Fiko “Zor diye bir şey yoktur! Yeter ki onu doğru planlamayla, parçalara bölmeyi bilelim”

Fiko “Zor diye bir şey yoktur! Yeter ki onu doğru planlamayla, parçalara bölmeyi bilelim”

Fiko “Zor diye bir şey yoktur! Yeter ki onu doğru planlamayla, parçalara bölmeyi bilelim”

Marka restoranlarımızın arttığı, şeflerimizin ise markalaştığı bir dönemdeyiz. Aslında bu konuda markalaşmak hiç de kolay olmuyor. Gönülden adanmışlık, belki de çocuk yaşta mesleğe girmek ve hatta aileden genetik özellikler taşımak gerekiyor. Bodrum’da ve İstanbul’da misafirlerinden gördüğü ilgi ve övgüyle popülaritesi yükselen modern ocakbaşı, damak tadına düşkün misafirlerinin beklentisini başarıyla karşılıyor. Misafirlerine sundukları lezzetlerle sadece damakta değil akıllarda da yer eden Fiko Restoranı bu ay dergimizde mercek altına alıyoruz. Yerel ürünlerimizi üst noktaya taşıyan, fermantasyon ve dinlendirme gibi özel teknik gerektiren usullerin titizlikle uygulandığı mekanın şefi sevgili Fikret Aydoğdu; oluşturmak istediği mutfağı kurmuş… Hedeflediği başarıyı da yakalamış. Ama yine de Ar-Ge çalışmalarına ara vermeden devam ediyor. Misafirlerini lezzetli yemeklerle ağırlarken onlara nedenli değer verdiğini, lüksü, oluşturduğu atmosfer eşliğinde hissettiriyor. İşin sırrını, tadını tuzunu, başarısını ve hedeflerini Fiko Restoranın kurucu ortaklarından, aynı zamanda yönetici şef Fikret Aydoğdu’ya sizler için sorduk. Keyifli okumalar.

Meslek hayatınıza nasıl başladınız?

Meslek hayatıma kardeşim Uğur’la 12 yaşlarda babamın yanında, bulaşıkhane başta olmak üzere mutfak, salon ve bütün departmanları yaşayıp deneyimledik. Babamın özel değerlere sahip yapısından dolayı, bizlere bu işin ahlakını yol pusulası edinmemizi sağladı, babamla aramızda sadece işveren ve işçi diyaloğu vardı, asla baba oğul torpilini yaşayamadık. Bu da bize, süreçte iyi bir işveren ve işçi psikolojisine sahip olmayı sundu.

Konseptiniz ocakbaşı konseptinin dışında. Nasıl karar verdiniz, oluşturdunuz?

 

Restorancılık aile mesleğimiz olduğu için, artık genlerimize kadar işlenmiş. Bunun avantajlarını  kullanarak, yeme içmeyi de seven biri olarak yurtdışı başta olmak üzere birçok lezzeti ve mekanı deneyimledim. Dünyanın yeme içme merkezleri olan New York – Londra ve Dubai’de dikkatimizi çeken, “ paylaşım konseptinin trend” olmasıydı. Yemek kültürü bu kadar geniş ve köklü olan mutfağımızın bu trendin içinde bir markasının olmaması bizi harekete geçirdi. Japon ve Asya mutfaklarından  Nobu, Zuma, Hakkasan , Novikov gibi markalar Fransız mutfagından Le Petıt Maison , Peru mutfagından Coya , İtalyan mutfagından Chipriani varken bu ligde dünyaya kendimizi modern şık atmosferimizle yerleşmek istedik. Ocakbaşına modern dokunuşlarla Z Kuşağının’da beklentisine ve zamanın ruhuna uygun hale getirmeyi projelendirdik.  Bu konsept Fiko’nun çıkış noktası oldu. Bu başarıda geri planda ciddi bir Ar- Ge ve takım çalışması var. İşimizi tesadüfe ve popülariteye bırakmadık.  Lezzetli, genç bir restorant olsun istedik. Müziklerimiz atmosföre göre etnik eskimeyen zamansız şarkıların yeni coverları (şarkıyı dijital modern eklemler yapmak) ile çalmasını istedik, açıkçası güncel hedef kitlemizin beğenisini yakalamaktı amacımız. O yüzden Ocakbaşı’ndan daha fazlası olduğumuzu düşünmek bizim bu işte  ki temel felsefemizdi.  Şunu da dile getirmesem büyük haksızlık yapmış olurum  Bu oluşumun arkasında her metre karesinde canım kardeşim Uğur’un vizyonu ve kurgusu olmuştur.

Şuan İstanbul ve Bodrum’un en popüler restoranlarından birisiniz. Yurtdışına açılmayı da düşünüyor musunuz? Düşünüyorsanız nerede? Kariyer planlamanızda neler var?

Yurtdışı için çalışmalarımız var. Ama öncelikle süreçlerimizi planlamaktayız, markamızı yurtdışında aynı kalitede hizmet vermesi, doğru hedef kitleye ulaşması için satın alma, ürün tedariki, çoğu ürünlerimiz lokal Türkiye’den ürünler, onların temini ve saklama koşulları hassas detaylar) bunlar için çalışmalarımız sürmekte. Ortaklarımızı seçerken de aynı hassasiyet içindeyiz, marka ve vizyonumuza uygun kişilerle iletişimdeyiz, pazarlama ve marka bilinirliğimiz içinde yurt dışından güçlü bir kaç pr ve brand development (gelişmiş) şirketler ile toplantılarımız olmakta. Kebap bilindiği üzere Ortadoğu’ ya hitap etse de biz Dubai’de, Zuma ve Hakkasan gibi markalar liginde misafir kitlelerine ulaşmayı hedeflemekteyiz. Bunun için repütasyonu güçlü yabancı şeflerden menümüz ve konseptimiz ile ilgili bir çalışma yapmalarını isteyeceğiz. Yurtdısı için ocakbaşı, etnikden öte daha güçlü daha genç ve dinamik bir yapıyla, geniş bir yelpaze sunmayı düşünmekteyiz.

Tabi birde maalesef hayatımıza giren Covid-19 süreci var, zaman içinde paket servisinin önemi ve gerekliliği üstünde daha çok durmamızı sağladı. Bu da bizleri yeni bir konsept oluşturmamıza itti, yakın zamanda FİKO EKSPRES  ile çiğ ve sıcak paket servisimiz ile   misafirlerimizin beklentilerini karşılamaya devam edeceğiz.

Son birkaç yıldır marka restoran ve şeflerimiz artmaya başladı. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?

Değişen dünyada gelişen bir ülkeyiz, bilinçli bilgili ve vizyonlu bir nesil geliyor, ürettiklerini ortaya koydukça doğru ve güzel yapılan işler toplumda karşılığını buluyor. Türkiye’ de çok genç insanımız var hepsinin hayalleri ve hedefleri var. Buna birde el becerisi ve vizyon eklenince sonuç olumlu ilerlemekte. Ülkemiz adına daha çok değerler çıkarmamız gerektiğini düşünüyorum.

 Müşterilerle elinizden geldiğince birebir de ilgilenmeye çalışıyorsunuz. Bu sizin için zor olmuyor mu?

Açıkçası zor tabi… Bu kaçınılmaz, mesleğin doğasında var. Bir o kadarda keyifli!  Misafirin gözlerinde ve söylemlerinde kendilerini dost çatısı altında hissettirdiğimi gördüğümde o zor gurur verici bir keyfe dönüşmekte. Hep ekibime şunu söylerim!  Zor diye bir şey yoktur yeter ki onu doğru planlamayla parçalara bölmeyi bilelim.

 Sizce başarının sırrı nedir?

Başarının sırrı bence herkesin aksine kendini hep eksik görmek ve iyi bir ekip çalışmasındadır.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir