sağlıyor

Hormonların dengesizliği beyni de etkilemektedir. Sempatik ve parasempatik sinir sistemler insan beyninde bir otomatik pilot gibi çalışmaktadır. Bu 2 sistem hormonların kontrolündedir. Sempatik sistem bir gaz, parasempatik sistem ise bir fren ve yavaşlama sistemine benzetilebilir ve bir denge içinde olmaları gerekmektedir. Eğer sempatik sistem çok fazla kullanılırsa yani adrenalin, kortizon ve büyüme hormonları gibi hormonlar çok fazla kullanılırsa parasempatik sistem tarafından kullanılan seratonin, GABA (gama aminobütirik asit), endorfin gibi vücuda sakinlik, dinginlik, mutluluk veren hormonlar daha düşük kalmaktadır. Sonuçta kişi hep gergin, asabi, çabuk patlayan, öfke kontrolünde güçlük çeken, uykuya dalmakta zorlanan, sağlıklı düşünemeyen bir insan haline gelebilmektedir.

Yanlış beslenmek ve uykusuz kalmak strese neden oluyor

Hormonların dengeli salgılanması kişinin hayatını da daha sağlıklı ve kaliteli bir şekilde geçirmesini sağlamaktadır. Gıda intoleransları, yanlış beslenme, enfeksiyonlar, uykusuzluk vücudu strese sokan her şey böbrek üstü bezlerinden stres hormonlarının salgılanmasına neden olmaktadır. Adrenalin ve kortizol stres hormonları olarak da adlandırılmaktadır. Strese ne kadar süre maruz kalınırsa o oranda kortizol ve adrenalin hormonu salgılamaktadır. Bu hormonları da çok kullanmak daha sonrasında kronik yorgunluk sendromu ya da tükenmişlik sendromunu ortaya çıkarabilmektedir. Vücut bu noktadan sonra kalp hastalıklarına, kansere ya da nörodejenaratif hastalıklar denilen Parkinson ve Alzheimer gibi hastalıklara kolayca yakalanabilmektedir. Böbrek üstü bezlerinden sürekli stres hormonlarını salgılanması diğer hormonların daha az salgılanmasına neden olmaktadır.

Menopoz dönemi kronik strese maruz kalan kadınlarda daha ağır geçiyor

Sürekli strese maruz kalan bir kadın özellikle menopoz dönemiyle birlikte vücutta bazı hormonlarında azalmasıyla bu dönemi zor ve ağır bir şekilde geçirebilmektedir. Menopoz döneminde artık yumurtalıkların üretemediği dişilik hormonlarını böbrek üstü bezleri üretmektedir. Maruz kalınan uzun süreli stresler boyunca sürekli kortizol üreten böbrek üstü bezleri menopoz döneminde artık dişilik hormonu üretemezler ve bu durum menopoz öncesi ve sonrasında kadınları oldukça şiddetli etkilemektedir. Bu sebeple stresi doğru yönetmek kadınların menopoz dönemlerini daha sağlıklı ve rahat geçirmelerine olanak sağlamaktadır.