Fulya Gündoğdu, “Hayalim Türkiye’nin Kokusu’nu hazırlamak”

Hayalim Türkiye’nin Kokusu’nu hazırlamak

 

Fulya GÜNDOĞDU

BAŞLIK: Hayalim Türkiye’nin Kokusu’nu hazırlamak…

İnsanlar; tutku ile bağlanabilecekleri işi yaparak hayatlarında bir yol çizerlerse mutlaka başarılı olurlar. Ben kendimi ruhen ve bedenen bu iş için yaratılmış gibi hissediyorum.

Sevgili eşim Doğan Gündoğdu;  Fiolas’ın marka yolculuğunda yanımda olan en büyük destekçim. Doğan beyi her yönüyle örnek alırım… O benim; hem rol modelim, hem ruh ikizim, hem diğer yarım.

Ruhlarımızın bedenimizle buluşmasını beklemeye gittik. Buradaki insanların ritmi çok yavaş… Yürüyüşleri, hareketleri her şey yavaş… Hiçbir şey bizdeki gibi telaş içinde yapılmıyor. Dinginlik her şeyin içinde var.  Bu çerçeveden bakınca; Phuket doğru bir tercih oldu.

Fuarlara katılıyorum. Bir Türk markası olarak hem ülkemi anlatıyorum. Hem de markamı tanıtıyorum.  Pazar araştırmaları yaptırıyorum.  En önemlisi de işimi bilerek ve konusunda uzman olan bir ekiple hayallerimi gerçeğe dönüştürüyorum.

Firmaların verdikleri kurumsal bilgileri inceleyip, hedef kitlelerine kadar araştırıp, satış potansiyelini artıracak çeşitlilikte imza koku yapıyoruz.

 

 

Hayalim Türkiye’nin Kokusu’nu hazırlamak…

Şahane bir kadın…  Mücadeleyi seviyor, sabırlı ve cesaretli…  Özel hayatındaki saygınlığını ve mesleğinde itibarını yüksek ihtimamla koruyarak, kendini sürekli geliştirerek uzmanlık alanında tutkuyla ilerliyor. Çocuklarını dünyaya getirdiğinde ara verdiği iş hayatına, “Fiolas” adını verdiği markasıyla dönen genç girişimci sevgili arkadaşım Fulya Gündoğdu bu ayki PAUSE City’s dergimizin kapak konuğu…  Altı yıldır emek verdiği markasına ait çalışmalarını, küresel boyutta sürdürmeyi hedefleyen kadın girişimci Fulya Gündoğdu; yaptığı işin bir tarafında mutlaka kadınlara ve çocuklara destek olmayı kurumsal sosyal sorumluluk prensibi gereği atlamıyor. Mücadeleden, seçtiği alanda tutkuyla çalışmaktan, iş etiğinden vazgeçmemiş özgüveni yüksek kadınların, evlerinden çıkıp, gerçek bir girişimci olarak ekonomiye katkı sağlayabileceğinin altını çiziyor. Bunları söylerken; insanların tutku ile bağlanacakları kokular üzerinde çalışmalarını sürdürdüğünü anlatıyor. Hatta hayalinde öyle bir koku var ki; işte o  “Türkiye’nin kokusu “ olarak ev kozmetiği sektöründe tüm dünyayı sarsın istiyor. Üzerinde  “Made in Turkey” yazan her şeyi çok önemsediğini bundan gurur duyuyor.   Sevgili Fulya ile yaptığımız söyleşide; İş hayatını, ailesini, markasını ve sömestr tatilinde gittiği Phuket seyahatini konuştuk…  Keyifle okumalar dileriz.

Bu macera nasıl başladı? Macera diyorum çünkü borsa, finans derken mesleğini kenara bırakıp, tutkunun yolunda ilerlemen cesaret gerektiren bir tercih diyebilir miyiz?

Kolay bir değişim değil ama yıllardır kendimi koku ve özellikle ev kozmetiği alanında tutku ile geliştirim. Güzel kokuyu çok seven bir insan olarak, sağlık açısından kokulu ortamlardan alerjik astım hassasiyetim sebebiyle uzak duruyordum.  Ancak; kendi evinizde uzak durabilirsiniz ama bu gün her yerde koku var.  Yolculuk yaptığınız araçtan, konaklama alanlarına kadar, bekleme alanlarından, çalışma mekânları, ev dışı tüketimin olduğu eğlence, dinlence, sağlık, eğitim ve benzeri alanların tamamında koku kullanılıyor.  İster istemez maruz kalıyorsunuz… Öyleyse; “ bu işe kafa yormalıyım” dedim ve işe giriştim.

 

İnsanlar; tutku ile bağlanabilecekleri işi yaparak hayatlarında bir yol çizerlerse mutlaka başarılı olurlar. Ben kendimi ruhen ve bedenen bu iş için yaratılmış gibi hissediyorum.  Sektör değiştirmek cesaret işi… Ancak; tutku varsa inanın cesaret sizi buluyor ve harekete geçiriyor zaten.  Bir de başıma iş açmayı seviyorum galiba…  Kendi kendime rahatlık vermeyen bir yapım var.

 

Başınıza iş açmak ne demek? Kendinize nasıl rahatlık vermiyorsunuz?

Değişime ve gelişime açık bir yapım var.  Var olandan farklı ne yapabilirim diye çok araştırım, düşünürüm. Örn. Öyle nitelikli bir iş oluşturmalıyım ki ilgi duyduğum bu konuda; geri dönüşümü olsun, organik olsun ama var olmayan bir yapıda olsun gibi hedeflerle yola çıkarım. Disiplinli ve çok çalışmayı severim. İş günü çalışırım hafta sonunda çalıştığım çok olur. Çocuklarım ve eşimle çokça hafta sonu Pazar günümü ofiste geçirdiğimi bilirim.  Oysaki insanların birçoğu tatil günlerini ayaklarını uzatıp dinlenmeyi ve veya keyfince eğlenceli etkinliklerle geçirmeyi tercih eder.. Doğal olanı da bu… Ama ben çalıştıkça daha da mutluluğu artan, çalışırken dinlenen bir yapıdayım. Belki de dinlenme şeklim böyle ki seviyorum..

 

En iddialı yanı nedir Fiolas’ ın?

Dünya koku devlerinin satın alma merkezleri Fransa ve İspanya’dan gelen alerjen içermeyen organik esans ham maddeleri, %100 doğal alkolle işlenerek ve el yapımı cam ambalajlarıyla ‘eco friendly’ niteliğiyle tüketiciye sunuyor olmamız diyebilirim. Kokuya olan ilgim ve merakım sonunda beni ciddi bir ekiple Ar-Ge çalışmaları noktasına taşıdı. Tamamı organik malzemelerden kendi üretimimiz olması…

 

Fiolas’ın anlamı ne? Ne satıyorsunuz? 

Markamızın adı; mitolojide “güç ve ışık anlamına geliyor”. Tamamı organik malzemelerden ürettiğimiz ev kozmetiği kapsamında; mum, diffuser, kolonya, oda spreyi ve pozitif enerji spreyinin yanı sıra, sıvı sabun ve kremi kapsayan kişisel bakım seti Fiolas’ın ana ürün grubunu oluşturuyor.

 

Fiolas ile başlayan marka yolculuğunuzda en büyük destek kimden geldi?

Sevgili eşim Doğan Gündoğdu…  O benim diğer yarım ve her konuda en büyük destekçim. Yoğun iş hayatı döneminde Doğan beyi her zaman hayranlıkla izledim. Yüksek sabrı, vazgeçmeyen sağlam karakteri,  iş hayatının farklı durumlarındaki tutum ve davranışları, ekibini yönetmesi, vefalı tutumu gibi pek çok yaşanana şahit oluyordum. Bu anlamda yaşadıklarım bana çok şey kattı. Ayrıca; Fiolas yolculuğumda eşim;  atacağım adımların sağlam olması için yoluma ışık tuttu. Markam; böylesine başarılı bir tecrübenin öğretileri ile kuruldu.  Bu sebepledir ki; hep ileriye bakıyorum. Ekip olarak da böyleyiz. Hayallerimizi gerçeğe dönüştürmek bizim ruhumuzdan bedenimize yaptıklarımıza taşınan motivasyon. Türkiye’ nin kokusunu üretmek hayali ile çalışmalar yapar bir noktaya geldim.  Eşime tüm kalbimle ve başarılarımla minnettarım.

 

Hayal kurmayı seviyorsunuz…

Hayaller olmadan insanlar nasıl düşüncelerini gerçeğe dönüştürebilir ki…

Hayal dünyanız ne kadar genişse, o kadar büyük bir istekle hayalinizi gerçeğe dönüştürüyorsunuz. Yani ben im yapım bu şekilde işliyor. Çocuklarıma da aşılıyorum. Hayalleri ne kadar büyük olursa çalışma istekleri de o kadar yoğun oluyor.

 

Ne güzel bir ailesiniz?… Ailenizden bahsederken gözleriniz ışık ışık oluyor.  Phuket seyahatinize de çocuklarla beraber ailece bir arada olmanız pozitif enerjinizi daha da güçlendirmiştir.

Aynen dediğiniz gibi… Karneler alındı. Güzel karnelere olabildiğince güzel ödüllendirmeler gerek. Bizim en güzel ödülümüz; zaman buldukça ailecek birlikte vakit geçirmek. Çocuklar; yoğun bir eğitim döneminin ilk ara tatilindeler. Çocuk deyip geçemiyorum çok ciddi mesai harcıyorlar. Okul sonrası ve hafta sonları eğitimleri oluyor.  Ev çalışmaları veya tekrarları yoğun geçiyor…  Tatil dönemi bizim için berber olmak, birbirimize uzun uzun vakit ayırmak ve ailecek aktiviteler yapmak, enerji depolamak için keyifli bir fırsat.

 

Neler yaptınız, nasıl geçti?

Bisiklet sürdük, yeşilin kaç tonu vardı sayamadığım muhteşem bir doğa ortamında yürüyüşler yaptık. Çocuklarımın deyimiyle çiçek ve koku araştırması yaptık. Eşim yoğun çalıştığı dönemlerde veya şimdi çocuklarla vakit geçirmeye hep özen gösterir. Bizleri hiç ihmal etmez. Sevgisini hep çok yoğun hissederiz. Bu konuda çok şanslıyız. Böyle okul tatillerinin olduğu, bir arada geçirdiğimiz zamanlarımız ise ailece en kıymetli zamanlarımız.

 

Phuket’e gitmenizin özel bir sebebi var mı?

Ruhlarımızın bedenimizle buluşmasını beklemeye gittik. Buradaki insanların ritmi çok yavaş… Yürüyüşleri, hareketleri her şey yavaş… Hiçbir şey bizdeki gibi telaş içinde yapılmıyor. Ruhumuz çok geride kalırken, beyin beden kilometrelerce ileriden koşuyor. Günümüz insanın en büyük derdi bu… Doğal olarak burada bir dinginlik var…  Bu bakımdan Phuket; bizim için doğru bir duraklama yeri oldu.

 

Bildiğim kadarıyla Fiolas markasının ambalajlarından, tasarımlarına, sunumundan satış pazarlamasına kadar her yerindesin?

Doğru, işimin her aşamasında varım. Yurtiçi ve yurtdışında kurslara katıldım. Okuyorum, seminerlere katılıyorum, Fransa’da, İtalya’da, İsviçre’de konun uzmanlarıyla görüşüyorum.  Fuarlara katılıyorum. Bir Türk markası olarak hem ülkemi anlatıyorum. Hem de markamı tanıtıyorum. Araştırıyorum, inceliyorum. Pazar araştırmaları yaptırıyorum. Her şeyi nabız yoklaması ile sürdürüyorum. En önemlisi de işimi bilerek ve konusunda uzman olan bir ekiple hayata geçiriyorum. O zaman da durum öyle bir hal alıyor ki; firmaların hedef kitlesine kadar araştırıp, satış potansiyelini artıracak çeşitlilikte imza koku yapıyoruz.

 

En iddialı hayaliniz nedir diye sorsam?

Sınırları aşıp Türk kokusunu dünyaya yaymak, “bunu yapabilir miyim” diye hayalini kurmak, inançla ve istekle bu konu için vakit ayırıp Ar- GE’sini emek vermek. Her gün üretmek duygusunun verdiği  umutla güne başlamak, heyecan duyarak çalışmak; ekibimi, ailemi çocuklarımı bile heyecanlandırmak kendimi iyi hissettiriyor. Özellikle bir ülkenin kimliğini taşıyabilecek ağırlıkta bir marka olması için zaman tüketmek, Türkiye’nin kültüründen ve doğasından ilham alarak ev kozmetiğinde “ Türkiye’nin Kokusunu” hazırlamak bugüne kadar ki en iddialı hayalim.  Bu kokunun tüm dünyada made in Turkey olarak tanındığını görmek gibi değerleri çok önemsiyorum. Neden olmasın? Ülkemizin bu sektörde dünya markası çıkarabilecek teknoloji ve insan kaynağı mevcut.  Niye üretmeyelim?… Neden dünyanın ilk beş yüz markası içinde olmayalım? Üretmek ekonomiye güç katar. Ben bir kadın girişimci olarak her fırsatta dile getiriyorum; bizim kadınlarımızın ruhunda çalışkanlık, dayanıklılık var. Evlerinde veya evlerinden çıkarak, ne yapabiliyorlarsa o konuda ilerlesinler.  Dünyada kadın nüfus oranın geçtiğini hep duyarım. Düşüne biliyor musunuz bu rakamın yarısı iş dünyasına dahil olduğunda ülkemizde oluşabilecek dayanışmanın gücünü? Böyle bir şeyin hayalini düşünmek bile insanı nasıl güzel heyecanlandırıyor…

 

Bu tip ürünler üreten başka markalar yok mu?  Markanız için sizce günümüzdeki en büyük tehlike nedir?

Elbette var. Olmalıdır da… Ama benim markam gibi tamamen organik olmaya odaklanmış, sadece ürün sunmakla kalmayıp, bu işi bir “koku dünyasına” dönüştürmüş olabilme konusunda tekiz.  Ciddi bir yaşam tarzı yerleştirme tasarımı yapıyoruz. Farkındalık oluşturuyoruz.  Biz öylesine tutkuyla yapıyoruz ki bu işi; gelecek dönemde “koku” tutkusunun eğitimlerini, psikolojik faydalarını, Filos kullanıcısı ve ya kullanıcı adayı olarak gördüğümüz kurum ve kuruluşların kullanıcılarına, iç ve dış müşterilerine anlatmayı ajandamıza aldık. Koku merakı olanlar, gelişime ve değişime destekleyecek sürprizlerimizi beklesinler.   Diğer soruya gelince; bana göre günümüzün en büyük tehlikesi bir markanın “ imaj tehdidine” yenik düşmesidir. Fiolas bu tehdide yenik düşmeden, modern ve özgün adımlarla yoluna devam ediyor olması, çağımızın markalar açısından en büyük tehdide karşı galip gelme başarısıdır.

 

Türk kokusu… Bir markanın DNA’sında ülkesinin yer alması zengin bir içerik sağladığı kadar, doğru kimlik yaratmayı zorlaştırabilir de aslında… Bunu nasıl hazırlamayı düşünüyorsunuz?

Her zaman ülkemin kendi özelliklerini daha fazla öne çıkarmamız  gerektiğini düşünürüm. Osmanlı’dan günümüze, temizlik, güzellik, güzel koku sürme, alanlarda kullanma günümüze kadar gelen toplumsal özelliklerimizdir. Fiolas’ın modern ve özgün bir marka olması kolaylık sağlıyor. Çünkü imaj tehdidinden etkilenmiyoruz.  Bu sebeple; ürünlerin kalitesi, kendilerine özgün tasarımı ve işlevsellik, üzerinde durduğumuz en önemli unsurlar oluyor. Örneğin mumlarımız…  Yaktığınızda çırasının çıkardığı çıtır çıtır sesler bir şöminenin yanındaymış gibi kendinizi hissetmenizi sağlayabiliyor. Mum tamamen yanıp eridiği zaman krem olarak kullanabiliyorsunuz. Bu sevdiğiniz bir kokunun daha uzun süreli sizinle birlikte kalması demek. Tıpkı kurumsal bir kimlik gibi kokunun da kimliği vardır. Onu doğru belirleyecek şekilde ürün guruplarımızı hazırlıyoruz. Bir Türk markasının ve Türk ürünlerinin çok farklı uluslar tarafından kullanılarak dünyaya yayılmasını hayal ettim, hedefledim… “Made in Turkey’ etiketi benim için çok değerli, bizim için çok önemli. Markamızın ürünleri; her zaman yaşadığımız coğrafyanın içinden seçtiğimiz detayları kendi beğenilerimizi, zevkimiz doğrultusunda rafine ederek günümüze uyarlamamızın sunumu olmuştur.

 

Mumlar eridiğinde krem olarak kullanılabiliyor dediniz. Nasıl bir şey anlatır mısınız?

Yaptığımız iş müşteri odaklı… Ancak; bizim için eş değer bir odağımız daha var. O da kurumsal sosyal sorumluluk çalışması olarak gördüğümüz tercihlerimizin olması. Hazırladığımız mumların krem haline dönüşebilmesi için satın aldığımız ham madde sayesinde dünya genelinde kimsesiz çocukların eğitimine katkıda bulunmanın yanı sıra, kadınlara da istihdam sağlıyoruz. Çırayı aldığımız uluslararası firma, tarımı desteklemek adına çiftçiye yardım ediyor ve yılda 10 bin ağaç dikiyor. Bunu yıllık cirosunun yüzde 10’uyla hayata geçiriyor. Sosyal sorumluluk anlamında markamız için önemli bir tutum. Mumların eridiğinde krem haline dönüşmesi, haliyle ürünümüzü daha fonksiyonel kılıyor.

 

Girişimcilik ruhu işte böyle bir şey sanırım?

Evet… Kendi kendinizi rahat bırakmayan bir yapınız varsa aslında girişimci bir ruha sahipsiniz bir an önce bunun fakına varmak önemli. Özellikle kadınların iş hayatına daha fazla katılımı ekonomimiz için gereklilik. Düşünün iş gücüne neredeyse toplumun yarıdan fazlasının katkısı… Bütün bu süreçlerdeki öğrenimlerim; düşüncelerim, hayallerim ve en önemlisi de “ heyecan ve inancım” insanın girişimci tarafını harekete geçiren çok önemli duygular. Eğer doğru işi, doğru insanlarla yapıyorsanız   yolunuzun çok açık ve uzun olacağı artık küresel bir gerçek. Hedeflerimizi ekibimle birlikte koyduk, birlikte büyütüyoruz.

 

Nasıl bir iş insanısınız?

Dinlemeyi ve hızlı karar almayı seviyorum. İş hayatında ileriye bakmayı seviyorum. İnsanız… Hata yapabiliriz. Hatanın olabileceğine inanırız ama tekrarını yaşamak istemem. Kabul etmem. Bunu hiç sevmem.  Açık konuşmaktan yanayım her zaman, profesyonel bir iş yapıyoruz sonuçta. Herkesi olduğu gibi kabul edip mesafemi de buna göre ayarlarım. Bir işi yaparken de; gerek kişisel gerek marka boyutunda nasıl bir etki ve fayda yarattığımıza çok dikkat ederim. Ortaya çıkan sonuca ne anlam ifade ettiğini çok ciddi önemserim. Notumu alırım. Bunlar Eşim Doğan beyden edindiğim, iş hayatımda beni başarıya taşıyan öğretiler

 

Modayı takip eder misiniz? Kişisel olarak moda ile aranız nasıl? Kendi modanızı kendiniz mi tasarlarsınız?

Modayı takip ederim ama kendi seçtiğim kıyafetlerin içinde kendimi hissetmek benim için önemli. kişisel tarzımı, beğenilerimi, tavrımı tamamlamalı. Böyle olunca zaten kendi tarzım var olan modayla örtüşebiliyor da, hiç alakasız ama çok beğenilen, övgü toplayan bir hal de alabiliyor.

 

Beslenmenize dikkat ediyor musunuz?

Elbette…  Ailecek sağlıklı beslenmeye, sağlıklı yaşamaya özen gösteriyoruz. Her sabah düzenli yürürüm. Açık havada yürüyüş vaz geçilmez tutkum. Fırsat buldukça çocuklarla doğa yürüyüşleri yapıyoruz.  Phuket’te her sabah ailecek bu keyfimizi de yaptık.

 

Rol modeliniz var mı?

Eşim…  Doğan Gündoğdu… Dürüst, sevgi dolu ve tam bir ev insanı, iş insanı, aile babası, arkadaş, dost, sevgili… Her yönüyle örnek alırım kendisini… Hem rol modelim, hem ruh ikizim, hem diğer yarım.

 

Süper gücünüz olsaydı ne yapardınız?                                                                             

Öncelikle insanlara ama en çok da kadınlara; mücadeleden, seçtiği alanda tutkuyla çalışmaktan, iş etiğinden vazgeçmemiş özgüveni yüksek kadınların, evlerinden çıkıp, gerçek bir girişimci olarak ekonomiye katkı sağlayabileceklerini anlatmak isterdim. Düşünsenize neredeyse toplumun yarıdan bile fazlası… Nasıl güzel bir güç birliği ve kadın erkek dayanışması olurdu.

 

Sizce başarının sırrı nedir?                                                                                                                              İnanmak. Hayal etmek. İnandığın hedefe doğru prensipli bir şekilde kendini geliştirerek yol almak.   Takım arkadaşlarını doğru seçmek.

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir