Yazılar

Kış aylarında ortopedik sorunlar artıyor!

Kış aylarında ortopedik sorunlar artıyor!

Günümüzde profesyonel spor yapanların yanı sıra, sağlık için spora yönelenlerin sayısı artarken, bazı kurallara dikkat edilmediğinde ise yaralanmalar kaçınılmaz oluyor. Özellikle kış soğuklarında açık havada spor yaparken çok daha dikkatli olunması gerekiyor. Soğuk havanın vücudumuza fazladan yükler getirdiğini ve bu nedenle kış aylarında spor yaralanmalarının arttığını belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy “Soğuk hava spor sırasında kaslarımızın etkili çalışmasının azalmasına yol açar. Bu durum, kasların elastikliğini ve reaksiyon süresini yavaşlatır ve özellikle spor yaparken yaralanmaya daha yatkın hale gelmemize neden olur. Kaslarımız, bağlarımız ve tendonlarımız soğuk havada daha yüksek burkulma, gerilme, çekme ve yırtılma riski ile karşı karşıya kalır” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy spor yaralanmalarına yol açan 5 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Safa Gürsoy

Uygun ısınma ve soğumanın yapılmaması!

Sporda yaralanmayı önlemenin en önemli yollarının başında; spor öncesi uygun şekilde ısınmanın ve germe egzersizlerini yapmanın geldiğini vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy “Soğuk kaslar sıcak kaslara kıyasla aşırı gerilmeye ve yırtılmaya eğilimlidir. Bu nedenle hızlı hareketleri, bükülmeleri ve sarsıntıları daha zor tolere edecektir. Spora başlarken ısınmayı zaman kaybı olarak görmemeli, bir anda kaslara yüklenmekten kaçınmalı, bunun için de mutlaka ısınma egzersizleri yapılmalıdır” uyarısında bulunuyor. Doç. Dr. Safa Gürsoy, spor sonrası da yine ısınma için uygulanan hareketleri ve germe egzersizlerini içerecek şekilde vücudun soğumasını sağlamak, bu nedenle her sporun ardından vücudu yavaş yavaş soğutmayı ihmal etmemek gerektiğini vurguluyor.

Uygun ekipman kullanılmaması!

Yapılan spora uygun koruyucu ekipmanların eksiksiz kullanılması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Safa Gürsoy, hangi spor yapılıyorsa ona uygun şekilde, başta ayakkabı olmak üzere kıyafetlerin doğru seçilmesinin spor yaralanmalarının önlenmesi için şart olduğunu belirtiyor. Doç. Dr. Safa Gürsoy “Özellikle son yıllarda toplumun ilgisinde büyük artış görülen kayak ve snowboard gibi kış sporlarında gerçeklesen yaralanmalarda uygun ekipman ve kıyafetlerin kullanılmamasının büyük etkisi oluyor” diyor.

Mevcut sakatlıkların göz ardı edilmesi!

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy, birçok ciddi sakatlığın, mevcut küçük, ihmal edilen sakatlıkların sonucu ortaya çıkabildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Sporda veya günlük aktivite sırasında hissedilen ağrı, şişlik veya eklemi kullandığınızda ses gelmesi gibi sağlık sorunları ihmal edilmemeli ve mutlaka doktora başvurarak tedavi edilmelidir. Spora veya egzersize devam edilmesi gerekiyorsa ilgili vücut bölümlerinin tedavi süresince geçici olarak korunması da değerlendirilmelidir. Aksi taktirde küçük bir yaralanma olarak deyip geçtiğiniz sorun, ileride tedavi edilmesi daha zor olan sorunlara hatta sakatlıklara yol açabilir.”

Pause Dergi

Bir anda sonuca ulaşmak istenmesi!

Özellikle spora ya da egzersize yeni başlayanların düştüğü önemli hatalardan birinin de; yapılan spordan bir anda yüksek verim almayı beklemek olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Safa Gürsoy, dizlerimiz ya da omuzlarımız gibi vücut bölümlerinin, dayanabilecekleri yükten fazlası altında kalmasına bağlı olarak ciddi sakatlanmalar yaşanabildiğini söylüyor. Özellikle son üç yıldır devam eden pandemi sürecinde hareketlerimizin büyük ölçüde kısıtlandığını, bu nedenle fiziksel aktivitelerin, egzersizin ve sporun faydalarından bir anda sonuç almak için aşırı yüklenilmesi sonucu spor yaralanmaları ile çok sık karşılaşıldığını belirten Doç. Dr. Safa Gürsoy “Son dönemde en sık görülen yaralanmaların başında; kemikleri birbirine bağlayan doku bantlarının gerilmesi veya yırtıkları, kasların veya tendonların zorlanması veya kopması gelmektedir. Bunların dışında diz, ayak bileği, omuz ve kalça gibi eklemlerde spesifik yaralanmalar, kırıklar ve çıkıklar da sık görülen ortopedi hastalıklar arasında yer alıyor. Bu sorunlarla karşılaşmamak için kişi kendine gerçekçi hedefler koymalı, hedeflerini kısa değil uzun vadeye yaymalıdır.” diyor.

Soğuk havanın risklerini dikkate almamak!

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Safa Gürsoy, soğuk havanın vücudumuza fazladan yükler bindirdiğine dikkat çekerek şu uyarıda bulunuyor: “Soğuk hava, spor sırasında kaslarımızın daha az etkili çalışmasına neden olarak kasların elastikliğini ve reaksiyon süresini yavaşlatır. Bu nedenle kış aylarında vücudumuz özellikle spor yaparken yaralanmaya daha yatkın hale gelir. Kaslarımız, bağlarımız ve tendonlarımız soğuk havada daha yüksek burkulma, gerilme, çekme ve yırtılma riski altında olur. Bunları önlemek için, kış aylarında spor yaparken çok daha dikkatli olunması gerekir.”

Bağışıklığımı güçlendireyim derken, şu hataya düşmeyin!

Bağışıklığımı güçlendireyim derken, şu hataya düşmeyin!

Kış mevsiminin gelmesi ile birlikte bağışıklığı güçlendirecek besinler tüketmek her zamankinden fazla önem taşıyor. Ancak tüketilecek miktara dikkat etmek de önemli. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah “Mevsiminde tüketeceğiniz vitamin ve mineral deposu meyveler bağışıklık sistemini desteklemeye katkıda bulunur. Her gün mutlaka 2-3 porsiyon mevsim meyvesi tüketmek gerekir. 1 porsiyon meyve yaklaşık 150 grama eşit olurken, küçük taneli ve doğranmış meyveler için bu ölçü 1 küçük kase; büyük meyveler için yumruk büyüklüğünde 1 adettir” diyor. Meyvelerin lifinden faydalanmak için mutlaka çiğnenerek tüketilmesi gerektiğini söyleyen Aybala Akkülah “Taze sıkma meyve sularında ise meyve posasından yararlanılamayıp 1 porsiyon ölçüsünden daha fazla meyve kullanıldığı için glisemik indeksi yüksektir. Aynı zamanda taze sıkılmış meyve suları bekletildiğinde birçok vitamin kaybı da gerçekleşir” uyarısında bulunuyor. Peki kış meyvelerinde ideal ölçü ne olmalı? Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, kış meyvelerini tüketirken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah

Nar

Vitamin, mineral ve lif içeriği zengin olan nar, bağışıklık sistemini güçlendirmesinden kalbe, sindirimden göz sağlığına dek birçok fayda sağlıyor. Narın faydalarını artırmak için çekirdekleriyle beraber tüketilmesi gerektiğini söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah şöyle konuşuyor: “Ortalama bir nar 280 gram olup 1 su bardağına denk gelir ve 235 kcal enerji içerir. Şeker oranının yüksek olması nedeni ile diyabet hastalarının bu meyveyi kontrollü bir şekilde yaklaşık 1 çay bardağını aşmadan tüketmeleri gerekir. Ayrıca özellikle kan sulandırıcı bazı ilaçlarla etkileşime girebildiği için dikkatli olunmalıdır. Yüksek riskli gebelikte de ilk üç ayda rahim kasılmalarına yol açabileceğinden doktora danışmak gerekir.”

Ayva

Grip ve soğuk algınlığı gibi mevsimsel hastalıklara karşı bağışıklığı güçlendiren, zengin potasyum içeriğiyle kan basıncını (tansiyonu) düşürmede etkili olan ayva tam bir vitamin ve mineral deposu. Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, 1 porsiyon ayvanın günlük C vitamini ihtiyacının yaklaşık yüzde 25’ini karşıladığını belirterek “Ancak ayvanın büyüklüğüne dikkat etmek gerekir. 1 porsiyon ayva, büyük boy bir ayvanın yaklaşık yarısı kadardır. 100 gram ayva yaklaşık olarak 52-55 kcal enerji, 1,7 gram posa içerir. Glisemik indeksi düşük olduğundan kan şekerini çok hızlı yükseltmez. Bu nedenle insülin direnci ve diyabeti olanlar ile zayıflama diyeti yapanların rahatlıkla tüketebileceği bir meyvedir” diyor.

Kivi

100 gram kivinin günlük C vitamini ihtiyacının yaklaşık yüzde 80’ini karşıladığını biliyor muydunuz? Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, C vitamininin yanı sıra zengin lifi ve antioksidan içeriği ile öne çıkan kivinin, hücreleri koruduğunu belirterek “Kivi hem çözünmez hem de çözünür lif içeriğine sahiptir. Çözünmeyen lif bağırsak hareketlerini düzenlemeye, çözünür lif ise kan şekerinin düzenlenmesine ve kalp sağlığına fayda sağlar” diyor. Buna karşın kivinin birçok alerjen içermesi nedeniyle, özellikle çocuklarda alerjik reaksiyonlara yol açabildiğini söyleyen Aybala Akkülah, yüksek potasyum nedeniyle böbrek hastalarının da dikkatli tüketmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Mandalina

Kış aylarının zengin C vitamini içeriğiyle vazgeçilmezi olan mandalina, kalsiyum, magnezyum, çinko, potasyum gibi insan sağlığı için önemli olan mineralleri de bünyesinde barındırıyor. Bağışıklığı güçlendiren, eklem ve göz sağlığını destekleyen mandalina, kalpten kansere, gözden cilt sağlığına dek birçok fayda sağlıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, 150 gram mandalinanın 75 kcal enerji ve 3 gram lif içerdiğini, lifli yapısı sayesinde bağırsak sağlığının iyileşmesine katkıda bulunduğunu belirterek “Asit içeriği ise mide rahatsızlığı olanlarda mideyi rahatsız edebilirken, çekirdeklerinin tüketilmesi apandisitte sorunlara yol açabilir. Bu nedenle tüketiminde aşırıya kaçmamak gerekir” diyor.

Pause Dergi

Elma

Kış mevsiminin öne çıkan meyvelerinden elmanın; içerdiği vitaminler, mineraller ve zengin lif yapısıyla tam bir sağlık deposu olduğunu, kalpten astıma, diyabetin önlenmesinden kilo yönetimine dek birçok faydası bulunduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah şöyle konuşuyor: “Elma diyabetin önlenmesi için önemli olan insülin duyarlılığını artırmaya yardımcı olurken, içerdiği çözünür lif olan pektin sayesinde yağın bağırsaklardan geri emilimini azaltarak kötü kolesterolü düşürmeye de katkı sağlar. Bir porsiyona denk gelen 1 küçük boy elma yaklaşık 100 gramdır ve 52 kcal enerji içerir. Elmanın faydalarından ve lif içeriğinden en iyi şekilde yararlanmak için suyu sıkılarak değil, çiğnenerek tüketilmelidir.”

Greyfurt

Ekşi ve acımsı tadı nedeniyle mandalina ve portakal kadar tercih edilmese de diğer turunçgiller gibi C vitamini deposu ve iyi bir lif kaynağı olan greyfurt, tokluk süresini uzatmaya, kötü huylu kolesterolü düşürmeye ve antioksidan içeriğiyle kanser gibi hastalıkları önlemeye yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, 1 orta boy greyfurtun, günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 50’sini karşıladığını belirterek “Buna karşın greyfurt suyu içmek, posa içeriğini azaltır ve kan şekerini daha hızlı yükseltir. Asitli yapısıyla mide şikayetlerini artırabildiği, ayrıca yüksek besin-ilaç etkileşimine yol açabildiği için kolesterol, kan sulandırıcı, antidepresan gibi ilaç gruplarını kullananlar da dikkatli tüketmelidir” diyor.

Portakal

Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, zengin C vitamini içeriğiyle vücut direncini artıran portakalın; kalp ve damar sağlığını korumaya, tansiyonu düzenlemeye, iltihabı önlemeye, kansızlığa karşı demirin emilimini kolaylaştırmaya, gözleri kuvvetlendirmeye ve kolajen üretimine yardım ederek cildi korumaya dek bir çok fayda sağladığını vurguluyor. Yaklaşık 130 gram 1 orta boy portakal 1 porsiyona denk gelirken, 200 ml’lik bir bardak portakal suyunun, 1 adet portakalın yaklaşık iki katı kaloriye ve iki katı şeker içeriğine sahip olduğunu belirten Aybala Akkülah “Portakal suyunun lif içeriği de çok düşük olduğundan dilimleyerek yenilmelidir. Asit içeriğinden dolayı reflü hastaları dikkatli tüketmelidir” uyarısında bulunuyor.

60 yaş üzeri her 2 erkekten 1’inin sorunu!

60 yaş üzeri her 2 erkekten 1’inin sorunu!

Ülkemizde 60 yaş üzeri her 2 erkekten 1’inin sorunu olan iyi huylu prostat büyümesi, 80 yaş üzerindeki erkeklerin ise yüzde 80’inde görülüyor. Prostat kanserinden tamamen farklı olan bu hastalığın, bazen de prostat kanseri ile beraber seyredebildiğini belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, bu nedenle doğru tanıya ulaşmak için her iki yönden de inceleme yapılması gerektiğini söylüyor. Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, bazen sessizce, hiçbir belirti vermeden de ilerleyebilen iyi huylu prostat büyümesinin genellikle öne çıkan belirtilerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. İşte 10 soruda farkındalık kazanabileceğiniz iyi huylu prostat büyümesi testi…

Sinsice ilerleyebildiği gibi, genellikle her şey yolunda giderken aniden idrara çıkma alışkanlıklarında değişikliklere yol açarak kendini gösteren iyi huylu prostat büyümesi erkeklerin korkulu rüyası… Ortalama yaşam süresinin uzaması, genetik faktörler ve obezite gibi etkenler dünyada ve ülkemizde iyi huylu prostat büyümesi hastalığının görülme sıklığını artırıyor. İyi huylu prostat büyümesinin zamanla hastanın idrar yolunu tıkayarak idrar akışını engellemeye hatta tam tıkanıklığa yol açabildiğini, buna karşın prostat kanserinden tamamen farklı olduğunu ve prostat kanserine zemin hazırlamadığını belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim “Prostat kanserine zemin hazırlamasa da, yaşam konforunu büyük ölçüde azaltan bu hastalık tedavi edilmediği taktirde böbrek yetmezliğine, mesane taşlarına ve taşlara bağlı olarak mesane kanserine neden olabiliyor. İdrar borusunun ani tıkanması durumunda ise idrara çıkmak imkansız hale gelebiliyor.” diyor.

Prof. Dr. Mustafa Sofikerim

Prostat kanseri ayırımı iyi yapılmalı!

İyi huylu prostat büyümesi günümüzde 60 yaş üzerinde her 2 erkekten 1’inde görülen hastalığın, 80 yaş üzerindeki kişilerde ise görülme sıklığı yüzde 80’e ulaşıyor. İyi huylu prostat büyümesi görülen kişilerde aynı zamanda prostat kanseri de olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Mustafa Sofikerim şöyle konuşuyor: “Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü olan prostat kanserinin kendine özgü erken dönem belirtileri olmadığından sinsice ilerleyerek ileri evrede karşımıza çıkıyor. İyi huylu prostat büyümesi ise bazı kişilerde hiçbir belirti vermese de çoğunlukla kendine özgü erken dönem belirtileri oluyor. Bu nedenle doğru tanıya ulaşmak için her iki yönden de incelemeler yapılması gerekiyor. İyi huylu prostat büyümesi (BPH-benin prostat hiperplazisi) genellikle her şey yolunda giderken idrara çıkma alışkanlıklarla değişikliklerle kendini gösterdiğinden, olası bir değişiklikte mutlaka hekime başvurmakta çok büyük fayda var.”

Pause Dergi

Tedavide gecikilmemeli!

Erkeklerde idrar kesesinin altında yer alan ve idrar kanalını çevreleyen bir organ olan prostat bezi, 45’li yaşlardan itibaren büyümeye başlıyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim normalde 25-30 gram büyüklüğünde olan prostat bezinin, hem boyutunun hem de ağırlığının artmasının ‘iyi huylu prostat büyümesi’ olarak adlandırıldığını belirterek teşhis ve tedavide erken davranılmasının önemli olduğunu vurguluyor. Hastalığın erkeklik hormonu olan testosteron hormonunun ilerleyen yaşta düzeyinin azalmasına ve prostat dokusunda artışa bağlı olarak meydana geldiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, genetik faktörün de önemli olduğunu, bu nedenle özellikle birinci derece akrabalarında iyi huylu prostat büyümesi olanların daha fazla risk taşıdığını söylüyor.

10 soruda İyi Huylu Prostat Testi!

Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim iyi huylu prostat büyümesinin en sık görülen belirtilerini sıralayarak “Bu belirtilerden en az bir tanesinin varlığı dahi iyi huylu prostat büyümesinin araştırılması için yeterlidir” diyor.

  1. Her şey yolunda giderken aniden idrara çıkma alışkanlıklarınızda değişiklik oldu mu?
  2. Günlük idrara çıkma sayınızda belirgin ve geçmeyen bir artış yaşıyor musunuz?
  3. Gece uykudan idrar için uyanma sayınızda artış var mı?
  4. İdrar yaparken yanma ve ağrı sorununuz oluyor mu?
  5. İdrarınızda hiç kan gördünüz mü?
  6. İdrar akış hızı ve kalınlığında azalma var mı?
  7. İdrar akışında kesilme olduğunu düşünüyor musunuz?
  8. İdrarınızı yaptığınız halde tam yapamamış gibi hissediyor musunuz?
  9. İdrar yapma hissi geldiğinde idrar damlası kaçırıyor musunuz?
  10. İdrarı başlatmada sıkıntı yaşıyor musunuz?

Tedavisi hastaya göre değişiyor!

İyi huylu prostat büyümesinde tedavi şeklinin hastaya göre değişebildiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, bazen sadece takibin ya da ilaç tedavisinin yeterli olabildiğini, bazı klinik durumlarda ise cerrahinin kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Son yıllarda Thulium Lazer (ThuFLEP) yönteminin sinirlere hasar vermeyen, hastanede kalma süresini kısaltan, yan etkileri azaltan ve iyileşme süresini hızlandıran özellikleriyle öne çıktığını belirten Prof. Dr. Mustafa Sofikerim şöyle konuşuyor: “ThuFLEP yöntemi kapalı olarak gerçekleştirilmesine rağmen açık prostat ameliyatına benzer bir yöntemle prostatın tamamı alınıyor. Ameliyat sırasında spinal anestezi yeterli oluyor. Hasta idrar yaparken yanma hissi yaşamadığı gibi, cinsel fonksiyonları düzenleyen sinirlere hasar vermiyor. Ameliyat sonrası cinsel fonksiyon kaybı yaşanmıyor ve hasta ameliyatın ertesi günü taburcu edilebiliyor. Bir iki gün içerisinde hastadan sondanın alınmasıyla normal hayata dönülüyor.”

Kalça protezi kimlere uygulanabilir?

Kalça protezi kimlere uygulanabilir?

Çorap ve ayakkabı giymekte zorlanmak… Merdiven çıkarken trabzanlardan tutunarak destek almak… Yürümekte, hatta oturup kalkmak gibi basit hareketlerde bile güçlük çekmek… Vücudumuzun en fazla yük taşıyan eklemlerinden biri olan kalça eklemleri, çeşitli nedenlerden dolayı hasar görebiliyor. Bunun sonucunda oluşan ağrı, hareketlerdeki kısıtlılık ve kilitlenme hissi, yaşam kalitesini ciddi boyutlarda düşürebiliyor. Eklemlerde gelişen problemlere ilaç, fizik tedavi ve koltuk değnekleri gibi yürümeye destek olan cihazlarla çözüm sağlanabilse de, bazen sorun devam edebiliyor. Bu noktada ‘kalça protezi’ ameliyatı gündeme geliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, günümüzde kalça protezleri ameliyatlarının son derece güvenli ve etkili bir şekilde uygulandığına dikkat çekerek, “Son yıllarda gelişen teknolojiler sayesinde kullanılan protezlerin kaliteleri de oldukça arttı. Artık protezler vücuda çok daha kolay uyum sağlıyor, böylelikle kullanım ömürleri de uzuyor. Ameliyat sonrasında hastalar ağrısız ve acısız hareket imkanına yeniden kavuşabiliyor, hastaneden yürüyerek çıkabiliyor.” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, kalça protezi ameliyatı hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Prof. Dr. Selami Çakmak

SORU: Kalça protezi ameliyatı ne zaman gündeme gelir?

CEVAP: Kalça ağrısı kişinin günlük aktivitelerini etkiliyorsa, çömelip kalkma, oturma-kalkma fonksiyonlarında ağrıya neden oluyorsa, istirahat halinde iken bile ağrı devamlılık gösteriyorsa, eklem hareketlerinde kısıtlanma başlamışsa ve hareket etmek giderek zorlaşıyorsa, ilaçlara ve baston gibi yürümeye yardımcı cihazların kullanılmasına rağmen ağrıda azalma olmuyorsa, kalça protezi ameliyatı gündeme gelir.

SORU: Protez genç yaş grubuna da uygulanır mı?

CEVAP: Kalça protezi ameliyatı genellikle 50 ila 80 yaş arasındaki kişilere yapılıyor olsa da, bu ameliyat için mutlak bir yaş aralığı yoktur. Hastanın ağrısının ciddiyeti ve oluşturduğu sakatlık hali kime protez yapılması gerektiğini belirleyen ana kriterlerdir. Dolayısıyla kalça protezi her yaştan kişiye yapılabilir. Örneğin, çocukluk çağından itibaren romatizmal hastalığı olup kalça eklemi erkenden hasar görmüş 20’li yaşlardaki genç kişilere de uygulanabilir. Aynı zamanda kişinin kilolu olması protez ameliyatı yapılmasını engellemez. Tabi ki protez ameliyatı öncesinde kilo verilmesi istenir; çünkü aşırı kilo protezdeki yıllar içinde gelişebilecek aşınmalara yol açabilir ve protezin ömrünü kısaltabilir.

SORU: Kalça protezi ameliyatı güvenli bir yöntem mi?

CEVAP: Kalça protezi ameliyatı kalça ve kasıktaki ağrıların ortadan kaldırılması, kalça hareket açıklığının artırılması ve normal günlük yaşama dönülmesi adına güvenli ve etkili bir yöntemdir. Son yıllarda gelişen teknolojiler sayesinde protezlerin kalitelerinin artması; vücut içindeki uyumlarının giderek artmasını, böylelikle kullanım ömürlerinin de uzamasını sağlamaktadır. Modern ameliyathaneler, gelişen yeni ameliyat yöntemleri, enfeksiyonu önleyen antibiyotik tedavileri ve kan akışkanlığını sağlayan yeni ilaçların kullanıma girmesiyle kalça protezi ameliyatı sonrasında hasta konforu en üst düzeye ulaşmıştır.

SORU: Kalça protezi ameliyatı nasıl uygulanır?

CEVAP: Kalça protezi ameliyatında aşınmış ve yıpranmış olan kıkırdak eklem yüzleri vücuttan uzaklaştırıldıktan sonra çıkartılır. Yerlerine protez konularak kalça ekleminin ağrısız ve kısıtlama olmadan hareketi sağlanır. Uyluk kemiğinin içindeki kanala yerleştirilen saplı bir protez ile leğen kemiğindeki yuvasına yerleştirilen proteze uygun bir çanak yerleştirilir. Bu protezlerin malzemeleri vücuda uyumludur ve ömür boyu vücut içinde kalarak fonksiyon görecek şekilde tasarlanır.

Pause Dergi

SORU: Protez sonrasında spor yapmak sakıncalı mı?

CEVAP: Kalça protezi ameliyatından sonra hangi aktivitelerin yapılabileceği konusunda bilinçli olmak son derece önemlidir. Protezin kemiğe uyumu ve sonrasında, protez yüzeyleri arasında yer alan ve hareket eden kısımda yıllar içinde minimal aşınmalar olabilir. Aşırı aktivite ve aşırı kilo alma ile bu aşınmalar daha fazla oluşur, böylelikle protezin ömrü de kısalır. Dolayısıyla yürüme, yüzme, bisiklet kullanma, doğa yürüyüşü ve dans etmek gibi düşük etkili aktivitelerin yapılması, bunun aksine koşmak veya zıplamak tarzındaki yüksek etkili aktivitelerden ise kaçınılması önerilir.

SORU: Günlük yaşamda nelere dikkat edilmeli?

CEVAP: Hastalar her ne kadar ameliyattan hemen sonra koltuk değneği, yürüteç veya baston yardımı ile yürüyecek olsalar da, ameliyat sonrasında 3-4 hafta süre günlük işlerinde (yemek yapma, banyo yapma, alışveriş vb.) kendilerine yardım edecek birine ihtiyaçları olacaktır. Taburcu olduktan sonraki sürecin rahat geçebilmesi için bazı tedbirler almak yarar sağlayabilir. Örneğin, banyo ile tuvalete konabilecek olan ve tutunmaya yarayan güvenlik tutamakları, klozette rahat oturmayı kolaylaştıran klozet yükselticiler, ayakkabı giyerken kalça eklemini aşırı bükülmesinden koruyan uzun ayakkabı çekecekleri, bunlardan bazılarıdır. Yine yürürken ayağın takılabileceği halı kenarları ile elektrik kablolarının da ortadan kaldırılması önemlidir.

Bel fıtığında ameliyat son çare mi?

Bel fıtığında ameliyat son çare mi?

Bel ağrıları, yetişkin popülasyonda hekimlere en sık başvuru nedeni olarak ilk sırada yer alıyor. Toplumumuzda her 10 kişiden 8’i yaşamlarının herhangi bir döneminde bel ağrısı sorunuyla karşılaşıyor. Yaygın inanışın aksine, bel ağrılarının çok az bir kısmı ‘fıtık’ nedenli oluyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar, yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bel fıtığında erken dönem tedavinin çok önemli olduğuna işaret ederek, “Ameliyata ihtiyaç duyulduğunda, doğru bir zamanlama ile yapılan cerrahi müdahaleden hastanın faydalanma oranı daha yüksek oluyor. Hastalarda güç kaybı geliştikten sonra ise beklenen sürenin uzunluğu cerrahinin başarı şansını olumsuz etkiliyor. Ancak toplumda doğru sanılan bazı hatalı bilgiler ve bu yönde davranılması zaman kaybına, bunun sonucunda da tedaviden istenilen başarının elde edilememesine neden olabiliyor. Dahası tedavide gecikme kas gücünde kalıcı azalmanın yanı sıra felç gibi ciddi sorunlarla sonuçlanabiliyor” diyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar, toplumda bel fıtığı hakkında doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar

Prof. Dr. Ziya Akar

Her bel ağrısı bel fıtığıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel ağrılarının yüzde 95’i disk dejenerasyonu ve kas eklem tutulmaları gibi fıtık dışı etkenlerden kaynaklanıyor.

Bel fıtığı ameliyatı sonrasında felç kalma riski yüksektir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, mikrocerrahi yöntemiyle gerçekleştirilen ameliyat sonrasında felç kalma riski çok düşük olup, yüzde 1’in altında seyrediyor.

Şiddetli bacak ağrısının aniden geçmesi iyiye işaret eder. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel fıtığına bağlı oluşan şiddetli bacak ağrısının aniden ve kendiliğinden geçmesi, bazen ciddi sinir hasarından kaynaklanabiliyor.

Bel fıtığı ameliyatından sonra korse kullanımı zorunludur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Günümüzde bel fıtığı ameliyatlarında sıklıkla mikrocerrahi yöntem tercih ediliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar, “Mikrocerrahi yöntemi ile yapılan bel fıtığı operasyonu sonrasında hastalar, korse kullanımı gerekmeksizin, ameliyatın ardından 4 ila 6 saat sonunda ayağa kalkıp yürüyebiliyorlar” diyor.

Bel fıtığı tanısı konan hastalar sert zeminde yatmalıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel fıtığı hastalarının da sağlıklı bireyler gibi, yarı ortopedik ya da tam ortopedik yatakta yatmaları herhangi bir sorun oluşturmuyor.

Ağır yük kaldırmak bel fıtığına neden olur. YANLIŞ!
DOĞRUSU:
Sanılanın aksine bel fıtığı sorunu ağır bir yük kaldırmak ile ilişkili olmuyor. Hareketsiz yaşam süren bireyler, ağır bedensel bir işte düzenli olarak çalışanlara kıyasla daha çok risk altındalar. Prof. Dr. Ziya Akar, “Hastalar çoğunlukla fazla hareket etmekten kaçınırlar. Oysa hareketsiz bir yaşam tarzı benimsemek de bel fıtığına yol açan nedenlerden birisidir ve önemli bir risk faktörüdür. Bunun nedeni ise oturduğumuzda disk içi basıncın en yüksek seviyesine ulaşması ve fıtıklaşmış olan diskin sinir köklerine basıyı artırmasıdır” diye konuşuyor.

Ameliyat sonrasında uzun süreli yatak istirahati şart. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yaygın inanışın aksine, bel fıtığı ameliyatı sonrasında uzun süreli yatak istirahati gerekmiyor. Prof. Dr. Ziya Akar, “Standart mikrocerrahi yöntemi kullanıldığında hastalar birinci haftanın sonunda gündelik hayata dönebiliyorlar” diyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar

Bel fıtığında ameliyat son çaredir. YANLIŞ!
DOĞRUSU:
Bacak ve ayaklarda güç kaybı, uyuşukluk, histe azalma ve idrar kaybı gibi belirtiler olduğunda zaman kaybetmeden cerrahi tedavinin uygulanması gerekiyor. Prof. Dr. Ziya Akar, aksi halde kalıcı sinir hasarları olabileceği uyarısında bulunuyor.

Bel fıtığı ilaç tedavisi ile düzeltilebilir. YANLIŞ!
DOĞRUSU:
İlaç tedavisi ile sadece mevcut semptomlara dönük bir yanıt alınabiliyor. Ancak cerrahi tedavi gerektiren hasta adayını tedavi etmiyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar, günümüzde bel fıtığında en sık mikrodistektomi yöntemine başvurulduğunu belirterek, şöyle devam ediyor: “Mikrodistektomi aynı zamanda geçerliliğini ve güncelliğini koruyan altın standart tedavi yöntemidir. Minimal invaziv bir yöntem olduğu için hastalar ameliyat sonrasında aynı gün mobilize olabiliyor, ertesi gün ise hastaneden ayrılabiliyorlar”

Basit bel ağrısında hekime görünmek şart değil. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Basit bel ağrısı için hekim yerine masör, fizyoterapist, osteopat veya kırık- çıkıkçıya  gitmekte sakınca olmadığına yönelik yanlış inanışlar, ciddi sorunlara yol açabiliyor. Prof. Dr. Ziya Akar, “Basit bel ağrısının dahi altında romatizmal bir hastalıktan omurga tümörüne uzanan bir yelpazede yer alan hastalıkların olabileceği unutulmamalı. Bu nedenle ilk olarak beyin ve sinir cerrahi, fizik tedavi ya da ortopedi hekimine başvurmak son derece önem taşıyor” diyor.

Yılbaşında yemeği fazla kaçırdıysanız. Şunları yapın…

Yılbaşında yemeği fazla kaçırdıysanız. Şunları yapın…

Yeni bir yılın gelmesiyle duyulan sevinç ve heyecan yılbaşı sofralarında porsiyon kontrolünü kaybetmeye neden olabiliyor. Elbette senenin sadece bir gününde olan bu özel gecede kısıtlama yapmak zor olacaktır. Ancak yılbaşı gecesi gibi özel gecelerde besinlerin ve alkollü içeceklerin tadımlık değil de doyumluk olarak tüketilmeleri yüksek enerji alımına ve vücutta yağ olarak depolanmalarına yol açabiliyor. Aynı zamanda sindirimi zorlaştırabilecek yağlı ve ağır yemeklerin tercih edilmesi, alkol alımı ve yemeğin şekerli besinler ile sonlandırılması yılın ilk gününde mide ve sindirim rahatsızlıklarına sebebiyet verebiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, yılbaşı akşamında yapılan esnek beslenme düzenini telafi etmenin, bir başka deyişle metabolizmanın normale dönmesini sağlamanın ve vücut yağlanmasının önüne geçmenin, yılın ilk gününde tercih edilen beslenme şekli ve fiziksel aktivite ile mümkün olduğunu belirterek, “Aslında yılın sadece ilk günü değil her günü sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen göstermemiz, sağlıklı bir yaşam için çok önemli. Bunun için her gün 4-5 porsiyon sebze ile meyve tüketmeyi ve düzenli olarak egzersiz yapmayı yaşam tarzı haline getirmeliyiz.” diyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe ena Burcu, yılın ilk günü dikkat etmeniz gereken beslenme kurallarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu

Güne su ile başlayın

Yılın ilk gününde en büyük yardımcınız su olsun. Su, toksik maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasında, hücrelerin, dokuların, organ ile sistemlerin çalışmasında, yaşam için gerekli biyokimyasal tepkimelerin gerçekleşebilmesi ve metabolizmanın düzgün çalışabilmesinde hayati bir önem taşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, su tüketimini güne dengeli olarak dağıtmanız gerektiğini belirterek, “Bir seferde çok fazla su içmek ödeminizin artmasına yol açarak aksi etki oluşturabiliyor. Ayrıca suyun içerisine ekleyeceğiniz limon, salatalık, tarçın, zencefil, meyve ve sebze dilimleriyle infüze su elde ederek hem vitamin ve mineral alımınıza katkı sağlayabilir hem de sindirim sisteminizi rahatlatabilirsiniz” diyor.

Kahvaltıda midenizi rahatlatın!

Yılın ilk gününe, midenizi rahatlatmak için sindirimi kolay besinlerin yer aldığı bir kahvaltıyla başlayın. Yulaf-yoğurt-ananas-badem dörtlüsüyle yılın ilk gününe ödem atarak başlamanız mümkün. Yulaf, içerdiği beta-glukan sayesinde bağırsak hareketlerini arttırarak dolaşımın hızlanmasına ve ödemin atılmasına yardım ediyor. Yoğurt, probiyotik içeriğiyle sindirim ve bağırsak hareketlerini düzenliyor. Badem, içeriğindeki esansiyel yağ asitleri sayesinde metabolizmayı hızlandırıcı etki gösteriyor. Ananas da içeriğindeki bromelain ile ödemi etkili bir şekilde azaltmaya destek oluyor.

Sebze ağırlıklı hafif beslenin

Yılbaşı günü tüketilen yüksek enerjili besinlerin etkisini dengelemek için ertesi gün sebze ağırlıklı beslenin. Sebzelerin düşük enerji yoğunluğu, yüksek posa ve su içerikleri hem bağırsak hareketlerinizin etkili çalışmasını sağlıyor, hem de bir gün önce alınan yüksek enerjinin dengelenmesine yardımcı oluyor. Öğünlerinizde brokoli, karnabahar, lahana, pazı, ıspanak ve brüksel lahanası gibi mevsim sebzelerine yer verin. Bu sebzelere alternatif olarak mercimek ve nohut gibi kurubaklagiller ile hazırlayacağınız salataları da öğünlerinizde tercih edebilirsiniz.

Sağlıklı karbonhidratları seçin

Karbonhidratlar vücutta depolanırken aynı zamanda su tutuyorlar. Yılbaşı gecesi tercih edilen tatlı, hamur işleri ve şekerlemeler gibi basit karbonhidratların yüksek tüketiminden dolayı, vücut bu karbonhidratları sindirebilmek için daha fazla su tutabiliyor. “Bu durum vücutta ödeme yol açabiliyor” uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, “Ödem oluşumunu önlemek için karbonhidrat içeren ekmek, makarna, pilav, börek ve tatlı gibi besinlerin tüketimini ertesi gün kesin. Kan şeker regülasyonunuzu bozmamak için tam tahıllı kompleks karbonhidrat alternatiflerini tercih edebilirsiniz.” diyor.

Kahve yerine bitki çaylarını tercih edin

Yılbaşı gecesi tüketilen şekerli besinler ile alkollü içecekler şişkinlik ve hazımsızlık gibi sindirim problemlerine neden olabiliyor. Yeşil ve beyaz çay, yüksek antioksidan kapasiteleriyle ödem atmanıza ve vücut enerjinizin yükselmesine; rezene, şişkinliğinizin giderilerek sindiriminizin rahatlamasına; papatya ve melisa çayları ise yeni yılın ilk gününe daha sakin ve huzurlu başlamanıza yardımcı oluyor. Ayrıca yılbaşı gecesinden kalan yorgunluğunuzu azaltmak için kahve tüketiminizi arttırmayın. Zira kafein diüretik (idrar söktürücü) etkisi sebebiyle sık ve yüksek miktarda tüketildiğinde vücutta sıvı kaybına, bunun sonucunda ödeme neden olabiliyor.

Pause Dergi

Düşük kalorili diyetlerden kaçının

Yılbaşı gecesi değişen beslenme düzeninizle yüksek enerji yoğunluklu besinleri, gazlı ve alkollü içecekleri tüketmeniz metabolizma hızınızın yavaşlamasına neden olabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Burcu, şok diyet adı altındaki düşük kalori içerikli diyetlerin metabolizmanızın daha çok yavaşlamasına yol açabileceğine işaret ederek, “Gün içerisindeki uzun süreli açlıklar kan şeker regülasyonunuzun bozulmasına ve iştah kontrolünüzde güçlük çekmenize sebep olabiliyor. Bu nedenle gün içinde aç kalmamaya dikkat edin. Yılın ilk gününde metabolizmanızı canlandıracak bir beslenme düzeni sağlayın” diye konuşuyor.

Ara öğünde kefir tüketin

Kefir, probiyotik ve kalsiyum içeriğiyle mineral dengesini sağlayarak vücuttan ödem atan besinler arasında yer alıyor. Kefirin içeriğindeki antioksidan özellik gösteren bileşenler hücreleri oksidatif hasara karşı koruyarak vücut direncini arttırıyor. Bu etkisi sayesinde, yeni yılın ilk günü tüketeceğiniz kefir ile vücut enerjinizi arttırabilirsiniz. Kefirin yüksek protein içeriği gün boyunca tokluk hissinizin oluşmasına yardımcı olarak ana öğünlerdeki iştah ve porsiyon kontrolünüze de destek verecektir.

Yürüyüş yapın

Yılbaşı gecesi besin ve alkol tüketiminde porsiyon kontrolü kaçabiliyor. Özellikle yüksek miktarda tüketilen alkollü içecekler kolaylıkla yağa dönüşerek depolanabiliyor. Yeni yılın ilk gününde yorgunluğunuzu bir kenara bırakıp hareketsiz kalmaktan kaçının. Zira, uzun süre hareketsiz kalmak vücuttaki lenf dolaşımını azaltarak ödeme yol açabiliyor. Yeni yılın ilk gününden başlayarak haftada toplam 150 dakika yapacağınız yürüyüşleri yaşam tarzı haline getirin.

Saçlarınızı taramakta bile güçlük çekiyorsanız… Dikkat!

Saçlarınızı taramakta bile güçlük çekiyorsanız… Dikkat!

Saçlarınızı taramakta, yüzünüzü yıkamakta güçlük çekiyor musunuz? Merdiven çıkarken, yürürken veya oturduktan sonra kalkarken sorun yaşıyor musunuz? Düğme iliklemek veya yazı yazmak adeta ızdıraba mı dönüşüyor? Egzersiz yaptığınızda hızla yoruluyor, kaslarınızda ağrı hissediyor, idrar renginiz koyulaşıyor, solunum sıkıntısı yaşıyor musunuz? Siz de bu sorunlardan yakınıyorsanız, nedeni, kaslarda yol açtığı ‘güçsüzlük’ nedeniyle hayat kalitesini oldukça düşüren  ‘kas hastalığı’ olabilir!

Kas hastalıkları, kasın kendisinde ya da kasın içinde yer alan çeşitli protein ve yapılara bağlı olarak oluşan hastalıklar olarak nitelendiriliyor. Hemen her yaşta görülebilen kas hastalıkları, zamanla günlük yaşamı büyük oranda kısıtlayabilecek sorunlar oluşturan hastalıklar arasında yer alıyor. İlerleyen dönemde ciddi fonksiyon kaybı gelişiyor ve hasta yataktan çıkamaz hale gelebiliyor. Kas hastalıklarının sorumlusu henüz bilinmemekle birlikte, genetik faktörlerin ön planda olduğu belirtiliyor. Nadiren iltihabi/otoimmün hastalıklar, alkol ve kolestorol düşürücü ilaçlar, endokrinolojik  hastalıklar veya enfeksiyonlar nedeniyle sonradan da kas hastalıkları gelişebiliyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Uluç, doğru ve erken teşhisin kas hastalıklarında son derece önemli olduğuna dikkat çekerek, “Zira, kas hastalıklarını ne kadar erken tespit ederseniz, müdahale etme şansınız da o kadar yüksek oluyor. Hastaların yaşam kalitesini artırabiliyor, kendi işlerini yapabilir noktaya gelmesini sağlayabiliyoruz. Ayrıca eskiden özellikle genetik hastalıklardan kaynaklanan kas hastalıklarında çaresiz kalırken,  günümüzde bazılarının tedavi edilebilir olduğunu, örneğin hastalığa neden olan vücuttaki bazı eksik enzimleri yerine koyduğunuz zaman hastaların tekrar eski kas güçlerine kavuşabildiklerini biliyoruz.” diyor.

Prof. Dr. Kayıhan Uluç

Bu belirtiler varsa, dikkat!

Kas hastalıkları hangi kası tutarsa o kasta ‘güçsüzlük’ oluşuyor. Genellikle kol ve bacak kaslarını, bazı hastalarda da el, yüz, yutma ve göz kaslarını tutuyor. Kaslarda oluşan güçsüzlük nedeniyle fonksiyon kaybı başlıyor. Bazı hastalarda yakınmalara kas krampları, egzersizle artan yorgunluk, nadiren ağrılar da eşlik edebiliyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Uluç, kas hastalıklarında en sık görülen belirtileri şöyle sıralıyor:

  • Yürümekte güçlük çekmek, merdiven/yokuş çıkamamak veya inememek, oturduktan sonra kalkarken zorlanmak
  • Saçları taramak, yüzü yıkamak ve dişleri fırçalamak gibi kol kaslarının kalkıp inmesi gereken hareketlerde güçlük çekmek
  • Düğme ilikleme, fermuar çekme, yazı yazma, dikiş dikme, bir nesneyi tutabilme gibi ince el becerilerinde sorun yaşamak
  • Ayakların takılmasına bağlı olarak sık sık tökezlemek veya düşmek
  • Çift görme, göz kapaklarının düşmesi, yutarken güçlük çekmek, dili çevirmekte sorun yaşamak
  • Elleri sıktıktan sonra gevşetmekte zorluk yaşamak
  • Egzersiz yapınca, aç kalınca kaslarda güçsüzlük, ağrı ve gerginlik hissetmek, idrar renginde koyulaşma fark etmek
  • Solunum güçlüğü yaşamak

Genetik analiz ile tanı konulabiliyor!

Kas hastalıklarına tanı konulmasında hastanın öyküsü ve muayenesi büyük önem taşıyor. Bu nedenle hastanın ve ailesinin tıbbi geçmişi detaylı olarak sorgulanıyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Uluç,  “Hasta öyküsü, muayene, kan tahlilleri ile elektronöromiyografi (EMG) gibi yöntemleri birlikte kullandığımız zaman daha kolay tanı koyabiliyoruz” diyerek, şöyle devam ediyor. “Ayrıca eskiden kesin tanı için neredeyse tüm hastalarda biyopsi yöntemine başvuruyorduk. Günümüzde hızla gelişen genetik yöntemler sayesinde, bazı özel durumlar dışında, artık bu hastalıklara genetik inceleme ile tanı koyabiliyoruz”

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Uluç

Yaşam kalitesi yükseltiliyor

Kas hastalıklarının kesin bir tedavisi olmasa da yakınmaları hafifleten ve hastanın yaşam kalitesini yükselten tedavi seçenekleri mevcut. Günümüzde fizik tedavi, konuşma terapisi, solunum tedavisi, vücudun bağışıklık sistemini baskılayan ve kas kasılmalarını azaltan ilaç tedavilerinden oldukça başarılı sonuçlar alınabiliyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Uluç, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için öncelikle altta yatan nedenin belirlenmesi gerektiğine işaret ederek, “Özellikle gen tedavisinde çığır açan gelişmeler sayesinde, günümüzde genetik kaynaklı kas hastalıklarının tedavisinde umut vaat eden gelişmeler var. Artık belli genlere yönelik spesifik tedavilere başladık. Örneğin, bazı genetik hastalıklar vücuttaki çeşitli enzimlerin eksikliğine bağlı oluşabiliyor. Dolayısıyla yapılan tetkikler sonucunda altta yatan bir genetik hastalık tespit ettiğimizde, öncelikle enzimleri kontrol ediyoruz. Sorun enzim eksikliğinden kaynaklanıyorsa, eskiden tedavi edilemez olarak değerlendirilen o hastalığı sadece eksik olan maddeyi yerine koyarak tedavi edebiliyoruz” bilgisini veriyor.

Uykuda solunum durmasına dikkat!

Uykuda solunum durmasına dikkat!

Öğle yemeğinden sonra bastıran tatlı bir uyku, sinema ya da tiyatroda yavaşça gözlerinizin kapanması, konuşmacısı olmadığınız bir toplantıda uykunuzun gelmesi… Gündelik hayattan tanıdığımız sıradan davranışlar, değil mi? Ancak dikkat! Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan, nadiren olması halinde sorun yaratmayan bu gündüz uykularının, süreklilik göstermesi halinde ise beyin, kalp hastalıkları ve felce kadar giden sorunlara yol açan uyku apnesine işaret ettiğine dikkat çekiyor. Doç. Dr. Sertaç Arslan sağlıklı bir uykunun püf noktalarını anlattı, uyku apnesi (uykuda solunum durmaları) sorununuz olup olmadığını test edebilmeniz için 10 soruluk test hazırladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Sertaç Arslan

Bu kurallara dikkat!

Sağlıklı bir yaşam için sağlıklı bir uyku şart. Son yıllarda yapılan çalışmalar da yeterli ve kaliteli  uykunun önemini ortaya koyuyor. Oysa uykuda solunum bozuklukları, bilinçli olarak uyumamak (uyku deprivasyonu), uykuya dalamamak, yeterli süre uyumamak, uyku devamlılığını sağlayamamak ya da kaliteli uykuya engel olan sağlık sorunları gibi nedenler uyku kalitesini son derece olumsuz etkiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan, uyku kalitesini etkileyen dış faktörlerin düzenlenmesi ve uykuya elverişli ideale en yakın ortamın sağlanması yani uyku hijyeninin oluşturulması için bazı kurallara dikkat etmek gerektiğini belirterek “Uyunacak odanın uygun ısıda ve karanlık olması, ses yalıtımı sağlanması,  uyunacak odanın egzersiz ve televizyon izleme gibi aktiviteler için kullanılmaması, rahat uyku kıyafetleri giyilmesi, uyumaya gitmeden önceki birkaç saatte ağır egzersiz yapılmaması, uyku saatine yakın çay ve kahve tüketiminin sınırlandırılması, her gün aynı saatte uyunması, uyku öncesi tablet ve telefon gibi elektronik cihazların kullanılmaması kaliteli uyku için büyük önem taşıyor” diyor.

Hayati organları tehdit ediyor!

Uykunun solunum durmalarıyla (apnelerle) bölünmesinin; dinlendirici ve yenileyici bir uyku uyunabilmesini engellediği gibi apne anlarında kandaki oksijen seviyelerinin düşmesine bağlı olarak hayati organlarda oksijen yetersizliğine yol açtığını belirten Doç. Dr. Sertaç Arslan şöyle konuşuyor: “Beyin, kalp, karaciğer ve pankreas gibi hayati organların oksijenlenmesi bozulduğunda zaman içinde fonksiyonlarında da bazı aksaklıklar ortaya çıkıyor. Tedavi edilmemiş uyku apnesi hastalarında; erken yaşta yüksek tansiyon, kalp yetmezliği, hafıza sorunları, inme, kan şekeri kontrolünün bozulması, halk arasında gizli şeker denilen insülin direnci ve obezite gibi birçok sorun ortaya çıkabiliyor. Uyku apnesi hastalarının araç kullanırken trafik kazası yapma olasılığı da çok daha fazla oluyor!”

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan

Uyku testi evinizde de yapılabiliyor!

Uyku apnesi teşhisinde çeşitli testler olmakla birlikte tüm dünyada kabul gören ve ön plana çıkan bazı testler uyguladıklarını belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan, bu  testlerin bazılarının hastanede tek kişilik sessiz bir odada, bazıları da hastanın kendi evinde kendi odasında uygulanabildiğini söylüyor. Uyku apnesinin, uykunun hangi evrelerinde ortaya çıktığına, yatış pozisyonuyla ilişkisine ya da apneye neden olan soruna bağlı olarak farklı çeşitleri olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Sertaç Arslan, bu nedenle uyku apnesinin tedavisinde bu alanda tecrübeli uyku kliniklerinden, multidisipliner yaklaşımla tıbbi destek alınması gerektiğine dikkat çekiyor.

 10 soruda kendinizi test edin! Bu sorulara cevabınız evet ise…

Uykuda solunum bozukluklarının en sık belirtilerini horlama, tanıklı uyku apnesi (uykuda solunum durması) ve gündüz faaliyetleri sırasında uyku bastırması olarak sıralayan Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan, aşağıdaki sorulara vereceğiniz yanıtlarda ‘evet’lerin çok olması durumunda, uyku apnesi sorununuz olabileceğini belirterek, tecrübeli bir uyku bozuklukları kliniğine başvurmanız gerektiğini söylüyor. İşte 10 soruda uyku apnesi testi…

  • Öğle yemeğinden sonra uyku bastırıyor mu?
  • Sinema ve tiyatro gibi sessiz kalınması gereken ortamlarda ya da konuşmacı olmadığınız toplantılarda gözleriniz kapanıyor mu?
  • Birisiyle sohbet ederken bir anda uykunuz geliyor mu?
  • Televizyon izlemeye veya kitap okumaya başladığınızda hemen uyuyakalıyor musunuz?
  • Sıkışık trafikte arabayla dur-kalk ilerlerken uykunuz gelir mi?
  • Otobüs, tren, uçak gibi toplu taşıma araçlarında bir saatten uzun süren yolculuklarda uyuyor musunuz?
  • Uyurken horladığınızı söyleyen birisi var mı?
  • Hafızanızda zayıflama başladığını düşünüyor musunuz?
  • Eskisi kadar hızlı düşünemediğinizden mi şikayet ediyorsunuz?
  • İşlerinize ya da dikkat gerektiren konularda odaklanamama problemi yaşıyor musunuz?

Menopozu sağlıklı ve aktif yaşamak mümkün…

Menopozu sağlıklı ve aktif yaşamak mümkün…

Ateş basması, terleme, unutkanlık, uykusuzluk, ciltte yaşlanma, cinsel yaşam şikayetleri, depresyon… Menopozun ilk döneminde ortaya çıkan ve giderek artış gösteren bu yakınmalara zamanla kalp damar hastalıkları ve osteoporoz gibi çok daha ciddi sağlık sorunları eşlik edebiliyor. Ancak doğurganlığın sona erdiği dönem olan menopoz yaygın inanışın aksine hastalık değil, aslında yeni bir yaşama geçişin başlangıcı. Üstelik günümüzde tedavi ve doğru yaklaşımlarla sağlıklı ve oldukça aktif bir hayat sürmek mümkün oluyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Özge Kaymaz Yılmaz, menopoz tedavisinin amacının bu dönemde ortaya çıkan şikayetlerin giderilmesi, dolayısıyla kadının yaşam kalitesinin yükseltilmesi olduğuna dikkat çekerek, “Menopozdaki yakınmaların esas sebebi, östrojen eksikliği oluyor. Hormon replasman tedavisi östrojeni artırarak ve progesteronla dengeleyerek menopoz semptomlarını hafifletiyor. Bugün çekinceler devam etse de menopoz sonrası hormon kullanan sağlıklı kadınların, kullanmayanlara göre yüzde 20 oranında daha uzun yaşadıklarını biliyoruz. Kadınlar bu süreci bir kayıp değil, yeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul ettikleri ve sağlıklarına dikkat ettikleri takdirde, aktif yaşamlarına rahatlıkla devam edebilirler” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Özge Kaymaz Yılmaz, menopoz döneminde dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Dr. Özge Kaymaz Yılmaz

Hormon tedavisi için doktorunuza danışın

Menopozun tedavisinde, farmakolojik yöntem olarak, azalan östrojen ve progesteronu yerine koymak amacıyla hormon replasman yöntemine başvurulabiliyor. Tedavi özellikle sıcak basmaları, uyku bozuklukları, vajinal kuruluk, idrar yolu hastalıkları ve psikolojik sıkıntıları büyük ölçüde önlüyor veya hafifletiyor. Ayrıca osteoporoza bağlı gelişen kemik kırıkları, kalp damar hastalıkları, yaşla birlikte görülen bilişsel fonksiyon bozuklukları ve kalın bağırsak hastalıklarının riskini de azaltıyor. Dr. Özge Kaymaz Yılmaz, menopoz sonrası ilk birkaç yıl hormon kullanılmasının meme kanseri riskini pratikte arttırmadığına işaret ederek, “Ayrıca hormon kullanmayı bıraktıktan 5 yıl sonra da bu tedaviye bağlı risk sona ermiş oluyor. Hormon replasman tedavisi uygulanan kadınların takipleri de daha düzenli yapıldığı için erken tanı şansı daha fazla oluyor. Ancak tedavi süreci boyunca kullanılan hormonal ve destek takviyeler için mutlaka hekim gözetiminde kalmak gerekiyor” diye konuşuyor.

Düzenli sağlık kontrolü yaptırın

Menopoz döneminde sağlık kontrollerinizi düzenli yaptırmanız büyük önem taşıyor. Kemik erimesi, meme ile rahim kanseri, kalp ve damar hastalıkları gibi hastalıklara karşı rutin kontrollerinizi aksatmamanız erken tanı ve tedavi imkanı sağlıyor.

Yeterli ve dengeli beslenin

Yeterli ve dengeli beslenmek, bağışıklık sisteminizin güçlü kalmasına, menopoz dönemindeki fazla kilo alımlarını önlemeye ve kas – iskelet sisteminin bu dönemi hasarsız atlatmasına destek oluyor. Ayrıca vücuttaki metabolizma hızının yavaşlaması nedeniyle 50 yaşındaysanız kilo kontrolü için 30 yaşındaki bir kadına göre günlük olarak yaklaşık 200-250 kalori daha az enerji almanız gerekiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Özge Kaymaz Yılmaz, menopoz döneminde dikkat etmeniz gereken beslenme alışkanlıklarını şöyle anlatıyor.

Yüksek lifli besinler tüketin: Menopozda yaşanan sindirim sistemindeki değişiklikler kabızlık, hemoroid, reflü ve safra taşı gibi şikayetlerde artışa yol açabiliyor. Yüksek lifli besinler bağırsak hareketlerini ve emilimini düzenleyerek yarar sağlıyor. Arpa, çavdar, kahverengi pirinç, trüf, kinoa ile birlikte elma ile armut gibi meyveleri ve brokoli, havuç, ıspanak ile bürüksel lahanası gibi sebzeleri sofranızdan eksik etmeyin.

Sağlıklı yağlar önemli: Omega 3 yağ asidi, bağırsaklardan kalsiyum emilimini artırarak kalsiyumun kemikte birikmesini sağlamasının yanı sıra tüm hücre zarlarının sağlıklı ve genç kalmasını sağlıyor. Uskumru somon hamsi gibi balıklar ile keten tohumu ve chia tohumunu düzenli tüketmeyi alışkanlık edinin.

Proteini aksatmayın: Kemik gücü ve kas kütlesinin azalmasını engellemek veya geciktirmek için günde 1-1,2 gram protein almanız gerekiyor. Et ürünleri, baklagiller, yumurta ve süt ürünlerini düzenli tüketmeye özen gösterin.

Günde 4-5 porsiyon sebze-meyve şart: Sebze ve meyveyi düzenli tüketmeniz, içerdikleri zengin vitamin ve mineraller nedeniyle menopoz döneminde çok daha önem taşıyor. Her gün 4-5 porsiyon meyve ve sebze yemeyi ihmal etmeyin.

Kalsiyum çok önemli: Kemik erimesine karşı düzenli olarak süt, yoğurt peynir, kalsiyumdan zenginleştirilmiş ekmek veya gevrekler, maydanoz ve lahana gibi yeşil yapraklı sebzeler tüketin.

Sporu alışkanlık edinin

Düzenli spor ve egzersiz yapmak, menopoz döneminde pek çok önemli fayda sağlıyor. Kilo alımından korurken, osteoporozun (kemik erimesi) ilerlemesini de önlüyor. Aynı zamanda uyku rutinini düzenlemeye, kardiyovasküler sistem ile kan basıncında olumlu değişimlere ve sıcak basmalarının hafiflemesine yardımcı oluyor. Bunların yanı sıra psikolojik olarak daha iyi hissedilmesine de destek veriyor. Önemli bir sağlık probleminiz yoksa; yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme veya su egzersizleri gibi aerobik aktiviteyi haftada en az 150 dakika yapmanız öneriliyor. Ayrıca stretching ve denge egzersizleri de kas gücü ile esnekliği artırıyor.

Pause Dergi

Düzenli güneş ışığı şart!

Osteoporoz riskine karşı yeterli miktarda D vitamini almanız büyük önem taşıyor. Güneş ışınlarının yeryüzüne dik geldiği saatlerde 15-20 dakika güneşe çıkmayı alışkanlık edinin. Yağlı balıklar, yumurta, kırmızı et ve D vitamini ile zenginleştirilmiş gevrekler de fayda sağlayacaktır.

Sigara ve alkol kullanmayın

Sağlığımızı ciddi boyutlarda tehdit eden sigara ve alkol aynı zamanda menopoz döneminde sıcak basması şikayetlerini artırıyor. Alkolün kemik yıkımını artırdığı da yapılan araştırmalarda ortaya konmuş.

Çay ve kahveyi sınırlandırın

Menopozda mesane kapasitesinin azalmasıyla birlikte sık idrara çıkma sorunu yaşanabiliyor. Ayrıca östrojenin azalmasının kolajen dokuyu etkilemesi sebebiyle ürogenital bölgenin daha kuru, daha ince ve daha az elastik hal almasıyla gelişen idrar kaçırmanın önüne geçmek için sıvı alımınız 2 litreden fazla olmamalı. Çay ve kahve diüretik etkileri sebebiyle vücuttan su atılımına yol açıyorlar. Bu nedenle sıvı ihtiyacınızı su, süt ve ayran gibi sıvılardan karşılamaya özen gösterin.

Bitkisel takviyelere dikkat!

Menopoz döneminde dikkat etmeniz gereken bir başka önemli nokta da, bitkisel takviyelere gelişigüzel başvurmamak olmalı. Kırmızı yonca, dong quai (angelica sinensis), çuha çiçeği ve yabani yam (diascorea) gibi diyet takviyelerini, bilimsel kanıtlarının yetersiz olmaları ve yan etki risklerine karşı hekiminize danışmadan asla kullanmayın.                        

Unutkanlık ve odaklanamama sorunu yaşayanlar dikkat!

Unutkanlık ve odaklanamama sorunu yaşayanlar dikkat!

Zihniniz eskisi kadar berrak değil mi? Unutkanlık sorunları yaşıyor, bir şeye odaklanamıyor musunuz? Üzerinizde hep bir keyifsizlik ve isteksizlik hissi mi var? Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, bu ve benzeri sorunlarla kendini gösteren beyin sisi/beyin sislenmesinin, özellikle Covid-19 sonrası çok sık görülür hale geldiğini belirterek “Nörolojik bir sorun olan beyin sisi, bir başka deyişle beyin sislenmesi kısaca zihin yorgunluğu olarak tanımlanabilir. Kafa karışıklığı, unutkanlık, odaklanamama, dikkatin ve konsantrasyonun sürdürülememesi, zihinsel işlevlerde eskiye göre yavaşlama ve problem çözme yetisinde güçlük gibi bilişsel belirtilerle kendini gösteren beyin sisi, bir hastalık değil bulgular bütünüdür. Başka bir deyişle farklı tıbbi durumlara veya hastalıklara eşlik eden zihinsel fonksiyon bozukluğudur” diyor. Yapılan araştırmalara göre, Covid-19 geçiren her 100 kişiden, hastalıktan sonra en az 30’unda beyin sislenmesi görüldüğünü, bu oranın 50’lere çıkabildiğini söyleyen Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, beyin sisi/beyin sislenmesi hakkında bilinmesi gereken 4 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Prof. Dr. Neşe Tuncer

Beyin sisi en çok bu bulgularla kendini gösteriyor!

Özellikle düşük enerji veya yorgunluk, huzursuzluk, kaygı, sinirlilik, depresyon, uyku bozukluğu (uykusuzluk veya aşırı uykululuk), baş ağrısı, zihin bulanıklığı, unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü, dikkat eksikliği, odaklanma güçlüğü, motivasyon kaybı, isteksizlik ve kafa karışıklığı beyin sisi/beyin sislenmesinin en çok görülen bulgularını oluşturuyor.

Beyin sisinin kalıcı olmaması için!

Beyin sisinin tedavisinin nedene göre yapıldığını belirten Prof. Dr. Neşe Tuncer şöyle konuşuyor: “Öncelikle beyin sisine neden olan durumların araştırılması, varsa hormon bozuklukları ve vitamin eksikliklerinin tedavi edilmesi gereklidir. Covid-19 enfeksiyonu sonrası görülen beyin sisini önlemenin tek yolu, Covid-19’dan korunmak ve aşı ile bağışıklık sağlamaktır! Ayrıca sağlıklı beslenme, günde en az 7-8 saat kesintisiz, kaliteli uyku, olumlu düşünmek, stresi azaltmak, varsa depresyonun tedavisi, günlük düzenli egzersiz, açık havada yürüyüş, zihni çalıştıracak ama aynı zamanda keyif verecek aktiviteler yapmak, bilgisayar ve cep telefonunda daha az zaman harcamak, gün içinde mola vermeyi ihmal etmemek zihin berraklığını kazanmayı sağlamanın başlıca yollarıdır. Covid-19 ağır geçmemiş ve beyinde kalıcı bir yapısal tahribat yapmamışsa veya altta yatan nörolojik bir hastalık yoksa beyin sisi geçici oluyor. Ancak ileri yaş ve önceden bunaması olan hastalarımızdaki zihinsel kötüleşme kalıcı da olabiliyor.”

Beyin sisine bu etkenler yol açabiliyor!

Beyin sisinin; özellikle depresyon, kaygı bozukluğu, kronik yorgunluk sendromu, uykusuzluk, stresli yaşam, tiroit hastalıkları, B12 vitamini eksikliği, hormonal bozukluklar, menopoz, ağır kalp, akciğer ve sistemik hastalıklar ile bazı ilaçların yan etkisi olarak görülen klinik bir durum olduğunu belirten Prof. Dr. Neşe Tuncer, görülme sıklığının özellikle son yıllarda Covid-19 pandemisi ve Uzamış Covid Sendromu ile birlikte ciddi ölçüde artış gösterdiğini söylüyor. Prof. Dr. Neşe Tuncer; yapılan araştırmalara göre, Covid-19 geçiren her 100 kişiden, hastalıktan sonra en az 30’unda beyin sislenmesi görüldüğünü, bu oranın 50’lere çıkabildiğini belirtiyor.

Pause Dergi

Uzamış Covid Sendromu’nun önemli bir göstergesi!

Beyin sisinin oluşmasında; kişinin bağışıklık mekanizmalarının virüse verdiği yanıt, hastalığın oluşturduğu iltihabi durum, damarsal faktörler ve beynin koruyucu sistemlerinin kırılması gibi pek çok neden üzerinde durulduğunu söyleyen Prof. Dr. Neşe Tuncer “Covid-19’u hafif bulgularla atlatan kişilerde de beyin sislenmesi görülebiliyor ve bazı şikayetler aylarca devam edebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımıyla Sars CoV-2 enfeksiyonu geçirdikten sonra ilk üç ay içinde ortaya çıkan ve en az iki ay süren, başka bir nedenle açıklanamayan bulguları tanımlayan Uzamış Covid Sendromu’nun önde gelen bulgularından biri beyin sislenmesidir. Uzamış Covid Sendromu’nda bulgular 4-12 hafta sürebilir hatta altı aya kadar uzayabildiği gösterilmiştir.” diyor.